Afgan kadınlar, Taliban dönemini farklı bakış açılarıyla değerlendiriyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Afgan kadınlar, Taliban dönemini farklı bakış açılarıyla değerlendiriyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Afganistan'da Taliban döneminde dünya kamuoyunun gündemine yerleşen "kadın" konusu tartışılmaya devam ederken, toplumun çeşitli yaş gruplarındaki kadınlar yeni döneme ilişkin farklı görüşler ifade edebiliyor.
Afganistan'da Taliban döneminde dünya kamuoyunun gündemine yerleşen "kadın" konusu, Afgan toplumunda geçim sıkıntısı ve eğitim imkanlarının sürmesi üzerinden tartışılmaya devam ederken, toplumun çeşitli yaş gruplarındaki kadınlar yeni döneme ilişkin farklı görüşler ifade edebiliyor.
AA muhabiri, Afganistan'ın başkenti Kabil'de, kadınlara ve kız öğrencilere Taliban döneminin ilk zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini sordu.
Kabil'de Özel Afgan Mersi Hastanesi'nde kadın doğum doktoru olarak görev yapan Dr. Musemma Destegir, kadınların evin geçimine yardımcı olduklarından çalışmaya ihtiyaç duyduklarını belirterek, Taliban'ın kendilerine yoğun şekilde müdahalede bulunmadığını söyledi.
Taliban'ın yönetime gelmesi sonrası hükümetin kadınlara yönelik tutumunu değerlendiren Destegir, kadınların çoğunluğunun Taliban hakimiyetinden memnun olduğunu savunarak, "Taliban, doktorlara iş başı yapmaları izni verdi. Bu açıdan bizim hiçbir sorunumuz olmadı" dedi.
Taliban aleyhine yapılan kadın gösterilerinin ardında daha çok ekonomik nedenler bulunduğuna değinen Destegir, "Taliban'a tepki gösteren kadınların çoğu Afganistan'ın ekonomisinin kötü olması dolayısıyla sıkıntı içindeler. Ülke ekonomisinin bozulması ve maaşlarını alamamaları nedeniyle birçok ailede kadın olsun erkek olsun sıkıntıya düştü" ifadelerini kullandı.
Taliban karşıtı gösteri düzenleyen kadınların bir çoğunun devlet dairelerinde çalıştıklarına işaret eden Destegir, "Bazıları erkek öğrencilerin okullarında ders veren öğretmenlerdi. Taliban, gerekli düzenlemeler yapılana kadar işe gelmemelerini söyledi. Genelde bu kadınlar çalışma haklarının elinden alınmasından endişeleniyor." değerlendirmesinde bulundu.

"Taliban makyajıma karışmadı"
AA muhabirinin "Taliban'ın makyajınızla ilgili müdahalesi olmadı mı?" sorusunu Destegir şöyle cevapladı:
"Hayır, bana bir eleştiride bulunmadılar. Bir şey demediler. Son derece saygılı davrandılar. Günde 7-8 Taliban üyesinin tedavi için geldiği günler oldu. Bazıları ameliyat oldu. Ben doğum doktoruyum. Taliban üyeleri, hamile eşlerini getirdiler. Kadınlar doğum yaptı. Ben şimdi nasılsam (makyajlı) öyleydim. Bir tepki göstermediler. Teşekkür ettiler. Hatta ben hastane masraflarını ödemezler diye düşünüyordum. Fakat tüm masrafları ödeyip gittiler. Bize son derece iyi davrandılar. 'Makyaj yapmayın' diye bir şey söylemediler."
Özellikle Batı kamuoyunda Taliban'ın kadınlara yönelik uygulamalarının geniş tepki uyandırdığının hatırlatılması üzerine Destegir, "Şu an bu konuda tam bilgi sahibi değilim. Ama şunu biliyorum ki Taliban söylentilerde olduğu gibi bize müdahale etmiyor. Kadınların tepkisi daha çok çalışmak ve evlerini geçindirmekle ilgili" ifadelerine yer verdi.

"Asıl sorun geçim derdi"
Kadınların asıl sorununun geçim derdi olduğunu dile getiren Destegir, "Eğer kadınlar için gerekli zemin oluşturulur, iş ve maaş verilirse sorunun çözüleceğini düşünüyorum" dedi.
Taliban'ın geldiği ilk günlerde kadınların sokağa çıkmaktan çekindiğini, Taliban üyelerinin müdahale edeceğini düşündüklerini dile getiren Destegir şunları kaydetti:
"İlk başta kimse eşi olmadan sokağa çıkamadı. Fakat daha sonra gördük ki bir müdahale söz konusu değil. Kimseye neden tek başınıza dışarıdasınız demediler. Hatta şunu söyleyebilirim ki onların (Taliban) gelmesiyle bazı şeyler düzeldi. Artık kimse rüşvet alamıyor. Torpille işe girme dönemi son buldu. Güvenlik hakim oldu. Bu açılardan çok iyi oldu. Taliban’ın korkusuyla ne rüşvet alabiliyorlar ne de hırsızlık oluyor."

"Beklentimiz, kızların okuma ve çalışmalarına izin vermeleri"
Hukuk fakültesi 4'üncü sınıf öğrencisi, 23 yaşındaki Melike ise Taliban yönetiminin gelmesi sonrasında kadınların durumunun kötüleştiğini söyledi.
Melike, "Şu an kadınların durumu iyi değil. Eskiden kadınlar okula ve işe gidebiliyorlardı. Kızların okulları başlamadı, işe izin vermiyorlar. Kadınlar bu konularda endişeli. Durumumuzun iyi olmadığını söyleyebilirim. Beklentimiz, kızların okuma ve çalışmalarına izin vermeleri çünkü kadın ve erkekler eşit haklara sahip."

"Taliban'dan beklentimiz kadınlara haklarını vermesi"
Kabil’de lise öğrencisi, 16 yaşındaki Uranga Mayar da Taliban'ın kızların okula gitmeleri ve iş hayatıyla ilgili getirdiği sınırlamalardan şikayetçi.
Taliban'ın gelmesiyle 6. sınıftan sonra kızların okula gitmesine izin verilmediğini hatırlatan Mayar, "Bizim geleceğimiz belli değil. Bir toplumun tek isteği sadece güvenlik değildir. Biz Taliban'dan okula gitmeyi ve çalışmayı istiyoruz. Bazı kadınlar var ki evde tek çalışan olarak eve ekmek getirirdi, şimdi onlar çalışamıyor" dedi.
Mayar, Taliban yönetiminden talepleriyle ilgili şunları kaydetti:
"Bizim Taliban'dan beklentimiz eğitim ve çalışmaya izin vermesi, eğitim ve ekonomi alanında gelişmeler sağlaması ve kadınlara haklarını vermesi."

"Taliban'dan özel bir beklentim yok"
Verdek kentine bağlı Çek ilçesinde yaşayan 18 yaşındaki Sayda ise bölgelerinin uzun zamandır Taliban kontrolünde olduğunu ve herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını söyledi.
Sayda, "Biz Taliban'dan memnunuz. Zaten eskiden de biz onların hakim olduğu bölgede yaşıyorduk. Bizce hiçbir sıkıntısı yok" dedi.
Kendi bölgelerinde Taliban'ın kızların okumalarına izin vermediğini belirten Sayda, bu nedenle 3. sınıfa kadar okuyabildiğini ifade etti.
"Taliban’dan beklentiniz nedir?" sorusunu Sayda, "Özel bir beklentim yok. Biz onlardan bir kötülük görmedik. Bizim isteğimiz ülkemizde savaş olmasın, başka bir beklentimiz yok" dedi.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.