AUKUS anlaşması ve deniz satrancında stratejik hamleler

Güney Çin Denizi stratejik rekabetin konusu ve Pekin’in yeteneklerinin kalıcı bir testidir (Wikiwand)
Güney Çin Denizi stratejik rekabetin konusu ve Pekin’in yeteneklerinin kalıcı bir testidir (Wikiwand)
TT

AUKUS anlaşması ve deniz satrancında stratejik hamleler

Güney Çin Denizi stratejik rekabetin konusu ve Pekin’in yeteneklerinin kalıcı bir testidir (Wikiwand)
Güney Çin Denizi stratejik rekabetin konusu ve Pekin’in yeteneklerinin kalıcı bir testidir (Wikiwand)

ABD, Avustralya ve İngiltere arasında AUKUS ittifakının kurulmasından sonra yaşanan ‘Avustralya sorununun’ mali yönü, milyarlarca dolar kaybeden Fransız ekonomisi için kuşkusuz önemlidir.
Ancak bu olay ve sonrasında yaşanan gelişmelerdeki en önemli şey, Avustralya’nın Fransa ile imzaladığı 12 denizaltı satın alma anlaşmasını iptal ederek, İngiltere ve ABD ile koordineli olarak nükleer enerjili denizaltıları tercih etmesi oldu.
Aslında, bu kalıcı sorunun Paris ve Washington arasındaki ilişkiler ve daha geniş ölçekte Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilerle bağlantısı var.
Bu, denizaltı krizinden önce ABD’nin Afganistan’dan hızla çekilmesi ve Taliban’ın ülkede kontrolü sağlaması sırasında ortaya çıktı.
Pek çok Avrupalının gözünde meselenin özü, özellikle Çin ile olan çatışmaları söz konusu olduğunda Washington’ın Avrupa ülkelerini güvenilir müttefikler olarak görmemesi.
Burada istisna, Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması kesinleştiğinde ABD’deki ‘kuzenlerini’ sevindiren İngiltere’dir.

AUKUS Anlaşması
AUKUS ittifakının bir gecede ortaya çıkmadığını söylemeye gerek yok.
Bu daha ziyade ABD, Avustralya ve İngiltere gibi üç Anglo-Sakson ülke arasındaki uzun gizli müzakerelerin meyvesi.
Anlaşmanın açık hedefi, Avustralya adasını bölen Hint-Pasifik bölgesinde bir varlık oluşturma ve Çin’e karşı durma yönünde bir ittifaktır.
Gerçek jeopolitik oyunun ana aktörleri ise ABD ve Çin’dir.
ABD, Çin’in artan askeri gücüne endişeyle bakarken, kaçınılmaz olarak o bölgede İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon deneyimini, Hiroşima ve Nagazaki’deki atom felaketleriyle sona eren bir deneyimi hatırlatıyor.
20. yüzyılın ikinci yarısının resmini çizen ABD, kendisini ekonomisini inşa etmeye adayan ve bu alandaki rolünü kabul eden Japonya’nın, sınırları dışında herhangi bir siyasi veya askeri hırstan uzak, barışa yönelimini sağladı.
Sovyetler Birliği’ne gelince, geçen yüzyılın son on yılının başında parçalanmadan önce, ABD’nin karşısında on yıllarca ayakta kaldı.
Kısacası, Hint-Pasifik sahnesi üzerindeki belirleyici kontrol, ABD’nin küresel polis rolünü üstlenmesinin yanı sıra deniz ticaretinin teşvik edilmesine ve küresel ticaretin yeniden canlanmasına izin veren uluslararası deniz yollarının güvenliğini sağlaması için yeşil bir ışıktı.
Tüm bu dönem boyunca Washington’u teselli eden şey, donanmasının bir başkasının onunla savaşmasını imkansız kılacak şekilde üstün olmasıydı.
Ancak, 21. yüzyılda, özellikle de yüzyılın ikinci on yılının başlamasıyla birlikte manzara değişti.
Ekonomik dönüşüm, Çin’i şu anda dünya ekonomisi ölçeğinde ikinci sırada yer alan bir süper güç haline getirdi.
Bu, dünyanın çeşitli yerlerinde altyapı projeleri için ‘Kuşak ve Yol’ girişimi gibi iddialı genişlemeci adımlara eşlik eden askeri güçteki artışın eşlik ettiği bir yükseliş oldu.
Çin’in askeri gücü hala ABD’nin askeri gücünden uzak olsa da, Washington kendi çıkarına olmayan herhangi bir gelişme için endişe duymaktan ve pratik proaktif adımlar atmaktan vazgeçmiyor.
Bunun son örneği İngiltere ve Avustralya ile yaptığı AUKUS anlaşması oldu.

Okyanuslar meselesi
AUKUS duyurusu ile birlikte, AB Hint-Pasifik bölgesi için vizyonunu ilan etti.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bunun bir çatışma değil, bir işbirliği yaklaşımı olduğunu bildirdi.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Temmuz ayı sonlarında Güneydoğu Asya’yı gezdi.
Onun gezisini, Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın, ABD’nin iki vazgeçilmez müttefiki olan Seul ve Tokyo ziyareti izledi.
Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise, Hindistan’ı ziyaret ederek, ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya’yı içeren Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’nu (QSD) bir tartışma forumundan etkili bir ittifaka dönüştürmeye ikna etti.
Tüm bu adımların, Çin’i caydırmayı ve Çin’in orada çıkabilecek herhangi bir savaşı kazanmasını engellemek için gerekli plan ve düzenlemeleri yapmaktan ziyade, bir savaşa girmeyi düşünmesini engellemek olduğu bir sır değil.
Çünkü ABD’nin bölgede kurduğu siyasi-güvenlik-ekonomik sistemi istikrarsızlaştıracak tek şey bu.
Öte yandan, Çin’in ekonomik yükselişini, askeri gücünün modernleşmesiyle ilişkilendirmesi doğal.
Son 20 yılda Pekin, deniz kuvvetlerini geliştirmek için uzun vadeli bir yola girdi.
Çin’in donanmasını güçlendirilmesi somut olsa ve büyüklüğü yaklaşık ABD Donanması’na yakın olsa da, taraflar arasındaki eşitlik hala çok uzakta. Çünkü teknik gelişme ve saha deneyimi dengesi açıkça ABD’nin lehine.
Elbette Çin bu gerçeğin farkında. Bu nedenle, Pasifik Okyanusu veya Hint Okyanusu’nun ortasında ABD ile bir deniz savaşı riskine girmeyecek, aksine ‘evine’ yakın kalacaktır.
Çin, dikkatini ticaret yollarının engellenmemesini sağlamak amacıyla Pasifik Okyanusu’ndan Malakka Boğazı’na uzanan Güney Çin Denizi’ne kıyıdaş devletlerini sindirmeye odaklıyor.
Buradan AUKUS ittifakına dönmek ve Fransızların denizaltı tokatına itiraz çığlıklarına pek aldırmayacak olan ABD için stratejik önemini anlamak mümkün.
Oyun bundan daha büyük ve Avustralya her durumda denizaltı anlaşmasını iptal ettiği için Fransa’ya maddi tazminat ödeyecek.
Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, eski kıtadaki diğer ülkelerle birlikte, NATO’ya bağımlılıktan uzak, bağımsız ve stratejik çıkarları garanti eden bir Avrupa ordusundan bahsetmeye geri dönerse, Avustralya’nın tazminatının telafi edemeyeceği bedeller ödenebilir.
Modern tarihin sayfalarını çevirmek, General Charles de Gaulle’ün maruz kaldıklarından ders çıkarmak mümkün!

 


ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı, 18 İranlı yetkiliye vize kısıtlaması getiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 16 Şubat 2026'da Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı dün, Washington'un Tahran'a karşı attığı son adımlar kapsamında, 18 İranlı yetkili ve  telekomünikasyon sektörü liderine vize kısıtlaması getireceğini duyurdu.

İran nükleer programı konusunda Cenevre'de Tahran ve Washington arasında yapılan ikinci tur görüşmelerin ardından İranlılar "ilerleme" kaydedildiğini ve olası bir anlaşmaya hazırlık olarak yazılı çalışma belgeleri sunmaya hazır olduklarını belirtirken, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından belirlenen "kırmızı çizgileri" aşmayı henüz kabul etmediğini teyit ederek, denklemde bir değişiklik olmazsa diplomasinin "doğal sonuna" ulaşabileceğini ima etti.

Uzmanlar, uydu görüntülerinin, İran'ın yakın zamanda hassas askeri bölgedeki yeni bir tesisin üzerine beton kalkan inşa ettiğini ve bunu toprakla örttüğünü gösterdiğini, bunun da ABD ile artan gerilimler arasında İsrail'in geçen yıl bombaladığı bildirilen bölgede çalışmaların ilerlediğini gösterdiğini ifade etti.


Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC