İsrail ile barış temalı Erbil Konferansı’nda neler yaşandı?

Irak’taki bazı aşiret liderleri İbrahim Anlaşmalarına katılmayı talep ediyor. IKBY hükümeti ise Erbil’deki konferansın izni ve onayı olmadan düzenlendiğini açıkladı. Mukteda es-Sadr konferans katılımcılarını ‘iğrenç tipler’ diye niteledi.

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü
TT

İsrail ile barış temalı Erbil Konferansı’nda neler yaşandı?

Ekran görüntüsü
Ekran görüntüsü

Basim Francis
New York merkezli Center for Peace Communications (CPC) isimli kuruluşun Başkanı Yahudi asıllı Iraklı Joseph Braude, İsrail ile barışı desteklemek için Erbil kentinde düzenledikleri konferansın, İran’ın ‘yayılmacı’ politikalarına yanıt niteliğinde olan İbrahim Anlaşmaları”na Irak’ın da dahil olmasını isteyen gençler başta olmak üzere ülkede geniş kesimlerinden destek gördüğünü söyledi.
CPC, 24 Ağustos’ta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Erbil kentinde ‘Barış ve Yeniden Kazanmak’ başlığı altında bir konferans düzenledi. Braude’a göre, konferansa Irak’ın Bağdat, Musul, Anbar, Selahaddin ve Diyala kentlerinden aralarında bazı Şii ve Sünni aşiret liderlerinin de bulunduğu 300 civarında isim katıldı.
Braude, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Konferansın hazırlıkları uzun zaman aldı. Konferansın düzenlenmesi için bu zamanlamadan faydalanmak gerekiyordu. Bu zamanlama da bölgedeki siyasi, sosyal ve kültürel gelişmelerin genel çerçevesiyle bağlantılıdır. Iraklıların büyük bir kesiminin özellikle de gençlerin, konferanstaki katılımcıların bahsettiği sebeplerden ötürü Irak’ın İbrahim Anlaşmalarına katılmasını arzuladıkları hiç kimse için bir sır değil. Irak kamuoyu iki eğilim arasında bölünmüş durumda. Birinci eğilim iç savaşları, fitneleri, yolsuzlukları ve krizleri; ikinci eğilim ise bölgedeki gelecek nesillerin istikbali adına kalkınmayı, hoşgörüyü, işbirliğini ve kardeşliği teşvik etme ve geçmişteki musibetlerin üstesinden gelme arzusuyla genişlemeye başlayan İbrahim Anlaşmaları’nı temsil ediyor” diye konuştu.

Barış arzusu
Braude, “Irak’ın barışı arzulaması, İran’ın Irak üzerindeki hegemonyasına yönelik homurdanmaların yansımasıdır. İran’ın yayılmacı politikalarına alternatif aramayı arzulayan bir eksen var. Üçüncü nokta ise bu meselenin köklerinin olmasıdır. Irak’taki Yahudilerin kadim tarihi Kral Nebukadnezar'ın günlerinden başlayıp 20. yüzyılın ortalarına kadar ulaşır. Nitekim 20. yüzyılın ortalarında ülkede hoşgörü ve insanlar arasında dayanışma hakimdi. Temelleri atılmakta olan modern Irak Devleti’nin ilk maliye bakanı Yahudi olan Ezekiyel Sason idi. Iraklılar liyakat, şeffaflık ve vatanseverlik konularında Sason’u örnek gösterir. Irak asıllı Yahudiler de bu ülkeyi özlüyor” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Erbil’deki konferans, Irak Cumhurbaşkanlığı, Bağdat hükümeti ve dini merciler tarafından tepkiyle karşılandı. Sosyal medya platformlarda dolaşan diyaloglar göz önüne alındığında halkın konferansa yönelik tepkilerinin birbirinden farklı olduğu söylenebilir.
Braude, konferansın Irak ve İsrail arasında normalleşmeyi mi amaçladığı sorusuna, “Çabalarımız sivil topluma odaklanıyor. Bizim siyasi meselelerle ilgimiz yok ve böyle meselelere girmeyiz. Biz, bir sivil toplum kuruluşuyuz. Çalışmalarımız sivil, sosyal ve kültürel faaliyetlerle sınırlıdır. Bunun nedeni, siyasi çözümlerin, halkın barışa geniş kapsamlı destek vermesini ve çözümler bulma noktasında esnek olunması gerektirdiği yönündeki inancımızdan kaynaklanıyor. Bu da söz konusu ilkelere dayanan bir toplumsal bilinç olmadıkça gerçekleşmez. Dolayısıyla biz sahada yapıcı bir medya veya bilinçlendirme ya da toplumsal sözleşme gibi düzeylerde çalışıyoruz” diye yanıt verdi.
Braude, “Biz aynı zamanda Arap ülkeleri düzeyinde de çalışıyoruz. Fakat Erbil konferansının kendisine has özellikleri var. Benim annem Irak asıllı. Ağır koşullar nedeniyle zorla yerinden edilmesine rağmen bizi Irak sevgisi ve aidiyeti ile büyüttü. Biz de Irak’taki geniş halk arzusuna cevaben bir şey sunmaya çalıştık” ifadelerini kullandı.
İsrail ile daha önce anlaşma imzalayan Arap ülkeleriyle koordinasyon içinde konferansın düzenlendiği iddiasını yalanlayan Braude, “O anlaşmaları takdir ediyoruz. Fakat bu bize ait bir girişimdi. Yüksek bir maliyet gerektirmedi. Katılmaları için kimseye hiçbir mali destek sunmadık. Herkes kendi iradesiyle ve gönüllü olarak geldi. Biz sadece düzenleme ve organizasyon ücretlerini ödedik” dedi. Iraklı yetkililere, vatandaşlara düşünce özgürlüğü tanıyan demokratik ilkelere bağlı kalma çağrısında bulunan Braude, “Konferansa katılanlara yönelik herhangi bir saldırının olması, demokratik yasalara aykırılık teşkil edecektir” şeklinde konuştu.
Braude, “Uluslararası toplum, insan hakları ilkeleriyle çeliştiği için normalleşme karşıtı sözde kanunları reddediyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Sudan’ın bu kanunları iptal etme kararı memnuniyetle karşılandı. Boykot etmek ise donukluğun ve esnekliğin olmayışına sebep olan yalnızlık anlamına gelir. Barış iki tarafa da uzlaşı, bazı konularda taviz verme ve yapıcı davranma alanı tanır. Bu nedenle bu kanunlar ve politikalar Filistin meselesine asla hizmet etmiyor. Eğer Filistin meselesinin çözümüyle ilgileniyorsam o zaman diyalog ve karşılıklı tanışma için sosyal ilişkilerin oluşturulmasını teşvik etmem gerekir.

IKBY’nin bilgisi ve onayı dışında yapılan konferans
IKBY İçişleri Bakanlığı tarafından konferans hakkında yayınlanan açıklamada “Konferans IKBY hükümetinin bilgisi, onayı ve katılımı olmadan gerçekleştirilmiştir. Bu konferans hiçbir şekilde IKBY hükümetinin resmi tutumunu yansıtmamaktadır. Bu toplantının nasıl düzenlendiğini araştırmak için gerekli işlemler yapılacak” ifadelerine yer verildi.
Bununla birlikte Braude, IKBY İçişleri Bakanlığı’ndan konferans için onay aldığını belirtti ve ekledi, “Bu fırsatı bize verdikleri için onlara çok teşekkür ediyoruz. IKBY hükümetini, barışı arzulayan ve bölgenin seçkin hükümetlerinden biri olarak görüyoruz. Kürt toplumundan isimlerin konferansa katılması ise zikrettiğimiz şehirlerden gelen kesimlerin isteğiyle yapılan davetle gerçekleşti. Öte yandan IKBY bölgedeki ülkelerin çoğuyla geniş kapsamlı ilişkilere sahip. Bize bu fırsatı veren ve konferansa yetkili gönderen IKBY’dir.”
Braude, PCP’nin bundan sonra hangi adımları atacağı sorusuna, “Bu tür zor ve sofistike meseleler üzerinde çalışmanın zor bir görev olmasından ötürü bu adım uzun bir yolda atılan ilk adımdı. Fakat elimizden geldiğince Irak ve diğer ülkelerdeki dostlarımızla birlikte çalışacağız. Biz sadece Filistin-İsrail meselesi üzerinde çalışmıyoruz aynı zamanda genel olarak iç savaşları sona erdirmek için çalışıyoruz. Karşılıklı tanışma için kültürel ve başka programlarımız olacak. İsrail’i ziyaret etmeyi arzulayan herkesi memnuniyetle karşılıyoruz. Neden insanlık için kardeşler arasında karşılıklı tanışma gerçekleşmiyor? Yarım milyon Irak asıllı İsrailli var. Bir kişi bunların kardeşini ziyaret etmesini nasıl engelliyor?” dedi.

Diplomatik ilişkiler
Irak Kültür Bakanlığı’nda arşiv uzmanı olarak görev yapan Seher et-Tai, konferansın sonuç bildirgesini okudu. Bildirgede “İbrahim Anlaşmaları’na katılmak istiyoruz. Bu anlaşmalar nasıl imzacı ülkelerle İsrail arasında diplomatik ilişkiler sağlıyorsa, biz de gelişme ve kalkınma arzusuyla İsrail ile normal ilişkiler ve halkıyla sivil ilişkilere dayalı yeni bir politika talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
Tai, “İster yerel ister harici olsun hiçbir gücün böyle bir çağrı yapmamızı engellemeye hakkı yok” dedi.
ABD’nin gözetiminde Eylül 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında barış anlaşmaları imzalandı.
Konferansa katılanlar arasında yer alan Sahva Silahlı Güçleri lideri Şeyh Visam el-Hardan, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, “Basın yayın organlarında ve sosyal medya platformlarında yanılgılar oluştu. Bizim katılımımız yanlış bir şekilde yorumlandı. Sanki İsrail’i kuran ve Filistin topraklarından taviz veren bizmişiz gibi çeşitli suçlamalarla karşılaştık. En basit tabirle biz, barış davetçileriyiz. Biz sadece misafirdik. Konferansın hazırlık komitesi tarafından hazırlanan konuşmayı yaptım. Konuşanlar arasında tanındığım için de beni seçtiler. İçinde normalleşme kelimesi geçen bir ifade okudum. Oradaki normalleşmeden kasıt, daimi barışın sağlanması için Filistinliler ile Yahudiler arasındaki normalleşmeydi. Soruyorum: barışa çağıran kimse cezalandırılır mı? Yoksa savaşmamız mı gerekiyor? Biz diyoruz ki; savaşa ve çatışmaya elveda. 20 yıldır şiddet ve savaştan ne kazandık?” ifadelerini kullandı.

Meşru talep
Hardan, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Normalleşme kelimesi yanlış bir şekilde yorumlandı. Irak’ın İsrail ile ortak sınırı yok. İkincisi, normalleşme meselesi devlet kurumlarının ve resmi kanalların görevleri arasında yer alıyor. Biz halk olarak veya halkın bir kesimi olarak buna karar verecek yetkiye sahip değiliz. Öte yandan toplumun farklı kesimlerinden oluşan katılımcıların tamamı federal bölgelerin aktifleştirilmesi talebiyle sivil unvanla geldi. Bu, Anayasa’nın bir maddesi ve meşru bir taleptir. Biz, tüm insanlık ve dinler arasında eşitlik, adalet ve barışın temin edilmesi için çalışan barış elçileriyiz. Irak İbrahim Peygamber ile başlayan dinlerin ülkesi olması hasebiyle krizlerin, nefretin ve din düşmanlığının yaratılmasına karşıyız. Yahudileri (Irak’tan) tehcir edenlerin Iraklılar olmadığını söyledik. Çünkü ülkemiz İngiltere mandası altındaydı. O dönem yaşananlardan İngiltere sorumludur. Yahudilerin Irak’a geri dönerek mallarını talep etmeleri halinde tavrımızın nasıl olacağı soruldu. Biz de onlara bunun Irak Devleti’nin kararına bağlı olduğunu söyledik. Katılımcıların İsrail’i ziyaret etme niyeti yoktu. Benim gelecekte İsrail’i ziyaret etmek gibi bir hedefim veya gayem yok. Irak’tan tehcir edilen hiçbir Yahudi ile akrabalık bağımız da yok. Bizim amacımız, barış için tamamen insani bir bakış açısından doğuyor. Bu ilk ve tek katılımdı. Gelecekte benzer adımlar atacağımızı sanmıyorum.”
Irak merkezi hükümetinin katılımcılar hakkında adli takibat başlatmasıyla ilgili endişelere değinen Hardan, “Muhtemelen konferansa katılan Iraklılar hakkında işlem başlatılması için Iraklı yetkililerin girişimleri olacaktır. Fakat bu girişimlerin en nihayetinde insafla ve kanunen güvence altına alınan demokrasiyle bağdaşmayacağını düşünüyorum. Ayrıca cezalandırılmamızı gerektirecek ne suç işledik?” diye konuştu.
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, konferansa katılanları “iğrenç tipler” diye niteleyerek, IKBY hükümetine “bu tür terörist ve Siyonist toplantıları engelleme” çağrısında bulundu. Merkezi hükümetin tüm katılımcıları suçlu sayması ve tutuklaması gerektiğini belirten Sadr, “Hukuken, aklen ve ulusal açıdan üzerimize düşeni yapacağız ve Allah’ın rızasına erişmek için hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmayacağız. Müminler bu iğrenç tiplerle meşgul olmaya başlamak için bizden emir beklesin. Irak normalleşmeye başkaldırdı. Çoğunluğun ve Başbakanlığın ardından bizim de bir pozisyonumuz olacak. ‘Bekleyin, biz de bekliyoruz’” ifadelerini kullandı.
Merkezi hükümete İsrail ile normalleşme çağrısı yapan kişileri tutuklaması yönünde çağrıda bulundu. Sadr dün yaptığı açıklamada “Erbil’in bu toplantıları engellemesi gerektiğini” söyleyerek “normalleşme yanlısı toplantıları engellemek için yasal, akli ve ulusal olarak çalışmakla” tehdit etti.

Katılımcılar hakkında tutuklama kararı
Irak Yüksek Yargı Konseyi, aralarında eski bir vekilin de bulunduğu konferansa katılımcılarından 3 kişi hakkında tutuklama kararı aldı.
Konseyin internet sayfasında yayınlanan açıklamada, “Kerh Birinci Sorgu Mahkemesi, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’nın sunduğu bilgilere dayanarak, İsrail ile normalleşme çağrısı yapan Visam el-Hardan hakkında tutuklama kararı verdi. Mahkeme aynı suçtan Misal el-Alusi ve Kültü Bakanlığı çalışanı Seher Kerim et-Tai hakkında da tutuklama kararı verdi” denildi. Açıklamada ayrıca geri kalan katılımcıların tam isimlerinin öğrenilmesi durumunda haklarında hukuki işlemlerin başlatılacağı bilgisi paylaşıldı.



Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
TT

Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)

Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan silahlı çeteler, son dönemde örgütlenme ve operasyonel taktiklerini değiştirerek “Hamas” yönetimini güvenlik açısından zorlamaya başladı. İlk aşamada dağınık ve etkisiz yapılar olarak görülen bu gruplar, özellikle son bir ayda gerçekleştirdikleri suikastlarla dikkat çekti.

Başlangıçta dağınık hareket eden çeteler zamanla organize oldular

İlk aşamada “Hamas” yönetimini zorlayabilecek bir güç olarak görülen silahlı çeteler, ilerleyen süreçte beklentilerin gerisinde kaldı. Dağınık yapıları ve sürdürülebilir bir örgütlenme kuramamaları, bu grupların etkisini zayıflattı.

sdfrg
Gazze’de “Hamas” karşıtı silahlı bir gruba liderlik eden Filistinli Yaser Ebu Şebab (Yedioth Ahronoth tarafından yayımlanan fotoğraf)

En fazla ün kazanan yapı, daha önce Hamas yönetimi tarafından adli suçlar nedeniyle tutuklu bulunan Yaser Ebu Şebab’ın liderliğini yaptığı çeteydi. Ebu Şebab, Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla serbest kaldıktan sonra, akrabaları ve yakın çevresiyle birlikte insani yardımların yağmalanmasında rol aldı ve Refah’ın doğusunda, İsrail kontrolündeki bölgelerde silahlı bir grup kurdu.

İsrail’in bir süre Ebu Şebab çetesini Hamas’a karşı alternatif bir güç olarak değerlendirdiği, Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan gelen yardımların yağmalanması ve Hamas karşıtı ailelerle yaşanan silahlı gerilimlerde bu grubu dolaylı olarak kullandığı belirtiliyor.

dfrt
Husam el-Esdal (fotoğrafta ortada), Gazze Şeridi’nde çekildiği belirtilen, tarihsiz bir karede silahlı grubunun üyeleriyle birlikte; fotoğraf Facebook’ta yayımlandı (Esdal’ın Facebook sayfası)

Hamas ise her seferinde bu girişimlere sert şekilde karşılık verdi. Çatışmalarda her iki taraftan da kayıplar yaşanırken, özellikle çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bazı aileler ağır bedeller ödedi. Ateşkes sonrasında Hamasın daha da güçlenerek bazı aşiret ve ailelere yönelik operasyonlar düzenlediği, bunun da İsrail’le iş birliği yapanlara yönelik caydırıcı bir mesaj olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Yeni çeteler, yeni yöntemler

Bu süreçte Gazze’nin farklı bölgelerinde başka silahlı çeteler de ortaya çıktı. Güney Han Yunus’ta Husam el-Esdal, Gazze kentinin doğusunda Rami Halis, kuzeyde Eşref el-Mansi ve en son olarak Han Yunus’un kuzeydoğusunda Şevki Ebu Nasira’nın liderliğinde gruplar kuruldu. Bu yapılar kendilerini “terörle mücadele güçleri” veya “halk güçleri” gibi adlarla tanımladı.

sdfvgth
Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, Gazze’nin güneyindeki Refah’ta (Arşiv – Reuters)

Yaser Ebu Şebab’ın Refah’ın doğusunda ailevi bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken öldürülmesinin ardından, grubun fiili liderliğini yardımcısı Gassan ed-Dehini üstlendi. Ancak Ebu Şebab çetesinin etkisi, liderinin öldürülmesiyle birlikte büyük ölçüde azaldı. Bazı üyeleri Hamas tarafından düzenlenen pusularda öldürüldü ya da yakalandı.

gthyyju
Husam el-Esdal (WAFA)

Son dönemde özellikle Rami Halis’in liderliğindeki çetenin taktik değişikliğine gittiği belirtiliyor. Bu grubun, Şucaiyye ve Tuffah mahallelerinde “sarı hat” olarak bilinen bölgeye yaklaşan sivillere ateş açtığı ve bir konut alanını İsrail talebiyle boşalttığı bildirildi. Bu gelişme, çetelerin daha tehlikeli bir aşamaya geçtiği şeklinde yorumlandı.

Suikastlar alarm zillerini çaldırdı

Son bir ay içinde iki Hamas güvenlik yetkilisinin evlerinin yakınında öldürülmesi, dengeleri değiştirdi. İlk suikast 14 Aralık 2025’te Orta Gazze’deki Megazi Mülteci Kampı’nda, İç Güvenlik Teşkilatı mensubu Ahmed Zemzem’e yönelik gerçekleştirildi. İkinci suikast ise 12 Ocak’ta Han Yunus’ta, Hamas hükümetine bağlı istihbarat müdürü Mahmud el-Esdal’ın öldürülmesiyle yaşandı.

dfgt
Gazze’de Hamas mensubu savaşçılar (Arşiv – Reuters)

Saha kaynaklarına göre bu iki saldırı, Şevki Ebu Nasira ve Husam el-Esdal’ın liderliğindeki gruplar tarafından, uzun süreli takiplerin ardından gerçekleştirildi. Operasyonlarda susturucu takılı tabancalar ve vücuda monte edilmiş küçük kameralar kullanıldığı, bunun da İsrail desteğine işaret ettiği ifade ediliyor.

Aynı kaynaklar, bu çetelerin ilk kez İsrail yapımı yeni silahlar, hatta tanksavar mühimmatları temin ettiğini belirtiyor. Daha önce bu düzeyde bir silah desteği, diğer çetelere verilmemişti.

İsrail’le bağlar ve güvenlik kaygısı

Saha bilgilerine göre Ebu Nasira ve Husam el-Esdal, geçmişte Filistin Yönetimi güvenlik aygıtlarında üst düzey görevlerde bulundu. El-Esdal’ın İsrail istihbarat servisleri tarafından eğitildiği ve 2018’de Malezya’da “İzzeddin el-Kassam Tugayları” mensubu mühendis Fadi el-Batş’ın suikastında rol aldığı iddia ediliyor.

dcfrgty
Gazze kentinde bir bölgeyi koruyan Hamas mensubu iki silahlı kişi (Arşiv – AFP)

Bu iki ismin sahip olduğu güvenlik ve istihbarat tecrübesinin, özellikle Hamasın yeni kadroları arasından eleman devşirmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor.

Hamas alarmda

Yaşanan gelişmeler, Hamasın güvenlik alarm seviyesini yükseltmesine yol açtı. Hareket, lider kadrosu ve güvenlik mensuplarına yönelik yeni talimatlar yayımlayarak, günlük hareket güzergâhlarının değiştirilmesini, kişisel güvenliğin artırılmasını ve cep telefonu kullanımının sınırlandırılmasını istedi.

cdfgt
Gazze kentindeki bir caddede Hamas’a bağlı polis unsurları, 1 Ekim 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları, İsrail’in istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, bu silahlı çetelerin yeni suikastlar düzenleyebileceği endişesiyle önlemlerin sıkılaştırıldığını vurguluyor.


Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
TT

Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)

Yemen’in geçici başkenti Aden, sivil kimliğini yeniden kazanmak, devletin ve kurumlarının varlığını güçlendirmek amacıyla kapsamlı bir dizi adımı hızla hayata geçiriyor. Güvenlik düzenlemeleri, geniş çaplı temizlik kampanyaları, trafik ve ulaşımın yeniden organize edilmesi ile ekonomik ve kültürel öncelikli dosyaların canlandırılmasını kapsayan bu adımlar, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi hedefliyor.

Söz konusu çalışmalar, hizmet kalitesini artırmayı, istikrarı pekiştirmeyi ve Aden’i birlikte yaşam kenti olarak yeniden konumlandırmayı amaçlayan bütüncül bir vizyon çerçevesinde yürütülüyor.

Bu kapsamda Amalika Tugayları, Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mahrami’nin talimatları doğrultusunda, askeri güçlerin Aden dışına yeniden konuşlandırılmasına yönelik planın ikinci aşamasını uyguladı. Buna göre, diplomatik bölgenin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin görevler ulusal güvenlik güçlerine devredildi. Bu adım, askeri birliklerin şehir dışına çıkarılması ve kurumsal güvenlik yapısının güçlendirilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Teslim edilen bölgeler arasında, çok sayıda büyükelçilik, konsolosluk ve uluslararası kuruluşun merkezlerine ev sahipliği yapan Büyükelçilikler Mahallesi ile el-Urud Meydanı da yer aldı. Bu durum, diplomatik öneme sahip hayati bölgelerde en üst düzey güvenliğin sağlanmasına verilen önemi ortaya koyuyor.

fdvedrv
Aden'deki kampların kaldırılması planının ikinci aşamasının uygulanmasına başlandı. (Hükümet medyası)

Bu adımlar, askeri birliklerin şehirlerin dışına konuşlandırılmasını öngören daha geniş kapsamlı bir planın parçası olarak gerçekleştiriliyor. Amaç, silahlı görüntüleri azaltmak, vatandaşların güvenini artırmak ve sivil yaşam için istikrarlı bir ortam hazırlamak.

Amalika Tugayları, bu ayın başında, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ve yerel yönetim ile koordineli olarak, kamu düzeninin korunması ve kamu ile özel çıkarların güvence altına alınmasını desteklemek için müdahalede bulunmuştu. Bu süreçte Suudi Arabistan liderliğindeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, askeri kamp ve birliklerin şehir dışına çıkarılmasını, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesini ve askeri yapılanmanın yeniden yapılandırılmasını sürdürüyor.

Temizlik ve topluluk ortaklığı

Güvenlik çalışmalarının paralelinde, Aden yerel yönetimi, vilayetin tüm ilçelerinde ‘Güçlü ve Sivil Yeni Aden İçin Birlikte’ sloganıyla kapsamlı bir temizlik kampanyası başlattı. Aden Valiliği Birinci Vekili Muhammed Şazeli’nin başkanlık ettiği geniş katılımlı toplantıda, kampanyanın uygulanma mekanizmaları ele alındı. Toplantıya geniş bir toplum kesimi dahil edilirken, tüm ilçelerde ayda bir gün temizlik günü olarak belirlenmesi kararlaştırıldı.

frgthy
Aden, Yemen'de medeniyetin ve birlikte yaşamanın sembolünü temsil ediyor. (Yerel medya)

Şazeli, kampanyanın temizlik kültürünü ortak bir sorumluluk olarak yerleştirmeyi, toplum temelli çalışmaları güçlendirmeyi, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi ve çevrenin korunmasını hedeflediğini vurguladı. Şazeli, gençler, öğrenciler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti; okullarda farkındalık programlarının desteklenmesi, medyanın aktif rol oynaması ve yerel sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün kampanyanın başarısına katkıda bulunması gerektiğini belirtti.

Buna karşılık, Temizlik ve Kent Geliştirme Fonu’nun İcra Direktörü Kaid Raşid, kampanyanın düzenli ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesi için gerekli teknik ve lojistik imkanları sağlayacağını ve ilgili kurumlarla koordinasyonu üstleneceğini taahhüt etti.

Toplantıda ayrıca, kampanyayı hazırlamak ve denetlemek üzere küçük bir komite kurulması kararlaştırıldı. Kampanya, önce pilot uygulama olarak bir ilçede başlatılacak ve değerlendirme sonrasında diğer ilçelere genişletilecek.

Dosyaları düzenleme ve taşıma

Sivil yaşamın normalleşmesi ve Aden’in sivil kimliğinin yeniden kazanılması çerçevesinde, Aden Valisi ve Devlet Bakanı Abdurrahman Şeyh el-Yafei, kara ulaşımı ofisi ve trafik polisi yönetimi yetkililerinin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, ulaşım ve trafik sektörlerinin düzenlenmesi ele alındı. Vali, kurumsal performansın yükseltilmesinin, özellikle vatandaşların hizmet alma kalitesini artırmada önemli rol oynayacağını vurguladı ve mevcut yaşam zorlukları göz önünde bulundurularak hizmetlerin iyileştirilmesinin önemine dikkat çekti.

fvgfr
Aden'deki trafik ve yolcu taşımacılığı istasyonlarının yeniden düzenlenmesi toplantısından (Hükümet medyası)

Toplantıda, yolcu taşımacılığı istasyonlarının düzenlenmesi, bazı istasyonların şehrin dış mahallelerine taşınarak trafik yoğunluğunun azaltılması ele alındı. Ayrıca, yetkililer resmi taksi plakalarının belirlenmesi, etiketlenmesi ve tüm ulaşım araçlarının güzergâhlarının tespit edilmesi konularını görüştü. Araçların teknik muayene süreçleri ve farklı kategorilere göre ücretlendirme mekanizmaları da değerlendirildi; bu adımların trafik güvenliğini artıracağı ve sektörde düzeni sağlayacağı vurgulandı.

Toplantıda ayrıca, farklı ilçelerden öğrencilere ücretsiz taşımanın yeniden başlatılması planları da ele alındı. Bu uygulamanın, ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek ve eğitim sürecini desteklemek amacıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Aden Valisi, Aden Rafinerileri Şirketi’nin mevcut durumunu ve yeniden işletilmesini engelleyen sorunları da inceledi. Vali, karşılaşılan zorlukların Başkanlık Konseyi ve hükümete iletilerek çözülmesini ve rafinerinin faaliyetlerinin hızla yeniden başlatılmasını talep etti.

Kültürel alanda ise Vali, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) projesi yöneticisi Nuno Oliveira ile Aden’in kültürel mirasının korunması ve tarihi mirasının yaşatılması için ortaklığın güçlendirilmesini görüştü. Toplantıda, UNESCO’nun gelecek planları, tarihi evlerin restorasyon projesinde kaydedilen ilerleme ve erken uyarı sisteminin yeniden aktive edilerek risk ve felaketlerin önlenmesine yönelik olasılıklar değerlendirildi.


İsrail, son rehinenin cesedinin bulunmasından bir gün sonra Gazze Şeridi'nde dört Filistinliyi öldürdü

Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)
Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)
TT

İsrail, son rehinenin cesedinin bulunmasından bir gün sonra Gazze Şeridi'nde dört Filistinliyi öldürdü

Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)
Gazze şehrindeki bir kampta çadırların yanında duran yerinden edilmiş Filistinli çocuklar (Reuters)

İsrail güçlerinin bugün Gazze Şeridi’nde açtığı ateş sonucu 4 Filistinli hayatını kaybetti, birkaç kişi de yaralandı. Bu olay, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Hamas’ın elinde bulunan son asker Ran Gvili’nin cesedinin bulunduğunu açıklamasının hemen ardından yaşandı.

Şarku’l Avsat’ın Filistin Enformasyon Merkezi’nden aktardığına göre bir sağlık kaynağı, “Gazze şehrinin doğusundaki et-Tuffah mahallesi yakınlarındaki el-Batş Mezarlığı civarında İsrail işgal güçlerinin ateşi sonucu 4 vatandaş şehit oldu, 3 kişi de yaralandı” dedi.

Dün de Gazze’de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu 3 kişi hayatını kaybetmişti.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yapılan açıklamada, “Söz konusu ihlaller, ateşkese uyumu sağlamak için etkili herhangi bir mekanizmanın bulunmadığı bir ortamda devam ediyor. İnsan hakları örgütleri, öldürmelerin, bombardımanların ve yıkımların sürmesinin anlaşmanın içeriğini boşalttığını ve sivil yaşamının korunması yerine cezadan kaçma politikasını pekiştirdiğini belirtiyor” denildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise işgal güçlerinin bugün erken saatlerde güneydeki Refah kentine hava saldırıları düzenlediğini ve aynı zamanda yoğun kara ateşi açtığını bildirdi.

WAFA ayrıca, işgal güçlerinin Gazze ve Han Yunus’un doğu bölgelerini topçu ateşiyle hedef aldığını, deniz kuvvetlerinin ise Han Yunus açıklarında balıkçı teknelerine saldırdığını ve topçu bombardımanı gerçekleştirdiğini aktardı.

WAFA, 11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesten bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ün üzerinde ihlal sonucu bin 850’den fazla Filistinlinin yaşamını yitirdiğini veya yaralandığını bildirdi.

Askeri kaynaklara göre İsrail, birkaç ay önce Ran Gvili’nin cesedinin İslami Cihad Hareketi tarafından kurulan bir toplu mezara yanlışlıkla gömüldüğüne dair istihbarat bilgisine sahipti. Ordu, mezarda arama yapılmasını talep etti ancak siyasi liderlik bunu engelledi. İsrail, Hamas’tan cesedi teslim etmesini istedi; Hamas, cesedi, müzakerelerde pazarlık kozu olarak kasıtlı şekilde tutmakla suçlandı.

ABD yönetimi ise İsrail’in cesedin serbest bırakılmasını Refah Sınır Kapısı’nın açılmasıyla ilişkilendirme yaklaşımını kabul etmedi. Geçtiğimiz cumartesi günü danışmanlar Steve Witkoff ve Jared Kushner’ı Tel Aviv’e gönderen Washington, bu yetkililerin Netanyahu ile görüşmesinin ardından, ceset bulunmadan önce Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay verdi.