"ABD'nin Taliban'dan bir talebi de Afganistan hükümetinde Hakkani'ye görev verilmemesiydi"

Abdullah Altay, Taliban ile ABD arasındaki barış görüşmelerine gözlemci sıfatıyla katılıp verilen sözlerin tutulup tutulmadığını izleyen sivil toplum heyetinin tek Türk üyesi / Fotoğraf: Independent Türkçe
Abdullah Altay, Taliban ile ABD arasındaki barış görüşmelerine gözlemci sıfatıyla katılıp verilen sözlerin tutulup tutulmadığını izleyen sivil toplum heyetinin tek Türk üyesi / Fotoğraf: Independent Türkçe
TT

"ABD'nin Taliban'dan bir talebi de Afganistan hükümetinde Hakkani'ye görev verilmemesiydi"

Abdullah Altay, Taliban ile ABD arasındaki barış görüşmelerine gözlemci sıfatıyla katılıp verilen sözlerin tutulup tutulmadığını izleyen sivil toplum heyetinin tek Türk üyesi / Fotoğraf: Independent Türkçe
Abdullah Altay, Taliban ile ABD arasındaki barış görüşmelerine gözlemci sıfatıyla katılıp verilen sözlerin tutulup tutulmadığını izleyen sivil toplum heyetinin tek Türk üyesi / Fotoğraf: Independent Türkçe

Doha'daki müzakerelere gözlemci sıfatıyla katılan Abdullah Altay, siyasi süreç içinde yaşananları ve tıkanıklıkları Independent Türkçe'den Cihat Arpacık'a anlattı…

Doha'daki barış sürecinde sivil toplum örgütlerinin rolü neydi?
Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve İHH'nın da dahil olduğu bazı sivil toplum kuruluşları, Katar'ın başkenti Doha'da gerçekleştirilen barış görüşmelerine gözlemci olarak katıldı. Masadaki görüşmelerin tamamına sivil toplum örgütleri katılmadı ama genel olarak ne konuşulursa konuşulsun bizler ana sürece destek verdik. Türkiye'den tek STK bizdik ama Türkiye'yi temsil etmiyorduk. Bağımsız bir kuruluş olarak masada yer aldık. Mesela ABD ile Taliban bir meselede anlaşmaya vardı, biz verilen sözlerin tutulup tutulmadığını gözlemci sıfatıyla takip ettik ve bunları raporlaştırdık. Zaten bir STK'nın rolünün bundan daha fazlası olması düşünülemez. Daha fazlası devletlerin görevi. Moro'daki barış sürecindeki pozisyonumuz da aynıydı. 

Görüşmeler sırasında tıkanmalar meydana geldi mi?
Tıkanma çok oldu. Tıkanma nedenleri de muhteliftir. Örneğin ABD'deki iç çekişmeler bunun nedenleri arasında. Özellikle ABD seçimleri sırasında bunu çok yaşadık. Trump'ın NATO'ya olan tavrı çok etkiledi. Anlaşmada "NATO'nun Afganistan'dan çekileceği" yazıyordu. Trump, 'NATO'yu silin yerine US Army' yazın diye diretti. Trump gittikten sonra ABD ordusu çekildi ama NATO çekilmedi. Masaya geldiğimizde 'Biz, ABD ordusunun çekileceğini yazdık, NATO yazmadık' dediler. Yeni bir tarih tespit edildi o da 11 Eylül'dü. Bu tarihte de sorun çıktı. 16 Ağustos'ta oldu.

Masada verilip tutulmayan sözler...
Taliban'ın ya da ABD'nin verdiği bazı sözlerin tutulmadığı söylendi. Bu bir kriz sebebi oldu mu?
Bazen ABD bazen de Taliban verdiği sözleri tutmadı. Bazen de diğer devletler tutmadı. Ama bunun da sebepleri var. Örneğin ABD, Taliban'ın el Kaide'yle irtibatının kesilmesini istiyordu. Taliban, 'El Kaide, Afganistan topraklarını kullanarak ABD'ye zarar vermeyecek' sözünü veriyordu ama 'ailelerini buradan çıkartıp onları size teslim edemem' diyerek çok net bir tavır ortaya koydu. ABD'liler ise el-Kaide'nin kendilerine teslim edilmesini istiyordu. Masada Taliban'ın en önemli taleplerinden biri, liderlerinin ABD terör listesinden çıkarılmasıydı. 4 defa tarih verdiği halde bunu gerçekleştirmedi. Buna binaen Taliban da bazı maddeleri hayata geçirmedi. ABD bir adım atarsa Taliban da atıyordu. Taliban atarsa ABD atıyordu. Müzakere denilen şey zaten bu şekilde oluyor.

Doha'daki müzakerelere katılan Taliban heyeti / Fotoğraf: Reuters
"Taliban, Bagram için ABD'yle anlaşmıştı ama ABD çekilince anlaşma düştü"
Bagram Üssü'ne girilmeyeceğine dair bi mutabakat olduğu ama Taliban'ın buna uymadığı iddia ediliyor

Bagram Askeri Üssü'nü ABD'liler bıraktı. Bırakırken de Afganistan hükümetine haber vermeden bıraktılar. Sabah kalktığımızda ABD'lilerin çekileceğinden haberimiz yoktu. Bu yanlış bir adımdı. Taliban'ın komutanlarının ABD'liler tarafından serbest bırakılması gerekiyordu. Böyle bir karar alınmıştı. ABD, Bagram'ı bırakıp çıktı. 5 saat içinde Afganistan hükümeti kendi ordusunu gönderip Bagram'ı korumaya çalıştı. Otomatik olarak anlaşmadaki Bagram maddesi zaten iptal olmuştu. ABD'liler böylece kendi sorumluluğunu da ortadan kaldırmış oldu. Taliban ise 'Ben ABD'lilerle anlaştım, Afganistan hükümetiyle değil' diyerek Bagram'a girdi. ABD böylece kaos oluşturmak istedi. 

"Gani, ABD'nin imajını sarsmak istedi"
Eşref Gani kaçtıktan sonra taraflardaki hava neydi?

ABD aslında bir anda çekilmeyecekti. 31 Ağustos'ta çekilmeye başlayacaktı. Tahliyeler ise bir takvime uyularak gerçekleştirilecekti. Bir anda Eşref Gani ABD'lilerden ve Doha'dan habersiz çekilme kararı aldı. Gani, 'Ben hükümeti seçimle aldım, seçimle veririm' diyordu. Hep zamana oynuyordu. Ama en sonunda ABD'lileri de cezalandırmak istedi. Kabil'deki görüntüleri vermek için elinden geleni yaptı. Kaçarken herkese 'kaçın' demek istedi. Taliban, Kabil'in etrafında bekliyordu. Taliban içindeki bazı gruplar dahi girmek istediğinde Doha'nın uyarısıyla geri çekildiler. 31 Ağustos'a kadar Kabil'e girmeyeceklerini söylediler. Doha'daki masadan da Eşref Gani'ye 'kaçma, bu gece bir törenle sarayı teslim et' önerisi gitti. Hamid Karzai de Abdullah Abdullah da zaten bundan sonra Gani'ye 'teslim et' çağrısı yaptı. Gani bunu istemedi ve kaosu tercih etti. ABD'nin imajını sarsmak istedi bunu da başardı. Ama Gani'nin özel kalemi gitmedi. Bir yerlerden ona 'Kal ve sarayı Taliban'a teslim et' talimatı gitmişti. Sarıldılar, tokalaştılar ve saray Taliban'a verildi. Bu silah gücüyle olmadı. Bu Taliban için de önemliydi. Kabil'e girecek güçleri olmasına rağmen girmediler. Eşref Gani kaçtıktan sonra da girmediler. Karzai çağrı yapmıştı. Torunlarıyla birlikte ekrana çıktı, 'Ben kaçmıyorum, Taliban'ı davet ediyorum, kontrolü sağlasınlar aksi taktirde şehirde kötü olaylar yaşanacak, Kabil'i koruyalım burası bizim şehrimizdir' dedi. Bu davet olmasaydı yine girmeyecekti. 

Afganistan'ın önceki Cumhurbaşkanı Eşref Gani, Taliban Kabil'e girmeden ülkeden kaçtı / Fotoğraf: Reuters
Kabil Havalimanı'nda çok kötü görüntülere şahit olduk. O insanlar neyden kaçıyordu?
Kabil'den çıkanların profilleri çok çeşitli. Öncelikle normal, planlı uçuşlar vardı. Taliban'dan korkup kaçanlar vardı. Bunların sayısı da az değil. Afganistan'da bir algı oluştu. NATO ülkeleri ya da ABD'liler ilk girdiğinde bazı Taliban mensuplarının isimlerini ve adreslerini yerel ağları sayesinde elde etti. Bu ağa mensup olanlar da haliyle yeni dönemde korkmaya başladı. Taliban bu konuda bazı yanlışlar da vardı. Ama vahşi bir şekilde intikam alınmasın diye af ilan etti. En önemlisi gelecek endişesi taşıyanlar vardı. STK'lar oradaki ailelerle temasa geçti. Net bir şekilde 'Siz neden kaçmak istiyorsunuz' diye soruldu. Çoğu gelecek endişesi taşıdıkları için kaçtıklarını söylüyordu. Birçoğu maaş alacak mıyız diye soruyordu. Şu anda tahliye edilmeyenlerin sayısı tahliye edilenlerden daha fazla. Biz masa olarak kendi görevimizi yapıyoruz ve ciddi bir şekilde takip ediyoruz. İHH'nın Afganistan'daki ofisleri günlük raporlama yapıyor. Gazne'de, Kandahar'da, Mezar-ı Şerif'te, Kabil'de çalışmalarımız devam ediyor. Bu konuda insan haklarına karşı atılan bir adımı ya da af ilanına rağmen buna aykırı davranışları bildireceğiz. 

"Afganistan'ın Z kuşağı yeni bir tecrübe yaşamak istiyor"
Taliban nasıl bu kadar kısa sürede ilerledi?

Diğer ülkelerde olduğu gibi orada da bir Z kuşağı var. Son 20 yılda hem ABD'den hem hükümetten hem de savaş baronları tarafından o kadar kötü uygulamalara imza atıldı ki bu Z kuşağı özgürlük peşine düştü. Bu, Taliban'ın hızlı ilerlemesinin de bir nedeni aslında. Uluslararası yardımlara hep savaş baronları el koyuyordu. İnşa ettikleri sarayları gördük. Z kuşağı da yeni bir tecrübe yaşamak istiyor. Taliban bunu nasıl yönetecek, nasıl idare edecek, herkes takip etmeli. Taliban'ı değil Afganistan halkını konuşmamız gerekiyor.

Taliban yönetimi fiilen işbaşına geldi. Hükümeti değerlendirirseniz nasıl bir fotoğraf ortaya koyarsanız?
Öncelikle şunu net bir şekilde ortaya koymamız lazım; Afganistan'da bir işgal vardı. Bu karşı ise bir mukavemet oluştu. Bunun adına ister direniş ister cihat denilsin. Bu mukavemeti Taliban da yapabilir eski mücahitler de yapabilir solcular da yapabilir. Bu bir haktır. Kendi ülkemizde bir işgal görmek istemiyorsak başkaları da kendi ülkelerinin işgal altında olmasını istemez. Taliban, yeni bir geçici hükümet tayin etti. “Taliban hükümetini tanıyacak mıyız” diye soruluyor ama bu soru yanlış. Hiçbir ülkenin böyle bir gündemi yok. İrtibat kurma meselesi var. Devletler şu an bu aşamada. Türkiye de dahil devletlerin önemli kısmı acele etmeyeceklerini açıkladı. Geçici hükümetle çalışılacak mı çalışılmayacak mı? Önemli soru bu. Geçici hükümetin içinde 7 bakan Peştun değil. Sağlık Bakanını hiç değiştirmedi. Eski Sağlık Bakanı görevde. Gerçekten işini iyi yapan bir bakan. Taliban'ın içinde Şiiler var. Taliban'ın bir yüksek istişare heyeti var, istişare heyetinin altında Emir el müminin var, onun altında bir yönetim var, yönetimlerin altında da yerel yönetimler var. Bu yerel yönetimlerde herkes var. Şiiler de bu yerel yönetimlere dahil.

Taliban içindeki Şiiler Taliban ideolojisini benimsediği için bu yapının içinde değil sanırım
Taliban pragmatik bir örgüt. Karşımızda 20 yıl önceki Taliban yok. Dini bir Taliban da yok. Doha'da gördüğüm Taliban daha pragmatik Afgan kimliğini önceleyen bir Taliban. Peştun deniliyor ama Peştun zaten Afgan demek. İktidarda Peştunların daha fazla olması kadar normal bir şey yok. 'Türkiye'de neden Türkler iktidar' demek kadar absürt. Taliban önce kendi halkıyla barışmak istiyor. Tatmin mesajları veriyor. Ne Hazaralar Henefi Maturidi olacak ne de Hanefi Maturidi olan Peştunlar Şii olacak. Herkes kendi şehrinde, kendi topraklarında istediği gibi ibadet edebileceği kendi dini ritüellerini uygulayabilir mesajı veriliyor. Sıkı şekilde takip etmek lazım ama yeni Taliban'ın vermeye çalıştığı mesaj bu.

Taliban yetkililerinin, Muharrem etkinlikleri dolayısıyla ülkedeki Şiileri ziyaret ederken çekilmiş bir fotoğraf / Fotoğraf: Twitter (@RahimiZahra313)
"ABD, Hakkani'ye görev verilmemesini istedi"
Masada ABD'nin Hakkani'ye hükümette görev verilmemesine yönelik bir talebi oldu mu?

Serac Hakkani bakan olmasın, Sağlık Bakanı da görevinde devam etsin diye bir talep geldi.  

Ama yerine getirilmedi?
Taliban bu talebi aldı, birini yerine getirdi diğerini yerine getirmedi. Sağlık Bakanı devam etti ama Serac Hakkani de İçişleri Bakanı yapıldı. Burada Taliban'ın vermek istediği bir mesaj vardı. İnanılmaz bir baskı vardı Taliban'a yönelik. Tüm devletler bu süreçte yer almak istedi.

ABD'nin 'arananlar listesinde' yer alan Hakkani, Afganistan İçişleri Bakanı olarak görevlendirildi
"İran, Afganistan'da Irak'takine benzer bir pozisyon aldı"
Diğer devletler açısından Çin'in bir baskınlığı hissediliyor mu?

Çin'in öncelediği 2 dosya var. Biri Doğu Türkistan diğeri de İpek Yolu dosyası. Masada da "peace and busines" (barış ve ticaret) diyordu. Çin için Afganistan'ın istikrarlı olması önemli. Ama sadece Çin için değil mesela Özbekistan için de benzer meseleler için önemli. 

İran'ın tavrı nasıl şekillendi?
İran'ın içinde de Hazaralar ve Sünniler var. Tahran yönetimi Afganistan'da tıpkı Irak'taki gibi Haşdi Şabi kurdu. Suriye'de Fatımiyyun Tugayı saflarında savaşan Hazara milislerinin önemli bir kısmını Afganistan'a çekti. Afganistan eski hükümetiyle de bir pazarlık yaptı. 'Eğer İran'ı yanınızda görmek istiyorsanız Fatımiyyun Tugayı'nı Afganistan ordusunun içine alın' dedi. Bu Taliban tarafından reddedilen bir teklif.  Taliban İran'la toplantı yapmadan önce Afganistan Haşdi Şabi'sine operasyon yaptı, depolarını bastı, 130 kişiyi esir aldı ve toplantıya öyle gitti. Afgan Şiilerine özgürlük verip önemli günlerinde onları ziyaret eden Taliban İran müdahalelerine de karşı bir duruş sergiliyor. 

"Sürgündeki Taliban yüksek lisans ve doktora eğitimi aldı, müzakere süreci onlar için eğitim işlevi gördü"
20 yıla yakındır savaşan bir yapıdan bahsediyoruz, Taliban'ın eski hatalarını tekrarlamamaya özen gösterdiği de söyleniyor… Peki savaşırken bu siyasi olgunluğu nasıl kazandı? İlginç bir durum değil mi?
Taliban liderleri, özellikle siyasi ofisi yurtdışında kaldı ya da sürgün edildiler. Bir kısmı ise cezaevine atıldı. Yurtdışına gidenler çeşitli alanlarda yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladı. Sonuçta hatalarını anlayan bir Taliban ortaya çıktı. Ama bütün Taliban mensupları için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çünkü taban içeride kaldı ve bu şekilde düşünmüyor olabilir. Müzakereler kesilse de 9 yıl önce başladı. Bu da Taliban için eğitim gibiydi. Dengeleri daha iyi anlamasını sağladı. 

Türkiye'nin ev sahipliğinde bir barış süreci başlayacağı söylendi, bu neden yapılamadı?
Taliban bunu açıkladı. Kendilerine bir ajanda gelmediğini söylediler. Türkiye, 'ateşkes ilan edin ve burada toplantılar yapalım' diye bir davette bulundu ama Taliban'ın istişaresiyle ateşkes uygun bulunmadı. Ateşkes yapmadıkları için Türkiye'ye de gelmediler. 

Kabil'e giren Taliban savaşçıları / Fotoğraf: AP
"Taliban, sistemin çökmemesi için ordu ve polisi feshetmeyecek"
Ülkede yabancı savaşçıların durumu ne?

Yabancılar hala var. Bunlar eskiden savaşçılardı ama geneli şu an savaşmıyor. Taliban bunu defalarca tekrar etti zaten.

Ülkeyi terk mi ettiler yoksa silah mı bıraktılar?
20 yıl içinde kimi evlendi, kimi entegre oldu. Bazılarına Taliban tarafından ülkeyi terk etmeleri için bir süre verildi ya da kalmak istiyorlarsa evlerinde kalıp aileleriyle ilgilenmeleri istendi. Artık Afganistan askeri ve polisinin olduğu vurgulandı. Bu arada Taliban eski polis ve ordu teşkilatını tümüyle feshetmeyecek. Taliban bu yapıların içine dahil olacak. Irak'ta yaşananlardan ders almış gibi görünüyor. ABD ilk Irak'a girdiğinde Irak ordusunu feshetti. 

Orduyla birlikte Irak'taki tüm sistem çöktü aslında
Evet. Taliban da Afganistan'ın da bu duruma gelmesini istemiyor.

Taliban-ABD barış görüşmelerinin gözlemci heyeti içinde bulunan Abdullah Altay / Fotoğraf: Independent Türkçe
DEAŞ'ın pozisyonu nedir?
DEAŞ cezaevlerindeydi. Eşref Gani'nin kaçmasının ardından cezaevleri kontrolsüz bir şekilde kapılar açıldı. Bazı DEAŞ hücrelerinin ne yapacağı şimdilik bilinmiyor. Müzakere masası bu konudan çok endişeli. Rusya Dışişleri Bakanlığı da ara sıra DEAŞ'a karşı Taliban'a destek verilmesi gerektiğini açıklıyor. DEAŞ öyle bir yapı ki ülkeden ülkeye pozisyonları ve hedefleri değişiyor. Şu an kestirmek çok zor. Var olan kaos DEAŞ için iyi bir fırsat sayılır. Bu, Taliban'ın en önemli sınavlarından biri olacak.

Müzakere masasının Taliban'dan talepleri
Müzakere bileşenlerinin Taliban'dan en önemli talepleri şu an nedir?
En önemli talep, insan hakları, kadınların durumu, terör örgütlerinin önünün açılmaması konusunda şekilleniyor. Afganistan topraklarının, terör örgütleri için güvenli bir alan olmaması isteniyor. Ama devletler insani durumu çok düşünmüyor. Bunu masadaki BM ya da bizim gibi diğer sivil toplum örgütleri düşünüyor. Bu arada Taliban'dan önce de insan hakları çok kötüydü. Evet, kadınlar okullara gidiyor, çalışabiliyordu. Ama insan hakları için örnek bir ülke değildi. İhlaller çok fazlaydı. Özellikle cezaevlerinde işkenceler çok yaygındı. İnsan hakları son 20 yılda dünya desteğine rağmen düzelmemişti.

Fotoğraf: Cihat Arpacık / Independent Türkçe
Afganistan bahsinde hep kadın meselesi öncelikli konuşuluyor. Taliban kadın haklarına yaklaşımı nasıl olacak? Örneğin burka zorunluluğu esnetilecek mi? 
Burkanın rengi mavi. Bu milli bir giysi, dini değil. Bu da masada konuşuldu. Kahve arasında bir Taliban lideri ABD'lilere cevaben, 'Katar 50 derece, yüzde 37 nem var. Bu kravatla sıkılmıyor musunuz' dedi. Biz bunu tartışamayız. Milli bir giysi olarak kabul ediliyor. Geçici hükümetin görevi bittikten sonra kabinede kadınlara görev verileceğini düşünüyorum. Alınmış bir karar yok ama bu bir dünya örfü oldu. İran'da bile kadın yöneticiler var. Taliban'ın siyasi ofisiyle ben direkt olarak konuştum. 'Kadın giyimiyle ilgili ne düşünüyorsunuz' diye sordum. 'Kadın, hicap ve nikap konusu fıkıhta bile hala tartışılan bir konu. Bırakın Taliban'ı İslam'da tartışılıyor. Türkiye tarzı mı olsun, İran tarzı mı… Yoksa Araplar gibi mi? Biz yeni bir şey getirmeyeceğiz ama Afganistan halkına uygun bir şey olacak' dediler. Kadınlara karşı 20 yıl önce daha keskin bir tavır alıyorlardı ama Rusya'daki görüşmelerde servisi kadınlar yapıyordu. Orada bu meseleler birinci gündem değil. Gündemlerden biri ama en önemli gündem değil. Taliban tabanından yanlış tavır gösterenler elbette var. Gösteri yapan kadınlara sopa ya da kırbaçlarla vuranları da gördük. O sadece İslam'a değil Afganistan'daki aşiret örfüne de aykırı bir şey. 

Gösteri ve yürütüşlere kısıtlama getirildiğini biliyoruz. Bunun da toplanma özgürlüğüne bir darbe olduğu, Taliban'ın ilk sınavlarından birinden kötü not aldığı yorumlanıyor
Tüm devletlerde böyle değil mi? Kamu otoritesini sağlamak isteyen tüm devletler bir miting için önceden izin alınmasını şart koşar. Bu Türkiye için de böyle. 
Independent Türkçe



Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.


Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.