Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkevi binamız, uluslararası toplumdaki yerimizin de bir yansıması olacaktır

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023'e giden süreçte Türkevi binamız, uluslararası toplumdaki yerimizin de bir yansıması olacaktır." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkevi binamız, uluslararası toplumdaki yerimizin de bir yansıması olacaktır

AA
AA

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ile New York Başkonsolosluğunun yer alacağı yeni Türkevi binasının açılışında konuştu.
Konuşmasına, kendisini dinleyenleri selamlayarak başlayan Erdoğan, temelini 4 yıl önce attıkları ve bugün açılışını yaptıkları yeni Türkevi binasının hayırlı olmasını diledi.
Bu tarihi güne eşlik edenlere şükranlarını sunan Erdoğan, şunları söyledi:
"Bugün haklı bir gurur yaşıyoruz. Gururluyuz, çünkü devletimize, milletimize kalıcı bir eser daha kazandırıyoruz. Gururluyuz, çünkü bu eserle New York'un silüetine tarihi ve geleneksel mimarimizin güzelliklerini ve zarafetini yansıtıyoruz. Gururluyuz, çünkü mimarlarımızın, mühendislerimizin, işçi kardeşlerimizin alın teriyle muhteşem bir eserin inşasını tamamladık. Bu göz kamaştırıcı binanın inşasında kullanılan malzeme ve tefrişat unsurları büyük ölçüde Türkiye'den getirildi. Mimarinin ve mühendisliğin en son imkanlarının kullanıldığı binamızın tasarımı, iklim değişikliğini konuştuğumuz şu dönemde çevreye duyarlılık esasına göre yapıldı. Böylece Türkiye bu eserle beraber büyüklüğünü, birikimini ve artan gücünü yansıtan bir başyapıt ortaya çıkardı."
Bu binanın bugünkü konumuna gelmesinde birçok ismin payının olduğunu hatırlatan Erdoğan, binanın rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere eski Dışişleri Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil tarafındaan Türkiye'ye kazandırılan arsa üzerinde yükseldiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1977-2013 arasındaki ilk hizmet döneminin ardından binayı yenilemeye karar verdiklerini belirterek, Türk kültüründe müstesna bir yere sahip laleden ilham alınarak, Selçuklu motifleri gibi geleneksel öğelerle bezenerek tasarlanan yeni mimarisiyle Türkevi'ne yeniden kavuşulduğunu ifade etti.

"Binamız, adalete ve barışa inancımızın sembolüdür"
Binanın, Birleşmiş Milletler nezdindeki daimi temsilciliğe ve New York Başkonsolosluğu'na ev sahipliği yapacağını aktaran Erdoğan, KKTC New York Temsilciliği'nin de Türkevi'nde faaliyet göstereceğini dile getirdi.
Birleşmiş Milletler binasının tam karşısında bu denli önemli bir eserin hayata geçirilmesinin, ayrı bir anlam taşıdığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Türkiye, Birleşmiş Milletler'in kurucu üyelerinden biri olarak uluslararası barışın ve güvenliğin tesisi için gösterilen çabalara aktif katkı sağlıyor. Uluslararası misyonlarda üstlendiğimiz sorumlulukları başarıyla yerine getirdik, getiriyoruz. Küresel sorunların çok taraflılık temelinde çözülmesi için yoğun gayret sarf ediyoruz. 'Dünya 5'ten büyüktür' diyerek çok kutuplu, çok merkezli, çok kültürlü, daha kapsayıcı ve daha adil bir küresel düzeni savunuyoruz. Girişimci ve insani dış politikalarımızla uluslararası alanda etkin roller üstlenerek milyonlarca mazlum göçmene kapılarımızı açarak, daha adil bir sistem taahhüdünün hayata geçirilmesi için çaba harcıyoruz. Türkevi binamız, Birleşmiş Milletler'e, çok taraflılığa, adalete ve barışa olan inancımızın da bir sembolüdür. Büyüyen, gelişen ve güçlenen Türkiye'nin diplomatik ağırlığının ve vizyonunun yeni bir nişanesini işte burada yükselttik. Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023'e giden süreçte Türkevi binamız, uluslararası toplumdaki yerimizin de bir yansıması olacaktır."

"Binamız herkese açık"
Temeline bırakmış olduğu mektupta da vurguladığı üzere "binanın, Türkiye'nin başarı hikayesinin sembollerinden biri olarak uzunca bir süre hizmet vereceğini" dile getiren Erdoğan, yeni Türkevi'nin sunduğu imkanlarla Birleşmiş Milletler'in ve üye ülkelerin faaliyetlerinde hizmet vermeye hazır olduğunu söyledi.
Türkevi'nin ABD'de yaşayan vatandaşlara, soydaşlara, akraba ve dost topluluklara da yeni bir çatı olacağına işaret eden Erdoğan, genişleyen imkanlar sayesinde başkonsolosluk hizmetlerinin burada çok daha verimli bir şekilde yürütüleceğini aktardı.
Siyasi, ekonomik ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapacak yeni binanın gerçek bir cazibe merkezi olarak faaliyet göstereceğine inandığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ülkemizde de sık sık tekrarladığım bir atasözümüzü burada paylaşmak istiyorum. Atalarımız 'şerefü'l mekan bi'l mekin' yani 'bir mekana şeref katan oradaki insanlardır' diyor. Türkevi'nin de içinde çalışacak, yaşayacak, ziyarete gelecek insanların samimiyetle sahiplenmesiyle, kullanmasıyla, hakkını vermesiyle arzu ettiğimiz konumuna geleceğini düşünüyorum. İşte bunun için Türkevi binamızın kapılarının herkese açık olduğunun altını tekrar çiziyorum. Dışişleri Bakanlığımızın da binamızın işletmesini bu kucaklayıcı anlayışla yürüteceğinden şüphe duymuyorum. New York'un örnek binalarından biri olacak yeni Türkevi'nin devletimize, milletimize, Türk-Amerikan toplumuna, Dışişleri Bakanlığımıza, Birleşmiş Milletler'e ve New York'a hayırlı olmasını diliyorum. Her aşamasını yakından takip ettiğim bu binanın inşasında emeği geçen tüm kurumlarımızı, yüklenici firmaları, mimarından mühendisine, işçisine herkesi tebrik ediyorum."
Açılışa gösterdikleri ilgi dolayısıyla misafirlere teşekkür eden Erdoğan, "Hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz. Kalın sağlıcakla." dedi.

Açılıştan notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katılımıyla açılışı yapılan binanın girişinde bayrak çekme töreni düzenlendi.
Türkevi kırmızı ve beyaz balonlarla süslendi. Açılışta "ABD'deki Genç Türk Yıldızları" Zeynep Alpan, Ayça Şevval Akdoğan ve Korkmaz Can Sağlam tarafından müzik dinletisi sunuldu.
Bina, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın yaptığı duayla açıldı. Erdoğan, binanın açılış kurdelesini eşi Emine Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani-Sadriu, Letonya Cumhurbaşkanı Andris Berzins ve Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda'nın da aralarında bulunduğu yabancı ülke temsilcileriyle kesti. Erdoğan, Türkevi'nin Türk milleti ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
Açılışa, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım ve Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Hasan Murat Mercan ile yabancı ülke temsilcileri ve davetliler katıldı.

"Çevre dostu gökdelen"
Yaklaşık 20 bin metrekare alana sahip yeni Türkevi binası, 171 metre yükseklikle hemen karşısındaki BM binası, yanındaki UN Plaza ve ABD'nin BM Daimi Temsilciliğin yanında yer alıyor.
BM Daimi Temsilciliği ve New York Başkonsolosluğunun yanı sıra 200 kişilik oditoryum, toplantı ve sergi salonları, 20 araçlık otopark ve üstünde lojmanların yer alacağı Türkevi, birçok hizmeti aynı anda verebilecek dinamik ve güvenlikli bir bina olacak.
Türkevi binasının projesi Amerikan mimarlık firması Perkins Eastman tarafından tasarlandı. Baş mimarı Jonathan Stark, Türkiye'ye gidip inceleme yaptıktan sonra projeye son halini verdi.
Başta Selçuklu olmak üzere geleneksel Türk mimari motifleri taşıyan, lale şeklinde gökyüzüne yükselen Türkevi Binası, Downtown Manhattan, East River ve Long Island City'den görülebiliyor.
Yağmur sularının biriktirilerek kullanılmasına olanak sağlayan depo sistemi ve yeşil bina kapsamında "Leed Silver" sertifikasına sahip bina, çevre dostu gökdelen özelliği taşıyor.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.