ABD, Avustralya ve İngiltere arasındaki güvenlik ortaklığı ‘sırtından bıçaklanan’ Fransa ile diplomatik krizin habercisi

Avustralya’nın ABD lehine büyük bir denizaltı anlaşmasını feshetmesi Fransa’da hayal kırıklığına yol açtı.

Biden çarşamba günü Johnson ve Morrison ile konuşurken (AFP)
Biden çarşamba günü Johnson ve Morrison ile konuşurken (AFP)
TT

ABD, Avustralya ve İngiltere arasındaki güvenlik ortaklığı ‘sırtından bıçaklanan’ Fransa ile diplomatik krizin habercisi

Biden çarşamba günü Johnson ve Morrison ile konuşurken (AFP)
Biden çarşamba günü Johnson ve Morrison ile konuşurken (AFP)

‘Sırttan bıçaklamak’, ‘ihanet’, ‘hayal kırıklığı’, ‘üzücü bir karar’, ‘maddeleri ihlal etmek’... Dün Fransız üst düzey yetkililerin kullandığı bu ifadeler, Avustralya Başbakanı'nın 2016 yılında Paris ve Canberra arasında imzalanan ‘asrın anlaşmasını’ feshetme kararına yapılan yorumlardı. Anlaşmaya göre denizcilik alanında uzmanlaşmış devlet destekli Fransız şirketi Naval Group, Avustralya’ya 56 milyar euro değerinde geleneksel -dizel/elektrik- itiş gücüyle çalışan 12 denizaltı verecekti. O zamanlar bu anlaşma ‘asrın anlaşması’ olarak nitelendiriliyordu.
Avustralya tarafı, nükleer enerji ile çalışan sekiz tane ABD yapımı denizaltı satın almak için Paris ile yaptığı anlaşmadan vazgeçmeye karar verdi. Bu da Paris de şok etkisi yarattı. Fransa’nın başkentinde edinilen bilgiler, Fransa tarafının bu üzücü haberi basından öğrendiğini ve özellikle bazılarının dostane ve güvene dayalı ilişkilerle birbirine bağlı olduğu ülkeler arasındaki iş normlarının gerektirdiği şekilde Canberra'nın Paris’i daha önceden bilgilendirmediğini iddia ediyor.

Fransa’dan sert eleştiriler
Fransa’nın bu karara tepkisi sert oldu. Paris'in okları sadece Avustralya'yı değil, aynı zamanda Londra'yı ve özellikle de Washington'u hedef aldı. Çünkü Paris Avustralya’nın bu kararı ABD’nin teşviki olmadan alamayacağını düşünüyor. Avustralya'nın bu kararı ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Avustralya Başbakanı’nın katıldığı video konferans yöntemiyle yapılan bir görüşmenin akabinde açıklandı. Paris'in hayal kırıklığını artıran şey, anlaşmanın 2023 yılında ampirik bir modelin inşası ile birlikte 12 denizaltının ‘temel mimarisi’ üzerinde anlaşılarak bu ayın bitiminde önemli bir aşamaya geçeceğinin düşünülmesiydi. Ülkesinin öfkesini dile getirmekte gecikmeyen Fransa Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Drian, France Info radyosuna verdiği bir sabah röportajında ​​“Avustralya ile bir güven ilişkisi kurmuştuk ve Avustralya tarafı bu güvene ihanet etti. Bu Paris’i sırtından vurmaktır. Öfkeliyim çünkü bu gibi bir şey müttefikler arasında olmamalı” ifadelerini kullandı. Le Drian doğrudan ABD Başkanı Joe Biden’ı hedef alarak “Bu tek taraflı, yakışık almayan, beklenmeyen karar, Sayın Trump'ın yaptığı şeyleri bize andırıyor” ifadelerini kullanarak ABD’nin ortaklarının ve Avrupalı müttefiklerinin tutumlarını ve çıkarlarını dikkate almayan eski ABD Başkanı’nın izlediği politikaya atıfta bulundu.
Paris’in endişesini artıran şey Biden’ın kararı ile Afganistan’dan kaosa ve felakete yol açacak şekilde geri çekilme trajedisinin ardından gelen diplomatik, siyasi ve ekonomik ‘skandal’. Zira Avrupalılar Biden’dan tahliye sürecini Ağustos ayından sonraya ertelemesini istedilerse de Biden bu çağrılara kulak asmayarak talebi kesin bir şekilde reddetmişti.

Tarihi bir güvenlik ortaklığı
Avustralya'nın kararı birdenbire gelmedi. Aksine ABD-İngiliz-Avustralya üçlüsünün tarihi bir ‘güvenlik ortaklığı’ kurma konusunda anlaşmasının bir sonucu olarak geldi. Bu ortaklığın gizli amacı üç ülkenin Hint ve Pasifik Okyanusları arasında kalan stratejik öneme sahip bir bölgede Çin'in ‘uzantısını engellemek’ istemesi. Biden’ın bölgesel ittifaklar kurmaya çalıştığı bilinen bir gerçek. Bu ittifaklardan biri ‘üçlü ortaklık’ ikincisi ise ABD, Hindistan, Avustralya ve Japonya’yı kapsayan ve ‘The Quad’ olarak bilinen dörtlü ittifak projesi. Biden'ın bu ayın 24'ünde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu çalışmalarının akabinde dört ülkenin liderlerini bir araya getirecek bir zirveye ev sahipliği yapması bekleniyor.
Dün Fransa Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı tarafından ortaklaşa yapılan sert bir açıklama geldi. Açıklamada “Anlaşmayı feshetme kararı, Fransa ve Avustralya arasındaki siyasi açıdan güven ile karakterize olan bir ilişkiye ve savunma düzeyinde üst düzey bir endüstriyel ve teknolojik bir zeminin geliştirilmesine dayanan işbirliğinin ruhuna ve şartlarına aykırıdır. Bölgede eşi görülmemiş sıkıntılarla boğuştuğumuz bir zamanda, Fransa gibi Avrupalı bir ortağın ve bir müttefikin Avustralya ile yaptığı temel ortaklıktan kopmasına sebep olan ABD seçimi, uyum eksikliğinin bir göstergesidir, ki bu da Fransa’nın hafızasına yazdığı ve üzüldüğü bir durumdur” ifadelerine yer verildi. Ayrıca Fransa'nın her tarafın egemenliğini korumayı amaçlayan ‘iddialı çalışmasını’ sürdürme kararlılığı vurgulandı ve Paris’in ‘taahhütlerini her zaman olduğu gibi gelecekte de yerine getirmeye devam edecek güvenilir bir ortak’ olduğunun altı çizildi.
İki bakan “Avustralya’nın aldığı üzücü kararın sonuçlarından biri, ilgili bölge de dahil olmak üzere dünyadaki çıkarlarımızı ve değerlerimizi savunmak için tek seçeneğimiz olan Avrupa stratejik bağımsızlığına ulaşma gerekliliğini artırmak olacaktır” ifadelerini kullandılar.
Denizaltı imal eden Fransız şirketi Naval Group, Avustralya'nın ABD ve İngiltere ile işbirliği yaparak nükleer enerji ile çalışan denizaltılar satın almayı tercih etme kararına ilişkin ‘bilgi aldığını’ duyurdu. Naval Group bu kararın ‘kendileri için büyük bir hayal kırıklığı olduğunu’ söyledi. Şirket yaptığı açıklamada, Avustralya’ya olağanüstü becerilere sahip, bölgesel olarak üst düzey geleneksel denizaltılar sağlamanın yanı sıra teknoloji ve bilgi aktarımı ve yerel iş fırsatları oluşturulması sayesinde endüstriyel egemenlik sağlama konusunda daha önceden anlaşmış olduklarına işaret etti. Anlaşmanın feshedilmesinin mali sonuçlarına ilişkin ise şirket bunun önümüzdeki günlerde bir inceleme konusu olacağını söyledi. Bu ‘mali sonuçların’ 250 milyon euro olacağı tahmin ediliyor.

Diplomatik kriz belirtileri
Avustralya Başbakanı Scott Morrison ülkesinin fikrini değiştirmediğini, değişenin şeyin ihtiyaçları olduğunu söyleyerek kararını savunmaya çalıştı ve söz konusu kararın ‘Fransa için zor ve hayal kırıklığı’ yarattığını da sözlerine ekledi. Askeri kaynaklar, nükleer enerji ile çalışan denizaltıların tercih edilmesinin Avustralya Donanması'na yalnızca İngiltere’nin sahip olabildiği ABD teknolojilerini sağlayacağını ve nükleer enerji ile çalışan denizaltıların Çin Denizi'ne ve Tayvan adasının sahillerine varıncaya dek uzun mesafeler için gözetleme yapabileceğini belirtiyorlar.
ABD Başkanı Joe Biden ise Paris'in hayal kırıklığına değinmeden Fransa'nın önemli bir ortak ve müttefik olduğu gibi bölgede önemli bir varlığı olduğunu söyledi. Fransız kaynaklar bu meselenin Washington ve Paris arasında diplomatik bir krize yol açacağını vurguluyor. Hatta Le Monde gazetesi durumu iki taraf arasında 2003 yılında Fransa’nın Irak işgaline karşı çıkmasının ardından çıkan krize benzetti. Üçlü güvenlik ortaklığının Avrupa Birliği'ni (AB), özellikle de bölgede Avrupa düzeyinde en büyük insani ve askeri varlığa sahip olan Fransa'yı saf dışı bırakacağına şüphe yok. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, Almanya Başbakanı Angela Merkel'i akşam Elysee Sarayı'nda ağırladığı sırada bu konuya değinmesi bekleniyordu. Hiç şüphe yok ki, ABD’nin indirdiği darbe Paris'i stratejik bağımsızlık olarak adlandırdığı şeye teşvik etmeye daha çok itecek. Zira Paris, Afganistan meselesinde veya denizaltı konusunda görüldüğü gibi Biden'ın politikasında önceliğin ABD olduğunu ve verdiği vaatlerin her zaman sahadaki gelişmelerle uyuşmadığını düşünüyor.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.