Fransa Kilisesi'ndeki cinsel istismar vakalarının büyüklüğünü ele alan bir rapor yayınlandı

Roma Papası “utanç” duyduğunu söyledi

Rapor yayınlandıktan sonra basın mensuplarına konuşan Lyon Başpiskoposu (AFP)
Rapor yayınlandıktan sonra basın mensuplarına konuşan Lyon Başpiskoposu (AFP)
TT

Fransa Kilisesi'ndeki cinsel istismar vakalarının büyüklüğünü ele alan bir rapor yayınlandı

Rapor yayınlandıktan sonra basın mensuplarına konuşan Lyon Başpiskoposu (AFP)
Rapor yayınlandıktan sonra basın mensuplarına konuşan Lyon Başpiskoposu (AFP)

Fransa Katolik Kilisesi'nde 1950-2020 yılları arasında reşit olmayan kişilere yönelik cinsel istismar vakalarını aydınlatmakla görevli bağımsız bir komisyonun hazırladığı rapor, kilise kurumu ve kiliseye mensup vatandaşların üzerine adeta bir yıldırım gibi düştü. Geçtiğimiz iki gün boyunca skandal, çok büyük olduğu için Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanyasının gelişmeleri de dahil olmak üzere Fransa’da başka olayları geride bırakarak medyada geniş bir yer edindi. Gerek kilise yetkililerinden gerekse vatandaşlardan tepkiler geldi. Bu, özellikle onlarca yıldır “Kilisenin en büyük kızı” olarak anılan ve vatandaşların çoğunun Katolik Kilisesi’ne mensup olduğu bir ülkede gerçekleşmesinden ötürü olayın dehşeti karşısında pek çok kişinin ne kadar "şaşırdığını" gösteriyor. Bu papazlar, rahipler ve diyakozlar da dahil olmak üzere kilise bünyesine mensup kişiler veya kilise için çalışan ruhban sınıfından olmayan kişiler tarafından işlenen cinsel skandalların ilk ortaya çıkışı değil. Benzer skandallar, Avrupa, ABD veya Latin Amerika gibi diğer bölgelerde de görüldü.
Ancak Fransa'nın tarihi ve Katolik Kilisesi'nin eğitim, tıp, sosyal bakım ve gençlerin yetiştirilmesi hususunda oynadığı rol düşünüldüğünde tehlikeli raporun sonuçları, aileleri oğullarını ve kızlarını kilise tarafından denetlenen kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen kilise, eğitim ve eğlence faaliyetlerine göndermekten kaçınmaya itecektir. Papa'nın raporun yayınlanmasına karşı verdiği tepki, Katolik Kilisesi yönetimini saran paniğin boyutunu gözler önüne serdi. Genel olarak Katolik Kilisesi’nin yozlaşmış dallarını budamaya ve onu mali ve davranış ile ilgili skandallardan arındırmaya çalışan Papa, yaşananlardan dolayı büyük bir hüzün ve utanç duyduğunu ifade ederek, dün yaptığı açıklamada şöyle dedi:
“Kurbanlara yaşadıkları travmalardan dolayı üzüntümü, acımı ve utancımı belirtmek istiyorum. Kilisenin, bu sorunu uzun süre endişesinin merkezine koyamaması bizim utancımızdır.”
Papa Vatikan’da inananlara yönelik yaptığı konuşmasında durumu “trajedi”, “utanç anı” ve “zor bir sınav” olarak tanımlayarak Katolik Fransızları “kilisenin herkes için güvenli bir ev haline gelmesini sağlamak için sorumluluklarını yerine getirmeleri” çağrısında bulunup, Fransa'daki dini yetkililerden “bu trajedinin tekrarlanmaması için her türlü çabayı göstermelerini” istedi.
Papa’nın Sözcüsü iki akşam önce yaptığı açıklamada “Papa’nın kurbanların aldığı yaralardan dolayı derin bir üzüntü duyduğunu, cinsel istismarları ortaya çıkarma konusundaki cesaretlerinden ötürü kendilerine minnettar olduğunu ve kilise yetkililerinin bu korkunç gerçeği idrak ettikten sonra kurtuluş yolunu aramaları gerektiğini söylediğini” ifade etti.
Papa’nın “korkunç gerçek” kelimesini kullanması Kiliselerde Cinsel İstismar Bağımsız Komisyonu’nun (CIASE) açıkladığı rakamların korkunç bir boyutta olmasından kaynaklanıyor. Nitekim rapor 1950 ile 2020 yılları arasında en az 216 bin çocuğun cinsel istismara maruz kaldığını ve yüzde 80’inin 10 ila 13 yaşları arasında olduğunu ortaya koydu.

Cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 330 bine yükseldi
CIASE Başkanı Jean-Marc Sauve’nin açıklamasına göre Katolik gençlik hareketlerinin öğretmenleri, denetmenleri ve yöneticileri gibi Kilise ve faaliyetleri çerçevesinde çalışan ruhban sınıfından olmayan kişiler de dahil edildiğinde, cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 330 bine yükseliyor. Faillere gelince, komisyon sayılarının 2 bin 900 ila 3 bin 200 arasında değiştiğini düşünüyor.
Komisyon Başkanı’na göre felaketin büyüklüğünün asıl sebebi, Katolik Kilisesi’nin 2000 yılına kadar bu olguya gereken ilgiyi göstermeyip üstüne mağdurlara yönelik utanç verici tavırlar sergilemesiydi. Zira mağdurlara kulak verilmedi, hatta bazen yaşadıkları şeylerden kendileri sorumlu tutuldular ve kilisenin itibarına ve imajına leke sürmekle suçlandılar.
Jean-Marc Sauve konuya ilişkin yaptığı açıklamada “İhmalkarlık, sessizlik ve kurumsal örtbas gibi bir dizi unsur vardı. Bu da sistematik bir yapı oluşturmuştu” dedi. Sauve’ye göre -ki en büyük tehlike bu olabilir- kilise görmek, duymak, zayıf sinyaller almak veya failler aleyhinde katı tedbirler almak istemedi. Bu yüzen komisyon başkanı 70 yıl boyunca olanlardan kiliseyi sorumlu tutuyor. Fransa'daki Piskoposlar Konferansı Başkanı Eric de Moulins-Beaufort “utanç” ve “korku” duyduğunu dile getirerek kurbanlardan ve ailelerinden bağışlanma diledi. Buna paralel olarak Fransa Dinadamları Konferansı (CORREF) Başkanı Veronique Margron yaşananları "felaket" olarak nitelendirdi.
Komisyonun raporunda yer alan 45 öneride psikolojik zararın tazmini ile ilgili unsurlar vardı. Ancak özellikle kilise yetkililerine yönelik, gerekli ciddiyetin gösterilerek şikayetlerin dinlenmesi, bu tür sapkın eylemlerin yaşanmasının engellenmesi, rahiplerin ve din adamlarının rehabilitasyonuna özen gösterilmesi ve aynı zamanda cinsel istismar mağdurlarına maddi tazminatlar ödenmesi gerektiğine dair çağrılar yer alıyordu.
Kilise yetkililerinin CIASE’nin raporundan çıkarılması beklenen kararları Piskoposlar Konferansı toplantılarının akabinde önümüzdeki Kasım ayında yayınlaması bekleniyor. Şunu söylemeliyiz ki, kilise yetkilileri gizli bilgileri ifşa etme korkularını geride bırakmak, onlarca yıldır uzak durulan çıbanı patlatmak ve sert önlemler alarak yanlış uygulamaların önünü bıçak gibi kesmek zorunda. Eğer bu önlemleri almazsa itibarı zedelenmeye devam edecek ve inananlar her geçen gün biraz daha kendisinden uzaklaşacak.



ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
TT

ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)

ABD, İran'a yönelik gizli operasyon ve askeri stratejiler üzerinde çalışıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Başkan Donald Trump'a çeşitli saldırı seçenekleri sunduğunu söylüyor.

Bunlar arasında ABD'nin haziranda vurduğu nükleer tesislere ek olarak balistik füze üretimi merkezlerinin hedef alınması da var.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Yetkililer, böyle bir saldırı senaryosunda operasyonun "birkaç gün" sürebileceğini ve İran'ın "şiddetli misilleme yapabileceğini" belirtiyor.

İran, ABD'nin saldırısına cevap olarak 23 Haziran'da Amerikan ordusunun Katar'daki El-Udeyd Hava Üssü'ne saldırmıştı. Operasyonda Tahran'ın önceden Washington'a haber verdiği ve hiçbir can kaybı yaşanmadığı aktarılmıştı.

Pentagon'un sunduğu diğer seçenekler arasında İran'ın güvenlik kurumlarına yönelik siber saldırı düzenlenmesi yer alıyor. Kaynaklara göre bu tarz saldırılarda "protestoculara karşı ölümcül güç kullanan iç güvenlik aygıtı" hedef alınacak.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla BBC'ye konuşan ABD'li yetkililer de İran'a yönelik olası operasyonda hava saldırılarının en muhtemel seçenekler arasında olduğunu belirtiyor. Bunlara ek olarak İran'ın "komuta ve telekomünikasyon sistemlerinin" hedef alınabileceğine işaret ediliyor.

Trump, sosyal medyadan dün paylaştığı gönderide İran'la iş yapan ülkelere yüzde 25 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulundu.

NYT'nin analizinde, İran petrolünün en büyük alıcısı Çin'in yanı sıra Türkiye, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan'ın da böyle bir hamleden olumsuz etkilenebileceğine dikkat çekiliyor.

Trump'ın protestocuların öldürülmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunduğu İran'ın ekonomisi, uzun süredir ABD ambargosunun da etkisiyle zor durumda.

İran riyalinin açık piyasada ABD doları karşısında rekor seviyede düşmesinin ardından başkent Tahran'daki Kapalı Çarşı'da esnaf 28 Aralık'ta greve gitmişti.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, Norveç merkezli insan hakları örgütü İran İnsan Hakları (IHRNGO) verilerine göre, protestolarda en az 648 eylemci öldürüldü, bunlardan 9'u 18 yaşın altındaydı. BBC'nin İran'daki kaynaklarıysa ölü sayısının çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), öğrencilerin de katılımıyla büyüyen gösterilerin 16. gününe ilişkin raporunda, 133'ü emniyet görevlisi ve biri savcı, 9'u 18 yaşın altında toplam 646 kişinin hayatını kaybettiğini, 10 bin 721 kişinin de gözaltına alındığını bildirdi.

ABD'nin İran'a yönelik operasyon başlatma ihtimali İsrail'i de harekete geçirdi. İsrail Savunma Kuvvetleri'nden (IDF) dün yapılan paylaşımda, İran'daki durumla ilgili "sürpriz senaryolara karşı" hazırlık yapıldığı ifade edildi.

Independent Türkçe, New York Times, BBC, Times of Israel


Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
TT

Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)

Çin, Tayvanlı politikacıları kabul etmemeleri için Avrupa ülkelerine baskı yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan diplomat ve yetkililer, Pekin'in Tayvanlı siyasetçilerin ülkelerine girişini yasaklaması için Avrupa Birliği (AB) hükümetlerine baskı yaptığını öne sürüyor. 

Kaynaklara göre Çin yönetimi, Avrupa'daki konsolosluklar üzerinden hükümet yetkililerine kasım ve aralıkta ulaşarak Tayvanlı politikacıların girişlerinin yasaklanması yönünde "hukuki tavsiye" verdi. 

Pekin yönetimi, Schengen Sınırları Kanunu diye bilinen ve AB vatandaşı olmayanların ülkelere girişi için "üye devletlerin uluslararası ilişkilerine tehdit oluşturmamasını" şart koşan kuralları öne sürerek uyarı yapıyor. 

Buna göre Çinli yetkililer, Tayvanlı siyasetçilerin Avrupa ülkelerine girişinin, mevzubahis ülkenin Çin'le uluslararası ilişkilerini tehdit edeceğini savunuyor. 

Diğer yandan Tayvan Ulusal Dong Hwa Üniversitesi'nden Zsuzsa Anna Ferenczy, "AB-Tayvan ilişkilerinin AB-Çin ilişkilerini tehdit ettiği yönündeki yorum Pekin'e ait. Bu, Avrupa'daki algı veya gerçeklikle hiç uyuşmuyor" diyor. 

Guardian'ın incelediği bazı notlarda "Tayvanlı personelin resmi temas için Avrupa'ya girmesinin yasaklanması" talep ediliyor. Bunun "Çin'in kırmızı çizgisinin ihlal edilmesi" anlamına geldiği ileri sürülüyor. 

Ayrıca bazı notlarda, AB hükümetlerinden Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te, Devlet Başkanı Yardımcısı Hsiao Bi-khim ve Başbakan Cho Jung-tai'nin yanı sıra, bu pozisyonlarda önceden görev yapmış isimlerin de girişinin yasaklanması talep ediliyor. 

Çin yönetimine göre Tayvanlı yetkililerin Belçika, Çekya, Polonya, Hollanda, İtalya, Avusturya, Almanya, Litvanya, Danimarka, Estonya ve İrlanda'ya ziyaretleri, "Çin-AB ilişkilerini ciddi şekilde zedeleme" riski taşıyor. 

Guardian'ın aktardığına göre Norveç ve Finlandiya'ya da benzer uyarı notları gönderilmiş. 

Tayvan Dışişleri Bakanlığı gazeteye gönderdiği açıklamada, yetkililerin Avrupa ziyaretlerinin "Çin'le hiçbir ilgisi olmadığı, Çin'in bu konuda müdahale etme hakkının bulunmadığı" belirtildi. 

Çin'e odaklanan Alman düşünce kuruluşu Merics'ten Claus Soong, şu ifadeleri kullanıyor: 

Pekin, Tayvanlı yetkilileri ülkeye kabul etmeden önce iyice düşünmeniz gerektiğini söylemek için elinden geleni yapıyor. Bunun bir tehdit olduğunu söyleyemem, daha çok bir hatırlatma ancak pek de nazik bir hatırlatma değil.

AB, Çin ordusunun Tayvan etrafında geçen ay düzenlediği kapsamlı tatbikatı eleştirerek, "bölgedeki istikrarın tehlikeye girdiğini" bildirmişti.

Independent Türkçe, Guardian, European Newsroom


Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
TT

Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), ABD Başkanı Donald Trump'ın Adalet Bakanı Pam Bondi'den memnun olmadığını bildirdi. 

Amerikan gazetesinin kaynakları, 60 yaşındaki siyasetçiyi etkisiz ve zayıf bulan Trump'ın, onu kapalı kapılar ardında sürekli yerdiğini iddia etti.

Danışmanlara yapılan şikayetlerinin dozu ve sıklığının özellikle son aylarda çok arttığı belirtiliyor. 

WSJ, eski FBI Direktörü James Comey ve New York Başsavcısı Letitia James gibi Trump'ın rakip gördüğü kişilere karşı atılan yasal adımların yeterli bulunmadığını öne sürüyor. 

Trump'ın bu kişilere ve kaybettiği 2020 seçimlerine dair hile iddialarına karşı yürütülen yasal süreçlerin hızlandırılması için Adalet Bakanlığı'na özel savcılar atamayı planladığı da haberde dile getirilen iddialar arasında. 

Trump'ın, MAGA hareketinden de tepki alan Pondi'nin Jeffrey Epstein dosyalarını eline yüzüne bulaştırdığı eleştirilerine hak verdiği ifade ediliyor. 

Trump'ın bizzat eleştirilerini ilettiği Bondi'nin endişelerinin özellikle son bir aylık süreçte arttığı bildiriliyor.

WSJ'nin haberinin ardından Beyaz Saray'dan peş peşe açıklamalar geldi.

Trump, "Pam harika bir iş çıkarıyor. Uzun yıllardır benim arkadaşım. Radikal solcu çılgınlara karşı muazzam bir ilerleme kaydedildi. Onlar tek bir işte iyi, seçimlerde hile yapmak ve suç işlemek" dedi. 

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles da Bondi'nin onlarca yıldır arkadaşı olduğunu söyleyip ekledi:

O inanılmaz derecede yetenekli, zeki ve çalışkan. Adalet Bakanlığı'nın başında olduğu için Trump Yönetimi şanslı.

Trump eylülde X'te yaptığı paylaşımda Adalet Bakanı Pam Bondi'ye seslenerek Comey ve James'in yanı sıra Demokrat Partili Senatör Adam Schiff'in de cezalandırılması gerektiğini savunmuştu.

Yanlışlıkla paylaşıldığı iddia edilen gönderide, "Aşırı suçlular ama hiçbir şey yapılmıyor. Daha fazla gecikemeyiz. Bu bizim itibarımızı ve inanırlığımızı öldürüyor" denmişti. 

Sonrasında Comey ve James hakkında iddianameler hazırlandı. Ancak yargı, Trump'ın eski avukatıyken Virginia Doğu Bölgesi Başsavcısı yapılan Lindsey Halligan'ın atanmasının kanunlara uymadığı neticesine varınca bu girişimler suya düştü. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, The Times, NBC