ABD okulları öğrencilere 11 Eylül hakkında ne öğretiyor?

ABD eğitim müfredatının içeriği 11 Eylül saldırıları hakkındaki içeriği basitleştirilmiş halde ve okullar Washington'un Orta Doğu'daki tarihsel rolüne girmekten kaçınıyor.

Fotoğraf (AP_Arşiv)
Fotoğraf (AP_Arşiv)
TT

ABD okulları öğrencilere 11 Eylül hakkında ne öğretiyor?

Fotoğraf (AP_Arşiv)
Fotoğraf (AP_Arşiv)

Tarık eş-Şami
11 Eylül olayları ve küresel teröre karşı açılan savaş, ortaöğretim öğrencileri için eşi görülmemiş korkunç bir saldırı olarak o günün olaylarına odaklanan ve itfaiyecilerin ve ilk yardım ekiplerinin kahramanlığının yanı sıra ABD’yi teröristlerin peşinde koşarken destekleyen uluslararası koalisyona odaklanan birbiriyle nispeten uyumlu bir söylemle ABD müfredatına girdi. Ancak kurbanları onurlandırmak ve yeni neslin bu olayların önemini anlamasına yardımcı olmak önemli olsa da, akademisyenler ve araştırmacılar, ABD'nin Orta Doğu ve Afganistan'daki tarihsel rolünün daha derin bir araştırmasını yapmaktan kaçınarak, kahramanlık ve kötülük hakkında basit bir milliyetçilik anlatımının öğretilmesinin derinliklerinde tehlikeler yattığını savunuyorlar. Peki uzmanlar, ABD’li öğrencilere 11 Eylül'ün arka planı ve etkilerini öğretme hususunda nasıl bir yol izlenmesini öneriyor?
Asla unutma
“Asla unutma” mottosu genellikle 11 Eylül 2001 terör saldırılarıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bu trajik olaydan yıllar sonra doğan küçük ABD’li öğrenciler için bu ifade nasıl bir anlam taşıyor ve onlardan bu olayı asla unutmamaları için ne isteniyor?
Terör saldırılarını takip eden yıl içinde Wisconsin-Madison Üniversitesi'nden Jeremy Stoddard ve Diana Hess gibi müfredat ve öğretim yöntemlerinde uzman olan ABD profesörleri, 11 Eylül'ün ve teröre karşı açılan küresel savaşın ABD müfredatına nasıl dahil edildiğine dair yıllarca süren bir araştırma yaptılar. Stoddard ve Hess araştırma sonucunda 11 Eylül olaylarına ABD’nin kendi topraklarında daha önce yaşamadığı şok edici bir saldırı olarak odaklanan ve itfaiyecilerin, ilk müdahale ekiplerinin ve polisin kahramanlıklarına ilişkin pek çok hikayeyi içinde barındıran birbiriyle tutarlı bir anlatı yapıldığını ortaya çıkardılar. Ancak iki eğitimci aynı zamanda öğrencilerin öğrendikleri şeylerin, 2003 yılında yapılan Irak işgalini haklı çıkarmak için daha sonra yalan olduğu ortaya çıkan sahte deliller kullanmak gibi ABD’nin 11 Eylül’den sonra aldığı tartışma yaratan çok sayıda kararın üzerinde düşünmelerine yardımcı olmadığını ortaya koydular. Ayrıca öğretilenlerin Müslümanları potansiyel birer terörist olarak tasvir eden siyasi söylemi güçlendirirken, 11 Eylül’den sonra Müslüman ABD’lilere karşı yabancıların saldırılarını görmezden geldiğini ifade ettiler.

Müfredat ve belgeseller
Bu söylem resmi müfredatta, farklı eyaletlerin belirlediği ders kitaplarında ve belgesel gibi öğretmenlerin 11 Eylül’ü açıklamak için kullandıkları belli başlı kaynaklarda görülüyor. Uzmanlar kurbanları onurlandırmak ve yeni neslin bu olayların önemini anlamasına yardımcı olmak önemli olsa da, olaydan önceki tarihe, sebeplere ve daha sonra yarattığı etkilere girmeden sadece kahramanlık ve kötülük hakkında basit bir milliyetçilik anlatımının öğretilmesinin derinliklerinde tehlikeler yattığını savunuyorlar.

Öğrenciler ne öğreniyor?
İki eğitimcinin 2018'in sonlarında ABD’deki bin 47 ortaöğretim öğretmeniyle yaptıkları ankette, tarih öğretmenlerinin çoğunun her yıl yıldönümü tarihinde 11 Eylül olayları hakkında müfredattaki konulara ve talimatlara dayanarak ders verme eğiliminde olduklarını keşfettiler. Öğretmenler anket sırasında 11 Eylül’den sonra doğan öğrencilerin o gün televizyonda olaylara tanık olanların tecrübelerini anlamalarına yardımcı olmaya çalıştıklarını, saldırıları gösteren haberler ya da belgesel kesitleri gösterdiklerini ve o gün yaşananların ayrıntılarına ve ardından gelen olaylara odaklandıklarını bildirdiler.
Ankete katılan öğretmenler 11 Eylül olaylarının önemli olduğunu düşünüyorlar ve bu olayları öğretmenin amacının ABD’nin hafızasından asla silinmemesi olduğunu düşünüyorlar.
Ancak dersler genellikle tarih müfredatının dışında yapılan bir ders oturumuyla sınırlı oluyor. Çünkü 11 Eylül olaylarının yıl dönümü genelde derslerin başlangıcına denk gelirken, ABD tarihi derslerinin çoğu ya 1400'lerle ya da ABD’nin kuruluş dönemi ve iç savaş sonrası dönemle başlıyor.

Basit anlatının tehlikeleri
11 Eylül'ü yıldönümünde bir anma olayı olarak öğretirken genellikle ABD'nin Orta Doğu ve Afganistan'daki tarihi rolüne ilişkin daha derin araştırmalar yapılmasından kaçınılıyor. Örneğin ABD’nin 1980'lerde Afganistan'da Sovyetlere karşı mücadele eden mücahitleri silahlandırması ve Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e 1980'lerde İran'a karşı savaşında yardım etmesi görmezden geliniyor.
Öğrencilerin eğitiminde ABD'nin Afganistan'daki eylemlerinin, 1993'te Dünya Ticaret Merkezi'ne bombalı saldırı düzenleyen, daha sonra 1998'de Doğu Afrika'daki ABD büyükelçiliklerine ve 2000'de Yemen'deki ABD donanmasına ait 'USS Cole' adlı destroyera saldırılar düzenleyen, yani 11 Eylül olaylarından yıllar önce eylemlerde bulunan El-Kaide ve radikal İslamcı grupların oluşmasına nasıl katkı sağladığına dair daha derinlemesine bir yaklaşım benimsenmesi gözardı ediliyor.

Öğretim yöntemlerindeki farklılıklar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bununla birlikte birçok öğretmen, öğrencilerini bu olaylarla ilişkili karışıklıklar hakkında tartışmaya girmeye teşvik ediyor. Ortaöğretimdeki öğretmenler, dünya dinleri ünitesinin bir parçası olarak İslam dinini işlerken bu olayları ele aldıklarını söylüyorlar. Dünya tarihi öğretmenleri ise modern Orta Doğu’ya ilişkin gelişmeleri tanımlama bağlamında 11 Eylül olaylarını işlediklerini ifade ediyorlar.
Olayların kronolojik olarak sıralanmasına ve mevcut ders kitaplarının kullanımına dayanarak tasarlanan ABD tarih müfredatına gelince, birçok ABD eyaletinde standartlaştırılmış müfredata ve testlere geçilmesi, 11 Eylül olayları gibi güncel olayları mantıklı yollarla ABD tarihine entegre etmeyi daha zor hale getirecekti. Zira öğretmenler kronolojik olarak New York ve Washington’daki terör saldırılarının gerçekleştiği 2001 yılına ulaşmak için yeterli zamanın olmadığını söylüyor. Çünkü öğretmenlerin çoğu vaktin kısıtlı olması sebebiyle tarih derslerini 1980’lerde bitirmek zorunda kalıyor ya da son yılları yüzeysel olarak geçiyor. Doğal olarak 11 Eylül olaylarına da yüzeysel bir şekilde değinilmiş oluyor. Ancak bazı yaratıcı öğretmenler 11 Eylül olaylarını 1886 yılında Şikago'daki Haymarket Meydanı'ndaki bir işçi protestosundaki bombalı saldırı gibi tarihte yaşanan diğer terör saldırılarına bağlıyor.

Farklı hedefler
Bununla birlikte genç öğretmenler, öğrencileri için anmanın ya da o gün yaşanan olayların korkunçluğuna odaklanmanın ötesine geçen farklı hedefler belirliyorlar. Bu öğretmenler, gençlerin 11 Eylül'ü takip eden olayların ve politikaların günlük yaşamı fark edemeyecekleri şekilde nasıl etkilediğini anlamalarını istiyorlar. Tabiki bu, saldırıların gerçekleştiği günün canlı bir hatırası olmayan ancak ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın 2002'den 2011'e kadar renklerle koladığı terör tehdidi seviyelerinin bir hatırlatıcısı olan kendi deneyimlerini yansıtıyor.
Öğretmenler ABD vatandaşlarının Afganistan'dan son tahliye sürecini ve bunun hem ABD’lilerin 20 yıl önce bu ülkeye gitmesine neden olan 11 Eylül olaylarıyla ilişkisini hem de 1980’lerde ABD’nin Afganistan’da oynadığı rolle ilişkisini öğrencilerin daha kolay anlamasını sağlamayı amaçlıyor. Ayrıca öğretmenler 11 Eylül olaylarını, öğrencilerin ABD vatandaşlarının daha fazla izlenmesine izin veren 2001 tarihli ABD Vatanseverlik Yasası'nın (Patriot Act) hükümlerini tartışmaları için iyi bir fırsat olarak görüyorlar.

11 Eylül dersleri
Müfredat ve öğretim yöntemlerindeki uzmanlara göre tarih öğretiminin amacı, bugünü anlamak ve gelecekte daha iyi kararlar almak için geçmişin bilgilerini kullanan vatandaşlar yetiştirmekse, öğretmenlerin öğrencilere 11 Eylül’ü ve teröre karşı mücadeleyi sadece tanımalarına değil, bunlardan ders çıkarmalarına yardımcı olmaları gerekiyor. Bu da o günkü gerçeklerin ve ABD’lilerin kolektif hafızası ile ilişkili her şeyin ötesine geçerek, bu olayların neden meydana geldiğini ve ABD ile diğer ulusların nasıl tepki verdiğini sorgulamaya başlamak anlamına geliyor.
Bunu gerçekleştirmek için uzmanlar öğretmenlere haber ajanslarının o güne dair yayınladıkları video kesitlerini, yalnızca acı olayın bir hatırlatıcısı olarak değil, aynı zamanda tartışma için ve öğrencilerin sorularını yanıtlamak için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanmalarını tavsiye ediyor. Nitekim öğrenciler, Usame bin Ladin'in fotoğrafının Dünya Ticaret Merkezi'ne ilk uçağın çarpmasından sadece bir buçuk saat sonra yayınlanmasının sebebini ve ABD'li uzmanların bin Ladin’in Afganistan'da saklandığını nasıl bildiğini sorgulayabilir. Öğrenciler Bin Ladin'in ABD'ye bir saldırı düzenleme olasılığına ışık tutan dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un 6 Ağustos 2001 tarihli açıklamalarının günlük özetini veya 1980'lerin sonlarında Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) yayınladığı ve içinde Afgan mücahitlerini terk etmenin tehlikeleri konusunda uyarıda bulunduğu bir notu fark edebilirler.
Şu anda ABD’li öğretmenlerin 11 Eylül dersleri için yararlanabileceği birçok yeni kaynak mevcut. Bu kaynaklar ABD’li gazilerin, Afgan ve Iraklı simultane tercümanların ve mültecilerin, ABD’li müslümanların ve çoğu zaman görüşleri dahil edilmeyen kişilerin 11 Eylül olaylarının etkilerine ilişkin bakış açılarını içeriyor.
Bu yüzden “Asla Unutma” programı, öğrencilere 11 Eylül olaylarının gözden kaçmış, silinmiş veya unutulmuş gibi görünen yönlerini öğretmekle başlayabilir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.