Erdoğan, Irak’taki seçimlere günler kala koalisyon hattına dahil oldu

İki Sünni rakip Halbusi ve Hancer Ankara’da bir araya geldi.

Bağdat’ta dün seçim afişlerinin önünden geçen bir Iraklı kadın (Reuters)
Bağdat’ta dün seçim afişlerinin önünden geçen bir Iraklı kadın (Reuters)
TT

Erdoğan, Irak’taki seçimlere günler kala koalisyon hattına dahil oldu

Bağdat’ta dün seçim afişlerinin önünden geçen bir Iraklı kadın (Reuters)
Bağdat’ta dün seçim afişlerinin önünden geçen bir Iraklı kadın (Reuters)

İran ve ABD’nin aksine Türkiye, Irak’taki herhangi bir seçim öncesinde siyasi koalisyonlar hattına ilk kez doğrudan müdahil oldu ve seçimde sürprizlerin yaşanmaması için zemin hazırladı. Irak’ta 2005’ten 2018’e kadar 4 seçim dönemi boyunca İranlı temsilci (genellikle Kasım Süleymani olurdu) ve ABD’li temsilciye (bu ülkenin temsilcileri değişirdi ama Brett McGurk aralarında en öne çıkan isimdi) ek olarak İran ve ABD’nin Bağdat Büyükelçileri başbakan adaylarının belirlenmesinde son düzenlemeleri yapan taraflar oldu. Irak’ta Sünni bileşenin kotasında yer alan Meclis Başkanlığı ile ilgili Irak’ın komşu ülkelerine ve başta Türkiye’ye bir dizi suçlamalar yöneltilmesine rağmen geçmiş tüm seçimlerde Sünni harita büyük ölçüde kararlılık gösterdi ve 2018 seçimlerine kadar birbiriyle çatışmalı olmayan Sünni liderlerle gelindi.
Aynı durum büyük oranda Cumhurbaşkanlığı koltuğu için de geçerli. Irak’ta oluşan siyasi gelenek gereğince bu koltuk Kürtlere ait. Kürtleri temsil eden iki büyük siyasi parti (Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği) Bağdat’ta ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) 2014 seçimlerine kadar makamları bir düzen içinde bölüştü.
Başbakanlık kotasının sahibi olmalarına rağmen Şiilerde de makam paylaşımı noktasında bir düzen söz konusuydu. Fakat Meclis Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı kotalarının sahipleri Sünni ve Kürtlerde olduğu gibi Şiilerde de durum 2018 seçimlerinde değişti. 2018 seçimleri sonucu ilk kez etnisite ve mezhepler üstü bir koalisyon (Islah Koalisyonu Şii, Sünni ve Kürt partileri içerdi. Bina Koalisyonu da aynı bileşenlere ait partiler içerdi) kuruldu. Ancak bu koalisyon, hükümetin kurulmasıyla ilgili verdiği ilk sınavda düştü. En nihayetinde Mukteda es-Sadr’ın desteklediği Sairun Koalisyonu ile Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu arasında hükümetin kurulması için uzlaşıya varıldı. Bu uzlaşı için dolaşıma koyulan gerekçe ise Şiiler arası savaştan kaçınmaktı. Kürtler de 2018 seçimlerinin ardından iki partinin uzlaşamaması sebebiyle Cumhurbaşkanlığı koltuğu için zorlu bir sınav verdi. Aynı şekilde Sünni partiler arasında anlaşma sağlanamaması nedeniyle Sünniler arasında Meclis Başkanlığı koltuğu için anlaşmazlık yaşandı.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı bu süreçte şaşırtıcı iki fotoğraf yayınladı. Fotoğraflardan birincisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Meclis Başkanı ve Takaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi, ikincisinde ise Erdoğan ve Azim Koalisyonu lideri Hamis el-Hancer’e yan yana görülüyor. Ne Türkiye Cumhurbaşkanlığı ne Halbusi ne de Hancer’den bu iki görüşme hakkında açıklama yapıldı.
Erdoğan’ın Sünni sahadaki iki rakiple ayrı ayrı çektirdiği fotoğraflar Türkiye’nin gösterdiği ilgiyi ifade ediyor. Bu durum Sünni rakipler veya koalisyonlar arasında durumun kontrol altında tutulması açısından sürpriz olmadı. Fakat bu düzeyde değil yani Cumhurbaşkanı Erdoğan düzeyinde olması şaşkınlık yarattı. Şayet daha önce bu düzeyde olmuşsa bile İran’ın Irak’taki Şii müttefikleriyle yaptığının aksine medyaya yansımadı.
Bu görüşmenin gerekçeleri ve sebepleri bir kenara bırakılırsa, tüm bu blokların (Şii, Sünni ve Kürt) içerisinde yaşanan rekabetler, blokların içinde ABD’nin yanı sıra komşu ülkelerdeki güçlü aktörlere karşı bir nevi başkaldırının olmaya başladığına işaret ediyor. ABD, 2018 seçimlerinden bu yana Irak’ta otorite makamlarının paylaşımı üzerindeki etkisinin en çok azaldığı dönemi yaşıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Halbusi ve Hancer ile görüşmesini Şarku’l Avsat’a değerlendiren bağımsız politikacı Esil en-Nuceyfi, “Bu görüşme, Türkiye’nin iki ihtilaflı Sünni taraf arasında bakış açısını birbirine yakınlaştırma girişimidir. Fakat özellikle bu zamanda bu tür girişimlerden herhangi bir fayda görmeyeceğiz. Hiç kimse seçimlerden önce diğer tarafa taviz vermeye hazır olmaz. İki taraf da sahip olduğu asıl güçten çok daha fazlasına sahip olduğunu zanneder. Dışardaki herhangi bir görüşme içerde kabul görmeyecek. Bilgilerime göre ziyaret, Halbusi ve Hancer arasındaki çekişmede hiçbir şeyi değiştirmedi. Fakat bu ziyaret ikisine de zarar verdi. Takaddum ve Azim seçim sonuçları açıklandığında büyük hayal kırıklığı yaşayacaklar. Seçimden sonra bir blok veya yeni bir Sünni bloğun ortaya çıkmasını bekliyorum” dedi.
Dışarda yapılan görüşmeler konusunda Nuceyfi ile aynı düşüncede olan Şii bağımsız politikacı İzzet Şahbender, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Ulusal ve seçim koalisyonları haritası sadece Irak içinde yapılmalı, başka yerde değil. Çünkü bu koalisyonların menfaatleri Irak olmalı, başkası değil. Doğudan veya batıdan gelmesi fark etmez, Irak’ı yeniden fitne ocağına atma ve mezhepçilikte başlangıç noktasına döndürme girişimlerinin tümüne şiddetle karşı çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.
El-Irakiyye Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Fadıl el-Bedrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti:
“Girişim iki büyük Sünni grubun arasında yaşanan tıkanıklığın hafifletilmesine yardımcı olabilir. Fakat Sünni kitle, Erdoğan’ın çabasını olumlu bir girişim ve seçim gününde meydana gelmesi beklenen şiddet eylemleriyle ilgili endişeler konusunda verilmiş bir güven mesajı şeklinde okudu. Bu girişim, rakiplerin saflarını sıklaştırmak ve dağılmış dikkatlerini toparlamak amacıyla Türkiye’nin (Irak’taki) siyasi sürecin Sünni tarafına yaptığı muhtemelen ilk açıktan müdahalesiydi. Türkiye, 2003’ten bu yana çatlakların oluştuğu Sünni duvarın onarımı için şimdiden bir siyasi mutfak olabilir.”



Yemen Liderlik Konseyi Başkanı el-Alimi, Savunma Bakanı’nı görevden aldı

Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)
Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı el-Alimi, Savunma Bakanı’nı görevden aldı

Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)
Yemen Savunma Bakanı Orgeneral Muhsin ed-Daari (Şarku’l Avsat)

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Reşad el-Alimi, yayımlanan başkanlık kararıyla Savunma Bakanı Korgeneral Muhsin ed-Daari’yi görevden alarak emekliye sevk etti.

Siyasi ve askeri kaynaklara göre ed-Daari’nin görevden alınması, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçlerinin başta Hadramut ve Mehra olmak üzere kurtarılmış bazı vilayetlerde gerçekleştirdiği asker gerilim karşısında yetersiz kaldığı ve birlikleri disiplin altına almak, devlet otoritesi dışında fiilî durumlar oluşturulmasını engellemek için kararlı adımlar atamadığı gerekçelerine dayandırdı.

Kararın, kurtarılmış vilayetlerde devlet otoritesini güçlendirmek ve askerî ile güvenlik alanlarında düzeni yeniden tesis etmek amacıyla, hızlanan siyasi ve güvenlik gelişmeleri çerçevesinde alınan bir dizi önlemin parçası olduğu belirtildi.

El-Alimi, çarşamba akşamı da GGK’nin isyan girişimlerine destek verdikleri gerekçesiyle Hadramut, Mehra ve Aden’de bazı askerî ve sivil yetkilileri görevden almıştı.

Bu kapsamda Aden Valisi ve Devlet Bakanı Ahmed Lamlis görevden alınarak soruşturmaya sevk edilirken, yerine Abdurrahman el-Yafii atandı. Ayrıca İkinci Askerî Bölge Komutanı Korgeneral Talib Bargash ile Mehra’da el-Ghayda Ekseni Komutanı ve askerî polis tugayı komutanı Tümgeneral Muhsin Mersaa görevden alınıp soruşturmaya gönderildi.

Kararlarda, Tümgeneral Muhammed el-Yemini’nin İkinci Askerî Bölge Komutanlığına, Tuğgeneral Salim Baslum’un aynı bölgenin kurmay başkanlığına, daha önce Mukalla’daki askerî polis şubesinin komutanı olan Albay Murad Bahila’nın rütbesi tuğgeneralliğe yükseltilerek İkinci Bölge askerî polis tugayı komutanlığına atanması yer aldı. Ayrıca Salim Kedde el-Ghayda Ekseni Komutanlığına rütbesi tuğgeneralliğe yükseltilerek atanırken, Tuğgeneral Halid el-Kathami de Cumhurbaşkanlığı Özel Muhafızları 2. Tugayı Komutanlığına getirildi.


Suriye ordusu Halep'in bazı mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti... SDG sivilleri hedef almamaları konusunda uyarıda bulundu

 Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)
TT

Suriye ordusu Halep'in bazı mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti... SDG sivilleri hedef almamaları konusunda uyarıda bulundu

 Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)

Suriye resmi haber ajansı SANA, ordunun bugün Halep’te Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini bildirdi. Yasağın, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarına yönelik saldırılar kapsamında uygulamaya konulduğu belirtildi. SDG ise operasyona karşı uyarıda bulunarak, bunun sivilleri evlerinden zorla göç ettirmeye yönelik bir girişim olduğunu savundu.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre, Suriye Ordusu Harekât Komutanlığı, sivillere SDG’ye ait tüm noktalardan uzak durmaları çağrısında bulundu ve sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG mevzilerine yönelik ‘nokta atışı operasyonlar’ başlatılacağını duyurdu.

Suriye devlet televizyonu da ordunun, Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu bölgelerde yaşayanlardan, hedef alınacakları gerekçesiyle derhal tahliye olmalarını istediğini aktardı.

SDG, yayımladığı açıklamada, Suriye Ordusu Harekât Komutanlığı’nın, sivillerin yaşadığı mahalleleri hedef alma tehdidini ‘doğrudan bir yıldırma, zorla yerinden etme girişimi ve savaş suçu’ olarak nitelendirdi.

Açıklamada, sivillere, mülklere ve sivil altyapıya gelebilecek her türlü zarardan Suriye hükümeti ile ona bağlı kurumların sorumlu tutulacağı vurgulandı.

Suriye devlet televizyonu ise Halep Sosyal İşler ve Çalışma Müdürlüğü’ne dayandırdığı haberinde, kentteki gerilimler nedeniyle yerinden edilenlerin sayısının yaklaşık 140 bine yükseldiğini bildirdi.

Geçtiğimiz ay Halep’te SDG ile hükümet güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmış, olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştı. Taraflar, yaşanan şiddetin sorumluluğu konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunmuştu.

Kuzeydoğu Suriye’nin geniş kesimlerini kontrol eden SDG, geçtiğimiz yıl 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir anlaşma imzalamıştı. Anlaşma kapsamında, SDG’ye bağlı tüm sivil ve askeri kurumların yıl sonuna kadar devlet kurumları bünyesine entegre edilmesi öngörülüyordu. Ancak taraflar, anlaşmanın uygulanması konusunda kayda değer bir ilerleme sağlayamadı.


Lübnan ordusu: Silahların devletin elinde toplanması planı ‘etkin ve somut bir şekilde’ gerçekleştiriliyor

Mercuyun bölgesinde kimlik kontrolü yapan Lübnan askerleri (Reuters)
Mercuyun bölgesinde kimlik kontrolü yapan Lübnan askerleri (Reuters)
TT

Lübnan ordusu: Silahların devletin elinde toplanması planı ‘etkin ve somut bir şekilde’ gerçekleştiriliyor

Mercuyun bölgesinde kimlik kontrolü yapan Lübnan askerleri (Reuters)
Mercuyun bölgesinde kimlik kontrolü yapan Lübnan askerleri (Reuters)

Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, silahları devletin elinde toplama planının ilk aşamasının hedeflerine ulaştığını ve özellikle Güney Lübnan’da ‘sahada etkili ve somut bir şekilde’ ilerleme kaydedildiğini bildirdi.

Ordu, bölgedeki çalışmaların henüz devam ettiğini ve patlamamış mühimmat ve tünellerin temizlenmesi tamamlanana kadar süreceğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, ordunun planını Güney Lübnan’da İsrail sınırına yakın bölgelerde yıl sonuna kadar tamamlaması ve ardından diğer bölgelere geçmesi öngörülüyordu.

Ordu tarafından yapılan açıklamada, ilk aşamanın Litani Nehri güneyinde kontrol altına alınan toprakların yönetimini sağlamak üzerine odaklandığı ve hâlâ İsrail güçlerinin kontrolünde olan alanlar ile bölgelerin bu kapsama dahil edilmediği kaydedildi.

Açıklamada Hizbullah’a doğrudan atıf yapılmazken, 2024 yılında sona eren ve sadece Lübnan güvenlik güçlerinin silah taşımasına izin veren ateşkes anlaşmasına atıfta bulunuldu.