İran'ın Afganistan ve Taliban'a yönelik politikası muhafazakarları ve reformistleri karşı karşıya getirdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İran'ın Afganistan ve Taliban'a yönelik politikası muhafazakarları ve reformistleri karşı karşıya getirdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İran'ın Afganistan'daki gelişmelere karşı tutumu ve Taliban'a bakışı ülkedeki reformistlerle muhafazakarları karşı karşıya getirdi. Reformistler Taliban'a karşı mücadele çağrısında bulunurken ülke yönetimini elinde bulunduran muhafazakarlar ise "Taliban'ın değiştiğini ve İran'a tehdit oluşturmadığını" savunuyor.
İran ile Afganistan'daki Taliban arasındaki ilişkiler Taliban'ın 1998'de Afganistan'ın kuzeyinde bulunan Mezar-ı Şerif'teki İran konsolosluğunda 8'i diplomat, biri gazeteci 9 İranlıyı öldürmesinden bu yana genellikle kötü bir seyir izledi.
Taliban'ın Mezarı Şerif'teki İranlı diplomatlara saldırısının ardından İran, ülkeye hakim olan Taliban'a karşı olası bir askeri operasyonu göze alarak Afganistan sınırına askeri güçler konuşlandırdı. Dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi gibi bazı üst düzey yetkililerin Taliban'la doğrudan bir savaşa girmek istememesi muhtemel bir savaşın önüne geçti.
Bu olaydan sonra İran, Taliban'ı ideolojik bir düşman ve "terör örgütü" olarak tanımlamış ve uzun yıllar ilişki kurmamış olsa da değişen konjonktür ve sahadaki gelişmeler, İran'ın, Taliban politikasında ciddi değişikliğe gitmesine sebep oldu. ABD’nin 2001'de Afganistan'ı işgali sonrasındaki süreçte ve terör örgütü DEAŞ’ın ortaya çıkmasının ardından Tahran, Taliban'la sınırlı iş birliğine başladı.
ABD'nin Afganistan'dan çekileceğini açıklamasının ardından Taliban'ın ülkeye hakim olacağını öngören İran, Afganistan'da şekillenen yeni tabloyu göz önünde bulundurarak, bu ülkeye ve Taliban'a yönelik politikalarını revize etmeye başladı.
Tahran, temmuz ayında, ABD birliklerinin çekilmeye ve Taliban'ın ülkenin çoğunu ele geçirmeye başlamasının ardından Afganistan'ın geleceğini tartışmak üzere Afgan hükümeti ve Taliban temsilcileriyle Afganlar arasında bir dizi görüşmeye ev sahipliği yaptı.
İran yönetimi, Afganistan kaynaklı en büyük güvenlik riskinin ABD sonrası ülkede ortaya çıkabilecek istikrarsızlık olduğunu düşünürken bu, ülkede kendisinin kontrolünde sağlanacak bir istikrar ortamının tesis edilmesine öncelik veriyor. Tahran, bu doğrultuda ülkedeki yönetimi ele alan Taliban'la iyi ilişkiler kurma yönünde yaklaşım sergiliyor.
Taliban ile bağları yeniden kurmak İran için çeşitli zorluklar oluşturacaktır. Bununla birlikte İran'da, Taliban ile ilişkilerin nasıl sürdürüleceği sorusu hararetli bir şekilde tartışılıyor. İran'daki muhafazakarlar, Taliban'la ilişkileri savunurken aslında bir yandan ülkeyi ABD'nin karşısındaki ülkelerle aynı hizaya getirmek istiyor. Şu anda Çin ve Rusya, Taliban'la ilişkilerini sağlamlaştırma çabasına girerken Tahran'ın Taliban'la yakınlaşma stratejisi muhafazakarların öteden beri süregelen genel dış ve bölgesel politikasıyla eşleşiyor.
İran'daki reformistler, muhafazakarların hakim olduğu ülke yönetiminin aksine Taliban'a karşı mücadele ve Pencşir'de Ahmed Mesud liderliğindeki direniş gruplarına destek çağrısında bulunuyor. Bazı reformistler, İran'ın Suriye'ye "terörle mücadele" için askeri güç gönderdiği gibi Pencşir'de Taliban'la savaşan direniş gruplarına aktif destek vermesini istiyor.
İran yönetiminin yaklaşımına paralel olarak devlet televizyonu ve Devrim Muhafızları Ordusuna yakınlığıyla bilinen ve muhafazakar çizgide yayın yapan medya organları ise Taliban'ın yıllar içerisinde değişim gösterdiğini ve İran'a tehdit olmadığını anlatan haberler yayınlıyor.
Muhafazakarların kontrolündeki devlete ait medya kuruluşları, Taliban'ın ülkeye hakim olmasını "ABD'ye karşı zafer" olarak nitelendirirken Pencşir'deki grupların Taliban'a karşı mücadelesini ise fazla gündeme taşımadı.
Ülkenin en köklü gazetelerinden Cumhuri-yi İslami ise İran yönetimi ve muhafazakarları Taliban'ın Afganistan'daki hakimiyetinin boyutlarını ciddiye almadıkları gerekçesiyle eleştirdi.
Taliban'ın, "terör örgütü DEAŞ gibi bir tehdit olduğunun" öne sürüldüğü gazetenin yazısında, "Afganistan halkı ve bu ülkenin komşuları, Taliban Afganistan'da bir kez daha siyasi iktidarı ele geçirirken zor günlere hazır olmalı" değerlendirmesinde bulunuldu.
Cumhuri-yi İslami gazetesi ayrıca, İran'da Taliban'ın Afganistan'ın yönetiminde bir yeri olacağını kabul eden herkesin "Taliban'ın suçlarının sorumluluğunu paylaşacağını" savundu.

Muhafazakarlar, Pencşir'e destek isteyen reformistleri "Batı yanlısı" olmakla suçladı
Ülke yönetimini elinde bulunduran muhafazakarlar ile muhalefetteki reformistler arasında sert tartışmalara neden olan İran'ın Afganistan'daki gelişmelere yönelik yaklaşımına ilişkin en keskin ayrım, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'e yakınlığıyla bilinen Keyhan gazetesinde 9 Eylül'de yayımlanan makale oldu.
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari tarafından yazılan makalede, Taliban'a karşı mücadele edilmesini isteyen reformistler, "Batı yanlısı bir grup" olarak nitelendirildi.
Şeriatmedari, reformistlere yönelik alaycı bir dil kullandığı makalesinde, "Reform iddiasında bulunanlar, Pencşir'de veya Afganistan'ın herhangi bir yerinde savaşmak için bu ülkeye gönderilmek üzere Reform Tugayı adı altında başvuru yapmalıdır." ifadesine yer verdi.
Reformistlerin daima devletin politikalarına muhalefet ettiğini de kaydeden Şeriatmedari, reformistleri ABD ile hareket etmekle de suçladı.
Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Mücteba Zünnur da 10 Eylül'de, Şeriatmedari'nin yazısına destek verdiği bir konuşmasında, Afganistan'da Taliban'a karşı savaşmak isteyen reformistlerin bu ülkeye gönderilebilmesi için mevcut tüm engelleri kaldırmaya hazır olduklarını duyurdu.
Meclis Başkanlık Divanı Üyesi Ali Rıza Selimi de dün yerel bir medya kuruluşuna verdiği röportajında reformistlerin liderlerini hedef alarak, "Sayın Taczade, Heccariyan, Hatemi ve Kevakabiyan gibi bu akımın liderlerine askeri üniforma giymelerini ve savaşmak için Afganistan'a gitmelerini öneriyoruz" dedi.

"Terörle mücadele Afganistan'da farklı, Suriye'de farklı mı olmalı?"
Muhafazakarların suçlamalarına karşılık veren reformistlerin önde gelen isimlerinden ve Merdomsalari (Demokrasi) Partisinin lideri Mustafa Kevakabiyan, sosyal medyadan paylaştığı mesajında, "Reformistlerin Pencşir'e gönderilmesini isteyen Sayın Şeriatmedari, Ahmed Mesud askeri destek değil, diplomatik destek istedi ve siz bunu reddettiniz. Terörle mücadele Afganistan'da farklı, Suriye'de farklı mı olmalı?" ifadelerini kullandı.
Reformist siyasetçi Muhammed Ali Ebtahi de muhafazakarların Taliban'ı desteklediğini, Taliban'ın ise İran'daki Velayet-i Fakih sistemine karşı olduğunu öne sürerek, "Ahmed Mesud ve Pencşir'i savunmak için savaşa girmemeliyiz. Savaş yalnızca ülke topraklarını savunmak için meşrudur ancak onları yalnız da bırakmamalıyız. Afganistan savaş değil, destek istiyor" değerlendirmesinde bulundu.

500'den fazla siyasi ve sivil aktivistten Ahmed Mesud'a destek mektubu
Bu arada, aralarında eski milletvekilleri ve sanatçıların da olduğu 500'den fazla siyasi ve sivil aktivist, Afganistan'ın Pencşir vilayetinde Taliban'a karşı mücadele eden direniş güçlerinin lideri Ahmed Mesud'a destek mektubu yazdı.
Reformistlere yakınlığıyla bilinen "zeitoons" haber sitesinde yayımlanan mektupta, Mesud'un liderliğindeki güçlerin Taliban'a karşı mücadelesinden övgüyle söz edildi.
Pencşir'deki direniş gruplarının sözcüsü Fehim Deşti'nin ölümü nedeniyle Mesud'a başsağlığı dileyen aktivistlerin mektubunda, "Kısa vadeli ve geçici sonuçları ne olursa olsun mücadeleniz Afgan halkının ve özgürlük ve adalet savunucusu bölge halklarının kalbinde bir umut ve moral dalgası oluşturdu" ifadesine yer verildi.
Mektubun bir başka bölümünde ise ABD'nin müdahalesinin Afganistan'da faciaya yol açtığı ve kabilecilik yerine ulusal bağımsızlığı, cumhuriyetçilik ve demokrasi ilkesini savunmanın ülkedeki sorunların çözümü için tek yol olduğu vurgulandı.
Reformistlerle muhafazakarların tartışmasına son olarak reformistlerin lideri ve eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi de dahil oldu.
Hatemi, dün yaptığı yazılı açıklamada, ülkesinin Taliban'a karşı tutum sergilemesi gerektiğini savunarak, "Afganistan ve Pencşir'in direnişiyle birlikte Afgan halkının yükselen sesi olmalıyız" ifadesini kullandı.
İran yönetiminin Taliban'a kapsayıcı bir hükümet kurma tavsiyesinde bulunmasına işaret eden Hatemi, Taliban'dan önemli bir değişim ve yaklaşım beklentisinin mantıksız olduğu eleştirisinde bulundu.



Ortadoğu'daki petrol krizi Çinli güneş paneli üreticilerine yaradı

Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)
Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)
TT

Ortadoğu'daki petrol krizi Çinli güneş paneli üreticilerine yaradı

Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)
Çin'in Gansu eyaletindeki Dunhuang Fotovoltaik Sanayi Parkı'ndaki güneş panelleri (Reuters/Arşiv)

Bir enerji düşünce kuruluşuna göre, ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşıyla tetiklenen enerji krizi, Asya, Afrika ve ötesinde petrol ve doğalgaz alternatiflerine yönelik talebi yükselttiği için Çin'in güneş enerjisi ihracatı martta tek bir ayda ikiye katlanarak rekor seviyeye ulaştı.

Ember'ın belirttiğine göre, ihracat martta 68 gigavata (GW) ulaştı; bu da İspanya'nın tüm güneş enerjisi kapasitesine eşdeğer ve Ağustos 2025'te belirlenen önceki rekoru yüzde 49 oranında aştı.

Düşünce kuruluşunun gümrük verilerine ilişkin analizine göre, aynı ayda en az 50 ülke Çin'den yaptığı güneş enerjisi ithalatında tüm zamanların rekorunu kırarken, 60 ülke de son 6 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Enerji krizinden en çok etkilenen bölgelerde en keskin artışlar görüldü. Afrika'ya ihracat şubata kıyasla yüzde 176 artarak 10 GW'a, Asya'ya ihracat ise ikiye katlanarak yaklaşık 39 GW'a ulaştı; her ikisi de tüm zamanların rekoru oldu.

İki bölge birlikte toplam artışın dörtte üçünü oluşturdu. Hindistan'ın ithalatı yüzde 141, Nijerya'nın yüzde 519, Kenya'nın yüzde 207 ve Etiyopya'nın yüzde 391 artarak, her biri ilk kez tek bir ayda 1 GW'tan fazla güneş enerjisi teknolojisi ithal etti.

Japonya, Avustralya ve AB genelinde de rekorlar kırıldı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ticaret akışlarını muazzam ölçüde etkilemesi nedeniyle Ortadoğu, güneş enerjisi ithalatında artış görmeyen tek bölge oldu.

Ember'dan kıdemli analist Euan Graham, "Fosil yakıt şokları güneş enerjisi yükselişini hızlandırıyor" dedi.

Güneş enerjisi zaten küresel ekonominin motoru haline gelmişti ve artık mevcut fosil yakıt fiyat şokları bunu bir üst seviyeye taşıyor. Ülkeler rekor seviyelerde güneş paneli ithal ediyor ve artan küresel talebi karşılamak için kendi yerli montaj ve üretim kapasitelerini geliştiriyor.

Bu artışın bir kısmı, nisanda yürürlüğe giren ve güneş paneli maliyetlerine yaklaşık yüzde 9 ekleyen Çin ihracat vergi iadesi yasasındaki değişiklikten de kaynaklandı. Yasa değişikliği, son tarihten önce alımlarda bir artışa yol açtı.

Talep sadece bitmiş panellerle sınırlı değildi. Çin dışında giderek daha fazla panel haline getirilen güneş hücreleri ve yonga levhalarının ihracatı, şubattaki seviyelere göre yüzde 108 artarak 36 GW'a ulaştı ve Ekim 2025'ten bu yana ilk kez panel ihracatını geride bıraktı. Panel ihracatı yüzde 91 artarak 32 GW'a yükseldi.

Ülkeler gün içinde üretilen güneş enerjisini akşam kullanmak üzere depolamak istedikçe batarya ihracatı da arttı. Çin'in batarya ihracatı şubata kıyasla yüzde 44 artarak martta 10 milyar dolara ulaştı; özellikle AB, Avustralya ve Hindistan'da güçlü bir talep görüldü.

Temiz enerji altyapısının ölçeği, yanıt verdiği fosil yakıt krizine rakip olmaya başlıyor. Bu hafta yayımlanan Ember'ın 2026 Küresel Elektrik İncelemesi, 2025'te güneş enerjisi üretimindeki rekor büyümenin, geçen yıl Hürmüz Boğazı'ndan yapılan tüm sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatına eşdeğer miktarda doğalgazla çalışan elektriğin yerini almaya yeteceğini ortaya koydu.

Küresel elektrikli araç filosu, 2025'te günlük 1,8 milyon varil petrol talebinin yerini aldı; bu da ABD ham petrol üretiminin yüzde 13'üne eşdeğer.

Independent Türkçe


Pentagon, İran savaşı nedeniyle NATO üyelerine yaptırım uygulanmasını değerlendiriyor

NATO Genel Sekreteri (AFP)
NATO Genel Sekreteri (AFP)
TT

Pentagon, İran savaşı nedeniyle NATO üyelerine yaptırım uygulanmasını değerlendiriyor

NATO Genel Sekreteri (AFP)
NATO Genel Sekreteri (AFP)

Bir ABD’li yetkili, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) içinde dolaşıma giren dahili bir e-postada, Washington yönetiminin İran’la yürütülen savaşta ABD operasyonlarını yeterince desteklemediğini düşündüğü NATO müttefiklerine yönelik cezalandırıcı seçeneklerin ele alındığını bildirdi. Bu seçenekler arasında, İspanya’nın NATO üyeliğinin askıya alınması ve Birleşik Krallık’ın Falkland Adaları üzerindeki talebine ilişkin ABD tutumunun gözden geçirilmesi de yer alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan yetkili, söz konusu seçeneklerin, bazı müttefiklerin İran savaşı kapsamında ABD’ye askeri erişim, konuşlanma ve hava sahası kullanım hakları tanıma konusunda isteksiz ya da olumsuz bir tutum sergilediği yönündeki hayal kırıklığını yansıtan bir notta detaylandırıldığını belirtti.

Yetkili, e-postada askeri erişim, konuşlanma ve hava sahası kullanım haklarının ‘NATO için asgari düzeyin de altındaki beklenti’ olarak nitelendirildiğini ve söz konusu seçeneklerin Pentagon’un üst düzey kademelerinde tartışıldığını ifade etti.

Aynı yetkiliye göre, e-postada yer alan seçeneklerden biri, ‘uyumsuz’ olarak tanımlanan ülkelerin NATO içindeki önemli ve prestijli görevlerden uzaklaştırılmasını içeriyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yardımcı olmak üzere deniz kuvvetleri göndermedikleri gerekçesiyle NATO üyelerini sert sözlerle eleştirdi. Küresel deniz trafiği açısından kritik öneme sahip boğaz, 28 Şubat’ta başlayan hava savaşının ardından ulaşıma kapanmıştı.

Trump ayrıca ABD’nin NATO’dan çekilme ihtimalini de gündeme getirdi. Reuters’a 1 Nisan’da verdiği röportajda Trump, bu olasılığa ilişkin bir soruya “Benim yerimde olsaydınız siz yapmaz mıydınız?” yanıtını verdi.

Yetkili, söz konusu e-postanın ABD’nin bu adımları mutlaka atacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Söz konusu e-postada, Avrupa’daki ABD üslerinin kapatılmasına yönelik herhangi bir önerinin yer almadığını belirten yetkili, birçok kişinin beklediği üzere ABD’nin Avrupa’daki bazı askerlerini geri çekmesinin seçenekler arasında bulunup bulunmadığına ilişkin ise yorum yapmayı reddetti.

Pentagon’dan konuya ilişkin yorum talebine yanıt veren sözcü Kingsley Wilson, “Başkan Donald Trump’ın da ifade ettiği gibi, ABD’nin NATO müttefikleri için yaptığı onca şeye rağmen, onlar bizim yanımızda durmadı” dedi.

Wilson, açıklamasında, “Savunma Bakanlığı, müttefiklerimizin sadece ‘kâğıttan kaplan’ (görünürde güçlü ancak etkisiz) olmaması ve sorumluluklarını yerine getirmesi için başkana güvenilir seçenekler sunacaktır. Bu konudaki iç değerlendirmelere ilişkin başka bir yorumumuz yok” ifadelerini kullandı.

Analistler ve diplomatlar ise ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın, 76 yıl önce kurulan NATO’nun geleceğine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurduğunu belirtiyor. Söz konusu gelişmelerin, ABD’nin olası bir saldırı durumunda Avrupalı müttefiklerine destek verip vermeyeceğine dair benzeri görülmemiş endişelere yol açtığı ifade ediliyor.


Trump, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin üç hafta uzatılacağını duyurdu

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)
TT

Trump, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin üç hafta uzatılacağını duyurdu

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da düzenlenen sağlık hizmetleri konulu toplantıda konuşurken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 3 hafta uzatılacağını açıkladı.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda “İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 3 hafta süreyle uzatılacak. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ı en kısa zamanda ağırlamayı sabırsızlıkla bekliyorum” ifadelerini kullandı.

Kimliğinin gizli kalmasını isteyen ABD'li bir yetkili, başlangıçta Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleştirilmesi planlanan Lübnan ve İsrail büyükelçileri arasındaki görüşmelerin ‘artık Beyaz Saray'da yapılacağını’ belirterek “Başkan Trump, iki ülkenin temsilcilerini varışlarında karşılayacak” dedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, toplantı sırasında Beyrut'un taleplerinin ateşkesin uzatılması, evlerin yıkımının durdurulması, sivillere, ibadethanelere, gazetecilere, sağlık ve eğitim çalışanlarına yönelik saldırıların sonlandırılması olacağını söyledi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşme ihtimalinin kesinlikle söz konusu olmadığını vurgulayan Avn, “Washington'u ziyaret edip Trump ile görüşerek ona Lübnan'daki durumun gerçeklerini ayrıntılı olarak anlatabilmeyi umuyorum” ifadelerini kullandı.

Hizbullah ile İsrail arasındaki son savaş, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırının ilk gününde İran'ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine misilleme olarak Hizbullah'ın İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından 2 Mart'ta patlak verdi.

1948'den beri resmi olarak savaş halinde olan iki ülke, savaşı sona erdirmek amacıyla 14 Nisan'da Washington'da bir görüşme turu düzenledi. Bu, 1993'ten bu yana yapılan ilk görüşmeydi.

Bu görüşmelerden iki gün sonra ABD, Lübnan'da 2 bin 400'den fazla kişinin ölümüne ve 1 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine neden olan savaşta 10 günlük bir ateşkes ilan etti.

ergrt
Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad, ABD Dışişleri Bakanlığı binasında düzenlenen bir toplantıda, 14 Nisan 2026 (AP)

Perşembe günü gerçekleşmesi planlanan görüşmelere, bir önceki turda olduğu gibi, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter ile Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad katılacak ve ABD'nin Lübnan Büyükelçisi Michel Issa da toplantıya eşlik edecek.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin Fransız Haber Ajansı AFP'ye yaptığı açıklamaya göre bu kez toplantıya ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee de katılacak.

Görüşme öncesi Hizbullah ile İsrail birbirlerini ateşkesi ihlal etmekle suçladılar.

Lübnan Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre perşembe günü İsrail'in Güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısında üç kişi hayatını kaybetti.

İsrail, saldırıların yanı sıra sınır köylerinde patlatma ve yıkım operasyonlarını sürdürüyor ve onlarca köyün sakinlerinin köylerine dönmesini engelliyor.

Buna karşın Hizbullah dün yayınladığı üç açıklamada, Tayyibe kasabasında İsrail askerlerinin toplandığı yerlere yönelik iki saldırı düzenlendiğini ve Mecdel Zun beldesinde bir İsrail keşif uçağının düşürüldüğünü duyurdu. Hizbullah, bu eylemlerin, ‘düşman İsrail’in ateşkesi ve Lübnan hava sahasını ihlal etmesine misilleme’ olarak gerçekleştirildiğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın geçtiğimiz hafta yayınladığı ateşkes anlaşmasının metnine göre İsrail kendisine karşı yürütülen veya planlanan operasyonlara karşı meşru müdafaa hakkını saklı tutuyor.

Lübnanlı resmi bir kaynak çarşamba günü, bu hafta sonu sona erecek olan ‘ateşkesin bir ay süreyle uzatılmasını ve İsrail'in ordusunun bulunduğu bölgelerdeki bombalama ve yıkım operasyonlarını durdurmasını ve ateşkes anlaşmasına uymasını’ talep edeceklerini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tommy Pigott’un o sırada yaptığı açıklamaya göre iki ülke ilk toplantıda “kararlaştırılacak bir yer ve zamanda” doğrudan müzakerelere başlanılması konusunda anlaştı.

Lübnan, eski Washington Büyükelçisi Simon Karam'ı İsrail ile müzakere heyetinin başkanı olarak atadı.