Sudan ordusunu yeniden yapılandırmanın sonuçları nelerdir?

Projenin, ‘devrimcilerin’ taleplerini karşılayabileceği ve bazı unsurlarının eski rejime bağlılığına son verebileceği konusunda ihtiyatlı bir memnuniyet var.

Sudan ordu üyeleri (AFP)
Sudan ordu üyeleri (AFP)
TT

Sudan ordusunu yeniden yapılandırmanın sonuçları nelerdir?

Sudan ordu üyeleri (AFP)
Sudan ordu üyeleri (AFP)

Mona Abdulfettah
Sudan ordusunun yeniden yapılandırılması talebi, son darbe girişiminin ardından kurumun şartlara ve mağduriyetlere maruz kalması sonucunda yeniden gündeme geldi. Bu çağrı, geçici Egemenlik Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Abdulfettah el-Burhan’ın orduyu ve ona bağlı (yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu tarafından yönetilen) ‘Hızlı Destek Güçleri’ni yeniden yapılandırma projesini kabul ettiğini açıklaması sonrasında yinelendi. Bu durumun yanı sıra Ekim 2020 tarihli Cuba Barış Anlaşması’nda belirtildiği üzere, etnik, kültürel, dini ve coğrafi çeşitliliğin gereksinimlerini karşılamak için silahlı hareketlerin ‘Güvenlik Düzenlemeleri Protokolü’ne entegrasyonu da gündemde. Orduyu yeniden yapılandırmaya yönelik bu talepler çeşitli askeri ve sivil kanallardan doğarken, devrimci harekete mensup güçlerin özlemleriyle besleniyor.

İki ideoloji arasında
1925’te kuruluşundan bu yana Sudan ordusu, çok etnikli bir ülkedeki kökeni nedeniyle milliyetçiliğini terk etmedi ve çeşitli etnik kökenleri de dahil ederek bir aşiret dengesi oluşturmayı başardı. 1955’teki modern Sudan ordusunun çekirdeğini oluşturmaya devam etti. İngiliz ordusu komutasındaki bir dizi Sudanlı askerden oluşmuş Sudan Savunma Gücü olarak biliniyordu. Sudan’ın 1956’da İngiltere- Mısır ikili yönetimi rejiminden bağımsızlığının ardından, yeni bir ulusal orduya dönüşüm devam etti.
Birçok darbeye rağmen ordu, 25 Mayıs 1969’da askeri darbeyle iktidara gelen Cafer en-Numeyri döneminde ilk kez olmak üzere iki kez, ideolojik veya partizan şekilde takip edildi. Öyle ki Komünist Parti’ye bağlı liderlik konseyinden subaylar, 1971’de partiyi devirmeye çalıştılar ve bu girişim ‘Temmuz Düzeltme Hareketi’ olarak biliniyordu. Darbeciler, 3 günlüğüne iktidarı ele geçirmeyi başarsa da Numeyri tekrar iktidara geldi, tüm liderler idam edildi ve ordu milliyetçiliğini sürdürdü. Ancak siyasi partizanlığın ideolojiyle karıştırıldığı ikinci sefer, Güney Sudan’daki iç savaşa katılan ordu kuvvetleri, İslami hareketin milislerine yani ‘Halk Savunma Kuvvetleri’ bünyesinde eski rejim gölgesindeydi. Ardından rejim, aşiret milisleri ve taburları ile bölge halkının silahlı hareketlerine karşı Darfur savaşına girdi. Bu durum, siyasi bağlantılar olmaksızın rejime bağlı askerlerin diğer subaylar üzerindeki ayrıcalıklarını korurken, ordunun ulusal bir kurum olarak zayıflamasına katkıda bulundu. Ömer el-Beşir’in şahsında somutlaşan askeri kuruluş tarafından siyasi karar alındı. Ordunun otoriter ayrıcalıklarının sağlamlaştırılmasının temellerini atan bir darbe rejiminde bu alışılmadık bir durum değildi.

İttifakın başlangıcı
Sudan ordusunun yeniden yapılandırılması talebini tetikleyen ve her felaket ve olayda talep edilen şey, Aralık 2018 protestoları sırasında ve Beşir’in devrilmesinden sonra güvenlik organının kalıntılarının, çalışanların ve eski rejimin kalıntılarının suçlamaya karşı şiddet uygulamaya devam etmesi oldu. Ordunun eylemcilerin yanında durmasına ve oturma eylemi alanında onları Sudan güvenlik teşkilatının uygulamalarından ve onlara karşı uyguladığı şiddetten korumasına rağmen Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı’nın 3 Haziran 2019’da oturma eylemini dağıtması olaylarından silahlı kuvvetler sorumlu tutuldu. Oturma eylemi alanına ağır ve hafif silahlar ve göz yaşartıcı gaz kullanarak baskın düzenleyen güçlerin soruşturması devam ediyor.
Bu müdahalenin büyüklüğü, 100’den fazla eylemcinin ölümü, yüzlerce kişinin yaralanması ve cesetleri Nil Nehri’ne atılan onlarca kurbanın ölümü ise aşikardı. Bunun sonucunda talepler tırmandı ve ardından Ekim 2020’de Cuba Barış Anlaşması’na göre güvenlik koşullarının düzenlenmesini bekleyen silahlı hareketler Hartum’a geldi. Çağrı, başlangıçta çeşitli vesilelerle ve alan Batılı heyetlerin bir toplantısı sırasında Başbakan Abdullah Hamduk tarafından ilan edilen geçici Egemenlik Konseyi’ndeki sivil bileşen tarafından gündeme geldi. Çağrı, askeri bir yön de benimserken, Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun açıklamalarında da yer aldı. Bununla birlikte Burhan, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla, profesyonel yapıyı silahlı kuvvetlerin askeri ilke ve sistemlere göre planlanması, örgütlenmesi ve oluşturulmasıyla sınırlayan stratejik bir askeri ilkeden hareket etti. Öyle ki herhangi bir siyasi bileşeni hedef almaktan bahsetmedi ve amacının silahlı kuvvetleri geliştirmek olduğunu söyledi. Ekim 2019 sonunda Burhan, Ömer el-Beşir yönetiminin ardından gelen Genelkurmay Başkanlığı sistemini ortadan kaldırmaya ve ‘genelkurmayın’ eski sistemiyle faaliyete dönmeye karar veren Sudan ordusunu yeniden yapılandırma kararları adlı.

Anlaşmazlık noktaları
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, ilk anlaşmazlık noktası, Egemenlik Konseyi bileşenlerinin gerekçeleri ve orduyu yeniden yapılandırmaya yönelik taleplerle ilgili. Konseydeki sivil güçler, askeri kurumu eski rejimin unsurlarını korumakla suçluyor. Bu suçlama ve masumiyet arasında ise ince bir çizgi bulunuyor. Eski rejim çalışanlarının net bir şekilde sınıflandırılmasına ve ‘30 Haziran 1989 Rejiminin Kaldırılması ve Kamu Fonlarının Geri Kazanılması Komitesi’ aracılığıyla kamu yararına yönlendirilmesine ek olarak ordu gibi bir kurumda, otuz yıl askerlik yapmış subayların aidiyetini tespit etmek zor görünüyor. ‘Kurtuluş’ rejiminin 1989’da ortaya çıkmasıyla birlikte rejimin, Sudan İslami Hareketi’ne mensup olmadıklarını iddia ederek büyük bir subay grubunu kamu yararına yönlendirdiğini belirtmekte fayda var.
Askeri bileşen ise ordunun genel çerçevesi ile ilgili dürtülerden, ordu kurumlarının mallarına 1989 Rejiminin Kaldırılması Komitesi tarafından el konulmasından sonra kurumun zayıflığından, subayların ekonomik durumlarından ve ‘askerlerin ekonomik durumlarından açığa çıktı. Bu da huzursuzluklara ve rejimi devirme girişimlerine yol açtı. Nihayetinde son darbe girişimi, bu mağduriyetlerin kaçınılmaz bir sonucuydu.
İkinci anlaşmazlık noktası ise yeniden yapılandırmanın uygulanması etrafında dönüyor. Öyle ki sivil güçler, Malik Akkar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi de dahil, barış anlaşmasını imzalayan silahlı hareketlerin dahil edilmesinin yanı sıra orduyu, eski rejim unsurlarından tasfiye etmek zorunda olduklarına inanıyor. Ayrıca Abdulaziz el-Hilu kanadının güçleri nihai bir anlaşmaya varmayı beklerken, Sudan Kurtuluş Hareketi’nin Mini Arko Minnavi kanadı da dahil olmak üzere Abdulvahid Muhammed Nur kanadı güçleri de liderinin bir anlaşma imzalamasını bekliyor.

Demokratik hizmet
Burhan’ın son darbe girişiminin ardından yaptığı açıklamaya göre silahlı kuvvetlere zarar veren şey, yeniden yapılanmadaki gecikmeydi. Ayrıca silahlı kuvvetleri, geçiş sonrası örgütsel bir yapıya ve demokrasi çerçevesine yerleştirmek de kurumu askeri darbelere bağışık hale getirdi. Belki de başlangıçtan itibaren bu durum, 17 Ağustos 2019’da imzalanan geçiş aşamasının yükünü (39 ay sürmesi kaydıyla) taşıyacak bir tür sivil- askeri ittifak oluşturma çağrısı yaptı. Hızlı Destek Güçleri’nin entegrasyonunun, özellikle projenin sivil bileşeninin siyasallaşması ile yeniden yapılanmanın tamamlanmasının önünde bir engel oluşturması muhtemel.
Burhan, ordunun yeniden yapılandırıldığını duyurduktan sonra ‘siyasi güçlerin ülkede demokrasiyi korumak için bir şeref sözleşmesi imzalaması gerektiğini’ söylerken bu, ‘ordunun demokrasinin hizmetinde olduğu’ fikrinin bir yansıması oldu. Bu nedenle siviller, korunmalarıyla ilgili sebepler dolayısıyla Burhan’ı geri çevirmezken, seçim sürecini hızlandırma ihtiyacı için birden fazla kez çağrıda bulunduklarını da inkar etmediler.

Temkinli bir memnuniyet
Sudan halkı, ordunun yeniden yapılandırılması kararını temkinli bir memnuniyetle karşılarken, projenin devrimcilerin taleplerini karşılayacağına ve bazı unsurlarının eski rejime olan bağlılığını ortadan kaldıracağına dair şüphe duyduğunu dile getirdi. Ayrıca şüphelerinin, bu sürecin eski rejim gibi partizan bir etkiye değil de ulusal yetkiye dayalı olup olmayacağını da içerdiği belirtildi. Halkın temkinli memnuniyeti ve askeri bileşenin coşkusu arasında sivil güçler, ordunun tüm askeri ve güvenlik unsurlarıyla yeniden yapılanmasının hızlanması gerektiğini vurguladı.



Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.