Cezayir kimlik savaşı ile dil çatışması arasında mı?

“Cezayir’de siyasi, kültürel ve dilsel çeşitliliğe saygı gösterilmesi, ulusal birliğin ve uyumun koşullarından biridir”

Sadece kısıtlı alanlarda ortaya çıktıktan sonra Berberi bayrağı fırsatta gösterilmeye başlandı (Independent Arabia)
Sadece kısıtlı alanlarda ortaya çıktıktan sonra Berberi bayrağı fırsatta gösterilmeye başlandı (Independent Arabia)
TT

Cezayir kimlik savaşı ile dil çatışması arasında mı?

Sadece kısıtlı alanlarda ortaya çıktıktan sonra Berberi bayrağı fırsatta gösterilmeye başlandı (Independent Arabia)
Sadece kısıtlı alanlarda ortaya çıktıktan sonra Berberi bayrağı fırsatta gösterilmeye başlandı (Independent Arabia)

Ali Yahi
Cezayir’de ülkenin birliğini ve toplumun bütünlüğünü tehdit eden tehlikeli bir dönemece giren kimlik meselesi, hem devlet hem de halk nezdinde tüm Cezayirliler için ana gündem maddesi haline geldi. Özellikle sosyal medyadaki tartışmalar çerçevesinde, bu krizden çıkış yolunun bulunamaması halinde kimlik savaşının devam edebileceği yönünde korkular artıyor.
Sebeplerle bölünme ve korkutucu dönüşüm
Cezayir'i yaklaşık 132 yıl işgal eden dünün sömürgecisi Fransa, kimi zaman dini kimi zaman ailevi olmak üzere çeşitli gerekçelerle ülke yönetimlerini ve aşiretlerini birbirleriyle çatışmaya zorladı. Diğeretnik kökenlerin bölgenin Cezayir’e olan bağlılığına karşı meydan okumasını sağlayarak ve (Fransa’nın) 1830 yılında Cezayir'e ayak basmasından bu yana, toplumda, ülkenin çeşitli bölgelerini kontrol etmesini kolaylaştıran bölünmeler yaratmak amacıyla benimsediği diğer yöntemleri kullanarak kimlik meselesinin büyümesinden sorumlu oldu.
Bazı çevreler, aydınların ve akademisyenlerin tüm artıları ve eksileriyle gerçek bir tarih yazmaktan çekinmelerinin, başta Fransızlar olmak üzere oryantalistlerin ve yabancıların, ülkelerinin gündemlerine, fikirlerine ve çıkarlarına göre tarihi işlemelerinin önünü açtığına inanıyorlar. Aydınlar ve akademisyenler ise iktidar sınıfının gazabından, yönetimlerle kabileler arasında bir savaşa neden olmaktan ve halkın güvenini kazanmış kişilerin imajlarını sarmaktan korktukları gerekçesiyle tutumlarını savunuyorlar.
Sorunun kültürel alandaki istikrarı büyük tartışmaların önünü kesse de ayrılık taleplerinin, vatana ihanet ve dışa bağlılık suçlamalarının medyada yankılanmadan ve sokağa taşınmadan önce sosyal medya sitelerinde çatışmalara dönüşmesi, bu durumun neler getirebileceğine dair endişeleri körükledi. Özellikle Cemal bin İsmail adlı gencin orman yaktığı gerekçesiyle kendisini yakalayan kişilerce öldürülmesinden sonra tüm kesimlerden, Araplar ve kabileler arasındaki gerginliğin halkın ve ülkenin birliğini tehdit etmesinin önlenmesi için derhal harekete geçilmesi çağrılarının yapılmasına neden oldu.

Çatışmadan beslenen taraflar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde değerlendirmelerde bulunan Hukuk Profesörü Hac Hanefi şunları söyledi:
“Cezayir kimliği, toplumu oluşturan medeni düşünce çerçevesinde, dil, din, renk ve cinsiyet ayrımı yapılmadan, bilinçli olarak anı yaşayan pozitif vatandaştır. Bu özellikler, onu üretkenliğe, farkındalık yaratmaya ve aydınlık bir geleceğe doğru itmektedir. Kimlik meselesiyle ilgili, Suriye'den, mezhepçilik altında bölünmüş Sudan'dan veya Lübnan'dan, Ermeni meselesi nedeniyle tarihi lekelenmeye çalışılan Türkiye’den, Müslümanlar ve Kıptileri bir birine düşürmek için kullanılan Mısır’dan alacağımız bin tane ders var.”
Milliyetçilik karşıtları da dahil olmak üzere Cezayir'de kimlik savaşını körükleyen taraflar olduğunu söyleyen Hanefi, ister cahillikle isterse dış mihrakların sağladığı finansman ve yaptığı planlarla olsun bunun, içeride milliyetçilik karşıtlığının yapıldığını, dışarıdan ise başta ülkeyi bölmek, zayıflatmak ve zenginliğini sömürmek olmak üzere bir takım hırslara ve hedeflere ulaşmak amacıyla devleti içeriden parçalama stratejisiyle ilgili olduğunu söyledi.
Hukukçu Süleyman Şeriki ise kimlik savaşının devam etmesinin nedeninin, Cezayir Anayasası’nın dönemin şartlarından dolayı aceleyle yazılması ve toplumsal tartışmadan yeterince pay alamaması olduğunu, hatta daha önceki anayasaların ve değişikliklerin de aynı şekilde yapıldığını belirtti.
 Şeriki sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kimlik, özellikle kendi gündemlerine hizmet etmek için, toplumun bileşenleri arasında kutuplaşma yaratmak amacıyla kimlik meselesini kullananların varlığı nedeniyle sadece anayasa hukuku uzmanlarından oluşan bir komitenin değerlendirmesinin ötesine geçti. Bu durum anayasa maddesine dahil edilmesiyle ilgili karar verilmesi amacıyla tartışılmasını gerektirir. Kimlik savaşını körükleyen birkaç taraf var. Bunlardan birincisi toplumsal tartışmanın boyutuna ulaşmasına izin vermeyenler, ikincisi kendi gündemlerini dayatmak isteyenler, üçüncüsü de konunun tartışılmasına dahi izin vermeyenlerdir.”

Şüpheli çatışma
Soruları ortaya çıkaran ve kimlik çatışmasını ‘şüpheli bir savaş’ yapan neden, Amazighlerin (Berberiler) merkezinde olduğu tartışmalardır. Kimlik ise tarih, din ve dil üzerine kuruludur. İktidar, toplumun uyumunu ve istikrarını korumak için bu hassas konuyu dizginlemeye çalışıyor. Bunu da Cezayir kimliğini İslam dini ve Arap dili ile sınırlayan 1963 Anayasası’ndan, Cezayir'i Arapların yanı sıra bir Amazigh toprağı olarak kabul eden 2020 Anayasası’na doğru evrilen mevcut anayasa belgesi aracılığıyla yapıyor. Ama savaş durulmuş değil ve her an patlak verecek gibi görünüyor.

Siyasi, kültürel ve dilsel çeşitlilik
Aşiret bölgelerinin desteğini alan Kültür ve Demokrasi İçin Birlik Partisi, siyasi, kültürel ve dilsel çeşitliliğin Cezayir'in ayırt edici özelliği olduğunu vurguladı. Bu çeşitliliğe saygı duyulmasının, ulusal birlik ve uyumun koşullarından biri olduğuna işaret etti.
Partinin Basın Sorumlusu Murad Beyatur, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu çeşitlilik, siyaset sisteminin bir ilerleme ve gelişme kaynağı yapılması gerekirken ulusal bölünme ve yok olma sebebi haline getirildi. Bu, böl-parçala-yönet politikasının benimsenerek iktidarda kalmaya devam etmek için yapılıyor. İktidar, bağımsızlıktan sonra, çok kültürlülük ve çok dillilik pahasına entelektüel, siyasi ve kültürel tek taraflılığı doğuran bir ideoloji dayattı. Cezayir, kültürünün ve ulusal kimliğinin silinmeye çalışıldığı sömürgecilik belasının acılarını çektikten sonra bu ideoloji savunucuları, geçmişte her türlü işgale karşı bir direniş aracı olarak kullanılan tarihi ve toplumsal kültürün parçalarını silmeye çalıştılar. Cezayir tarihi mirasından, kimliğinden, dillerinden, yaratıcılığından ve yenilikçiliğinden, daha doğrusu kendi zenginliklerinden mahrum bırakıldı. Bunun ilacı kişinin kendisiyle, Cezayir ile ilişkilendirilen yanıltıcı bilgilerden uzaklaşmasındadır. Tarihimizle ve kendimizle uzlaşmalıyız.”

Denge eksikliği
Cezayir’deki İslami eğilimli en büyük parti olan Barış Toplumu Hareketi'nin kurucularından Said Mursi konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Tarihteki hataları düzeltmediğiniz sürece kimlik savaşı devam edecektir. Sömürgecilik kimliğine sadık güçler, ülkede büyük bir etkiye sahipler. Cezayir kimliğini, halkın tek dini inancından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Toplumun gelişiminin çeşitli dönemleri boyunca kültürel kimliğin tüm kollarını ve bileşenlerini barındırmasına rağmen İslam dininin kimlik ve inançta belirleyici bir unsur olmaması amaçlanıyor. Sömürgecilik, çağlar boyunca içinde kültürel bir varlığa sahip olduğu bir kimlik kalıbı empoze etmeye çalışmıştır. Bu da ancak dilin silinmesiyle, yani ulusun dillerinden Arapça ve Amazigh dilinden uzaklaşmasıyla olur. Kimliğin farklı dillerdeki bileşenleri arasındaki denge eksikliği halen var olan ve içeride çoğunluğu İslam dini düşmanlığıyla silahlanmış, ideolojik olarak Frankofil bir sınıfa sahip olan sömürgecilik çatışmasının doğasını değiştirmeye ve geliştirmeye yardımcı olanlar için büyük bir boşluk bıraktı.

Nefret içerikli paylaşımlar
Buna karşın Siyaset Sosyolojisi Profesörü Mustafa Racii, Cezayir'de kimlik savaşı olmadığını ama bazı kişilerce sosyal medya sitelerinde sahte kimlikler kullanılarak yoğun bir şekilde nefret içerikli paylaşımların yapıldığını savundu. Racii bazı parti liderlerini, Amazigh diline karşı yaptıkları açıklamalarla bazı gençleri kimlik çatışması olduğu düşüncesiyle nefret içerikli paylaşımlar yapmaya itmekle suçlarken bunun mümkün olmadığını vurguladı.



Mısır’da yoksulluk tartışması, hükümetin icraatlarını açıklayacağı konferans öncesinde gündemde

Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)
Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)
TT

Mısır’da yoksulluk tartışması, hükümetin icraatlarını açıklayacağı konferans öncesinde gündemde

Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)
Mısır Temsilciler Meclisi, hükümetin devlet bütçesine ilişkin değerlendirmelerini dinliyor. (Meclis)

Mısır’da bazı milletvekilleri, hükümetin icraatlarını kamuoyuna açıklamak üzere düzenlemesi beklenen konferans öncesinde, ülkedeki yoksulluk oranlarına ilişkin soru önergesi verdi. Yoksulluk oranları birkaç yıldır açıklanmazken, bölgesel çalkantıların derinleştirdiği ekonomik krizler nedeniyle bu oranların yükseldiği tahmin ediliyor.

Mısır Temsilciler Meclisi’nden dokuz milletvekili, çarşamba günü hükümete ülkedeki yoksulluk oranlarının hangi seviyeye ulaştığını sordu. Yoksulluk oranı, 2019-2020 dönemine ilişkin Eylül 2020’de açıklanan son resmî verilere göre yüzde 29,7 olarak kaydedilmişti.

Milletvekilleri, “Hükümetin, milletvekillerinin denetim mekanizmaları aracılığıyla sunduğu talepler üzerine gelir ve harcama araştırmasını Meclis’e göndereceğine defalarca söz vermesine rağmen, söz konusu araştırma henüz yayımlanmadı” ifadelerini kullandı.

Milletvekilleri ayrıca, “2021’den bu yana Mısır’daki yoksulluk oranlarını bilmeden hükümetin icraatları nasıl değerlendirilebilir?” sorusunu yöneltti.

Hükümet, geçtiğimiz dönemde izlenen politikaları, bunların sonuçlarını ve söz konusu adımlar atılmasaydı neler yaşanabileceğini kamuoyuna anlatmak amacıyla ulusal bir forum düzenlemeyi planlıyor. Hükümet Sözcüsü Muhammed Adil’e göre forumda vatandaşların önerileri ve görüşleri de dinlenecek.

Adil, çarşamba akşamı televizyonda yaptığı açıklamada, 19-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenmesi planlanan foruma ait resmî internet sitesi üzerinden vatandaşların kayıt yaptırabileceğini, görüşlerini iletebileceğini ve katılım talebinde bulunabileceğini belirtti. Adil, birkaç gün önce açılan sitenin bugüne kadar bir milyondan fazla ziyaret aldığını kaydetti.

Sürekli gündeme gelen bir tartışma

Mısır’da yoksulluk oranları ve bu oranların neden açıklanmadığına ilişkin tartışmalar yeni değil. Milletvekillerinin soru önergesinde de belirtildiği üzere, bu konu belirli aralıklarla yeniden gündeme geliyor.

Reform ve Kalkınma Partisi’nin Meclis Grup Başkanı ve soru önergesini veren dokuz milletvekilinden biri olan İrin Said yaptığı açıklamada, kendisinin ve bazı milletvekillerinin önceki yasama döneminde de benzer soru önergeleri sunduğunu, ancak henüz somut sonuçlara veya doğrulanmış bilgilere ulaşamadıklarını belirtti.

dfg
Kahire'nin merkezindeki işçi sınıfının yoğun olarak yaşadığı semtlerden biri. (Şarku’l Avsat)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, geçen aralık ayında yaptığı açıklamada, yoksulluk oranının 2020’de açıklanan seviyenin bir miktar üzerine çıktığını kabul etmiş, ancak artışın boyutunu paylaşmamıştı. Bazı basın kuruluşlarının haberlerinde ise yoksulluk oranının yaklaşık yüzde 34’e yükseldiği öne sürüldü.

Yazar ve siyasi analist Cemal Esad, hükümetin yoksulluk oranlarını açıklamamasını eleştirdi. Esad, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Enflasyon ve diğer ekonomik göstergelere ilişkin açıklanan rakamlar bile vatandaşların sokakta hissettiği gerçeklerden daha düşük. Peki, bir de hiç açıklanmayan rakamları düşünün” ifadelerini kullandı.

Mısır’da yıllık enflasyon oranı geçen ağustos ayında yüzde 14,5 olarak kaydedildi. Bu oran temmuz ayında yüzde 14,9 düzeyindeydi.

Siyasi açıdan zor bir mesele

Siyaset sosyolojisi profesörü Said Sadık, hükümetin milletvekillerinin talebine kısa süre içinde cevap vererek yoksulluk oranlarını açıklamasını beklemediğini söyledi. Sadık, dokuz milletvekilinden biri olan Muhammed Fuad’ın, talebin altı ay önce hükümete iletilmesine rağmen henüz sonuç alınamadığını belirten açıklamasına dikkat çekti.

Sadık, hükümetin yoksulluk oranlarını açıklamaya hazır olmadığını kaydetti. Bu ay düzenlenmesi planlanan ulusal forumda büyük olasılıkla farklı göstergelerin öne çıkarılacağını belirten Sadık, bunlar arasında gayrisafi yurt içi hasıla büyümesi, işsizliğin 2025’te yüzde 6,3’e gerilemesi, bütçede faiz dışı fazla verilmesi, sosyal koruma paketleri, kara yolları, elektrik santralleri ve limanlara yönelik yatırımlar ile bölgesel krizlerin etkilerinin aşılması ve mali yükümlülüklerin yerine getirilmesi gibi başlıkların yer alacağını ifade etti.

Sadık’a göre yeni yoksulluk oranlarının açıklanması “siyasi açıdan zor bir mesele”. Sadık, “Rakam yükselirse hükümetin başarı söylemine ilişkin şüpheler artar. Güncel bir araştırma olmadan düşüş açıklanırsa da bu rakamlara inanılmayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Milletvekili Ravya Muhtar da hükümetten, ekonomik politikaların vatandaşların gelirleri ve yaşam standartları üzerindeki gerçek etkisini ortaya koyacak güncel ve kapsamlı verileri paylaşmasını istedi.

Dokuz milletvekilinden biri olan Muhtar yaptığı açıklamada, “Hükümetin performansını ve başarılarını, yoksulluk oranlarındaki ve vatandaşların gelirlerindeki değişimi gösteren güncel veriler olmadan eksiksiz biçimde değerlendirmek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Sadık ise hükümetin yoksulluk sorununu, etkilerini hafifletmeye yönelik politikalarla ele aldığını belirtti. Bu politikalar arasında gıda yardımları, yoksulluk sınırının altındaki kesimlere yönelik Tekafül ve Kerame sosyal yardım programları, maaş artışları ve olağanüstü destek paketleri bulunuyor. Sadık’a göre bu önlemler, enflasyonun vatandaşlar üzerindeki etkisini sınırlandırmayı amaçlıyor.


Irak: İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kampı SİHA’larla vuruldu

Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)
Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)
TT

Irak: İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kampı SİHA’larla vuruldu

Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)
Irak Kürdistanı’ndaki Erbil Havalimanı yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından yükselen duman. (AFP)

Irak Kürdistan Bölgesi Terörle Mücadele Birimi, dün akşam İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kaldığı bir kampın, Erbil vilayetine bağlı Xebat ilçesinde iki insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındığını açıkladı. Kamp, Bağdat’ın yaklaşık 450 kilometre kuzeyinde bulunuyor.

Bölgedeki Terörle Mücadele Birimi tarafından yapılan açıklamada, kurumun elde ettiği bilgilere göre Erbil vilayetinin Xebat ilçesine bağlı Rizgari nahiyesindeki İran Kürdistanı’ndan yerinden edilenlerin kampına dün akşam patlayıcı yüklü iki SİHA ile saldırı düzenlendiği belirtildi.

Açıklamada, saldırıda can kaybı yaşanmadığı kaydedildi.


Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
TT

Suriye bayrağı Haseke’de ilk kez göndere çekildi

Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)
Haseke kentinde, Haseke Valisi, İç Güvenlik Komutanı ve Vali Yardımcısının yanı sıra çok sayıda resmî yetkili ve önde gelen ismin katılımıyla Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağının göndere çekilmesi töreni düzenlendi (Haseke Valiliği)

Suriye’nin Haseke kentinde, 29 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son bir haftada yaşanan hızlı gelişmeler kapsamında, Özgürlük Meydanı’nda dün ulusal bayrak en yüksek direğe çekildi. Törene çok sayıda vatandaş ve resmî yetkili katılırken, hükümet yetkilileri de yargı sistemini yeniden işler hâle getirmek amacıyla Adalet Sarayı’nda incelemelerde bulundu.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku’l Avsat’a yaptığı kısa açıklamada, kent merkezindeki ana meydanda ulusal bayrağın geniş halk ve resmî katılımla göndere çekildiğini belirtti. Hilali, törene Haseke Valisi Nureddin Ahmed’in yanı sıra bölgeden Halk Meclisi üyelerinin, askerî yetkililerin ve güvenlik yetkililerinin katıldığını söyledi.

Tören sırasında kentin farklı mahallelerinden gelen vatandaşlar ana meydanda toplandı. Kalabalık, devletin vilayet üzerindeki kontrolünü tamamen sağlaması yönünde sloganlar attı.

Etkinlik, katılımcıların ve vatandaşların güvenliğini, kamu ve özel mülklerin korunmasını sağlamak amacıyla kent genelinde, özellikle merkezde yoğun iç güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığı bir ortamda gerçekleştirildi.

Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)
Suriye’de eski rejimin devrilmesinden bu yana ilk kez Haseke kent merkezinde Suriye bayrağının göndere çekilmesi sırasında Suriyeli yetkililer (Haseke Valiliği)

Haseke İç Güvenlik Güçleri tören öncesinde yayımladığı açıklamada, toplu etkinlikler sırasında silah taşınmasını ve havai fişek kullanılmasını yasakladı. Açıklamada, güvenliği bozabilecek veya vatandaşların hayatını tehlikeye atabilecek davranışlardan kaçınılması gerektiği vurgulandı. Güvenlik güçleri, ihlallere müsamaha gösterilmeyeceğini ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanacağını bildirdi.

Adalet Sarayı’nda inceleme

Haseke kent merkezinde bayrak töreni düzenlenirken Vali Yardımcısı Hilali, vilayetin başsavcısı Yargıç Gazi eş-Şeyh İbrahim ile birlikte Adalet Sarayı binasında incelemelerde bulundu. Hilali, ziyaretin amacının “yargı sistemini işler hâle getirmek için uygun koşulları hazırlamak” olduğunu belirtti.

Bu gelişmelerden önce, feshedilen Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı unsurların Adalet Sarayı çevresindeki mevzilerinden çekilmesinin ardından çarşamba günü bölgede iç güvenlik güçlerinin varlığı artırılmıştı. SDG’ye bağlı Terörle Mücadele Güçleri (HAT) ise salı günü mevzilerini İç Güvenlik Güçleri’ne teslim etti. Böylece hükümetin kent genelindeki güvenlik varlığı da güçlendirildi.

Şarku’l Avsat’a konuşan aktivistlere göre, bu gelişmelerin ardından Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tümgeneral Abdulkadir Tahhan ile Dış İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbağ, geniş bir güvenlik heyetiyle Haseke’ye geldi.

Devletin kontrolünün genişletilmesi talebi

Son gelişmeler, Haseke vilayetindeki çeşitli kent ve kasabalarda geçen cuma namazının ardından düzenlenen kitlesel barışçıl gösterilerin sonrasında yaşandı. Göstericiler, devlet otoritesinin tesis edilmesini ve devlet kurumlarının vilayetin bütün bölgelerindeki varlığının güçlendirilmesini talep etmişti.

Söz konusu gösteriler, SDG’nin ağustos ayının sonunda feshedildiğinin duyurulmasının ardından düzenlendi. Bu karar, 29 Ocak 2026’da Suriye hükümetiyle imzalanan anlaşma kapsamında alındı. Anlaşma, eski Özerk Yönetim’in sivil, güvenlik ve askerî kurumlarının devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu.

Buna karşın Arap topluluğunun temsilcileri, entegrasyon süreci devam etmesine rağmen, Suriye devletinin vilayetin geniş kesimlerinde fiilî kontrol sağlayamadığını belirtiyor.

Kuzey Suriye’de yaşayan ve sosyal medyada faaliyet gösteren Arap topluluğu mensubu aktivist Suheyb el-Ya‘rubi, Haseke’deki sevinç gösterilerini yansıtan videolar paylaştı. Görüntülerden birinde yaşlı bir adamın bayrak göndere çekilirken “Allahuekber” diye bağırdığı görüldü.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi törenine katılan resmî yetkililer ile vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla Haseke kentinde alınan güvenlik önlemleri (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Ya‘rubi, görüntülere eşlik eden paylaşımında, “Haseke halkının bugün yaşadığı sevinci görenler, son yıllarda ne kadar büyük baskı ve sıkıntılar yaşadıklarını anlayabilir” ifadelerini kullandı. Aktivist ayrıca, “İki yıl boyunca rejimin düşmesinin sevincinden mahrum bırakılmaktan daha ağır ne olabilir?” diye yazdı.

Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye dönmesiydi

Haseke’deki Arap aşiretlerine mensup ve geçen cuma günü düzenlenen gösterilere katılım çağrısı yapan aktivist İbrahim el-Halebi, kentteki hızlı gelişmelerin Suriye hükümetinin halk hareketinin taleplerine verdiği bir cevap olduğunu söyledi.

El-Halebi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, feshedilen SDG’nin entegrasyon anlaşmasının maddelerini uygulamakta uzun süre oyalandığını belirtti. Bu maddelerin başında devlet egemenliğinin tesis edilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin sağlanmasının geldiğini ifade eden El-Halebi, bunun halk arasındaki gerilimi artırdığını belirtti.

El-Halebi ayrıca, SDG bünyesindeki bazı güvenlik ve siyasi çevrelerin Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı olduğunu ve entegrasyon sürecine karşı çıktığını öne sürdü. Bu çevrelerin, Haseke’deki farklı toplumsal kesimleri kışkırtan tutumlar sergilediğini ifade etti.

Mevcut koşullarda güvenliğin sağlanması ve devlet kurumlarının bölgeye girişi için askerî bir operasyonun uygun olmayacağını düşündüklerini belirten el-Halebi, bu nedenle vilayet genelinde, özellikle Haseke kent merkezinde kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulunduklarını söyledi.

El-Halebi, amaçlarının devlete ve tüm taraflara Haseke’nin Suriye’nin bir parçası olduğunu hatırlatmak olduğunu belirterek, taleplerinin herhangi bir etnik, dinî veya toplumsal gruba karşı yöneltilmediğini vurguladı. “Taleplerimiz devlet kurumlarının bölgeye girmesi, güvenliğin sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve yerinden edilenlerin geri dönmesiydi” dedi.

Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)
Suriye bayrağının göndere çekilmesi töreni sırasında Haseke kentinde devletin güvenlik güçleri, (Haseke Medya Müdürlüğü)

El-Halebi, gösterilerin önemli sonuçlar doğurduğunu savunarak, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nın, yardımcısının ve geniş bir güvenlik heyetinin Haseke’ye geldiğini, ardından Adalet Sarayı’nın teslim edildiğini ve ulusal bayrağın Özgürlük Meydanı’ndaki en yüksek direğe çekildiğini söyledi. Binlerce kişinin meydanda toplanarak “Bir, bir; Suriye halkı birdir” sloganını attığını belirtti.

Halk hareketinin Suriye devletinin Haseke vilayetinde tam egemenlik kurmasına kadar devam edeceğini ifade eden el-Halebi, yaşananları bir etnik veya dinî grubun diğerine karşı zaferi olarak görmediklerini söyledi. Bunun Suriye halkının iradesinin zaferi olduğunu savunan el-Halebi, devlet dairelerinin ve kamu hizmetlerinin yeniden faaliyete geçmesini, güvenliğin sağlanmasını, tutukluların serbest bırakılmasını ve yerinden edilenlerin geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

Haseke vilayetinde, aralarında el-Halebi ve el-Ya‘rubi’nin de bulunduğu kuzey Suriye’deki aktivistlerin çağrısıyla yarın bugün yeni gösteriler düzenlenmesi için hazırlıklar sürüyor. “Tek bayrak, vatanın bayrağıdır” sloganıyla yapılması planlanan gösterilerde, Suriye’deki bütün toplumsal kesimleri temsil ettiği belirtilen ulusal bayrağın göndere çekilmesi hedefleniyor.