Muna el-Mencumi
Eski Suudi Büyükelçisi Ali el-Asiri, ABD yönetiminin 11 Eylül 2001 olaylarıyla ilgili olarak sürekli Riyad’ı suçlamaya yönelik sürekli girişimleri ‘başarısız’ olarak niteledi. ABD Başkanı Joe Biden yönetimine, özellikle de soruşturma raporlarının gizliliğinin kaldırılması konusunun Suudi Arabistan hükümet yetkililerinin bu saldırılara karıştığına dair net bir kanıt sağlaması nedeniyle rotasını düzeltme ve bu dosya ile ilgili sorumlu davranış sergileme çağrısında bulundu.
Asiri, Riyad ve Washington’un El Kaide ve DEAŞ örgütleri tarafından ölümle sonuçlanan birçok terör operasyonuna hedef olduğuna dikkat çekti. Suudi Büyükelçi, “Her ikisi de ortaklıklarıyla, bu gruplara ölümcül darbeler indirmeyi başardı. Bu gerçeklerin, özellikle iki ülke arasındaki başarısız olamayacak kadar değerli tarihi ilişkiler açısından, Suudilerin terör saldırılarındaki suç ortaklığına ilişkin asılsız iddialara son vermesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
15 Suudi
Suudi diplomat bu girişimde bulunurken, ABD yönetimi, terör operasyonlarının 19 failinden 15'inin Suudi vatandaşı olduğu göz önüne alındığında, Suudi Arabistan’ın 11 Eylül 2001 bombalama olaylarına karıştığını ima etmeye devam ediyor.
Asiri, Başkan Joe Biden yönetiminin iki korsan Nevvaf el-Hazımi (Nawaf al-Hazmi) ve Halid el-Mihdar (Khalid al-Mihdhar) ile o dönemde ABD’de yaşayan iki Suudi vatandaşı Ömer el-Beyumi ve Fahad el-Sumeyri (Tumayri) arasındaki bağlantılar ve olası bağlar hakkında 18 sayfalık bir FBI raporunun gizliliğini kaldırmak için yaptığı son hamlelere atıfta bulundu. Söz konusu raporun gizliliği kurbanların ailelerinin talebi üzerine olayın 20’inci yıldönümü öncesinde kaldırıldı.
16 sayfalık raporda Suudi yetkililere karşı tek bir suçlayıcı delil sunulmasa da, öncesinde 2016 yılında hazırlanan ve FBI tarafından yürütülen terör saldırıları ile Suudi Arabistan hükümeti arasındaki olası bağları inceleyen 'Encore Operasyonu'nun belgelerine dayanan bir rapor söz konusuydu. Ayrıca yine 2016 yılında gizliliği kaldırılan ve 28 sayfalık başka bir rapor daha hazırlanmıştı. Her ikisi de hiçbir CIA ve FBI tanığının kesin olarak kanıtlayamadığı Suudi Arabistan'ın küresel düzeyde veya ABD'de dahili olarak terör faaliyetlerine verdiği desteğin boyutu konusunda aynı sonuca götürüyor.
Benzer bir şekilde, Cumhuriyetçiler ve Demokratlardan oluşan 11 Eylül Komisyonu tarafından hazırlanan 2004 tarihli raporun sonucunda da saldırıların bireysel olarak El Kaide tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi.
Suudi diplomata göre, Amerikan soruşturma raporlarının sonuçları meseleyi sonlandırmak için yeterliydi. Söz konusu raporlarda Suudi hükümetinin, iki ülke arasındaki bu kötü sayfayı kapatmak için saldırılarla ilgili tüm belgelerin tam olarak açıklanması konusunda birkaç yıldır ısrar ettiği vurgulandı. Aynı zamanda Suudi yetkililerin, Biden tarafından imzalanan yürütme emrine göre önümüzdeki aylarda gerçekleşmesi beklenen ek açıklamaların yeni gelişmeler doğurmayacağına emin olduklarına dikkat çekiyor. Aynı durum, Terörizmin Destekçilerine Karşı Adalet Yasası (JASTA) kapsamında kurbanların aileleri tarafından açılan ve Riyad’ın Manhattan’daki bir mahkemede itiraz ettiği davalar için de geçerlidir.
JASTA Yasası
JASTA, uluslararası hukuka göre egemen dokunulmazlığa sahip olsalar bile, ABD mahkemelerinin terörizmi desteklemekle suçlanan yabancı ülkelere karşı dava açmasına olanak sağlıyor. Asiri, davaların sadece terörle mücadele çabalarına zarar vermekle kalmayıp, diğer ülkeler tarafından yurtdışındaki Amerikan askerleri ve diplomatlarına karşı kullanılması durumunda da kötü bir emsal oluşturduğunu düşünüyor. Eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin JASTA yasasını veto etmesinin nedeni de budur. Ancak Kongre 2016 yılında vetoyu kaldırdıktan sonra yasa yürürlüğe girdi.
Hukuki sorun
Bu bağlamda, JASTA, Riyad aleyhine açılan davalarda, suçlamalara karşı kendini savunmak için hassas bilgiler ifşa edilebileceğinden sorun teşkil edebilir. Bu durum ise, davaları terörle mücadele çabaları için bir tehdit haline getirir. ABD ulusal güvenliğine zarar veremez ama bu durum, yabancı hükümetlerin FBI ile çalışma isteğini baltalayabilir. Burada eski Suudi büyükelçi, Biden yönetiminin devletin sırlarını saklama ayrıcalıklarını kullanma hakkı konusunda büyük bir çifte standart uyguladığını iddia ediyor. Asiri, "Şu anki ABD başkanının yönetimi, iş Amerikan ulusal güvenliğini korumaya geldiğinde ayrıcalıklara başvuruyor, ancak Suudi Arabistan'a karşı 11 Eylül olaylarıyla ilgili imalar konusunda kasıtlı olarak bu ayrıcalıklardan vazgeçiyor" dedi.
Riyad ile ilişkide çifte standart
Mevcut ABD yönetiminin Riyad ile ilişkilerindeki ikiyüzlülüğe rağmen, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 2019 Ülke Raporu’nda, Suudi yetkililerin güvenlik önlemleri, bölgesel ve uluslararası iş birliğini içeren kapsamlı ve iyi finanse edilmiş bir stratejiyi yaymak ve terörizm, radikalizm ve silah altına alımla mücadele için gerekli önlemleri almak için Amerikalı mevkidaşlarıyla yakın temasa geçtiği kaydedildi. Suudi Arabistan, ayrıca bilgi alışverişi, teröristleri izleme ve sınır güvenliği konularında Amerika ile yüksek düzeyde iş birliğini sürdürebildi.
Asiri, ülkesine yönelik iddiaların, Riyad'ın terörle mücadelede yaptığı tüm fedakarlıkları ve hizmetleri çürüttüğünü düşünüyor. Bunları Washington'un DEAŞ ve El Kaide'nin ortaya çıkmasına neden olan stratejik hatalarını örtbas etmesi için bir kılıf olarak görüyor. Suudi yetkili, “El Kaide, Sovyetlerin mücahitlere yenilmesinden ve ABD’nin Afganistan'ı terk etmesinden sonra doğdu. DEAŞ ise Irak savaşında ABD öncülüğündeki koalisyonun yarattığı boşluktan sonra ortaya çıktı. ABD, ortaya çıkan terör sonuçlarıyla tek başına uğraşmadı. Daha ziyade Suudi Arabistan ve Pakistan gibi müttefikleri aynı sonuçlarla yüzleşmek ve uğraşmak zorunda kaldı” şeklinde konuştu. Üç ülke arasındaki istihbarat iş birliğinin, 2001'den 2009'a kadar Suudi Arabistan'ın İslamabad Büyükelçisi olarak görev yaptığı süre boyunca gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Bu iş birliğinin 11 Eylül saldırılarının akıl hocası Halid Şeyh Muhammed, ABD destroyeri USS Cole'un bombalanmasından sorumlu Ebu Zübeyde ve El Kaide'nin yönetici lideri Ebu Farac el-Libi'nin tutuklanmasıyla sonuçlandığına işaret etti.
El Kaide terörü
Suudi diplomat, 1990'larda her iki ülkeye yönelik terör saldırılarının tarihine işarette bulundu. Bu saldırılar, El Kaide'nin kurucusu Usame bin Ladin'in Amerikan güçlerine savaş ilan etmesiyle başladı. O sırada, 1991 yılında Körfez Savaşı'nda Irak'ın yenilgisinden ve Kuveyt'in kurtuluşundan sonra ülkedeki varlığı nedeniyle Haremeyn-i Şerifeyn ülkesinin işgal edildiğini söyledi. Bin Ladin’in, 1995 yılında ilk gerilla saldırılarını başlattığını söyleyen Asiri, Suudi başkentinde bir Ulusal Muhafız eğitim kompleksinin hedef alınarak, beşi Amerikalı olmak üzere altı kişinin öldürüldüğünü ve 60'tan fazla kişinin yaralandığını bildirdi. Bunu, 1996 yılında yerleşim bölgesi yakınındaki El Huber Kuleleri civarında bomba yüklü bir kamyon patlamasının izlediğini, 19 Amerikalı pilotun öldüğünü ve 500'den fazla kişinin yaralandığını ifade etti.
El Kaide'nin terörist saldırıları Suudi Arabistan'ı hedef almadı. Ancak Amerika 2001 olaylarından önce üç terörist saldırıyla karşı karşıya kaldı. Bunlar, 1993'te Dünya Ticaret Merkezi'nin hedef alınması, 1998'de Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerinin bombalanması ve 2000'de ABD destroyerine yapılan saldırılardı. Bu saldırılardan sonra ve 11 Eylül'den önce Suudi Arabistan'daki gurbetçileri hedef alan çok sayıda saldırı gerçekleştirildi. Dönemin Suudi istihbarat şefi Prens Turki Al-Faysal, ‘Taliban’ hareketini Usame bin Ladin'i teslim etmeye ikna etmek için Afganistan'ı ziyaret etti. Onu tutuklama çabalarının başarısız olmasına rağmen, Riyad, örgütü ülke içinde ortadan kaldırmak operasyonlara girişti.
11 Eylül'den sonra
11 Eylül bombalamalarında yaklaşık üç bin kişinin ölümüne neden olan trajik olaya rağmen örgüt, Suudi Arabistan içinde saldırılar düzenlemeye devam etti. 2003 yılında altyapı, yaşam alanları, şirketler ve konut komplekslerini hedef alan birçok terör saldırısıyla başkent Riyad'ı vurdu. Üç yıl süren bu saldırılar sonucunda binlerce kişi yaralandı ve hayatını kaybetti.
Bu saldırılar, Suudi Arabistan'ın ABD ve diğer müttefiklerle iş birliği içinde terörle mücadele programının oluşturmasına katkıda bulundu. Program, 2010 yılında Amerika'ya giden iki kargo uçağına bomba yerleştirme girişimini engellemeyi başardı. İki ülke arasındaki ortaklık, 2015 yılında Nasır el-Vuheyşi’nin ve geçen yıl da örgütün liderlerinden Kasım er-Rimi'nin öldürülmesine katkıda bulundu. Ortaklık, ayrıca DEAŞ’ın Suriye ve Irak'ta ortadan kaldırılmasına ve 2019'da lideri Ebubekir el-Bağdadi'nin öldürülmesine katkı sağladı.