Afganistan'a büyük yatırımlar yapan Hindistan'ın Taliban ile ilişkilerinin geleceği tartışılıyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Afganistan'a büyük yatırımlar yapan Hindistan'ın Taliban ile ilişkilerinin geleceği tartışılıyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Pakistan ile rekabet içerisindeki Hindistan, Taliban ülkeyi kontrol etmeden önce, ABD destekli Kabil hükümetinin yönetimindeki Afganistan'a üç milyar dolardan fazla yatırım yaptı.
ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından ülkede ciddi yatırımları bulunan Hindistan'ın, Taliban yönetimi ile ilişkilerde nasıl bir yol izleyeceği ve yatırımlarına devam edip etmeyeceği tartışılıyor.
TRT World'de yayınlanan "Hindistan, Taliban kontrolündeki Afganistan'da yatırımlarını koruyabilir mi?" başlıklı habere göre, Pakistan ile rekabet içerisindeki Hindistan, Taliban ülkeyi kontrol altına almadan önce, ABD destekli Kabil hükümetinin yönetimindeki Afganistan'a üç milyar dolardan fazla yatırım yaptı.
Hindistan'ın, Afganistan'ın tarihi kenti Herat'ta bulunan Salma Barajı gibi hidroelektrik projelerinden 2015 yılında Kabil'de yeni Afgan parlamentosunun inşasına kadar ülkenin altyapısının yeniden ıslahı için önemli çabalar sarf ettiği aktarıldı.
Ancak Yeni Delhi'deki karar vericilerin, Taliban'ın kontrolü altında olan Afganistan'daki Hindistan yatırımlarının geleceği konusunda atacağı adımların belirsiz olduğu vurgulandı.
Yeni dönemde iki ülke arasındaki ilişkilerin tamamen kontrolden çıkabilme riskinin de olduğunu söyleyen İngiltere merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde Güney Asya Uzmanı Dr. Dawood Azami, "Hindistan, Afganistan'ın en büyük destekçilerinden biri oldu ve ülkeye mali yardım, yollar ve barajlar gibi çok ihtiyaç duyulan altyapı projelerinin inşası ve binlerce Afgan öğrenciye burs sağlanması dahil olmak üzere çeşitli şekillerde yardım etti" şeklinde konuştu.
Hindistan'da dış politika uzmanlarının ve yetkililerin çoğunun, Taliban'ı Pakistan'ın vekalet gücü olarak değerlendirdiği ve bu nedenle Hindistan'da Narendra Modi hükümetinin Taliban'la ilişki kurmasının oldukça zor olduğu aktarıldı.
Amerikan düşünce kuruluşu Carnegie Endowment'ın Hindistan şubesi tarafından geçen yıl hazırlanan bir raporda ise Hintli yetkililerin, Pakistan istihbaratı ile yakın bağları nedeniyle Taliban ile doğrudan ilişki kurmanın fayda getirmeyeceğine inandığına yer verildi.
Nitekim Hindistan Genelkurmay Başkanı Bipin Rawat'ın, geçen hafta ABD-Hindistan ilişkilerine dair yapılan bir toplantıda, "Şu anki Taliban, 20 yıl öncekinin aynısı" şeklinde konuştuğu belirtildi.

Hindistan ile Afganistan ilişkilerinin geleceği
Ancak Hindistan'ın Taliban algısının Afganistan'daki değişen koşullar ışığında hızla değişebileceğini iddia eden Azami, "İki taraf arasında geçmişteki gerginlik göz önüne alındığında, Hindistan'ın Taliban ile başa çıkması kolay olmayacak. Ancak Hindistan, Taliban ile ne kadar çok ilgilenirse, onları etkileme şansı o kadar artar" ifadelerini kullandı.
Azami, Taliban'ın dış dünyayla ve özellikle de Hindistan dahil olmak üzere bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmak istediğine inandığını söyleyerek, Taliban'ın siyasi ve ekonomik ilişkiler aracılığıyla yatırım getirmeyi ve bölgesel ticareti artırmayı umduğunu belirtti.
Öte yandan, Carnegie Endowment tarafından hazırlanan raporda da Hindistan hükümetinin Taliban ile ilişki kurması konusunda çağrıda bulunduğu hatırlatıldı.
Rapora katkı sunanlardan biri olan Azami, Hindistan ile Taliban liderliğindeki Afganistan arasındaki karşılıklı ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerin faydalı olacağını ve Taliban'ın Hindistan ile 'ticari, kültürel ve ekonomik ilişkiler' kurma arzusunu zaten dile getirdiğini söyledi.
Azami, Hindistan'ın, Afganistan'ın en büyük ticari ortaklarından biri olduğuna değinerek, Hindistan'a ihraç dilen Afgan kuru meyvelerinin ve diğer tarım ürünlerinin her yıl Afgan çiftçilere yüz milyonlarca dolar kazandırdığını belirtti.

Hindistan'ın güvenlik endişeleri
Hindustan Times'a konuşan CIA'nın Güney ve Güneybatı Asya'daki eski terörle mücadele şefi Douglas London, Hindistan'ın, Taliban'ın Afganistan'ı ele geçirmesinden endişe duyması gerektiğini iddia etti.
London, Hindistan, Pakistan ve diğer bölgesel güçlerin bölgede ortaya çıkabilecek daha fazla istikrarsızlığı engellemek için güçlerini birleştirmesi gerektiğini aktararak, "Sadece zamanlamanın doğru olmadığından endişeleniyorum, çünkü Hint hükümeti Hindistan'daki Müslüman topluma elini uzatmadı ve bu nedenle muhtemelen Pakistanlılar veya Çinlilerle uzlaşmaya başlamak için yeterince güçlü bir konumda değil" dedi.
Hindistan'ın kuzey sınırındaki Keşmir ihtilafına da değinilirken, Taliban'ın başlangıçta çatışmaya müdahale etmeyeceğini ancak daha sonra sözcülerinden birinin "Keşmir'deki Müslümanlar için seslerini yükselteceklerini" söylediği aktarıldı.
Tüm bu koşulların da Hindistan'ın Pakistan ile güçlü bağları olan Taliban'ı bir güç olarak kabul etmesini zorlaştırdığı belirtildi.
Azami, Yeni Delhi hükümetinin Afganistan topraklarının Hindistan'a karşı kullanılmamasını istediğini söyledi.
Afganistan'da görev yapmış eski bir ABD askeri subayı olan Ioannis Koskinas ise Taliban'ın devraldığı Afganistan'ın, Hindistan'a yönelik tehditleri artırdığını savunurken, Taliban'ın zaferinin Keşmir'deki savaşa psikolojik ve operasyonel destek sağlama olasılığı taşıdığını söyledi.
Hint hükümetinin, Hindistan Alt Kıtasındaki El Kaide konusunda "farkında olması" gerektiğine dair yorum yapan Koskinas, "Taliban'ı zaferinden dolayı tebrik ettiler. Hindistan Alt Kıtasındaki El Kaide'nin militanları veya ideolojik olarak uyumlu grupları zaten Taliban için savaşıyor" diye konuştu.

Ekonomik çıkarlar
Hindistan'ın, güvenlik endişelerine rağmen Afganistan'da başka çıkarlarının da varlığına işaret eden Azami, Hindistan'ın, ayrıca Afganistan'ın yer aldığı Güney Asya ile Orta Asya'yı birbirine bağlayan stratejik bölgede ticaret, enerji ve yatırımlarla bölgesel bağlantıları geliştirmeyi hedeflediğini belirtti.
Azami, Hindistan'ın, ekonomik kalkınmanın yanı sıra Çin'in bölgede yükselen etkisine karşı bölgesel müttefikler aradığını aktardı.
Ancak Afganistan'da Çin ile rekabet etmenin Hindistan için biraz zor olabileceğinin altı çizildi. Zira Hintli yetkililer, Taliban'la görüşme konusunda tartışmaya devam ederken, Çin'in grupla zaten güçlü bağlar kurduğu vurgulandı.
Ayrıca, pek çok analistin, Çin'in, Taliban üzerinde diğer ülkelerden çok daha fazla etkili olacağını düşündüğü belirtildi.
Buna karşın, Hindistan'ın, Afganistan ile ilişiklerinde kültürel bağlara değinen Azami, "Hindistan tarihsel olarak Afganistan'ın yakın bir müttefiki ve ortağı olmuştur. Hindistan bu ikili ilişkileri ve medeniyet bağlarını canlı tutmak istiyor" şeklinde konuştu.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.