AK Parti Sözcüsü Çelik: Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir… Türkiye'nin dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur

AK Parti Sözcüsü Çelik, "Türkiye'nin yatırım açısından güvenilir bir ülke olduğu, dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur." dedi.

AA
AA
TT

AK Parti Sözcüsü Çelik: Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir… Türkiye'nin dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur

AA
AA

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi.
Terörle mücadelede şehit olanlara Allah'tan rahmet dileyen Çelik, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileklerini iletti. Çelik, evlat nöbetindeki Diyarbakır annelerine, MKYK üyeleri adına selamlarını ileterek, "İnşallah hepsinin evlatlarına tek tek kavuştuğu günleri görmeyi diliyoruz." dedi.
Terörle mücadele operasyonlarının hız kesmeden devam ettiğini hatırlatan Çelik, "Türkiye'nin bütünlüğüne, demokrasisine, hukuk devletine ve anayasal düzenine dönük bu saldırılara karşı en güçlü mücadeleyi vermeye devam edeceğiz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, cumartesi günü Adana'ya ziyarette bulunacağını belirten Ömer Çelik, ilde pek çok açılışın yapılacağını bildirdi. 
Kovid-19 salgını dönemine rağmen, bütün dünya kapalıyken, her şey askıya alınmışken bile Türkiye'de açılışların ne kadar kapsamlı şekilde devam ettiğinin görüldüğünü vurgulayan Çelik, son dönemde, "AK Parti döneminde ülkede fabrikalar kurulmadığı" şeklinde eleştiriler geldiğini hatırlattı. 
Ömer Çelik, "Maalesef bir yalan siyaseti yine devreye sokulmuş durumda, zannediyorlar ki yalan siyasetini çok tekrar edersek gerçek olur ama Cumhurbaşkanımızın katıldığı bütün törenlerde yapılan açılışlar her seferinde bu yalan siyasetini baştan aşağıya çökertiyor. Dolayısıyla, Ankara'nın dışına çıkmayan, Organize Sanayi bölgelerini gezmeyen zevatın herhangi bir şekilde değerlendirmesinin doğru olduğunu düşünmek söz konusu değil." diye konuştu. 
Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) yapılan yatırımları anlatan Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, her ziyaretinde gerçekleştirdiği açılışların, "fabrikaların açılmadığı, yatırımın yapılmadığı ve yatırımların durduğu" şeklindeki yalan siyasetini çökerten en güçlü tez olduğunu belirtti. 
Türkiye'nin her tarafındaki yatırımları yakın şekilde takip ettiklerini, herhangi bir aksaklık yaşanmadığını aktaran Ömer Çelik, "Türkiye'nin yatırım açısından güvenilir bir ülke olduğu, dev bir yatırım üssü haline geldiği, dünyanın her tarafında gözlemlenen bir durumdur. Bundan sonrasında da hem OSB'lerin sayısının, istihdamın artması, parsellerinin artması, buradaki üretimin daha çok artması şeklinde yeni rakamlara ve yeni rekorlara ulaşacağımız kuşkusuzdur." dedi. 
Paris İklim Anlaşması 
AK Parti'li Ömer Çelik, çevre ile ilgili düzenlemeleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylanması beklenen Paris İklim Anlaşmasını da değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Meclis konuşmasında altı çizilen "yeşil kalkınma devrimini", bir vizyon olarak son derece sıkı takip ettiklerini ifade eden Çelik, bu konuları MYK ve MKYK toplantılarında da kapsamlı şekilde ele aldıklarını aktardı. Ömer Çelik, şunları kaydetti: 
"Cumhurbaşkanımız hem BM konuşmasında Paris İklim Değişikliği anlaşmasına dönük yaptığı atıfla, hem Meclis'in açılışında bu yeşil kalkınma devrimi vizyonuna dönük yaptığı değerlendirme ile aslında dünyada pek çok yerde söylem düzeyinde olan bir süreci, Türkiye'nin bir vizyona dönüştürdüğünü net bir şekilde ortaya koymuş oldu. Yeşil kalkınma devri diye ifade edilen süreci çok güçlü bir şekilde sahipleniyoruz, partimizdeki bütün birimlerimiz bunu takip edecekler ve çalışmalarını buna göre gerçekleştirecekler." 
Bu kapsamda, yenilenebilir enerji kaynaklarının üretilmesi, düşük emisyonlu ve temiz üretim tekniklerinin ağırlıklı uygulanmasının teşvik edileceğini söyleyen Çelik, ulaştırmada, demir yolu ve deniz yolunun yük ve yolcu taşımacılığındaki payının artırılmasının önemli olduğunu, elektrikli ve hibrit araç kullanımının oranının artırılmasının gündeme alınacağını anlattı. 
Çelik, "Sıfır enerjili bina standardının yaygınlaştırılması, tarımda gıda atığını azaltacak tedbirler alınması, geri dönüşümün güçlendirilmesi, orman ve su kaynaklarının korunması ve geri dönüştürülmüş malzemelerin her alanda daha çok kullanımı, daha büyük oranda teşvik edilecek ve takip edilecektir." diye konuştu.
"İklim değişikliğine karşı gereken tedbirler de alınacak"
İklim değişikliğinin insan hayatını tehdit eden bir olgu olduğunu, devletler açısından da çeşitli riskler oluşturduğunu söyleyen Çelik, iklim değişikliği meselesinin yeni bir tehdit olarak değerlendirilerek buna karşı gereken tedbirlerin de alınacağını ifade etti.
Meteorolojik hadiselere karşı erken uyarı sisteminin kurulmasının bunların başında geldiğine işaret eden Çelik, şehirlerin altyapı ve planlama süreçlerinin de bu kapsamda gözden geçirilmesinin söz konusu olacağını belirtti.
Çelik, "Her kuşaktan, her kesimden insanımızın, her siyasi partinin bu yeşil mutabakatı, yeşil kalkınma devrimini güçlü bir şekilde sahiplenmesi, ülkemizdeki her tartışmanın odağına bunu da yerleştirmesinin önemli olduğunu ifade ediyoruz. Biz parti olarak çalışmalarımızın en önde gelen gündem maddelerinden biri olarak bunun altını çiziyoruz ve buna güçlü bir şekilde sahipleneceğimizi ifade ediyoruz." dedi.
Suriye'deki durum
Suriye'deki hadiselerin önemli gündem konularından biri olduğunu ve bunun MYK ve MKYK toplantılarında yakın bir şekilde değerlendirildiğini ve detayların görüşüldüğünü belirten Çelik, "İdlib'de ve Suriye'nin diğer bölgelerinde kalıcı kılınmasını arzu ettiğimiz barışın ve istikrarın korunması konusuna son derece büyük önem veriyoruz. 4 milyon civarında insanın son derece zor koşullarda yaşadığı İdlib'de ortaya çıkacak bir gerginlik yeni göç dalgaları ve yeni insani trajediler üretecektir. Bunun olmaması için bütün detayları takip etmeye devam ediyoruz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 29 Eylül'de Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin bu bakımdan önemli olduğuna dikkati çeken Çelik, "Burada bizim açımızdan Suriye'de bir kalıcı barışın sağlanması için bir siyasi çözüm oluşturulması esastır. Bu bakımdan Anayasa Komitesinin yaptığı çalışmaların geldiği aşamaları yakın bir şekilde takip ediyoruz, değerlendiriyoruz. Birincisi, bu siyasi çözüm tabii o siyasi çözümün zeminin korunması için İdlib dahil diğer bölgelerde istikrarın sağlanması meselesi, aynı şekilde insani durumu yakından takip etmemiz söz konusu." değerlendirmesinde bulundu.
Çelik, bir diğer gündem maddelerinin ise Fırat'ın doğusunda terör örgütlerinin hareketleri ve terör örgütlerine çeşitli ülkelerin verdiği desteklerin yakın bir şekilde değerlendirilmesi olduğunu aktardı.
İdlib'deki ateşkes ihlallerini ve sivillere dönük saldırıları yakından takip ettiklerini söyleyen Çelik, "Cenevre'de faaliyete geçen Anayasa Komitesinin çalışmalarının başarıya ulaşması bu noktada kilit rol oynayacaktır. Biz de kendi dış politika gündemimiz açısından bu konuyu takip etmeye devam ediyoruz. Partimizle görüşen heyetlere de bu konudaki telkinlerimizi, açıklamalarımızı, değerlendirmelerimizi ifade ediyoruz." dedi.
Galatasaray-Marsilya maçında yaşananlar
Çelik, dünyanın çeşitli yerlerindeki nefret suçları, İslam düşmanlığı, İslamofobi ile ilgili konuların da partilerinin gündeminde olduğunu, parti birimlerinin bunları kendi bakış açılarından değerlendirdiğini vurguladı.
Galatasaray-Marsilya maçında "Bozkurtlar"ın nefret suçu işleyen olaylar çıkardığına dair Fransa'da bir iktidar milletvekilinin iddiada bulunduğunu hatırlatan Çelik, Marsilya tribünleri içerisindeki bir grubun Türkiye ve Azerbaycan'a karşı nefret suçu içeren pankartlar açtığının görüntülerde yer aldığını söyledi.
Olaylar karşısında Galatasaray taraftarlarının olgun bir davranış sergilediğini belirten Çelik, bu konuda Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim'in de uyarıda bulunduğunu ancak nefret suçu işleyenlerin haddini aşması sebebiyle taraftarların belli bir yerden sonra haklı olarak tepki verdiklerini ifade ettiğini aktardı.
Çelik, "Burada aslında nefret suçu işleyen başka bir grupken, sürekli olarak Türklerin ya da Müslümanların suçlanması gibi bir çifte standartla her zaman karşı karşıya kalıyoruz. Orada her açıdan kamera görüntüleri var, Marsilya taraftarı tribünlerinde oturan, Marsilya taraftarlarını kesinlikle kastetmiyorum, bir grubun işlediği bir nefret suçudur. Bunun böyle afaki bir şekilde Bozkurtlar denilerek bir şekilde ifade edilmesi doğru değildir. Herkesin ifadelerinde son derece sağduyulu olması ve dikkatli davranması gerekir." dedi.
Fransa'da İçişleri Bakanı'nın verdiği beyanatlarda kaç tane cami kapattığıyla övündüğünü söyleyen Çelik, "Dünyanın herhangi bir yerinde bir İçişleri Bakanı'nın 'Ben cami yaptırmıyorum, ben kilise yaptırmıyorum, ben havra yaptırmıyorum' gibi bir açıklama yapması övünülecek bir şey midir? Aslında ayrılıkçılıkla mücadele ettiğini söylüyor Fransa İçişleri Bakanı ama kullandığı söylem başından itibaren ayrılıkçı bir söylem olarak gündeme geliyor." diye konuştu.
DEAŞ gibi terör örgütleriyle fiziki mücadelenin yanı sıra ideolojik mücadelenin de çok önemli olduğunu vurgulayan Çelik, "Avrupa'da yapılan araştırmalarda DEAŞ'a en çok ideolojik mühimmat sağlayan şeyin bu İslam düşmanı açıklamalar ve uygulamalar olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla ayrılıkçılıkla mücadele edeceğim diye ayrılıkçılık yapanlar aslında herhangi bir şekilde ayrılıkçılığı geriletmiş olmuyorlar, sadece DEAŞ gibi terör örgütlerine ideolojik mühimmat sağlamış oluyorlar." değerlendirmesinde bulundu.
"Entegrasyonu güçlü bir şekilde destekliyoruz"
Asimilasyonun entegrasyonun önündeki en büyük engel olduğunu, insanların asimile olmayacaklarını düşündükleri zaman entegrasyon süreçlerine gireceklerine işaret eden Çelik, "Entegrasyon süreçlerinin altında gizli bir alt yazı olarak asimilasyon varsa, insanları kendi kimliklerinden soyundurup başka bir şeye dönüştürme şeklinde birtakım yaklaşımlar varsa insanlar entegrasyona direnirler. Halbuki biz entegrasyonu güçlü bir şekilde destekliyoruz ama asimilasyona karşı bir yaklaşımın ortaya konulması şartıyla. Asimilasyon olmadığı sürece entegrasyon her zaman güçlü bir şekilde desteklenmelidir." dedi.
Demokratik iklimin bütün demokrasileri etkileyen bir şey olduğuna dikkati çeken Çelik, "Demokratik dayanışmanın güçlü olması için demokrasilerin güçlü olması gerekiyor ama bu tip yaklaşımlar aslında demokratik süreçleri zehirleyen, toplumların demokratik düzenine zarar veren yaklaşımlar. Maalesef bunun bir İçişleri Bakanı'ndan gelmesi son derece üzücüdür. Umarız bundan sonra daha dikkatli açıklamalar yaparlar, daha titiz, daha özenli, bunun dünyanın başka yerlerinde nasıl yankılandığına dair daha duyarlı davranırlar." diye konuştu.
Cezayir ile Fransa arasındaki gerginlik 
Türkiye ile ilgili bir iftira söz konusu olduğunda bunları yakından takip ettiklerini anımsatan Ömer Çelik, "Bu çerçevede Cezayir ile Fransa arasındaki bir gerginliğin neticesi olarak Fransa Devlet Başkanı Macron tarafından ülkemize, Cumhurbaşkanımıza, Osmanlı devletimize karşı yapılan açıklamayı bir değerlendirmek gerekiyor. Macron, Cezayir halkına dönük çeşitli açıklamalar yapıyor. Cezayir devleti de haklı olarak sömürgeci geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini ifade ediyor. Bunun üzerine Macron, Osmanlı İmparatorluğu'na atıf yaparak aslında Türkiye'yi suçluyor. Ondan sonra da 'Cezayir'de kiralık bir hafıza var' diyerek Cumhurbaşkanımızın ve Türkiye'nin, Cezayir'in siyasi hafızasını manipüle ettiğini söylüyor." ifadesini kullandı.
Macron'un ifadelerinin hiçbir şekilde ciddiye alınmayacak, bir devlet başkanı tarafından yapılmaması gereken bir açıklama olduğunu belirten Çelik, "Bir ülkeyle ilgili bir açıklama yapacaksanız, Türkiye'yi, sayın Cumhurbaşkanımızı, Osmanlı Devleti'ni niçin işin içine karıştırıyorsunuz? Başka bir konudaki hafızaya dönük, tarihe dönük, siyasete dönük bir cari açığınız var. O cari açığı kapatamıyorsunuz, o cari açığı örtbas etmek için Türkiye'ye saldırıyorsunuz." dedi.
Cezayir halkına ve Cezayir devletine "Kiralık hafıza kullanıyor." demenin saygısızlık olduğunu vurgulayan Ömer Çelik şöyle devam etti:
"Yine, 'Fransız sömürgeciliğinden önce Cezayir'de bir devlet var mıydı?' diyor. Bu da saygıdeğer bir ifade değildir. Cezayir halkı ve Cezayir devleti onurlu bir halktır, onurlu bir devlettir. Dolayısıyla onların devletleşme sürecini, milletleşme sürecini Fransız sömürgeciliğine bağlamak son derece aşağılayıcı ve yanlış bir ifadedir. Doğruyu söylemek gerekirse kendi sömürge mirasıyla yüzleşmekten kaçmak için sayın Cumhurbaşkanımızı, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihini, Osmanlı devletini hedef alma şeklindeki bu siyaseti hiçbir şekilde anlayamadığımızı ifade etmek isterim. Son derece yanlış bir açıklama. Daha titiz olunmasını, daha özenli olunmasını defalarca söylediğimiz gibi bir kere daha söylüyoruz. Yoksa biz cevap vermeye devam edeceğiz."
"Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir"
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesiminin Ege'de, Doğu Akdeniz'de maksimalist davranışlarından vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Çelik, "Ege'yi kendi gölü zanneden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) gibi bir devletin varlığını görmezden gelen bir siyasetin varacağı hiçbir yer yoktur. En son bir Rum gemisinin ihlali karşısında Deniz Kuvvetlerimiz anında müdahale ederek onu kendi bölgesine geri göndermiştir." dedi.
Bir CHP milletvekilinin, "Mavi Vatan" kavramının aşırı saldırganlık ifade ettiğini söylediğini hatırlatan Ömer Çelik, "Bu ifade hangi siyaseti temsil ediyorsa biz bu siyasetin tamamen karşısındayız. Mavi Vatan kırmızı çizgimizdir, Mavi Vatan, ana vatanın ayrılmaz bir parçasıdır. Eğer birisi çıkıp da 'Mavi Vatan kavramı, Yunanistan'a ya da başkasına karşı bir saldırganlık içeriyor' diyorsa ve bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi sıfatıyla söylüyorsa bunun tamamen karşısında olduğumuzu ifade etmek isterim." diye konuştu.
Türkiye'nin Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerini korumak için her şeyi yapacaklarını vurgulayan Çelik şöyle devam etti:
"Her türlü bedeli öderiz, her türlü mücadeleyi veririz. Nitekim kahraman silahlı kuvvetlerimiz, kahraman deniz kuvvetlerimiz bu konuda anında müdahalede bulunarak gerek Mavi Vatan'ı, gerek kara vatanı, gerek gök vatanımızı koruma konunda Hava Kuvvetleriyle, Kara Kuvvetleriyle bu mücadeleyi güçlü bir şekilde veriyorlar. Esas burada tartışılması gereken Yunanistan'ın adada anlaşmalarla silahsız olması gereken adaları silahlandırmış olması ve silahlandırmaya devam etmesidir.
Kendi halklarının refahından çok hayali tehditler üreterek Yunan başbakanları, ülkelerinin kaynaklarını başka ülkelerin silah sanayilerini güçlendirmek için kullanıyorlar. Halbuki anlamaları gereken şey şudur; o bahsettiğiniz ülkeler zor zamanınızda yanınızda olmayacak ama Türkiye her zaman komşunuz olarak şimdiye kadar hep zor zamanınızda yanınızda oldu. Bundan sonra da yine bir zora düşerseniz, bir dara düşerseniz dünyada ilk yardımınıza koşacak ülke Türkiye'dir. Bizim herhangi bir şekilde işgalci ya da yayılmacı emellerimiz yoktur."
"Masada olmaya önem gösteriyoruz"
"Mavi Vatan"da yürütülen faaliyetlerin uluslararası hukuka uygun olduğunu hatırlatan Çelik, "Uluslararası anlaşmalara uygundur ve burada tamamen hukuka uygun bir şekilde ülkemizin ve KKTC'nin hak ve menfaatlerini korumaya dönük çalışmalardır. Burada masada çözülebilecek pek çok mesele vardır, o yüzden masada olmaya önem gösteriyoruz." dedi.
Hem Dışişleri Bakanlığının diplomatik yeteneği hem de Milli Savunma Bakanlığının birikiminin sorunları masada çözecek hazırlıkları yaptığını belirten Çelik, "Eğer karşı tarafta iyi niyet varsa, gerçekten bir ortak nokta bulunmak isteniyorsa bu mümkündür ama siz masada daha çalışma başlarken sahada fiili durum yaratırsanız ve aşırı saldırgan bir tutum ortaya koyarsanız o zaman sahada da gayet güçlü bir şekilde kuvvetlerimizin orada var olduğunu ve bir milim geri adım atmayacağını her zaman görmüş olursunuz." diye konuştu.
Çelik, Yunanistan'ın aklıselimle hareket etmesinde, Türkiye'nin "Mavi Vatan" konusundaki kararlılığını iyi anlamasında, sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi konusundaki hassasiyetine hem saygı göstermesinde hem de bunu iyi değerlendirmesinde çok büyük fayda olduğunu değerlendirdiklerini söyledi.
"Mavi Vatan"ın Türkiye'nin kırmızı çizgisi olduğunu hatırlatan Ömer Çelik, "Hiçbir şekilde tartışılacak bir yanı yoktur. Birisi çıkıp da 'Mavi Vatan kavramını kullandığımız zaman aşırı saldırgan bir ya da yayılmacı bir kavram kullanmış oluyoruz' diyorsa ancak Yunan Parlamentosunda ifade edilecek bir sözün Türkiye'de ifade edilmesinin son derece üzüntü verici bir durum olduğunu ifade etmek isteriz." dedi.
Çeşitli tartışmalar vesilesiyle yeni anayasa çalışmaları bağlamında kendisine sorular geldiğini belirten Çelik, "Tabii herkes yeni anayasa ile ilgili görüşlerini söyleme hakkına sahiptir. Buna herhangi bir şey diyeceğim yok ama AK Parti olarak daha önce de söylediğim gibi herhangi bir şekilde, özellikle laiklik prensibi konusuna odaklanıldığı için söylüyorum, laiklik prensibinin anayasada yer alması gerektiğini ve vazgeçilmez olduğunu ifade etmiştim. Laiklik prensibi sadece bir düzenleme olarak değil, aynı zamanda da bir toplumsal barış ilkesi olarak anayasadaki yerini koruyacaktır." ifadesini kullandı.
"Laik devlet prensibini güçlü bir şekilde savunuyoruz"
Partisinin burada laik devlet düzenini savunduğunu bildiren Ömer Çelik şunları kaydetti:
"Nitekim sayın Cumhurbaşkanımız Mısır'a gittiğinde de laik devlet düzeni önerisinde bulunmuştur. Demokrasi ve laiklik arasındaki ilişkinin gerçek prensiplere dayanan dengeli bir ilişki olması gerektiğini partimizin kuruluşundan beri ortaya koyduk. İki şeye karşıyız, bunu da ifade ettim. Bir tanesi herhangi bir şekilde laiklik prensibine karşı her türlü açıklamaya karşı olduğumuzu, partimizin görüşünün bu olmadığını ifade etmiştim.
Aynı şekilde de geçmişte laiklik adı altında demokrasiyi boğan, vatandaşlarımızın değerlerine saldıran, vatandaşlarımız üzerinde bir mengene oluşturan, insanların başta eğitim hakkı olmak üzere hak ve hürriyetlerden faydalanmasını engelleyen bir laikçilik anlayışı üretilmiştir. Bunun da laiklikle ilgisi yoktu. Rahmetli Nur Vergin hocamız bunun adını 'laikçilik' koymuştu. Bu da laikliğin bir istismarıydı, herhangi bir şekilde laiklik ilkesiyle bağdaşmıyordu. Türkiye'de demokrasiyi sakatlamak için vesayete alan açmak için uydurulmuş ama maalesef Türkiye'ye çok karanlık günler yaşatmış uygulamaların bir ideolojik referansıydı."
"Laikçilik" şeklindeki katı uygulamalara, üniversitelerdeki gençlere o sıkıntıyı yaşatan uygulamalara, çeşitli yerlerde ülkenin demokrasisini sakatlamak için oluşturulan uygulamalara da karşı olduklarını ifade eden Çelik, "Laik devlet prensibini güçlü bir şekilde savunuyoruz. Hem rejimimiz açısından gerekli olduğunu hem de toplumsal barış ilkesi olarak gerekli olduğunu net bir şekilde değerlendiriyoruz, altını çiziyoruz. Yakın coğrafyamız için de aslında pek çok devlette olması gereken bir prensip olarak, bir uygulama olarak değerlendiriyoruz." dedi.



Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.