Hayatı tepe taklak eden hastalık: Meniere

Hayatı tepe taklak eden hastalık: Meniere
TT

Hayatı tepe taklak eden hastalık: Meniere

Hayatı tepe taklak eden hastalık: Meniere

Ataklar halinde gelen yoğun çınlama, baş dönmesi, işitme kaybı ve kulakta doygunluk hissi… Dünyada her geçen gün daha fazla insan bu ve benzer şikâyetlerle doktora gidiyor ve maalesef çok azı derdine çare bulabiliyor. Adı Meniere, bir iç kulak hastalığı olarak tanımlanıyor. Şu an için belirlenmiş, kesin sonuç veren bir tedavisi ne yazık ki bulunmuyor. Ancak yaşattıkları ile sağlam bir insanın bile hayatını kâbusa çevirebiliyor…
Çoğu kez hastaları tarafından “Başına gelmeyen bilemez” şeklinde tarif edilen Meniere hastalığı dünyada ve Türkiye’de sinsi bir şekilde yayılıyor. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, dünya genelinde her bin kişiden on ikisi Meniere hastası oluyor. Amerika’da 600 bin ila 750 bin Meniere hastası olduğu ve bu rakama her yıl 45 bin ila 60 bin yeni hasta eklendiği tahmin ediliyor.
Türkiye’de ise Meniere hastalığı için henüz bilinen bir istatistikî veri bulunmuyor. Ancak sosyal medyada binlerce üyesi olan Meniere gruplarındaki artış bu hastalığın sinsi biçimde yayıldığı sinyalini veriyor. Öte yandan Kovid 19 pandemisiyle artan psikolojik sıkıntıların da kulak çınlamasını artırdığını yönünde araştırmalar bulunuyor. Uzmanlar ise her çınlamanın Meniere olmadığına vurgu yapıyor.
Tarihte ilk kez 1861’de Prosper Merine tarafından tanımlanan Meniere hastalığını Türkiye’deki farkındağının artması 11. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül vesilesiyle oldu. Hatırlatmak gerekirse, 2012’de Cumhurbaşkanı olarak Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te katıldığı bir etkinlikte kulağından rahatsızlanan Gül, gezisini yarıda kesip Türkiye’ye dönmüştü. Ankara’da hastaneye yatırılan Gül’ün Meniere hastası olduğu açıklanmıştı.

Van Gogh'a kulağını kestiren hastalık
Bilmeyenlerin tanışmak dahi istemeyeceği bir rahatsılık Meniere’nin hayatını kâbusa çevirdiği kişiler arasında tarih sayfalarına geçmiş ünlü isimler de var. Bunlar arasında ilk sırada Batı dünyasının en etkili şahsiyetlerinden biri görülen Hollandalı ressam Vincent Willem Van Gogh yer alıyor.
Ünlü ressamın Meniere hastalığından müzdarip olduğu, şiddetli baş dönmelerinden yakındığı ve hatta kulağını da tinnitus (çınlama) ve kulağındaki dolgunluk hissi nedeniyle kestiğini sanılıyor. Sadece Van Gogh da değil, çeşitli kaynaklar Protestan Devrimi’nin esin kaynağı Martin Luther’in, Güliver’in Seyahatleri eseriyle tanıdığımız ünlü İngiliz yazar Jonathan Swift’in de Meniere olduğu ileri sürüyor. Yine 1961’de uzaya giden ilk Amerikalı, Ay’a ayak basan beşinci astronot Alan Shepard’ın 1964’te Meniere teşhisi konmasından sonra parlak kariyerine uzayda değil, yeryüzünde devam etmek zorunda kaldığı da biliniyor. Günümüz internet dünyasının yakından tanıdığı Apple firmasının eski direktörlerinden Guy Kawasaki de Meniere ile mücadele eden isimlerden. Meniere’den yakınan Kawasaki’nin, “Meniere hastalığının aşırı tuz, kafein ya da alkol tüketimi, aşırı stres ve alerjiler olarak açıklasa da bence yüzlerce yatırımcı ile birlikte çalıştığım stresli ve gürültülü ortamdan kaynaklanıyor” dediği biliniyor.
Türkiye’deki hastalarının “illet”, “bela”, “kör talih” olarak tanımladığı Meniere ile ilgili deneyimlerinden bahsetmeden önce; bu kulak rahatsızlığının ne olduğu, neden olduğu, şu an için kesin tedavisi olmasa bile rahatsızlığı hafifletmenin yolları üzerine uzmanların bilgisine yer vermekte fayda var... Bakın konunun uzmanlar Meniere hakkında neler anlatıyor…

Yorucu bir hastalık
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Alkan, nedeni tam olarak bilinmeyen Meniere hastalığının, nöbetler halinde gelen dalgalı işitme kaybı, kulakta basınç hissi, dolgunluk, çınlama ve şiddetli baş dönmesiyle kendisini belli ettiğini belirtiyor. Şiddetli ve zamansız ataklarıyla Meniere’nin hastayı çok hırpaladığını belirten Prof. Dr. Alkan:
“Hasta için çok yorucu bir hastalıktır. Özellikle atak sırasında tablo çok gürültülüdür. Baş dönmesine şiddetli kusma, mide bulantısı eşlik eder. Hasta kulağında işitme kaybının olduğunu algılayamayabilir. Şiddetli baş dönmesi atağı saatler içinde geçer ama dengesizlik hissi uzun süre sürer. Hasta bir süre sonra toparlanır ve normal hayatına geri döner. İşitme kaybı düzelir. Bir sonraki atağın ise ne zaman geleceği belli olmaz. Bazen atak araları çok uzundur. Bazen haftada bir - iki kez görülebilir. Ataklar sıklaştıkça işitme kaybı kalıcı hale gelir. Genelde tek kulağı tutar. Zaman içinde karşı kulağı da etkileyebilir” şeklinde konuşuyor.

Prof. Dr. Zeynep Alkan
Özellikle 40 yaş civarında kadınlarda daha sık görülen Meniere hastalığının sebebi tam olarak saptanamasa da oluşum mekanizmasının bilindiğini vurgulayan Prof. Dr. Alkan, “İç kulakta denge ve işitme organını çevreleyen bir kemik kapsül mevcuttur. Bunun içindeyse zar bir yapıdan oluşan membranöz iç kulak vardır. Kemik kanal ve zarımsı kulak içinde birbirinden farklı içeriklere sahip sıvılar bulunur. Membranöz iç kulağın içindeki sıvı miktarının artmasıyla zarımsı iç kulak şişer, bombeleşir ve baş dönmesi başlar. Bir süre sonra çeperde yırtılmalar başlar, sıvı dışarı doğru kaçar ve baş dönmesi düzelir. İç kulak duvarındaki yırtılmalar herhangi hasar bırakmadan iyileşir ama ataklar sıklaştıkça kalıcı hasarlar oluşur. Yani işitme kaybı kalıcı hale gelmeye başlar. Son yıllarda Meniere hastalığının oluşmasında otoimmün hastalıkların da rol oynadığı düşünülüyor” şeklinde konuşuyor.

Kulağa tüp takılıyor
Meniere hastalarında şiddetli atakların yatıştırıp daha sonra atak yaşamaması için içkulak yatıştırıcıları uygulandığını belirten Prof. Dr. Alkan, Meniere hastalığının kesin bir tedavisi olmasa da sebep olduğu ağır problemlerin azaltılmasına yönelik uygulanan tıbbi müdahaleyi şöyle anlatıyor:
“İnatçı olan Meniere hastalığının tedavisinde güncel olarak son yıllarda uyguladığımız yöntemler; sistemik kortikosteroid tedavisi veya kulağa tüp takılması veya da iğne ile kulak zarını geçip orta kulağa kortizon veya işitme kaybının olduğu hastalarda iç kulaktaki denge organına kimyasal hasar veren gentamisin gibi ilaç enjeksiyonları. Bu tedavilere rağmen düzelmeyen hastalarda ise iç kulak sinirinin cerrahi olarak kesilmesi veya iç kulak kesesine tüp takılması gibi cerrahi operasyonlar yapılıyor.”
Meniere hastalarının beslenmelerine dikkat etmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Alkan, “Hastanın günlük tuz alımı 2 gramın altına indirilmeli. Ayrıca şarküteri ürünleri, salamura yiyecekler, kuruyemişler ve ekmek gibi çok tuz içeren gıdalardan kaçınmalı. Kafeinli içeceklerden özellikle artmış kahve tüketiminin azaltılması önemli. Meniere hastalarına veriler idrar söktürücüler de tuz atılımını sağlamak amacıyla verilir. Baş dönmesini azaltan antivertijinöz ilaçlar en sık idame tedavisinde kullanılır.”

Prof. Dr. Zeynep Alkan
Her çınlama Meniere değildir
Her kronik çınlamanın Meniere’den kaynaklanmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Alkan, yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan işitme kayıplarında,  patlama veya silah sesi gibi akustik travmaya maruz kalanlarda, iş ortamında uzun süre gürültüye maruz kalanlarda, kulağın beslenmesini bozan çeşitli ilaç kullanımında, kulak kemikçiklerindeki kireçlenmeler olduğunda, vitamin ve eser element eksikliklerinde, metabolik ve sistemik bozukluklarda (Hipotiroidizm, diabetesmellitus, hipertansiyon, kalp - damar hastalıkları), stres ve bazı beyin ve kulak tümörlerinde de çınlama görülebileceğini belirtiyor.

Ataklar kişiye göre değişilr
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Salih Aydın da sebebi tam olarak bilinmese de Meniere’nin stresli yaşam tarzı ve genetik özelliklerden kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor.
 “Bu hastalıkta genellikle tek kulağın içindeki kulak sıvısının basıcı artar. Hastanın ani başlayan vertgio ve çınlaması olur. Sıvı basıncı iki-üç gün içinde kendiliğinden düşer. Hastanın şikâyetleri tama yakın düzelir. Bir sonra ki atak gelene kadar hastalık bulgu vermez. Atakların sıklığı kişiye göre değişkendir” diye konuşan Prof. Dr. Aydın, Meniere ameliyatlarının zor ve tehlikeli olduğuna dikkat çekerek şöyle konuşuyor:
“Meniere’nin ilaç tedavisinin sadece atak sırasında rahatlamak için kullanıyoruz. İlaçlarla hastalığın kalıcı tedavisi günümüzde için mümkün değildir. Kalıcı tedavi sadece ameliyat ile mümkün. Ancak ameliyatı zor ve tehlikeli olduğu için sadece çok az hastada tercih ediyoruz. O da çok atak geçiren, sosyal ve iş hayatı çok etkilenen kişiler için, ancak dediğim gibi bu ameliyat çok çok az hasta için gereklidir.“

Prof. Dr. Salih Aydın
"Hacamat ve sülük tedavisi işe yaramaz"
Meniere hastaları arasında konuşulan tavsiye edilen; çeşitli vitaminlerin yanı sıra sülük, hacamat gibi yöntemlerin uygulanabilirliğini sorduğumuzda, Prof. Dr. Aydın şu yanıtı veriyor:
 “Bu hastalığında direkt tedavisinde vitamin takviyelerini vermiyoruz. Ancak toplumda sık gördüğümüz, sizin de söylediğiniz çinko, demir, magnezyum, B12 vitamini, D vitamini eksikliği hastanın genel sağlığını bozduğu için bu saydıklarımız da eksik olan takviye edilmesi iyi olacaktır. Yine ginkgo biloba destek amaçlı kullanılabilir. Ancak aspirin kulakta çınlama yapabildiği için Meniere hastalarına aspirin vermek doğru olmaz. Son 5 yılda alternatif tedaviler dediğimiz hacamat, kupa, sülük tedavileri de yaygın uygulanıyor. Ancak bu tedavilerin Meniere hastalığında yeri yok! Bu tedaviler ile benim hiçbir hastamda faydalı bir sonuç oluşmadı. Kesin konuşmak için bilimsel çalışmalar yapmak ve sonuçlarını görmek lazım.”
Cep telefonlarının yaygın kullanımının çınlama ve işitme kaybına yol açtığına dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, “Ancak cep telefonu kullanımının günümüzde Meniere hastalığına sebep olduklarına dair elimizde güçlü kanıtlar yok. Yine de Meniere hastalığı toplumda ikinci en sık sebebidir. Tanı yöntemleri ilerledikçe daha fazla Meniere hastası ortaya çıkmaktadır” diye konuşuyor.
Meniere hastalarının yaşam kalitesini artırması için Prof. Dr. Aydın’ın tavsiyeleri ise şöyle, “Ben kendi hastalarıma sıfır tuzu, düzenli uykuyu (aynı saatte uyuyup uyanmak), stres ve yorgunluktan uzak durmayı, kaygı bozuklukları da hastalığı tetiklediği için genel sağlıklarına dikkat etmelerini, sigara ve alkolden uzak durmayı tavsiye ediyorum. “

Önemli bir ruhsal sıkıntı
Yaşadıkları sıkıntılar sebebiyle Meniere hastalarına psikolojik destek tavsiye edilebiliyor. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sercan da kulak çınlamasının birçok ruhsal bozuklukta görülebilen bir belirti olarak değerlendirerek şunları söyledi:
“Kulak çınlaması psikiyatride doğrudan bir bozukluk tanısı değildir. Psikiyatride kulak çınlaması olduğunda çoğunlukla bedensel bir nedeni olmadığı ortaya konduktan sonra eşlik eden ruhsal bozukluğun tedavisine odaklanılır. Kulak çınlaması ile ruhsal sorunlar arasındaki ilişki karşılıklıdır. Kulak çınlaması çoğunlukla uyku bozuklukları ve zihinde yoğunlaşma güçlüğü başta olmak üzere, kaygı bozuklukları ve depresyon gibi ruhsal bozukluklara yol açar. Kulak çınlaması bedendeki hastalıklardan kaynaklanıyorsa nedenin ortadan kaldırılması temel çözüm olacaktır ancak tümüyle geçirilemezse, şiddetli kulak çınlaması önemli bir ruhsal sıkıntı kaynağıdır. Şiddetli depresyona yol açmışsa bu ikisi intihar olasılığını kuvvetlendirebilir. Öte yandan kulak çınlaması belli başlı ruhsal bozuklukların belirtilerinden biri olabilir!”

Prof. Dr. Mustafa Sercan
Depresyon ve panik bozukluğu başta olmak üzere çeşitli anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu (özellikle savaş gazisi ve işkence görmüşlerde daha çok olmak üzere) kulak çınlaması yakınması belirtilerden biri olabileceğini belirten Prof. Dr. Sercan, “Ruhsal bozuklukların doğrudan kulak çınlamasına yol açtığı kanıtlanmamıştır. Yani ne depresyon kulak çınlaması nedenidir, ne de kaygı bozukluğu... Kişinin ruhsal bozukluk öncesi kişilik özellikleri, yaşam alışkanlıkları ruhsal tepki modelini biçimler. Kişide depresyon geliştiğinde ruhsal tepki biçimi bazı bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir. Kulak çınlaması da bu olası belirtilerden biridir. Kulak çınlaması belirtili ruhsal bozukluklarda kulak çınlamasına özgü bir tedavi gerekmez. Ruhsal bozukluğun özgül tedavisine odaklanılır. Kulak çınlaması tedaviye ek bir stres kaynağı olabilir. Bu stresin azaltılması için kişiye özgü yöntemler geliştirilmelidir.

Sessiz ortamdan kaçabilir
Kulak çınlaması hastalarının Bilişsel Davranışçı Tedavi'den de yararlandığını belirten Prof. Dr. Sercan, “Bedensel nedenli kulak çınlaması olup da rahatsızlığın tümüyle geçirilemediği durumlarda hastaların ruhsal bir bozukluğa yol açmaması önemli bir tıbbi hedeftir. Bu tür kulak çınlamaları sessizlik ortamlarında şiddetlenir ve olumsuz ruhsal etkileri de öne geçer. Kronik, inatçı kulak çınlamalarında sessiz ortamlardan kaçınılması ya da bu gibi durumlarda hafif gürültü üreten bazı aygıtlardan yararlanılması işe yarayabilir. Örneğin işitme cihazları, cihazsız işitilmeyen seslerin işitilmesini sağlayarak çınlamayı maskeleyebilir. Bunun dışında kişinin dikkatini yoğunlaştırma konusundaki becerisini artırmak da yaptığı işe dikkatini vererek çınlama sesini hafifletebilir.”

Yardımcı tedavi: Akapunktur
Yaklaşık 3 bin yıl önce Çin’de geliştirilen, günümüz tıbbi tedaviye ek olarak kullanılan Akapuktur’un Meniere tedavisinde etkili olabileceği söyleniyor.  Akapunktur Uzmanı Dr. Berna Şadiye Egemen de, Meniere hastalığı tedavisinde Akapunktur’un bir şifa yöntemlerinden biri olduğunu ileri sürüyor. Dr. Egemen şunları söylüyor:
“Kendiliğinden başlayan ve nöbetler halinde tekrarlayan baş dönmesi, kulak çınlaması, işitme kaybı, kulakta basınç hissi gibi belirtileri olan bir iç kulak hastalığı olan Meniere hastalığı Akupunktur ile tedavisinde güzel neticeler veriyor. Bunun için 10 seanslık kür yapıyorum. Hasta ilk başta daha sık gelerek bu kürü tamamlıyor, yedi gün ara verdikten sonra üç hafta boyunca haftada iki seans tedaviye devam ediyorum. Takip eden bir ay sürede haftada bir seans yaptıktan sonra tedavisi tamamlanıyor. Kulak çınlamasını ve baş dönmesini Akupunktur kesiyor çünkü iç kulaktaki kan akışını ve lenf akışını düzenliyor. Tedavide yöntem olarak vücut akupunkturu uyguluyorum. Her seans 20 - 30 dakika sürüyor.”

Beslenme tavsiyeleri
Beslenme Danışmanı Diyetisyen Bahar Sezer Aksoy da Meniere hastalığını kontrol altına almak ve atak sıklığını azaltmak için kişinin beslenmesine çok dikkat etmesi gerektiğini belirtiyor. Diyetisyen Aksoy’un Meniere hastaları için beslenme tavsiyeleri şöyle:

Diyetisyen Bahar Sezer Aksoy
Tuzu kısıtlayın
Vücutta fazla su tutulumu Meniere hastalığını kötüleştirebilir. Ancak bu, su içmeyi bırakmanız anlamına gelmiyor. Soda, enerji içecekleri, kola, gazoz gibi gazlı içecekler veya soğuk çay, hazır ya da taze sıkma meyve suyu gibi şeker ve tuzu yoğun sıvılardan kaçının. Susadığınızda su için ve gün içine yayarak, dengeli bir şekilde tüketin. Yemeklerdeki tuzu kısıtlamak gerek. Monosodyumglutamat (MSG) içeren hazır çorbalar, hazır köfte, sucuk, pastırma, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, et suyu, tavuk suyu bulyonları, soslar, konserve ve salamuraları kesinlikle mutfağınıza sokmayın.

"Doktor kontrolünde Diüretik kullanın"
Diüretikler, Meniere hastalığını yönetmenin önemli parçaları, böbreklerin daha fazla idrar üretmesini sağlayan ilaçlardır. Vücuttaki sıvı hacmi, tuz seviyesi ve kan basıncını dengeler. Meniere hastalığında, artan endolenf miktarı diüretikler sayesinde azaltılabilir. Bu sayede atakların ve belirtilerin önüne geçilebilir. Diüretiklerin kesinlikle doktor kontrolünde kullanılması gerekir.

İdeal kilonuza düşün
Kilo her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da durumu kötüleştiren bir faktördür. Bir diyet uzmanı kontrolünde, sağlıklı ve dengeli şekilde ideal kilonuza ulaşın ve onu korumaya çalışın.

Alerjik ya da gıda intoleransı olan besinlere çok dikkat edin
Besin alerjisi ya da gıda intolerans testi yaptırabilirsiniz. Bazı besinlere karşı intoleransınız varsa hastalığınızı tetikliyor olabilir.

Stresten uzak durun
Stres her hastalığı tetikleyen temel sorun. Meditasyon yapabilir ayrıca psikolog desteği alabilirsiniz. Hareketli bir yaşam benimseyin, düzenli egzersizler yapın, yürüyebildiğiniz her yere yürüyün, haftada iki gün pilates, reformer gibi kas gücüne yönelik egzersizler yapın. Sporu bırakmayın…

Manganezden zengin besinleri tüketin
Avokado, fındık, tam tahıllar, deniz börülcesi, yaban mersini, yumurta sarısı, kurubaklagiller, ananas, koyu yeşil yapraklı sebzeler manganezden en zengin besinlerdir. Manganez kaynağı besinleri kalsiyum ile beraber almamaya özen gösterin.

Kafeini azaltın
Kafein içeriği yüksek demli çay, kahve, kola, çikolatayı azaltın. Kafeinsiz kahve, açık limonlu çay tüketebilirsiniz.

Alkol ve sigaradan uzak durun
Alkolün her türü hastalığınızı tetikler. Aynısı sigara için de geçerli. Elektronik sigara, nargile, puro vs, hepsinden uzak durun.

Aç kalmayın
Aç kalmadan 3 saat aralıklarla az, sık, liften zengin, sağlıklı yağlarla  beslenin.

Ginko Blola
Tedavinize yardımcı olacak ek beslenme desteğidir.

Meniere hastaları anlatıyor
Sosyal medyada binlerce üyesi olan grupların yanı sıra Ekşi Sözlük’te de Meniere hastaları yaşadıklarını şöyle anlatıyor;
 “Önce tavan dönmeye başladı, sonra 100 kiloluk bünyemi bir saniye içinde yere yıktı. Kalkmaya çalıştım, 20 dakika içinde dört kere düşürdü… Sonuç acil… Benimkisi bir yolculuk hali, sanki hep otobüsteyim ve hep bir şeyler okumaya çalışıyorum… İşitme kaybı, ataklar halinde vertigo, tinnitus, kulakta dolgunluk ve basınç hissi ile karakterize edilen bir iç kulak hastalığı… İnsanda çaresizlik hissi yaratıyor.”
“Bu bir bela! Yani gerçekten hastalık değil bir bela. Günlerdir hiç bitmeyen kulak uğultusu yakın zamanda delirtecek beni. Hayat enerjimi sömürdü. Yani çok fazla olduğu söylenemezdi ama iş görüyordu. Gerçekten bol sabırlar ve şifalar diliyorum. İlaçların pek bir faydası olduğunu düşünmüyorum ama tuzdan uzak durun. Cafein, nikotin ve stresten de elinizden geldiğince uzak kalın…”
“Sapasağlam bir haldeyken maruz kaldığım sebebi ve tedavisi belirsiz bu hastalık, psikolojimi ve yaşam kalitemi alt üst etmiş durumda.”
“Eğer hayatınıza bir şekilde girmişse hiç sinirlenmeyeceğiniz şekilde sakin bir hayat sürmeniz gerek. Ataklar geldiğinde öldürmez ama süründürür.”
“Genç yaşta (29) yakama yapışan illet. Uykumda yakaladı beni ve uyandığımda, hayatımda daha önce deneyimlemediğim bir baş dönmesi ve kulak çınlamasıyla karşılaştım. Sonrasında hiç dinmeyen bir kulak çınlaması ve ayda 6 - 7 defayı bulan, kendiyle beraber baş dönmesi ve kusmayı getiren ataklar...”
“Hastalıkla cebelleşmemin ikinci ayını geride bırakmış durumdayım. Yaşam tarzımı bütünüyle değiştirip tuz, alkol, kahve, hazır gıda vb tüm ürünlerden uzak durdum ancak en ufak bir ilerleme kaydedemedim. Gün içinde bir saniye bile kesilmeyen kulak uğultusu, haftada en az bir defa geçirdiğim ataklarla beraber yerini çınlamaya ve ıslık sesine bırakıyor.”
Independent Türkçe



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct