11 Eylül'ün ardından geçen 20 yıl: Başlangıç noktasına dönüş

New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
TT

11 Eylül'ün ardından geçen 20 yıl: Başlangıç noktasına dönüş

New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)
New York'taki İkiz Kuleler, 11 Eylül 2001 sabahı saldırının hedefi oldu (AFP)

Bugün 2001’de gerçekleşen 11 Eylül Saldırıları’nın 20’inci yıl dönümü. Dünya, El Kaide'nin ABD'ye düzenlediği saldırılardan bu yana çok değişti. ABD, 20 yıl önce "El Kaide'nin saldırısına" karşı başlattığı "terörizme karşı savaşta" yadsınamaz sonuçlar elde etti. ABD, topraklarında yeni bir 11 Eylül'ün yaşanmasını önlemeyi başardı. El Kaide"nin başını ve üst düzey liderlerini ortadan kaldırdı. Ancak bugün karşılaşılan manzara, işlerin 20 yıl öncesine, başlangıç ​​noktasına döndüğünü gösteriyor.
ABD başarısızlığını kabul ederek Afganistan'dan çekildi. Taliban yeniden iktidara geldi. Peki, gerçekten de 20 yıl öncesine mi dönüldü?
11 Eylül Saldırıları gerçekten dünyayı değiştiren bir olaydı. Dünya artık eski dünya değildi. O günün sabahında gökten uçak yağmuru yağdı. Kaçırılan uçaklar intihar araçlarına dönüştürüldü ve New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ile Washington yakınlarındaki Pentagon'a saldırı düzenlendi. Bir diğer uçak ise Beyaz Saray’a ulaşamadan Pensilvanya’da düştü.

Pentagon karargahı da 11 Eylül'de saldırıya uğradı (EA)
Bu, Japonların 1941 yılında Pearl Harbor'a düzenlediğinden bu yana ABD topraklarına yönelik en kötü saldırıda yaklaşık 3 bin kişi öldü. Tıpkı Japon saldırısının Amerikalıların İkinci Dünya Savaşı’na girmesine sebep olduğu gibi 11 Eylül Saldırıları da Washington yönetiminin “teröre karşı küresel savaş” başlatmasına yol açtı. O sırada Taliban, 11 Eylül Saldırıları’na karışan El Kaide’li misafirlerini iade etmeyi reddetti. Bu nedenle ABD, Afganistan'ı işgal etti ve 2001'in sonunda Taliban yönetimini hızla devirdi.
Aslında ABD sadece Taliban yönetiminden kurtulmakla kalmadılar; aynı zamanda başka ülkelerde saldırı düzenlemeyi planlayan ve Afganistan'ı bir eğitim merkezi olarak kullanan birçok grubun kamplarını da ortadan kaldırdı. El Kaide, Nairobi ve Darüsselam'daki ABD büyükelçiliklerine saldırılmasında ve Aden'deki Cole muhribinin bombalanmasında olduğu gibi, önceki eylemleri sırasında kendisine her zaman bir sığınak sağlayan arka üssü Afganistan’ı kaybetti. Örgütün liderlerinin çoğu öldürüldü. Bir kısmı Pakistan'a kaçtı. Kaçanların çoğu Pakistan ve ABD istihbaratı tarafından yakalandı. El Kaide liderlerinin diğer kısmı da Devrim Muhafızları’nın kendilerine ikamet ve koruma sağladığı İran'a geçti. El Kaide lideri Usame bin Ladin de hayatta kalanlar arasındaydı. Afganistan’ın Tora Bora Dağları’ndan Pakistan'a kaçtı. ABD’nin onu Abbottabad şehrinde bulduğu ve Mayıs 2011'de öldürdüğü operasyonu düzenleyene kadar yıllarca saklanarak yaşadı.

İtfaiyeciler ve sağlık görevlileri, Ticaret Merkezi kulelerinin molozları arasında kurbanları arıyor (EPA)
ABD, Bin Ladin'in ortadan kaldırılmasından önce örgütün onlarca üst düzey liderini öldürdü, onlarcasını da tutukladı. ‘Terörizme karşı savaşa’ katılan düzinelerce ülkenin yardımıyla örgütün dünyanın dört bir yanındaki hücrelerini dağıttı. Ancak 2011 yılına gelindiğinde kendilerini terörizme karşı bitmeyen savaşların bataklığına giderek daha fazla saplanmış buldular. Daha da kötüsü öyle görünüyordu ki ABD’liler, bazen kendilerini kendi yaptıkları bataklıkta boğuluyorlardı.
ABD için en tehlikeli durum ise Irak'ta yaşandı. Muzaffer ABD 2003 yılında, Afganistan'daki savaşı henüz yeni başlatmışken Saddam Hüseyin'i devirmek için Irak’ı işgal etti. Bu işgali ile rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğunu ve El Kaide ile bağlantısı bulunduğunu haklı göstermeye çalışsa da iki suçlamanın da yanlış olduğu sonradan ortaya çıktı. İşgalin sonuçlarından biri de Saddam'ın devrilmesi ve onu asmaktan çekinmeyen Irak'ın yeni yöneticisi ABD’ye teslim olmasıydı. Saddam'ın düşüşü, 1980’lerde yaşanan ve sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı sırasında Tahran'da üslenen hizipler aracılığıyla, İran'ın batı komşusu üzerindeki hegemonyasını genişletmesini kolaylaştırdı. Ayrıca Saddam'ın düşüşü, Irak'ın, daha sonra ‘DEAŞ canavarının’ da ortaya çıktığı, El Kaide’ye bağlılıklarını ilan eden aşırılık yanlısı grupların pençesine düşmesine de kapı araladı.

Amerikalılar Brooklyn Köprüsü'nde (AFP)
ABD, Irak’tan çekilmesini Aralık 2011'de tamamladı. Ülke, söz konusu dönemden itibaren kendisine bağlı veya sadık bir dizi hizip ve parti aracılığıyla tamamen İran'ın etkisi altına girdi. Bu geri çekilme, Tunus'tan başlayıp Mısır'a, ardından Libya'yı aşarak Suriye ve Yemen'e ulaşan, Arap dünyasını kasıp kavuran bir devrim dalgasıyla aynı zamanda meydana geldi. Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali rejiminin düşüşü büyük ölçüde İslamcıların düzenlediği iç halk baskısının bir sonucuyken Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Albay Muammer Kaddafi rejimlerinin düşüşü ise Barack Obama yönetimi sırasında, ABD'nin doğrudan katılımıyla gerçekleşti. Mübarek'in durumunda ABD baskısı siyasiydi. Zira Obama, Mısır Cumhurbaşkanı’nın istifa etmesi konusunda en hevesli yabancı liderlerden biriydi. Kendisine ‘derhal istifa etmesi gerektiğini’ söyledi. Öyle de oldu. Kaddafi’nin durumunda ise ABD, Fransızlarla ve İngilizlerle iş birliği yaparak Kaddafi’nin ordusunu yok eden ve Ekim 2011’de muhaliflerin onu yakalayıp idam etmesine imkan sağlayan bir hava saldırısına öncülük eden askeri bir müdahalede bulundu.

Saddam'ın Düşüşü: Amerikalılar 2003'te Irak'ı işgal etti ve Saddam Hüseyin'i devirdi (Getty)
Sözde ‘Arap Baharı’ devrimleri, kökleri yıllardır iktidarda olan rejimlerin devrilmesine yol açtı. Ancak bu durumdan kaynaklanan boşluk, ölümün eşiğine gelen El Kaide'ye, Bin Ladin ile birinci ve ikinci kademe üst düzey liderlerinin öldürülmesinden sonra hayat öpücüğü verdi. El Kaide ve diğer silahlı gruplar, saklanmak ve faaliyetlerini sürdürmek için merkezi hükümetlerin yetkisi dışında alanlara ihtiyaç duyduğundan birçok ülke, “baharın” siyasi İslam gruplara imkan sağlamasının avantajını kullanarak aşırılık yanlılarının kendilerini yeniden inşa etmeleri için ideal arena oldu. Bunların başında da siyaset sahnesinin ön saflarında yer alan Müslüman Kardeşler geliyor. Ancak El Kaide"nin dönüşü, bir zamanlar Irak’ta El Kaide liderliğindeki bir ittifakın parçası olan, kendisine Irak ve Şam İslam Devleti (DEAŞ) diyen bir örgüt şeklinde, ‘El Kaide”den bile daha kanlı bir canavarı’ beraberinde getirdi.
DEAŞ ilk olarak İran'a bağlı Şii grupların liderliğindeki Irak'taki yeni yönetimin tarafından dışlandığını hisseden Irak'ın Sünni şehirlerinde ortaya çıktı. DEAŞ, özellikle aşırılık yanlılarının Devlet Başkanı Beşar Esed’e karşı devrim dalgasının devam etmesiyle, rejimin benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldığı milyonlarca barışçıl protestoyla Suriye'ye gelen “bahardan” da yararlandı.

Ortadoğu'da olayların başladığı Muhammed Buazizi Meydanı (AFP)
2014 yılına gelindiğinde Irak ve Suriye'nin büyük bir kısmı, lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi Levant'tan Mezopotamya'ya uzanan sözde bir ‘devlet’ üzerinde ‘halife’ ilan eden DEAŞ’ın eline geçmişti.
‘DEAŞ’ın halifesinin’ ve örgütün gerçekleştirdiği katliamlar, çekilmesinden birkaç yıl sonra kendisini Irak'a dönmek zorunda bulan ABD liderliğinde, DEAŞ’a karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasına yol açtı. Koalisyon, Iraklıların DEAŞ’ı Irak’ın büyük şehirlerinden çıkarmalarına, aynı zamanda Suriyeli silahlı grupların (özellikle Kürtlerin) DEAŞ’ı Suriye'deki ana kalelerinden kovmasına yardımcı oldu.

Amerikalılar 2011'de El Kaide lideri Usame bin Ladin'i öldürdüğü yer (Reuters)
2019'a gelindiğinde DEAŞ, çöllerdeki ve ıssız dağlardaki birkaç nokta dışında Suriye ve Irak'ta ortadan kayboldu. ABD yıl bitmeden, Bağdadi’nin Suriye'nin İdlib kentindeki sığınağına düzenlediği operasyonla DEAŞ liderini öldürdü. ‘DEAŞ halifesinin’ ortadan kaldırılması örgüte sembolik de olsa bir darbe vurdu. Ancak tehlikesini sona erdirmedi. Zira DEAŞ'ın kolları ve yalnız kurtları tüm dünyaya yayılmış ve uzun yıllar El Kaide’nin oluşturduğu korkudan daha büyük bir güvenlik endişesi haline gelmişti.

Suriye rejimi düşmedi ama savaş Suriye şehirlerini harabeye çevirdi (AFP)
Suriye, DEAŞ'ın 2019'da ortadan kaldırılmadan önce savaştığı son noktaydı. Aslında söz konusu tarihe kadar Suriye, 2015'ten itibaren Rusya'nın desteğini arkasında bulan Esed rejiminin saldırılarıyla harap bir ülke haline gelmişti. Ayrıca Esed rejiminin kendisi de o kadar zayıflamıştı ki birçok aland kontrolü büyük ölçüde İran ve Tahran’le bağlantılı milislere veya kendisine iç ve dış koruma sağlayan Rus desteğine bağlıydı. Esad rejiminin zayıflığına rağmen günümüzde artık rehabilitasyon süreci başlamış görünüyor. Çünkü birçok kimse zayıf da olsa bir rejimin bulunmasının, çok daha kötü manzaralara sebebiyet verecek yokluğundan daha iyi olduğunu düşünüyor.

Ağustos 2021... Taliban savaşçıları 20 yıl sonra Kabil'e geri döndü (AFP)
ABD’nin son yirmi yılda terörizme karşı savaş bataklığına saplanmış olması, uzun yıllardır kendisine rakip olan ülkeler için kendilerini öne çıkarmak ve hafife alınmaması gereken bir rakip olduğunu göstermek için bir fırsat doğurmuş gibi görünüyor. Elbette bu konuda Rusya öne çıkıyor. Rusya, uzun süredir, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ve eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in iktidarı yıllarında giderek azalan uluslararası siyasetteki etkisini tekrar canlandırmak için kendi istihbarat servislerinden gelen Vladimir Putin tarafından yönetiliyor. Bugün Ruslar, Ukrayna, Suriye ve Kırım'da olduğu gibi doğrudan askeri müdahaleyle veya birçok Afrika ülkesinde yaptığı üzere Rus güvenlik şirketleri aracılığıyla dolaylı olarak müdahalede bulunuyor. Dünyanın birçok yerinde kendisini Amerikalılara rakip olarak empoze ediyor. Ancak Rus ekonomisi, Kremlin'in ve yeni ‘çarı’nın hırslarını engelleyen büyük bir zayıflık olmaya devam ediyor.
Diğer yandan ‘Çin ejderhası’, ABD’nin dünya çapında bitmeyen savaşların bataklıklarına saplandığı yıllarda daha görünür bir biçimde ortaya çıktı. Çinliler, ülkelerini bir tür ‘dünya fabrikasına’ dönüştürerek geçmiş yıllarda eşi görülmemiş başarılar elde etti. Böylece ekonomileri bugün ABD’nin en büyük rakibi olacak noktaya geldi. Çinliler bu başarıyı büyük ölçüde yumuşak güç (yoksul ülkelere krediler ve yardımlar) kullanarak elde ederken ABD’liler ise ekonomilerini tüketen askeri savaşlarla meşguldü.

Afganistan'dan bir görüntü (AFP)
ABD, Afganistan'dan çekilmeye karar verdiğinde özellikle Çinli rakipleriyle yüzleştikleri bugün bir sır değil. ‘Medeniyetler mezarlığı’ olan Afganistan’dan çıkmalarının, kendilerine Çin ejderhası daha fazla büyümeden ve durdurulması zor hale gelmeden pençelerini koparmaya fırsat vereceğini umuyorlar. ABD’nin Kabil’den ‘aşağılanmış’ bir şekilde çıkması, başlangıçta ülkeye girmesine yol açan terörist grupların Afganistan üzerindeki emellerini gerçekleştirmeleri için de harekete geçmelerine yol atı. Birçok terör örgütü, tıpkı 11 Eylül 2001’den önce olduğu gibi Afganistan’a dönerek Taliban rejimi altında yaşamak istiyor. Afganistan’ın yeni yöneticisi Taliban ise bugün misafirlerinin 20 yıl önce yaptıklarını tekrarlamasına izin vermeyeceğini söylüyor.



Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

ABD’de federal savcılar, ABD Merkez Bankası (Federal Reserve/FED) genel merkezinin, maliyeti 2,5 milyar dolar olarak açıklanan yenileme projesiyle ilgili FED Başkanı Jerome Powell hakkında cezai soruşturma başlattı. Bu hamle, Trump yönetimi ile FED arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı.

Powell dün yaptığı açıklamada, FED'in geçtiğimiz cuma günü büyük jüri celbi aldığını ve geçtiğimiz yaz ABD Kongresi'nde genel merkezi yenileme çalışmalarıyla ilgili verdiği ifadeyle ilişkili olarak Adalet Bakanlığı tarafından hakkında cezai soruşturma başlatmakla tehdit edildiğini söyledi.

bghjuk
Yenileme çalışmalarını incelemek için FED genel merkezini ziyaret eden Trump’ın yanında Powell yer alıyor (Reuters)

Powell, soruşturmanın, FED'in faiz oranlarını belirleme konusundaki bağımsızlığını kısıtlamak için kullanılan bir bahane olduğunu öne sürdü. Bu gelişme, Trump'ın Powell'a yönelik, borçlanma maliyetlerini düşürmeyi reddettiği için onu ‘inatçı’ olarak nitelendirdiği eleştirilerini sürdürdüğü bir dönemde yaşandı.

FED Başkanı, açıklamasında şunları söyledi:

“Bu yeni tehdidin, geçtiğimiz haziran ayında verdiğim ifadeyle veya FED binasının yenilenmesiyle hiçbir ilgisi yok. FED'in faiz oranlarını Başkan’ın isteklerini yerine getirmek yerine, kamu yararına olanı en iyi şekilde değerlendirmemiz sonucunda cezai soruşturmalarla tehdit ediliyoruz.”

Trump: Soruşturmaya karışmadım

Ancak Başkan Trump, Adalet Bakanlığı'nın soruşturmasına karıştığı iddialarını reddetti.

Pazar akşamı NBC News'e konuşan Trump, “Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum, ancak Powell'ın FED’i yönetme konusunda kesinlikle iyi olmadığı gibi bina inşa etme konusunda da iyi olmadığını’ söyleyerek, soruşturmanın Powell'ın faiz indirimini reddetmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını iddia etti.

Bununla birlikte, soruşturma, ABD ekonomi politikasının temel taşı olan ve finans piyasaları için hayati öneme sahip olduğu yaygın olarak kabul edilen dünyanın en önemli FED’in bağımsızlığı konusunda yatırımcıların endişelerini artıracağı düşünülüyor.

Powell: İstifa etmeyeceğim

Öte yandan Trump'ın defalarca kez ‘seve seve’ kovacağını söylediği Powell dün yaptığı açıklamada, soruşturma nedeniyle FED'den istifa etmeyeceğini söyledi.

Powell, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kamu hizmeti bazen tehditler karşısında kararlı durmayı gerektirir. Senato tarafından onaylanan görevimi, dürüstlük ve Amerikan halkına hizmet etme taahhüdüyle sürdürmeye devam edeceğim.”

Dolar düşüşte

Powell'ın açıklamasının ardından, dolar bugün Asya piyasalarında altı ana para biriminden oluşan sepet karşısında yaklaşık yüzde 0,2 değer kaybetti.

Önde gelen hisse senetlerinin S&P 500 endeksini takip eden vadeli işlemler yaklaşık yüzde 0,4 geriledi.

ABD’de büyük jüriler, savcıların bir kişiyi suçlamak için yeterli delil sunup sunmadığını belirler.

Adalet Bakanlığı yönergeleri, savcıların soruşturmaları sırasında bazen suçlamada bulunmadan önce kişilere tanıklık etme fırsatı vermek için bildirimde bulunduklarını belirtir.

Mahkeme celplerinin, Powell'ın ifade hazırlıkları hakkında bilgi taleplerinin yanı sıra genel merkezin yenilenmesiyle ilgili iç belgeleri de içerdiği düşünülüyor.

sfrgtyu7
Temmuz ayında büyük çaplı yenileme çalışmaları sürerken FED binasının ön cephesi (Reuters)

Trump yönetimi, bütçesini önemli ölçüde aşan yenileme projesini, Trump'ın faiz oranlarını yüzde 1'e düşürmeyi reddettiği için ‘aptal’ olarak nitelendirdiği FED ve Başkanı Powell'ı eleştirmek için bir araç olarak kullandı.

Mayıs ayında FED başkanlığı görevinden ayrılacak olan Powell, daha önce Trump'ın yakın müttefiki ve Yönetim ve Bütçe Ofisi başkanı Russell Vought'un, genel merkezin yenilenmesi projesiyle ilgili Kongre'yi yanılttığı yönünde öne sürdüğü iddialarını reddetmişti.

FED Başkanı, Vought'un kendisine Kongre üyelerine yalan söylediği veya planlamacılara bilgi vermediği yönündeki suçlamalarının gerçeği yansıtmadığını, çünkü değişikliklerin açıklanmayı gerektirecek kadar önemli olmadığını söyledi.

Başkan Trump’ın önümüzdeki haftalarda Powell'ın yerine geçecek kişiyi açıklaması bekleniyor.

Beyaz Saray’ın ekonomi danışmanı ve Trump'ın müttefiki Kevin Hassett, bu görev için en güçlü adaylardan biri olarak görülüyor.

Diğer taraftan Senato Bankacılık Komitesi'nin kıdemli Demokrat üyesi Elizabeth Warren, Trump'ı ‘FED üzerindeki yozlaşmış kontrolünü tamamlamak için başka bir kukla atamaya çalışmakla’ suçladı.

Trump daha önce, soruşturma altında olduğu gayrimenkul dolandırıcılığı iddiaları nedeniyle FED Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook'u görevden almaya çalışmıştı. Cook, iddiaları reddetmiş ve Trump’a karşı bir dava açmıştı.

Federal mahkeme, yürütme organının FED’in üst düzey yetkililerini görevden alma yetkisine ilişkin potansiyel olarak dönüm noktası niteliğindeki bir davayı görüşürken bu ayın sonlarında tarafların savunmalarının dinlenmesi bekleniyor.


Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)

Şarku’l Avsat gazetesi, bugünden itibaren Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında Hizbullah çevresine yakın isimler arasında yapılan kapsamlı bir söyleşinin metnini yayımlıyor. Söyleşi, Şiilerin yaşadıkları ülkelerde bütünleşmesi gerektiğini savunması ve İran’a bağlı bir proje içinde konumlanmalarına karşı uyarılar içermesi nedeniyle dikkat çekiyor.

Söz konusu metin, yıllar boyunca Hizbullah ve Emel Hareketi’ne yakın çevreler tarafından dışlanan Şemseddin’in, Lübnan’daki İran yanlısı tutumlara karşı geliştirdiği eleştirel yaklaşımı da yansıtıyor. Bilindiği üzere Şemseddin, bu görüşleri nedeniyle Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’deki Haret Hreik semtinden ayrılmak zorunda kalmıştı.

cdfgth
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi)

Metnin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlığıyla kitaplaştırılması planlanıyor. Şarku’l Avsat, metinden geniş alıntıları, Şemseddin’in vefatının 25. yılı dolayısıyla bugün (10 Ocak Cumartesi) yayımlıyor.

“Bu metin hâlâ güncel”

İbrahim Şemseddin, metni yayımlama gerekçesini kaleme aldığı önsözde, babasının düşünsel mirasını yeniden gündeme taşımayı amaçladığını belirtti. Şemseddin’in, Şiilerin kendi ülkelerindeki ulusal, Arap ve İslami bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını hatırlatan İbrahim Şemseddin, metnin bugün de geçerliliğini koruyan sorunlara ışık tuttuğunu ifade etti.

cdfvgthy
Beyrut’un güneyindeki Şiyah’ta, 2024 yılında Şii Emel Hareketi bayrağı dalgalanıyor (AFP)

Yaklaşık dört saat süren ve 18 Mart 1997 gecesi yapılan söyleşi, İran’ın doğrudan himayesinde 1980’lerin ortasında şekillenen Şii İslami hareketlere yakın kadrolarla gerçekleştirildi. Metin, özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi toplumlarıyla, Arap ve İslam dünyasıyla ve İran’la ilişkileri konusundaki tartışmaları ele alıyor.

“Ben değişmedim, değişen başkaları”

Söyleşinin başında Şemseddin’e, İslami hareket içindeki bazı çevrelerin kendisinden uzaklaştığı yönündeki değerlendirme soruldu. Şemseddin, bu iddiayı reddederek, kendi duruşunda bir değişiklik olmadığını savundu. Yaşanan kopuşun, “katı ve kutsallaştırılmış bir parti zihniyetinden” kaynaklandığını belirten Şemseddin, bu sürecin arkasında çıkar ilişkilerinin bulunduğunu ifade etti.

cvfgrhy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Lübnan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda verilen bir iftar sırasında (Merhum şeyhin arşivinden)

Şemseddin, İslami Şii Yüksek Konseyi başkanlığının, devlet yanlısı bir pozisyona kaydığı iddialarını da kabul etmedi. Konseyin her zaman “ümmetin tercihlerini” temsil ettiğini söyleyen Şemseddin, devletlerin zorunlulukları ile halkın tercihleri arasındaki ayrımın meşru bir tartışma alanı olduğunu dile getirdi.

İran ve Şiilerin konumu

Şemseddin, Şiilerin İran’la ilişkilerine özel bir başlık açarak, Şiilerin İran’ın uzantısı gibi algılanmasına karşı çıktı. Şiilerin, başka bir devletin himayesinde bir topluluk gibi sunulmasının hem siyasi hem de toplumsal açıdan tehlikeli olduğunu vurguladı.

“Şiiler, kendi ülkelerinde kabul gören yurttaşlar olmalı; başka bir devlet tarafından korunuyor görüntüsü vermemeli” diyen Şemseddin, bu yaklaşımın Şiilere yönelik kuşkuları artırdığını savundu.

“Dünyaya karşı değil, dünyayla birlikte”

Şemseddin, Şiilerde yaygın olan “dışlanmışlık” duygusunun tarihsel kökleri olmakla birlikte bugün sürdürülebilir olmadığını belirtti. “Dünya bize karşı değil; biz dünyaya karşıyız” diyen Şemseddin, Şiilerin kendilerini sürekli bir komplo algısı içinde konumlandırmasının yeni gerilimler yarattığını ifade etti.

cdfgthy
Lübnanlı askerler, 2019 yılında Beyrut’ta Emel Hareketi ve Hizbullah destekçileriyle karşı karşıya (AFP)

Bazı Şii liderlerin bu duyguyu siyasi mobilizasyon aracı olarak kullandığını savunan Şemseddin, bunun ahlaki ve dini açıdan sorunlu olduğunu dile getirdi.

“Devlet malları haramdır”

Şemseddin, Şiilerin yaşadıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermesi gerektiğini vurgulayarak, devlet malının yağmalanmasını kesin bir dille reddetti. Devletin mezhebine bakılmaksızın kamu mallarının dokunulmaz olduğunu belirten Şemseddin, bu yaklaşımın fıkhi bir zorunluluk olduğunu söyledi.

İslami hareketlere eleştiri

Söyleşinin ilerleyen bölümünde Şemseddin, İslami hareketlerin de ciddi hatalar yaptığını ifade etti. Cezayir, Afganistan ve Lübnan örneklerine atıfta bulunan Şemseddin, mezhep içi ve mezhepler arası şiddetin İslam’a zarar verdiğini vurguladı. Lübnan’da Emel Hareketi ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmaları da bu bağlamda değerlendirdi.

“Ana hedef kabul görmek”

Şemseddin, söyleşinin sonunda temel hedefini şu sözlerle özetledi:

“Şiilerin, kendi kimliklerini koruyarak toplumları içinde kabul gören bir unsur olmalarını istiyorum. Başka bir devletin korumasına dayanan bir meşruiyet istemiyorum.”

Şemseddin’e göre Şiilerin geleceği, mezhepsel kapanmada değil; hukuka saygı, toplumsal bütünleşme ve ortak çıkarlar temelinde yurttaşlık anlayışında yatıyor.

 


Çin, İran'da istikrarın sağlanmasını umuyor ve yabancı "müdahaleye" karşı çıkıyor

Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
TT

Çin, İran'da istikrarın sağlanmasını umuyor ve yabancı "müdahaleye" karşı çıkıyor

Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)

Çin bugün yaptığı açıklamada, petrol zengini ülkede yaşanan şiddetli protestolara atıfta bulunarak, İran hükümeti ve halkının mevcut zorlukları aşıp ülkede istikrarı sağlayabileceğini umduğunu belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a askeri müdahale tehdidine ilişkin basının sorusuna yanıt olarak, Çin'in uluslararası ilişkilerde güç kullanımı veya güç tehdidine karşı olduğunu söyledi.

Mao Ning, “Diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye her zaman karşı çıktık ve tüm ülkelerin egemenliği ve güvenliğinin uluslararası hukuk çerçevesinde tam olarak korunması gerektiğini sürekli olarak savunduk” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas AraKçi bugün yaptığı açıklamada, ülkedeki protestoların 1 Ocak'tan itibaren “başka bir aşamaya” girdiğini ve şiddete dönüştüğünü söyledi.

Tahran'daki diplomatik misyon başkanlarıyla yaptığı toplantıda bakan, yetkililerin protestolara ilk aşamalarında diyalog ve reform önlemleriyle cevap verdiklerini açıkladı.

 

Arakçi, “ABD Başkanı Donald Trump müdahale etmekle tehdit ettiğinden beri, İran'daki protestolar müdahaleyi meşrulaştırmak için kanlı şiddete dönüştü” diyerek, “Teröristlerin protestocuları ve güvenlik güçlerini hedef aldığını” belirtti. Arakçi, “durumun tamamen kontrol altında olduğunu” vurguladı.

İran dün, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde bölgedeki İsrail ve ABD askeri üslerini, merkezlerini ve gemilerini hedef alacağı tehdidinde bulundu. Bu sırada, 28 Aralık'ta başlayan protestolar, yaygın iletişim kesintileri ve şiddetin boyutunu ve kurban sayısını doğrulamada yaşanan zorluklar arasında üçüncü haftasına girdi.

Protestolar, 28 Aralık'ta Tahran'da, kötüleşen döviz kuru ve satın alma gücünü protesto eden Tahran Çarşısı'ndaki tüccarların greviyle başladı ve daha sonra 1979'dan beri iktidarda olan yetkililere karşı siyasi sloganlar atılan bir harekete dönüştü.

İnterneti izleyen sivil toplum kuruluşu NetBlocks'a göre, yetkililer protestolara yanıt olarak interneti 72 saatten fazla süreyle kesintiye uğrattı. İran İnsan Hakları Örgütü, 2 bin 600'den fazla protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.