Irak’ta devleti yöneten aşiretler, kurumları ve çalışanlarını tehdit ediyor

Irak'taki aşiret çatışmaları, Irak devleti tarihi boyunca ülke yöneticilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan birini oluşturmuştur (AFP)
Irak'taki aşiret çatışmaları, Irak devleti tarihi boyunca ülke yöneticilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan birini oluşturmuştur (AFP)
TT

Irak’ta devleti yöneten aşiretler, kurumları ve çalışanlarını tehdit ediyor

Irak'taki aşiret çatışmaları, Irak devleti tarihi boyunca ülke yöneticilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan birini oluşturmuştur (AFP)
Irak'taki aşiret çatışmaları, Irak devleti tarihi boyunca ülke yöneticilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan birini oluşturmuştur (AFP)

Şaza el-Amili
Irak’ta aşiretler, ekonomik ve psikolojik olmak üzere iki işlevi olan bir toplumsal yapı oluşturur. Aşiret, temelde kan ve soy ilişkisine dayanan biyolojik bir yapıdır. Bu işlev, dış unsurlara karşı mezhepsel homojenliğe dayalı yargılar, normlar, gelenekler ve davranışlar biçiminde kendini yeniden ortaya koyar. Böylece aşiretler tarih boyunca bir dereceye kadar sosyolojik gelişmeyi temsil eder. Ancak devletin ortaya çıkması ve ekonomik faaliyetlerin aşiret ve kabileleri aşan bir hale gelmesiyle birlikte sosyal kontrol, aşiretlerden devlete geçmiştir.
Irak'taki aşiret çatışmaları, Irak devleti tarihi boyunca ülke yöneticilerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan birini oluşturmuştur. Bu durum, birbirini takip eden hükümetleri, aşiretleri siyasi sürece dahil etmeye ve onları siyasi karara dahil etmeye teşvik etti. Daha sonra silahlanmalarına, partilere katılmalarına, iktidara ve siyasi nüfuza sahip olmalarına izin verildi.

Irak’taki aşiret rejimi
Irak, 1914 yılında İngiliz işgali altına girdiğinde ve İngilizler 1916 yılında Basra şehrine girdiklerinde bir aşiret rejimi kurdular. Bağdat’a vardıklarında 1918 yılında ‘Aşiret Davaları Yasası’ adı verilen bir kamu sistemi kurdular. Bu sistem, Irak’ın kırsal bölgelerinde meydana gelen olaylarda aşiret şeyhine yetki veriyordu.
Şeyh, aşiretten bir grup ileri gelenin yer aldığı bir ‘komite’ oluştururdu. Komite, bir suç, saldırı veya cinayet işlenirse ‘diyet (kan parası)’ veya ‘yargılamaya’ karar veren bu yapıydı. Cezalandırılan kişi belirli bir süreliğine sürgün edilebilirdi. Komitenin kararı, bu kararı değiştirme, veto etme veya onaylama konusunda tam yetkiye sahip olan İngiliz Valisi’ne sevk eder. Bu yasa, İngiliz Mandası döneminde Irak aşiretleri için çıkarılan ilk yasadır. Irak aşiretleri, Irak’ın tarihsel olarak tanık olduğu devrimler ve ayaklanmalara katılımlarıyla tanınıyordu.

Aşiret geleneğinin dönüşü
Irak halkı tepeden tırnağa silahlı ve 50 yılı aşkın süredir savaşlarla mücadele eden uzun bir geçmişe sahip bir halkın gölgesinde Aşiret tarafından temsil edilen kuvvetli güç merkezleri ortaya çıktı. Bireyin kendisini ve varlığını yasanın yokluğundan korumak için başvurduğu güvenilir dayanak haline gelmek için diğer otoritelere hükmetti.
Psikoloji alanında araştırmacı olan Dr. Faris Kemal Nazmi Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, aşiret geleneğinin Irak’ta hakimiyete geriş dönüş nedenlerinden birinin insani gelişme fikrinin gerilemesi olduğuna işaret etti. Tüm bunların Irak’ın 2005 anayasası kapsamın gerçekleşmesinin ironik olduğunu ifade eden Nazmi, “Devlet, insan haklarıyla bağdaşmayan aşiret geleneklerini yasaklıyor” dedi. Gündelik gerçekler, özellikle de kadınlarla ilgili meseleler, aşiret doğasının nüfuzu karşısında devletin işlevinde derin bir yetersizliğe işaret ediyor. Kadınların çalışma, evlenme ve okuma haklarının ciddi şekilde ihlal edildiğine tanık oluyoruz.

Hukuk üstünlüğü aşiret otoritesiyle rekabet ediyor
Aşiret, insanlar arasında iletişim ve yardım sağlayan sosyal bir kurum olarak kabul ediliyor. Fakat kendine özel bir hukuka dayanan baskıcı bir askeri güç olamaz.
Araştırmacı akademisyen Dr. Ahmed Abdulal, bu konuda, “Hukuki ve sosyal kurumlarını düzgün inşa eden bir devlet, vatandaşının sorunlarını çözer. Bu nedenle hak elde etmek veya tehlikeden korunmak için bölünmeye ya da aşirete başvurmaya gerek kalmaz” şeklinde konuştu.
Aşiret şiddeti, topluluğun kültürünün doğası, yasanın otoritesi, gücü ve nüfuzunun boyutuna bağlıdır. Irak toplumunda hukukun üstünlüğü genellikle aşiret otoritesiyle rekabet eder. Hukukun üstünlüğü ne kadar zayıfsa, aşiret otoritesi o kadar güçlü olur. Irak toplumu aşiret kökenlidir. Otoritenin gücü, yasanın yokluğunda işlerini yürütme ve ona bağımlı olma konusunda üstün gelir.
Araştırmacı Abdulal, “Irak birden fazla sistemle yönetiliyor: Devlet, dini müessese ve aşiret. Bu oluşumlar, Irak devletinin kuruluşundan günümüze kadar varlığını korumuştur. Güçleri ve etki merkezleri genel siyasi duruma göre değişir. Üç yönetim dediğimizde tam anlamıyla bunu kastediyoruz. Çünkü her birinin bağımsız bir ekonomisi, gücü ve yasası vardır. Baskıcı ve diktatör rejimlerde olduğu gibi devlet otoritesi ortaya çıktığında diğer iki gücün etkisi azalır. Diktatörlük rejimi çöktüğünde, devlet kurumları da onunla birlikte çöktü. Dini müessese ve aşiret otoritesi egemen oldu. Bir süre sonra aşiret, devletin kendisinden, dini kurumdan ve hukuktan daha güçlü hale geldi” ifadelerini kullandı.
Dr. Ahmed Abdulal, “Devlet yasası, ateş edilmesini yasaklıyor. Can kaybına neden olduğu için şeriat tarafından da yasaklanmıştır. Bu konuda çok sayıda fetva verildi. Ancak cenaze ya da düğün törenleri gibi en basit aşiret töreninde, devlet otoritesi ve dini müesseseye açıkça meydan okunarak çeşitli silahlarla havaya ateş açılır” dedi.
Buna karşılık, Beni Lam aşiretinin baş şeyhi Avukat Şeyh Sadık Abdulhasan Nasif, “Basra ve Amara sık sık aşiret çatışmalarına sahne oluyor. Geriye yaralı ve ölü kurbanlar kalıyor. Kendi topraklarında bulunan şirketlere egemenlik ve nüfuzunu dayatmaya çalışan aşiretler arasındaki çatışmalar ekonomik nedenlere dayanıyor. Bu çatışmalarda orta ve ağır silahlar kullanılıyor. Vatandaşın bağlı olduğu kültürünün yanı sıra yürütme yetkisinin zayıflığı nedeniyle devletin güvenliği tam olarak dayatması zordur” şeklinde konuştu.
Hakim Salim Rıdvan el-Musevi’nin de görüşü yukarıdakilerden farklı değil. Musevi, bu sorunun yeniden alevlenmesinin nedeninin, istisnasız tüm kurumlarıyla devletin zayıflığı ve bu aşiret gruplarının ‘Dikketu’l Aşairiye' (Aşiret Baskınları) adı altında istihdam edilen silahlı gruplara bazı nüfuz sahibi partilerden aldığı destek olduğunu düşünüyor.

Siyasi gruplar arasındaki kotalar
Aşiret çatışmalarının artmasının nedenleri, yasaları uygulayan yürütme erkinin zayıflığına bağlanıyor. Psikoloji alanında araştırmacı olan Dr. Faris Kemal Nazmi, “Bugün Irak’ta aşiret doğasının toplumsal ve siyasal hayatı tahakküm altına almasının nedeni, ulusal devletin koruma, güvenlik ve toplumsal denetimi sağlamadaki başarısızlığı ve 2003 yılından sonra iktidarı elinde tutan siyasi gruplar arasındaki kota paylaşımından kaynaklanmaktadır. Bu kota paylaşımı, bir yandan devleti bir paylaşım ganimeti haline getirirken, diğer yandan toplumsal bileşenleri çatışan siyasi kimliklere dönüştürdü. Tüm bunlar, aşiretleri, kırsal bölgeler ve şehirleri aşan üretken ekonomik faaliyetin yokluğu ya da zayıflığı nedeniyle aşiret fikrini yeniden gündeme getiren asalak bir kazanca dayalı ekonomik faaliyetlerle gerçekleştirilmesiyle aynı dönemde meydana geldi” şeklinde konuştu.

Aşiret çatışmalarının nedenleri
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Sosyolog Abdulvahid Meşal, aşiret çatışmalarının patlak vermesinin nedeninin bir kişi veya gruba karşı tehdit veya adaletsizlik vakalarının ortaya çıkması ve adalete güvenleri olmaması nedeniyle bazılarının kanunsuz olarak aşiretlere başvurmak zorunda kalması olduğunu söyledi. Meşal,”Buna ek olarak, aşiretlerin yoğunlukta olduğu bölgelerdeki anlaşmazlıkların, evlilik, boşanma, mali haklar konusundaki anlaşmazlıklar gibi kadınlarla ilgili aile meselelerinin de aralarında bulunduğu basit nedenleri olabilir. Çocuklar arasındaki kavgalar nedeniyle de çatışmalar yaşanmakta. Arkalarında bir intikam talepleri zinciri bırakan ve sonu gelmeyen bir çatışmanın kıvılcımı olan bu çatışmalarda çoğunlukla masum insanlar kurban gidiyor” dedi.
Çatışmaların başka nedenleri olduğuna işaret eden Sosyolog Neda el-Abidi, bu konunun arka planına dair şunları söyledi: “Irak toplumu istikrarsız. Üstelik birçok gencin eğitim almasını engelleyen sarsıntı ve savaşlara tanıklık etti. Sonuç olarak, gençler arasında yeni bir tür cehalet ortaya çıktı. Savaş koşulları çok sayıda insanın işsiz kalmasına neden oldu. Geride çok sayıda dul ve yetim kaldı. Tüm bu faktörler, gençlerin öldürülme, yerinden edilme, patlama ve sürgün edilme yoluyla sürekli olarak maruz kaldıkları şiddet vakalarının üzerine ekleniyor. Cinayet ve şiddet sahnelerinin hatta kamusal yaşam düzeyinde bile şiddet olaylarının çeşitli iletişim araçlarında yayınlanması, tüm bunlar, bireyin kişiliğine şiddet empoze eder ve kişi egemen dil olarak güce inanır. Hukuk vatandaşı korumaktan aciz olduğu müddetçe, kişinin gücü bir meşrulaştırma ve kanun haline gelir. Irak'taki partilerin çokluğu aynı zamanda çok sayıda gencin partilere katılmasına katkıda bulundu. Bu durum da onların silah edinmelerini sağladı.”

Aşiret anlaşmazlıkları karşısında hukuk
Hâkim Salim Rıdvan el-Musevi, “Aşiret çatışması denen suçun bir tanımı yok. Daha ziyade bu ad genelde, kendi içinde ve kendi başına belirli bir eyleme verilen toplu tepkilere veriliyor. Cinayetlerin çoğu, mağdurun ailesinin suçlu, ailesi ve aşiretine yönelik bir protesto ile karşılanıyor. Bir hukuk metninin varlığı, insanlar tarafından yapılan eylemin kanunen suç sayıldığı durumda bu eylemin bir suç olduğunu teyit etmektedir. Cana kıymak buna örnek gösterilebilir. Kanun, bu eylemi Irak Ceza Kanunu'nun 1969 tarihli ve 111 sayılı 405. maddesi ve sonraki hükümleri uyarınca cinayet olarak tanımladı” şeklinde konuştu.
Musevi, “Öldürme eylemi bir veya birkaç kişi tarafından işlenmişse, eylemin bir aşiret kavgası veya bireysel bir çatışmanın sonucu olup olmadığına bakılmaksızın, yasalarca cezalandırılan bir cinayet eylemidir ve ağır cezalarla cezalandırılabilecek bir suçtur. Aynı şekilde tehdit eylemi de kanunen cezalandırılan bir suçtur. Eylem, belirli bir kişi, bir aşiret veya herhangi bir insan grubunu temsil eden bir grup eylemi mi olduğuna bakılmaksızın, kanunen cezalandırılabilir bir suç teşkil eder” dedi.

Kanunla değil, anayasayla belirlendi
Musevi, ayrıca “Aşiretler yasası, Abdulkerim Kasım devrimine kadar yürürlükte kaldı. Ondan sonra bununla ilgili bir yasa çıkarılmadı. Ancak 2005 yılında Irak Anayasası’nın 45. maddesinin ikinci fıkrasında yer aldı: ‘Devlet, Irak aşiret ve kabilelerini önemser. İşlerini dine ve hukuka uygun bir şekilde yürütür. Asil insani değerlerini toplumun gelişmesine katkıda bulunacak şekilde geliştirir ve insan haklarıyla bağdaşmayan aşiret geleneklerini engeller.’ Bu, anayasada yer alan bir metin. Iraklı bir milletvekili bunu dile getirdi. Şu ana kadar Irak aşiretlerinin işlerini düzenleyen bir yasa çıkarılmadı” ifadelerini kullandı. 
İçişleri Bakanlığı Aşiret İşleri Müdürlüğü Anlaşmazlık Çözüm Kurulu Üyesi ve Bahadile Aşireti Şeyhi Şiya Casim Muhammed el-Hasan ise bu konu hakkında “Devlet bu konuya önem vermedi. Yargılama ve cezalandırma konusunda daha kararlı olmalıyız.  Vatandaşın güvenlik içinde yaşaması için silahların devlete teslim edilmesi daha faydalı olurdu. Aralarında kadınlar ve çocukların bulunduğu birçok kişinin can ve mal kayıplarına neden olan çatışmalar ve gelişigüzel ateş açılması nedeniyle vatandaşlar kendilerini rahat hissetmiyor. Yürütme makamı uzakta. Kimsenin fikrine kulak vermiyor ve bu devletin sorumluluğunda. Bize gelince aşiretler olarak ateş açılması ve bıçaklı kavgaları engelleyen kurallarımız var. Fail buna göre yargılanıp cezalandırılıyor” dedi.
Sosyolojik açıdan ise Sosyolog Abdulvahid Meşal, “1959 yılında Aşiretler Kanunu’nun kaldırılmasıyla aşiret siyasi yapısını kaybetti. Sivil toplum olarak üzerine düşen görevleri yerine getiren bir toplumsal yapı haline geldi. Ta ki 2003 yılında değişiklik yapılana kadar böyle devam etti. Bunun ardından aşiret Irak sahnesine geri dönüş yaptı ve siyasi yapısını yavaş yavaş restore etmeye başladı. Fakat geleneksel bir aşiret biçiminde değil. Birçok kabile geleneği kayboldu. Aşiret reisleri, aşiretlerin kökeni hakkında fazla bir bilgiye sahip olmayan asalaklara dönüştü. Böylece her an, her yerde ve mantıksız bile olsa herhangi bir nedenle çatışmalar patlak verir hale geldi” şeklinde konuştu.

Anlaşmazlıkların çözümünde silah ve şiddet kullanımı
Irak yasaları, ilgili birimler tarafından kayıt alınması kaydıyla her Iraklı ailenin hafif bir silah edinmesine izin veriyor. Ancak Iraklılar, aşiret geleneklerine uygun olarak evlerinde çok sayıda silah bulunduruyor. Bunlar arasında RPG’ler de bulunabiliyor. Araştırmacı Akademisyen Dr.Ahmed Abdulal, “Her çatışma, cinayet veya terör suçuna karışanlar, üç tür cezaya çarptırılıyor: Şer’i diyet, ceza hükmü ve aşiretle ilişiğin kesilmesi. Herhangi bir aşiret çatışması, bu hiyerarşilerden birinin ihlaliyle başlar. Bazı aşiretler, milyonlarca silah, tonlarca mühimmat ve cephaneye sahip bulunuyor. En basit çatışma, tabancadan orta ve ağır silahlara kadar çeşitli silahların ateşlenmesiyle başlar” ifadelerini kullandı. Bu silahlarla çatışma sahneleri ‘normal’ hale geldi. Başkent Bağdat'ın kalbine kadar Irak'ın tüm vilayetlerinde gözlemlenebilir. Aşiretlerin sosyal örgütler olması nedeniyle üyeleri arasında alim, doktor, öğretim görevlilerinin bulunması olağan bir durum. Bunun yanı sıra aşiret üyeleri içinde askeriyeye mensup, devletin silahını taşıyan ve bununla aşiret adına savaşan kişiler bulunması da gayet doğal.

Dikketu’l Aşairiye
Beni Lam Aşireti Şeyhi’nin söylediklerine göre ‘Dikketu’l Aşairiye' (aşiret baskını geleneği) meselesi büyüdü. Vatandaşların endişesi ve hayatlarının tehlikeye girmesi nedeniyle soruşturma hakimlerinden, 2005 tarihli 13 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilmesi talep edilen bir bildiri yayınlandı. Bunun ardından soruşturma hakimleri, aşiret baskınları meselesinin tırmanışını azaltmak için müebbet hapis veya bazen ölüm cezası içeren cezai bir madde ile bu konuyu terörle mücadele yasasına uyarlamaya başladılar. Şeyh Sadık Abdulhasan Nasif, “Hakiki şeyhler, aşiret baskınlarına başvurmazlar. Bu, bazı şeyhler tarafından haram olarak nitelenip yasaklanmış bir konudur. Bu eylem çocuk, kadın ve hastaları korkuttuğu için terörle mücadele yasası çıkmadan önce yasaklanmıştı. Bu gelenek, bir aşiretin bir diğer aşirete arabulucular gönderdikten sonra uyarmak için havaya ateş edilerek kırsalda gerçekleştirilir. Karşı aşiretten yanıt gelmediği takdirde hak sahibi aşiret uyarı ateşi açar. Bunun üzerine söz konusu aşiret sorunu olabildiğince çabuk çözer. Aşiret şeyleri bu eyleme karşı yasayı ve egemenliğini uygular” dedi.
Hâkim el-Musevi ise Yüksek Yargı Konseyi'nin, bu sorunu frenlemek amacıyla 2018 yılının Kasım ayında aldığı karara göre aşiret baskınının terör suçu olarak kabul edildiği bir genelge yayınlamadaki katkısından bahsetti.

Aşiretlerin siyasallaşması
İktidardaki İslami partiler, seçimler yoluyla ya da doğrudan siyasi ve sosyal tahakküm yoluyla güçlerini pekiştirmek için onlara yatırım yapmak için aşiret yapılarına sızdı. Aşiret, soy ve kan bağıyla birleşmiş bir yapıdan, belirli bir dini veya mezhepsel eğilimin çerçevelediği siyasi ve ekonomik bir yapıya dönüştü. Bu durum, devasa silahların aşiretler içinde yayılmasını ve devletin güvenlik kurumlarıyla rekabet eden, hatta çoğu durumda onlara egemen olan bir güce dönüşmesini açıklıyor.
Bu bağlamda Dr. Nazmi, aşiret sisteminin gelişmesi ve siyasi yatırımı, kurumlara nüfuz etmesinin, dini partilerin ulusal devlet fikrini yok ettiğini ve aşiretin çıkarlarını istismar ettiğini söyledi. Dr. Nazmi, “Aşiretler, aşiret dokusuna nüfuz edip onları kendileri için koruyucu bir yapıya dönüştüren bir yandan aleni siyasi bir rol oynayan, diğer yandan da beyan edilmemiş silahlı bir rol oynayan bazı dini siyasi örgütlerin silahlarını kınar hale geldi” dedi.

Yasaların iltimas geçmeksizin uygulanması
Çatışmalar, güvenlik durumunun zayıflığı nedeniyle toplumsal barışı etkiledi. Bu da tedirgin olmaya başlayan vatandaşları çözüm olarak aşiretlere başvurmaya sevk etti. Sonuç olarak, karakol verilerinde tecavüz, bıçaklama, yerinden edilme, cinayet, ve hatta kültür ve bilinç eksikliğinden kaynaklanan kötü örf ve gelenekler olan, aşiretten kovulma ve topluma külfet haline gelen kan parası da dahil olmak üzere binlerce olay birikti.
Hakim Salim Rıdvan el-Musevi, bu güvenlik krizine en iyi çözümün, devletin iltimas geçmeksizin yasayı herkese dayatma ve uygulama konusunda üzerine düşeni yapması olduğunu söyledi. Buna ek olarak silahın yalnızca devlet tekelinde bulundurulması ve yasaların caydırıcı yargı kararları ile uygulanması gerektiğinin altını çizdi. Musevi, mevcut durumun, kırsal kesimler ve kent merkezlerinden uzak bölgelerde iken kent merkezlerine yayılan bu olguyu sınırlayan ciddi bir caydırıcılık oluşturmadığını vurguladı.
Musevi, aşiret grupları tarafından yapılan tehdit eylemlerinin ciddiyetini hakimler aracılığıyla her davanın koşullarına göre değerlendirmenin mahkemenin görevi olduğunu söyledi. Hakim, “Bu fiiller terör suçu olarak değerlendirilerek hüküm verilmiş olup, bunlar hakkında 2005 tarihli 13 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 4. Maddesi hükümleri uygulanır. Öte yandan bunları olağan tehdit olarak değerlendiren diğer hükümler bulunmakla birlikte, bunlara 430. madde ve devamı hükümleri uygulanır” şeklinde konuştu.



Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
TT

Mazlum Abdi: Ateşkes dönemini 18 Aralık anlaşmasında pratik ilerleme sağlamak için kullanıyoruz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) Başkanlığı heyetinin dün yaptığı görüşmeden (SDG’nin sosyal medya hesabı)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi, bir süredir ateşkes sağlanması yönünde çabalar yürütüldüğünü belirterek, mevcut ateşkesin ‘ABD ordusunun talebi üzerine’ hayata geçirildiğini açıkladı.

Abdi, “Önümüzdeki kısa süre içinde anlaşmayı uygulamaya hazırız… Birçok konuda mutabakat sağlandı” ifadelerini kullandı. Kürtçe yayın yapan Ronahi televizyonuna konuşan Abdi, “Ateşkes süresini değerlendirecek ve bu dönemde 18 Aralık anlaşmasında somut ilerleme kaydetmeye çalışacağız” dedi.

Anlaşmaya göre hükümet güçlerinin Kürt bölgelerine girmeyeceğini belirten Abdi, buna karşın SDG’ye bağlı kurumların devlet kurumlarıyla entegre edileceğini söyledi.

Abdi, Şam’dan kente girilmemesi yönünde talepte bulunulduğunu ve bu talebin kabul edildiğini ifade ederek, tarafların buna bağlı kalmasını umduklarını dile getirdi. Abdi, Kobani ve Kamışlı’ya ilişkin herhangi bir çözümün, Serekaniye (Resulayn) ve Afrin’i de kapsaması gerektiğini ifade etti.

Jdkdk
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil'de ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile görüştü. (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Abdi, “Ateşkes süresini, varılan anlaşmayı hayata geçirmek için değerlendirmeye çalışıyoruz” dedi. Sürecin müzakereler çerçevesinde ilerlediğini belirten Abdi, taraflar arasında bazı maddelerde uzlaşı sağlandığını, ancak kendilerine yöneltilen bazı taleplerin de bulunduğunu ifade etti.

Mevcut sürenin, entegrasyon yönünde somut adımlarla tamamlanacağını kaydeden Abdi, SDG’nin 18 Aralık’ta Şam ile varılan anlaşmayı kısa süre içinde uygulamaya hazır olduğunu vurguladı. Abdi ayrıca, Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği görevleri için bazı isimlerin önerildiğini, ancak şu ana kadar üzerinde mutabakata varılmış bir listenin oluşmadığını söyledi.

Abdi, görüşmelerin uluslararası himaye altında yürütüldüğünü; ABD’nin siyasi ve askeri kurumları ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da sürece dahil olduğunu belirtti. Bununla birlikte, yaşananların nihai bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Abdi, uluslararası toplumun gerilimi düşürmeye yönelik çabalarının, Şam’ın taahhütlerine bağlı kalmasına ve öne sürülen talepleri uygulamasına bağlı olduğunu vurguladı. Abdi, ‘kabul edilemez’ koşullar dayatılmadığı sürece bu girişimlerin başarıya ulaşacağını dile getirdi.

Mxmxm
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi (North Press Agency – NPA)

Bu çerçevede Abdi, Şam ile ‘açık bir iletişim hattının’ bulunduğunu belirterek, yapılan anlaşma uyarınca ordunun Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelere girmemesi gerektiğini vurguladı.

Abdi, Suriye hükümetiyle bir anlaşma ve çözüme ulaşılana kadar ‘direnişin’ süreceğini ifade ederken, Kobani’nin tıpkı 2014 yılında olduğu gibi bu direnişe öncülük edeceğini söyledi.

Jxjxj
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensupları, Kürtlerin kontrolündeki Ayn el-Arab (Kobani) şehrine geldi. (AFP)

SDG bugün yaptığı açıklamada, Suriye hükümetine bağlı grupların sabahın erken saatlerinden itibaren saldırılar başlatmasının ardından Kobani’nin güneydoğusunda şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla hedef almakla suçladı.


SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
TT

SDG: Kobani'nin güneydoğusunda Suriye hükümet güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı

Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)
Haseke'deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milisleri (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Kobani/Ayn el-Arab kenti üzerinde yeniden saldırı, kuşatma ve sürekli baskılar yaşandığını duyurdu. Açıklamada, bunun ‘kentin halkının iradesini zayıflatma ve istikrarı bozma amaçlı açık girişimler’ olarak nitelendirildiği belirtildi. SDG, kuzey ve doğu Suriye’de istikrarın bozulmasının bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu ve terör örgütlerine saflarını yeniden organize etme ve faaliyetlerini canlandırma fırsatı verdiğini vurguladı.

SDG, sabah saatlerinden itibaren Suriye hükümetine bağlı güçlerin Kobani’nin güneydoğusunda SDG unsurlarına saldırmasıyla şiddetli çatışmaların yaşandığını bildirdi.

Yapılan açıklamada, çatışmaların özellikle el-Celbiye kasabasında devam ettiği; saldırgan grupların tank ve zırhlı araçlardan oluşan ek takviyeler getirdiği ve bölge üzerinde yoğun Türk insansız hava aracı (İHA) uçuşlarının gerçekleştiği ifade edildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise dün SDG’yi ateşkesi ihlal etmek ve Kobani çevresindeki ordu mevzilerini 25’ten fazla İHA’yla bombalamakla suçladı.

Suriye ordusu, dört gün süren önceki ateşkesin sona ermesinin ardından, Kürt güçleriyle ateşkesi 15 gün daha uzattığını önceki gün duyurmuştu.

SDG, hükümete bağlı grupların saldırılarının ‘ateşkesin net bir ihlali’ olduğunu belirterek, bunun Şam’ın taahhütlerine uymadığını ve bölgedeki istikrarsızlık politikasının devam ettiğini gösterdiğini ifade etti. SDG, ateşkesi garanti eden taraflardan ‘bu saldırıları durdurmak ve Şam’ın sürdürdüğü tırmanışı sonlandırmak için derhal harekete geçmelerini’ talep etti.

SDG, bugün Kobani’nin DEAŞ’tan kurtuluşunun 11. yıldönümü vesilesiyle yaptığı basın açıklamasında, “Bugünkü Kobani saldırısı, DEAŞ’a karşı kazanılan zaferin simgesine doğrudan bir saldırıdır; projeyi bozan bir şehre yönelik intikam girişimidir ve istikrarı zayıflatma, kaosu körükleme ve terörün geri dönmesine alan açma girişimlerinden ayrı değerlendirilemez” ifadelerini kullandı.

SDG, uluslararası topluma yönelik açık bir mesaj vererek, “DEAŞ’a karşı elde edilen kazanımları korumak ve bu savaşta ağır bedeller ödeyen bölgelerin güvenliğini ve istikrarını sağlamak siyasi bir tercih değil, ortak bir etik ve hukuki sorumluluktur” dedi.

Açıklamada ayrıca, “Kobani’ye yönelik sessizlik, terörün yenilgiye uğratılması için verilen fedakârlıklarla çelişiyor ve uluslararası çabaları zayıflatıyor” denilerek, Kobani’nin “direniş ve kararlılığın kalıcı simgesi olmaya devam edeceği; 11 yıl önce kazanılan zaferin sadece anı değil, özgürlüğü savunma, şehitlerin kazanımlarını koruma ve Suriye halkları için güvenli, demokratik bir gelecek inşa etme yönünde yenilenmiş bir taahhüt” olduğu vurgulandı.


El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı
TT

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

El-Aktan Hapishanesi'ndeki çocuklar DEAŞ hapishaneleri hakkındaki dosyayı açtı

Suriye İnsan Hakları Ağı, Suriye yetkililerine, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen ve şu anda hükümetin kontrolü altına giren tüm gözaltı merkezlerinin güvenliğini, SDG'den yönetimini devraldıktan hemen sonra sağlamaları çağrısında bulundu. SDG, Suriye hükümetinin cumartesi günü Rakka'daki el-Aktan Hapishanesinden serbest bıraktığı 126 çocuğun tutuklanmasını, bu hapishanenin bir kısmının çeşitli davalara karışan veya DEAŞ tarafından askere alınmış çocukları barındırmak için ayrıldığını ve güvenlik nedenleriyle yaklaşık üç ay önce çocuk hapishanesinden buraya nakledildiklerini söyleyerek savundu.

Rakka'daki aktivistlerden Şarku’l Avsat'a verilen bilgilere göre, el-Aktan Hapishanesi'ndeki tutuklu sayısı bin 200'e ulaştı ve onlara yöneltilen suçlamaların çoğu DEAŞ'a üye olmak, Özgür Ordu ile iletişim ve yabancı taraflarla ilişki kurmak idi.

Suriye devlet medyası, çoğu 18 yaşın altında olan gözaltından serbest bırakılan çocuklarla yapılan çok sayıda röportaj ve haberi yayınladı. Bu durum Suriyeliler arasında şok dalgası yarattı. Bir çocuk, amcasının kızını sevdiği için onu ihbar etmesi üzerine üç ay hapis yattığını, bir diğeri ise telefonunda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın fotoğrafı bulunduğu için gözaltına alındığını söyledi. Serbest bırakılan çocuklar, Suriye Haber Kanalı'nda yayınlanan röportajlarda, yemek istedikleri için istismara, elektrik şoku işkencesine ve dayaklara maruz kaldıklarını vurguladılar.

dfgty7u

Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi'nin cezaevi idaresi, pazar günü, gözaltında bulunan çocukların şok edici görüntülerini haklı gösteren resmi bir açıklama yayınlayarak, Rakka'daki el Aktan cezaevinin bir kısmının çeşitli davalara karışan veya DEAŞ tarafından askere alınmış çocukları barındırmak için tahsis edildiğini, “Güvenlik nedenleriyle” yaklaşık üç ay önce çocuk cezaevinden buraya nakledildiklerini” belirtti.

Özerk Yönetim'in birçok cezaevi var ve Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) Müdürü Fadl Abdulgani Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bunların sayısının kesin olmadığını söyledi.

sdfrgt
Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) bağlı unsurlar, 23 Ocak 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Rakka şehrinin dışındaki El-Aktan hapishanesinden çekilerek Kobani'ye doğru ilerledi (AFP)

Son askeri operasyonlar sırasında Suriye hükümeti, el-Haseke'deki el-Şeddadi hapishanesini ve Rakka'daki el-Aktan hapishanesini Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) geri aldı. Suriye medya kaynakları, SDG'nin geçen yıl onlarca sivili DEAŞ üyesi oldukları suçlamasıyla, herhangi bir doğrulama yapmadan tutukladığını belgeledi.

SDG'nin en öne çıkan hapishaneleri arasında, Haseke'nin güney girişindeki Sanayi Lisesi hapishanesi (tahmini mahkum sayısı 8 bin), Haseke'nin Guveyran mahallesindeki merkez hapishane (erkek, kadın ve çocuklar için, tahmini tutuklu sayısı 10 bin), en kötü olarak kabul edilen Alaya hapishanesi ve Malikiye (Derik) hapishanesi bulunmaktadır.

Suriye İnsan Hakları Ağı'na göre, SDG'nin kurulduğu günden bu yana en az 3 bin 705 kişi zorla kaybedilmiş ve 122 kişi işkence sonucu öldürülmüştür.

rfgt

Medya haberlerine göre son iki gün içinde yüzlerce kişi kayıp oğullarını aramak için el-Aktan hapishanesinin çevresinde toplandı. Rakka vilayetinde yaşayan Hüseyin Halil, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, kardeşinin 10 yıldır kayıp olduğunu belirterek şunları söyledi: “Onu el-Şeddadi veya el-Aktan hapishanelerinde bulacağımıza dair büyük umutlarımız vardı, ancak onunla ilgili herhangi bir bilgi alamadık.” Halil, diğer hapishanelerde kardeşini bulmayı hala umduklarını dile getirdi.

Suriye'nin kuzey ve doğusundaki hapishaneler konusu, Suriye hükümeti ile SDG arasında devam eden müzakerelerde en hassas konulardan biri, çünkü Rakka, Haseke ve Deyrizor illerindeki DEAŞ tutuklularının akıbetiyle ilgili. Medya haberlerine göre, yabancıların da dahil olduğu tahmini 8 bin tutuklu var. ABD önderliğindeki koalisyon güçleri, bu mahkumları Irak'a nakletmeye başladı. Mevcut bilgilere göre, yaklaşık 1000 mahkum nakledildi. Ateşkes anlaşması, bu mahkumların Suriye'den Irak'a naklinin tamamlanması için uzatıldı.

rfgt

ABD'nin, geçen pazartesi günü örgütün tutuklularının el-Şeddadi hapishanesinden kaçmasının ardından tutukluları nakletmeye karar vermesi dikkat çekicidir. Suriye İçişleri Bakanlığı, 120 DEAŞ tutuklusunun kaçmasından SDG'yi sorumlu tutmaktadır. Öte yandan SDG, hapishanenin kontrolü dışında olduğunu ifade etti.

Suriye İnsan Hakları Ağı, dün yayınladığı raporunda, “Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) kontrolü altında bulunan eski gözaltı merkezlerindeki suç mahallerinin korunması” çağrısında bulundu. Raporda, “Suriye'nin kuzeydoğusundaki bir dizi gözaltı merkezinin kontrolünün SDG'den Suriye hükümetine devredilmesinin (ciddi insan hakları ihlalleriyle ilgili kanıtların korunması ve bunların kaybolması veya tahrif edilmesinin önlenmesi açısından) acil bir sorun teşkil ettiği” belirtildi.