Tunus’ta Cumhurbaşkanı Said’in aldığı olağanüstü önlemleri hangi taraflar destekledi, hangi taraflar reddetti?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in başbakan ataması, Tunus Devleti’nin ortaklarına yeniden güven verirken, ülke kamuoyu ile uluslararası topluma olumlu işaretler gönderdi.

Bazı partiler Said’in olağanüstü önlemlerine yönelik desteğini çekti. (Tunus Cumhurbaşkanlığı Facebook Sayfası)
Bazı partiler Said’in olağanüstü önlemlerine yönelik desteğini çekti. (Tunus Cumhurbaşkanlığı Facebook Sayfası)
TT

Tunus’ta Cumhurbaşkanı Said’in aldığı olağanüstü önlemleri hangi taraflar destekledi, hangi taraflar reddetti?

Bazı partiler Said’in olağanüstü önlemlerine yönelik desteğini çekti. (Tunus Cumhurbaşkanlığı Facebook Sayfası)
Bazı partiler Said’in olağanüstü önlemlerine yönelik desteğini çekti. (Tunus Cumhurbaşkanlığı Facebook Sayfası)

Hamadi Muammeri
Tunus’ta yüzlerce hastanın hastanelere akın etmesi, koronavirüs salgınından dolayı günlük ölüm sayılarının giderek artması, oksijen tüpü tedarikinde ciddi sıkıntıların yaşanması ve aşıya erişimin olmamasının yol açtığı sağlık krizine ek olarak siyasi, ekonomik ve sosyal krizin derinleştiği bir ortamda Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz 2021’de aldığı olağanüstü önlemler ülkedeki vatandaşların çoğunun dikkatini çekti.
Emrhod Consulting isimli anket şirketi, olağanüstü kararların ilan edilmesini takip eden günlerde Cumhurbaşkanı Said’in parlamentoyu dondurması ve hükümeti feshetmesi kararını destekleyenlerin oranının yaklaşık yüzde 90 olduğu tahmininde bulundu.
Olağanüstü önlemlerin ilan edilmesinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçti. Bugün söz konusu önlemlere yönelik destek hafifledi mi? Cumhurbaşkanı’nı destekleyen partilerden hangileri desteğini çekti?

Yeni bir başbakanın atanması güven tazeledi
Anayasa Hukuku Profesörü ve Ulusal Kurucu Meclisi Eski Milletvekili Rabah el-Harayfi, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Said’in aldığı olağanüstü önlemlerin ilk zamanlarda önemli ölçüde destek gördüğüne işaret ederek, 25 Temmuz 2021 tarihinde protesto için sokağa çıkan çok sayıda kişinin Nahda Hareketi’nin engellenmesini (o dönemde Nahda’ya ait bazı parti binalarına saldırmışlardı), parlamentonun feshedilmesini ve hükümetin görevden alınmasını talep ettiğini hatırlattı.
Harayfi, “Bugün ise talepleri gerçekleşen Tunuslular aynı süreçte daha fazlasını bekliyorlar. Ancak başbakan atama sürecinin yavaş işlemesi ve bazı vatandaşların yaşadığı şüphe durumu, Cumhurbaşkanı Said’in olağanüstü önlemlerine yönelik coşkunun azalmasına yol açtı. Fakat özellikle Said’in rakiplerinin kendilerini hesaba çekmeleri için bir fırsat niteliğindeki bu önlemlere karşı duyulan coşku devam ediyor. Fakat yine de bu rakipler Tunus’un büyük bir kesimi tarafından kabul görmüyor” diye konuştu.
“(Olağanüstü önlemlerden sonra) gelecekle ilgili nasıl bir vizyonunun takip edileceğinin açıklanmaması ve bir yok haritasının belirlenmemesi, Kays Said’e yönelik desteğin gerilemesine yol açabilir. Tunus’un gelecekte izleyeceği güzergahın açıklığa kavuşturulması gerekir” diyen Harayfi, Cumhurbaşkanı Said’in kurduğu komiteye, anayasa, Seçim Yasası, erken seçim ve referandum gibi konularda gelecekte atılacak adımları kamuoyuna açıklama çağrısında bulundu. Harayfi, böyle bir hamlenin Cumhurbaşkanı Said’in olağanüstü önlemlerine karşı güven oranını yeniden üst seviyelere çıkaracağını belirtti.
Said’in yeni bir başbakan atamasının Tunus Devleti’nin ortaklarına yeniden güven verirken, ülke kamuoyu ile uluslararası topluma olumlu işaretler gönderdiğini söyleyen Harayfi, baskı olmadan kararların vaktinde alınmasının olumlu bir hareket tarzı olarak gördüğünü fakat başbakan atamasındaki dikkat çekici gecikmenin şaşkınlığa yol açtığını ve devletin boşluğu daha fazla kaldırmayacağını vurguladı.

Demokratik Akım Partisi, olağanüstü önlemlere verdiği desteği çekti
Cumhurbaşkanı Said’in olağanüstü önlemleri ilan etmesinden bu yana geçen süreçte Demokratik Akım Partisi (DAP) örneğinde olduğu gibi olağanüstü önlemlere karşı tavır değişikliğine giden bazı partiler oldu. DAP başlarda olağanüstü önlemlerin en büyük destekçisi konumundaydı. DAP Eski Genel Sekreteri Muhammed Abu, Aralık 2020’de Cumhurbaşkanı Said’e parlamentoyu feshetme, bazı siyasileri ev hapsine alma ve orduyu sahaya sürme çağrısı yaptı. Abu’nun çağrısı, ülkede siyasi durumun kötüye gittiği ve parlamento çatısı altındaki vekiller arasında yumruklu kavgaya dönüşen sözlü tartışmaların giderek arttığı bir dönemde geldi.
DAP, Cumhurbaşkanı Said’in olağanüstü önlemleri ilan etmesinin ardından başlangıçta yaptığı açıklamada, bu önlemleri anlayışla karşıladığını belirterek, Said’e rutin anayasal duruma dönüş için yol haritası açıklama çağrısında bulundu.
DAP 23 Eylül’de ise olağanüstü önlemlere tepki gösteren Cumhuriyetçi Parti, Emek ve Özgürlük için Demokrasi Bloğu Partisi (et-Tekettül) ve Afak Tunus Partisi ile ortak açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Said’in meşruiyetini kaybettiği vurgulanan açıklamada, “Anayasa’ya darbeyle mücadele” çağrısı yapıldı. Bu ortak açıklama, Said’in yasama ve yürütme yetkilerini elinde toplamasının ardından geldi.

Nahda Hareketi’nden manevra
Öte yandan Nahda Hareketi, yaptığı açıklamalarda Cumhurbaşkanı Said’e iltifat etme çabası içine girdi. Hareket, açıklamalarında, Said’e, siyasi istikrarı sağlayacak kapsamlı bir ulusal diyalog başlatma ve yeni bir dönem inşa etmede katılımcılık ilkesini güçlendirme çağrısında bulundu. Ancak Hareketin çağrısı, daha önce birçok münasebetle “geriye dönüş yok” şeklinde açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı tarafından karşılık görmedi.
Nahda Hareketi bir başka açıklamasında ise “yetkilerin tek elde toplanması, Anayasa’ya darbe yapılması, yetkinin ele geçirilmesi ve keyfi bir şekilde kullanılması yönündeki gidişata karşı çıkan tüm taraflara, demokrasi sürecinin sonunun habercisi olan bu gidişatı barışçıl ve sivil yolla püskürtmek için çabaları koordine etme” çağrısı yaptı.
Ülkenin en büyük sendikası olarak kabul edilen Tunus Genel İşçi Sendikası (TGİS) yetkilerin Cumhurbaşkanı’nın elinde toplanmasına karşı uyararak, Said’in anayasa ve Seçim Yasası değişikliklerini kendi tekeline almasının demokrasi için tehlikeli olduğunu vurguladı. TGİS söz konusu değişikliklerin “devletin yapısını oluşturan toplumun farklı kesimlerini, ulusal örgütleri, dernekleri, partileri ve isimlerini” ilgilendiren bir mesele olduğunu belirtti.

Olağanüstü önlemlerin en güçlü destekçisi: Halk Hareketi
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, Said’in aldığı kararlara Halk Hareketi ve Tunus İleriye Hareketi gibi mutlak anlamda destek veren hareketlerin yanı sıra Özgür Anayasa Partisi gibi şartlı destek veren de bulunuyor.
Halk Hareketi’nden milletvekili seçilen ancak Said’in olağanüstü önlemleri sonrası vekilliği dondurulan Bedreddin el-Kamudi, Independent Arabia’ya yaptığı özel açıklamada, “Halk Hareketi Cumhurbaşkanı’nı destekliyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Hareketin nazarında dürüstlüğü kanıtlanmış milli bir şahsiyettir ve ülkedeki durumu iyileştirmek için güçlü bir iradeye sahiptir” dedi.
“Onun (Said’in) ülkeyi kurtarma yönündeki siyasi iradesine değindik. Onun ayrıca yolsuzlukla mücadelede de samimi bir iradesi var” diyen Kamudi, önümüzdeki günlerde bu iradenin uygulamaya geçmesini ve Tunus’taki vatandaşların bunun getireceği kazanımlara yakından şahit olmasını umduğunu belirtti.

Güven oranı partilerin sayısıyla ölçülmez
Said’in tercih ettiği seçeneklerin halkın iradesinden doğan halka ait ve milli seçenekler olduğunu söyleyen Kamudi, Said’in aldığı tedbirlerin özgürlüklere zarar verip vermeyeceği sorusunu ise şöyle cevapladı:
“Buna dair işaretler yok. Çeşitli siyasi grupların pozisyonlarını tamamen özgür bir biçimde dile getirmesi bunun kanıtıdır. Güvenlik güçleri hangi partiden olursa olsun göstericileri koruyor.”
Kamudi ayrıca Cumhurbaşkanı Said’in tercih ettiği seçeneklere yönelik güven oranının, bu seçeneklere destek veren partilerin sayısıyla değil halkın verdiği desteğin boyutuyla ölçülmesi gerektiğini vurguladı.

Zorunlu adım
Halk Hareketi’nden yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Said tarafından ilan edilen olağanüstü önlemler “halkın talep ettiği ulusal görevlerin tamamlanması için zorunlu bir adım ve geriye dönüşün engellenmesi için eldeki tek seçenek” olarak nitelendirildi.  Açıklamada, “Egemen önlemlere dayanarak ekonomiyi kurtarma sürecini üstlenecek küçültülmüş ulusal bir hükümetin acilen kurulması gerektiği ifade edildi.

Özgür Anayasa Partisi yolu hazırladı
Özgür Anayasa Partisi Başkanı Abir Musa, partisinin, Cumhurbaşkanı Said’in Parlamento’yu dondurma kararı alması için yolu hazırladığını söyledi.
Özgür Anayasa Partisi daha önceki bir açıklamasında, Cumhurbaşkanı’nın parlamentoyu feshetmesi ve yasal süre içinde erken seçim çağrısı yapması için her türlü anayasal mekanizmayı kullanabilmesini kolaylaştırması amacıyla parti mensubu vekillerin ilgili belgeye imza attığını duyurmuştu.
Musa, partisinin Said’in kararlarını desteklediğini ancak izlenmesi gereken mekanizmalar konusunda ondan farklı düşündüğünü söyledi.



Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
TT

Husilerin söylemleri, Kızıldeniz kartını kullanma tehdidinde bulunan İran açıklamalarıyla uyumlu

Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)
Husi liderinin çağrısıyla Sana’da İran’a destek mitinginde toplanan Husiler (EPA)

ABD-İsrail ile İran ve ona bağlı Lübnanlı ve Iraklı unsurlar arasında süren doğrudan askeri gerilim ortamında, Yemen’deki Husiler söylem düzeyinde tansiyonu yükseltmeyi sürdürüyor. Örgüt, sessiz kalmayacağını vurgulasa da şu ana kadar Tahran’ın yanında doğrudan askeri müdahaleye geçmedi.

22 Mart itibarıyla, yani savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra, İran’a yakınlığıyla bilinen Husiler uyarı ve sert tonlu açıklamalarla yetinerek ‘her türlü gelişmeye hazır olduklarını’ dile getirdi. Bu söylemler, İran’ın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi stratejik deniz geçişlerinde gerilimi genişletebileceği yönündeki tehditleriyle örtüşüyor.

Husilerin son açıklaması, kendi kurdukları yönetimin dışişleri makamına atfedilen bir bildiriyle geldi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’na ilişkin uluslararası girişimlere karşı çıkılırken, ABD’nin politikalarıyla ‘bölgeyi stratejik bir çıkmaza sürüklediği’ öne sürüldü.

Aynı açıklamada, bölge ülkeleri olası bir tırmanışa dahil olmamaları konusunda uyarıldı; ABD politikalarına ‘bağımlılık’ eleştirilirken, dış müdahalenin geniş çaplı olumsuz sonuçlar doğuracağı iddia edildi.

fgb
Husiler, Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Sana sokaklarına onun devasa posterlerini astı. (EPA)

Açıklamada, çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği risklere dikkat çekilerek bunun küresel tedarik zincirleri ve enerji fiyatları üzerinde etkiler doğurabileceği vurgulandı. Husiler ise ‘elleri bağlı durmayacaklarını’ belirterek, savaşa dahil olma ihtimaline işaret etti.

Bu tutum, İran’dan gelen son açıklamalarla örtüşüyor. Tahran yönetimi, ABD’nin Harg Adası’na yönelik olası bir saldırısı durumunda, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb’de güvenliği sarsmak için Husileri devreye sokabileceği mesajını verdi ve bunu ‘direniş ekseninin seçenekleri’ arasında gösterdi.

Atılacak adımın ertelenmesi

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a siyasi ve ideolojik destek açıklamalarıyla, doğrudan askeri müdahaleden kaçınmayı bir arada yürüten bir çizgi izliyor.

Abdulmelik el-Husi, grubunun Tahran’ın yanında olduğunu vurgulayarak çatışmayı ‘İslam’a karşı bir savaş’ olarak nitelendirdi. Tüm senaryolara hazır olduklarını dile getiren el-Husi, destek amacıyla kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ancak Husiler, şu ana kadar İran’a yönelik savaşla doğrudan bağlantılı herhangi bir adım atmış değil. Daha önce değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu temkinli tutum, başta ABD ve İsrail’den gelebilecek geniş çaplı askeri saldırılara maruz kalma endişesi olmak üzere bir dizi karmaşık hesapla bağlantılı. Özellikle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb hattının küresel ticaret açısından taşıdığı kritik önem, bu çekingenliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.

Son iki yılda Kızıldeniz’de gemileri hedef alarak ve İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek gerilimi artıran grup, mevcut koşullarda bu tırmanma kartını erken tüketmek yerine ilerleyen döneme saklamayı tercih ediyor olabilir.

Bu yaklaşım, Husilere hem askeri hem de siyasi düzeyde daha geniş bir manevra alanı sağlarken, İran öncülüğündeki ‘direniş ekseni’ içindeki konumlarını da esnek biçimde sürdürmelerine imkân tanıyor.

Önceki karşılaşma

Bu tutum, Husilerin 2023 yılı sonlarından itibaren başlattığı tırmanışın devamı niteliğinde görülüyor. Grup, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere destek gerekçesiyle Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştı. Yaklaşık iki yıl içinde balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve patlayıcı yüklü botlarla yüzlerce saldırı üstlenen örgüt, bazı gemilerin batmasına ve onlarcasının hasar görmesine yol açtı.

rggrt4g
Sana’da Husiler tarafından kurulan bir mezarlık (EPA)

Söz konusu eylemler, geniş çaplı güvenlik ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Bu gelişmeler üzerine ABD ve Birleşik Krallık, Husilere ait hedeflere yönelik yüzlerce hava ve deniz saldırısı içeren bir askeri operasyon başlattı; operasyonlar daha sonra bölgesel arabuluculukla durduruldu.

İsrail de saldırılara karşılık olarak, Husilerin kontrolündeki bölgelerde limanlar, elektrik santralleri, çimento fabrikaları ve Sana Havalimanı gibi altyapı tesislerini hedef aldı. Ayrıca düzenlenen operasyonlarda örgütün üst düzey yöneticileri hedef alınarak genelkurmay başkanı ve hükümet başkanıyla birlikte dokuz bakanın öldürüldüğü bildirildi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden yapılandırıyor

Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)
Beyrut’un güney banliyösünde yıkılmış bir binanın yakınında, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni ile Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın posteri görülüyor. (AP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) faaliyetlerine aşina iki kaynak, örgütün 2024 yılında İsrail’in ağır darbesine maruz kalan Hizbullah’ın askeri komuta yapısını yeniden inşa ettiğini bildirdi. Kaynaklara göre DMO boşlukları İranlı subaylar atayarak doldurdu, ardından Lübnan’daki örgütü yeniden yapılandırarak şu anda Tahran’a destek amacıyla yürüttüğü savaş için planlar hazırladı.

Bu yeniden yapılanma, 1982 yılında DMO tarafından kurulan Şii Hizbullah için bir ilk olarak değerlendiriliyor. Söz konusu adım, 2024 savaşında aldığı darbelerin ardından daha pragmatik bir yaklaşım benimsendiğine işaret ediyor. Bu süreçte örgütün genel sekreteri Hasan Nasrallah ile birlikte birçok üst düzey lider hayatını kaybetmişti.

Eğitim ve silahlanma

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak, kuruluşundan bu yana Hizbullah içinde derin bir rol oynayan yapının, örgüt savaşçılarını yeniden eğitmek ve yeniden silahlandırma sürecini denetlemek üzere subaylar gönderdiğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının, İsrail istihbaratı tarafından sızılmış olan Hizbullah’ın komuta yapısını da yeniden düzenlediğini aktardı. Bu sızıntının, İsrail’in örgütün çok sayıda üst düzey liderini öldürmesine katkı sağladığı ifade edildi.

İsrailli bir askeri sözcü ise 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, son üç yılda verilen zararlara rağmen Hizbullah’ın hâlâ etkili ve tehlikeli bir güç olmayı sürdürdüğünü söyledi.

FVDVF
Hizbullah’ın kuzey İsrail’e doğru fırlattığı roketlerin hasar verdiği bölgede çalışmalarını sürdüren arama-kurtarma ekipleri (Reuters)

Hizbullah, 2 Mart’ta bölgesel savaşa dahil olmasından bu yana İsrail’e yüzlerce roket fırlattı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’da binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırılar düzenlemesine neden oldu. Hizbullah savaşçıları, güneyde kontrol altına alınan bölgelerde İsrail askerlerine karşı koymayı sürdürüyor.

Buna karşın, birkaç yıl öncesine kıyasla kapasitesi daha düşük seviyede olan Hizbullah’ın, olası kapsamlı bir İsrail işgali karşısında nasıl bir performans sergileyeceği henüz netlik kazanmadı. Hizbullah’ın medya ofisi, İran Dışişleri Bakanlığı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İran desteğiyle yeniden silahlanma ve altyapısını yeniden inşa etme çabası içinde olduğunu ifade etmişti.

Hiyerarşiyi ortadan kaldırmak

Kaynaklar, Hizbullah’ın toparlanmasına yardımcı olmakla görevlendirilen DMO subaylarının, Kasım 2024’te ilan edilen ateşkesten kısa süre sonra bölgeye ulaştığını ve İsrail’in hava saldırıları sürerken dahi çalışmalarına başladığını belirtti. Kaynaklardan biri, konuşlandırmanın yaklaşık 100 subayı kapsadığını ifade etti. Bu süreçte, talepleri doğrultusunda yapılan değişiklikler arasında, merkezi olmayan yapının hiyerarşik bir komuta sistemine dönüştürülmesi de yer aldı. Yeni yapı, birbirlerinin operasyonları hakkında sınırlı bilgiye sahip küçük birimlerden oluşuyor ve bu sayede operasyonel gizliliğin korunması amaçlanıyor.

Kaynaklar ayrıca, DMO subaylarının İran ve Lübnan’dan eş zamanlı roket saldırıları düzenlenmesine yönelik planlar hazırladığını, bu senaryonun ilk kez 11 Mart’ta uygulandığını aktardı.

CSDV
Tahran’da, eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Abbas Nilfuruşan, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve merhum Hamas lideri İsmail Heniyye’nin fotoğraflarının yer aldığı bir reklam panosu (Arşiv – Reuters)

Üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağı, İranlı yetkililerin Hizbullah’ın askeri kadrolarını yeniden eğitme ve organize etme sürecine destek verdiğini söyledi. Aynı kaynak, İran’ın hedef seçiminin ayrıntılarına doğrudan dahil olmak yerine, örgütün mevcut çatışmayı yürütmesine yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.

Konuya yakın bir başka kaynak ise DMO’nun 2024 yılında Lübnan’a subaylar göndererek savaş sonrası Hizbullah’a yönelik bir değerlendirme yaptığını ve örgütün askeri kanadı üzerinde doğrudan denetim üstlendiğini belirtti.

Diğer iki kaynak da DMO’nun geçen yıl Hizbullah’a askeri işleyişin yönetiminde yardımcı olmak üzere özel danışmanlar gönderdiğini aktardı.

Merkezi olmayan model

King’s College London Güvenlik Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Andreas Krieg, DMO’nun Hizbullah’ı ‘temelde çok daha yatay bir yapıya’ dönüştürecek şekilde yeniden organize ettiğini söyledi. Krieg, bunu Hasan Nasrallah’ın ölümünden önce etrafında şekillenen hiyerarşik siyasi yapıyla karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıldır örgüt üzerine araştırmalar yürüten Krieg, “Uyguladıkları bu merkeziyetsiz model, bir ölçüde 1980’lerdeki Hizbullah’ın yapısına benziyor; çok küçük hücrelerden oluşuyor” dedi. Krieg, bu yapıyı DMO’nun İran’da da kullandığı ‘mozaik savunma’ modeli olarak tanımladı.

Lübnan, DMO’dan ülkeyi terk etmesini istiyor

DMO’nun çabaları, Beyrut hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma yönünde ilerlemeye çalıştığı bir dönemde de sürdü. Bu durum, söz konusu hedefin karşı karşıya olduğu büyük karmaşıklığı gözler önüne serdi.

Lübnanlı bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin tahminlerine göre Lübnan’da diplomatik görevlerin ötesinde Tahran yönetimiyle bağlantılı yaklaşık 100 ila 150 İran vatandaşının bulunduğunu, bunlar arasında DMO ile bağlantılı kişilerin de yer aldığını söyledi. Yetkili, hükümetin bu kişilerden mart ayı başında ülkeyi terk etmelerini istediğini belirtti.

DMO’nun faaliyetlerine aşina iki kaynak ise 7 Mart’ta Beyrut’tan Rusya’ya yapılan bir uçuşla ülkeden ayrılan 150’den fazla İranlı arasında DMO’ya bağlı unsurların da bulunduğunu aktardı. Aynı kaynaklar, 2024’teki ateşkesten yeni savaşın patlak vermesine kadar geçen 15 aylık süreçte İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybeden yaklaşık 500 kişi arasında DMO üyelerinin de bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 10 DMO mensubunun daha öldüğü, bunlar arasında 8 Mart’ta Beyrut’taki bir otele düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin de yer aldığı belirtildi.


Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
TT

Irak İstihbarat Servisi’ne İHA’lı saldırı, Bağdat’ta ateşkesi ihlal etti

Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı
Irak İstihbarat Servisi tarafından, dün bir saldırıda hayatını kaybeden subayın cenaze töreninden bir fotoğraf paylaşıldı

Bağdat'ta dün yeni bir güvenlik krizi yaşandı. Irak’ın başkentinin orta kesimlerinde bulunan Mansur bölgesinde yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı Servisi merkezine düzenlenen saldırıda, bir insansız hava aracı (İHA) iletişim kulesini ve sunucu sistemlerini vurdu. Saldırı sonucunda bir istihbarat subayı hayatını kaybetti, bazıları ise ağır yaralandı.

Irak İstihbarat Servisi, saldırı sonucu hayatını kaybeden bir subay için taziye mesajı yayınlarken, saldırıyı ‘bir terör eylemi’ olarak nitelendirdi ve bunun kanun dışı unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Irak İstihbarat Servisi, bu eylemin çalışmalarını engellemeye yönelik başarısız bir girişim olduğunu vurgulayarak, sorumluları yakalayıp adalete teslim edeceğine dair söz verdi.

Öte yandan ‘Ashab-ı Kehf’ adlı silahlı bir grup, Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki Victory Askeri Üssü’nü hedef aldığını açıkladı. Bu, Hizbullah Tugayları’nın iki gün önce duyurduğu ve sadece ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ile sınırlı olan gayri resmi ateşkesi fiilen sona erdiren bir gelişme oldu.

Bir diğer gelişmede ise Tuzhurmatu ilçesindeki el-Helva Askeri Havaalanı’nda Haşdi Şabi’ye bağlı birimlere yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda bir Haşdi Şabi üyesi öldü, diğerleri yaralandı.