11 Eylül'ün ardından geçen 20 yıl: Başlangıç noktasına dönüş

New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
TT

11 Eylül'ün ardından geçen 20 yıl: Başlangıç noktasına dönüş

New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)

Bugün 2001’de gerçekleşen 11 Eylül Saldırıları’nın 20’inci yıl dönümü. Dünya, El Kaide'nin ABD'ye düzenlediği saldırılardan bu yana çok değişti. ABD, 20 yıl önce "El Kaide'nin saldırısına" karşı başlattığı "terörizme karşı savaşta" yadsınamaz sonuçlar elde etti. ABD, topraklarında yeni bir 11 Eylül'ün yaşanmasını önlemeyi başardı. El Kaide"nin başını ve üst düzey liderlerini ortadan kaldırdı. Ancak bugün karşılaşılan manzara, işlerin 20 yıl öncesine, başlangıç ​​noktasına döndüğünü gösteriyor.
ABD başarısızlığını kabul ederek Afganistan'dan çekildi. Taliban yeniden iktidara geldi. Peki, gerçekten de 20 yıl öncesine mi dönüldü?
11 Eylül Saldırıları gerçekten dünyayı değiştiren bir olaydı. Dünya artık eski dünya değildi. O günün sabahında gökten uçak yağmuru yağdı. Kaçırılan uçaklar intihar araçlarına dönüştürüldü ve New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ile Washington yakınlarındaki Pentagon'a saldırı düzenlendi. Bir diğer uçak ise Beyaz Saray’a ulaşamadan Pensilvanya’da düştü.

Pentagon karargahı da 11 Eylül'de saldırıya uğradı (EA)
Bu, Japonların 1941 yılında Pearl Harbor'a düzenlediğinden bu yana ABD topraklarına yönelik en kötü saldırıda yaklaşık 3 bin kişi öldü. Tıpkı Japon saldırısının Amerikalıların İkinci Dünya Savaşı’na girmesine sebep olduğu gibi 11 Eylül Saldırıları da Washington yönetiminin “teröre karşı küresel savaş” başlatmasına yol açtı. O sırada Taliban, 11 Eylül Saldırıları’na karışan El Kaide’li misafirlerini iade etmeyi reddetti. Bu nedenle ABD, Afganistan'ı işgal etti ve 2001'in sonunda Taliban yönetimini hızla devirdi.
Aslında ABD sadece Taliban yönetiminden kurtulmakla kalmadılar; aynı zamanda başka ülkelerde saldırı düzenlemeyi planlayan ve Afganistan'ı bir eğitim merkezi olarak kullanan birçok grubun kamplarını da ortadan kaldırdı. El Kaide, Nairobi ve Darüsselam'daki ABD büyükelçiliklerine saldırılmasında ve Aden'deki Cole muhribinin bombalanmasında olduğu gibi, önceki eylemleri sırasında kendisine her zaman bir sığınak sağlayan arka üssü Afganistan’ı kaybetti. Örgütün liderlerinin çoğu öldürüldü. Bir kısmı Pakistan'a kaçtı. Kaçanların çoğu Pakistan ve ABD istihbaratı tarafından yakalandı. El Kaide liderlerinin diğer kısmı da Devrim Muhafızları’nın kendilerine ikamet ve koruma sağladığı İran'a geçti. El Kaide lideri Usame bin Ladin de hayatta kalanlar arasındaydı. Afganistan’ın Tora Bora Dağları’ndan Pakistan'a kaçtı. ABD’nin onu Abbottabad şehrinde bulduğu ve Mayıs 2011'de öldürdüğü operasyonu düzenleyene kadar yıllarca saklanarak yaşadı.

İtfaiyeciler ve sağlık görevlileri, Ticaret Merkezi kulelerinin molozları arasında kurbanları arıyor (EPA)
ABD, Bin Ladin'in ortadan kaldırılmasından önce örgütün onlarca üst düzey liderini öldürdü, onlarcasını da tutukladı. ‘Terörizme karşı savaşa’ katılan düzinelerce ülkenin yardımıyla örgütün dünyanın dört bir yanındaki hücrelerini dağıttı. Ancak 2011 yılına gelindiğinde kendilerini terörizme karşı bitmeyen savaşların bataklığına giderek daha fazla saplanmış buldular. Daha da kötüsü öyle görünüyordu ki ABD’liler, bazen kendilerini kendi yaptıkları bataklıkta boğuluyorlardı.
ABD için en tehlikeli durum ise Irak'ta yaşandı. Muzaffer ABD 2003 yılında, Afganistan'daki savaşı henüz yeni başlatmışken Saddam Hüseyin'i devirmek için Irak’ı işgal etti. Bu işgali ile rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğunu ve El Kaide ile bağlantısı bulunduğunu haklı göstermeye çalışsa da iki suçlamanın da yanlış olduğu sonradan ortaya çıktı. İşgalin sonuçlarından biri de Saddam'ın devrilmesi ve onu asmaktan çekinmeyen Irak'ın yeni yöneticisi ABD’ye teslim olmasıydı. Saddam'ın düşüşü, 1980’lerde yaşanan ve sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı sırasında Tahran'da üslenen hizipler aracılığıyla, İran'ın batı komşusu üzerindeki hegemonyasını genişletmesini kolaylaştırdı. Ayrıca Saddam'ın düşüşü, Irak'ın, daha sonra ‘DEAŞ canavarının’ da ortaya çıktığı, El Kaide’ye bağlılıklarını ilan eden aşırılık yanlısı grupların pençesine düşmesine de kapı araladı.

Amerikalılar Brooklyn Köprüsü'nde (AFP)
ABD, Irak’tan çekilmesini Aralık 2011'de tamamladı. Ülke, söz konusu dönemden itibaren kendisine bağlı veya sadık bir dizi hizip ve parti aracılığıyla tamamen İran'ın etkisi altına girdi. Bu geri çekilme, Tunus'tan başlayıp Mısır'a, ardından Libya'yı aşarak Suriye ve Yemen'e ulaşan, Arap dünyasını kasıp kavuran bir devrim dalgasıyla aynı zamanda meydana geldi. Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali rejiminin düşüşü büyük ölçüde İslamcıların düzenlediği iç halk baskısının bir sonucuyken Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Albay Muammer Kaddafi rejimlerinin düşüşü ise Barack Obama yönetimi sırasında, ABD'nin doğrudan katılımıyla gerçekleşti. Mübarek'in durumunda ABD baskısı siyasiydi. Zira Obama, Mısır Cumhurbaşkanı’nın istifa etmesi konusunda en hevesli yabancı liderlerden biriydi. Kendisine ‘derhal istifa etmesi gerektiğini’ söyledi. Öyle de oldu. Kaddafi’nin durumunda ise ABD, Fransızlarla ve İngilizlerle iş birliği yaparak Kaddafi’nin ordusunu yok eden ve Ekim 2011’de muhaliflerin onu yakalayıp idam etmesine imkan sağlayan bir hava saldırısına öncülük eden askeri bir müdahalede bulundu.

Saddam'ın Düşüşü: Amerikalılar 2003'te Irak'ı işgal etti ve Saddam Hüseyin'i devirdi (Getty)
Sözde ‘Arap Baharı’ devrimleri, kökleri yıllardır iktidarda olan rejimlerin devrilmesine yol açtı. Ancak bu durumdan kaynaklanan boşluk, ölümün eşiğine gelen El Kaide'ye, Bin Ladin ile birinci ve ikinci kademe üst düzey liderlerinin öldürülmesinden sonra hayat öpücüğü verdi. El Kaide ve diğer silahlı gruplar, saklanmak ve faaliyetlerini sürdürmek için merkezi hükümetlerin yetkisi dışında alanlara ihtiyaç duyduğundan birçok ülke, “baharın” siyasi İslam gruplara imkan sağlamasının avantajını kullanarak aşırılık yanlılarının kendilerini yeniden inşa etmeleri için ideal arena oldu. Bunların başında da siyaset sahnesinin ön saflarında yer alan Müslüman Kardeşler geliyor. Ancak El Kaide"nin dönüşü, bir zamanlar Irak’ta El Kaide liderliğindeki bir ittifakın parçası olan, kendisine Irak ve Şam İslam Devleti (DEAŞ) diyen bir örgüt şeklinde, ‘El Kaide”den bile daha kanlı bir canavarı’ beraberinde getirdi.
DEAŞ ilk olarak İran'a bağlı Şii grupların liderliğindeki Irak'taki yeni yönetimin tarafından dışlandığını hisseden Irak'ın Sünni şehirlerinde ortaya çıktı. DEAŞ, özellikle aşırılık yanlılarının Devlet Başkanı Beşar Esed’e karşı devrim dalgasının devam etmesiyle, rejimin benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldığı milyonlarca barışçıl protestoyla Suriye'ye gelen “bahardan” da yararlandı.

Ortadoğu'da olayların başladığı Muhammed Buazizi Meydanı (AFP)
2014 yılına gelindiğinde Irak ve Suriye'nin büyük bir kısmı, lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi Levant'tan Mezopotamya'ya uzanan sözde bir ‘devlet’ üzerinde ‘halife’ ilan eden DEAŞ’ın eline geçmişti.
‘DEAŞ’ın halifesinin’ ve örgütün gerçekleştirdiği katliamlar, çekilmesinden birkaç yıl sonra kendisini Irak'a dönmek zorunda bulan ABD liderliğinde, DEAŞ’a karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasına yol açtı. Koalisyon, Iraklıların DEAŞ’ı Irak’ın büyük şehirlerinden çıkarmalarına, aynı zamanda Suriyeli silahlı grupların (özellikle Kürtlerin) DEAŞ’ı Suriye'deki ana kalelerinden kovmasına yardımcı oldu.

Amerikalılar 2011'de El Kaide lideri Usame bin Ladin'i öldürdüğü yer (Reuters)
2019'a gelindiğinde DEAŞ, çöllerdeki ve ıssız dağlardaki birkaç nokta dışında Suriye ve Irak'ta ortadan kayboldu. ABD yıl bitmeden, Bağdadi’nin Suriye'nin İdlib kentindeki sığınağına düzenlediği operasyonla DEAŞ liderini öldürdü. ‘DEAŞ halifesinin’ ortadan kaldırılması örgüte sembolik de olsa bir darbe vurdu. Ancak tehlikesini sona erdirmedi. Zira DEAŞ'ın kolları ve yalnız kurtları tüm dünyaya yayılmış ve uzun yıllar El Kaide’nin oluşturduğu korkudan daha büyük bir güvenlik endişesi haline gelmişti.

Suriye rejimi düşmedi ama savaş Suriye şehirlerini harabeye çevirdi (AFP)
Suriye, DEAŞ'ın 2019'da ortadan kaldırılmadan önce savaştığı son noktaydı. Aslında söz konusu tarihe kadar Suriye, 2015'ten itibaren Rusya'nın desteğini arkasında bulan Esed rejiminin saldırılarıyla harap bir ülke haline gelmişti. Ayrıca Esed rejiminin kendisi de o kadar zayıflamıştı ki birçok aland kontrolü büyük ölçüde İran ve Tahran’le bağlantılı milislere veya kendisine iç ve dış koruma sağlayan Rus desteğine bağlıydı. Esad rejiminin zayıflığına rağmen günümüzde artık rehabilitasyon süreci başlamış görünüyor. Çünkü birçok kimse zayıf da olsa bir rejimin bulunmasının, çok daha kötü manzaralara sebebiyet verecek yokluğundan daha iyi olduğunu düşünüyor.

Ağustos 2021... Taliban savaşçıları 20 yıl sonra Kabil'e geri döndü (AFP)
ABD’nin son yirmi yılda terörizme karşı savaş bataklığına saplanmış olması, uzun yıllardır kendisine rakip olan ülkeler için kendilerini öne çıkarmak ve hafife alınmaması gereken bir rakip olduğunu göstermek için bir fırsat doğurmuş gibi görünüyor. Elbette bu konuda Rusya öne çıkıyor. Rusya, uzun süredir, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ve eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in iktidarı yıllarında giderek azalan uluslararası siyasetteki etkisini tekrar canlandırmak için kendi istihbarat servislerinden gelen Vladimir Putin tarafından yönetiliyor. Bugün Ruslar, Ukrayna, Suriye ve Kırım'da olduğu gibi doğrudan askeri müdahaleyle veya birçok Afrika ülkesinde yaptığı üzere Rus güvenlik şirketleri aracılığıyla dolaylı olarak müdahalede bulunuyor. Dünyanın birçok yerinde kendisini Amerikalılara rakip olarak empoze ediyor. Ancak Rus ekonomisi, Kremlin'in ve yeni ‘çarı’nın hırslarını engelleyen büyük bir zayıflık olmaya devam ediyor.
Diğer yandan ‘Çin ejderhası’, ABD’nin dünya çapında bitmeyen savaşların bataklıklarına saplandığı yıllarda daha görünür bir biçimde ortaya çıktı. Çinliler, ülkelerini bir tür ‘dünya fabrikasına’ dönüştürerek geçmiş yıllarda eşi görülmemiş başarılar elde etti. Böylece ekonomileri bugün ABD’nin en büyük rakibi olacak noktaya geldi. Çinliler bu başarıyı büyük ölçüde yumuşak güç (yoksul ülkelere krediler ve yardımlar) kullanarak elde ederken ABD’liler ise ekonomilerini tüketen askeri savaşlarla meşguldü.

Afganistan'dan bir görüntü (AFP)
ABD, Afganistan'dan çekilmeye karar verdiğinde özellikle Çinli rakipleriyle yüzleştikleri bugün bir sır değil. ‘Medeniyetler mezarlığı’ olan Afganistan’dan çıkmalarının, kendilerine Çin ejderhası daha fazla büyümeden ve durdurulması zor hale gelmeden pençelerini koparmaya fırsat vereceğini umuyorlar. ABD’nin Kabil’den ‘aşağılanmış’ bir şekilde çıkması, başlangıçta ülkeye girmesine yol açan terörist grupların Afganistan üzerindeki emellerini gerçekleştirmeleri için de harekete geçmelerine yol atı. Birçok terör örgütü, tıpkı 11 Eylül 2001’den önce olduğu gibi Afganistan’a dönerek Taliban rejimi altında yaşamak istiyor. Afganistan’ın yeni yöneticisi Taliban ise bugün misafirlerinin 20 yıl önce yaptıklarını tekrarlamasına izin vermeyeceğini söylüyor.



Trump: Gazze barış konseyi 'kuruldu'

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump: Gazze barış konseyi 'kuruldu'

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün, Filistin topraklarındaki savaşı sona erdirmek için ABD'nin planında duyurulan Gazze için bir “barış konseyi” kurulduğunu açıkladı ve Mısır, Türkiye ve Katar'ın desteğiyle Hamas ile kapsamlı bir silahsızlanma anlaşmasına varılacağını belirtti.

Trump şunları belirtti: “Barış Konseyi başkanı olarak, Konsey'in Yüksek Temsilcisinin desteğiyle, geçiş döneminde Gazze'yi yönetmek üzere yeni atanan Filistin teknokrat hükümetini ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesini destekliyorum.”

Trump, Truth Social platformunda “Barış Konseyi'nin kurulduğunu duyurmaktan büyük onur duyuyorum” dedi ve konsey üyelerinin listesini “yakında” açıklayacağını belirtti.

“Bu konseyin, şimdiye kadar herhangi bir zamanda veya yerde kurulmuş en büyük ve en prestijli konsey olduğunu teyit edebilirim” ifadesini kullandı.

Konseyin kurulması, savaş sonrası Gazze Şeridi'ni yönetmek üzere 15 üyeli bir Filistinli teknokrat komitesinin kurulacağının açıklanmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti.

Komite, Trump'ın başkanlık yapması beklenen Barış Konseyi'nin denetimi altında faaliyet gösterecek.

Plan ayrıca, bölgede uluslararası bir istikrar gücü konuşlandırılmasını ve Filistin polis birimlerinin eğitilmesini öngörüyor.

Hamas'ın siyasi kanadında görevli Basem Naim, İstanbul'da konuşuyor... 5 Aralık 2024 (AP)Hamas'ın siyasi kanadında görevli Basem Naim, İstanbul'da konuşuyor... 5 Aralık 2024 (AP)

Hareketin lideri Basem Naim dün yaptığı açıklamada, “top artık arabulucuların, Amerikan garantörün ve uluslararası toplumun elinde. Komiteye yetki vermek için harekete geçmeleri gerekiyor” dedi.

ABD destekli Gazze barış planı 10 Ekim'de yürürlüğe girdi ve Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e saldırısı sırasında esir aldığı tüm rehinelerin geri dönmesine ve kuşatma altındaki bölgedeki savaşın sona ermesine olanak tanıdı.

Gazze yönetim komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Gazze yönetim komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Filistinli inşaat mühendisi Ali Şaas, teknokrat komiteyi yönetmek üzere seçildi ve yıkıma uğramış Filistin bölgesinde yeniden inşa sürecinin ilk aşamasını yönetmek gibi zor bir görevi üstlenecek.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre 2015'in başından 2020'nin sonuna kadar BM'nin Ortadoğu barış süreci özel temsilcisi olan Bulgar diplomat Nikolay Mladenov'un Barış Konseyi'nin saha operasyonlarını yönetmesi bekleniyor.

Bulgar diplomat Nikolay Mladenov (AFP)Bulgar diplomat Nikolay Mladenov (AFP)

Axios'a göre, konseye katılması beklenen ülkeler arasında Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İtalya, Suudi Arabistan, Katar, Mısır ve Türkiye bulunuyor.

ABD'nin Ortadoğu özel temsilcisi Steve Whitkoff'a göre, çarşamba günü yürürlüğe giren planın ikinci aşaması Gazze Şeridi'nin “yeniden inşasını” öngörüyor.

Öte yandan Trump, gümrük vergilerinin ABD ekonomisinin elde ettiği “fantastik finansal rakamların” ardındaki neden olduğunu vurgulayarak, ABD'nin ulusal güvenliğinin bugün en güçlü durumda olduğunu ifade etti.

Trump,"Tarifelerden neredeyse hiç enflasyon olmadan yüz milyarlarca dolar topladık ve bugün açıklanan finansal veriler muhteşem. Ülkemiz hiç bu kadar iyi durumda olmamıştı" ifadelerini kullandı.


İran’da protesto dalgası yavaşladı: ABD 800 idamın askıya alındığını duyurdu

İran’da protesto dalgası yavaşladı: ABD 800 idamın askıya alındığını duyurdu
TT

İran’da protesto dalgası yavaşladı: ABD 800 idamın askıya alındığını duyurdu

İran’da protesto dalgası yavaşladı: ABD 800 idamın askıya alındığını duyurdu

İran’daki protestoların ivmesi bugün (perşembe) görece azaldı. Bir insan hakları örgütü, protestoların başlamasından bu yana en az 3 bin 428 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, dün İran’da “öldürmelerin durduğunu” ve idamların uygulanmasına yönelik bir plan bulunmadığını söylemesinin ardından, bugün de öldürmelerin tamamen sona ermesini umduğunu ifade etti.

Bu gelişmeler yaşanırken, İran Savunma Bakanı Aziz Nasirzade, “karışıklıkları planlayan ve uygulayanların izlendiklerini bilmeleri gerektiğini” söyledi. Açıklamalar, Tahran’ın protestolara İsrail ve ABD’nin destek verdiği yönündeki yaygın suçlamaları eşliğinde geldi.


Grönland tartışması büyüyor: Birleşik Krallık anlaşma için devreye girecek

Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
TT

Grönland tartışması büyüyor: Birleşik Krallık anlaşma için devreye girecek

Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'a müdahale tehditleri devam ederken, Avrupa ülkeleri adaya askeri personel konuşlandırıyor. Birleşik Krallık'ın ise anlaşma için arabuluculuk yapmak istediği belirtiliyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın uluslararası hukuku hiçe sayan tavrının "Avrupa'nın ABD'ye askeri güvenlik için bağımlılığını gözler önüne serdiği" belirtiliyor.

Amerikan özel harekatçılarının 3 Ocak'ta Venezuela'ya baskın düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının Avrupa'da "sağır edici bir sessizlikle karşılandığına" da dikkat çekiliyor.

Analizde, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer'ın Grönland meselesinde ABD'yle anlaşma yapmaya çalışacağı yazılıyor.

Eski Almanya Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanı Habeck, Guardian'da pazartesi yayımlanan yazısında, Grönland'a Avrupa Birliği (AB) üyeliğine geri dönme teklifinde bulunulması gerektiğini belirtmişti. Ayrıca ABD'nin tehditlerinin savuşturulması için kapsamlı bir yatırım paketi sunulmasını istemişti.

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı. Ada ülkesi, balıkçılık haklarını geri kazanmak için AB'nin önceli olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'ndan 1985'te ayrılmıştı.

Washington'ın işgal tehditleri sürerken Almanya, İsveç, Fransa ve Norveç ada ülkesine askeri personel gönderiyor.

Kanada ve Fransa, Grönland'ın başkenti Nuuk'ta konsolosluk açmayı da planlıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Grönland'da halihazırda görev yapan askerlerin gelecek günlerde "hava, deniz ve kara yoluyla güçlendirileceğini" söyledi.

Almanya Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada da Berlin yönetiminin, Danimarka'nın daveti üzerine 15-17 Ocak'ta diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte Grönland'da keşif çalışmalarına katılacağı belirtildi.

NATO ülkelerinin ittifaka üye diğer ülkelere eğitim, ortak tatbikat ve keşif çalışmaları için asker göndermesi olağandışı bir durum değil.

Ancak CNN'in analizinde, Avrupa ülkelerinin zamanlamasının "NATO'da benzeri görülmemiş bir gerginliğin yaşandığı dönemde bir dayanışma göstergesi olduğu" yazılıyor.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ve Grönlandlı mevkidaşı Vivian Motzfeldt, dün Washington'da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yla bir araya geldi.

Rasmussen, toplantının ardından yaptığı açıklamada "Hâlâ temel anlaşmazlıklarımız var ancak görüşmelere devam edeceğiz" dedi.

Danimarka Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen de ABD'nin Grönland'a askeri müdahalede bulunmasını "hayal bile edemediğini" söyleyerek, bunu "varsayımsal bir durum olarak" gördüğünü belirtti.

Grönland ve Danimarka defalarca Trump'ın adayı alma söylemlerine karşı çıktı. Ancak ABD Başkanı, Çin ve Rusya'ya ait denizaltı ve diğer savaş gemilerinin Grönland çevresinde konuşlandığını belirterek adayı ABD toprağına katmanın "ulusal güvenlik meselesi olduğunu" iddia ediyor. 

Independent Türkçe, Guardian, CNN