BM Genel Kurulu'ndaki uluslararası ve bölgesel eğilimler

Tam bir dürüstlükten ve sıkı pazarlıktan daha iyi bir yol yok. Çünkü çatışmak maliyetli ve yararsızdır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)
TT

BM Genel Kurulu'ndaki uluslararası ve bölgesel eğilimler

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)

Nebil Fehmi
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun oturumları, bu zamana kadar hep tarihi anlara, uluslararası politikalardaki ve dengelerdeki değişiklikleri yansıtan sözlere sahne oldu. Örneğin eki Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un 1988'deki konuşmasına ve ‘Perestroyka’ya girişimine, 1990'da Güney Afrika lideri Nelson Mandela'nın ırk ayrımcılığının ortadan kaldırılmasına katılımına ve onlardan önce de 1974'te Filistin lideri Yaser Arafat'ın barışın sembolü olarak zeytin dalı kaldırmasına tanıklık edildi.
Yapılan birçok önemli konuşmada gelişmekte olan ülkelerin seslerinin artması ve uluslararası ilişkileri demokratikleştirme girişimleri çoğu zaman büyük ülkeleri memnun etmedi. Bu, zaman içinde çok taraflı eylemden uzaklaşılmasını ve Genel Kurul'da konunun gerekçelendirilmeye odaklanılmasına yol açtı. Sınırlı üyeliğe sahip uluslararası taraflar, uyumlu olarak adlandırılan ülkeler veya G20 gibi büyük sanayi devletleri arasında uzmanlaşmış gruplaşmalar oldu.
Yine de Genel Kurul önemini korudu. Zorluklara ve farklılıklara rağmen üst düzey ülkelerin varlığının devam ettiğine tanık olduk. Çünkü ülkelerin gücü, zenginliği ya da siyasi yönelimi ne olursa olsun herkesin en azından biçim olarak eşit olduğu bir platform olma özelliği taşıyor.
Birçok ülke bu sonbahar New York’ta gerçekleşen toplantıda, çok taraflı eylem çatısı altında ikili ve bölgesel toplantılardan yararlanma eğilimindeydi. Özellikle aralarındaki gergin ilişkiler nedeniyle ikili veya doğrudan bölgesel toplantılar gerçekleştirmek zordu.
Uluslararası toplum BM Genel Kurulu’nda bu yıl sağlık düzenlemelerinde kesinti, istikrarsızlık, seyahat kontrolleri ve kısıtlamaları başlıklarına odaklandı. Bazıları, örgüte ve toplu uluslararası eyleme karşı duyduğu huzursuzluğa damga vurulan Trump döneminin ardından, Biden'ın mesajının inandırıcılığına şüpheyle yaklaştı. Özellikle Amerikan kamuoyunda artan izolasyonist eğilimle birlikte uluslararası arenaya dönük ‘Amerika geri döndü’ iddiası ve iktidara geldiğinden bu yana Afgan arenasından kafa karıştıran çıkışlar ve İran ile nükleer anlaşmanın durdurulan müzakerelerine ek olarak koronavirüs (Kovid-19) salgını gibi iç ve dış baskı unsurları sorgulanır hale geldi.
BM Genel Kurulu’nun bu oturumu birçok önemli konuşmalara da sahne oldu. Özellikle de yeni seçilen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi bir yandan yöntemi, eğilimi ve yaklaşımı hakkında katı bir konuşma yaparken diğer yandan diplomatik çalışmalara açık olduğunu vurguladı. Ancak ardında cevap yerine daha fazla soru işareti bıraktı.
Bir diplomat ve bakan olarak kariyerim boyunca Genel Kurul konusunda, uluslararası ilgideki değişimi takip ettim. Her zaman konuşmaların ve alınan pozisyonların çoğunun tekrar ve sıkıcı olduğu konusundan çelişkili bir his duydum. Diğer yandan zamansızlık ve iş yoğunluğu da uluslararası arenada yeni trendlerin başladığını yansıtan bazı önemli konuşmaları takip etmeme izin vermedi. Ancak Genel Kurul'un bakanlarla doğrudan görüşme yapma fırsatı vermesini her zaman takdir etmişimdir. Beş günü geçmeyen bir çalışma haftasında 80'den fazla toplantı yaptım.
2021 Genel Kurul toplantılarını, yukarıda belirtilen konular ve pandemi nedeniyle ilgiyle takip ettim. Görüşmelerde özellikle Ortadoğu ile ilgili konulara odaklanıldı.
Trump ve Netanyahu seçimleri kaybettikten sonra birçok kişinin Filistin-İsrail meselesinde ilerleme veya hareketlenme beklediğini söylemek abartı olmaz. ABD ve İsrail'in işgal altındaki Filistin halkı ile insani ilişkilerinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni (UNHCR) desteklemesi ve salgın sonrası aşı sağlanması başlıklarında bazı ilerlemeler var. Ancak bu ilerleme, 70 yılı aşkın bir süredir bu insanların çektiği acıları sona erdirmek için gereken seviyede değil. Amerikan tarafının "iki devletli" çözümü desteklemek için geri dönmesi memnuniyetle karşılandı. İsrail'in tutumu ise meşru ulusal siyasi haklara yönelik olumlu bir yaklaşım değil. Zira İsrail hükümet koalisyonu çok kırılgan ve siyasi çelişkileri yalnızca iktidarda kalmak için birleştiriyor. Hatta belirleyici kararlar almak için bir yıl süre belirleyen Ebu Mazen ile onu ulaşılamayacak ve Filistin liderliği için bir utanç teşkil eden hedefler ve umutlar belirlememesi konusunda uyaran İsrail Başbakanı Bennett arasında bir çatışma yaşandı.
Irak'ı ağırlamak için Türkiye ve İran ile birçok Arap ülkesinin de katıldığı toplantı düzenlenmesi beni mutlu etti. Bu benim de tam anlamıyla desteklediğim, önemli bir adımdı. Hatta ben de bir yıldan daha uzun bir süre önce şahsen davet edildim. Toplantı, önceki yıllarda siyasal İslam ile ilişki veya bölgesel nüfuz için rekabet içinde olan ülkeleri bir araya getirdi. Bunun öncesinde Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve diğer ülkeler arasındaki ikili temaslarda ve araştırma merkezleri ile özel sektör arasında düzenlenen gizli güvenlik görüşmelerinde de gelişme yaşandı.
Arap ülkeleri ile Arap olmayan komşuları arasındaki anlaşmazlıkların son derece hassas ve karmaşık olduğuna, bunun aşırı iyimser olmamayı veya tüm sorunların hızla üstesinden gelinmesini beklememeyi gerektirdiğine tamamen katılıyorum. Aralarındaki ilişkiler resmi düzeyde yeniden başlasa bile ve bu sorunlarla doğrudan etkileşimden, tam dürüstlükten ve sert müzakereden daha iyi bir yol görmüyorum. Çünkü çatışma maliyetli ve yararsızdır. Ayrıca başkalarına çok fazla güvenmek yararlı değil, hatta zararlıdır, ‘Piyasaların küreselleştiği, sorunların ve çatışmaların bölgeselleştiği bir çağdayız.’ Bu nedenle bazı geçici öncelikler farklı olsa bile en iyi çözümleri ve stratejileri güvence altına almak için önceden hareketle, şeffaf istişarelere ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle önde gelen ülkeler ile Arap temaslarını yoğunlaştırmanın önemi açısından bu çabaların ve yolların daha fazla olması çağrısında bulunuyorum.
Özellikle Suriyeli temsilcilerle yapılan Arap görüşmelerini takip ettim. Daha önce Suriye Araplarının katılımı için gereken asgari düzeyin sağlanmasını kolaylaştırmak için Suriye'nin Arap kardeşlerine yönelik eylemleri ve adımları ile buna uygun bir Arap hamlesi için çağrıda bulundum. Bunun kademeli bir hızda ilerlemesini umuyorum. Mısır ve Suriye dışişleri bakanlarının, eski Bahreyn Dışişleri Bakanı ile diğer Arap toplantılarından önce yapılan, Genel Kurul sırasında resmi olarak duyurulan güvenlik düzeyindeki resmi Suriye Arap görüşmelerinden memnun oldum. Ayrıca Suriye Savunma Bakanı'nın Ürdün ziyareti, gizli güvenlik görüşmeleri ve çeşitli projelerde hükümet ve özel sektör arasında gayri resmi istişareler de beni memnun etti. Bu yolun ve Suriye -Arap eksenindeki kalkınmanın, Suriye ve Arap ülkelerinin çıkarına olduğuna inanıyorum. Bu ayrıca Suriye’nin uluslararası ilişkileri açısından d bir çıkış yolu olabilir. Çünkü Mısır gazının Suriye üzerinden Lübnan'a aktarılmasının ABD ve Rusya'nın onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini söylemeye gerek dahi yok. Bu çabalar, bölgenin istikrarı ve stratejik Arap çıkarlarının korunması adına, kazanan ve kaybeden denklemlerinden ve hesaplarından uzak durmalı ve devam etmelidir. Suriye ve Arap dünyası bir bütün olarak Şam bölgesindeki gelişmelerde ağır bir bedel ödedi. Her şeyden önce kardeş halkların çıkarlarını göz önünde bulundurarak yeni medeni temeller üzerine inşa edilen ve adım adım, yeniden kurulan iletişim herkesin yararınadır.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.