ABD’nin Irak’tan çekilme tarihinin yaklaşmasıyla birlikte IKBY Ankara ve Tahran arasında çekişme sahasına dönüştü

IKBY’e komşu iki ülke kendi içindeki krizlerden kaçmak için ‘muhalif Kürtler’ meselesini bahane ediyor.

İran, Kürt muhaliflerin İranlı hedeflere karşı saldırılarda kullandığını iddia ettiği IKBY’deki dağlık alanlarda bulunan “İran karşıtı mevzilere” yönelik operasyonlarına son birkaç haftadır hız vermiş durumda (AFP)
İran, Kürt muhaliflerin İranlı hedeflere karşı saldırılarda kullandığını iddia ettiği IKBY’deki dağlık alanlarda bulunan “İran karşıtı mevzilere” yönelik operasyonlarına son birkaç haftadır hız vermiş durumda (AFP)
TT

ABD’nin Irak’tan çekilme tarihinin yaklaşmasıyla birlikte IKBY Ankara ve Tahran arasında çekişme sahasına dönüştü

İran, Kürt muhaliflerin İranlı hedeflere karşı saldırılarda kullandığını iddia ettiği IKBY’deki dağlık alanlarda bulunan “İran karşıtı mevzilere” yönelik operasyonlarına son birkaç haftadır hız vermiş durumda (AFP)
İran, Kürt muhaliflerin İranlı hedeflere karşı saldırılarda kullandığını iddia ettiği IKBY’deki dağlık alanlarda bulunan “İran karşıtı mevzilere” yönelik operasyonlarına son birkaç haftadır hız vermiş durumda (AFP)

Basim Francis
Türkiye ve İran, örgütlere yani “ortak düşmana” darbe indirmek ve nüfuz alanını genişletme çekişmesi kapsamında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden Irak topraklarında askeri gerginliği tırmandırıyor. Kürt tarafı ise bu gerginliğin sebep ve gerekçeleri hakkında farklı görüşler ileri sürüyor.
İran, Kürt muhaliflerin İranlı hedeflere karşı saldırılarda kullandığını iddia ettiği IKBY’deki dağlık alanlarda bulunan “İran karşıtı mevzilere” yönelik operasyonlarına son birkaç haftadır hız vermiş durumda. Ankara da son aylarda PKK hedeflerine karşı benzer operasyonlar düzenliyor.
Bu operasyonlardan önce İranlı komutanlar, “IKBY şehirlerinin içindeki “İran karşıtı terör gruplarının mevzilerine” uzanabilecek saldırılar düzenleme konusunda ciddi uyarılarda bulunmuştu. İran, söz konusu “terör gruplarının faaliyetlerinin, IKBY yetkililerinin göz yumması ve ABD askeri varlığından dolayı Irak hükümetinin zayıf kalmasının bir sonucu” olduğunu ve “ülkedeki ABD askeri varlığının Siyonist yapı ile birlikte bu grupları kışkırttığını” belirtiyor.
Öte taraftan PKK, Türk istihbaratını 17 Eylül’de Süleymaniye kentinde bir unsurunu öldürdüğünü açıkladı. İran’da muhalefet cephesinde yer alan Kürdistan Demokrat Partisi’nin yöneticilerinden Musa Babaxani 7 Ağustos’ta Erbil’de ölü bulundu. PKK, Babaxani’nin ölümünden İran’ı sorumlu tuttu.

Gerginliğin gerekçeleri
Kürdistan Demokrat Partisi’nin Erbil Temsilcisi Hemo Salih, “Bu gerginliğin birkaç gerekçesi var. Bunlardan biri, bölgede meydana gelen değişimlerle eşzamanlı olarak ABD’nin bu yılın sonunda Irak’tan çekilmesiyle bölgede oluşması beklenen siyasi ve güvenlik boşluğunu doldurma çabasıdır. Buna ek olarak İran rejiminin Batı ülkeleriyle bazı meselelerde yaşadığı krizler bulunuyor. İran iç kamuoyunda çeşitli krizlerle karşı karşıya ve bunlardan kaçmaya çalışıyor. Bu nedenle İran’ı kendisiyle çelişirken görüyoruz. Nitekim düne kadar devrimci Kürt partilerin varlığını reddederken bugün muazzam bir askeri güç kullanıyor ve ulusal güvenliğine tehdit olarak nitelediği bu partileri bastırmak amacıyla diplomasi kanallarını artırıyor. Fakat İranlı muhalif Kürt partilerinin sadece siyasi amaçları bulunuyor. Bu partilerin çoğu, kendilerine yapılan saldırı esnasında kendilerini savunma durumları hariç yıllardır silahlı faaliyetlerini askıya almış durumda” diye konuştu.
Tahran’ı, İran merkezli Kürt hareketlerine bağlı yaklaşık 400 aktivisti öldürmekle suçlayan Salih, “İran bugün içi boş gerekçelerle nüfuz alanını genişletmek, Irak’taki Kürt tecrübesini ve uluslararası ilişkilerde gözle görülür bir istikrar yakalayan ve bugünlerde erken parlamento seçimlerini düzenlemek için hazırlanan Bağdat’ı zayıflatarak ortalığı karıştırmak için çabalıyor. Türkiye’nin çabaları için de benzer bir okuma yapılabilir. İki ülke IKBY’deki örgütleri dizginleme konusunda anlaşmalarına rağmen Irak’taki çıkarlarını güvence altına almak için birbiriyle çekişiyorlar.
Eylül 2020’de Türkiye ve İran devlet başkanlarının katılımıyla video konferans yöntemiyle düzenlenen 6’ncı Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısında iki taraf terör örgütlerine karşı ortak güvenlik ve askeri operasyonlar düzenleme noktasında anlaşmaya vardı. Fakat Şubat 2021’in sonunda iki ülkenin Bağdat büyükelçilerinin yaptığı açıklamalar nedeniyle iki taraf arasında diplomatik kriz patlak verdi. Söz konusu tarihte İran’ın Bağdat Büyükelçisi İrec Mescidi, ülkesinin “Irak’taki Türk müdahalesini” reddettiğini belirtti. Türkiye’nin eski Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız ise Mescidi’ye verdiği yanıtta, Türkiye’ye “Irak’ın sınırlarına saygı gösterilmesine ilişkin ders verecek en son kişinin İran’ın Büyükelçisi olduğunu” ifade etmişti.

Diyaloğa yanaşmamak
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, IKBY Parlamentosu Peşmerge Komitesi Üyesi Said Mustafa Tatarhan, sürekli tekrarlanan gerginlikten PKK’yı sorumlu tuttu. Tatarhan, “Bu parti (PKK) faaliyetlerini PJAK savaşçılarına destekleyecek şekilde genişletiyor. Bu sebeple davranışlarına ve politikalarına bakılırsa, bizi bugün IKBY’nin içinde bulunduğu tehlikeli aşamaya getiren bu partinin (PKK) Kürtlerin düşmanları tarafından oluşturulduğunu düşünüyoruz” dedi.
Tatarhan, komşu iki ülkenin gerginliği tırmandırmasındaki zamanlamanın arkasında hangi gerçeklerin olabileceği sorusuna, “Bahaneler olduğu sürece --ki o da PKK’yı vurmaktır- zamanlamayla ilgili belli gerekçe ve sebeplerin olduğunu düşünmüyorum. İki ülke IKBY ve halkına tehlike oluşturmasına rağmen istedikleri herhangi bir zaman diliminde saldırı düzenliyorlar. Fakat bu durum Irak’ın egemenliğinin ihlaliyle ilgilidir. Irak hükümeti fiili bir tavır almalıdır” dedi.
Mesud Barzani’nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Milletvekili Tatarhan, “İran ve Türkiye merkezli Kürt güçleriyle oturup onları IKBY’deki silahlı faaliyetlerini durdurmaya teşvik etmek gerekir. Muhtemelen (İran merkezli) Komele ve Kürdistan Demokrat Partisi buna bağlı kalır. Fakat PKK’nın hiç kimsenin hesabına çalışmadığı ve çözümü zor bir soruna dönüştüğü biliniyor. Meselenin IKBY şehirleri içinde suikast eylemleri düzenleme noktasına varması son derece tehlikelidir. Bunun arkasında illa Türk istihbaratı olduğunu söylemiyoruz ama bunda bir grubun menfaati olduğunu da göz ardı etmiyoruz” dedi.
Mesud Barzani’nin liderliğindeki KDP ile Türkiye’deki İmralı Cezaevi’nde ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan'ın kurucusu olduğu PKK, ölen veya kaybolan unsurları için birbirlerini suçluyor. Barzani’nin partisi, PKK militanlarını, Duhok kenti sınırında bir bölgede yola döşedikleri el yapımı patlayıcıyla 2 Peşmerge unsurunun ölümüne sebep olmakla suçlarken, PKK da KDP’yi Erbil’in doğusunda 7 unsurunu pusuya düşürerek öldürmekle suçluyor.
Tatarhan, “Ankara ve Tahran’ın bölgedeki nüfuz alanını genişletmek için rekabet ettiğini ve hatta bu konuda uyumlu bir rol oynadıkları ihtimalini göz ardı etmiyorum. Fakat genel olarak biz Kürtlerin, bize hükmetmeleri için başkalarına zemin hazırlamamız ve mazeret sunmamız doğru mu? Bugün ilgili taraflar arasında diplomasiyi takip etmekten başka bir çözüm yok. Savaş hiçbir zaman çözüm olmadı. PKK statükonun hassasiyetini göz önünde bulundurmalıdır” diye konuştu.

Yayılmacı emeller
Kürt siyasetçi yazar Şirzad Ezidi, PKK’yı sorumlu tutma noktasında Tatarhan’dan farklı düşünüyor. Ezidi, “Bu yaşananlar iki ülkenin (İran ve Türkiye) Irak’ta ve özellikle de IKBY’deki yayılmacı emelleri kapsamında değerlendirilmelidir. Görünüşe göre İran, on yıllarda bu bölgelerde içi boş gerekçelerle daha fazla ilerleyen ve ihlallerde bulunan Türkiye örneğini takip ediyor. Bu bölgelerde kendilerine yönelik Kürt muhalif güçlerin karargahları olduğu yönünde içi boş gerekçeler sunan bu iki ülke, bölgenin zorlu arazi yapısı nedeniyle dişe dokunur bir sonuç alamıyor” ifadesini kullandı.
PKK militanları 1984’ten bu yana Türkiye-Irak sınırında konuşlandıkları Kandil Dağı’ndan başlayarak Türkiye’nin güneydoğusunda İran sınırına kadar uzanan bölgede yer alıyor.
IKBY’deki askeri üs ve kışlalarda bulunan Türk askerlerinin sayısının 27 ila 35 bin arasında değiştiği tahmin ediliyor. IKBY’de Başika nahiyesindeki Başika Kampı başta olmak üzere Türkiye’nin 11 askeri üssü bulunuyor.
Askeri uzmanlara göre bölgenin yapısı nedeniyle Türkiye’nin ne kadar derinlikte varlık gösterdiği bilinmiyor. Uzmanlar, bu derinliği 40 kilometrenin üstünde olabileceğini belirtiyor. İran ise bombardıman düzenlemekle yetiniyor ve sınırlı bir alanda varlık gösteriyor.

Rol paylaşımı
İranlı Kürt partilerin durumuna da değinen Ezidi, “IKBY hükümeti ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde İranlı Kürt partilerin merkezleri Köysancak (Erbil’in güneyinde) ve Süleymaniye yakınındaki Zergwez bölgesinde bulunuyor. Bunların askeri karargahları da var ancak hiçbir sınır ötesi operasyon düzenlemiyor ve IKBY’den İran topraklarının içlerine saldırı gerçekleştirmiyor. Mesele Irak’ta yayılma, hakimiyetini güçlendirme ve nüfuz alanını genişletme meselesidir. Belki de Tahran ve Ankara Irak konusunda rol paylaşımı da olabilir. İki ülke de birbiriyle rekabetlerinde bir kriz yönetimi politikası izliyor ve bunun mutlaka bir çatışma şeklinde olması gerekmiyor. Her iki taraf da mezhepsel konuları istismar ederek kendi nüfuz alanlarını kontrol ediyor. Fakat en nihayetinde buradaki temel motivasyonun özünde ırkçı yayılmacı bir politika içeren milliyetçilik bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Salih ile bir konuda aynı düşünen Ezidi, “Irak seçimleri için geri sayımın başlamasıyla birlikte bu iki devlet, rolleri paylaştırmak ve çeşitli bahaneler altında Irak’a müdahale etme ve hiçbir ceza almada ve hesap vermeden saldırı düzenlemeye güçlerinin yettiği mesajını vermeye çalışıyorlar. Tahran asıl oyuncu olduğunu ve Irak’ın güneyinden kuzeyine kadar elinin uzandığı izlenimi vermek istiyor. Bu iki ülke, içerdeki krizlerden kaçmaya çalışıyor. İran’da ekonomik kriz, protestolar ve çöken sosyal hayata ek olarak gelen koronavirüs pandemisi ülkeyi sarstı. Aynı şekilde Türkiye öcü kartını oynama konusunda aynı gerekçelerin arkasına sığınıyor. Böylece bu iki ülke tek taşla iki kuş vuruyorlar: Bir taşla Irak’taki Kürt tecrübesini hedef alırken, diğer taşla kendilerine muhalif Kürt hareketlerini vuruyorlar” dedi.
IKBY Başkanı Neçirvan Barzani 5 Ağustos’ta Tahran’a düzenlediği ziyarette İran’ın yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile görüştü. Reisi, “bölgenin güvenlik ve istikrarını bölge ülkelerinin sağlaması gerektiğini vurgulayarak, “kibirli ülkeleri” fitne yayarak krizler çıkarmakla suçladı.
Barzani’nin ziyaretinden sonra Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi de Tahran’a gitti. İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Şemhani, Kazımi’ye “IKBY’deki terör örgütlerini silahsızlandırmasını ve oradan kovmasını” talep etti.
Erbil ve Bağdat’ın “zayıf bir konumda” olduğunu savunan Ezidi sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürdistan tecrübesinin ulaştığı somut başarılara rağmen IKBY hükümeti jeopolotik bakımdan köşeye sıkışmış durumda. Burada en büyük sorumluluk, egemenlik açısından Bağdat’a düşmektedir. Bağdat ise sözlü kınama ve utangaç diplomasinin ötesine geçmeyerek zayıf bir pozisyona düşüyor. Fakat Bağdat aynı zamanda kimsenin istemeyeceği bir durumda. Çünkü komşu ülkeler arasında en zayıf halka. Kürt sorunun çözümünde ilerici bir model geliştirmesi dolayısıyla Kürtlerin hedef alınması tüm Irak’ın hedef alınmasıdır. Belki de bu iki ülke, bir taraftan Irak Kürtlerini, diğer taraftan İran ve Türkiye Kürtlerini kıstırmak için çalışıyor.”

 


İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.