Irak seçimleri ve bel altı vurma kampanyaları

10 Ekim’deki seçimlerde katılım oranına ilişkin beklentiler değişiyor.

Bağdat’ta bir kadın adayın seçim afişini asmak için çalışan işçiler (Reuters)
Bağdat’ta bir kadın adayın seçim afişini asmak için çalışan işçiler (Reuters)
TT

Irak seçimleri ve bel altı vurma kampanyaları

Bağdat’ta bir kadın adayın seçim afişini asmak için çalışan işçiler (Reuters)
Bağdat’ta bir kadın adayın seçim afişini asmak için çalışan işçiler (Reuters)

10 Ekim’de düzenlenecek seçimler için geri sayımın başladığı Irak’ta, adaylara karşı yürütülen ‘bel altı vurma’ kampanyaları durmak bilmiyor ve görünen o ki seçim yasağının ilan edileceği güne kadar da durmayacak. Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’ne bağlı Komiserlik Konseyi, eski milletvekili ve halihazırda Selahaddin vilayetinde aday olan Şalan el-Kerim’i seçim yarışından uzaklaştırma kararı aldı. Selahaddin’in önde gelen aşiret liderlerinden olan ve Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi’nin liderliğindeki İlerleyiş (Takaddum) Partisi’nden aday olan Kerim, devlet kaynaklarını ve araçlarını seçim propagandası için kullanmakla suçlanıyor.
Karara itiraz eden ve yargının konu hakkında vereceği hükmü bekleyen Kerim, devlet kaynaklarını kullanmadığını ispatlayan yeterli kanıtı yargıya teslim ettiğini ve bu kendisine yöneltilen bu suçun rakip partinin adayı tarafından tertip edildiğini söyledi.
Çoklu seçim bölgesi sisteminin uygulanacağı ve her seçim bölgesinde en yüksek oyu alan adayın kazanacağı bu seçimlerde görünüşe göre özellikle Sünni partiler arasındaki rekabet, önceki seçimlerden farklı geçiyor. Tüm bileşenlere (Şii, Sünni ve Kürt) ait partiler arasındaki rekabet neredeyse düşmanlık boyutuna varmış durumda. Bunun sebebi rekabetin gerçekleştiği bölgede hakim güç konumunda bulunan siyasi parti ve gücün yapısından kaynaklanıyor. Irak’ta 2005’te düzenlenen ilk parlamento seçiminden bu yana yönetimi elinde tutan Şii siyaset sahnesinde değişiklik olmazken, Sünni cephede rekabet iki parti arasında sürüyor. Bunlardan birincisi Halbusi’nin liderliğindeki İlerleyiş (Takaddum) Partisi, ikincisi ise Iraklı iş insanı Hamis el-Hançer liderliğindeki Azim Koalisyonu.
Kürt cephesinde ise baskın olan ana siyasi parti ve gruplar ise Kürt İttifakı’nı temsil etmeye devam ediyor, her ne kadar aralarında değişik çapta ihtilaflar olsa da… Mesud Barzani’nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) hem Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Parlamentosu’nda hem de Federal Parlamento’da sandalye sayısı bakımından birinci sıradaki yerini korurken, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ise rakibi KDP ile dengeyi eşitlemek için daha önce kendisinden ayrılan isimlerin kurduğu Değişim Partisi ile koalisyon kurmak zorunda kaldı. Ancak KYB Eş Başkanları Bafıl Talabani ile Lahor Şeyh Cengi arasındaki sert ihtilaflar Barzani’nin elini güçlendirmeye devam ediyor. Bu durum aynı zamanda cumhurbaşkanlığı koltuğunun KYB’de kalması yönündeki taleplere de etki ediyor.
Sünni Araplara ayrılan Meclis Başkanlığı kotasını kendi partisine verilmesini sağlamak ve Bağdat’ta Sünnilerin adına konuşmak isteyen İlerleyiş Partisi ile Azim Koalisyonu arasında devam eden rekabet sebebiyle görünen o ki “bel altı vurma” kampanyaları Sünni partiler arasında daha fazla gerçekleşiyor. Kürtler arasındaki rekabet ise sadece makam koltuklarıyla sınırlı kalmıyor aynı zamanda aldığı siyasi kararlarda bir bağımsız olan ve özerk yönetimin uygulandığı IKBY’deki karar mekanizmasını kontrol etme hedefi de Kürt partiler arasında rekabetin bir sebebi. Aynı durum Meclis’te en fazla sandalyeyi ve daha sonra başbakanlık koltuğunu almaya çalışan Şii partiler arasındaki rekabet için de geçerli.
Rekabet ve sözlü atışmalara sahne olan seçim kampanyaları aynı zamanda seçime katılım oranını da etkiliyor. Kamuoyu yoklamaları ve seçim anketlerinin verileri, bu seferki katılım oranının 2018 ve ondan önceki 2014 seçimlerinden çok daha yüksek olacağını gösteriyor. Söz konusu verilere göre Sünni nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerde parti hamaseti nedeniyle büyük bir katılım bekleniyor. Aynı durum Kürtlerin yaşadığı bölgeler için de söz konusu. Ancak Şii nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerde katılım arzusunun düşük olduğu gözlemlendi.
Irak’ta seçim atmosferini izleyen uzmanlar Ekim 2019’da Bağdat’ta büyük bir şiddetle başlayan ve daha sonra ülkenin orta ve güney kesimlerindeki şehirlere yayılan halk ayaklanmasının, söz konusu şehirlerde insanların ülkedeki siyasi liderlere özellikle de Şii liderlere yönelik bakış açıları üzerinde olumsuz bir etki bırakmaya devam ettiğine dikkat çekiyor. Öte taraftan Şii nüfusun yoğunlukta olduğu şehirlerde seçimleri boykot etme çağrıları sürüyor. Eğer bu çağrılar devam eder ve Şii sokağı seçim sandığına gitmeye motive edecek ciddi çağrılar olmazsa, Şiilerin Meclis’teki ağırlığı Sünni ve Kürtlerin lehine değişebilir.
Ancak Şii sokağını seçim sandığına götürmeye teşvik edebilecek yeni bir durum yaşandı. Iraklı Şiilerin en üst dini mercii Ali es-Sistani’nin önümüzdeki cuma gününden başlayarak hutbede halkı sandığa gitmeye teşvik edeceği bildirildi. Bu karar seçime iki cuma kala geldi. Sistani yaklaşık iki yıldır hutbelerinde siyasi meselelere özellikle değinmemeye özen gösteriyor. Sistani’nin hutbeden vereceği mesajların halkı seçimlere geniş bir şekilde katılım göstermesi konusunda teşvik etmesi bekleniyor. Şii siyasi parti ve gruplar bu kararın seçime katılım oranının büyük ölçüde gerilediği Şii sokakta etkili olacağını belirtiyor.



İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
TT

İsrail saldırılarının ardından Hizbullah’ta İran yönetimi

Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)
Hizbullah, İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerine tepki gösterdi (Şarku’l Avsat)

Yarın sekizinci yıl dönümü dolacak olan İsrail’in Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı, Hizbullah’ın siyasi ve askeri konumunda büyük bir değişime yol açtı ve örgütün doğrudan İran yönetimine girmesiyle sonuçlandı.

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın kapasitesinin 2024’ten bugüne kadar gerek liderlik ve askeri yapılanma gerekse siyasi nüfuz ve ikmal hatları açısından önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Kahveci, bu gerilemenin boyutunun “yaklaşık yarıyı aştığını” tahmininde bulundu. “2024’te yönetim İran’ın yönlendirmesiyle yereldi; bugün ise yönetim ve yönlendirme doğrudan İran’a ait” dedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın bu dönemde ülkeyi yönetmesini övdü ve “dünya genelinde barış, güvenlik ve refah konusundaki ortak bağlılığımıza” vurgu yaptı.

Trump’ın övgüsü, Avn’a gönderdiği bir mesajda yer aldı. Lübnan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Trump, Avn’ı geçen 21 Temmuz’da Beyaz Saray’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu dönemde Lübnan’a liderlik etmesini takdir etti.

Trump, Avn’ın Beyaz Saray ziyaretini “her anlamda tarihi” olarak nitelendirerek, bunun yaklaşık yirmi yıl sonra bir Lübnan devlet başkanının Beyaz Saray’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğunu belirtti. Trump şöyle devam etti: “Ortadoğu’nun çatışmalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Lübnan ve halkı adına sergilediğiniz kararlı liderliği takdir ediyorum.”


Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
TT

Trump ve el-Alimi, Bab el-Mendeb’deki gelişmeleri görüştü

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı bir asker, Husilerle çatışma sırasında (Askeri Medya)

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Yemen’deki hızla gelişen askeri durumu, özellikle de İran destekli Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki ilerleyişini ele aldı. Haber ajansları, görüşmeye ilişkin bilgileri birbiriyle örtüşen kaynaklara dayandırdı.

Bu görüşme, Taiz’in batısı ile Lahic’in kuzeyine uzanan yüksek kesimlerde çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde gerçekleşti. Çatışmalar, Şimayteyn bölgesine doğru ilerlemeye çalışan Husilerin planlarını engelledi. Hükümet güçleri ve güney güçleri, tekrarlanan saldırıları püskürttüklerini, dağlık bölgelerdeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve saldırganlara kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Sahadaki kaynaklar ise son 24 saatte onlarca Husinin öldürüldüğünü bildirdi.

Hükümete bağlı “Amalika Güçleri”, Bab el-Mendeb’e komşu Kahbub Dağları’nda Husilere ait 5 aracı imha ettiğini duyurdu. Araçlardan birinde bir Husi komutanının, diğerinde ise uçaksavar silahının bulunduğu belirtildi. Açıklamada, araçlarda bulunanların öldürüldüğü ileri sürüldü.

Hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Güçleri” de çatışmalar sırasında iki insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Taiz’in batısında çatışmalar Şerira, Marzam Dağı ve Cerdad çevresinde yoğunlaşırken, Husi güçlerinin sızma girişimleri ve saldırılarının engellendiği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye Marib’de; Harib, Mala ve Umm Reyş bölgelerinde çatışmalar ve topçu atışları sürerken, kontrol hatlarında herhangi bir değişiklik yaşanmadı.

Hükümet güçleri ayrıca Husi birliklerinin toplanma noktaları, tahkimatları ve topçu mevzilerinin vurulduğunu duyurdu. Bu saldırıların Marib ve Beyda’da düzenlenen hava saldırıları ve İHA operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleştirildiği belirtildi.


Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
TT

Cezayir’de seçimleri eleştiren aktivistin tutuklanması geniş tartışma yarattı

Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin 7 Eylül 2026’da Facebook hesabında paylaştığı fotoğrafı.

Cezayir’de bir aktivist ve Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, seçimlerle bağlantılı  paylaşımı nedeniyle gözaltına alınmasının ardından geniş çaplı siyasi ve insan hakları tartışmasına yol açtı. Bu gelişme, çok sayıda aktivistin sosyal medya platformlarındaki paylaşımları ve siyasi tutumları nedeniyle adli takibata uğradığı bir dönemde yaşandı.

Konu, muhalif sol çizgideki İşçi Partisi’nin lideri ve önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayı Louisa Hanoune’un cumartesi günü başkentte düzenlediği basın toplantısında, Kabiliye bölgesinde tanınan ve milyonlarca Cezayirlinin konuştuğu Amazig dilinin yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüten Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılması çağrısında bulunmasıyla siyasi boyut kazandı.

Hanoune, aktivistin yaklaşık iki haftadır Facebook hesabındaki bir paylaşım nedeniyle tutuklu bulunmasını kınadı. Davada seçim yasasının kullanılmasını eleştiren Hanoune, “bir kişinin seçimlerle bağlantılı suçtan kovuşturulmasının hukuki mantığının anlaşılır olmadığını” ifade etti.

hyjukı
İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune. (Parti medyası)

Hanoune ayrıca Amazig dili ve kültürünün yaygınlaştırılması alanındaki eğitim çalışmalarına dikkat çekerek, hakkında verilen tutuklama kararının yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunan geniş dayanışma kampanyasına destek verdi.

Seçim sürecini engelleme

Sosyal medyada “Tamazight Moussaoui” adıyla tanınan aktivist, başkentin yaklaşık 100 kilometre doğusundaki Bouira vilayetinin Chorfa kentinde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Davası ise bölgesel olarak yetkili M'chedallah Mahkemesi’nde görülüyor.

Nadia Moussaoui’nin tanınırlığı yıllar içinde görev yaptığı okulun sınırlarını aşarak özellikle Kabiliye dilinde içerik üreten bir isim haline geldi. Moussaoui, Amazig dilini basitleştirerek hem Amazigce hem de Arapça konuşanlara öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla YouTube’da ücretsiz bir eğitim kanalı açtı. Kendisine yakın kişiler, Moussaoui’nin okulların bu konuda yeterli çalışma yapmadığını düşündüğünü belirtti.

Aktivist, 9 Eylül’de yerel polis tarafından ifadeye çağrıldı. Ardından Bouira vilayetindeki M'chedallah Mahkemesi savcılığına sevk edildi ve aynı mahkemenin soruşturma hâkimi tarafından tutuklu yargılanmasına karar verildi. Karara, geçen 2 Temmuz’da yapılan ve özellikle Kabiliye bölgesinde yüksek katılım boykotu yaşanan parlamento seçimlerinde oy kullanmaya ilişkin kişisel görüşünü paylaştığı bir sosyal medya gönderisi gerekçe gösterildi.

Savunmasına göre soruşturma hâkimi Moussaoui’yi “seçim sürecini engellemekle” suçladı. Bu suçlama siyasi ve insan hakları çevrelerinde şaşkınlıkla karşılandı.

16 Eylül’deki duruşmada savcılık makamı iki yıl hapis cezası talep etti. Moussaoui’nin, 22 Eylül’de açıklanması beklenen karar tarihine kadar tutuklu kalması istendi.

Seçim yasasının 295. maddesi

Yargı kaynaklarına göre Nadia Moussaoui hakkında, seçim sistemine ilişkin organik yasanın 295. maddesi kapsamında işlem yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu madde, seçim sürecini engelleyen veya işleyişini bozan kişilerin 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörüyor. Ayrıca kişinin 3 ila 5 yıl süreyle seçme ve seçilme hakkından mahrum bırakılması gibi ek yaptırımlar da uygulanabiliyor.

jukı
2019’daki halk hareketinden bu yana onlarca aktivist hapse atıldı. (Siyasi aktivistler)

Bu madde kapsamında suç sayılan fiiller arasında “oy verme işlemlerinin işleyişini bozmak”, “sandık kurullarının veya oy verme merkezlerinin çalışmalarını engellemek” ve “bir adayın veya yasal temsilcisinin seçim sürecinde kanunla tanınan haklarını kullanmasını engellemek” bulunuyor.

Avukatlar ve insan hakları savunucuları ise bu hükümlerin Moussaoui’ye isnat edilen fiillerle örtüşmediğini savunuyor. Moussaoui’nin tutuklanmasına neden olanın seçimlere ilişkin görüşlerini paylaştığı bir sosyal medya gönderisi olduğunu ve seçimlerin üzerinden de görece uzun bir süre geçtiğini belirtiyorlar.

Moussaoui’nin Facebook hesabı incelendiğinde, tutuklanmasına yol açan paylaşımın silindiği görülüyor.

İfade özgürlüğü tartışması

Chorfa bölgesinde ve Moussaoui’yi internet üzerinden takip edenler arasında kararın açıklanmasını bekleyen bir endişe ve tedirginlik havası hâkim. Moussaoui, ağırlıklı olarak sosyal ve eğitim içerikleri hazırlıyor, zaman zaman da yerel esnaf ve zanaatkârların tanıtımını yapıyordu. Bu durum, hakkında oluşan geniş dayanışmanın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kendisini tanıyan ve adının açıklanmasını istemeyen bir bölge sakini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nadia Hanım her zaman kültür ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor. Muhalif bir siyasi çizgide değil. Zaman zaman yerel zanaatkârları, küçük esnafı ve bölgedeki restoranları tanıtıyor. Onu, kimseye zarar vermeyecek, örnek bir aile kadını profiline sahip biri olarak tanımlayabiliriz” dedi.

dfvghyju
Amazig dili öğretmeni Nadia Moussaoui’nin serbest bırakılmasını isteyen milletvekili Yasin Aisouan. (Kişisel hesabı)

Cezayir’in Kabiliye bölgesinin en büyük kenti Tizi Vuzu’yu temsil eden Milletvekili Yasin Aisouan da Moussaoui’nin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Aisouan, medya açıklamalarında “İfade özgürlüğü temel bir haktır; bir görüş suç haline getirilemez” dedi.

Moussaoui’nin avukatı Nabila İsmail de benzer şekilde, ifade özgürlüğünün suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Amazig dili öğretmeninin tutuklanması, insan hakları kuruluşlarının uzun süredir belgelediği bir tabloyu yeniden gündeme getirdi. 2019’da eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’yı görevden ayrılmaya zorlayan halk hareketinin başlamasından bu yana yüzlerce aktivist, dijital platformlarda siyasi görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldı. Bu durum, cezai hükümler ile ifade özgürlüğü ilkeleri arasındaki tartışmanın Cezayir’de sürmesine yol açıyor.