İsrail ile barış temalı Erbil Konferansı’nda neler yaşandı?

Irak’taki bazı aşiret liderleri İbrahim Anlaşmalarına katılmayı talep ediyor. IKBY hükümeti ise Erbil’deki konferansın izni ve onayı olmadan düzenlendiğini açıkladı. Mukteda es-Sadr konferans katılımcılarını ‘iğrenç tipler’ diye niteledi.

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü
TT

İsrail ile barış temalı Erbil Konferansı’nda neler yaşandı?

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü

Basim Francis
New York merkezli Center for Peace Communications (CPC) isimli kuruluşun Başkanı Yahudi asıllı Iraklı Joseph Braude, İsrail ile barışı desteklemek için Erbil kentinde düzenledikleri konferansın, İran’ın ‘yayılmacı’ politikalarına yanıt niteliğinde olan İbrahim Anlaşmaları”na Irak’ın da dahil olmasını isteyen gençler başta olmak üzere ülkede geniş kesimlerinden destek gördüğünü söyledi.
CPC, 24 Ağustos’ta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Erbil kentinde ‘Barış ve Yeniden Kazanmak’ başlığı altında bir konferans düzenledi. Braude’a göre, konferansa Irak’ın Bağdat, Musul, Anbar, Selahaddin ve Diyala kentlerinden aralarında bazı Şii ve Sünni aşiret liderlerinin de bulunduğu 300 civarında isim katıldı.
Braude, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Konferansın hazırlıkları uzun zaman aldı. Konferansın düzenlenmesi için bu zamanlamadan faydalanmak gerekiyordu. Bu zamanlama da bölgedeki siyasi, sosyal ve kültürel gelişmelerin genel çerçevesiyle bağlantılıdır. Iraklıların büyük bir kesiminin özellikle de gençlerin, konferanstaki katılımcıların bahsettiği sebeplerden ötürü Irak’ın İbrahim Anlaşmalarına katılmasını arzuladıkları hiç kimse için bir sır değil. Irak kamuoyu iki eğilim arasında bölünmüş durumda. Birinci eğilim iç savaşları, fitneleri, yolsuzlukları ve krizleri; ikinci eğilim ise bölgedeki gelecek nesillerin istikbali adına kalkınmayı, hoşgörüyü, işbirliğini ve kardeşliği teşvik etme ve geçmişteki musibetlerin üstesinden gelme arzusuyla genişlemeye başlayan İbrahim Anlaşmaları’nı temsil ediyor” diye konuştu.

Barış arzusu
Braude, “Irak’ın barışı arzulaması, İran’ın Irak üzerindeki hegemonyasına yönelik homurdanmaların yansımasıdır. İran’ın yayılmacı politikalarına alternatif aramayı arzulayan bir eksen var. Üçüncü nokta ise bu meselenin köklerinin olmasıdır. Irak’taki Yahudilerin kadim tarihi Kral Nebukadnezar'ın günlerinden başlayıp 20. yüzyılın ortalarına kadar ulaşır. Nitekim 20. yüzyılın ortalarında ülkede hoşgörü ve insanlar arasında dayanışma hakimdi. Temelleri atılmakta olan modern Irak Devleti’nin ilk maliye bakanı Yahudi olan Ezekiyel Sason idi. Iraklılar liyakat, şeffaflık ve vatanseverlik konularında Sason’u örnek gösterir. Irak asıllı Yahudiler de bu ülkeyi özlüyor” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Erbil’deki konferans, Irak Cumhurbaşkanlığı, Bağdat hükümeti ve dini merciler tarafından tepkiyle karşılandı. Sosyal medya platformlarda dolaşan diyaloglar göz önüne alındığında halkın konferansa yönelik tepkilerinin birbirinden farklı olduğu söylenebilir.
Braude, konferansın Irak ve İsrail arasında normalleşmeyi mi amaçladığı sorusuna, “Çabalarımız sivil topluma odaklanıyor. Bizim siyasi meselelerle ilgimiz yok ve böyle meselelere girmeyiz. Biz, bir sivil toplum kuruluşuyuz. Çalışmalarımız sivil, sosyal ve kültürel faaliyetlerle sınırlıdır. Bunun nedeni, siyasi çözümlerin, halkın barışa geniş kapsamlı destek vermesini ve çözümler bulma noktasında esnek olunması gerektirdiği yönündeki inancımızdan kaynaklanıyor. Bu da söz konusu ilkelere dayanan bir toplumsal bilinç olmadıkça gerçekleşmez. Dolayısıyla biz sahada yapıcı bir medya veya bilinçlendirme ya da toplumsal sözleşme gibi düzeylerde çalışıyoruz” diye yanıt verdi.
Braude, “Biz aynı zamanda Arap ülkeleri düzeyinde de çalışıyoruz. Fakat Erbil konferansının kendisine has özellikleri var. Benim annem Irak asıllı. Ağır koşullar nedeniyle zorla yerinden edilmesine rağmen bizi Irak sevgisi ve aidiyeti ile büyüttü. Biz de Irak’taki geniş halk arzusuna cevaben bir şey sunmaya çalıştık” ifadelerini kullandı.
İsrail ile daha önce anlaşma imzalayan Arap ülkeleriyle koordinasyon içinde konferansın düzenlendiği iddiasını yalanlayan Braude, “O anlaşmaları takdir ediyoruz. Fakat bu bize ait bir girişimdi. Yüksek bir maliyet gerektirmedi. Katılmaları için kimseye hiçbir mali destek sunmadık. Herkes kendi iradesiyle ve gönüllü olarak geldi. Biz sadece düzenleme ve organizasyon ücretlerini ödedik” dedi. Iraklı yetkililere, vatandaşlara düşünce özgürlüğü tanıyan demokratik ilkelere bağlı kalma çağrısında bulunan Braude, “Konferansa katılanlara yönelik herhangi bir saldırının olması, demokratik yasalara aykırılık teşkil edecektir” şeklinde konuştu.
Braude, “Uluslararası toplum, insan hakları ilkeleriyle çeliştiği için normalleşme karşıtı sözde kanunları reddediyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Sudan’ın bu kanunları iptal etme kararı memnuniyetle karşılandı. Boykot etmek ise donukluğun ve esnekliğin olmayışına sebep olan yalnızlık anlamına gelir. Barış iki tarafa da uzlaşı, bazı konularda taviz verme ve yapıcı davranma alanı tanır. Bu nedenle bu kanunlar ve politikalar Filistin meselesine asla hizmet etmiyor. Eğer Filistin meselesinin çözümüyle ilgileniyorsam o zaman diyalog ve karşılıklı tanışma için sosyal ilişkilerin oluşturulmasını teşvik etmem gerekir.

IKBY’nin bilgisi ve onayı dışında yapılan konferans
IKBY İçişleri Bakanlığı tarafından konferans hakkında yayınlanan açıklamada “Konferans IKBY hükümetinin bilgisi, onayı ve katılımı olmadan gerçekleştirilmiştir. Bu konferans hiçbir şekilde IKBY hükümetinin resmi tutumunu yansıtmamaktadır. Bu toplantının nasıl düzenlendiğini araştırmak için gerekli işlemler yapılacak” ifadelerine yer verildi.
Bununla birlikte Braude, IKBY İçişleri Bakanlığı’ndan konferans için onay aldığını belirtti ve ekledi, “Bu fırsatı bize verdikleri için onlara çok teşekkür ediyoruz. IKBY hükümetini, barışı arzulayan ve bölgenin seçkin hükümetlerinden biri olarak görüyoruz. Kürt toplumundan isimlerin konferansa katılması ise zikrettiğimiz şehirlerden gelen kesimlerin isteğiyle yapılan davetle gerçekleşti. Öte yandan IKBY bölgedeki ülkelerin çoğuyla geniş kapsamlı ilişkilere sahip. Bize bu fırsatı veren ve konferansa yetkili gönderen IKBY’dir.”
Braude, PCP’nin bundan sonra hangi adımları atacağı sorusuna, “Bu tür zor ve sofistike meseleler üzerinde çalışmanın zor bir görev olmasından ötürü bu adım uzun bir yolda atılan ilk adımdı. Fakat elimizden geldiğince Irak ve diğer ülkelerdeki dostlarımızla birlikte çalışacağız. Biz sadece Filistin-İsrail meselesi üzerinde çalışmıyoruz aynı zamanda genel olarak iç savaşları sona erdirmek için çalışıyoruz. Karşılıklı tanışma için kültürel ve başka programlarımız olacak. İsrail’i ziyaret etmeyi arzulayan herkesi memnuniyetle karşılıyoruz. Neden insanlık için kardeşler arasında karşılıklı tanışma gerçekleşmiyor? Yarım milyon Irak asıllı İsrailli var. Bir kişi bunların kardeşini ziyaret etmesini nasıl engelliyor?” dedi.

Diplomatik ilişkiler
Irak Kültür Bakanlığı’nda arşiv uzmanı olarak görev yapan Seher et-Tai, konferansın sonuç bildirgesini okudu. Bildirgede “İbrahim Anlaşmaları’na katılmak istiyoruz. Bu anlaşmalar nasıl imzacı ülkelerle İsrail arasında diplomatik ilişkiler sağlıyorsa, biz de gelişme ve kalkınma arzusuyla İsrail ile normal ilişkiler ve halkıyla sivil ilişkilere dayalı yeni bir politika talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
Tai, “İster yerel ister harici olsun hiçbir gücün böyle bir çağrı yapmamızı engellemeye hakkı yok” dedi.
ABD’nin gözetiminde Eylül 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında barış anlaşmaları imzalandı.
Konferansa katılanlar arasında yer alan Sahva Silahlı Güçleri lideri Şeyh Visam el-Hardan, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “Basın yayın organlarında ve sosyal medya platformlarında yanılgılar oluştu. Bizim katılımımız yanlış bir şekilde yorumlandı. Sanki İsrail’i kuran ve Filistin topraklarından taviz veren bizmişiz gibi çeşitli suçlamalarla karşılaştık. En basit tabirle biz, barış davetçileriyiz. Biz sadece misafirdik. Konferansın hazırlık komitesi tarafından hazırlanan konuşmayı yaptım. Konuşanlar arasında tanındığım için de beni seçtiler. İçinde normalleşme kelimesi geçen bir ifade okudum. Oradaki normalleşmeden kasıt, daimi barışın sağlanması için Filistinliler ile Yahudiler arasındaki normalleşmeydi. Soruyorum: barışa çağıran kimse cezalandırılır mı? Yoksa savaşmamız mı gerekiyor? Biz diyoruz ki; savaşa ve çatışmaya elveda. 20 yıldır şiddet ve savaştan ne kazandık?” ifadelerini kullandı.

Meşru talep
Hardan, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Normalleşme kelimesi yanlış bir şekilde yorumlandı. Irak’ın İsrail ile ortak sınırı yok. İkincisi, normalleşme meselesi devlet kurumlarının ve resmi kanalların görevleri arasında yer alıyor. Biz halk olarak veya halkın bir kesimi olarak buna karar verecek yetkiye sahip değiliz. Öte yandan toplumun farklı kesimlerinden oluşan katılımcıların tamamı federal bölgelerin aktifleştirilmesi talebiyle sivil unvanla geldi. Bu, Anayasa’nın bir maddesi ve meşru bir taleptir. Biz, tüm insanlık ve dinler arasında eşitlik, adalet ve barışın temin edilmesi için çalışan barış elçileriyiz. Irak İbrahim Peygamber ile başlayan dinlerin ülkesi olması hasebiyle krizlerin, nefretin ve din düşmanlığının yaratılmasına karşıyız. Yahudileri (Irak’tan) tehcir edenlerin Iraklılar olmadığını söyledik. Çünkü ülkemiz İngiltere mandası altındaydı. O dönem yaşananlardan İngiltere sorumludur. Yahudilerin Irak’a geri dönerek mallarını talep etmeleri halinde tavrımızın nasıl olacağı soruldu. Biz de onlara bunun Irak Devleti’nin kararına bağlı olduğunu söyledik. Katılımcıların İsrail’i ziyaret etme niyeti yoktu. Benim gelecekte İsrail’i ziyaret etmek gibi bir hedefim veya gayem yok. Irak’tan tehcir edilen hiçbir Yahudi ile akrabalık bağımız da yok. Bizim amacımız, barış için tamamen insani bir bakış açısından doğuyor. Bu ilk ve tek katılımdı. Gelecekte benzer adımlar atacağımızı sanmıyorum.”
Irak merkezi hükümetinin katılımcılar hakkında adli takibat başlatmasıyla ilgili endişelere değinen Hardan, “Muhtemelen konferansa katılan Iraklılar hakkında işlem başlatılması için Iraklı yetkililerin girişimleri olacaktır. Fakat bu girişimlerin en nihayetinde insafla ve kanunen güvence altına alınan demokrasiyle bağdaşmayacağını düşünüyorum. Ayrıca cezalandırılmamızı gerektirecek ne suç işledik?” diye konuştu.
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, konferansa katılanları “iğrenç tipler” diye niteleyerek, IKBY hükümetine “bu tür terörist ve Siyonist toplantıları engelleme” çağrısında bulundu. Merkezi hükümetin tüm katılımcıları suçlu sayması ve tutuklaması gerektiğini belirten Sadr, “Hukuken, aklen ve ulusal açıdan üzerimize düşeni yapacağız ve Allah’ın rızasına erişmek için hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmayacağız. Müminler bu iğrenç tiplerle meşgul olmaya başlamak için bizden emir beklesin. Irak normalleşmeye başkaldırdı. Çoğunluğun ve Başbakanlığın ardından bizim de bir pozisyonumuz olacak. ‘Bekleyin, biz de bekliyoruz’” ifadelerini kullandı.
Merkezi hükümete İsrail ile normalleşme çağrısı yapan kişileri tutuklaması yönünde çağrıda bulundu. Sadr dün yaptığı açıklamada “Erbil’in bu toplantıları engellemesi gerektiğini” söyleyerek “normalleşme yanlısı toplantıları engellemek için yasal, akli ve ulusal olarak çalışmakla” tehdit etti.

Katılımcılar hakkında tutuklama kararı
Irak Yüksek Yargı Konseyi, aralarında eski bir vekilin de bulunduğu konferansa katılımcılarından 3 kişi hakkında tutuklama kararı aldı.
Konseyin internet sayfasında yayınlanan açıklamada, “Kerh Birinci Sorgu Mahkemesi, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’nın sunduğu bilgilere dayanarak, İsrail ile normalleşme çağrısı yapan Visam el-Hardan hakkında tutuklama kararı verdi. Mahkeme aynı suçtan Misal el-Alusi ve Kültü Bakanlığı çalışanı Seher Kerim et-Tai hakkında da tutuklama kararı verdi” denildi. Açıklamada ayrıca geri kalan katılımcıların tam isimlerinin öğrenilmesi durumunda haklarında hukuki işlemlerin başlatılacağı bilgisi paylaşıldı.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.