BM Genel Kurulu'ndaki uluslararası ve bölgesel eğilimler

Tam bir dürüstlükten ve sıkı pazarlıktan daha iyi bir yol yok. Çünkü çatışmak maliyetli ve yararsızdır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)
TT

BM Genel Kurulu'ndaki uluslararası ve bölgesel eğilimler

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 76’ıncı oturumunu düzenledi. (AFP)

Nebil Fehmi
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun oturumları, bu zamana kadar hep tarihi anlara, uluslararası politikalardaki ve dengelerdeki değişiklikleri yansıtan sözlere sahne oldu. Örneğin eki Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un 1988'deki konuşmasına ve ‘Perestroyka’ya girişimine, 1990'da Güney Afrika lideri Nelson Mandela'nın ırk ayrımcılığının ortadan kaldırılmasına katılımına ve onlardan önce de 1974'te Filistin lideri Yaser Arafat'ın barışın sembolü olarak zeytin dalı kaldırmasına tanıklık edildi.
Yapılan birçok önemli konuşmada gelişmekte olan ülkelerin seslerinin artması ve uluslararası ilişkileri demokratikleştirme girişimleri çoğu zaman büyük ülkeleri memnun etmedi. Bu, zaman içinde çok taraflı eylemden uzaklaşılmasını ve Genel Kurul'da konunun gerekçelendirilmeye odaklanılmasına yol açtı. Sınırlı üyeliğe sahip uluslararası taraflar, uyumlu olarak adlandırılan ülkeler veya G20 gibi büyük sanayi devletleri arasında uzmanlaşmış gruplaşmalar oldu.
Yine de Genel Kurul önemini korudu. Zorluklara ve farklılıklara rağmen üst düzey ülkelerin varlığının devam ettiğine tanık olduk. Çünkü ülkelerin gücü, zenginliği ya da siyasi yönelimi ne olursa olsun herkesin en azından biçim olarak eşit olduğu bir platform olma özelliği taşıyor.
Birçok ülke bu sonbahar New York’ta gerçekleşen toplantıda, çok taraflı eylem çatısı altında ikili ve bölgesel toplantılardan yararlanma eğilimindeydi. Özellikle aralarındaki gergin ilişkiler nedeniyle ikili veya doğrudan bölgesel toplantılar gerçekleştirmek zordu.
Uluslararası toplum BM Genel Kurulu’nda bu yıl sağlık düzenlemelerinde kesinti, istikrarsızlık, seyahat kontrolleri ve kısıtlamaları başlıklarına odaklandı. Bazıları, örgüte ve toplu uluslararası eyleme karşı duyduğu huzursuzluğa damga vurulan Trump döneminin ardından, Biden'ın mesajının inandırıcılığına şüpheyle yaklaştı. Özellikle Amerikan kamuoyunda artan izolasyonist eğilimle birlikte uluslararası arenaya dönük ‘Amerika geri döndü’ iddiası ve iktidara geldiğinden bu yana Afgan arenasından kafa karıştıran çıkışlar ve İran ile nükleer anlaşmanın durdurulan müzakerelerine ek olarak koronavirüs (Kovid-19) salgını gibi iç ve dış baskı unsurları sorgulanır hale geldi.
BM Genel Kurulu’nun bu oturumu birçok önemli konuşmalara da sahne oldu. Özellikle de yeni seçilen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi bir yandan yöntemi, eğilimi ve yaklaşımı hakkında katı bir konuşma yaparken diğer yandan diplomatik çalışmalara açık olduğunu vurguladı. Ancak ardında cevap yerine daha fazla soru işareti bıraktı.
Bir diplomat ve bakan olarak kariyerim boyunca Genel Kurul konusunda, uluslararası ilgideki değişimi takip ettim. Her zaman konuşmaların ve alınan pozisyonların çoğunun tekrar ve sıkıcı olduğu konusundan çelişkili bir his duydum. Diğer yandan zamansızlık ve iş yoğunluğu da uluslararası arenada yeni trendlerin başladığını yansıtan bazı önemli konuşmaları takip etmeme izin vermedi. Ancak Genel Kurul'un bakanlarla doğrudan görüşme yapma fırsatı vermesini her zaman takdir etmişimdir. Beş günü geçmeyen bir çalışma haftasında 80'den fazla toplantı yaptım.
2021 Genel Kurul toplantılarını, yukarıda belirtilen konular ve pandemi nedeniyle ilgiyle takip ettim. Görüşmelerde özellikle Ortadoğu ile ilgili konulara odaklanıldı.
Trump ve Netanyahu seçimleri kaybettikten sonra birçok kişinin Filistin-İsrail meselesinde ilerleme veya hareketlenme beklediğini söylemek abartı olmaz. ABD ve İsrail'in işgal altındaki Filistin halkı ile insani ilişkilerinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni (UNHCR) desteklemesi ve salgın sonrası aşı sağlanması başlıklarında bazı ilerlemeler var. Ancak bu ilerleme, 70 yılı aşkın bir süredir bu insanların çektiği acıları sona erdirmek için gereken seviyede değil. Amerikan tarafının "iki devletli" çözümü desteklemek için geri dönmesi memnuniyetle karşılandı. İsrail'in tutumu ise meşru ulusal siyasi haklara yönelik olumlu bir yaklaşım değil. Zira İsrail hükümet koalisyonu çok kırılgan ve siyasi çelişkileri yalnızca iktidarda kalmak için birleştiriyor. Hatta belirleyici kararlar almak için bir yıl süre belirleyen Ebu Mazen ile onu ulaşılamayacak ve Filistin liderliği için bir utanç teşkil eden hedefler ve umutlar belirlememesi konusunda uyaran İsrail Başbakanı Bennett arasında bir çatışma yaşandı.
Irak'ı ağırlamak için Türkiye ve İran ile birçok Arap ülkesinin de katıldığı toplantı düzenlenmesi beni mutlu etti. Bu benim de tam anlamıyla desteklediğim, önemli bir adımdı. Hatta ben de bir yıldan daha uzun bir süre önce şahsen davet edildim. Toplantı, önceki yıllarda siyasal İslam ile ilişki veya bölgesel nüfuz için rekabet içinde olan ülkeleri bir araya getirdi. Bunun öncesinde Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve diğer ülkeler arasındaki ikili temaslarda ve araştırma merkezleri ile özel sektör arasında düzenlenen gizli güvenlik görüşmelerinde de gelişme yaşandı.
Arap ülkeleri ile Arap olmayan komşuları arasındaki anlaşmazlıkların son derece hassas ve karmaşık olduğuna, bunun aşırı iyimser olmamayı veya tüm sorunların hızla üstesinden gelinmesini beklememeyi gerektirdiğine tamamen katılıyorum. Aralarındaki ilişkiler resmi düzeyde yeniden başlasa bile ve bu sorunlarla doğrudan etkileşimden, tam dürüstlükten ve sert müzakereden daha iyi bir yol görmüyorum. Çünkü çatışma maliyetli ve yararsızdır. Ayrıca başkalarına çok fazla güvenmek yararlı değil, hatta zararlıdır, ‘Piyasaların küreselleştiği, sorunların ve çatışmaların bölgeselleştiği bir çağdayız.’ Bu nedenle bazı geçici öncelikler farklı olsa bile en iyi çözümleri ve stratejileri güvence altına almak için önceden hareketle, şeffaf istişarelere ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle önde gelen ülkeler ile Arap temaslarını yoğunlaştırmanın önemi açısından bu çabaların ve yolların daha fazla olması çağrısında bulunuyorum.
Özellikle Suriyeli temsilcilerle yapılan Arap görüşmelerini takip ettim. Daha önce Suriye Araplarının katılımı için gereken asgari düzeyin sağlanmasını kolaylaştırmak için Suriye'nin Arap kardeşlerine yönelik eylemleri ve adımları ile buna uygun bir Arap hamlesi için çağrıda bulundum. Bunun kademeli bir hızda ilerlemesini umuyorum. Mısır ve Suriye dışişleri bakanlarının, eski Bahreyn Dışişleri Bakanı ile diğer Arap toplantılarından önce yapılan, Genel Kurul sırasında resmi olarak duyurulan güvenlik düzeyindeki resmi Suriye Arap görüşmelerinden memnun oldum. Ayrıca Suriye Savunma Bakanı'nın Ürdün ziyareti, gizli güvenlik görüşmeleri ve çeşitli projelerde hükümet ve özel sektör arasında gayri resmi istişareler de beni memnun etti. Bu yolun ve Suriye -Arap eksenindeki kalkınmanın, Suriye ve Arap ülkelerinin çıkarına olduğuna inanıyorum. Bu ayrıca Suriye’nin uluslararası ilişkileri açısından d bir çıkış yolu olabilir. Çünkü Mısır gazının Suriye üzerinden Lübnan'a aktarılmasının ABD ve Rusya'nın onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceğini söylemeye gerek dahi yok. Bu çabalar, bölgenin istikrarı ve stratejik Arap çıkarlarının korunması adına, kazanan ve kaybeden denklemlerinden ve hesaplarından uzak durmalı ve devam etmelidir. Suriye ve Arap dünyası bir bütün olarak Şam bölgesindeki gelişmelerde ağır bir bedel ödedi. Her şeyden önce kardeş halkların çıkarlarını göz önünde bulundurarak yeni medeni temeller üzerine inşa edilen ve adım adım, yeniden kurulan iletişim herkesin yararınadır.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



İran'da ölü sayısı 2 bin 500 aşarken Trump göstericilere seslendi: Yardım yolda

İran'da ölü sayısı 2 bin 500 aşarken Trump göstericilere seslendi: Yardım yolda
TT

İran'da ölü sayısı 2 bin 500 aşarken Trump göstericilere seslendi: Yardım yolda

İran'da ölü sayısı 2 bin 500 aşarken Trump göstericilere seslendi: Yardım yolda

İran’da protestolar üçüncü haftasına girerken, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği ve binlerce kişinin gözaltına alındığı yönündeki raporlar eşliğinde Tahran üzerindeki uluslararası baskı giderek artıyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere yüzde 25 gümrük vergisi uygulanacağını açıklarken, “tüm seçeneklerin” masada olduğunu vurguladı.

ABD merkezli insan hakları örgütü İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), bugün (Çarşamba) yaptığı açıklamada, İran’daki protestolarda 2 bin 571 kişinin öldüğünü doğruladığını bildirdi. Kuruluşa göre ölenlerin 2 bin 403’ü gösterici, 147’si hükümetle bağlantılı kişiler, 12’si 18 yaşın altında ve 9’u protestolara katılmayan sivillerden oluşuyor.

İranlı milletvekilleri, yaşam koşullarına ilişkin taleplerin görmezden gelinmesi ve ulusal para birimindeki istikrarsızlığın, daha sert bir protesto dalgasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Hükümet ise “diyalog sorumluluğundan” söz ederek krizin ekonomik ve toplumsal köklerini ele almayı vaat ederken, şiddet olaylarının sorumluluğunu “dış müdahalelere” yüklüyor.


Kürt silahlı grubu, İran'ın batısındaki DMO üssünün kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu

Kürdistan eyaletindeki DMO üyeleri (AP)
Kürdistan eyaletindeki DMO üyeleri (AP)
TT

Kürt silahlı grubu, İran'ın batısındaki DMO üssünün kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu

Kürdistan eyaletindeki DMO üyeleri (AP)
Kürdistan eyaletindeki DMO üyeleri (AP)

İranlı bir Kürt silahlı grup, İran'ın batısındaki Kirmanşah eyaletinde bulunan bir İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üssünü ele geçirdiğini duyurdu.

Kürdistan Özgürlük Partisi'nin (PAK) askeri kanadı olan Kürdistan Ulusal Ordusu (SMK), operasyonun Kirmanşah'daki DMO karargahını hedef aldığını söyledi. Şarku’l Avsat’ın CNN televizyonundan aktardığı habere göre saldırı, ülkede son zamanlarda meydana gelen çatışmalarda SMK üyelerinin öldürülmesine misilleme olarak nitelendirildi.

Açıklamaya göre grup iki yönden saldırı başlattı. DMO’yu şaşırtarak üsse sızmayı başaran grup, saldırının İran güçleri arasında ölü ve yaralılara yol açtığını iddia etti. CNN, bu haberleri bağımsız olarak doğrulayamadığını belirtti. İranlı yetkililerden konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı. Amerikan televizyonu CNN, İran'daki ayrılıkçı milliyetçi silahlı grup PAK’ın lideri Hüseyin Yazdanpanah’ın daha önce “İran rejimine karşı zafer, yaygın bir ayaklanma ve zalimlere karşı meşru müdafaaya bağlıdır” dediğini aktardı.


Trump, ilk yılında Biden'ın tüm görev süresi boyunca gerçekleştirdiği saldırılara eşdeğer saldırılar gerçekleştirdi

ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında İran’daki nükleer tesislere düzenlenen saldırıların sonuçlarını açıklarken, 26 Haziran (AFP)
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında İran’daki nükleer tesislere düzenlenen saldırıların sonuçlarını açıklarken, 26 Haziran (AFP)
TT

Trump, ilk yılında Biden'ın tüm görev süresi boyunca gerçekleştirdiği saldırılara eşdeğer saldırılar gerçekleştirdi

ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında İran’daki nükleer tesislere düzenlenen saldırıların sonuçlarını açıklarken, 26 Haziran (AFP)
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında İran’daki nükleer tesislere düzenlenen saldırıların sonuçlarını açıklarken, 26 Haziran (AFP)

Bağımsız çatışma izleme kuruluşu ACLED, kendisini ‘Barış Başkanı’ olarak ilan eden Donald Trump'ın bir yıl önce yeniden Beyaz Saray'a gelişinden bu yana Joe Biden'ın tüm başkanlık dönemi boyunca gerçekleştirdiği kadar hava saldırısı düzenlediğini bildirdi.

3 Ocak'ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yakalanması sırasında ABD savaş uçaklarının Venezuela hava savunma sistemlerine düzenlediği saldırılarla birlikte Trump'ın 20 Ocak 2025'te ikinci dönemine başladığından bu yana gerçekleştirilen toplam hava saldırısı sayısı 672'ye ulaştı. Joe Biden'ın tüm başkanlık dönemi (2021-2025) boyunca gerçekleştirilen hava saldırısı sayısı ise 694’tü.

ACLED, güvenilir olduğunu düşündüğü çeşitli kaynaklardan (medya, kurumlar ve yerel ortaklar) topladığı verilerle saldırıları ve kayıpların sayılarını hesaplıyor.

Yemen, geçen yıl yapılan on saldırının en az yedisinin hedefi oldu ve bunların çoğu Husileri hedef alan operasyonlardı. On saldırının yaklaşık ikisi Somali'deki terör örgütlerini hedef aldı. ABD ayrıca Nijerya, Suriye, Irak ve İran'da hava saldırıları düzenledi. Geçtiğimiz eylül ayından bu yana Karayipler ve Pasifik'te uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddia edilen gemileri hedef alan saldırılar düzenliyor.

ACLED'in verilerine göre bu saldırılarda siviller de dahil olmak üzere binden fazla kişi hayatını kaybetti.