Irak yargısı, Erbil'de düzenlenen 'Barış ve Yeniden Kazanmak’ konferansına katılanları takibe aldı

Iraklı eski milletvekili Misal el-Alusi.
Iraklı eski milletvekili Misal el-Alusi.
TT

Irak yargısı, Erbil'de düzenlenen 'Barış ve Yeniden Kazanmak’ konferansına katılanları takibe aldı

Iraklı eski milletvekili Misal el-Alusi.
Iraklı eski milletvekili Misal el-Alusi.

Irak yargısı, geçtiğimiz cuma günü Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil'de düzenlenen, bölgede barışın tesisi ve İsrail ile normalleşme çağrısında bulunulan Barış ve Yeniden Kazanmak adlı konferansa katılan çok sayıda kişi hakkında tutuklama emri çıkardı. Konferansa katılanların önemli bir kısmı söz konusu adımın ardından geri adım atmak ve özür dilemek zorunda kaldı.
Konferansa ve sonuçlarına yönelik alınan bu karar, eski rejimin ABD’lilerin eline geçmesinin yaklaşık bir yıl ardından İsrail'i ziyaret eden Iraklı politikacı ve eski milletvekili Misal el-Alusi’yi de kapsıyor. Aleyhinde tutuklama kararı çıkarılan ancak kendi ifade ettiğine göre ameliyat olmak için şu an Almanya’da ikamet eden Alusi, normalleşmeye olan inancını ve İsrail ile ilişki kurma çağrısını yinelese de söz konusu konferans ile herhangi bir bağlantısı olmadığını savundu.
İsrail'e yaptığı ziyaretin bir yıl ardından iki oğlunu El Kaide'nin Mezopotamya'da düzenlediği bir operasyonda kaybeden Alusi, eski Irak Kültür Bakanı Esad el-Haşimi'yi söz konusu suikastı planlamakla suçlamıştı. Zira ziyareti öncesinde Alusi’nin evi yakınlarındaki bir camide imamlık yapan Bakan Haşimi, İsrail'e gitmesi nedeniyle Iraklı eski milletvekili aleyhinde kışkırtma politikası izlemişti. Nitekim yürürlükteki Irak yasaları İsrail’in ziyaret edilmesine izin vermiyor. İsrail ile iş birliğinde bulunan herkese için idam cezası öngörülüyor.
Aleyhlerinde tutuklama emri çıkarılan isimler arasında Anbar Şeyhi ve Irak Uyanış (Sahva) Lideri Visam el-Hardan da bulunuyor. Konferansın kapanış bildirisinde İsrail ile normalleşmeye yönelik son kısmı okuyan Hardan, aleyhinde çıkarılan tutuklama emrinin ardından masum olduğunu öne sürdüğü bir bildiri yayınladı. Yahudilerin paralarının ve mülklerinin geri alınması konulu bir konferansa davet edildiğini zannettiğini söyleyen Hardan, normalleşme ve İsrail ile barışa ilişkin ifadelerin yer aldığı açıklamayı okuması istendiğinde şaşırdığını belirtti. Ancak Hardan’ın bu özrü ve İsrail'e karşı başlattığı kampanya işe yaramadı. Irak yargısı Hardan, Alusi ve Irak Kültür Bakanlığı çalışanı Seher et-Tai aleyhinde tutuklama emri çıkardı.
Diğer katılımcılardan bazıları Hardan’ı kendilerini konferansa davet eden kişi olarak suçladılar. Söz konusu tarafların öne sürdüğüne göre konferansın Sahva güçleri sorunlarıyla ilgili olduğunu belirten Hardan, bu isimlerin haklarının gözetileceği ve maaşlarının artırılacağı vaatlerinde bulundu. Sahva Konseyi Başkanı Şeyh Ahmed Ebu Rişa ise Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Hardan, Sahva liderliğini kendine mal ediyor. Ancak bunun durumla uzaktan ya da yakından bir ilgisi yok” ifadelerini kullandı.
Eski Başbakan Nuri el-Maliki, yönetmi sırasında Hardan'ı kendisine yaklaştırmış, Anbar'daki protestolara destek veren pozisyonu nedeniyle Ebu Rişa’nın yerine Sahva sorumluluğunu kendisine vermişti. Ancak Ahmed Ebu Rişa, Anbar’daki Ayn el-Esed Üssü’nde eski ABD Başkanı George W. Bush ile bir araya geldikten iki gün sonra 2007’de El Kaide tarafından öldürülen kardeşi Settar Ebu Rişa’nın kurduğu Sahva liderliği meşruiyetine bağlı kaldı.
IKBY ise söz konusu konferans ve sonuçları ile bağlantısı olmadığını açıkladı. IKBY Hükümet Sözcüsü Cutyar Adil, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Erbil’de gerçekleşen toplantıda sunulanlar, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin görüşünü kesinlikle yansıtmıyor. Hükümet, dış politikayı belirlemenin federal devletin sorumluluğunda olduğunu vurgulayan anayasaya bağlıdır. Anayasaya saygı duyan bölge, şartlarına da uyum sağlar. Bölge açısından herhangi bir ilişkinin kurulması, anayasada yabancı ülkelerle ilişkileri düzenleyen kanunlar ve ilkeler çerçevesinde olmalı. Konferanstan habersiz olan IKBY’nin herhangi bir temsilcisi toplantıya katılmadı. Nitekim hükümet, bu konferansı düzenleyenlere karşı yasal işlem başlattı. Bölge herhangi bir toplantıya gönüllü bir platform olmaya hevesli olsa da hükümet bu toplantıların sonuçlarını üstlenmiyor. Anayasaya uyum sağlayan, Irak egemenliğine saygı gösteren bölge, Irak dış politikası genel çerçevesine bağlılığını sürdürüyor. Anayasa çerçevesinde fikirlerin özgürce ifade edilebileceği ortamın korunmasını istiyor.”
Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ise dün konferans nedeniyle Kürdistan bölgesine yönelik saldırıdan duyduğu şaşkınlığı dile getirdi. KDP üyesi İmad Baclan şu açıklamada bulundu:
“Barış ve Yeniden Kazanmak adı altında düzenlenen konferansla uzaktan yakından herhangi bir ilgisi olmayan Kürdistan, Sünni ve Şiiler arasındaki sorunların bir parçası olmayacak. Bu konudaki acımasız hamle ve seçim görüşmelerine şaşırıyoruz. İmam Hüseyin'in Erbain günü öncesinde partilerin seçmenleri imajı düzeltilmeye çalışılıyor. Bu konulara yatırım yapmak ve bu yönde görüşmelerde bulunmak, Filistin davasına ya da başka herhangi bir konuya fayda sağlamaz.”
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım Areci de televizyondan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Kimliklerine bağlı kalan Iraklı Yahudi vatandaşları kovuşturmayan yönetim, onlarla tam vatandaşlık haklarına sahip vatandaşlar olarak ilgileniyor. Irak'ın bazı eyaletlerinde az sayıda da olsa Yahudi var. Bağdat'ta yalnızca 4 Iraklı Yahudi mevcut.”



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.