Karışık ırkların bileşimini anlama kılavuzu: Afganistan Arapları

Afganistan Arapları, ülkede İslam dinini yayan ilk hanedanlardan biri olduklarına inanıyorlar

Yazarın, onun yardımıyla Afganistan'daki kadınlar hakkında veri toplamayı başardığı arkadaşı Donna Welker
Yazarın, onun yardımıyla Afganistan'daki kadınlar hakkında veri toplamayı başardığı arkadaşı Donna Welker
TT

Karışık ırkların bileşimini anlama kılavuzu: Afganistan Arapları

Yazarın, onun yardımıyla Afganistan'daki kadınlar hakkında veri toplamayı başardığı arkadaşı Donna Welker
Yazarın, onun yardımıyla Afganistan'daki kadınlar hakkında veri toplamayı başardığı arkadaşı Donna Welker

Yakın bir tarihte Arapça olarak üçüncü baskısı yayınlanacak olan “Afganistan'daki Orta Asya Arapları: Bedevi Çobanlık Sistemindeki Dönüşüm” adlı kitabın ayırt edici bir özelliği var. Kitap, Afganistan’daki karma etnik kökenlerin bileşiminin anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlayan araştırma alanının ötesine geçiyor ve doğru bilimsel zeminlerde ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarla da ilgileniyor.
Kitap, İslam dinini o topraklarda yayan ilk Arap hanedanlarından biri olduklarına inanan Arap ırkından bir grup insan arasına karışılarak yapılan ciddi bir çalışmadır. Bazıları ise onların, Timur'un Şam'ı aldıktan sonra bu topraklara getirdiği Araplar olduklarına inanıyorlar. Profesör Thomas J. Barfield tarafından hazırlanan, Suudi Arabistan merkezli Araştırma ve Bilgi Ağı Merkezi (Center for Research and Knowledge Networking / CRIK) tarafından yayınlanan ve Orta Asya işlerinde uzman bir isim olan Muhammed bin Udeyh el-Muheymid tarafından Arapçaya çevrilen kitap, 1970’li yıllarda Afganistan'ın kuzeydoğusunda yaşayan Arap azınlığın durumunu aktarıyor. Afganistan’daki Araplar halen hayvanlarını otlatmak için Kunduz ilinin Katakan bölgesindeki ve Pamir Dağları'nın yukarısındaki Bedahşan Dağları'ndaki meralara çıkılıyor. Gelenek ve görenekleriyle farklı bir yaşam tarzı olan Afganistan Arapları, artık Arapça konuşmuyor olsalar da Arap kimliklerini halen koruyorlar.
Kitap, esasen başlarda Prof. Barfield'ın 1978 yılında Harvard Üniversitesi'ndeki doktora çalışmasıydı. Kitabın birinci baskısı 2002, ikinci baskısı ise 2010 yılında Kral Faysal Araştırma ve İslami Çalışmalar Merkezi tarafından Muhammed el-Muheymid'in çevirisiyle Arapça olarak yayınlandı. Üçüncü baskı ise yakın bir tarihte CRIK tarafından çıkarıldı. Son baskıda, titiz bir düzenleme çalışması yapıldı. Düzeltmeler ve eklemelerin yanı sıra yazarın kendi arşivinden etkileyici görüntüler yer aldı.
Kitap, giriş ve sonuç ile birlikte altı bölümden oluşuyor. Prof. Barfield, araştırma hedefi, pastoral ekonomi ve bunun Bedevi sosyal yapısıyla ilişkisi hakkında bilgi birikimine ulaşmaktı. Ancak sahaya inildiğinde, araştırmanın bölgesel bir sistemin parçası olarak Bedevileri de kapsaması ve onların kent pazarları, köy tarımı ve hükümet kurumlarıyla olan temaslarını da içermesi gerektiği kısa sürede anlaşıldı. Ağırlıklı olarak, Afganistan'da ve özellikle Katakan bölgesinde yolların yapılması, tarım için arazi ıslahı ve fazla koyunların satışı için özel satış yerlerinin açılması gibi bir takım gelişmelerden sonra Araplar da dahil olmak Bedevilerin büyük bir çoğunluğu için hayvan otlatmanın artık ticari bir amaca dönüşmesine odaklanılıyor. Koyun fiyatlarının bir anda artması, çok sayıda Arap ailesinin çobanlıktan vazgeçmelerine neden oldu. Çobanlığın yanı sıra kentlere de yatırım yapan aileler tarımda da çalıştılar.

Antropolojik bir çalışma
Çalışma - yazarın söylediği üzere - Afganistan’ın kuzeydoğusunda yaşayan ve haklarında çok az şey bilinen bir grup olan Orta Asya Arapları hakkında etnografik bir perspektif sunarken son elli yılda yaşam tarzlarındaki değişiklikleri de aktarıyor. Antropolojik çalışma, koyunların geçimin sağlanması amacıyla ekonominin bir parçası olduğu bir sürü sistemi ile koyunların karlı mallar olarak kabul edildiği bir sistem arasında ‘nakit mahsul’ olarak ayrım yapıyor. Bu ayrım, Katagan’daki Bedevi çobanlık sisteminde meydana gelen dönüşümün büyük ölçekte ticari bir forma dönüşmesinin anlaşılmasına olanak sağlarken aynı zamanda, göçebe bedeviler bağlamında iki karşıt ekonomik eylem modeli gibi görünen yapıları açıklamaya da yardımcı oldu.
Kitabın çevirmeni Muhammed bin Udeyh el-Muheymid, çalışmanın, dünyadaki etnik grupları ele alan antropolojik ve etnografik çalışmalara dair ciddi bir eksikliği olan Arap kütüphanesindeki bir eksikliği doldurduğunu belirtti. Çevirmen notunda, “Bu çalışmalar, karma etnik kökenlerin bileşimini anlamak ve onlarla ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda doğru bilimsel zeminlerde ilgilenmek açısından önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Batı ise bu tür çalışmalardan büyük ölçüde yararlanmıştır. Dünya halklarıyla ilgili bilgileri ciddiye almış, yararlanmış ve siyasi, ekonomik ve kültürel çıkarlarını desteklemiştir.
Yazar, çalışmasında her ne kadar odak noktası bu olsa da Afganistan’daki bu etnik grupla, onların tarihi ve yaptıkları göçlere ışık tutmakla sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda Arapların genel olarak Orta Asya'daki tarihini de anlatıp bunlarla ilgili araştırmaları ve istatistikleri inceliyor.
Yazar kitabında şöyle diyor:
“Afganistan'a 1975 yılının Ocak ayın bu antropolojik sorunu düşünerek geldim. Öncesinde buraya 1973 ve 1974 yazlarında birer kez daha gelmiştim. Bana herhangi bir etnografik veri sağlamamışlardı.  Fakat daha sonra bana çok faydalı olan temaslar kurmamı sağladılar.”

Bedevi tanımı
Kitaba göre gündeme getirilmesi gereken ilk konu, bedevilerin çobanlık mesleğinin uzmanları olarak tanımlanması. Bedeviler üzerine yapılan araştırmalar, akademik sınıflandırmaların kurbanı olmuştur. Kültürel coğrafya açısından yapılan bu çalışmalar, bedevi yaşam biçiminin doğasına dair daha derin bir anlayış sağlamaktan ziyade, bedeviliği yanlış anlamamıza yol açmıştır.
Bacon (1954) bedevilerle ilgili sıklıkla alıntılanan bir sınıflandırma yapmıştır. Bu sınıflandırmaya göre bedeviler üçe ayrılır; kah (her zaman çölde yaşayan saf/kaba) bedeviler, yarı-göçebe bedeviler, hadari (şehirde yaşayan) bedeviler. Her sınıflandırma, bedevilerin göç etmek ve tarım yapmak için harcadığı zamana dayanıyor. Halis bedeviler tüm yıl boyunca bir çadırda yaşar ve sadece hayvanları beslerler. Yarı yerleşik bedeviler ise bir evde yaşar, biraz çiftçilik yaparlar. Hayvanları gütmek için de yılın bir kısmını çadırda geçirirler.
Yazar, bedevilerin hareketliliği, tarımla uğraşmamaları ve yaşadıkları çevreler ele alınmadığında bu sınıflandırma ile ilgili sorunlar olduğuna inanıyor. Görünüşte; çölde yaşayan bedevilerin, yarı yerleşik bedevilerden çok farklı olması gerekiyor. Zira bazı bedevilerin, diğerlerinden daha hareketli olmasının nedenlerine daha yakından bakmak, farklı bir sonuca yol açar.
Yazar, bu sınıflandırmaların talihsiz sonucunun, kah (kaba) bedevi efsanesinin sürmesi olduğuna inanıyor. Elbette, bedevilerin en iyisi, tüm yıl boyunca çadırlarda yaşayan ve tarımla hiç uğraşmayanlardır. Bu çalışmanın yapıldığı Orta Asya’nın güney sınırları, kah bedevilerin geleneksel yurdudur. Kah bedeviler için ilk olarak böyle bir tanım yapılsa da yüzyıllar boyunca büyük ölçüde bilinmez olarak kaldıklar. M.Ö. 2. yüzyılda Çin sınırında yaşayan Hsiung-nu (Han) Hanedanı, Çin imparatorluğunun toplam yıllık gelirinin beşte birini onları etkilemek için kullandığı ortaya çıkana kadar gibi mükemmel bir kah bedevi gibi görünüyordu. O tarihlerde Çin sınırındaki göçebe kabilelerin Çin İmparatorluğu ile ticari ilişkileri vardı. Bu ilişkiler, gerçekten kah bedevi olan evsiz bir azınlık üretti. Latimore'u 1940 yılında “kah bedevi, kesinlikle fakir bedevidir” demeye iten de buydu.

Katagan’daki Araplar
Kitap, Afganistan’ın kuzeydoğusunda Kunduz ilinin Katakan bölgesinde ve Pamir Dağları'nın yukarısındaki Bedahşan Dağları'nda yaşayan Arap azınlığın durumunu ele alıyor. Buralardaki meralarda hayvanlarını otlatmaya devam eden, gelenek ve görenekleriyle farklı bir yaşam tarzı olan Afganistan Arapları, artık Arapça konuşmuyor olsalar da Arap kimliklerini halen koruyorlar.
Arap azınlığın yaşadığı bölge, salgın hastalıklar ve yerin edilmeler açısından tehlikelerle doluydu.
Yazar kitapta şunları söylüyor:
“Katagan bölgesi, çöle girmeden önce Kunduz (Surkab) ve Hanabad nehirlerini Amuderya (Ceyhun Nehri'nin bir kısmıyla birleştirir. Bu nehirler dağlık kaynaklarından akıp ovalara ulaştığında, suları, Afganistan'ın her yerinde çirkinlikleriyle ünlü sazlık bataklıklarının geniş vadilerini löslerle (köşeli kuvars taneleri) doldurur. “Ölmek istiyorsan Kunduz'a git” diye ünlü bir atasözü bile vardır. 1838 yılında Kunduz'u ziyaret eden Wood, burada sadece, su kuşlarının barınması için uygun bir yer buldu. Sonuç olarak çok az insan buraya yerleşti.
Bedahşan Dağları ise Dağlık bir bölge olduğu için salgın hastalıklardan kurtulmuş, ova hastalıklarından etkilenmemiş. Ancak 1930’lu yıllarda sadece batıdan sınır bölgelerine akınlar düzenleyen Kunduzlu Mir Murad Bey'in yağmalarından zarar görmüştür. Mir Murad Bey, Katagan’daki dağlık bölgelerde yaşayan Taciklerin yerleştirilmesi için Bedahşan’da yaşayan insanları yerinden etti.
İlk kez Mir Murad Bey'in izlediği nüfusu yerinden etme politikasından sonra Afganlar, otlak alanlar için bölgenin kontrolünü ele geçirdiler. Bu da Arapların bu bölgelere gelişini kolaylaştırdı. Tıpkı Buhara’da olduğu gibi, Araplar Özbeklerle ittifak kurdular. Bölgedeki en iyi meraların kullanılması karşılığında Afganların yönettiği devletin kontrolü altına girdiler.
Katagan, Emanullah Han (1919-1929) dönemine kadar, aşiret usulüyle yönetiliyordu. 1921 yılında harbiye nazırı ve daha sonra kral olan Nadir Han, Katagan'ı bürokratik bir tarzda yeniden düzenledi.
1884 yılında Afgan sınırını araştıran İngiliz ekipleri tarafından yazıldıkları tahmin edilen Afganistan sınırındaki Araplar hakkında gizli raporlar, buradaki Araplar hakkında en yeni kaynaklarda bulunanlardan daha zengin bilgiler sağlamaktadır. İngilizler, Arapların, 1884 yılında Türkistan ovalarında nüfus yoğunluğu açısından ikinci sırada geldiklerini belirlemiştir. Katagan'a yerleşen Araplar bu istatistiğin dışındadır. Çünkü bu bölgede göçebe olarak dolaşıyor ve siyasi çatışmalara taraf olmaktan kaçınıyorlardı.
Kitap ayrıca Afganistan’daki Arapların bölgesel ekonomiyle ve devletin ve hükümetin projeleriyle bağlantılı olduğu sonucuna varıyor. İzole bir hayatları olmasına rağmen tarihleri ​​boyunca dış dünyanın etkisinde kalmışlardır. Bedevi çobanlık sistemleri, siyasi değişikliklerden, uluslararası anlaşmalardan ve piyasa taleplerindeki değişimlerden etkilenmiştir. Koyunları bir yerden bir yere taşımaktan daha fazlasını yapıyorlar. Katagan'ın bedevi çobanları, buğday çiftçilerine kıyasla bölge ekonomisine ve kent pazarlarına daha fazla bağlılar.



Hamaney, ülkenin iç güvenliğini hedef alan ‘çok yönlü savaş’ konusunda uyarıda bulundu

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
TT

Hamaney, ülkenin iç güvenliğini hedef alan ‘çok yönlü savaş’ konusunda uyarıda bulundu

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, ABD ve İsrail’in İran içinde ‘şüphe, umutsuzluk, korku ve ayrılık’ yaratmaya çalıştığını belirterek, bunun iki ülkenin İran Silahlı Kuvvetleri karşısında uğradıkları ‘yenilginin’ ardından başvurduğu bir yöntem olduğunu söyledi.

Bugün Tahran’da, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ruhullah Humeyni’nin ölümünün 37’nci yılı dolayısıyla düzenlenen törende okunan yazılı mesajında Hamaney, ‘sinsi düşmanın’ yürüttüğünü söylediği savaşta, İran halkının direncini hedef aldığını ve yetkililerin hesaplarını bozmayı amaçladığını ifade etti. Mesajda, bu hedefe ulaşmak için kullanılan temel aracın ‘şüphe, umutsuzluk, korku, güvensizlik ve anlaşmazlık tohumları ekmek’ olduğu belirtildi.

Hamaney, İran halkını ‘direniş, basiret, birlik ve dayanışmayı koruma, karşılıklı güveni güçlendirme ve düşmanla aynı çizgide hareket etmeme’ yoluyla ‘düşmanın planlarını boşa çıkarmaya’ çağırdı. İranlılar arasında karamsarlık ve umutsuzluğun yayılmasına yol açacak her türlü adımın ise ‘düşmana yardım anlamına geldiğini’ savundu.

Mesajda ayrıca, ‘düşmanın İran'ın cesur silahlı kuvvetleri karşısında yenilgiye uğradığı’ öne sürülerek, bu nedenle şimdi İran’ın iç cephesini zayıflatmaya çalıştığı ifade edildi. İsrail, ‘hegemonya sistemine bağlı bir askerî karakol’ olarak nitelendirilirken, İran’ın ilerlemesini engellemeye çalışmakla suçlandı. ABD’nin ise ‘boyun eğmeyi reddettiği için İran halkıyla sorun yaşadığı’ iddia edildi.

Mesaj, Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi tarafından, Humeyni’nin Tahran’ın güneyindeki türbesinde düzenlenen törende okundu. Tören, önceki yıllardan farklı olarak üst düzey siyasi ve askerî liderlerin katılımı olmadan gerçekleştirildi. Güvenlik koşulları nedeniyle alınan bu karar, geçmiş yıllarda yıllık anma konuşmasını bizzat yapan Ali Hamaney dönemindeki uygulamalardan ayrıştı.

Öte yandan, İran’ın ilk liderinin torunu Hasan Humeyni de önceki yılların aksine törende konuşma yapmadı. Organizasyon komitesi, Mücteba Hamaney’in mesajının bu yılki anma programının ana bölümünü oluşturduğunu açıkladı.

Geçtiğimiz mart ayında İran’a yönelik ilk ABD ve İsrail saldırılarında babası Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından ülkenin liderliğine getirilen Mücteba Hamaney, göreve başlamasından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı. Hamaney’in açıklamaları bugüne kadar yalnızca İran medyasında yayımlanan veya resmî törenlerde okunan yazılı mesajlarla sınırlı kaldı.

Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, cep telefonundan canlı yayını izlerken İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in mektubunu okuyor. (AFP)Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, cep telefonundan canlı yayını izlerken İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in mektubunu okuyor. (AFP)

Tören alanında, bu etkinlikte her yıl geleneksel konuşmayı yapan eski İran Dini Lideri Ali Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir koltuk hazırlandı. Devlet televizyonunun yayımladığı görüntülerde de tören alanında Humeyni ve Ali Hamaney’in fotoğraflarının yanında Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı görüldü. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre törene katılanlar, İran İslam Cumhuriyeti bayraklarının yanı sıra Hizbullah bayrakları da taşıdı.

Mücteba Hamaney’in son mesajı, 28 Mayıs’ta İran parlamentosuna gönderdiği benzer içerikli uyarıları da tekrarladı. Hamaney o mesajında milletvekilleri ve siyasi elitlere, ‘haklı gerekçelere dayansa bile’ görüş ayrılıklarının çatışma ve bölünmeye dönüşmesine yol açabilecek adımlardan kaçınmaları çağrısında bulunmuştu. Ülkenin savaşın etkileriyle mücadele ettiği bir dönemde devlet kurumları arasında daha geniş bir eşgüdüme ihtiyaç duyulduğunu savunan Hamaney, siyasi aktörlerden toplumsal ve siyasi kutuplaşmayı derinleştirecek tutumlardan uzak durmalarını istemişti.

Söz konusu mesajında parlamentonun önceliğini ekonomik istikrarın güçlendirilmesi, enflasyonun düşürülmesi, üretimin desteklenmesi ve savaşın ekonomik sonuçlarının giderilmesine vermesi gerektiğini belirten Hamaney, iç birliğin korunabilmesi için devlet kurumları arasında daha kapsamlı koordinasyonun şart olduğunu ifade etmişti.

Hamaney ayrıca o dönemde, ABD ile yürütülen müzakerelerde baş müzakereci olarak görev yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a övgüde bulunmuştu. Bu açıklama, Washington ile yürütülen görüşmelere yönelik iç kamuoyundaki eleştirileri yatıştırma girişimi olarak değerlendirilmişti.

​​​​​​​İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, Tahran’da düzenlenen Humeyni’nin 37. ölüm yıldönümü töreninde slogan atıyor. (Jamaran)İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, Tahran’da düzenlenen Humeyni’nin 37. ölüm yıldönümü töreninde slogan atıyor. (Jamaran)

ABD Başkanı Donald Trump salı günü yaptığı açıklamada İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelere ‘dahil olduğunu’ belirterek, sürecin olumlu ilerlemesi halinde ilerleyen dönemde kendisiyle görüşebileceğini söyledi.

Trump, Pod Force One adlı podcast yayınında yaptığı değerlendirmede, İranlı yetkililerin ‘İran Dini Lideri’nin müzakerelere onay verdiğini’ söylediklerini aktararak, İran’la ilgili durumun ‘hızla geliştiğini’ ve sürecin ‘oldukça olumlu bir noktaya ulaşabileceğini’ ifade etti.

Hamaney’in görüşmelerdeki rolüne ilişkin bir soru üzerine Trump, “Kesinlikle sürecin içinde” yanıtını verdi. İran Dini Lideri’nin ülkede büyük saygı gördüğünü düşündüğünü belirten Trump, daha önce kendisiyle hiç görüşmediğini de sözlerine ekledi. Trump, “Onunla tanışma fırsatım olmadı” dedi.

Trump ayrıca Hamaney’in sağlık durumuna da değinerek, ‘eğer anlatılanlar doğruysa’ çeşitli yaralanmalar geçirdiğini söyledi. Ancak buna rağmen müzakere sürecine onay veren kişinin Hamaney olduğunu savundu.

“Bana söylenen, onayı onun verdiği yönünde. Bu uzun zamandır böyle işliyor. Önce babası, şimdi kendisi. Bunun bir tür halefiyet süreci olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullanan Trump, İran Dini Liderliği’ndeki devamlılığa dikkat çekti.

Trump, Mücteba Hamaney ile görüşmeye açık olduğunu da belirterek, “Onunla görüşmek isterim. Herkesle görüşmek isterim. Sürecin nasıl ilerleyeceğine bağlı olarak bir noktada bir araya gelmemiz mümkün olabilir” dedi.


Kırım’da Ukrayna saldırıları: 4 kişi hayatını kaybetti

Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)
Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)
TT

Kırım’da Ukrayna saldırıları: 4 kişi hayatını kaybetti

Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)
Kırım'daki Rus askerleri (Arşiv- Reuters)

Kırım’daki Rus yanlısı yetkililer, bugün Ukrayna’nın düzenlediği saldırılarda yarımadada 4 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Olay, iki tarafın bir gün önce karşılıklı olarak şehirlerini hedef alan saldırılar gerçekleştirmesi sonrasında yaşandı.

Moskova tarafından atanan Kırım Valisi Sergey Aksyonov, Ukrayna güçlerinin yarımadanın idari merkezi olan Simferopol’de yerleşim dışı bir bölgeyi vurduğunu, saldırıda 3 kişinin öldüğünü ve 7 kişinin yaralandığını bildirdi.

Aksyonov daha sonra Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava aracının (İHA) Kırım’ın doğusunda bir yolcu trenini hedef aldığını, saldırıda 1 kişinin yaşamını yitirdiğini ve 3 kişinin yaralandığını duyurdu.

Karadeniz’deki Rus filosunun ana üssü olan Sivastopol’da ise hava savunma sistemlerinin 20’den fazla Ukrayna İHA’sını etkisiz hale getirdiği açıklandı. Yetkililer can kaybı yaşanmadığını belirtirken, düşürülen İHA’ların parçalarının bazı binalarda hasara yol açtığını ifade etti.

Sivastopol, Rus Karadeniz Filosu'nun karargahıdır, (EPA)Sivastopol, Rus Karadeniz Filosu'nun karargahıdır, (EPA)

Rusya, Kırım’ı 2014 yılında ilhak etmişti. Bu gelişme, Moskova destekli dönemin Ukrayna Devlet Başkanı’nın Kiev’deki halk protestolarının ardından ülkeden ayrılmasından sonra gerçekleşmişti. Kırım, Rus turistler için popüler bir tatil destinasyonu olmayı sürdürüyor.

Öte yandan Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı, Rusya’nın Ryazan bölgesindeki bir barut fabrikasının vurulduğunu açıkladı. Telegram üzerinden yapılan açıklamada, saldırının ardından 400 metrekareden geniş bir alanda yangın çıktığı belirtildi.

Ukrayna ayrıca, Rusya’nın gece boyunca ülkenin kuzey, güney ve doğu bölgelerine yönelik düzenlediği hava saldırısında fırlatılan 293 İHA’dan 264’ünün düşürüldüğünü duyurdu.

Ukrayna makamlarının açıklamasına göre Rusya, Voronej bölgesinden fırlatılan bir İskender-M balistik füzesinin yanı sıra Şahid, Gerbera ve İtalmas tipi toplam 293 İHA ile saldırı düzenledi. İHA’ların Kursk, Bryansk, Millerovo, Primorsko-Ahtarsk ve Rusya’nın kontrolünde bulunan Kırım’daki Çayda bölgesinden havalandığı belirtildi.

Kiev yönetimi, saldırıların hava savunma birlikleri, elektronik harp sistemleri, İHA’lar ve mobil ateş destek ekipleri tarafından püskürtüldüğünü açıkladı.

Rus bombardımanı sonucu Dinyeper bölgesindeki bir dükkânda çıkanbüyük yangın (Reuters)Rus bombardımanı sonucu Dinyeper bölgesindeki bir dükkânda çıkanbüyük yangın (Reuters)

Ukrayna ordusu ayrıca, savaşın başlangıcı olan 24 Şubat 2022’den bu yana Rus ordusunun toplam kayıp sayısının yaklaşık 1 milyon 369 bin 340’a ulaştığını öne sürdü. Açıklamada, son 24 saatte bin 300 Rus askerinin öldüğü veya yaralandığı iddia edildi.

Ukrayna Genelkurmayı’na göre savaşın başlangıcından bu yana 11 bin 978 tank, 24 bin 676 zırhlı muharebe aracı, 43 bin 247 topçu sistemi, bin 830 çok namlulu roketatar sistemi, bin 403 hava savunma sistemi, 436 savaş uçağı, 353 helikopter, 32 bin 726 İHA, 4 bin 733 seyir füzesi, 33 savaş gemisi, 2 denizaltı ve 102 bin 971 askeri araç ile yakıt tankeri imha edildi.

Ukrayna makamları, dün St. Petersburg’daki bir petrol tesisinin ve Kronstadt askeri üssünün hedef alındığını açıklamıştı.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre kentin en önemli simgelerinden biri olan Petro ve Pavel Kalesi’nin arkasından yoğun siyah dumanların yükseldiği gözlemlendi.

Ukrayna İHA Kuvvetleri Komutanı’na göre, St. Petersburg’daki ana havalimanının gece saatlerinde geçici olarak kapatılmasına neden olan saldırıda, Kronstadt Deniz Üssü’ndeki bir Rus savaş gemisi de vuruldu.

elenskiy ve Rutte Kiev'de (EPA)Zelenskiy ve Rutte Kiev'de (EPA)

Kiev yönetimi, saldırının amacının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yarın konuşma yapmasının beklendiği St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu’nun faaliyetlerini aksatmak olduğunu belirtti. Ukrayna Savunma Bakanlığı Danışmanı Serhiy Sternenko, “St. Petersburg Forumu, arka planda yükselen siyah duman bulutları eşliğinde açılıyor” ifadelerini kullandı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Kiev’de düzenlediği ortak basın toplantısında, ülkesinin Rus saldırılarına “orantılı şekilde” karşılık verdiğini söyledi. Zelenskiy, “Karşı saldırılarımızın temposunu artırabilmemiz sadece zaman meselesi” dedi.

NATO Genel Sekreteri Rutte de Ukrayna’nın Rusya’nın bazı kritik kabiliyetlerini hedef alma konusunda başarılı olduğunu ifade etti.


ABD ve İran “ara anlaşmada” mı karar kılacak?

İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)
İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)
TT

ABD ve İran “ara anlaşmada” mı karar kılacak?

İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)
İran ve ABD, nisanda varılan ateşkesi kalıcı hale getiremiyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump hafta sonuna kadar İran'la anlaşma yapılabileceğini savunsa da Tahran görüşmelerde ilerleme kaydedilmediğini öne sürüyor.

Trump, dünkü açıklamasında İran'la müzakerelerin çok iyi gittiğini savunarak, sürecin olumlu sonuçlanmasından ümitli olduğunu belirtti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Washington'la iletişim kanallarının hâlâ açık olduğunu ancak savaşı sona erdirmek için yürütülen müzakerelerde "somut bir ilerleme" kaydedilmediğini söyledi.

Uzmanlar iki ülke arasında yapılacak olası anlaşmada Hürmüz Boğazı'nın açılması, İran üzerindeki ekonomik baskının hafifletilmesi ve küresel piyasaların rahatlatılması gibi adımlarda uzlaşılabileceğini söylüyor.

Ancak Reuters'ın analizinde böyle bir "ara anlaşmanın" İran'ın uranyum zenginleştirmesi ve balistik füze programı gibi meseleler hakkında çözüm sağlamayacağı, çatışmaları sonlandırmak yerine askıya alacağı belirtiliyor.

Eski üst düzey ABD'li diplomat Dennis Ross, ABD-İsrail'in İran'da rejim değişikliği başta olmak üzere temel hedeflerine ulaşamadığını söyleyerek, operasyonda "askeri başarı yakalandığını fakat stratejik kazanımların elde edilmediğini" vurguluyor.

Adlarının paylaşılmamasını isteyen yetkililer, İsrail ve Körfez ülkelerinin baskılarına rağmen ABD'nin İran'ın balistik füze programına odaklanmayı büyük ölçüde bıraktığını söylüyor.

Hürmüz Boğazı'nın mevcut durumda yeniden normale dönmesi halinde buranın "temelde İran'ın kontrolüne geçmiş olacağını" belirtiyorlar.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü'nden David Schenker, Trump'ın sıkça eleştirdiği Barack Obama döneminde 2015'te İran'la imzalanan anlaşmaya benzer bir mutabakata varmak zorunda kalabileceğine dikkat çekiyor.

Cumhuriyetçi lider, 2018'de ABD'yi tek taraflı olarak bu nükleer anlaşmadan çekmişti.

Schenker ayrıca çatışmaların askıya alınmasının halihazırda güçlenen Devrim Muhafızları'nı daha da kuvvetlendireceğini söylüyor.

Wall Street Journal'a konuşan kaynaklar ise Trump'ın, İran'ın Amerikan askerlerini öldürmesi halinde Tahran'la ateşkesi sona erdirmeyi değerlendirdiğini savunuyor.

Diğer yandan ABD Temsilciler Meclisi, Trump yönetiminin İran'a yönelik saldırılarının sona ermesini öngören "savaş yetkileri" tasarısını kabul etti.

Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi'nde yapılan oylamada, 208 "hayır" oyuna karşılık 215 "evet" oyu kullanıldı. 4 Cumhuriyetçinin Demokratlara katılarak "evet" oyu kullanması dikkat çekti.

CNN'in analizine göre tasarının Senato'dan geçmesi durumunda Trump, İran'daki harekata katılan birlikleri çekmek veya Kongre'den savaş için onay almak zorunda kalabilir.

Temsilciler Meclisi'ndeki oylama sembolik olsa da analize göre bu durum "Trump'ın ne kadar köşeye sıkıştığını" gösteriyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN, Times of Israel, Tesnim, Reuters