Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sayın Biden ile iyi başladık diyemem… Amerika F-35 konusunda maalesef dürüst davranmadı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'nin F-35 konusundaki tutumuna ilişkin, "Türkiye olarak dürüst davranıyoruz, duruşumuz dürüsttür ama Amerika maalesef dürüst davranmadı, davranmıyor." dedi.

Cumhurbaşkanlığı (Twitter)
Cumhurbaşkanlığı (Twitter)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sayın Biden ile iyi başladık diyemem… Amerika F-35 konusunda maalesef dürüst davranmadı

Cumhurbaşkanlığı (Twitter)
Cumhurbaşkanlığı (Twitter)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile hasmane değil dostane ilişki sürdürme temennisinde olduklarını belirterek "Ama iki NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 76'ncı Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere bulunduğu ABD'nin New York kentindeki Türkevi'nde değerlendirmelerde bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
BM Genel Kurul toplantılarının bu yıl ilk kez karma bir formatta gerçekleştiğini ve üye ülkelerin neredeyse üçte ikisinin, devlet ya da hükümet başkanı veya bakan düzeyinde fiziken katılım sağladığını anımsatan Erdoğan, önceki yıllardan farklı şekilde etkinliklerin bir bölümünün çevrim içi olarak icra edildiğini söyledi.
Bu kapsamda, BM Gıda Sistemleri Zirvesi'ne ve BM Yüksek Düzeyli Enerji Diyaloğu Toplantısı'na video konferansla katıldıklarını dile getiren Erdoğan, Amerika'daki temasları kapsamında ilk olarak, 19 Eylül Pazar günü Türk-Amerikan ve Amerika Müslüman toplumu temsilcileriyle bir araya geldiklerini hatırlattı.
Erdoğan, bu toplantıda hem ABD'de yaşayan vatandaşlarla ve Müslümanlarla kucaklaştıklarını hem de daha adil bir dünya özlemini bir kez daha vurguladıklarını ifade etti.
Yeni Türkevi binasının resmi açılışını 20 Eylül'de yaptıklarını söyleyen Erdoğan, açılışta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, çok sayıda devlet ve hükümet başkanı ile dışişleri bakanıyla üst düzey yerli ve yabancı misafirin kendilerine eşlik ettiğini bildirdi. Erdoğan, "New York'un siluetine kazandırdığımız bu yeni başyapıtın Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan vatandaşlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını Rabb'imden niyaz ediyorum." dedi.
Ziyareti kapsamında, pazartesi günü Dış Politika Derneği ve SETA DC tarafından düzenlenen etkinliğe katıldıklarını hatırlatan Erdoğan, bu toplantıda, dış politika alanındaki değerlendirmelerini Amerika Birleşik Devletleri'nde düşünce dünyasının önde gelen temsilcileriyle paylaştıklarını, ayrıca çeşitli Amerikan basın yayın kuruluşlarının temsilcilerine de mülakat verdiklerini söyledi.
Erdoğan, ekonomi alanındaki temasları çerçevesinde, Türk-Amerikan İş Konseyi tarafından düzenlenen 11. Türkiye Yatırım Konferansı'na katıldıklarını, bu toplantıda da Amerikan iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkileri değerlendirdiklerini anlattı.

"İş birliği ve dayanışmanın önemini tekrar hatırlattık"
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun açılış oturumundaki konuşmasına da değinen Erdoğan, uluslararası barış ve güvenliği ilgilendiren meseleler hakkındaki görüşlerini açık yüreklilikle ortaya koyduklarını belirtti ve "Daha adil bir dünyanın mümkün olduğunu, bunun için uluslararası topluma ne gibi sorumluluklar düştüğünü Genel Kurul kürsüsünden dile getirdik. İnsanlığın, salgın tehdidi ve tabii felaketler ile bunların ağır sonuçlarının cenderesi altında bunaldığı bir dönemde, iş birliği ve dayanışmanın önemini tekrar hatırlattık. Afganistan'daki son gelişmeler başta olmak üzere Suriye'den Libya'ya, Kudüs ve Filistin meselesinden Kafkasya'ya, Türkistan'dan Kıbrıs'a kadar geniş bir alanda ülkemizin yaklaşımlarını ifade ettik." diye konuştu.
BM Genel Kurul kürsüsünden, Paris İklim Anlaşması'nın onay sürecini tamamlayacakları müjdesini dünyayla ve Türkiye kamuoyuyla paylaştıklarını anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Dünyamızın bu hale gelmesinde en çok payı olanların, iklim değişikliğinin yol açtığı sorunların çözümünde de en çok katkı sağlaması gerektiği görüşümüzü açıkça muhataplarımıza söyledik. Orman varlığını artıran, nispeten modern teknolojik altyapısı sayesinde oldukça düşük karbon salımı değerlerine sahip bir ülke olarak bu konuda da üzerimize düşeni yapmakta kararlıyız. Ülkemize söz verilen desteklerin sağlanmasıyla birlikte ve ulusal katkı beyanımız çerçevesinde, Paris İklim Anlaşması'nda belirtilen hususlara uygun adımlarımızı atacağız. Karbon nötr hedefini, 2053 vizyonumuzun ilk ve en önemli hedeflerinden biri olarak milletimize armağan ediyoruz. Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum için gereken eylem planını da devreye almış bir ülke olarak, bu süreci başarıyla yürüteceğimize yürekten inanıyoruz."

İkili görüşmeler
Erdoğan, ziyareti kapsamında pek çok devlet, hükümet, uluslararası kurum ve sivil toplum kuruluşu temsilcisiyle görüşmeler yaptığını, bu çerçevede, BM Genel Sekreteri'nin yanı sıra Hırvatistan, Slovenya, Gine Bissau, Polonya, Ukrayna, Finlandiya, Burundi ve Irak cumhurbaşkanları, Birleşik Krallık, Gürcistan ve Arnavutluk başbakanları, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı ve FIFA Başkanı ile görüştüğünü hatırlattı. Erdoğan, "Bir başka ifadeyle, Amerika'da bulunduğumuz süre zarfında toplam 14 ikili görüşmemiz oldu. Bu görüşmelerin, Genel Kurul'a hitabımın hemen ardından gerçekleşen biri hariç tamamına, Türkevi binamız ev sahipliği yaptı." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretinin ve temaslarının, güncel meselelere dair tutum ve önceliklerinin, uluslararası camianın dikkatine getirilmesi bakımdan son derece verimli olduğuna inandığını belirtti.

Afganistan
Erdoğan, değerlendirmelerinin ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Türkiye'nin Afganistan'daki rolü ve stratejisinin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, "Burada önceki gün Amerika'nın önemli bir yayın organıyla yaptığımız mülakatta da söyledim; 20 yıl önce Amerika Afganistan'a niçin girdi? Afganistan'da ne işi vardı ve şimdi Afganistan'dan niye çıkıyor? Herhalde bunun bir bedelinin olması lazım? Ve bunca mülteci şu anda nereye gidecek? Türkiye'nin kapıları açması ve bunları kabul etmesi düşünülemez. Burası bizim için bir açık hava koridoru değil." dedi.
Böyle bir şeyi kabullenmenin kolay olmadığını, bunun bir maliyeti ve bedelinin olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Amerika burada 'Kapılar açılsın ve Afgan halkı Türkiye'ye girsin' diyemez. Nitekim böyle bir şeye biz, açık da değiliz, müsaade de etmeyiz. Afgan halkı bizim için kardeş halktır. Tarihe dayalı bir geçmişimiz var fakat bu kuru kuruya bir kardeşlik olmuyor. Aynı şeyi biz Suriye'de de yaptık. Aynı durum Irak'ta oldu. Bunları böyle toparladığımız zaman, geçmişten alırsak girip çıkanla neredeyse 10 milyona varan bir sayı söz konusu. Şu anda bunun 5 milyonu Türkiye'de kaldı. Burada bu bedeli ödemesi gereken Amerika'dır. Amerika'nın bununla ilgili adımlar atması lazım. Fakat şu ana kadar böyle bir hava görünmüyor. Amerika'nın bu noktada kapıları açmak gibi bir derdi şu anda yok gibi. Fakat kapsayıcı, kuşatıcı bir yönetim Afganistan'da oluşursa, bu yönetimle bazı görüşmelerimiz olabilirse ve gerçekten sağlıklı bir iletişim kurabilirsek, bundan sonra ne olabileceğinin adımlarını bu görüşmelerden sonra atabiliriz."
Türkiye'nin Afganistan'da altyapı ve üstyapı yatırımlarının olduğunu ve bu yatırımlardan rahatsız olmadıklarını, bundan sonraki süreçte de bu tür adımları atabileceklerini söyleyen Erdoğan, "Ama Taliban'ın şu andaki yaklaşım tarzına bakıldığında kucaklayıcı, kuşatıcı bir yönetim maalesef oluşmadı. Şu anda sadece bazı sinyaller geliyor; bazı değişikliklerin olabileceği, yönetimde bazı kuşatıcı, kapsayıcı bir havanın oluşacağı istikametinde. Bunu tabii daha henüz görmüş değiliz. Eğer böyle bir adım atılabilirse o zaman birlikte neler yapabileceğimizi kendileriyle görüşme, konuşma noktasına gidebiliriz. Kaldı ki kendi içlerinde de şu anda bazı sıkıntılar yaşanıyor. Bu sıkıntıları aşabilirlerse ve ondan sonra Türkiye ile bazı görüşmeler olursa, adımlar atılabilirse bunları nasıl gerçekleştiririz, nasıl bir yol haritası belirleriz, ona bakar, ona göre de Afganistan'la böyle bir adımı gerçekleştirmiş oluruz." değerlendirmesinde bulundu.

BM'de reform önerisi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Daha Adil Bir Dünya Mümkün" isimli kitabında BM'nin, özellikle de Güvenlik Konseyi'nin kapsamlı bir reforma ihtiyacı olduğu yönündeki görüşünü dile getirdiği hatırlatılarak, "Bu konuda umutlu musunuz?" sorusu üzerine, "Tabii umutsuz bu işler olmaz. Yola çıkarken bir umutla yola çıkıyorsunuz ve tüm dünyaya, tüm insanlığa bir sinyal veriyorsunuz." karşılığını verdi.
"Nedir bu sinyal?" diye soran Erdoğan, şöyle devam etti:
"Türkiye şöyle bakıyor; artık dünya Birinci Dünya Savaşı'nın şartlarında değil, İkinci Dünya Savaşı'nın şartlarında da değil. Öyleyse biz insanlığa bir sinyal verelim. 194 ülke hep birlikte bir dayanışma içerisinde olabilirsek, bu işin şartlarını zorlayabilirsek, tüm medya dünyası, STK'larla hep birlikte bu şartları zorlarsak o zaman yeniden bu daimi üyeler kendilerini kontrol etmek zorundadır. Bu 5 daimi üyenin iki dudağı arasında bir dünya düşünebilir miyiz, böyle bir şey olabilir mi? 10 geçici üye, 5 daimi üye, 15 kişi bir araya gelsinler, dünyayı istedikleri gibi yönlendirsinler; böyle bir şey olmaz! Zaten bundan, bu 10 geçici üye de şikayetçi. Çünkü onlara 'Kaldır elini, indir elini' diyorlar. Nasıl isterlerse öyle… Böyle bir şey olabilir mi? Zaten oradaki 10 geçici üye de vitrin süsü olduğunu biliyor. Artık onlar da herhalde vitrin süsü olmaktan nedamet getirmektedir. O zaman öyle bir adım atalım ki, bu adımı atmakla bir defa daimi üyeleri zorlamamız lazım. Türkiye olarak biz zorlayacağız ve zorluyoruz."
Bütün uluslararası toplantılarda da bunu dile getirdiklerini ve buna devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, "Geçici üyelere de diyoruz ki, 'Siz de zorlayın.' Afrika'ya sesleniyoruz; 'Afrika sen hep böyle mi gideceksin? Geçici üye olarak Birleşmiş Milletlerde bulunmak suretiyle ne yapıyorsunuz? Yapabildiğiniz bir şey var mı? Herhangi bir şeyi, oyunu değiştirebiliyor musunuz?' Yok. Öyleyse bu oyunu değiştirebilmek için biz diyoruz ki 'Gelin hepinizin daimi üye olma şansınız olsun.' Yani bunların hiç umursamadığı herhangi bir Afrika ülkesi bile BM Güvenlik Konseyi'nde daimi üye olma şansına sahip olmalı. Bunu başarabildiğimiz zaman dünyadaki tüm devletlere gerçekten bir hak teslim edilmiş olur. Aksi takdirde, böyle bir dünya, yaşanılır bir dünya değildir." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, reformun, öncelikli olarak Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisinin kaldırılmasından başlaması gerektiğini önerdiği hatırlatılarak, "Diğer üyeleri bir araya getirip bu yönde bir uzlaşı sağlamak için siz bir adım atacak mısınız?" şeklindeki soru üzerine, "O radikal adımı zaten orada söylüyorum. Nedir o radikal adım? Bu konuda, 5 daimi üye dışındaki 189 ülkenin tamamı eğer kararlı adım atacak olursa o zaman biz bu daimi üyeleri köşeye sıkıştıracağız. Bu daimi üyeleri köşeye sıkıştırmak için bunun bir yol haritası var. Bu yol haritası nedir? Bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna yazılı dayatmalarla ve dünyada yoğun bir kovalamacayla, icabında olağanüstü genel kurul toplamak suretiyle bazı adımları atma şansını yakalayabiliriz." yanıtını verdi.

Türkiye-ABD ilişkileri
Afganistan ve Suriye bağlamında Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini nasıl gördüğünün sorulması üzerine ise Erdoğan, "Türk-Amerikan ilişkilerinde sağlıklı bir sürecin işlediğini doğrusu söyleyemem. Niye? Bakın biz F-35'leri aldık, 1 milyar 400 milyon dolar ödeme yaptık ve bu F-35'ler bize teslim edilmedi. Amerika önce bunu bir defa halletmeli. Bize S-400 konusunu bahane edip F-35'leri vermemek, her şeyden önce bir defa devletler arası ilişkilerde ne diplomasi noktasında ne de münasebetler noktasında bir kimlik ortaya koymaktır. Amerika'nın önce bunu bir defa düzeltmesi lazım." dedi.
Erdoğan, uluslararası hukuka dayalı olarak ne yapılması gerekiyorsa yapacaklarını vurgulayarak, "Bize sürekli S-400'ü dayatmalarını bir defa bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bizim için S-400 işi bitmiştir. Buradan geri adım atmamız da mümkün değil. Amerika'nın bunu uluslararası diplomaside, ilişkilerde doğru bir yere oturtması gerekir. Ama şu ana kadar bunu oturtamadılar. Biz Türkiye olarak dürüst davranıyoruz, duruşumuz dürüsttür ama Amerika maalesef dürüst davranmadı, davranmıyor." diye konuştu.

"Sayın Biden ile iyi başladık diyemem"
Türkiye ile Amerika arasında 20 milyar dolar civarında ticaret hacmi bulunduğunu ve bunun artmasını arzu ettiklerini belirten Erdoğan, savunma sanayisine yönelik adımlar attıklarını ve atmaya da devam edeceklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:
"Şunu da bilmeleri gerekir ki artık eski Türkiye de yok. Bu Türkiye başka bir Türkiye. Savunma sanayisinde de biz her geçen gün daha ileri gidiyoruz, daha ileri gideceğiz. Ama yarın 'Niçin F-35'i almıyorsun?' diyemezler. Vermezsen almayız. O zaman biz daha başka kapılara da müracaat ederiz. Burada CBS ile yaptığım röportajda onlara da onu söyledim. 'Yani başka yerlerden almayı mı düşünüyorsunuz?' diye sordu. 'Gerekirse alırız' dedim. Sen bana şimdi Patriot vermeyeceksin, ondan sonra biz S-400'ü aldığımızda 'Niye S-400'ü aldın?' diyeceksin. Türkiye, kendi savunmasına yönelik ne gerekiyorsa onu alır. Gerekirse bunları üretmeye de başlar. Zaten şu anda başladık. Bundan sonra bunu daha da ileri safhalara taşıyacağız. İnşallah kendi insansız savaş uçaklarımızı da üreteceğiz. Bunu da görecekler. Bu adımları da inşallah atıyoruz. Temennim odur ki iki NATO ülkesi olarak birbirimize hasmane değil, dostane davranalım. Ama iki NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil. Benim Başbakan, Cumhurbaşkanı olarak yaklaşık 19 yıllık yöneticilik hayatımda Amerika ile olan münasebetlerimde geldiğimiz nokta maalesef iyi bir nokta değil. Ben oğul Bush ile iyi çalıştım, sayın Obama ile iyi çalıştım, sayın Trump ile iyi çalıştım ama sayın Biden ile iyi başladık diyemem."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bazı ülkelerin Afganistan, Suriye ve düzensiz göç gibi konularda sorumluluktan kaçtığı belirtilerek, "Özellikle ABD yönetimi her ne kadar görünürde diplomasi vurgusu yapsa da adeta 'benden sonrası tufan' havasında. Mevcut resmi nasıl yorumluyorsunuz?" sorusu üzerine, şu yanıtı verdi:
"Tabii kendisi 'Benden sonrası tufan' dediyse, aynı şeyi ona da söylerler. Amerika şu anda eğer Afganistan'da bir şekillendirme yapamadıysa burada düşünmek lazım. Şu anda Afganistan'da Amerika'nın bir yönlendirme veya bir şekillendirme durumu olmuştur diyebilir miyiz? Hayır. İşte her şeyi bıraktı, gidiyor. Ama şimdi bir bedel çıkacak ortaya. Bu bedel nedir? Şu anda Taliban'ın elindeki silahlara baktığınız zaman, bu silahlar Amerika'nın silahları. Dolayısıyla bu bedeli de ödemek durumunda kalacaktır. Buradan bir yere daha geliyorum. Sayın Trump döneminde binlerce tır silah, mühimmat terör örgütlerine verildi. Bunları ben sayın Trump'a defalarca ifade ettim, anlattım. Şimdi aynı durum Biden döneminde de var. Yine Biden terör örgütlerine silah, mühimmat, araç gereç taşımaya başladı. Biz bunu elimizi kolumuzu sallaya sallaya seyredecek değiliz. Dikkatle takip ediyoruz. Vakti, saati geldiğinde de söylenmesi gereken neyse onu da kendilerine söyleriz."
Paris İklim Anlaşması'nın Meclis onayına sunulacağına yönelik açıklamaları ile Türkiye'nin bu konuda çekinceleri bulunduğu hatırlatılarak, "Türkiye çekincelerinden vaz mı geçti? Yoksa karşı tarafta bir tutum değişikliği mi oldu? Yoksa bu süreci zorlayacak yeni bir sürecin başlangıcından mı bahsediyoruz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Biz bu tutumdan vazgeçmiş değiliz. Böyle bir şey yok." karşılığını verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ile üçlü konferans yaptıklarını anımsatarak şunları söyledi:
"Bu üçlü konferansta da biz dedik ki 'Türkiye gelişmiş ülkeyse ayrı değerlendirmek lazım. Eğer gelişmekte olan ülkeler kategorisindeyse ayrı değerlendirmemiz lazım. Her şeyden önce bunun kararını vermeniz lazım. Bu karara göre de bize yapmanız gereken ödemeyi de yapmanız lazım.' Tabii o zaman bunlar bu ödemeyi yapacaklarını söylüyorlardı ama bu olmadı. Şu anda geldiğimiz noktada ise tabii bütün incelemeleri ilgili arkadaşlar yapacaklar ve Meclisin açılmasıyla birlikte de biz bunu Meclise taşıyacağız. Meclise taşıyarak bu süreci özellikle Glasgow'da gündeme getireceğiz ve Türkiye olarak iklim değişikliği noktasında düşüncemizi Glasgow'da vereceğimiz mesajlarla da ortaya koyacağız."

Putin ile görüşme
Erdoğan, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nde son dönemdeki saldırılar ve 29 Eylül'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceği hatırlatılarak, "Bu konuda nasıl mesajlar vermeyi düşünüyorsunuz? Bu zirveden herhangi bir sonuç bekliyor muyuz?" sorusunun yöneltilmesi üzerine Putin ile yapacakları ikili görüşmenin önem arz ettiğini bildirdi.
Heyetler arası görüşmenin olmayacağını yalnızca Putin'le ikili görüşme yapacaklarını belirten Erdoğan, "Bu tabii sadece İdlib'i içeren bir görüşme olmayacak. Aynı zamanda Türkiye-Rusya ikili ilişkilerini ve Suriye'deki durumu masaya yatıracağız. Suriye'de nereye geldiğimizi, bundan sonraki süreçte de nereye geleceğimizi kendileriyle konuşacağız. Kimseyi üçüncü bir şahıs olarak yanımıza almadan bu görüşmeyi yaparken orada tabii Türkiye-Rusya ilişkilerinde önemli bir karara da varacağız." dedi.
Türkiye ve Rusya'nın bölgede önemli iki ülke olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Önemli iki ülke derken bir şeyi daha ifade etmem lazım; biz Rusya ile ilişkilerde şu ana kadar herhangi bir yanlış görmedik. Ticaret hacmine baktığımız zaman iyi bir konumdayız ve sürekli ilerleyen bir ticaret hacmi var. Suriye'deki gelişmeleri daha iyi bir konuma taşıma noktasında zaman zaman bazı sıkıntılar yaşamıyor değiliz. Ama bunu da gerek şahsım gerek Savunma Bakanı'm, gerek Dışişleri Bakanı'm, attığımız adımlarla hemen telafi edebiliyoruz. Örneğin sayın Putin, Azerbaycan’da eğer devlet adamlığını tam manasıyla ortaya koymamış olsaydı, Azerbaycan'dan bu şekilde çıkılmazdı. Ama bunu ortaya isabetli kararlarla koyduğu için Azerbaycan'dan çok çok olumlu bir şekilde çıkma şansını yakaladık." değerlendirmesinde bulundu.

"Iğdır'dan Azerbaycan'a yolu inşallah yapacağız"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan'da yoğun bir çalışmanın devam ettiğine işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Örneğin sayın İlham Aliyev istediği anda istediği gibi rahatlıkla sayın Putin’le görüşüyor, konuşuyor. Ben, hakeza öyle… Çok kısa sürelerde irtibatlarımızı kurup görüşmelerimizi yapabiliyoruz. Tabii, çok daha önemlisi, şu anda attığımız adımlarla biz Iğdır'dan Azerbaycan'a yolu inşallah yapacağız. Buna demir yolu da dahil. Bu yolun yapımı çok çok önemli bir adım olacak. Bizim 5'li veya 6'lı platform dediğimiz olay vardı. Şu anda bu konuyla ilgili de Paşinyan'dan olumlu sinyaller geliyor. Şimdi bu olumlu sinyallerle beraber bu konuda da bazı adımları atacağız. Yani bölgeyi barış noktasında da iyi bir konuma taşıma fırsatını inşallah yakalamış olacağız. Ay sonunda sayın Putin'le yapacağımız görüşmede bunlar da tabii konunun içinde yer alacak. Böylece Türkiye-Rusya ilişkilerinde inşallah çok daha güçlü, çok daha farklı bir döneme girmiş olacağız."

Almanya'daki seçim
Erdoğan, Almanya'da pazar günü seçimlerin yapılacağı belirtilerek Başbakan Merkel'in Avrupa'da en uzun görev yapan liderlerden biri olduğunun söylenmesi üzerine, "Benim kadar olmadı…" karşılığını verdi.
Merkel’in Türkiye ve Avrupa üzerindeki ilişkilerdeki etkisini nasıl değerlendirdiğine yönelik bir soru üzerine Erdoğan şöyle devam etti:
"Şunu açık ve net söylemem lazım; bizim Merkel'le, Schröder'den sonra olumlu bir sürecimiz oldu ama Alman şansölyeleri içerisinde en başarılı yönetim tarzı Schröder'le oldu. Schröder'le bizim münasebetlerimiz gerçekten çok çok farklıydı. Tabii Schröder'den sonra Şansölye Merkel ile münasebetlerimizde de ilişkilerimiz fena değildi. Sık sık arar, sık sık ararım. O şekilde bu süreci işlettik, çalıştırdık. Tabii şu anda, yani Armin Laschet alır almaz bilemiyorum ama Armin Laschet ile de ikili münasebetlerimiz iyiydi.
Temennim odur ki gerçekten gerek Almanya'da yaşayan Türk vatandaşları ile alakalı gerekse Türkiye-Almanya ilişkilerindeki bundan sonraki süreci zengin kılacak bir iktidar iş başına gelsin. Çünkü bizim orada çok ciddi sayıda bir insan potansiyelimiz var ve bu insanlar orada çile çekmesinler. Böylece yeni bir süreci Türkiye-Almanya ilişkilerinde inşallah güçlü kılacak bir iktidarla devam ettirelim. Bu konuda da kim olursa biz onunla her zaman ilişkilerimizi, geleceğe çok çok güçlü şekilde sürdürmüş oluruz. Mesela attığımız bazı adımlar vardı. Savunma sanayisine yönelik Almanya'yla ilişkilerimiz vardı. Daha da önemlisi şu anda denizaltı gemilerinin makinelerinin aksamıyla alakalı attığımız adımlar vardı. Şimdi bu adımların başarılı bir şekilde sürmesi ve savunma sanayisinde de bunlarla beraber bizim güçlü yürümemiz, Türkiye-Almanya ilişkilerinde çok farklı bir yere isabet edecektir diye düşünüyorum. 'Her iki ülke için hayırlı olan iktidar hangisi ise o iş başına gelsin.' diyorum."

Sosyal medya düzenlemesi
Sosyal medya düzenlemesine yönelik çalışmanın hangi aşamada olduğu ve hangi adımların atılmasının planlandığına ilişkin soru üzerine Erdoğan, bununla ilgili çalışmaların sürdüğünü, Meclisin açılmasıyla birlikte de TBMM'ye sunulacağını bildirdi.
Erdoğan, "Böylece sosyal medya konusundaki atacağımız adımların ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Çünkü sosyal medyanın maalesef tahribatı çok açık ve net ortada. Bu tahribatın artık bitmesinden yanayım. Artık bu tahribatı bitirmenin vaktinin geldiğine inanıyorum." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "HDP eski Eş Genel Başkanı Sezai Temelli 'Kürt sorununda çözümün adresi İmralı'dır.' açıklaması yaptı. Selahattin Demirtaş'ın da bir açıklaması oldu, o da HDP'yi işaret etti. Sayın Kılıçdaroğlu da bu yönde bir açıklama yaptı; 'Kürt sorununu HDP çözer.' dedi. Seçimlerin yaklaşmasına yakın bir dönemde bu tür ittifaklar, bu tür açıklamalar nasıl değerlendirilir? Bir de HDP kendi arasında ikiye mi bölünüyor?" sorusu üzerine şunları kaydetti:
"Hayırlı olsun. Bu konuyla eğer biz meşgul olursak yazık olur. Yani İmralı mıdır, değil midir, onların sorunu. Varsın onlar bu şekilde yola devam etsinler; yani HDP midir, şu mudur, bu mudur… Biz diyoruz ki bu ülkede şu anda Cumhur İttifakı bu işin tek çözüm noktasıdır ve Cumhur İttifakı olarak da biz bu çözümün mücadelesini sürdürüyoruz. Çünkü bizim şu anda kitabımızda birlik var, beraberlik var, kardeşlik var ve bununla da bu yolda devam ediyoruz. 'Yok Kürt sorununu çözmektir, yok şudur, yok budur…' Türkiye’de böyle bir sorun yok. Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik. Eğer birliğe, beraberliğe, kardeşliğe inananlar varsa buyursunlar hep beraber yola devam edelim."
Muhalefetin KHK'liler ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ile ilgili açıklamaları hatırlatılarak, "Muhalefetin bu tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusunun yöneltilmesi üzerine Erdoğan şunları söyledi:
"Bir defa KHK ile ilgili 'Ben bu işi çözeceğim.' diyen kim? Ana muhalefetin başındaki zat. Sen ne zamandan beri yargı oldun? Bu yargının konusu. Bununla ilgili adımı yargı atar. Sana ne oluyor? Kim sana bu yetkiyi verdi? Velev ki iktidar olsan -böyle bir şansın var mı, yok mu o da ayrı- yargının yetkilerini elinden sen nasıl alıyorsun? Öyle bir şey var mı? Şu anda bunlar tamamen yargının kontrolü altında olan, yargının iradesinde olan bir konu. Adam öyle atıyor ki bazıları da buna inanıyor. Bunu kabullenmek asla mümkün değil. KHK ile ilgili konularda zaten zaman zaman yargıda bu gelişmeleri takip eden, kontrol eden bazı kararları da kesinlikle görüyoruz.
Ali Erbaş hocamızla ilgili konuya gelince... Bir defa ana muhalefetin Ali Erbaş hocamıza, Diyanet İşleri Başkanı'mıza bu denli hakaret etmeye ne hakkı ne yetkisi vardır. Bu densizliktir, terbiyesizliktir. Zaten CHP'nin cemaziyelevveli de hep bizim din adamlarımıza hakaretle geçmiştir. Şimdi de aynısını Diyanet İşleri Başkanı'mıza hakaretle yürütüyorlar. Ama şunu bilsinler ki Diyanet İşleri Başkanı'mız yalnız değildir. Diyanet İşleri Başkanı'mız CHP’nin bu kendini bilmez tiplerinin hiçbir zaman muhatabı da olmamıştır, olmayacaktır. Diyanet İşleri Başkanı'mızı bu noktada biz asla yalnız bırakmayız. O makam önemli bir makamdır. Dolayısıyla bu makama hakaret edenler, bu ülkede dinini, diyanetini bilenlere hakaret etmiş olurlar. Yeni ortaya çıkmış olan birisi daha var; o da böyle sallayıp sallayıp duruyor. Dur bakalım; daha parti olduğun bile değil. Ana muhalefetle beraber bir şeyler yapıyorlar."

"Zincir marketlerin sınırsız uygulamaları var"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bizzat ilgileneceğini söylediği fahiş fiyat konusundaki problem başlıkları ve izlenecek yol haritasına ilişkin soruya, "Bu konuda kısmen özellikle bu zincir marketlerin sınırsız uygulamaları var. Bu sınırsız uygulamalar karşısında biz de Ticaret Bakanlığı olarak bunların üzerine üzerine gideceğiz. Zincir marketlerin bu uygulamalarıyla mücadelede Ticaret Bakanlığımız gerekli olan her türlü tedbiri alıyor, alacak ve bunlara da gerekli operasyonları yapacaktır." yanıtını verdi.
"Tek problem zincir marketler mi?" ifadesi üzerine ise Erdoğan, "Ağırlıklı olarak iş orada toplanıyor. Bütün üreticiden tüketiciye olan yerde zincir marketlerin buradaki yoğun ürünleri toparlaması… Bu da 5 tane zincir market. Bunlar bütün o ürünü toparlıyor. Bu 5 tane zincir marketin topladığı ürünle piyasalar altüst oluyor. Bunlar eğer bu noktada daha adil davranırlarsa hem vatandaş uygun fiyatla ürün alabilecektir hem de üretici şu an itibarıyla kazanımını, parasını zamanında alma şansına ulaşacaktır." dedi.



İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı

İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı
TT

İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı

İran, Tel Aviv’i küme başlıklı füzelerle bombaladı... İsrail, Beyrut’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı

İran devlet televizyonu bugün yaptığı açıklamada, Tel Aviv’in, Ali Laricani’nin öldürülmesine yanıt olarak küme başlıklı füzelerle hedef alındığını bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın nükleer silah üretmeyi reddeden tutumunun önemli ölçüde değişmeyeceğini belirtti. Arakçi, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in bu konuda henüz kamuoyuna açık bir görüş bildirmediğini de ifade etti.

Diğer yandan Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, akşam saatlerinde bölgesel bir bakanlar toplantısına ev sahipliği yapacak. Toplantıya Arap ve İslam ülkelerinin dışişleri bakanları ile bölgesel temsilciler katılacak ve İran’ın bölge ülkelerine yönelik saldırıları ile bunun güvenlik ve istikrar üzerindeki etkileri ele alınacak.

Bu gelişmeler, Beyrut’ta İsrail’in başlattığı yoğun hava saldırılarının da eş zamanlı olarak arttığı bir döneme denk geliyor. Söz konusu saldırılarda çok sayıda kişi hayatını kaybetti veya yaralandı.


Ali Laricani suikastı ve İslam Cumhuriyeti'nin Geleceği

Fotoğraf: AFP/Majalla
Fotoğraf: AFP/Majalla
TT

Ali Laricani suikastı ve İslam Cumhuriyeti'nin Geleceği

Fotoğraf: AFP/Majalla
Fotoğraf: AFP/Majalla

Amr Harkus

Son birkaç saat içinde İran siyasetinde ve bölgedeki devam eden savaşta bir dönüm noktası yaşandı. İsrail, şubat ayı sonunda çatışmanın başlangıcında İran Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana gerçekleştirilen en önemli suikast ile İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'yi doğrudan hedef aldığını duyurdu. Hamaney’in öldürüldüğü gün Laricani, iktidarın Hamaney'den oğlu Mücteba'ya geçişi ve devri yoluyla İslam Cumhuriyeti'ndeki geçişin fiili mimarına dönüşmüştü.

Hükümet kaynaklarının babasının konutuna yapılan saldırı sırasında yaralandığını belirttiği yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in kaderi gizemini korurken, Laricani iki haftadan fazla bir süre boyunca, ülkenin fiili lideri olarak karar alma süreçlerinin merkezindeydi. Ali Hamaney suikastının İran'da her yönde bir değişikliğe neden olması gibi, Laricani'nin öldürülmesi de şüphesiz iç güvenlik sahnesinde bir değişikliğe neden olacak ve aynı zamanda müzakere ve tavizler mi yoksa savaşa devam mı tartışmasını da beraberinde getirecektir.

Geçtiğimiz ocak ayında İran, ekonomik çöküş nedeniyle rejim karşıtı protesto dalgalarıyla karşı karşıya kaldı. O dönemde, muhalefetin kendisini suçladığı gibi, Laricani baskının mimarı olarak öne çıktı. Hamaney onu güvenlik dosyasını yönetmekle görevlendirmişti, dolayısıyla göstericilere karşı ölümcül güç kullanımının arkasındaki isimdi; bu rolü nedeniyle 15 Ocak 2026'da ABD yaptırımlarına maruz kaldı.

Laricani ailesi İran'da gücün sadece kişisel bir konum değil, bütün devlet kurumlarında rol dağılımına benzeyen ailevi nüfuz ağlarının bir modelini temsil ediyor

Rejimin hayatta kalmasını sağlamak için yurtdışında gösterilen sınırlı ekonomik ve diplomatik esnekliği, içeride güvenlik alanındaki baskıyla birleştiren bir figürdü. Savaşın şiddetlenmesi ile birlikte suikastı, sadece rejimin kilit isimlerinden birini hedef aldığı için değil, aynı zamanda onun konumundaki birini hedef almanın kaçınılmaz olarak rejimi uzlaşmazlık veya zorla taviz verme arasında bir seçimle karşı karşıya bıraktığı için de dönüşümlerin doruk noktasını temsil ediyor. Bu da Devrim Muhafızları, sertlik yanlıları, ailevi nüfuz ağları ve reformistler tarafından temsil edilen güç merkezleri arasında, rejim içindeki güç dengesini koruyan piramidin başının yıkılması olarak tanımlanan Hamaney suikastından bu yana gerçeğe dönüşen bir mücadeleye yol açabilir.

Kanatlar arasında geçiş ve dışlanmadan sonra dönüş

Ali Laricani sadece bir güvenlik yetkilisi veya politikacı ya da her iki pozisyonu da elinde bulunduran biri değildi; İran rejimi içinde bir olguydu. Kırk yıl boyunca, İslam Devrim Muhafızları'nda general olmasından kaynaklanan sertlik yanlısı tutumlar ile Batı felsefesi doktorasından kaynaklanan açılımı birleştirmeyi başardı. Bu ona, orduya kendi diliyle hitap etme ve Batı ile kendi araçlarını kullanarak etkileşim kurma yeteneği kazandırdı. Onun dehası, zıt akımlar arasında geçiş yapabilme yeteneğinde açıkça görülüyordu. İran İslam Cumhuriyeti Radyo ve Televizyon Kurumu (IRIB) başkanlığı döneminde, sertlik yanlısı muhafazakar kanadın sütunlarından biri gibi görünüyordu. Onun döneminde kurum, reformistleri hedef almak ve siyasi tutukluların itiraflarını yayınlamak için kullanılan bir platform olarak kullanıldı. Daha sonra Batı ile uzlaşmacı bir müzakereci ve çeşitli platformlarda reformistlerin müttefiki imajına büründü.

2021 ve 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasının engellenmesi de dahil olmak üzere, İbrahim Reisi döneminde kasıtlı olarak dışlanmasının ardından, Mesud Pezeşkiyan'ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle güvenlik teşkilatına geri döndü. Onun dönüşü, özellikle Haziran 2025'teki 12 günlük savaştan sonra, hassas güç dengesini yönetebilecek bir figür gerektiği için Hamaney tarafından onaylanan zorunlu bir tercihti. Pezeşkiyan için ise Laricani, iktidar koridorlarında, derin devlet ve İslam Devrim Muhafızları Ordusu içinde kendisinde olmayan anahtarlara sahip bir ortaktı.

frbrfg
Ali Laricani, 16 Şubat 2020'de Şam'daki bir basın toplantısında (Reuters)

Laricani, sık sık “şahin kanadında yer alıp reformistler ile de kol kola girebilen adam” olarak tanımlandı. Askeri geçmişi, özellikle 2015 yılındaki nükleer müzakereler sırasında, meclis başkanı olarak nüfuzunu kullanarak anlaşmayı sadece 20 dakikada meclisten geçirmesiyle, Devrim Muhafızları içindeki sertlik yanlısı kanat ile defalarca çatışmasına engel olmadı. Bu duruşu, onu rejimin hayatta kalmasını sağlamak için ideolojik ilkelerinden bile ödün veren anlaşmaları kabul eden “yeni bir Rafsancani” olarak tanımlayan sertlik yanlılarıyla ters düşürdü. Ayrıca Hasan Ruhani ve Muhammed Cevad Zarif gibi ılımlı isimlerle yakın ilişkiler kurarak, onlarla birlikte Washington ile müzakereyi yaptırımlar kıskacından kurtulmanın tek yolu olarak gören bir tür ittifak oluşturdu. 2021'de reformist İbtikar gazetesinin belirttiği gibi, “Ruhani ve Laricani, sertlik yanlılarına karşı aynı kategoriye yerleştirilebilir.”

Bir aile nüfuz ağı: Agazade

İranlı bir kaynağa göre, Laricani ailesi, gücün sadece kişisel bir konum değil, İran'da tüm devlet kurumlarında rol dağılımına benzeyen ailevi nüfuz ağlarının bir modelini temsil ediyor. Ailenin dini kökenleri de var; babaları Ayetullah Mirza Haşim Amoli, önde gelen bir dini otoriteydi.

Suikastından önceki aylarda Ali Laricani birçok dosyayı yönetti. Ali Hamaney tarafından bütün güvenlik ve askeri kurumların siyasi sorumluluğu kendisine verilerek, savaş dosyasını yönetmekle görevlendirildi

Laricani kardeşler, yasama, yargı ve yürütme olmak üzere hükümetin üç kolunun yanı sıra akademik, diplomatik ve hatta finans kurumlarında da yüksek rütbeli pozisyonlar elde ettiler. Ali Laricani, ailenin güvenlik ve siyaset alanındaki aklıydı ve 12 yıl boyunca meclis başkanı, iki kez de Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri olarak görev yaptı. En büyük kardeşi Sadık Amoli, ailenin dini ve hukuki alandaki ağırlığını temsil ediyor ve yargı başkanı olarak görev yaptıktan sonra şimdi de Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanı olarak görev yapıyor. İkinci kardeşi Muhammed Cevad, diplomatik stratejist ve rejimin yurtdışındaki insan hakları sicilinin savunucusu olarak tanımlanıyor. Üçüncü kardeşi Bakır ise Sağlık Bakanlığı ile tıp ve akademik kurumlardaki pozisyonları aracılığıyla hükümet kurumları içindeki etkisini genişletti. En küçük kardeş Fazıl, aile ağının ekonomi müdürü veya muhaliflerinin deyimiyle “finans direktörü”dür.

gfbg
Tahran'da ABD ve İsrail hava saldırılarında öldürülen komutanlar için düzenlenen anma töreninde, İranlı bir kadın Dini Lider Mücteba Hamaney ve babası Ali Hamaney'in fotoğrafını taşıyor, 11 Mart (Reuters)

Ailenin gücü, iktidardaki dini elitle ailevi ittifaklar kurma yoluyla siyasi pozisyonlarını pekiştirmeye dayanıyor. Ali Laricani'nin, İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu Ruhullah Humeyni'nin arkadaşı olan devrimci düşünür Murtaza Mutahhari'nin kızıyla evliliği, sadece sosyal bir bağlantıdan daha fazlasıydı. Bu, Humeyni'nin evine ve en yüksek karar alma çevrelerine kalıcı giriş vizesiydi ve aileye 1980'lerden itibaren bir rol kazandırdı.

Hamaney ve Laricani'nin yokluğundan sonra iktidar

Hamaney suikastı ve ardından Laricani'nin öldürüldüğünün açıklanması, rejimi yeni ve farklı bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. Rekabet halindeki grupları dengeleyen Dini Liderin yokluğu ile “pragmatik yönetici”nin öldürülmesi, pozisyonların sertleşmesinden çöküşe veya zorla taviz vermeye kadar çeşitli olasılıklara zemin hazırlıyor. Geleneksel sivil ve güvenlik liderliğinin yokluğunda Devrim Muhafızları daha da sertleşecek ve tam kontrolünü pekiştirmeye çalışacaktır. Bu aynı zamanda rejim için iç krizlerinden bölgesel çatışmayı tırmandırarak kurtulması için yeni bir yol anlamına da geliyor.

Laricani'nin ölümü, rejimi Venezuela senaryosuna benzer tavizler vermeye itebilir. Şu ana kadar, nükleer mesele ve bölgesel politika konusunda tavizler vererek yaptırımların kaldırılması karşılığında rejimin hayatta kalmasını sağlamayı amaçlayan reformistlerin projesi de budur. Bu yol, reformistlerin askeri kurumu tavizlerin çöküşü önlemenin tek yolu olduğuna ikna etme yeteneğine bağlı ve bu yol Pezeşkiyan ve Ruhani'den destek alabilir.

Ancak liderlere yönelik suikastlar, iktidarın dağılmasına yol açacak ve baskı ve ekonomik krizlerden bunalmış halkı, rejimin kalanını devirecek bir ayaklanmaya teşvik edecektir.

Savaşın etkileri ve Laricani'nin rolü

Suikastından önceki aylarda Ali Laricani birçok dosyayı yönetti. Ali Hamaney tarafından bütün güvenlik ve askeri kurumların siyasi sorumluluğu kendisine verilerek savaş dosyasını yönetmekle görevlendirildi. Ayrıca, gerekli savaş teçhizatını üretmek için insansız hava aracı ve balistik füze fabrikaları gece gündüz çalışırken, Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı ile yabancı güçlerle müzakere manevrasını da yönetti. Aynı zamanda 7 Ekim’den bu yana aldıkları darbelerden sonra Lübnan, Irak ve Yemen'deki vekil güçlerin durumunu takip etme görevini de üstlendi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterinin ölümü sadece bir kişinin kaybı değil, aynı zamanda Humeyni'nin siyasi projesine indirilen bir başka darbedir. Onun ölümüyle Tahran, son parlak beyinlerinden birini kaybetmiş gibi görünüyor

Suikastından önceki son açıklamaları, İslam ülkelerinin “Büyük Şeytan ve Küçük Şeytan'a karşı savaşında İran'ı yalnız bırakmasından” duyduğu hayal kırıklığını ortaya koyuyordu. Laricani, ülkesinin güçleri çevresindeki sekiz Arap ve İslam ülkesini (Suudi Arabistan, BAE, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Irak ve Türkiye) vururken, “İslami birlik” kavramını yeniden canlandırmaya çalışıyordu.

trbht
İranlılar, Tahran'da ABD-İsrail saldırısının ilk günlerinde öldürülen Devrim Muhafızları komutanları için düzenlenen anma törenine katılıyor, 11 Mart (AFP)

Ailesi için ölümünün duyurulması yeni bir aşamayı, belki de nihayetinde siyasi çöküşlerine yol açacak bir darbeyi işaret ediyor; her ne kadar kardeşi Sadık halen Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin başında olsa da. Ailenin gücü, Ali'nin kurumları birbirine bağlama yeteneğinde yatıyordu ve onun yokluğuyla, birçok pozisyon üzerindeki kontrolleri iç rakiplerine açık hale gelecektir.

Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da kendisini sertlik yanlılarından koruyan müttefikini kaybetti. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Devrim Muhafızları'nın artan gücü karşısında oluşan bu boşluk, Cumhurbaşkanı’nı ya istifa etmeye ya da tamamen göstermelik bir figür olmaya itebilir. Bu arada gerçek güç, reformist eğilimlere güvenmeyen Devrim Muhafızları generallerinin liderliğindeki yeni “Savunma Konseyi”nin elinde yoğunlaşabilir.

Suikast, İsrail istihbaratı ve teknolojik nüfuzuna karşı güvenlik ağının başarısızlığını temsil ediyor ve rejimin yanıtı, baskıyı yoğunlaştırmak olacaktır; bu baskı, dengesini kaybetmiş bir rejim için son “ölüm dansı” olabilir. Aynı zamanda, Devrim Muhafızları'nın bölge genelinde ayrım gözetmeksizin çatışmayı tırmandırmaya yönelmesi riski artıyor, çünkü artık topyekun savaşı iç çöküşünü ertelemenin bir yolu olarak görüyor. Bu, Yemen'deki uyuyan hücreler ve Husiler gibi, gelişmeleri bekleyen birçok uluslararası ve bölgesel dosyanın aktif hale getirilmesi anlamına geliyor.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterinin ölümü sadece bir kişinin kaybı değil, aynı zamanda Humeyni'nin siyasi projesine indirilen bir başka darbedir. Onun ölümüyle Tahran, son parlak beyinlerinden birini kaybetmiş ve dış saldırılar ile olası halk ayaklanmaları arasında kaderiyle baş başa kalmış gibi görünüyor.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail–İran gerilimi tırmanıyor… Dini lider, Laricani’nin katillerine tehdit savurdu

TT

İsrail–İran gerilimi tırmanıyor… Dini lider, Laricani’nin katillerine tehdit savurdu

İsrail–İran gerilimi tırmanıyor… Dini lider, Laricani’nin katillerine tehdit savurdu

Yeni bir gerilim dalgasında, İran, ülkenin güneyinde Körfez kıyısında yer alan ana doğal gaz üretim sahası Pars’taki tesislerin hedef alındığını açıkladı ve bölgedeki enerji altyapılarını vurmakla tehdit etti.

Associated Press’e konuşan bir kaynak, İsrail’in “Pars” sahasına yönelik saldırısı hakkında ABD’nin bilgilendirildiğini, ancak operasyona katılmadığını söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, İsrail’in açıklamasından saatler sonra İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’in öldürdüğünü doğruladı. Öte yandan dini lider Mücteba Hamaney, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin İsrail saldırısında hayatını kaybetmesinin ardından “katillerinin bedelini ödeyeceğini” belirterek sert bir misilleme mesajı verdi.

ABD Başkanı Donald Trump ise, İran’ın neredeyse tamamen kapattığı stratejik Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak için ABD güçlerine destek vermeyi reddeden müttefiklerine tepki göstererek, bu krizde onları kendi başlarına bırakabileceği imasında bulundu.