Pandora belgeleri: Dünya liderlerine yönelik suçlamalar ve mali sırlar

Dünyanın dört bir yanındaki vergi cennetlerinde off-shore hizmetleri sunan şirketlere ait en büyük belge sızıntısı yapıldı.

Pandora Belgeleri, dünya liderlerinin ve politikacıların gizli servet ve ilişkilerini ortaya koyuyor (Independent Arabia)
Pandora Belgeleri, dünya liderlerinin ve politikacıların gizli servet ve ilişkilerini ortaya koyuyor (Independent Arabia)
TT

Pandora belgeleri: Dünya liderlerine yönelik suçlamalar ve mali sırlar

Pandora Belgeleri, dünya liderlerinin ve politikacıların gizli servet ve ilişkilerini ortaya koyuyor (Independent Arabia)
Pandora Belgeleri, dünya liderlerinin ve politikacıların gizli servet ve ilişkilerini ortaya koyuyor (Independent Arabia)

Dalia Muhammed
117 ülkeden 650’den fazla gazetecinin beş yıldan fazla süren gayretli çalışmasının ardından dünya liderlerinin, politikacıların ve zenginlerin gizli servet ve anlaşmaları, dünyanın dört bir yanındaki vergi cennetlerinde off-shore şirketleri ve hesaplarına ait en büyük finansal belge sızıntıları ortaya saçıldı.
‘Pandora’nın belgeleri’ olarak adlandırılan bu dosyalar, aralarında hala  görevde olan  35 dünya liderinin yanı sıra 300’den fazla hükümet yetkilisinin isimlerini kapsıyor.
Ortaya çıkanlar arasında, Ürdün kralının İngiltere ve ABD’de 70 milyon sterlin (yaklaşık 94 milyon dolar) değerinde gizli gayrimenkulleri olduğu da yer alıyor.
Independent Arabia, ‘Pandora’ belgelerinde yer alan suçlamalar hakkında görüş almak için Ürdün kraliyet mahkemesiyle temasa geçti, ancak bu konuda henüz bir yorum almadı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, belgeler ayrıca, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve eşinin Londra’da bir ofis alımı sırasında 312 bin (422 bin dolar) sterlinlik damga vergisinden kaçındığı da yer alıyor. Çiftin doğrudan ofisi satın almak yerine ofisin sahibi olan off-shore şirketi satın aldığı ortaya çıktı.

-‘Blair ve eşiyle bağlantı yok’
Pandora Belgeleri’nde adının geçmesiyle ilgili olarak eski İngiltere Başbakanı’nın ve eşinin sözcüsü, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Blair ailesi, başbakanların ve diğerlerinin gizli sırlarıyla ilgili bir hikâyeye dahil edilmemeli” dedi. Blair ve eşinin, saygın emlakçılar aracılığıyla ve tüm işlemler kamuya açık şekilde söz konusu mülkü yasal işletmeler ve ‘Cherie Blair’ kuruluşu için bahsi geçen mülkü satın aldığını söyledi. Sözcü, “Satıcı bir off-shore şirketiydi. Blair ailesinin asıl şirketle ya da arkasında kimin olduğuyla kesinlikle hiçbir ilgisi yoktu” şeklinde konuştu.
Eski İngiltere Başbakanı ve eşinin, gelecekte burayı satması halinde sermaye kazancı vergisi ödemekten sorumlu olacaklarını da sözlerine ekledi. Sözcü ayrıca, tüm karlar üzerinden tam vergi ödediklerini ve işlemleri gizlemek veya vergiden kaçınmak için off-shore şirketlerinin kullanılmadığını vurguladı.
Sözcü, “Panorama ve The Guardian programlarıyla ile birkaç haftadır tartışıyoruz. İlk başta bize, tamamı yurtdışında bir vergi kaçakçılığı planı geliştirdiğimize dair yanlış varsayıma dayanan 25 ayrıntılı soru ile geldiler. Bu hikâye çöktüğünde, avukatlarımız ve muhasebecilerimiz açıkça ‘bu davada kesinlikle bir gerçek olmadığını, satış yönteminin bizimle hiçbir ilgisi olmayan bir satıcı tarafından belirlendiğini’ belirtti. Daha sonra vergi kaçakçılığıyla ilgili bir masalda, bir ihlal imasında bulunmaya çalıştılar ki bu büyük ölçüde adaletsizdir” dedi.
Bu şekilde İngiltere mülkü edinmek yasal bir eylem sayılıyor ve ‘Damga Vergisi’ ücreti ödemek gerekmiyor. Ancak BBC’ye göre Blair, daha önce vergi boşluklarının ve vergi kaçakçılığının sesli bir eleştirmeniydi. Londra’nın merkezindeki Marylebone’da bulunan ev, dünyanın dört bir yanındaki hükümetlere danışmanlık yapan Bayan Blari’in hukuk danışmanlığı ofisinin yanı sıra, kadınlara özel bir vakfın binası olarak kullanıldı.
Sızıntı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Monako’daki gizli finansal varlıklar arasında bir bağlantı olduğundan da söz ediyor. Independent Arabia, Rus Devlet Başkanının medya ofisiyle iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.
Belgelerde, bu hafta içinde seçimlere katılacak olan Çekya Başbakanı Andrej Babis’in Fransa’nın güneyinde 12 milyon sterlinlik (16 milyon dolar) iki lüks konutu satın alırken, bir off-shore yatırım şirketi üzerinden alışını deklare etmediğini görülüyor.
Babis, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Yasa dışı hiçbir şey yapmadım. Ama bu, onların beni karalamaya ve Çekya yasama seçimlerini etkilemeye çalışmasını engellemez” ifadelerine yer verdi.
Bu sızıntılar, 2016’da başlayan bir dizi sızıntının en sonuncusu. Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) tarafından düzenlenen kapsamlı bir dosya incelemesinin ardından gelişti.
BBC’nin ‘Panorama’ programı, BBC Arabic, The Guardian ve diğer medya ortakları arasındaki ortak soruşturma sayesinde, Britanya Virjin Adaları, Panama, Belize, Kıbrıs, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Singapur ve İsviçre’nin de dahil olduğu ülkelerde bulunan 14 finansal hizmet şirketine ait 12 milyon belge incelendi.

Kara para aklama ve vergi kaçırma
Bu sızıntılar uyarınca bazı isimler, yolsuzluk, kara para aklama ve küresel vergi kaçakçılığı iddialarıyla karşı karşıya. Ancak açığa çıkan en büyük noktalardan biri, ‘önde gelen ve varlıklı kişilerin İngiltere’de gizlice gayrimenkul satın almak üzere yasal olarak şirketler kurduğu’, ‘satın almaların arkasında vergi cennetlerinde bulunan yaklaşık 95 bin şirketin sahiplerinin olduğu’ ve ‘İngiltere hükümetinin, bazı alıcıların kara para aklama faaliyetlerini gizleyebileceği endişeleri ortasında defalarca söz vermesine rağmen bu şirketlerin sahipleri için bir emlak kaydı hazırlamadığı’ oldu.
Ülkelerini yağmalamakla suçlanan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve ailesi buna bir örnek. Soruşturma, Aliyevlerin ve bazı ortaklarının İngiltere’de 400 milyon sterlinden (540 milyon dolar) fazla değere sahip gayrimenkul anlaşmalarına gizlice dahil olduklarını ortaya koydu.
Belgeler, ailenin cumhurbaşkanının 11 yaşındaki oğlu Haydar Aliyev için nasıl 17 mülk satın aldığını da ortaya koyuyor. Buna karşılık İngiltere hükümeti, daha sıkı yaptırım yasalarıyla kara para aklamayı engellediğini ve mümkün olduğunda İngiltere’de mülkü olan vergi cennetlerinde bulunan şirketlerin bir kaydını sağlayacağını söylüyor.
Belgelerde yer alan birçok işlemin hukuka aykırılık içermemesi dikkat çekici. Ancak ICIJ’dan Fergus Shiel, “Bu büyüklükte bir açıklama hiç olmadı. Ancak araştırmalar, vergi cennetlerinde yerleşik şirketlerin, insanların şüpheli parayı saklamasına veya vergilerden kaçınmasına yardımcı olmak için neler yapabileceğinin gerçekliğini gösteriyor. Bu off-shore hesaplarını ve tröstlerini, diğer ülkelerde yüz milyonlarca dolarlık gayrimenkul satın almak ve kendi vatandaşları pahasına ailelerini zenginleştirmek için kullanıyorlar” dedi. ICIJ, soruşturmanın ‘gizemlerle dolu bir kutuyu açtığına’ inanıyor.

Sızan finansal belgeler
Sızan finansal belgeler, Ürdün Kralı’nın İngiltere ile ABD arasında nasıl gizlice bir emlak imparatorluğu kurduğunu da gösteriyor.
Belgeler, Kral 2. Abdullah bin el-Hüseyin’in 1999’da Ürdün tahtına çıkmasından bu yana 15 mülk satın almak için kullandığı, İngiliz Virgin Adaları ve diğer vergi cennetlerinde bulunan bir şirketler ağını tanımlıyor.
Bu emlak çıkarları, Kral Abdullah’ın otoriter bir rejime liderlik etmekle suçlanması ve son yıllarda kemer sıkma önlemleri ve vergi artışları nedeniyle protestoların patlak vermesiyle şekillendi. Ancak kralın avukatları, tüm mülkün kralın kişisel serveti ile satın alındığını ve bunu Ürdün vatandaşlarına yönelik projeleri finanse etmek için kullandığını söylüyor. Avukatlar, vergi cennetlerinde yerleşik şirketler aracılığıyla gayrimenkul satın almanın yolunu mahremiyet ve güvenlik nedenlerine bağladı.
Diğer Pandora belgelerinin açıklamaları arasında şunlar yer alıyor;
- Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta ve ailesi, off-shore şirketleri aracılığıyla yaklaşık 500 milyon dolarlık kişisel bir servet biriktirdi.
- Pakistan Başbakanı İmran Han’ın yakın çevresi, gizli şirketlere ve milyonlarca dolarlık fonlara sahip.
- Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis tarafından kurulan hukuk firmasının, bir off-shore şirketler zincirinin gerçek sahibi (zimmete para geçirmekle suçlanan eski bir Rus politikacı) gizlemek için hayali sahiplerinin varlığına ilişkin iddiası. Ancak hukuk firması bunu reddediyor.
-Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, 2019 seçim zaferinden önce hissesini gizli bir off-shore şirketine devretti.
- Ekvador Devlet Başkanı Guillermo Lasso, ABD’deki Güney Dakota merkezli bir güven fonunu, yakın aile üyelerine aylık ödemeler yapan bir Panama kuruluşuyla değiştirdi.
Bu çerçevede Panama, ICIJ’e gönderdiği bir mektupta, ‘zararın onarılamaz olabileceğini’ söyleyerek, Pandora Belgeleri’nden endişe duyduğunu dile getirdi. Mektup, Panama’nın potansiyel bir vergi cenneti olarak ‘yanlış beyanı’ teşvik eden ‘herhangi bir yayının’ ülke ve halkı için ciddi sonuçları olacağı konusunda uyardı.
Mektup, geçen yıllarda gerçekleştirilen birçok reforma atıfta bulundu. 2016’dan bu yana o dönemde var olanların yarısına eş değer olan 395 binden fazla şirket ve kurumun kaydının askıya alındığını bildirdi. Bununla birlikte Panama, hala Fransa ve Avrupa Birliği’ndeki (AB) vergi cennetleri listesinde yer alıyor.
2016 yılında ICIJ tarafından ‘Panama Belgeleri’ olarak adlandırılan daha önceki bir soruşturmanın gündeme getirilmesinin ardından Panama hükümeti, ülkenin bir kez daha finansal cennetlerle ilgili yeni bir skandalla karşı karşıya kalacağından korkuyor.
‘Panama Belgeleri’ skandalı, bu skandal nedeniyle iki yıl sonra tüm faaliyetlerini durdurduğunu açıklayan hukuk firması ‘Mossack Fonseca’dan 11,5 milyon dijital belgenin 30 Nisan 2016’da sızdırılmasıyla başladı.
Bu hassas belgeler, İzlanda Başbakanı David Sigmundur Gunnlaugsson ve ardından Pakistan Başbakanı Navaz Şerif’in istifası da dahil olmak üzere dünyada bir dizi ani olaya yol açtı.
ABD Kamu Dürüstlüğü Merkezi’ne göre sızıntı, 79 ülkede vergi kaçakçılığı veya kara para aklama vakalarıyla ilgili en az 150 soruşturma açılmasına neden oldu. Bu belgeler, dünyanın en zenginlerinden bazılarının mali sırlarına ışık tutuyor.



Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
TT

Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)

Jo Inge Bekkevold

‘Üçüncü Dünya Savaşı’ ifadesini hafife alarak kullanmamak gerekse de bu savaşın yakında patlak vereceğine dair kesin yargılar, siyasi yorumcuların tartışmalarında artık yerleşik bir klişe haline geldi. Bugün Ortadoğu’da devam eden savaş da bu kalıbın dışındaki bir istisna değil. İngiliz basını, ABD uçaklarının İran'ı bombalamak için İngiltere’nin hava üslerini kullanmasına izin verilmesi halinde, ülkesinin nasıl bir Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenebileceğini tartışmakla meşgul. John Mearsheimer, Tucker Carlson ve Elon Musk 2022 ve 2023 yıllarında, Ukrayna'ya Rusya'ya karşı savaşında yardım etmenin küresel bir yangını tetikleyebileceği konusunda uyardı. Politico Dergisi’nin internet sitesi üzerinden yaptığı son ankete göre İngiltere, Kanada, Fransa ve ABD'den ankete katılanların çoğu, önümüzdeki beş yıl içinde üçüncü bir dünya savaşının çıkma olasılığının çıkmama olasılığından daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Günümüz dünya siyasetini kasıp kavuran kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz. Bu mesele, kelime oyunları ya da salt akademik bir incelemeden ziyade sağduyulu siyasi kararlar alabilmek ve zihinsel dengemizi bir ölçüde koruyabilmek için gerekli bir koşuldur.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, ilgili ülkeler için yıkıcı sonuçlar doğuran tehlikeli çatışmalar olsa da özünde bölgesel savaşlar olmaya devam ediyor. İran komşularına saldırmaya kalkışsa bile, bu komşular savaşa katılsın ya da katılmasın, bu gerçek değişmez. Çünkü dünya savaşı, büyük güçlerin politikaları, istikrar, ekonomik büyüme ve uluslararası sistemin yapısı üzerinde, bölgesel savaşların, sınırlı savaşların veya diğer melez ve eşitsiz savaş biçimlerinin bıraktıklarından çok daha derin izler bırakır.

frgt
Almanların Mayıs 1940'ta Sedan'a saldırmasından önce cepheden dönen Fransız askerleri, 1939-1940 kışı (AFP)

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Ortadoğu'da başlayan bir savaşın, bölgenin sınırlarını aşan derin etkileri olabileceği doğru olsa da bu çatışmaya veya başka herhangi bir çatışmaya ‘dünya savaşı’ tanımı yakıştırmak için, bir savaşı dünya savaşı olarak sınıflandırmak üzere dört kriterin karşılanması gerekir.

Günümüz dünya siyasetini sarsan kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz.

Bu kriterler;

Birincisi, bir dünya savaşının uluslararası sistemdeki tüm büyük güçleri, ya da bunların çoğunu, birbirleriyle doğrudan karşı karşıya getirmesi.

İkincisi, buna bağlı askeri operasyonların küresel ölçekte olması, ya da en azından iki veya daha fazla kıtada gerçekleşmesi.

Üçüncüsü, sınırlı bir savaş değil, kapsamlı bir savaş olması, yani büyük güçlerin bu savaşı yürütmek için askeri kapasitelerinin ve diğer hayati kaynaklarının büyük bir kısmını seferber etmeleri.

Dördüncüsü, sonuçlarının uluslararası sistem üzerinde yapısal etkileri olması, yani büyük devletler arasındaki güç dengesindeki açık bir değişime yol açması.

scde
İngiltere Başbakanı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ren Nehri'ni geçtikten sonra, nehrin doğu yakasında Mareşal Bernard Montgomery ile birlikte yürürken, 25 Mart 1945 (AFP)

İkinci Dünya Savaşı, yukarıdaki bu dört kriteri karşılıyordu. O dönemin tüm büyük güçleri savaşa katılmış, savaş tüm yerleşik kıtalara yayılmış, kapsamlı bir savaş olmuş ve büyük yapısal etkiler bırakmıştı. Savaş, ABD ve Sovyetler Birliği'ni en büyük iki güç konumuna yükseltti. Buna karşın Avrupalı eski büyük güçleri konumlarını ve sömürgelerini kademeli olarak kaybetmeye başladı. Savaş ayrıca, dünya düzenini düzenlemek için tamamen yeni bir formatta Birleşmiş Milletler (BM) ve ‘Bretton Woods’ kurumlarının (Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu/IMF) kurulmasının önünü açtı.

İkinci Dünya Savaşı, ABD ile Sovyetler Birliği'ni iki süper güç konumuna yükselten kapsamlı bir savaştı.

Birinci Dünya Savaşı ise özünde Avrupa’da patlak vermişti. Ancak kısa sürede Osmanlı İmparatorluğu ve ABD de dahil olmak üzere o dönemin tüm büyük güçlerini içine çekti. Bu savaş, Afrika, Asya ve Pasifik’te birçok cepheye yayılan ve Avrupa sömürgeci güçlerinin topraklarını da kapsayan, küresel ölçekte bir savaştı. Savaşın doğrudan çatışmalarına ve diğer destek faaliyetlerine, sömürgelerin vatandaşları olan iki milyondan fazla Afrikalı ve bir milyon Hint katıldı. Müttefikler, 1914'te Alman İmparatorluğu'na savaş ilan eden Japonya ile birlikte, Güneybatı Afrika'dan Çin'e, oradan da Yeni Gine ve Marshall Adaları'na kadar uzanan Alman kolonileri üzerinde hakimiyet kurdu. Birinci Dünya Savaşı, şüphesiz kapsamlı bir savaştı.  Ayrıca, başta Rus, Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluklarının dağılması olmak üzere, derin yapısal etkiler bıraktı.

Tarihte, hakiki anlamda ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilebilecek başka savaşlara pek rastlanmaz. Bu sıfatla anılan savaşlardan biri, 1756 ile 1763 yılları arasında yaşanan Yedi Yıl Savaşları’ydı. Dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve diğerleri bu savaşı ilk gerçek dünya savaşı olarak değerlendirdi. İngiltere, Fransa, Prusya ve diğer büyük Avrupa güçlerinin savaşlarını esas olarak Avrupa sahnesinde yürütmüş olmaları doğru olmakla birlikte, savaş Kuzey Amerika'ya da sıçradı ve burada savaş, Fransız-Kızılderili Savaşı olarak biliniyordu. Savaş aynı zamanda Güney Asya ve diğer bölgelere de yayıldı. Bu savaş, İngiltere'nin bir dünya gücü olarak konumunu güçlendirmesine de katkıda bulundu.

Diğer gözlemciler ise 1688-1697 yılları arasındaki Dokuz Yıl Savaşı, 1701-1714 yılları arasındaki İspanya Veraset Savaşı, 1792-1802 yılları arasındaki Fransız Devrim Savaşları ve 1803-1815 yılları arasındaki Napolyon Savaşları gibi Avrupa’da patlak veren diğer büyük savaşların da dünya savaşları kategorisine dahil edilebileceğini düşünüyor. Zira bu savaşların yankıları, ana tarafların kolonilerine kadar uzanmıştı. Bazıları bu listeye, 13. yüzyılda Moğolların Avrasya kıtasının büyük bir bölümünü işgal etmesini de ekliyor. Ancak buna rağmen, bu genişletilmiş liste bile yetersiz kalıyor.

drgt
Kore Savaşı sırasında, ABD Ordusu'nun 2. Piyade Tümeni'ne ait bir tank konvoyu, Hwang Jang Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüyü geçerken 17 Ekim 1950 (AFP)

Soğuk Savaş ise küresel bir boyuta sahipti ve ABD ile Sovyetler Birliği rekabeti nedeniyle bazı bölgesel savaşların ve vekalet savaşının patlak vermesine sahne oldu. Ancak iki süper güç hiçbir zaman doğrudan askeri bir çatışmaya girmedi. Bu durumdan dolayı bu isimle anıldı. Aynı durum, Washington liderliğindeki ‘Terörle Mücadele’ için de geçerli. Bu savaşın kapsamı dünya çapında genişletildi. Fakat bu büyük güçler arasındaki bir çatışma değil, güç dengelerinin ciddi şekilde bozulduğu bir savaştı.

Tarihte, dünya savaşı olarak nitelendirilmeye hak kazanan başka savaşlara pek rastlanmaz.

Peki ya bugün siyasi tartışmalarda gündeme gelen ve ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilmeye aday olan çatışmalar ne olacak? Ukrayna’nın Rusya’ya karşı topyekûn bir savaş yürüttüğüne şüphe yok. Zira bu savaşta, Ukrayna devletinin bekası kadar önemli bir mesele söz konusu. Aynı şekilde bu savaşın Avrupa'nın güvenliği, ABD'nin stratejisi ve uluslararası ekonomi üzerinde büyük etkileri olacaktır. Kuzey Kore, Rusya'nın yanında savaşmak üzere askerler gönderdi. Bunun yanında savaşın sonucu, bu yarı bağımlı müttefiki aracılığıyla Çin'in Avrupa'daki nüfuzunun boyutunu da etkileyecektir. Ancak tüm bunlar, bu savaşı bir dünya savaşı yapmaz. Askeri operasyonlar hâlen Ukrayna ve Rusya ile sınırlı ve mevcut uluslararası sistemin en önemli iki gücü olan ABD ile Çin arasında doğrudan bir askeri çatışma yok. Dolayısıyla, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçları, uluslararası sistem düzeyinde yapısal etkilere yol açmaz.

Bu sebeple Rusya-Ukrayna savaşı bölgesel bir savaş olarak kalıyor ve bu açıdan 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’na benziyor. Ancak o dönemin süper güçlerinden biri olan ABD, Kore Savaşı’nda doğrudan ve başlıca bir taraf olarak yer almıştı. ABD ordusunun Çin Halk Kurtuluş Ordusu ile doğrudan çatışmaya girmesine rağmen, o savaş uluslararası düzende yapısal bir etki bırakmamıştı.

Bugün İran ve Ortadoğu'da devam eden savaş ise ABD’nin bu çatışmaya ne kadar dahil olursa olsun, enerji fiyatları üzerindeki dramatik etkileri, uluslararası hava trafiğinde neden olduğu aksaklıklar ve İran'ın füzeleri ve insansız hava araçlarının birçok ülkeye verdiği zararlar ne olursa olsun, yine de bölgesel bir savaş. İran'ın komşularına karşı insansız hava araçlarını tırmandırıcı bir şekilde kullanması, yeni bir krizin çatışma bölgesinin çevresindeki diğer ülkeleri ne kadar kolay bir şekilde içine çekebileceğini ortaya koyuyor.

fgty
ABD ve İsrail tarafından İran'ın başkenti Tahran'a düzenlenen saldırılar sırasında isabet alan bir petrol depolama tesisinden yükselen alevler ve duman, 7 Mart 2026 (AP)

Bununla birlikte, bu çatışma bölgesel bir kriz olarak kalmaya devam ediyor. Moskova’nın Tahran’a ABD’nin askeri hedefleri hakkında istihbarat sağladığına ve Rusya’nın İran’ın Şahid model insansız hava araçlarını (İHA) Ukrayna’ya saldırmak için kullandığına dair haberlere rağmen, bu çatışmanın Rusya’nın Ukrayna’daki savaşıyla bağlantısı bulunmuyor. Aynı şekilde, İran ile yakın bağları, bölgeden ham petrol ithalatı ve Ortadoğu'daki aktif diplomatik varlığı olmasına rağmen, Çin bu savaşta belirleyici bir unsur değil.

Ortadoğu'daki çatışma bölgesel bir savaş olarak devam ediyor ve Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı 1950'deki Kore Savaşı'nı andırıyor.

Günümüzde Çin ile ABD arasında olduğu gibi, ya da Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabette olduğu gibi, iki kutuplu uluslararası yapılar, üç veya daha fazla büyük gücü barındıran çok kutuplu sistemlere kıyasla daha fazla istikrara ve çatışmaya sürüklenme olasılığının azalmasına eğilimli. Bunun yanında nükleer silahlar da büyük güçler arasında geniş çaplı bir savaşın patlak verme olasılığını da azalttı.

Günümüzde, iki süper gücün içine çekilebileceği bir savaşın en olası senaryosu, Pekin’in Tayvan’ı kontrol altına alma çabası çerçevesinde ABD ile Çin arasında yaşanacak bir çatışma olarak görülüyor. Bununla birlikte, Pekin ve Washington'daki tarafların bu tür çatışma risklerini nasıl yöneteceklerine bağlı olarak, bu iki büyük güç arasındaki çatışmanın sınırlı bir savaş olarak kalma ihtimali de bulunuyor. Eğer çatışma nükleer eşiğin altında kalırsa ve Batı Pasifik'te yoğunlaşırsa, bu durum devam edebilir. Ancak sınırlı nükleer savaş kavramı konusunda tartışmalar halen sürüyor.

Ancak Çin ve ABD’nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığını düşünmesi bile, dikey ve yatay tırmanma olasılıkları göz önüne alındığında, başlı başına daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor. Avrupalı taraflar kendilerini bir ABD-Çin çatışmasının içine çekilmiş bulabilirler ve Rusya, Asya'daki bir savaşı, Avrupa'daki Avrupa ve ABD tutumlarının ne kadar sağlam olduğunu test etmek için kullanabilir.

gth
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, İran'a yönelik saldırıları desteklemek üzere hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Modern toplumlar arasındaki ekonomik ve teknolojik iç içe geçmişlik göz önüne alındığında, Batı Pasifik'te sınırlı bir savaş ya da Avrupa ya da Ortadoğu'da başka herhangi bir bölgesel savaş bile, çatışmanın coğrafi merkezinden uzak bölgelerdeki ülkeler, ekonomiler ve vatandaşlar üzerinde muazzam etkiler bırakacağı kesin. Yeni bir dünya savaşının sonuçları ise hayal gücünün sınırlarını aşıyor.

Çin ve ABD'nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığının düşüncesi bile, daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor.

Her ne şekilde olursa olsun, savaştan kaçınmak her zaman en iyisidir; özellikle de daha büyük bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmak gerekir. Ancak siyasi seçenekleri daha iyi değerlendirebilmek ve giderek daha çalkantılı hale gelen bir dünyada bir parça da olsa dengemizi koruyabilmek için, söylem ve konuşmalarımızda gerginliği tırmandırmaktan da kaçınmalıyız.


Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
TT

Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)

John Haltiwanger

ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı İran'ın Hark Adası'nın hava saldırıları ile vurulması direktifini verdiğini duyurdu. Bu ada, İran'ın ham petrol ihracatının yüzde 90'ının geçtiği, Körfez'de küçük ama stratejik açıdan önemli bir ada.

Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımında; “Birkaç dakika önce, benim direktifimle, ABD Merkez Komutanlığı Ortadoğu tarihinin en güçlü hava saldırılarından birini gerçekleştirdi. İran'ın gözbebeği Hark Adası'ndaki tüm askeri hedefler tamamen imha edildi” dedi.

Trump, “nezaket kuralları gereği” adanın petrol altyapısını yok etmemeyi tercih ettiğini söyledi, ancak “İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin serbest ve güvenli geçişini aksatacak herhangi bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal yeniden gözden geçireceğim” diye ekledi.

Hark Adası, İran'ın ana petrol ihracat istasyonu ve işleme tesisleri İran ekonomisi için hayati önem taşıyor. İran kıyılarından sadece 24 kilometre açıkta bulunan adada, yılda yaklaşık 950 milyon varil ham petrol işleniyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hark'a yapılan hava saldırıları, bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta İran arasında savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra gerçekleşti. Tahran, dünyanın ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda bir düzineden fazla gemiyi hedef alarak, petrol fiyatlarını yükseltmek ve savaş konusunda Washington üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla bu hayati su yolundaki gemi trafiğini fiilen durdurdu.

 Küresel petrol göstergesi olan Brent petrolü, cuma günü varil başına 100 doları aşarak, Şubat sonlarında savaşın başlamasından bu yana yüzde 40'tan fazla yükseliş kaydetti.

Son günlerde, ABD'nin İran üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için Hark Adası'nı hedef alabileceği veya ele geçirebileceği yönünde spekülasyonlar yaygınlaştı. Ancak uzmanlar, Hark Adası'nı ele geçirmeye çalışmanın önemli riskler taşıdığı konusunda uyardı. Trump'ın sadece hava saldırıları düzenleme yoluyla daha sınırlı bir yaklaşımı benimsemesinin açıklaması da olabilir.

Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmek, ilgili herhangi bir Amerikan kuvveti için önemli riskler oluşturacaktır ve İran rejiminin çok agresif bir tepki vermesine neden olabilir

 İran uzmanı ve Avrasya Grubu'nun kıdemli analisti Greggory Burrow, perşembe günü Foreign Policy dergisindeki yazısında şöyle diyordu: “Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmenin avantajları ve potansiyel faydaları var. Teorik açıdan, ABD, İran’ın petrol ihracatını sekteye uğratacak bir konuma gelecektir. Ayrıca bu adım Trump’a artık ABD'nin İran üzerinde daha büyük bir nüfuzu olduğunu söyleyebileceği daha kesin bir zafer iddiasında bulunma fırsatı da verecektir. Aynı şekilde İran rejimini zayıflatacaktır, çünkü mevcut seviyelerde petrol ihracatını sürdüremeyecektir.”

fdvf
ABD-İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Hürmüz Boğazı'na nazır Bender Abbas Limanı’nda meydana gelen patlamanın ardından dumanlar yükseliyor, 2 Mart 2026 (AFP)

Burrow “Ancak ciddi dezavantajları da var,” diye ekliyor. “İran ihracat kapasitesini tamamen kaybetmeyecek. İhracat için başka tesisleri var ve ayrıca Hürmüz Boğazı'nın doğusunda, Cask'ta zaten daha yoğun bir şekilde kullanmaya başladığı bir tesis bulunuyor. Dolayısıyla Hark Adası’nı kaybetse bile ihracat kapasitesini kaybetmeyecek; en azından başlangıçta daha küçük miktarlarda da olsa muhtemelen ihracatına devam edecektir.”

Hark'ın kontrolü, operasyona dahil olan ABD kuvvetleri için de önemli riskler oluşturabilir. Burrow'a göre, İran toprakları içinde böyle bir hamle, İran rejiminin “çok agresif” bir tepki vermesine neden olabilir ve bu kuvvetleri “ateş hattında” bırakabilir. Daha ağır tahkim edilmiş yerlerdeki üslerinde bulunan ABD kuvvetlerinin aksine, füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalabilirler.

Cuma günü gelen çeşitli haberlerde, Pentagon'un çatışma devam ederken bölgeye ek birlikler ve savaş gemileri gönderdiği, bunların arasında amfibi hücum gemisi USS Tripoli ve yaklaşık 2.500 deniz piyadesinin de bulunduğu belirtildi. Bu da Trump'a Hark Adası'na karşı daha fazla eyleme girişmeye karar vermesi halinde daha fazla seçenek sunuyor.

Trump, uzun zamandır, en az 1988'den beri Hark Adası'nı ele geçirme fikrinden bahsediyor. Fox News Radio sunucusu Brian Kilmeade, perşembe akşamı Trump ile yaptığı ve cuma günü yayınlanan röportajda bu noktayı gündeme getirerek, şu anda böyle bir hamleyi düşünüp düşünmediğini sordu.

u67ı8
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a yönelik saldırıları desteklemek amacıyla hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Trump'ın yanıtı, röportajın o ana kadar büyük ölçüde samimi geçmesine rağmen, şaşırtıcı derecede gergindi: “Brian, bu soruyu cevaplayamam ve sormaman bile gerekirdi. Bu birçok farklı şeyden biri. Listenin başında değil, ama birçok seçenekten biri ve fikrimi saniyeler içinde değiştirebilirim.”

Ardından ekledi; “Ama, biliyorsunuz, böyle bir soru sorduğunuzda, kim cevaplayacak? Yani, bana soruyorsunuz: Hark Adası ve bu hamleyi düşünüyor muyum? Böyle bir soruyu kim sorar ve hangi aptal cevaplayabilir? Tamam, diyelim ki düşünüyorum, ya da düşünmüyorum. Neden size söyleyeyim ki? Sana ‘Evet Brian, düşünüyorum, ne zaman ve nasıl olacağını söyleyeyim mi’ diyeceğim? Bu bir bakıma akıllıca olmayan bir soru, ki bu nedenle de senden gelmesi beni şaşırttı, çünkü sen zeki bir adamsın.”


Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

TT

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Devrim Muhafızları, İsrail ve ABD ile süren savaşın 16’ncı gününe girilirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu takip edip öldürmekle tehdit etti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, “Eğer bu çocuk katili suçlu hâlâ hayattaysa, onu takip etmeye ve tüm gücümüzle öldürmeye çalışmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, şu aşamada İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik herhangi bir anlaşma yapılmasını reddettiğini açıkladı. Trump, “Tahran savaşı sona erdirmek için bir uzlaşma arıyor, ancak şu anda bunu istemiyorum çünkü sundukları şartlar henüz yeterince iyi değil” dedi.

Trump ayrıca, gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer programından tamamen vazgeçmesini garanti altına alması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan haber platformu Semafor, cumartesi günü ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, İsrail’in İran ile devam eden çatışmalar sırasında balistik füze önleme sistemlerinde ciddi bir eksiklik yaşadığını birkaç gün önce Washington’a bildirdiğini aktardı.