Güç zehirlenmeleri ve uluslararası ilişkilerde değişimler

Ekonomik olarak iç içe geçmiş dünyada ABD’nin, hızla geleneksel müttefiklerini kaybetmesi, Çin'in dostlarını güçlendirebilir

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
TT

Güç zehirlenmeleri ve uluslararası ilişkilerde değişimler

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Joe Biden (AFP)

Muhammed Bedreddin Zayid (Eski diplomat ve akademisyen)
Avustralya’nın Fransa ile yapılan denizaltı anlaşmasını iptal ederek, bunun yerine ABD ve İngiltere ile  anlaşma yapmasının yarattığı krizi ve sonrasında Fransa’nın haklı öfkesini, Çin'i kuşatma konusuna ve ABD teknolojisinin Fransa'ya kıyasla verimliliğine bağlamak, çok önemli birkaç soruyu akıllara getiriyor.
Aslında, ekonomik hedefleri ve çıkarları, Çin’i kuşatmaya yönelik bir Anglo-Sakson askeri stratejisinin arkasına gizlemek, haksız bir askeri gerilim demektir. Bu strateji, modern dünyamızda olup bitenlerin insanlığın yüzyıllardır bildiğinden çok daha farklı olduğunu görmezden gelmek üzerine kurulu olmakla birlikte askeri çözüm ve ülkelerin dış politikalarının amaç ve çıkarlarının uygulanmasında nasıl kullanılacağıyla ilgilidir.
Özellikle bölgede devam eden krizlerin ve çatışmaların boyutlarının tartışılması, kavramların nasıl farklılaştığını büyük ölçüde gözler önüne seriyor.  Araçların çağdaş uluslararası ilişkilerdeki etkisi değişkenlik gösterirken burada ele alacağımız mesele, ABD politikalarını herhangi bir gerçek içerikten soyutlayacaktır.

Örnek olması bakımından Arap dünyasındaki krizler bir bakış
Arap dünyası, Irak ve Lübnan vakalarını geçici olarak bir kenara bırakırsak Arap Baharı'nın ardından patlak veren ve başta Suriye, Yemen ve Libya olmak üzere birçok krizin merkezi olmaktan rahatsız.  Burada, nüfuz modelleri, nüfuzun doğası ve bu vizyonu nasıl güçlendirdikleri bakımından bu üç ülkenin bazı boyutlarına bakalım.
Bu krizlerin en tartışmalı olan Suriye, son on yılın ilk yarısında uluslararası ve bölgesel bir krizdi. Çok sayıda uluslararası ve bölgesel oyuncumuz vardı. Bu durum, uluslararası ve bölgesel tarafların Suriye hükümetine karşı çıkan muhaliflere destek vermesiyle başladı. Bu insanlık tarihinin belki de bilinen eski çağlardan beri süregelen bir olgudur. Suriye’deki bu duruma verilebilecek tarihteki en yakın örnekler arasında Büyük Britanya İmparatorluğu'na karşı başlatılan Amerikan devrimine Fransa’nın destek vermesi, Rusya ve Çin’in ABD'ye karşı Vietnam'ı desteklemeleri, ABD ile batı ülkelerinin Sovyetler Birliği'ne karşı Afganları desteklemeleri, Mısır ve Arap ülkelerinin Cezayir halkının Fransız işgaline karşı verdiği mücadeleye desteği ve Suriye rejiminin müttefikleri olan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Hizbullah milislerinin Suriye’ye müdahalesi sıralanabilir.
Bu yaklaşım, eski ve modern tarihteki benzer durumların bir devamı niteliğindedir. Rusya, çatışmayı müttefiki olan Suriye rejimi lehine çevirmek için büyük bir askeri hava kuvvetiyle Suriye’ye müdahale etti. Ardından Suriye çatışması, büyük bir karmaşaya dönüştü. Rusya'nın ana uluslararası oyuncu haline geldiği ve Washington'ın Rusya'nın zaferini ilan etmede engelleyici bir rol üstlenmekle yetindiği Suriye'deki çatışma haritasının şekli hakkında daha önce dile getirdiklerimizi burada bir kez daha tekrarlamayacağız.
Sahadaki diğer büyük oyuncu ise Türkiye oldu. Türkiye, desteklediği ve bölgesel sahnede stratejik bir şekilde korumaya ve kullanmaya devam ettiği milislerin desteğiyle Suriye’ye doğrudan askeri müdahalede bulundu ve bu müdahaleyi nüfuzuna ve çıkarlarına hizmet eden bir araç olarak kullanıyor.
Sahada halen etkili olan üçüncü oyuncu, yani İran ise esas olarak doğrudan desteklediği milislerine ve Hizbullah milislerine bağlı. Bir başka deyişle, askeri olarak daha güçlü olan ABD ile aynı nüfuza sahip değil. Çünkü İran başlangıçta doğrudan bir askeri müdahalede bulunmak istemiyordu. İstese bile, zaten burayı kontrol eden rakibi Rusya ile açıkça bir askeri çatışmaya girme riskini göze almazdı.
Libya sahasında ise birçok uluslararası ve bölgesel oyuncu var. Türkiye ve Mısır bölgede, yerel ve müttefik güçler sayesinde Rusya ve ABD'den daha fazla nüfuza sahipler. Mısır, halihazırda, Türkiye'nin müttefikleri, dini siyasete alet etmek için doğuya düşman akımlar tarafından kontrol edilen bölgelere doğru hareket etmeye çalışmaları halinde, doğrudan müdahale tehdidinde bulunmuştu.
Türkiye, yalnızca sınırlı sayıda Libya’da konuşlu askeri varlığına değil, daha da önemlisi Suriye’den getirdiği binlerce askerlerine güveniyor. Libya sahnesinin tüm detaylarına girmeyeceğiz. Bizim için önemli olan, bölgesel oyuncuların, ABD ve Rusya gibi geniş kapsamlı askeri güce sahip olmanın bir sonucu olarak değil, yerel ve müttefik güçler sayesinde uluslararası oyunculardan daha fazla nüfuz sahibi olmalarıdır.

Afganistan ve Irak’tan çıkarılan derslerin etkileri
Afganistan’ın durumunun son dönemde üzerinde çokça tartıştığımız pek çok anlamı var. Bunların başında işgal ve dış müdahale altındaki ülkelere siyasi kalkınmayı dayatmanın zorluğu geliyor. Tarih boyunca birçok koloninin veya yenilenlerin yeniden düzenlendiği ender vakaların diğer tüm modellere uygulanabilir olduğunu hayal etmek kabul edilebilir değildir.
Burada, geçmiş yüzyıllarda hiçbir askeri gücün Afganistan'ı ehlileştiremediği söylenebilir.  Ancak mesele, ABD örneğinde bundan daha da karmaşıktır. Zira daha önceki imparatorlukların tarih boyunca bilmediği ileri seviyede askeri bir teknolojiye sahip, tarihin en büyük emperyalist askeri gücüyle karşı karşıyayız.
Fakat Afganistan'ın bu konudaki özgünlüğü ve zorluğunu bir kenara bırakıp ondan çıkarılacak ana dersle, yani ezici askeri gücün kendi iradesini dayatamadığı dersiyle yetinelim.
Irak ise bu konuda daha açık bir örnektir. ABD, bu ülkeyi kolayca işgal etti ve bazı güçlüklerle karşılaşsa da bunlar ülkenin kontrolünü tamamen ele geçirmesini engelleyemedi. Ancak kısa bir süre sonra DEAŞ terör örgütünün ortaya çıktı ve İran, kendisine bağlı Şii milis grupları kurarak DEAŞ’a karşı müdahale etti. ABD ise DEAŞ’a karşı mücadeleye üstü kapalı olarak destek verdi. Durum, DEAŞ’ın yenilgisi ve İran’ın nüfuzunun çok açık ve tehlikeli bir şekilde artmasıyla sona erdi. Ardından hayali bir askeri varlığın sürmesinin maliyetli olduğunu ve Amerikan işgalinin ve sonuçlarının, bu toplumun modern tarihinde bilinen herhangi bir dönemden daha şiddetli mezhep çatışmalarını körüklediği bir toplumda, bu maliyetin giderek yararsız hale gelebileceğini vurgulayan ABD, Irak’tan çekildi.

 ABD’nin kafa karıştırıcı askeri tarihi
Yukarıda bahsettiğimiz örnekler, devletlerin devasa askeri ve siyasi güçlerine rağmen, bu çatışmaların hiçbirinde nüfuzlarını artırmak adına yaşanan çatışmaları çözemediklerinin birer göstergesi olarak görülebilir. Bazıları burada, Washington'ın önceliklerini değiştirdiğini, sadece askeri ve ekonomik çıkarlarını umursadığını ve geri kalan ne varsa ‘canları cehenneme’ dediğini söyleyebilir.
Aslında bu, kısmen doğru. Washington'ın bir savaş dışında hiçbir savaşı gerçekten kazanmadığını açıklığa kavuşturmak için ABD’nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaptığı tüm savaşların, özellikle tüm modern zamanların, yani Soğuk Savaş ve Sovyetler Birliği'nin yıkılmasına ve sosyalist bloğun sona ermesine kadar geçen zamanın en önemlisi olmasına rağmen Vietnam Savaşı'nın gözden geçirilmesi bunu teyit edecektir. Soğuk Savaş ise askeri yapıdaki en önemli şeyin, askeri çözümün geleneksel kullanımı yoluyla değil, silahlanma yarışı yoluyla Sovyetler Birliği'ni yormak ve sonunu getirmek olduğu kapsamlı ve devasa bir savaştır.

Güç zehirlenmeleri devam ediyor
Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Avustralya ile yapılan nükleer denizaltı anlaşması konusunda Fransa, ABD ve İngiltere arasında yaşanan son kriz, konunun ekonomik boyutuna ve Anglo-Sakson ittifakının etkileri bir kenara bırakıldığında, kafa karışıklığının ve güç zehirlenmelerinin birçok yönünü içerisinde barındırdığını söyleyebiliriz. Asıl ikilem, Çin'e karşı Pasifik Okyanusu'nda askeri bir ittifak kurmanın stratejik boyutu fikrini beslemek ve bu bölgede Pekin'i kuşatmak için bir silahlanma yarışının başlamasıdır. Çin’in aynı zamanda, Avustralya'nın en önemli ticaret ortağı olmaya devam etmesi, ekonomik açıdan Washington için kritik bir öneme sahiptir.
Washington, burada bir takım stratejik hatalar yaptı. Bunlardan birincisi, önceki krizlerde uygulanan yaklaşımın, her bir kriz arasındaki farklı koşullar dikkate alınmadan, yeni krizlerde de tekrarlanmasıdır. Yani Sovyetler Birliği'ni silahlanma yarışıyla yorma stratejisinin uygulandığını varsaysak bile, Çin’in ekonomik gücünün çok daha büyük olduğunu ve daha ihtiyatlı davrandığını unutup bu anlamsız yarışa girmemeliydi. İkinci hata, ekonomik olarak iç içe geçmiş dünyada geleneksel müttefiklerini çok hızlı kaybetmesi, Çin'in müttefiklerini güçlendirebilir. Tüm bunlara ek olarak, modern çağdaki krizlerin ve askeri güç kullanmanın krizleri çözmedeki etkisinin sınırlarının dikkate alınmaması, Washington’dan yana olmaya devam edenlerin gücünü zayıflatıyor.
Her şeyden önce Washington, Çin ile ABD ve tüm müttefikleri arasındaki ekonomik müdahaleyi, bu ülkelerin ekonomilerini birbirine bağlayan üretim zincirleri sorununu ve bunlardan birinin zarar görmesinin küresel ekonomik çöküşe yol açabileceğini görmezden geliyor. Tüm bunlar, rasyonel düşünme pahasına güç zehirlenmelerinin ve dar çıkarların baskın geldiğini ortaya koymaktadır. Washington ve Londra'nın ekonomik olarak kazandığı yerde müttefikleri Avustralya kaybedecektir. Bu durum, sadece Fransa’yı değil, ABD’nin Avrupalı müttefiklerini derinden rahatsız ederken ABD, her şeyden önce Çin'e de boyun eğdirmeyecektir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.