Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye kimsenin kapı kulu değildir

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye kimsenin kapı kulu değildir

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in açıklamalarına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye kimsenin bu noktada kapı kulu değildir." dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 76. Genel Kurulu'na katılmak üzere ABD'ye hareketi öncesi Atatürk Havalimanı'nda basın toplantısı düzenledi.
Başkanlığını Büyükelçi Volkan Bozkır'ın üstlendiği geçen yılki genel kurulun Kovid-19 salgını nedeniyle fiziken yapılamadığını hatırlatan Erdoğan, 14 Eylül itibarıyla görevini tamamlayan Bozkır'ı zorlu dönemde sergilediği yöneticilik meziyetleri için tebrik etti.
Erdoğan, bu yılki genel kurulun "Kovid-19 Salgınının Atlatılması, Sürdürülebilirliğin Yeniden İnşası, Gezegenin İhtiyaçlarına Cevap Verilmesi, İnsanların Haklarına Saygı ve Birleşmiş Milletlerin Yeniden Canlandırılması İçin Dayanıklılığın Umut Yoluyla Tesisi" temasıyla gerçekleştirdiğini dile getirerek, şu bilgileri paylaştı:
"Büyük önem atfettiğimiz ve öncü rol oynadığımız sağlık, iklim ve sürdürülebilir kalkınmaya dair meseleler, genel görüşmelerin gündeminde ağırlıklı yer tutuyor. Genel kurula 110 civarında ülkenin devlet ve hükümet başkanı düzeyinde fiziki katılım sağlanması bekleniyor. Görüşmelerin ilk gününde 21 Eylül Salı günü Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitap edeceğim. Konuşmamda Türkiye'nin çok taraflılığa ve daha adil bir dünya düzeninin tesisi hedefine olan güçlü desteğini vurgulayacağım. Birleşmiş Milletlerin gündeminde yer alan temel meselelere ilişkin görüşlerimizi paylaşacağım. Tüm insanlığı tehdit eden meydan okumalara yönelik yaklaşımımızı genel kurul kürsüsünden dile getireceğim. Geçtiğimiz yıllardan farklı olarak bu sene genel kurul kapsamında düzenlenecek etkinliklerin bir bölümü çevrimiçi olarak icra edilecek. Bu çerçevede çevrimiçi icra edilecek BM Gıda Sistemleri Zirvesi'yle BM Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu Toplantısı'na birer video mesajla iştirak edeceğim. Ziyaretim vesilesiyle BM Genel Sekreterinin yanı sıra çok sayıda devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmelerim olacak."

"Türkevi binamızın açılışını gerçekleştireceğiz"
New York'ta bulunduğu süre zarfında Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASK) tarafından düzenlenecek "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" başlıklı konferansta ABD'deki vatandaşlarla, soydaşlarla ve Amerikan Müslüman toplumunun temsilcileriyle bir araya geleceğini ifade eden Erdoğan, "New York'ta diplomatik temsilciliklerimize ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilciliğine ev sahipliği yapacak olan Türkevi binamızın açılışını yerli ve yabancı çok sayıda dostumuzla, misafirimizle birlikte pazartesi günü anlamlı bir törenle gerçekleştireceğiz. BM binasının hemen karşısında yer alan arsamız üzerinde tarihi ve geleneksel mimari unsurların en modern tekniklerle birleşmesi neticesinde inşa edilen binamız, milletimize kazandırdığımız yeni bir şaheser olarak hizmete girmiş olacak" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı gün Amerikan düşünce kuruluşlarından Dış Politika Derneği ve SETA DC tarafından ortaklaşa düzenlenecek etkinlikte Amerikan akademik çevreleriyle buluşacağını, ayrıca ABD'deki bazı basın yayın organı temsilcileriyle görüşme ve mülakatlar gerçekleştireceğini söyledi.
Türk ve Amerikan iş dünyasının temsilcileriyle de görüşmeleri olacağını bildiren Erdoğan, Türk-Amerikan İş Konseyi tarafından düzenlenecek 11. Türkiye Yatırım Konferansı'na da iştirak edeceğini belirtti.
Ziyaretinde son derece yoğun bir temas ve toplantı trafiği içerisinde bulunacağını dile getiren Erdoğan, "Daha Adil Bir Dünya Mümkün eserimizi de gerek İngilizce gerek Arapça gerek Türkçe gerek Fransızca, bu tür yabancı dillerde hazırladık. Onları da muhataplarına aynı şekilde inşallah takdim edeceğiz. 4 dilde hazırlıklar yapıldı ve BM'de, açılış törenimizde de bunları muhataplara takdim edeceğiz" dedi.
Bir gazetecinin "Fahiş fiyat artışlarıyla ilgili atılacak farklı adımlar var mı? Emlak sektöründe de benzer bir manzara var. Bazı öğrenciler kiralık ev bulma noktasında sıkıntı yaşıyor. Bu konuda da ne gibi adımlar atılması bekleniyor?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, böyle bir konuyu zail addettiğini belirterek, şöyle devam etti:
"Zira bizim işimiz zaten böyle bir adaletsizlik, böyle bir zulüm, böyle bir suistimal varsa bunun sorumlusu olan bakan arkadaşlarım, bunları yakın takibe almak suretiyle bu zulmün önüne geçeceğiz. Yalnız şunu çok açık ve net söyleyeyim özellikle yurt konusunda bir defa Türkiye'de biz bugüne kadar hiçbir iktidarın yapmadığı yatırımları yaptık. Bizim bir milyona yakın yatak kapasitesi olan yurtlarımız var. Bizden önceki dönemlerde böyle yurt söz konusu değildi. Bunları biz yaptık, gayet de lüks yurtlar yaptık. Bu yurtlar çift yatak, bilemediniz 3 yataklı odalar olmak üzere gayet modern şekilde bu yurtlarımızı yaptık. Bu konuda da yurtlarımızla iftihar ediyorum. Kredi ve Yurtlar Kurumumuzun attığı bu adımlarla da iftihar ediyorum.
Tabii Bay Kemal'e kalırsa, Bay Kemal'e ne yaparsanız yapın, yediremezsiniz. Çünkü onun dünyası farklı, dikili bir taşı yok, dikili bir ağacı yok. Ama yalan mı? Aman yarabbi, bunda bol. Onunla beraber hareket eden bazı medya grupları da var. Onlar devamlı karalama kampanyasını da sürdürüyorlar. Ne yaparlarsa yapsın, kervan yürüyor ve yürüyeceğiz. Hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun bir şekilde öyle bir yalan atıyor ki bir sene içinde Türkiye'de bu sorunu bitirecekmiş. Zaten böyle abartılacak bir sorun yok ki. Ne abartıyorsun? Şu anda bizim üniversite öğrencilerimize yönelik atılan bu adımlar hiç bir dönemde atılmış değil. Gayet başarılı şekilde yürüyor."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dün baktım yine sözcüsü bir şeyler söylüyor. Söylediği ne? Aman yarabbi yine yalan, yine yalan. Diyor ki 'çiftçi battı.'. Ben daha bir gün önce şekerpancarı ile ilgili fiyat açıkladım. Açıkladığım fiyat ne? Yüzde 25 şeker pancarına biz zam yaptık. Çaydaki zam enflasyonun çok çok üzerinde fındık da hakeza öyle. Bütün bunlar birer gerçekken adam çıkıyor, yalanın daniskasını atıyor. Ben de diyorum ki bu yalancılara değil, benim vatandaşım ne diyor? Benim vatandaşım ise gayet memnun" diye konuştu.

"Bu ciddi fiyat farklılıklarını da süratle kaldıracağız"
Şehirleri dolaştığını, nerede ne var hepsini yerinde gezerek gördüğünü ifade eden Erdoğan, "Bunların yalanlarına inanmak mümkün değil" dedi.
Göreve geldiklerinde üniversite öğrencilerinin aldığı bursun 45 lira olduğunu, bu miktarın 650 liraya çıktığını dile getiren Erdoğan, "Bunun yanında artık asistan seviyesinde olanlar neredeyse asgari ücret seviyesinde bir ücret alıyor. Ama bunlar bunu görmek istemiyorlar. Görmeyecekler de... Harçlar biliyorsunuz uzun yılların sorunuydu. Bu harçları kim kaldırdı? Biz kaldırdık. Önce bunu onlara sormak lazım. Sizin döneminizin sorunu olan bu harçları, üniversite öğrencilerinin eylem yaptığı o dönemleri biz unutmadık. Bunlar, CHP döneminden gelen sorunlardı ama biz bunları kaldırdık" değerlendirmesinde bulundu.
Özellikle Ticaret Bakanı'nın sorununun biraz yoğun olacağını ifade eden Erdoğan, "O da nedir? Zincir marketler başta olmak üzere tüm marketlerdeki bu denetimleri ciddi bir şekilde sürdürmek suretiyle, bu zincir marketlerdeki fiyat farklılıklarını, üzerine üzerine gitmek suretiyle buralardaki bu ciddi fiyat farklılıklarını da süratle kaldıracağız. Bunu inşallah Amerika dönüşü de bizzat işin üzenine kendim de ilgilenmek suretiyle gideceğiz" dedi.

"Yaptığımız çalışmayı belli bir noktaya getirip, hiç uzatmadan meclise göndereceğiz"
Bir gazetecinin, "Sayın Devlet Bahçeli 'Yüzde 7 konusunda Cumhur İttifakı olarak tescilledik.' dedi. Bundan sonraki yasal süreç nasıl ilerleyecek? Ayrıca seçim yasasında başka değişiklikler planlanıyor mu daraltılmış bölge gibi?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu yanıtı verdi:
"Bu konuyla ilgili görevlendirdiğimiz arkadaşlar çalışmalarını artık belli bir noktaya getirdiler. İnşallah Amerika dönüşü tekrar kendilerini dinleyeceğiz. Dinledikten sonra da yolumuza her oradaki başlıklarla yürüyeceğiz. Temennimiz odur ki inşallah 2023 seçimlerine girerken çok daha faklı bir şekilde girelim. Türkiye'nin de arzuladığı, beklediği bir sistemi inşallah yakalamış olalım. Bu konuda da biliyorsunuz meclis şu anda kapalı. Meclis açıldığı anda da inşallah bu yaptığımız çalışmayı belli bir noktaya getirip, hiç uzatmadan meclise göndereceğiz ve müzakerelere de bu şekilde başlamış olacağız."

"Koridorun açılması, açılmaması meselesi siyasi bir mesele"
Afganistan'da Türkiye'nin insani yardım konusunda çalışmalarının olup olmadığı sorulan Erdoğan, insani yardım konusunda Türkiye'nin hiçbir zaman tereddütünün olmadığını hatırlatarak, dost ülkelere her zaman insani yardımı gerçekleştirdiklerini, bu dönemde gerek devlet olarak gerek STK'larla Afganistan'a insani yardım gönderileceğini söyledi.
Azerbaycan ve Nahcivan arasında bir koridor açılması planıyla ilgili Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ın bu koridorun oluşmasına izin vermemesi açıklamasıyla ilgili görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi:
"Bu koridorun açılması, açılmaması meselesi siyasi bir mesele. Bir taraftan bunu söylerken bir diğer taraftan da benimle görüşme arzu etmesi herhalde düşündürücüdür. Eğer Tayyip Erdoğan'la bir görüşme arzu ediyorsa işte burada artık belli adımların da atılması lazım. Biz görüşmelere kapalı değiliz, görüşmeleri yaparız. Nitekim, Gürcistan Başbakanıyla da görüşme arzusunu bana iletti, o da bana geldi. Ama dediğim gibi biz bu görüşmeleri yaparken burada onların olumlu yaklaşım göstermek suretiyle bu adımları atması lazım. Bu konularda Gürcistan Başbakanı'nın bu diyalog talebini bana ulaştırması ve burada yeni bir sürecin başlaması için böyle bir adımın atılması, eğer bu konuda gerçekten samimiyse ben de samimiyetimizi gösterir ve diplomasiyi orada başlatırız. Diplomasi başladığı zaman tabii burada bir şeylerin alınıp verilmesi lazım. Temenni ederim ki burada olumsuzluklar değil, olumlu yaklaşımlar hakim olur. Böylece inşallah Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki bu sıkıntı, bu koridorların açılması vesilesiyle aşılmış olur."

"Türkiye, gereken adımların karşı taraftan da atılmasını bekliyor"
Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in yaptığı açıklamalar hatırlatılarak, Liderler Zirvesi'nde göçmenler konusunda bir mesajı olup olmadığı sorulan Erdoğan, "Göçmenler konusunda tabii ki mesajımız olacak çünkü bunun en büyük yükünü, kahrını çeken biziz" dedi.
Türkiye'de 4 buçuk milyon göçmen olduğunu hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bunlarla ilgili de bu yükü kaldırmaya çalışan Türkiye, gereken adımların karşı taraftan da atılmasını bekliyor. Birinci derecede Batı bunun karşı tarafta en önemli adım atması gereken bir blok. Bunu kendilerinden görmemiz lazım. Tabii Miçotakis'in görüşme talebini de yine aynı şekilde biz Amerika'da gerçekleştireceğiz. Kendisiyle de orada görüşmemiz var. Maalesef arzu edilmeyen orada bazı beyanlar oldu. Tabii bunun üzerinde de Dışişleri Bakanlığımız gerekli açıklamaları yaptı. Bunda ne derece samimiler, ne derece direnecekler bunu da göreceğiz. Türkiye kimsenin bu noktada kapı kulu değildir. Atılması gereken adımları da biz dürüst bir şekilde karşımızdakilerden görmemiz lazım. Eğer görmezsek gereken kararı alır ve ona göre de adımlarımızı atarız."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD'ye gitti
Açıklamaların ardından apronda bulunan askeri tören kıtasını selamlayan Erdoğan'ı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve AK Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı uğurladı.
"TC-TRK" uçağıyla ABD'ye hareket eden Erdoğan'a eşi Emine Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım eşlik etti.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.