Başkanlık sistemi önerisi Tunus’ta endişeleri artırdı

Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)
Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)
TT

Başkanlık sistemi önerisi Tunus’ta endişeleri artırdı

Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)
Kays Said dün akşam Tunus’un başkentindeki Habib Burgiba Caddesi’nde vatandaşları selamladı. (Tunus Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Hamadi Mameri*
Kays Said, cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana kötüleşen siyasi, ekonomik ve sosyal koşullardan sorumlu tuttuğu siyasi sistemi değiştirmeye hazırlandığına yönelik işaretler veriyor.
Said 25 Temmuz 2021 tarihinde parlamento, partiler ve hükümet de dahil olmak üzere tüm iktidar sistemine sınır koyan olağanüstü hal önlemlerini açıklamak için bir fırsat yakaladı.
Tunuslular söz konusu tedbirlerin ardından Said’in açıklayacağı programı beklerken Cumhurbaşkanı Danışmanı Velid el-Haccam adeta durgun suya bir taş attı. Geçtiğimiz 9 Eylül’de Reuters’e verdiği demeçte ülkedeki siyasi sistemi değiştirme yönünde bir eğilim mevcut olduğunu belirten Haccam bunun referandumla gerçekleştirilmesi ihtimali olduğunu söyledi. Mevcut anayasanın büyük bir engel haline geldiğine, askıya alınması ve geçici bir yönetim sistemi kurmak gerektiğine işaret ederek Cumhurbaşkanı’nın programını yakında açıklamasını beklediğini dile getirdi.

Başkentte bir gezi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cumhurbaşkanı Said, 11 Eylül Cumartesi akşamı Tunus’un başkentinde gerçekleştirdiği gezi sırasında yaptığı açıklamada, hükümetin en kısa sürede kurulacağını söyledi. Ayrıca ülkenin anayasasında değişiklik yapılabileceğini belirtti.
Said Habib Burgiba Caddesi’nde yoğun güvenlik önlemleri altında düzenlediği ziyaretin ardından basına yaptığı açıklamada “Hükümet kurulacak. Güvenin ağırlığının bilincinde olan ve bunu taşıyabilen isimleri aramaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Said ayrıca 2014 anayasasına saygı duyduğunu ancak metinde değişiklik yapılabileceğini vurguladı.
Tunus Cumhurbaşkanı, halkın anayasadan ve koyduğu hukuk kurallarından bıktığını ve anayasa çerçevesinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguladı. Anayasaların ebedi olmadığının altını çizen Said, Tunus halkının ihtiyaçlarına yanıt veren değişiklikler yapılabileceğine işaret etti. Egemenliğin halka ait olduğu vurgusunda bulunan Cumhurbaşkanı, halkın iradesini ifade etme hakkına sahip olduğunun altını çizdi.
Said, Tunus Cumhurbaşkanlığı’nın Facebook’taki hesabından paylaşılan görüntülerde caddede yürürken kalabalık bir grubun kendisini selamlayarak milli marşı okuduğu görüldü.
Tunus’un kaderi, tiranlık riskiyle dolu bir başkanlık sistemi ile yönetilmek mi? Parlamenter sistem ülkeyi yönetmede neden başarılı olamadı?

Tunus’un ‘cumhurbaşkanlık’ tarihi
Tunus’un bağımsızlığını kazanmasından 2011 yılına kadarki çağdaş tarihi, yani yarım asırdan fazlasında yaşananlar tam olarak bilinmiyor. İlk Cumhurbaşkanı Habib Burgiba (1956-1987) ile ülkenin yönetim sistemi değişti. Ardından da eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali (1987-2011) ile yeniden değişikliğe gidildi.
Tunuslular, yenilenen parlamenter sistemle birlikte devlet kurumlarının ve kuruluşlarının gerektiği gibi uyum sağlayamadığı, yetkilerin üç hükümet kurumu yani parlamento, hükümet ve cumhurbaşkanlığı arasında bölündüğü bu sisteme de alıştı.
Tunuslular onlarca yıldır tek yürütme organı olarak Devlet Başkanı’na alışmıştı. Ancak daha sonra Tunus siyasi sözlüğüne yeni bir terim olan ‘üçlü başkanlık’ dahil oldu.
Tunus’ta 2011 sonrası dönemde cumhurbaşkanlarının ziyaretleri, Tunusluların genel anlamda cumhurbaşkanının sembolik konumuna ilişkin içsel farkındalıklarının gerçekliğini ortaya çıkaran bir fırsata tanık oldu. Tunuslular, cumhurbaşkanından zenginleşme, ekonomik ve sosyal başarılar beklentisi içinde. Diğer yandan bu konular hükümetin yetki ve görevleri arasında.

Sosyal eğitim
Sosyolog Belayid Evlad Abdullah, söz konusu farkındalığın köklerinin Tunus’ta aile temelli olan sosyal eğitimde yatmakta olduğu görüşünde. İlk sosyal çekirdekte babanın merkezi bir rol oynadığını ifade eden Abdullah, babanın ilham alınan, sınırları çizen, referans mercii ve lider olduğunu belirtti. “Ülke tarihi, yarım asırdan fazla bir süre tek bir kişi tarafından yönetilmeye tanık oldu. Bu kolayca silinemez” dedi. Tunuslu Sosyolog, cumhurbaşkanının etrafında bulunanların onu yüceltme uygulamalarıyla bir tiran haline getirmeye istekli olmaları nedeniyle ülkenin zorbalık dönemlerine geri dönmemesi için kurumların istikrara kavuşturulması ve güçler arası denge ilkesinin etkinleştirilmesiyle bu zihniyetin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Liderlerin mücadelesi
Evlad Abdullah, Tunus’taki çeşitli partilerde liderlik konusunda çatışmalar yaşandığına da dikkat çekti. Partilerin, müdahaleler ve medya görüntülerinin tekelleştirip, diğer parti üyelerine görünme fırsatı vermeyen lideriyle dağıldığına işaret eden Abdullah, bu durumun Tunuslular arasında ülkenin bir lider, ilham kaynağı ve kurtarıcıya ihtiyaç duyduğu konusunda ortak bir farkındalık oluşturduğunun altını çizdi. “Bugün Tunus’ta Cumhurbaşkanı’nın şahsında propagandası yapılan da budur” diyen sosyolog, bu durumun tiranlığın dönüşü konusundaki endişeleri artırdığını vurguladı.
Belayid Evlad Abdullah, Independent Arabia’ya verdiği demeçte Tunus’ta 2011’den sonra kabul edilen parlamenter sistemin kendi içinde kötü bir imaj sergilediğini söyledi. Ayrıca ne zenginleşmeye ne de Tunusluların koşullarını iyileştirmeye katkıda bulunduğuna dikkat çekti. Bunun aksine yolsuzluğun yayılması, kamu malının heder edilmesi ve gereken reformların yapılmamasının yanı sıra Tunusluları fakirleştirmek için kullanıldığını kaydetti.

Krizin nedeni yönetim sistemi değil
Tunuslular, tüm yetkililer üzerindeki kontrolünü sıkılaştıran eski Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali'nin yönetimi dönemini yeniden yaşamaktan korkuyor. Bin Ali’nin politikası, rejimini deviren bir toplumsal protestonun patlak vermesiyle sonuçlanmıştı. Bu nedenle halk, istisnai tedbirlerin ardından durumun ne olacağını merakla bekliyor. Sivil örgütler ve partiler de Tunus’un tiranlığın boyunduruğu altına girmesinden duydukları korku nedeniyle siyasi sistemin değişmesi konusunda endişeli.
Demokratik Akım Partisi tarafından yayınlanan açıklamada Cumhurbaşkanı Danışmanı Velid el-Haccam’ın, Said’in anayasayı askıya alma ve siyasi sistemi değiştirme niyeti bulunduğunu söylemesi kınandı. Partinin açıklamasında, Cumhurbaşkanı’ndan bu ifadelere yönelik duruşunu açıklaması talebinde bulunuldu. Ayrıca Said’e ‘anayasaya saygı duyma ve bölümleri için çalışmanın gerekli olduğunu’ ifade ettiği sözlerini hatırlatıldı, 25 Temmuz’da halka yaptığı konuşmada verdiği söz ve ettiği anayasa yeminine uygun davranma çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca ‘Cumhurbaşkanlığı tarafından Tunus medyasını ve ulusal ortakları boykot ederek benimsenen belirsizlik’ de kınandı. Bu durumun, Tunus halkının bilgi edinme ve kendi kaderini tayin hakkına katılma haklarını engellediği, tek taraflı kararlar ve dış müdahalelere kapı açtığına işaret edildi.
Partinin açıklamasında, ekonomik, sosyal ve siyasi krizin temelde yönetim sistemi ya da anayasaya dayanmadığına, aksine yolsuzluğun egemen sınıf, devlet kurumları içinde yayılması ve hatta yetkili seçiminde de buna başvurulup liyakat ve gerekli yeterliliklere sahip olmayan isimlerin tercih edilmesiyle ilgili olduğuna vurgu yapıldı.

Tunus’un geleceğine tek başına karar verme
Diğer yandan Tunus Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (UGTT) Genel Sekreter Yardımcısı Semir eş-Şufi konuya dair şu açıklamada bulundu:
“Geçtiğimiz 25 Temmuz’da dile getirilen halk iradesinin halihazırda süren örgütleri ve seçkinleri var. Tunus’un geleceğini şekillendirmeye katkıda bulunma konusunda herkesten önce onlar hak sahibidir.”
Şufi, ayrıca hükümet sistemi ve anayasanın revizyon ve değişiklik gerektiren bölümleri de dahil olmak üzere tüm bir siyasi sistemde on yıl boyunca başarısız olunduğuna dikkat çekti. UGTT’nin Cumhurbaşkanı’na saygı duyduğunu vurgulayan Şufi, “Ancak Tunus ve geleceğini ilgilendiren kararlardaki tek başınalığını kabul edilemez” dedi.

Başkanlık sistemi tiranlığa yol açmaz
Anayasa Hukuku Profesörü es-Suğayyer ez-Zekravi, ‘başkanlık sistemi konusundaki korkutmanın boyutunu’ önemsiz olduğunu vurguladığı değerlendirmesinde bunun ‘mutlak tiranlığa yol açmayacağının’ altını çizdi.
Zekravi, Cumhurbaşkanı Danışmanı’nın yol haritası konusunda yaptığı ve anayasayı askıya alma ve referanduma başvurma olasılığından bahsettiği açıklamasını ‘beklenen bir durum’ olarak niteledi. Mevcut anayasanın, özellikle de siyasi sistemle ilgili tüm sorunların kaynağı olduğuna dikkat çekti.
Suğayyer ez-Zekravi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasal sistem, çift başlı yürütme yetkisine sahip dengeli bir başkanlık sistemine dönüşecektir. Geniş yetkilere sahip bir cumhurbaşkanı, sınırlı yetkilere sahip bir başbakan ve önemli yetkilere sahip bir parlamentoya sahip olacak. Böylece yasama ve yürütme gücü arasında bir denge kurulacak.”
Anayasa hukuku profesörü, tiranlığa yönelik her türlü eğilimin engellenmesine karşı bir otorite olmaları konusunda da sivil toplumun canlılığına, medyanın özgürlüğüne, anayasa mahkemesine ve parlamentodaki partilere güvendiğinin altını çizdi.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.