Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?

Olgu çeşitli dalgalarla artarken Müslümanlara karşı işlenen suç oranları da yükseldi

Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?
TT

Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?

Medya 11 Eylül’den sonra İslamofobiyi nasıl körükledi?

Tarık eş-Şami
Çeşitli araştırmalar, 2001 yılının Eylül ayında meydana gelen olaylardan sonraki yıllarda paylaşımların yapılmaya başlandığı sosyal medya platformlarının İslamofobi (İslam’ı tehdit olarak algılama, korkma ve nihayetinde İslam’a düşmanlık besleme) olgusunun yaygınlaşmasına daha fazla ivme kazandırmak için büyük ölçüde katkıda bulunduğunu ortaya koydu. Bu olgu Eylül saldırılarından hemen sonra bazı ABD’li ve uluslararası basında artmaya başlamıştı. Peki sosyal medyanın bu olguya yaptığı katkıların en belirgin özellikleri ve kanıtları nelerdir? Teknoloji devlerinin İslamofobi olgusuyla mücadele etme konusundaki müdahalesinin kapsamı nedir?
Nitelemenin ötesinde
Terör örgütü El Kaide tarafından gerçekleştirilen 11 Eylül olaylarından 20 yıl sonra sanal platformlarda Müslümanlara saldırmak politikacılar veya belirli bir grupla sınırlı bir eylem değil. Müslümanları terörizmle ilişkilendiren klişe fotoğraflar, gazete, televizyon ve ABD medyasında bir niteleme ve tasvirin ötesine geçti. Son zamanlarda yapılan birçok araştırma, İslamofobi’nin sosyal medya aracılığıyla yayılması, özellikle de aşırı sağ grupların Müslümanları ve inançlarını itibarsızlaştırmak için dezenformasyon ve diğer manipülasyon yöntemlerini kullanması konusunda alarm zillerinin çalmaya başladığını ortaya koydu.

Nefretin tehlikeleri
Akademisyen İmran Awan tarafından yapılan ve 2020 yılında yayınlanan ‘Siber Dünyada İslamofobi (Islamophobia in Cyberspace) isimli kitabında yer verdiği bir araştırma, sanal platformlarda Müslümanlara karşı nefreti körüklemek için çeşitli araçların mevcut olduğunu ortaya koydu. Bu durumun siber dünyanın dışındaki reel dünyada fiili suiistimal ve şiddete yol açabileceğine işaret eden Awan, bunlar arasında açıkça zarar verme amacıyla sosyal medyadaki fotoğrafları, videoları, sohbet odalarını ve metinleri kullanarak çevrimiçi takip ve tacizin de bulunabileceğini ifade etti.
Washington'daki Amerikan Üniversitesi'nde İletişim ve Medya Bölümü’nden Yrd. Doç. Saif Shahin tarafından gerçekleştirilen bir başka araştırma ise Twitter platformunda yapılan paylaşımlarda dini, etnik ve partizan kimliklerin belirgin olduğu sonucunu ortaya koydu. Bu bilgilerin diğer kimlikleri meşrulaştırmak için kullanılmak üzere milliyetçilikle karıştırılmaya müsait olduğuna işaret eden Shahin, bunun son yıllarda ABD'de sağcı popülizmin patlamasını ve popülist liderlerin bu süreçte dijital medyanın oynadığı merkezi rol aracılığıyla dini, etnik ve partizan kimlikleri kullanmadaki başarısını açıkladığını söyledi.

Nefret söylemi
Washington'daki Atlantik Konseyi'nde bir araştırmacı olan Edward Marrow College İletişim ve Medya Profesörü Lawrence Pintak liderliğindeki bir araştırma ekibi geçtiğimiz Temmuz ayında, ABD ve Kongre seçimlerinde kamusal görevlere aday olan çok sayıda Müslüman adayın kampanyaları hakkında paylaşılan tweetleri ele alan bir çalışma yayınladı. Çalışma, incelenen tweetlerin yarısının İslam karşıtı, yabancı düşmanlığı ve başka nefret söylemleri içerdiğini ortaya koydu. Bir avuç provokatör tarafından yayılan mesajları güçlendirmeyi amaçlayan ve uydurma olduğu anlaşılan hikayelerin de sayıca fazla olduğu tespit edildi.

Abartma mekanizmaları
Çalışmaya göre suç teşkil eden paylaşımların çoğu, ‘provokatörler’ olarak adlandırılabilecek az sayıda kişi tarafından yapılıyor. Bunlar aynı zamanda Twitter’da İslam karşıtı konuşmaların tohumlarını eken hesaplar. Çoğu muhafazakâr akımlara mensup kullanıcılara ait bulunuyor. Ancak araştırmacılar, bu tür hesapların Twitter’da cazip olmadığını ve önemli bir takipçi sayısına ulaşamadığını ifade ediyor. Ancak araştırmacı ekibi, bu olgunun yayılmasının sorumluluğunun, siber güvenlik uzmanlarının ‘abartma’ mekanizmaları veya ‘amplifikatörler’ olarak adlandırdıkları hesapların olduğunu tespit etti. Bunlar, İslam ve Müslümanlar karşıtı söylemlerin bulunduğu tweet ve retweetlerle yayan ‘provokatörlerin’ fikirlerini toplayıp, paylaşan hesaplar.
Çalışmanın sonucu ilginçti. İncelenen hesapların çoğunluğu ‘bot’ hesap çıkarken en büyük 20 İslam karşıtı provokatör hesaplardan yalnızca dördü gerçek kişi hesapları olduğu tespit edildi. Bot hesaplar, gerçek insan hesaplarını taklit eden algoritmalar kullanılarak oluşturulmuş veya başkalarını aldatmak ya da sanal sohbetleri manipüle etmek için sahte hesapları kullanan gerçek kişilerin hesapları.
Böylece bu sahte hesaplar, gerçek hesaplar üzerinden paylaşılan İslam karşıtı tweetleri yaymayı başardı. Bu durum, tüm Twitter kullanıcıları için İslamofobi olgusunun artmasına neden olan bir büyütme etkisine yol açtı.

Gizli hesaplar
Twitter’ın günde 200 milyonun biraz üzerinde aktif kullanıcısı varsa Facebook’un yaklaşık yaklaşık iki milyar kullanıcısı bulunuyor. Bu kullanıcılardan bazıları, İslamofobi’nin etkisini arttırmak için bu platformda benzer manipülasyon stratejilerini kullanıyor. Bu stratejilerden en öne çıkanları arasında gizli hesaplar yer alıyor. Bunlar kullanıcının profilini gizleyerek, siyasi rakibin kimliğini taklit ederek düşmanca ve saldırgan tepkileri kışkırtıp siyasi propagandayı yaymak için oluşturulan Facebook hesaplarıdır.
Dezenformasyon Araştırmacısı Johan Farkas ve meslektaşlarının, Danimarka’da Müslümanlara karşı nefreti körüklemek için aşırı İslamcı gibi görünen bireyler veya gruplar tarafından yönetilen gizli Facebook hesapları hakkında yaptıkları çalışma buna bir örnek teşkil ediyor. Uzman araştırmacıların yaptığı çalışma, sahte oldukları belirtilen bu hesaplara ait 11 sayfanın bulunduğunu tespit etti. Bu sayfaların yöneticileri, Danimarkalılar ve Danimarka toplumu hakkında nefret dolu iddialar yayınladı. Müslümanların ülkeyi ele geçireceğine dair tehditler paylaşıldı.

Dini radikalizmden daha fazlası
Facebook, platformun içerik politikasını ihlal ettiği için bu sayfaları silmiş olmasına rağmen araştırmaya göre farklı bir kisve altında yeniden ortaya çıktı. Bu gizli sayfalar, kullanıcıların sayfaları işlettiğine inandıkları radikalizm yanlısı İslamcılara karşı binlerce düşmanca ve ırkçı yorumu provoke etmeyi başardı. Ancak, bu sayfalar Danimarka'daki mülteciler de dahil olmak üzere daha geniş Müslüman topluluğa karşı öfkeye yol açtı.
Bu yorumların etkisini ve tehlikesini artıran şey, çoğu zaman Müslümanların Batı değerlerine ve beyaz ırka bir tehdit olarak gördüğü daha geniş bir görüşle örtüşmesidir. Bu da bazılarının inandığı gibi, İslamofobi’nin sadece dini hoşgörüsüzlük fikrinin ötesine geçtiğini doğrulamakta.

Çifte tehdit
Bu, sanal platformlarda gerçek İslami aşırılık yanlılarının olmadığı anlamına gelmez. Genel olarak sanal platformlar ve özel olarak sosyal medya, daha önce uzun süreler boyunca İslami radikalizmin bir aracı olarak kullanıldı. Ancak son yıllarda aşırı sağcı gruplar, sanal platformlardaki varlıklarını İslamcılardan çok daha hızlı bir şekilde genişletti.
Radikalizm konusunda uzman J.M. Berger tarafından 2012-2016 yılları arasında yapılan bir araştırmaya göre beyaz milliyetçilerinin Twitter’daki takipçileri yüzde 600’den fazla arttı. Günlük takipçi ve tweet sayısı göz önünde bulundurulduğunda bu, hemen hemen her sosyal ölçekte DEAŞ’tan daha iyi performans gösterdikleri anlamına geliyor.
Berger’in Twitter’daki aşırı sağ içerikle ilgili 2018 tarihli başka bir araştırması, bu aşırı sağ gruplar arasında güçlü bir şekilde sahte kişisel hesaplar, otomatik botlar ve diğer sosyal medya manipülasyon taktikleri bulunduğunu ortaya koydu.

Teknoloji devlerinin rolü
Sosyal medya şirketleri, İslami terör gruplarının zararlı içeriklerini tespit etmek ve bunlardan hariç tutmak amacıyla politikalarını sıkılaştırmış olsalar da, Teknoloji devleri gibi sosyal medya devlerini eleştirenler, şirketlerin beyaz milliyetçiler gibi sağcı grupları sansürleme konusunda daha az istekli göründüğünü ve İslamofobi’nin sanal platformlarda yayılmasını kolaylaştırdığını savunuyor.

Yüksek risk
Çalışma, İslamofobi mesajlarına maruz kalmanın ciddi sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıyor. Deneyimler gösteriyor ki Müslümanları terörist olarak tasvir etmek, ulusal veya yerel yetkililerin ABD’li Müslümanlara yönelik sivil kısıtlamalara verdiği desteği artırmanın yanı sıra Müslüman çoğunlukta olan ülkelere karşı askeri harekatı destekleyebilir.
Aynı araştırma, Noel döneminde ABD’li dostlarına gönüllü bir şekilde yardım eden Müslümanların görüntüleri gibi Müslümanların basmakalıp imajlarına karşıt içeriklere saldırılmasının tam tersi etki yapabileceğine işaret etti. Özellikle de muhafazakâr politikacılar arasında bu tür politikalara verilen desteği azaltabilir.
Ancak İslamofobi artmaya devam ediyor. Son 20 yılda ABD’de Müslümanlara karşı şiddet, camilere saldırı düzenlenmesi ve Kur’an’ın yakılması gibi yaygın olarak meydana gelen olaylar bu olgunun devam ettiğine işaret ediyor.

Kuşatma altında
Ancak 2016 ABD Başkanlık seçimlerini takip eden araştırmalar, Müslümanların yüz yüze olduğundan daha sık sanal platformlardaki İslamofobi’den muzdarip olduğunu göstermekte. Bu yılın başlarında Müslümanları destekleyen bir grup, Facebook yöneticilerini, şirketi Müslüman karşıtı nefret söylemlerini engellememekle suçlayarak dava etti. Dava, Facebook'un kendisinin bir medeni haklar denetimi yaptırdığı iddialarını içeriyordu. Ayrıca Facebook’un Müslümanların kendilerini kuşatma altında hissettikleri bir atmosfer yarattığı ifade edildi.
2011 yılında 11 Eylül olaylarının onuncu yıldönümü için yapılan anma töreninde, Amerikan İlerleme Merkezi tarafından yayınlanan bir rapor, ABD’de geniş bir İslamofobi ağı bulunduğunu belgeledi. Raporda, aşırı sağcı dezenformasyon uzmanlarının Müslüman karşıtı propagandanın yayılmasında oynadığı tehlikeli role dikkat çekildi.
Bu tarihten yalnızca beş yıl sonra tüm ülke, benzer stratejiler kullanan yanlış bilgi uzmanlarıyla dolmuştu. Ancak bu defa başkanlık seçimini etkilemeyi amaçlıyordu. Bu, bu gelişmiş stratejilerin yalnızca Müslümanları hedef almadığı, aynı zamanda daha büyük ölçekte tekrarlanabileceği anlamına geliyor.

Nefret suçları
FBI tarafından yapılan bir açıklamaya göre terör saldırılarını takip eden 2002 yılında Müslümanlara karşı işlenen nefret suçları yüzde bin 617 oranında arttı. Bunun, ABD’de İslam’a karşı şimdiye kadar işlenen nefret suçlarının en yüksek oranı olduğu ifade ediliyor. Ancak Pew Araştırma Merkezi raporuna göre, ülke saldırılardan uzaklaşıp ülkedeki Müslüman Amerikan nüfusu artsa bile bu topluluğa karşı ayrımcılık azalmadı.
FBI’a göre yıllar içinde nefret suçlarının sayısı azaldı. Fakat son yıllarda tekrar artış gösterdi. Ancak Berkeley'deki California Üniversitesi tarafından İslamofobi Araştırma ve Belgeleme Projesi adı altında başlatılan araştırma girişimine göre yıllar boyunca verilen zarar devam etti. ABD’de Müslümanlar Amerikan toplumundaki yerlerinden emin hissedemez hale geldi.

Siyasi araç
ABD merkezli ABC TV’nin web sitesinde yer alan bir haber metninde her seçim döneminde Müslümanların Amerikan toplumundaki rolüne ilişkin belirsizlik büyüyordu. İslamofobi, eski Başkan Donald Trump ve Müslümanlarla Arap Amerikalılara karşı korkuyu kullanan medya yorumcuları gibi bazı tanınmış kişiler için siyasi bir araç haline geldi. Obama, Hristiyan olmasına rağmen, iki başkanlık kampanyasında da eski Başkan Barack Obama'ya karşı Müslüman karşıtı söylemler kullanıldı. Ancak dini ve doğum yeri hakkındaki ırkçı ve yabancı düşmanı söylentiler, Obama'ya karşı öfke ve güvensizlik yaratmak için kullanıldı. Bu, Müslümanlar hakkında önceden var olan korkuyu artırdı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Müslüman karşıtı nefret suçlarının yeniden arttığı 2016 seçim döneminde de Müslüman karşıtı duygular devam etti. FBI'a göre, 2001 yılında 481 olay meydana geldi. Bunu takip eden yıl 155 olay kaydedilen olaylarda önemli bir düşüş izledi. Ancak Müslümanlara karşı 2015'te 257 ve 2016'da 307 nefret suçu işlendi. O zamandan bu yana, verilerin mevcut olduğu son yıl olan 2019'a kadar vaka sayısında düşüş kaydedildi.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.