Erdoğan, Rusya’dan S-400’ün ikinci partisini alma niyetini açıklayarak NATO’daki müttefiklerine meydan okudu

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir röportajı sırasında, ABD'nin Suriye'den tamamen çekilmesini istediğini söyledi

Erdoğan ve Putin’in daha önce yaptıkları görüşmeden bir kare (Reuters)
Erdoğan ve Putin’in daha önce yaptıkları görüşmeden bir kare (Reuters)
TT

Erdoğan, Rusya’dan S-400’ün ikinci partisini alma niyetini açıklayarak NATO’daki müttefiklerine meydan okudu

Erdoğan ve Putin’in daha önce yaptıkları görüşmeden bir kare (Reuters)
Erdoğan ve Putin’in daha önce yaptıkları görüşmeden bir kare (Reuters)

İnci Mecdi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) diğer üyelerinin, S-400 füze savunma sisteminin birinci partisine karşı çıkmalarına ve Washington'ın ABD'nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında Ankara'ya yaptırım uygulamasına rağmen Batılı müttefiklerine açıkça meydan okuyarak, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sisteminin ikinci partisini satın almayı planladığını açıkladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Eylül Pazar günü ABD merkezli CBS News kanalına verdiği röportajda, “Gelecekte ne tür savunma sistemleri aldığımıza, hangi ülkeden, hangi seviyeden aldığımıza kimse müdahale edemeyecek. Buna kimse karışamaz. Bu kararları sadece biz veririz” ifadelerini kullandı.
ABD'nin Türkiye'ye parasını ödediği F-35 savaş uçaklarını ve Ankara'nın almak istediği Patriot füze savunma sistemini teslim etmeyi reddettiğini açıkça ifade eden Erdoğan, ABD’nin kendilerine S-400 füze savunma sistemi almak için Rusya'ya başvurmaktan başka seçenek bırakmadığını söyledi.
NATO, Rus yapımı füze savunma sisteminin gelişmiş F-35 savaş uçaklarıyla birlikte konuşlandırılmasının, Rusların bu uçak hakkında müttefik ülkelerin güvenliğini tehlikeye atabilecek hayati verileri toplamasına izin vereceğinden çekiniyor. Bu yüzden Washington, Türkiye'yi S-400'lerin yalnızca savaş uçakları için değil, aynı zamanda daha geniş kapsamda NATO'nun savunma sistemleri için de bir tehdit oluşturduğu konusunda birkaç kez uyardı.

CAATSA
Washington, geçtiğimiz Nisan ayında, CAATSA yasası uyarınca Türkiye’nin askeri teknoloji ve savunma sanayisini yönetmekten sorumlu devlet kurumu olan Savunma Sanayii Başkanlığı’na (SSB) yaptırımlar uyguladı. SSB Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, SSB Başkan Yardımcısı Faruk Yiğit, Hava Savunma ve Uzay Daire Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Hava Savunma ve Uzay Daire Başkanlığı Grup Müdürü Mustafa Alper Deniz’e yaptırımlar uyguladı.
 Ankara'nın Rusya’dan hava savunma sistemi satın almanın cezası olarak Türkiye'ye yaptırım uygulama kararı, eski Başkan Donald Trump yönetimi dönemine dayanıyor. Yaptırım kararının ardından Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programına katılımı da askıya alındı.
Ankara, o dönem, ABD'nin kararını ‘haksız’ olarak nitelendirerek kınadı ve Washington'a bu ‘büyük hatayı’ gözden geçirip kararı bir an önce geri çekmesi çağrısında bulundu. Gereken cevabın verileceğini vurguladı. Türkiye, NATO’daki herhangi bir müttefikin öne sürdüğü şartlarla hava savunma sistemleri satın alamayacağını söylüyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yorumları hakkındaki bir soruya, “Türkiye'yi her düzeyde ve her fırsatta, S-400 füze savunma sistemini kullanmamaya ve Rusya’dan başka askeri teçhizat satın almaktan kaçınmaya çağırıyoruz” yanıtını verdi.
Türkiye'nin ABD'nin müttefiki ve dostu olduğunu vurgulayan Bakanlık Sözcüsü, “Ankara'ya, Rusya'dan herhangi bir büyük silah alımının, CAATSA çerçevesinde Aralık 2020'de uygulananlar dışında başka yaptırımların da uygulanmasını gerektireceğini açık bir şekilde söylüyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye’den çekilme konusu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington ile tartışmalı bir başka konuyla ilgili olarak ise ABD’nin, Suriye’de DEAŞ’a karşı verdiği mücadelede sahada büyük bir rol oynayan, ancak kendisinin terör örgütleri olarak tanımladığı Kürt grupları ile Türkiye arasında, destek konusunda seçim yapması gerektiğini belirtti. Erdoğan, ABD’nin Kürtlerin oluşturduğu Halk Koruma Birlikleri’ne (YPG) silah desteğinde bulunmaması gerektiğini vurguladı.
ABD’nin, sadece birkaç yüz askerinin kaldığı Suriye'den tamamen ayrılmasını istediğini ifade eden Erdoğan, “Seçme şansım olsaydı, tıpkı Afganistan'dan çekilmeleri gibi Suriye ve Irak'tan çıkmalarını isterdim” dedi. Ancak eleştirmenler, ABD’nin Suriye'nin kuzeyinden tamamen çıkmasının Türkiye'ye bölgedeki operasyonlarında özgürlük vereceği konusunda uyarıyorlar.
Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2019 yılının Ekim ayında Suriye’deki ABD askerlerinin geri çekildiğini duyurdu. Ardından Türkiye, YPG'nin bölgeden atılması için bir askeri operasyon başlattı. Operasyon, bazı ülkeler ve Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) de dahil olmak üzere uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından tepki çekti.
Türkiye'nin operasyonu sırasında Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Amerikalı diplomat William Roebuck’un ABD Dışişleri Bakanlığı’na yazdığı bir nota göre Ankara, yarı özerk bölge Rojava ilinde yaşayan 1,8 milyon Kürt'ü sınır dışı etmek istiyor. Aynı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), geçtiğimiz yıl, Kürt yanlısı parti HDP’den Leyla Güven ve Musa Farisoğulları'nın milletvekilliklerini düşürdü. Daha sonra Güven ve Farisoğulları’nı terör örgütüne üye olma suçlamalarıyla tutuklandılar.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 76. Genel Kurul toplantılarına katılmak üzere bulunduğu New York'ta ABD'li mevkidaşı Joe Biden ile ikili bir görüşme yapmadı.
CBS adına röportajı gerçekleştiren gazeteci Margaret Brennan, röportajın başında Erdoğan'a Biden'ın kendisini ‘otokrat’ olarak tanımlamasıyla ilgili düşüncesini sordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Başkan'ın buradaki otokratla neyi ifade ettiğini bilemem. 40 yıllık siyasi geçmişim itibarıyla demokrasiyi hazmederek yaşayan ve bu demokrasiyi içselleştirerek 40 yılı halkına hizmetle geçirmiş olan bir liderim. Buraya böyle geldim ve 20 yıldır sürekli olarak girdiğim her seçimi kazandım... Sayın Başkan otokratlıkla neyi kast ediyor, onu ben bilemiyorum” yanıtını verdi. Erdoğan, Biden'ın, uluslararası insan hakları örgütlerinin derinden rahatsız edici bulduğu Türkiye'nin insan hakları sicili konusunu hiçbir zaman gündeme getirmediğini de sözlerine ekledi. Brennan, Biden'ın geçen Haziran ayında Brüksel'deki NATO zirvesinin oturum aralarında yaptığı görüşmede bu konuya değinip değinmediği sorulduğunda ise Erdoğan, “Hayır, değinmedi. Özgürlüklerle ilgili bir sorunumuz olmadığı için ülkemiz emsalsiz bir özgürlüğe sahiptir” dedi.
Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) verilerine göre Türkiye, dünyada en fazla gazetecinin cezaevinde olduğu ülkeler arasında Çin'den sonra ikinci sırada yer alıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ise, Erdoğan’ın ‘otoriter’ yönetiminin, uluslararası insan hakları yükümlülüklerine aykırı yasaların çıkarılmasıyla güçlendiğini belirtiyor.
Erdoğan CBS’e verdiği röportajda, ülkesindeki gazetecilerin ve muhaliflerin durumuna ilişkin uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarının güvenilirliğini sorgularken gazeteci Brennan tarafından yöneltilen soruyu “Onlara inanıyor musunuz?” diyerek kınadı. Brennan,  ABD’nin resmi raporlarının da aynı şeyi söylediğini belirtti. Bunun üzerine Erdoğan, “Aslında aldatıldınız. Bu iddiaları ve iddiaların kaynağını araştırdınız mı? Lütfen bunu yapın” diyerek durumun siyasileştirildiğini ima etti.

Afganistan
Amerikan askerlerinin yirmi yıl boyunca Afganistan’da kalmalarına rağmen, ülkenin daha güvenli hale gelmediğine dikkati çeken Erdoğan, ABD'nin Afganistan'ı ele alış biçimini sert şekilde eleştirdi.
Erdoğan, Türkiye'nin, ABD'nin Afganistan’dan tam bir kaos ortamında çekilmesine rağmen, Taliban yönetimine giren Afganistan ile ilişkileri bir şekilde sürdürmeyi umduğunu söyledi. Erdoğan, Afganistan’ın Türkiye’den‘talep etmesi halinde’ sağlık, güvenlik, eğitim ve hayatın diğer alanlarında destek vermekten çekinmeyeceklerinin de altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Afganistan ile ilgili şunları söyledi:
“Bizim Afganistan halkına karşı tarihten gelen bir birlikteliğimiz var. Kimsenin Afganistan’a vermediği desteği her zaman biz verdik. Alt yapıda, üst yapıda Afganistan’da birçok yatırımların içerisinde olduk ve bundan sonraki süreçte de bunu yaparız. Dediğim gibi, bu yapılan yanlışlıklar sebebiyle de askerimizi çektik, sivil vatandaşlarımızı çektik ve şu anda Afganistan’da biz yokuz.”



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.