Salgın korkusu İstanbul'da toplu taşıma kullanımını yarı yarıya düşürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Salgın korkusu İstanbul'da toplu taşıma kullanımını yarı yarıya düşürdü

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Türkiye'nin en büyük metropolü İstanbul'da toplu ulaşımı kullanan kişi sayısı, pandemin olmadığı 2019'un ilk 6 ayında 1 milyar 101 milyon 89 bin 475 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 49 azalarak 562 milyon 117 bin 871'e geriledi.
AA muhabirinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi verilerinden derlediği bilgiye göre, İstanbul'da otobüs, metrobüs, şehir hatları, metro, tramvay ve özel deniz hatlarından oluşan toplu ulaşım araçlarının kullanımı Kovid-19'dan etkilendi.
Toplu ulaşım araçlarını kullanan kişi sayısı, pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayında 1 milyar 101 milyon 89 bin 475 kişiyken 2020 yılının ilk 6 ayında yüzde 40 azalarak 653 milyon 674 bin 91'e geriledi. Bu yıl aynı dönemde ise toplu ulaşım kullanımı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14 azalarak 562 milyon 117 bin 871 kişi olarak kayıtlara geçti. Salgından önce 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın aynı dönemi arasında ise yüzde 49'luk düşüş yaşandı.

Aylık bazda en çok düşüsün ocak ayında yaşandığı görüldü.
2020 yılının mart ayında açıklanan ilk vakadan önceki ocak ayında toplam 198 milyon 58 bin 227 kişi toplu ulaşım araçlarında yolculuk etti. Bu yılın ocak ayında bu sayı yüzde 61 azalarak 77 milyon 8 bin 237 kişiye geriledi.

Otobüs yolculuğu yüzde 62 düştü
Toplu ulaşımın temel araçlarından otobüs ile 2020 yılının ocak ayında 95 milyon 76 bin 590 kişi yolculuk ederken 2021 yılının ocak ayında otobüsle yolculuk yüzde 62 düşüşle 36 milyon 164 bin 384 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 525 milyon 832 bin 542 kişi otobüsü tercih ederken 2020 yılının ilk 6 ayında bu sayı yüzde 38 düşerek 332 bin 353 bin 43'e, 2021 yılının ilk 6 ayında ise yüzde 18 daha düşerek milyon 261 milyon 619 bin 516 kişiye geriledi.
Marmarayı 2020 yılının ocak ayında toplam 12 milyon 623 bin 321 kişi tercih ederken 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 61 düşüşle toplam 4 milyon 836 bin 286 kişiye geriledi.
Marmarayla 2019 yılının ilk 6 ayında 49 milyon 718 bin 190 kişi yolculuk ederken 2020 yılının ilk 6 ayında yolculuklar yüzde 18'lik düşüşle 40 milyon 794 bin 814 kişiye, 2021 yılında yüzde 9'luk daha düşüşle 37 milyon 140 bin 795 kişiye geriledi.
Metroyu kullanan yolcu sayısı 2020 yılının ocak ayında toplam 59 milyon 667 bin 987 kişiyken bu sayı 2021 yılının ocak ayında yüzde 61 azalarak 23 milyon 376 bin 237 kişi oldu.
Metroyu, 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 338 milyon 430 bin 405 kişi kullanırken, 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 44 düşüşle 188 milyon 752 bin 46 kişiye, bu yıl ise 170 milyon 829 bin 414 kişiye geriledi. 2019 yılına kıyasla yılın ilk ayında yolcu sayısı yüzde 50 azaldı.
Metrobüsle 2020 yılının ocak ayında toplam 24 milyon 876 bin 452 kişi yolculuk ederken bu yılın ocak ayında metrobüsü 10 milyon 808 bin 723 kişi kullandı. Buradaki düşüş de yüzde 57 olarak kayıtlara geçti.
Metrobüsü 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 146 milyon 501 bin 537 kişi, 2020 yılının ilk 6 ayında ise 82 milyon 611 bin 648 kişi kullandı. Bu yılın ilk 6 ayında ise 77 milyon 348 bin 372 kişi metrobüsle seyahat etti. Pandemi öncesi 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 47 fark görüldü.

İstanbul Şehir Hatları'nda yüzde 67'lik düşüş
Deniz ulaşımında tercih edilen İstanbul Şehir Hatları'nda 2020 yılının ocak ayında 2 milyon 568 bin 978 kişi yolculuk ederken, 2021 yılının ocak ayında bu sayı yüzde 67 azalarak 841 bin 348 kişiye geriledi.

2019 yılının ilk 6 ayında toplam 19 milyon 348 bin 6 kişi şehir hatlarını kullanırken 2020 yılının ilk 6 ayında şehir hatlarının kullanan yolcu sayısı yüzde 56 azalarak 8 milyon 562 bin 113 kişi oldu. Bu yılın aynı döneminde ise 7 milyon 425 bin 349 kişi Şehir Hatlarıyla yolculuk etti. Pandemi öncesi 2019'un ilk 6 aylı ile bu yılın aynı dönemi kıyaslandığında düşüş yüzde 62 olarak hesaplandı.
İstanbul Deniz Otobüslerini (İDO), 2020 yılının ocak ayında 133 bin 490 kişi kullanırken, bu yılın aynı döneminde bu sayı yüzde 56 azalarak 58 bin 665 kişiye geriledi.
İDO'yla 2019 yılının ilk 6 ayında toplam 1 milyon 86 bin 676 kişi yolculuk ederken, 2020 yılının aynı döneminde yolcu sayısı yüzde 55 düşüşle 485 bin 694 kişiye, 2021 yılında ise 412 bin 458 kişiye geriledi. İDO'nun yolcu sayısında bu yılın 6 aylık döneminde 2019 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 62'lik gerileme yaşandı.
Özel Deniz İşletmelerini 2020 yılı ocak ayında toplam 3 milyon 111 bin 409 kişi kullanırken bu yılın aynı ayında yüzde 70 gerilemeyle 922 bin 594 kişi kullandı.
Deniz işletmelerini 2019 yılının ilk 6 ayında 20 milyon 172 bin 119 kişi kullanırken 2020 yılının aynı döneminde bu sayı yüzde 50 azalışla 10 milyon 114 bin 733 kişiye düştü. Bu yıl ise 7 milyon 401 bin 967 kişi bu ulaşımı tercih etti. 2019 yılının ilk 6 ayı ile bu yılın ilk 6 ayı arasında yüzde 63 fark oluştu.

"Sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu"
İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, normalde İstanbul'da günde yaklaşık 8 milyon kişinin yolculuk yaptığını, salgından sonra bu sayının 900 binlere kadar düştüğünü söyledi.
Salgınla beraber kısıtlamalar olduğunu ve bu durumun da yolcu sayısını düşürdüğüne değinen Ilıcalı, şöyle konuştu:
"Bu arada tabii salgından dolayı sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşımdan kaçış oldu. Biz bunun için de 150 bin kişilik bir anket, araştırma yaptık, aldık değerleri inceledik. Gördük ki bir günde tahmini olarak sosyal mesafe endişesiyle 350 bin yolcu özel araca gitti. Özel aracı olup kullanmayanlar, araçlarını kullanmaya başladı. Araç kiralandı. Kiralanan araçlardan, satılan araçlardan, ikinci el araçlardan da bu anketimizi doğruluyoruz."
2021-2022 Eğitim ve Öğretim Yılının başlamasıyla hayatın normale dönmeye ve toplu ulaşım kullanımının yeniden artmaya başladığını ifade eden Ilıcalı, üniversitelerin de eğitim hayatına başlamasıyla toplu ulaşım kullanımının eski haline geleceğini anlattı.
Bu kapsamda, tedbir alınması gerektiğini vurgulayan Ilıcalı, "Toplu ulaşımdaki azalmanın nedeni kısıtlamalar, birçok işin ofis yerine evden yapılması, bu arada tabii ki bazı insanların sosyal mesafe endişesiyle toplu ulaşım yolculuklarını terk etmesi ama şimdi mecburen yine bu yolculuklar artmaya başlayacak. Özellikle üniversitelerin açılmasıyla eski rakamları da geçecek. Çünkü nüfus artıyor, talepler artıyor" diye konuştu.
Toplu ulaşım yerine özel araçların tercih edilmesinin İstanbul trafiğine çok olumsuz bir etkisi olduğunu anlatan Ilıcalı, şunları kaydetti:
"İstanbul'da normal olarak zaten yollar zirve saatlerde, sabah evden işe giderken, evden okula giderken veya tersi akşam dönerken, zirve saatlerinde muazzam bir yoğunluk yaşanıyordu, kuyruklar oluşuyordu, zorlamalı bir akım vardı. Hızlarımız on kilometreye saate düşüyordu. Şimdi yollara baktığımız zaman bu tıkanıklığın en önemli nedeni yüzde 80'i, 90'ı bir veya iki yolculu özel araç. Dolayısıyla pandemiyle beraber ilave bir 350 binlik bir araç oldu. Şimdi normale dönüşte bu artışlar yine olacak. Bu sefer artık bir zorlamalı akım değil uzun kuyruklar olacak, katlanılamaz bir durum olacak. Şunun altını çiziyorum. Trafikte bir katlanılabilir bir durum elde etmemiz lazım. Trafiği öyle yönetmemiz lazım ki sorumlu kuruluşlar olarak, katlanılabilir olsun. Bu ne demek?15, 20 kilometre saat hızımız olsun. 10 kilometre saatin altına düşerse bu hızlar, bu çok uzun süreli kuyruklar demektir. Bu katlanılamaz bir durumdur. Bunun tedbirini almak lazım."



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.