Cumhurbaşkanı Erdoğan: Başkanlık sisteminden memnunuz... Biden ile F-35 sorunu da görüşeceğiz, ya uçaklarımızı verecekler ya da parayı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Başkanlık sistemiyle inşallah yolumuza devam edeceğiz. Bizi yıllarca geride bırakmış olan eski vesayetçi sistemi tekrar denemenin anlamı yok." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Başkanlık sisteminden memnunuz... Biden ile F-35 sorunu da görüşeceğiz, ya uçaklarımızı verecekler ya da parayı

AA
AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Soçi'de yaptığı görüşmenin ardından Türkiye dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.
Putin'in davetine icabetle Soçi'ye yaptığı çalışma ziyaretini verimli şekilde tamamladıklarını vurgulayan Erdoğan, sürekli telefon görüşmesi yaptıkları Putin'le uzun aradan sonra yüz yüze yaptıkları bu ikili görüşmede, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri ve bölgesel konuları ayrıntılı şekilde ele alma imkanı bulduklarını söyledi.
Hem ikili ilişkilere yeni ve güçlü bir ivme kazandırmak hem de bölgede yaşanan gelişmeler konusunda Putin'le 3 saati aşkın görüştüklerini aktaran Erdoğan, "Bu çerçevede, bu senenin ilk 8 ayında, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 50'ye yakın artışla 21 milyar doları aşan ticaret hacmimizi, ortak hedefimiz olan 100 milyar dolar seviyesine ulaştırmak için atılacak adımlara odaklandık." diye konuştu.
Stratejik iş birliği alanı olarak gördükleri enerji alanında Rusya'yla mevcut iş birliğini ilerletme konusunda mutabık kaldıklarını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"TürkAkım ve Akkuyu Nükleer Enerji Santrali projelerine ilişkin durumu değerlendirdik. Malum, kısa bir süre önce Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'ni ziyaret etmiştik. Burada 10 bin genç Türk mühendis çalışıyor. Bunun yanında 3 bin genç Rus mühendis çalışıyor. Bu sayıyı daha da artıracaklar. Nasip olursa 2023'ün mayıs ayında birinci üniteyi bitirme sözünü kendilerinden aldık. Ondan sonra iki, üç, dört numaralı üniteler var. Tabii bizim 3 nükleer santral yapma hedefimiz var. Sayın Putin'le 'Bu iki nükleer santrali de sizinle birlikte yapabilir miyiz?' diye de görüştük. O zaman Türkiye, 3 nükleer enerji santraline sahip olacak. 'Bu konuyla ilgili çalışalım' dediler."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, turizm, tarım ve diğer alanlarda iş birliğini geliştirmenin önemini de vurguladıklarını belirterek, turizmde Rusya'nın, Türkiye'ye çok ciddi destek verdiğini, turizmde yaşanan sıkıntıların Rusya'dan gelen turistlerle ciddi manada aşıldığını dile getirdi.

"Görüşmemizin odak noktasını bölgesel konular oluşturdu"
Bunun yanında görüşmenin odak noktasını bölgesel konuların oluşturduğunu aktaran Erdoğan, Suriye, Karabağ, Libya ve Afganistan'daki gelişmeleri etraflıca değerlendirme imkanı bulduklarını, aynı şekilde Azerbaycan konusunu değerlendirdiklerini söyledi. Ortak adımlar hususunda samimi ve verimli görüş alışverişinde bulunduklarını vurgulayan Erdoğan, Afganistan'daki gelişmelerin de ele alınan bir diğer güncel başlık olduğunu kaydetti.
İdlib başta olmak üzere Suriye ile ilgili konuları da ayrıntılı şekilde ele aldıklarını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Uzun yıllardır süren Suriye krizi, ülkelerimiz başta olmak üzere tüm bölgeye ağır maliyetler getirdi. İnsani dramlar yanında sürecin ekonomik yükü hepimiz için katlanılmaz boyutlara ulaştı. Kaldı ki Türkiye olarak şu an itibarıyla 4,5 milyona yakın mülteciye ev sahipliği yapıyoruz. Ayrıntıların ötesine geçip bu meseleye kalıcı, nihai ve sürdürülebilir bir çözüm bulma vaktinin geldiğini konuştuk. Bu konuda birlikte atacağımız adımların gerekliliği üzerinde durduk. Sayın Putin'le görüşmemizde, bu yöndeki her türlü gerçekçi ve adil adıma açık olduğumuzu özellikle belirttik.
Birçok aktörün sahada olduğu ve çetrefilli yönleri bulunan bölgesel konularda zaman zaman bazı fikir ayrılıkları da olmuyor değil. Ama bu ikili görüşmemizde hemen hemen bütün konularda bir birlikteliğin olduğunu gördük. Bu tabii işin sevindirici yönüdür."
Putin'den kısa zamanda bir iadeiziyaret istediğini ve Putin'in buna olumlu yaklaştığını aktaran Erdoğan, "Bir de 'Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısı'nı bu yıl bitmeden Türkiye'de yapalım' dedim. Ona da olumlu cevap verdi." dedi.

"Aynı yaklaşımı muhataplarımızdan da bekliyoruz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, değerlendirmelerinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Putin'e, Rusya'nın 2018 Soçi Mutabakatı'nın gereği olan taahhütlerini yerine getirmesi yönünde bir talep iletilip iletilmediği ve Rusya'nın İdlib konusunda herhangi bir teminat verip vermediği sorusu üzerine Erdoğan, "Türkiye olarak Suriye'de Rusya'yla birlikte kararlaştırdığımız her hususa bağlılığımızı sürdürüyoruz. Buralardan herhangi bir geri adım atmak söz konusu değil. Bütün mutabakatlara uymaya ve güvenlik koridorundaki radikal unsurların temizlenmesine de Türkiye olarak biz devam ettik. Bundan da taviz yok. Ama tabii aynı yaklaşımı muhataplarımızdan da bekliyoruz." diye konuştu.
İdlib'de, Türkiye'nin güvenliğini sağladığı bölgelerde zaman zaman bazı sıkıntılar yaşandığını ancak ilgili birimlerin muhataplarıyla görüşerek bunları çözmenin gayreti içinde olduğunu anlatan Erdoğan, "Bu konuda da birlikte hareket etmenin önemine vurgu yapıyoruz. Bundan sonraki süreçte de özellikle liderler düzeyinde telefon diplomasisiyle, bunun yanında dışişleri ve savunma bakanlarımızın, istihbarat örgütlerimizin müşterek çalışmalarıyla bunları çözmenin gayreti içerisinde olalım dedik ve bu konuda da mutabakatımızı ortaya koyduk." görüşünü paylaştı.
Bölgede ateşkesin sağlıklı bir şekilde devamının, özellikle Türkiye'den geri dönüşleri hızla artıracağını dile getiren Erdoğan, "400 bini İdlib bölgesine olmak üzere 1 milyondan fazla kişi evlerine, topraklarına dönüş yaptı. Bu olumlu bir gelişme. Bu rakamı artırmak ve ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyelilerin güvenle topraklarına dönüşü için gerekli çalışmaları aralıksız sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Benim özellikle üzerinde durduğum bir diğer konu da PKK/YPG'nin Moskova'da olmasıydı. Bunu kendilerine hatırlattım. Aynı şekilde bu örgüt ABD'de de Beyaz Saray'da ağırlandı. Burada da bunlara ilgi, maalesef ileri derecede. Malum Amerikalı McGurk denilen bir adam var. Bu adam terör örgütlerinin adeta sevk ve idaresini yapıyor. 'Terörle mücadele konusuyla ilgili dayanışmamızı daha da artırmamız gerekir' dedik." ifadesini kullandı.

"Daha önce varılan mutabakatların gereği yapılmalıdır"
"ABD'nin PKK/YPG'ye verdiği destek söz konusu. Rusya ile 2018 Mutabakatı'ndan sonra Münbiç ve Tel Rıfat'tan terör unsurlarının ayıklanmasıyla ilgili yeni bir mutabakat sözlü de olsa söz konusu olur mu? Bölgede terör örgütlerinin saldırı girişimlerine karşı Rusya yeni bir adım atacak mı?" şeklindeki soruya ise Erdoğan, "Terör örgütü PKK/YPG'nin, bu bölgelerdeki varlığının sonlandırılmasıyla ilgili daha önce varılan mutabakatların gereği yapılmalıdır." yanıtını verdi.
Bu görüşmede bölgedeki mevcut durumu değerlendirmekle birlikte, gündemi ağırlıklı olarak iki ülke ilişkilerinin daha da geliştirileceği hususlar, savunma sanayisinden siyasi ve askeri konulara kadar atılabilecek ortak adımlar ve beraber yapılabilecek yatırımların oluşturduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bu konularda Sayın Putin çok açık ve net yapabileceğimiz yatırımları gündeme getirdi. Örneğin Akkuyu'nun yanı sıra ikinci ve üçüncü nükleer enerji santralleri konusunu, savunma sanayisine yönelik atılabilecek adımları görüştük. Tüm bunlarla beraber mesela Türkiye'nin uzay çalışmalarını konuştuk. Sayın Putin, uzayla ilgili Türkiye ile beraber çalışmaya var. Uzayla ilgili atılabilecek adımlarla ilgili de heyetlerimizi, ekiplerimizi çalıştıracağız. Yapılacak çalışmayla da bunun zamanlamasını, yol haritası belirleyeceğiz. Ona göre de inşallah ilerleyeceğiz. Yani uzay çalışmalarında da çok daha ileri boyutta bir teklif var. Bir tane karada, bir tane denizde platform oluşturmak suretiyle, buradan uzaya roket fırlatma çalışmalarını beraber yapabileceğimizin teklifini sağ olsun yaptılar. Bu konuda da ilgili arkadaşlarımızı görevlendirerek çalışacağız."



Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
TT

Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)

Donald Trump, First Lady Melania Trump'ın destekçilerine dans etmesinden nefret ettiğini şaka yollu söyledi ve hatta Başkan Franklin D. Roosevelt'in aynı şeyi yapmayacağını belirtti.

Kennedy Center'da seçim yılı hedeflerini belirlemek için düzenlenen Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi kampında konuşan başkan, destekçilerinin kendisini dans ederken görmek istediğini öne sürdü.

Trump'ın dans tarzı, seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti. Sadık MAGA'cıları sık sık The Village People'ın "YMCA" şarkısı eşliğinde dans ettiriyordu.

Trump şöyle konuştu: 

Dans etmemden nefret ediyor. 'Herkes dans etmemi istiyor' dedim. 'Sevgilim, bu başkanlık makamına yakışmıyor' dedi. Aslında 'FDR'nin dans ettiğini hayal edebiliyor musun?' dedi, bana bunu söyledi. Ve ben de 'Belki de bilmediği köklü bir tarih var' dedim. Çünkü o, Demokrat olmasına rağmen zarif bir adamdı, değil mi? Japonya'nın saldırısı sırasında biliyorsunuz, epey zarifti, ama bunu yapmazdı, ama, ama başka pek çok kişi de yapmazdı. Ama o, 'Sevgilim, lütfen, şu ağırlık kaldırıyormuş gibi yaptığın hareket berbat' diyor.

Aslında Trump'ın dans yeteneği profesyonel dansçılar tarafından da eleştirildi. Hip Hop Dance Junkies'in kurucusu Brandon Chow, "1'den 10'a bir ölçekte, üç derdim. Üç veya en fazla dört" demişti.

The Guardian'a şunları söylemişti:

Kollarını kullanıyor ama kollar çok katı, gerçekten hareket etmiyorlar. Kelimenin tam anlamıyla yumruklarını sıkıp kollarını iki yanda sabitliyor. Yani, konfor alanından veya kendi alanından çıktığı hiçbir hareket yapmıyor. Kelimenin tam anlamıyla olduğu yerde adımlıyor, bir sağa bir sola, kalçalarını sallıyor.

Görsel kaldırıldı.
Başkan Maduro, Venezuela'daki destekçilerinin önünde dans ediyor (AP)

ABD Başkanı'nın son yorumları, Beyaz Saray yardımcılarının kendisine, devrik Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun mitinglerde dans ederek kendisiyle dalga geçtiğini söylediği yönündeki haberler gündemdeyken geldi.

Washington'ın Karakas üzerindeki baskıyı artırmasından önceki haftalarda Maduro, eşi Cilia Flores'le birlikte halka açık etkinliklerde yer alarak, artan uluslararası incelemeye rağmen rahat ve meydan okuyan bir görüntü sergilemişti.

Aralık ayında Uluslararası Kadın Liderlik Okulu'nun açılışında yaptığı konuşmada Maduro, "Savaşa Hayır, Barışa Evet" başlıklı bir konuşmanın elektronik remiksine dans ederken görülmüştü.

Görüntüler internette geniş çapta yayılmış ve birçok kişi bunu Trump'ın mitinglerdeki hareketlerine benzetmişti. Bir yetkilinin olayı "bir dans hareketi fazla kaçmış" diye nitelendirdiği bildirilmişti.

Maduro, siyasi mesajlarında müzik ve performansı sıklıkla kullanıyordu. Kasımda John Lennon'ın "Imagine" şarkısının televizyonda yayımlanan bir yorumunu da buna dahil etmiş ve bu, Washington'la ilişkiler gerginken yapılan bir barış çağrısı olarak yorumlanmıştı.

Independent Türkçe


Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
TT

Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)

Christopher Phillips

ABD, kıtasındaki yerlilerin topraklarını fethetme, 19. yüzyılın sonlarında İspanyol topraklarını ele geçirme veya Latin Amerika’nın işlerine tekrar tekrar müdahale etme gibi nedenlerle sık sık “imparatorluk” olmakla suçlanmıştır. Tarih, Sam Amca’nın emperyalist yüzünün örnekleriyle doludur. Son on yıllarda bile birçok yorumcu, “yeni dünya düzeni”, “Washington mutabakatı” ve “teröre karşı savaş” gibi Washington'un büyük projelerinin, demokratik ve liberal söylemlerle örtülmüş olsa bile, emperyalist unsurlar içerdiğini savunmuştur.

Ancak birçok gözlemci, Trump'ın seleflerinden farklı olmasını bekliyordu. “Önce ABD” sloganı, izolasyonist bir eğilimi veya en azından dış müdahaleleri azaltma arzusunu ima ediyordu. İlk döneminde, sürekli olarak “sonsuz savaşları” kınaması ve ABD'nin askeri ve diplomatik müdahalelerini azaltmaya çalışmasıyla bu izlenimi pekiştirmiş gibi görünüyordu. Ancak, Beyaz Saray'a dönüşünün üzerinden geçen bir yıldan kısa bir süre, tamamen farklı bir yol izlediğini ortaya koymak için yeterliydi. Venezuela ile savaş tehdidinden Grönland'ın ilhakını önerme, Latin Amerika'daki seçimlere müdahale etme ve Avrupa'daki sağcı popülistleri desteklemeye kadar, Trump ikinci döneminde son on yılların en emperyalist Amerikan başkanı gibi görünüyor. Demokrasi veya liberal değerleri yayma iddiasından tamamen vazgeçmesinden sonra, şu soru öne çıkıyor: “MAGA tarzı emperyalizm” çağına mı girdik? MAGA, Trump'ın “ABD'yi Yeniden Harika Yap” sloganının kısaltmasıdır.

Bir hakaret olarak emperyalizm

“Emperyalizm” kelimesi, dış politikası kendisini eleştirenleri memnun etmeyen herhangi bir ülkeye yöneltilen bir hakaret olarak sıklıkla kullanılır. Küresel bir güç haline geldiğinden beri, ABD de sürekli olarak bu şekilde etiketlendi. Bu tür bir öznelliği önlemek için, siyaset bilimciler bir devletin ne zaman emperyalist olduğunu belirleme amacıyla çeşitli teoriler ve modeller geliştirmişlerdir. Bu teorilerin en ikna edici olanı, Columbia Üniversitesi'nden Michael K. Doyle'un 1986 tarihli “İmparatorluklar” adlı kitabındaki teorisi olabilir. Doyle, güçlü hükümetlerin genellikle daha zayıf devletlere kendi iradelerini dayatma eğiliminde olduklarını, ancak bunun mutlaka emperyalizm uyguladıkları anlamına gelmediğini savunuyor. Ona göre anahtar nokta, güçlü bir devletin daha zayıf bir devletin hem iç hem de dış politikalarını kontrol etmeye çalışıp çalışmadığıdır. Eğer iç ve dış politikalarını, ister güç kullanarak ister siyasi iş birliği, ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla kontrol etmeye çalışıyorsa, bu emperyalizmin özüdür. Eğer bunu yapmıyorsa, davranışı “emperyalizm” değil, “hegemonya” olarak kabul edilir.

sadfrgt
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, New York'taki duruşması sırasında, 5 Ocak (AFP)

Bu tanıma göre, ABD'nin emperyalist olmakla suçlandığı birçok örnek, gerçekte hegemonya kurma uygulamalarıydı. Örneğin, Soğuk Savaş sırasında Sovyetleri Latin Amerika'dan uzak tutmak için yapılan darbelere destek vermek, bir hegemonya eylemi olarak kabul edilebilir, çünkü Washington, anti-komünist oldukları sürece darbeden sonra göreve gelen rejimlerin nasıl yönetildiğine fazla önem vermiyordu. Buna karşılık, 1898 ile 1902 yılları arasında İspanyol Küba ve Filipinler'in işgali veya “terörle savaş” sırasında Afganistan ve Irak'ın işgali, Washington'un bu ülkelerin iç politikalarını yeniden şekillendirme, yeni anayasalar hazırlama ve farklı yönetim yapıları oluşturma çabaları göz önüne alındığında, emperyalizmin açık örnekleridir.

İster güç yoluyla, ister siyasi iş birliği yoluyla, ister ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla olsun, hem iç hem de dış politikaları kontrol etmek, emperyalizmin özüdür

Trumpvari emperyalizm mi?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın son politikalarını Doyle’un perspektifinden okuduğumuzda, biraz karmaşık da olsa, açık emperyalist eğilimler ortaya çıkıyor. Yönetimin Grönland, Kanada, Panama ve hatta Gazze'nin “ilhakı” yönündeki söylemi, bu ülkeler ve bölgelerdeki hem dış hem de iç politikanın sonuçlarını yeniden şekillendirme emellerine işaret ediyor. Örneğin, Aralık ayında Trump, Louisiana Valisi Jeff Landry'yi Grönland'a özel temsilcisi olarak atadıktan sonra, Landry açıkça görevinin özetle “Grönland'ı ABD'nin bir parçası yapmak” olduğunu belirtti. Bu arada Trump, Panama Kanalı'nı “geri alma” sözünü yineledi ve Kanada'ya “ABD’nin 51. eyaleti olması” gerektiğini söyledi. Bu açıklamalara, Grönland'ı ilhak etmek için askeri güç kullanma ve Kanada'ya yüksek gümrük vergileri uygulama tehditleri eşlik etti.

xc
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray, Oval Ofis'te bir başkanlık kararnamesi imzalıyor, Washington (Reuters)

Bu, Doyle'un emperyalizm tanımına benziyor olsa da, ihtiyatlı olmak gerekiyor. Söylemlere ve tehditlere rağmen, Trump henüz bu toprakları ilhak etmek için somut adımlar atmadı ve bunu emperyalist bir eylem olarak nitelendirmek için henüz erken. Trump, rakiplerinden taviz koparmak için sık sık abartılı tehditlere başvuruyor. Büyük olasılıkla, Danimarka'yı Washington'a üsler ve madenler konusunda geniş imtiyazlar vermeye zorlamak için, Grönland'ı ilhak etme tehdidini kullanıyor. ABD için “daha iyi bir anlaşma”ya varmak için aynı taktiği Kanada ve Panama ile de kullanıyor.

Kaldı ki Gazze örneğinde gerçekten de böyle oldu. Şubat ayında Trump, ABD'nin harap olmuş bölgenin kontrolünü “devralacağı” yönünde sansasyonel bir iddiada bulundu, ancak sonuçta uluslararası istikrar çabalarına zemin hazırlamayı amaçlayan bir ateşkesin sağlanmasına yardımcı oldu. Destekçileri, ABD'nin devralma tehdidinin çeşitli tarafları bir uzlaşmayı kabul etmeye ittiğini savunuyor.

Aynı durum Grönland, Panama ve Kanada için de geçerli olabilir; bu da nihai amacının, açık bir emperyalizmden ziyade hegemonya kurmak (ABD'nin dış politika üzerindeki kontrolünü güçlendirmek) olduğu anlamına gelir.

Latin Amerika'da emperyalizm

Buna karşılık, Beyaz Saray'ın Latin Amerika'daki eylemleri daha müdahaleci ve açıkça emperyalist görünüyor. Doyle'un tanımına göre, ABD'nin Venezuela'ya yönelik son müdahalesi, şüphesiz bir şekilde emperyalizme yakındır. Nicolás Maduro'nun görevden alınması ve ardından halefine Washington'un taleplerine boyun eğmesi için yapılan tehditler, Trump'ın Caracas'ın hem dış hem de iç politikalarını kontrol etmeyi amaçladığını gösteriyor.

Yaptırımlara ek olarak, ABD deniz ablukası uyguladı ve Venezuela kıyılarına yaklaşık 15 bin asker konuşlandırdı.

Ancak yönetim, devlet başkanının görevden alınmasından sonra bile, amacını henüz rejim değişikliği olarak çerçevelemedi. Bunun yerine, zorla devrilen Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro hükümetine karşı argümanını dış politika çerçevesinde sunuyor; büyük miktarda fentanil ve kokain sevkiyatı, ABD'ye göçmen akını ve son olarak da yaptırım uygulanan İran petrolünün transferi gibi iddialara dayandırıyor.

frgthyu
Grönland'ın başkenti Nuuk yakınlarında bir Danimarka donanma gemisi, 8 Mart (AFP)

Yönetim, petrol tankerlerine el koymak ve 80'den fazla kişinin ölümüne yol açan ölümcül saldırılar düzenlemek de dahil olmak üzere güç kullanmış olsa da, Venezuela'nın iç politikasını değiştirme veya kontrol etme amacını resmen benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor.

Latin Amerika'nın diğer bölgelerinde ise Trump, iç politikaya doğrudan müdahale etme konusunda daha çok istekli görünüyordu. Son Honduras seçimlerinde, aşırı sağcı Ulusal Parti adayı Nasry “Tito” Asfura'yı açıkça destekledi ve Asfura kazanmazsa ABD'nin mali yardımı keseceği imasında bulundu. Bu müdahale, seçim kampanyasının gidişatını değiştirirken, rakipleri onu müdahale etmekle suçladı.

Aynı senaryo Arjantin'de de yaşandı; Trump'ın Başkan Javier Milei'ye açık desteği, müttefikinin kaybetmesi durumunda Buenos Aires'e mali yardımı azaltma tehditleriyle desteklenerek, seçim başarısında kilit bir faktör oldu. Ancak Brezilya'da baskı daha az başarılı oldu. Trump, müttefiki eski devlet başkanı Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına devam edilmesi halinde Brezilya’ya yüzde 50 oranında gümrük tarifesi uygulamakla tehdit etti. Ancak tehdit sonucu değiştirmedi; Bolsonaro darbe girişiminde bulunma suçlamasıyla 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu vakaların her birinde, Trump'ın Latin Amerika'ya yönelik “emperyalizminin” kalıbı açık ve netti: Seçmenleri veya hükümetleri MAGA projesiyle uyumlu sağcı adaylara yönlendirmek için mali nüfuzu kullanarak iç siyasete müdahale etmek.

Resmi olarak Venezuela'nın iç siyasetini değiştirme veya kontrol etme amacını benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor

Avrupa'ya bakış

Görünen o ki yönetim şimdi Avrupa'da da benzer bir yaklaşım izlemeye çalışıyor. Nitekim yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin, “Avrupa'nın kültürel kimliğinin aşınması” olarak tanımladığı şeyi önlemek için milliyetçi popülist güçleri desteklemek gerektiğini açıkça belirttiğini görüyoruz. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Almanya için Alternatif Partisi'nin sertlik yanlısı kanadını desteklediğini zaten ifade etti, MAGA destekçileri ise İngiltere'deki Reform Partisi ve Fransa'daki Ulusal Cephe ile aktif olarak bağlar kuruyorlar.

Şimdiye kadar Latin Amerika'da olduğu gibi doğrudan bir müdahale olmadı, ancak strateji belgesi benzer bir niyet olduğuna işaret ediyor.

İlhak söyleminin, daha büyük tavizler koparmak için sadece bir pazarlık kozu olduğu ortaya çıkabilir, ancak Trumpvari emperyalizmin en belirgin ve ayırt edici biçimi kendisini başka bir yerde, MAGA projesini Latin Amerika ve Avrupa'ya ihraç etmekte gösterebilir. Bu, “terörle savaş” ile ilişkilendirilen askeri emperyalizm olmasa da, MAGA'ya benzer hareketleri diğer ülkelerde iktidara ulaşmak için güçlendirmeyi amaçlayarak, çok daha iddialı ve uzun vadede potansiyel olarak daha etkili görünüyor.


Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
TT

Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)

Çin, bugün iki Tayvanlı bakanın ayrılıkçı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle Çin'e girişlerini yasakladı. Bu karar, Taipei'den öfkeli bir tepkiyle karşılandı ve Taipei, “tehdit ve sindirme”ye boyun eğmeyeceğini açıkladı.

Pekin'de düzenlenen basın toplantısında, Devlet Konseyi Tayvan İşleri Ofisi, Tayvan İçişleri Bakanı Liu Shih-fang ve Eğitim Bakanı Cheng Ying-yao'yu “sözde Tayvan bağımsızlığını destekleyen sert çizgideki ayrılıkçılar” olarak nitelendirdi ve kendileri ile akrabalarının Çin'e girişlerinin yasaklanacağını duyurdu. İki bakana getirilen yasak, Hong Kong ve Makao'ya giriş yasağını da içeriyor.

Pekin, Tayvan'ın kendi toprakları olduğunu ve adayı kontrol altına almak için güç kullanmayı göz ardı etmediğini söylüyor. Demokratik bir hükümet tarafından yönetilen Tayvan, Pekin'in egemenlik iddialarını şiddetle reddediyor ve adanın geleceğine sadece ada halkının karar verebileceğini söylüyor. Tayvan'ın Anakara İşleri Konseyi, bu hareketin iki ülke arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini ve halkın öfkesini kışkırtmaktan başka bir işe yaramayacağını belirten sert bir protesto yayınladı. Konsey, “Tehditler ve sindirme girişimleri, Tayvan halkının demokrasi ve özgürlüğü savunma kararlılığını asla sarsamayacaktır” ifadelerini kullandı.

Pekin'de, Tayvan İşleri Ofisi sözcüsü Chen Bin Hua, haftalık basın toplantısında gazetecilere, Çin'in şu anda 14 kişiyi “ayrılıkçı” olarak listelediğini söyledi. Bu açıklama, Çin ordusunun ada çevresinde şimdiye kadarki en büyük askeri tatbikatını gerçekleştirmesinden bir hafta sonra geldi.