ABD: Sudan’da yönetimin tümüyle sivilleşmesi gerekir

ABD’nin oydaşmacı sistemine dönüş çağrısı, son darbe girişiminin etkileri ve sonuçlarının ortaya çıkışı sonrasında gelişti

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Independent Arabia- Hasan Hamed)
TT

ABD: Sudan’da yönetimin tümüyle sivilleşmesi gerekir

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Mana Abdulfettah
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Sudan’daki asker-sivil uzlaşısını bozmadan Egemenlik Konseyi Başkanlığı’nın bir sivile devredilmesi için çabalıyor. Washington Sudan’da tümüyle sivil bir yönetime geçiş çağrısını yineledi.  
ABD’nin talebiyle ilgili ilginç olan şey, ordunun Egemenlik Konseyi Başkanlığı’ndan uzaklaştırılmasına yapılan atıf değil. Bunun yerine geçiş döneminin sona ermesini ve seçimlerin yapılmasını talep etmeden genel rıza yoluyla uzlaşıya dayalı bir formata ulaşılması. Bu durum, genel rızaya dayalı olan oydaşmacı demokrasi sisteminin temel amacının, demokratik gelişmenin ilke ve temellerini geliştirmek olduğunu gösteriyor.

‘Dörtlü Grup’
ABD’nin oydaşmacı sisteme geriş dönüş çağrısı, son darbe girişiminin etki ve sonuçlarının, sivil ve askeri bileşenlerin birbirini dışlama girişimlerinin ortaya çıkmasından sonra gelişti. Egemenlik Konseyi üyesi Muhammed el-Fekki Süleyman, sosyal medya organları aracılığıyla Sudan halkına “Devriminizi korumak için acele edin” çağrısında bulundu. Süleyman, ulusal televizyonda yaptığı açıklamada ordunun, siyasi kredisinden düşüleceğini belirtti. Bu durum ise Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’yu (Hamideti), uzlaşıya dönüş dışında sivil bileşenlerle aynı masada oturmayacaklarını açıklamaya itti.
Darbe girişiminin etkileri, iki taraf arasındaki uçurumun büyüdüğünü ve her iki tarafın da diğerinden kurtulmak için fırsat beklediğini ortaya koydu. Bu yol, Demokratik Birlik Partisi’ne mensup olan ve Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ni (ÖDBG) temsil eden ‘Federal Konsey’ adı altında bir federal parti grubunun parçası olan Muhammed el-Fekki Süleyman liderliğindeki dört isim tarafından yönetiliyor. Bu, Çin Komünist Partisi’nde dört yetkiliden oluşan solcu bir siyasi gruba verilen ad olan ‘Dörtlü Çete’ye atıfla, ‘Dörtlü Grup’ olarak adlandırıldı. Çete, 1966- 1967 yılları arasındaki Çin Kültür Devrimi sırasında öne çıktı ve bir dizi ihanet suçu ve Kültür Devrimi’ni yıkmakla suçlandı. Dörtlü Çete, Kültür Devrimi’nin son aşamalarında Çin Komünist Partisi’nin iktidar organlarını etkin bir şekilde kontrol etti. 1969’daki devrimden sonra ortamın sakinleşmesiyle birlikte basın ve medya kuruluşlarını kontrol altına alan çete, siyasi yetkililerin arzularına uygun olarak gazetelerde yazılan tüm propaganda ve makaleleri incelemeye başladı.
Bu yaklaşım, ‘Dörtlü Grup’un zayıf siyasi partilere mensup olduğu bağlamında ortaya çıktı. Yaklaşıma göre tıpkı Mao Zedung döneminde ordunun siyasi istikrarı sağlamak için müdahalesi gibi, ideolojik değerlerini empoze etmeye çalışan geçici Egemenlik Konseyi’ndeki sivil partilerin ritmi de orduyu müdahale etmeye çağırıyor.

Uyumlu deneyim
Her iki taraftan oydaşmacı sisteme dönmek, devrimden ve rejimin çöküşünden sonra başlanılan noktaya geri dönmek anlamına geliyor. Ancak geçiş döneminin sonunun hızlandırılması ve seçim tarihinin belirlenmesi çağrısı sonrasında ABD tarafından teşvik edilen bu durum garip görünüyor. Bununla eş zamanlı olarak ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Elçisi Jeffrey Feltman, darbe girişiminden bir hafta sonra Hartum’a ziyarette bulunurken, sivil ve askeri unsurlar arasındaki gerginliğin en üst düzeye ulaştığına tanık oldu. Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Başbakan Abdullah Hamduk ile bir araya gelen Feltman, iki lidere sivil yönetime doğru ‘hızlı şekilde ilerleme’ ve sivil bir ismin Egemenlik Konseyi başkanlığını üstleneceği bir tarihte uzlaşmaya varma çağrısında bulundu.
Geçiş dönemi, toplumun bileşenleri ile devlet içindeki tüm grupların temsilcileri arasında uzlaşma ilkesinin benimsenmesine dayanıyordu. Bu ilkeler, ‘siyasi, partizan ve etnik kotalara dönüşmemek kaydıyla istikrarlı bir siyasi ortam oluşturmak için toplumda var olan etnik, kabilesel veya diğer farklı kimliklerden’ oluşuyor. Şu an yaşananlar, kotaların ortaya çıkmasının yanı sıra siyasi kutuplaşmanın yoğunlaşmasıyla da karakterize ediliyor. Bir yanda diğer hareketler, diğer yanda da bölge insanları, Cuba Barış Anlaşması’nı imzalayan ve güç paylaşımına imza atan bazı silahlı hareketler tarafından öfkelendirildi. Bazıları, kotaların Cuba Barış Anlaşması’nın imzalanmasından önce, hükümette ÖDBG çalışanlarının atanmasıyla başladığına inanıyor. ÖDBG, geçiş aşamasında hüküm sürmemek, aksine seçimlerin yapılması ve geçiş döneminde teknokratik bir hükümete dayanılması için anayasal belgeye imza attı. Bazı taraflar, askeri bileşeni gücü tekelleştirmeye ve sivil bileşeni çeşitli yollarla yabancılaştırmaya çalıştığı için eleştirirken, bu eleştiri darbe girişiminden ve silahlı hareketlerin bazı liderlerinin askeri bileşen tarafından desteklenmesinden sonra ileri bir aşamaya ulaştı.

Eksik demokrasi
ABD talebi, mevcut yoldan sapmaya karşı uyarı yaparken, gerginliklerin giderilmesi çağrısında bulunuyor. ABD talebindeki küçük gelişme ise bir sivilin, konsey başkanlığını üstlenmesi yönünde. Ancak ABD, bundan daha fazlasını talep etmedi. Rızaya dayalı yönetim deneyimi kendi içinde tam bir demokrasi değil, gerektiğinde ülkeyi savaşlar, çatışmalar ve yasama boşluğu ışığında çöküşten korumak için liberal demokrasiye bir alternatif sayılıyor.
ABD, batı biçimindeki demokrasinin mevcut Sudan durumu için uygun olmayabileceğine inanıyor. Oydaşmacı sistem, yukarıda belirtilen koşullar göz önüne alındığında, şu anda en yakın ve en iyi seçenek olarak görülüyor. Ancak bunun nedeni, mezhepsel ya da etnik azınlıklar değil. Tüm bölgelerde azınlıkların bolluğu Sudan’ı çeşitli bileşenlere sahip bir ülke haline getirdi. Bu nedenle çoğunluğun azınlık üzerindeki hakimiyeti, burada çeşitlilik lehine reddediliyor.
Bu oydaşmacı tecrübe, genel olarak Sudan’da demokrasinin başarısız olacağı beklentisine dayalı olarak ortaya çıktı. Ancak başlangıçtan itibaren çizilen model, toplumun bileşenleri arasında koalisyon anlaşması ilkesinden sapmış ve onlara katılma fırsatı vermiştir. Geçiş hükümeti bileşiminin gösterge ve verileri, uzlaşma derecesini korumaktan geri çekilmeye başladı. Kutuplaşma gerçekleşti ve siyasi partiler, askeri bileşen ve silahlı hareketler arasında güç paylaşımı yapıldı. Bir önceki rejimin yaptığı tam da buydu. Uluslararası kısıtlamalar yoğunlaştıkça, bir koalisyon hükümeti kurulacak ve iktidar, muhalefetle paylaşılacaktı. Şu an Sudan toplumu ve onu temsil eden devrimci güçler, iktidara ortak olmadıklarını ve siyasi ve ekonomik karar alma çemberinin dışında olduklarını hissediyorlar. Kendileriyle hükümet arasında güven kalmazken, devrimci güçlerin sivil ve askeri bileşenler üzerindeki baskısı artmaya başladı. Savunmalarını birbirlerine sert bir şekilde saldırarak, karşılıklı medya alışverişi ve suçlamalar yaparak gerçekleştirdiler.

Demokratik egzersiz
Eğer rızaya dayalı demokrasi liberal demokrasinin ilk eşiğiyse buna erişim, ‘ilki eski rejime eşlik eden hayal kırıklığı olan’ bazı faktörler tarafından engellendi ve düşüşünden sonra kitleler istikrarlı bir hükümetin kurulmasını hayal etti. Ancak bu gerçekleşmedi. Çünkü oydaşmacı sistem, liberal demokrasi sağlanana kadar muhalefetin sakinliğini gerektiriyor. Aynı şekilde eskiden muhalefet koltuğunda oturan ÖDBG, hâlâ oradaki yerlerini koruyor ve aynı zamanda hükümete katılıyor. Bu durum, özellikle Yasama Konseyi’nin yokluğu ve siyasi eylemi düzenleyen yasaların yokluğu nedeniyle Geçiş Konseyi’ni neredeyse yok etti. İkinci faktörü ise kararların alınmasında ve uygulanmasında yavaşlık oluşturuyor. Aynı şekilde üçüncü faktör, sivil ve askeri bileşenlerin bazı tavizler vermesi yerine, halkın kendilerini ‘ekonomik durum, özgürlükler ve diğerleri ile ilgili temel taleplerde’ tavizler verirken bulması. Dördüncü faktör, mezhepçi partiler, eski rejimin üyeleri tarafından temsil edilen siyasal İslam akımının güçleri ve grupları ve siyasi arenada (bu birleşme yoluyla ideolojilerini çözmeye çalışan) mevcut olan bazı İslamcı partiler arasındaki birleşme.
Bu dönem, demokrasiye doğru gelişmeyi sağlayan ön koşullara bağlı kalarak, demokrasiyi uygulamak ve sonuçlarını ne olursa olsun kabul etmek için bir fırsat oluşturuyor. Ancak mevcut hükümetin başarısızlığı, bu geçici dönem konusunda ulusal bir uzlaşı sağlanamaması ve iki unsur arasında bireysel bir teokrasi dayatma girişimi nedeniyle, bu gerileme ve demokratik sürecin bütünlüğünü sağlayacak ilke ve kurallara bağlılık eksikliği karşısında, liberal bir demokrasi hayal etmek zorlaşıyor.
Belki de Sudan siyasi tarihinde yeni olmayan bu deneyim, gerilemeleri, ardından darbe ve askeri rejimin geri dönüşü ile aynı önceki deneyimleri tekrarlayacak. Ulusal devletin bileşenleri arasında ayrılığa bir panzehir olarak, ekonomik sorunların yanı sıra etnik ve mezhepsel olarak bölünmüş bir ülkede siyasi marjinalleşme krizlerine engel teşkil ettiği için, ABD’nin Sudan açısından daha uygun olan oydaşmacı demokrasiye odaklanmasının sırrı da ortaya çıkmış oluyor. Bu çoğulluğu birlik çerçevesinde örgütleyerek, demokratik bir uzlaşma durumuna varmadan önce yol biraz uzun olabilir.



Arap Koalisyonu, Aden'de silah dağıtımının ardından ez-Zubeydi'nin kaçtığını duyurdu

Arap Koalisyonu Ortak Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Arap Koalisyonu Ortak Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Arap Koalisyonu, Aden'de silah dağıtımının ardından ez-Zubeydi'nin kaçtığını duyurdu

Arap Koalisyonu Ortak Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Arap Koalisyonu Ortak Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu’nun Ortak Kuvvetler Komutanlığı, Güney Geçiş Konseyi (GGK) Başkanı Aydarus ez-Zubeydi’nin hareketliliğine eşlik eden yeni ayrıntıları açıkladı. Açıklama, GGK’ye bağlı güçlerin Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde gerçekleştirdiği askeri girişimlerin ardından geldi.

Arap Koalisyonu Ortak Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, Ortak Kuvvetler Komutanlığı’nın 4 Ocak tarihinde ez-Zubeydi’ye, son askeri tırmanışın nedenlerinin ele alınması amacıyla, 48 saat içinde Suudi Arabistan’a gelmesi yönünde bildirimde bulunduğunu belirtti. El-Maliki, görüşmenin Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve Koalisyon liderliği ile yapılmasının planlandığını ifade etti.

El-Maliki, söz konusu davetin, Suudi Arabistan’ın öncülüğünde yürütülen ve güneydeki tarafların tutumunu birleştirmeyi, istikrarı sağlamayı ve iç çatışmalara sürüklenmenin önüne geçmeyi amaçlayan kapsamlı bir diyalog konferansına hazırlık çerçevesinde yapıldığını kaydetti.

El-Maliki, yaptığı açıklamada, ez-Zubeydi’nin Yemen Hava Yolları’na ait bir uçakla seyahatinin fiilen organize edildiğini, ancak uçuşun saatlerce ertelendikten sonra iptal edildiğini belirtti. El-Maliki, bu durumun ardından sahada gerginlik yaşandığını, havalimanı çevresindeki sivil tesislerin yakınında silahlı unsurlar ve askeri araçların görüldüğünü ifade etti.

El-Maliki, GGK’ye bağlı güçlerin Aden kentinde çeşitli hareketlilikler gerçekleştirdiğini, askeri konuşlanma yapıldığını ve havalimanı içindeki hareketliliğin engellendiğini kaydetti. Açıklamada, bazı yolların kapatıldığı ve kent genelinde silahlı unsurların konuşlandırıldığı, Koalisyon’un bu durumu ‘gerekçesiz bir adım’ olarak değerlendirdiği ve bunun güvenlik ile istikrarı tehdit ettiği vurgulandı.

Arap Koalisyonu, ez-Zubeydi’ye ‘ev hapsi’ uygulandığı ya da alıkonulduğu yönündeki iddiaları kesin bir dille yalanladı. Açıklamada, ez-Zubeydi’nin hareketlerinin serbest olduğu ve seyahatinin engellendiğine dair iddiaların asılsız olduğu belirtildi. Ayrıca, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin, Aden’de olası silahlı çatışmaların önlenmesi ve durumun kontrol altına alınması amacıyla Koalisyon’dan müdahale talebinde bulunduğu ifade edildi. Önceliğin sivillerin korunması, kentlerin militarizasyonunun önlenmesi ve askeri güçler arasında herhangi bir çatışmanın engellenmesi olduğu kaydedildi.

Açıklamaya göre Koalisyon, sivil tesislerin çevresindeki tüm silahlı unsurların bölgeden çekilmesi ve hükümet ve güvenlik makamlarıyla koordinasyon içinde hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

Ortak Kuvvetler Komutanlığı, Yemen hükümeti ve Aden’deki yerel yetkililerle koordinasyon halinde çalıştığını, güvenlikte herhangi bir bozulmanın önüne geçmeyi, istikrarı korumayı ve sivillerin riske atılmasını engellemeyi hedeflediğini bildirdi. Sahadaki güçlere talimatlara uyma, hayati tesislerden uzak durma ve koordine edilmemiş askeri hareketleri durdurma çağrısı yapıldı. Açıklamada, amacın ‘Aden’i korumak ve çatışmanın kente taşınmasını önlemek’ olduğu ifade edildi.

Koalisyon, açıklamasını, Husilere karşı cephede yer alan taraflar arasında görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik siyasi çabalarını sürdürdüğünü ve Yemen hükümeti ile devlet kurumlarına desteğinin devam ettiğini vurgulayarak tamamladı. Kentlerin militarizasyonu ya da yeni bir tırmanışın, yalnızca çatışmanın yayılmasına ve güneydeki siyasi ve güvenlik tablosunun daha da karmaşık hale gelmesine hizmet edeceği uyarısında bulunuldu.


Kahire, Gazze anlaşmasını ilerletmek için önümüzdeki hafta Hamas heyetini ağırlayacak

Gazze Şeridi'nin güneyindeki enkaz yığınları arasında Hamas mensupları ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) üyeleri (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki enkaz yığınları arasında Hamas mensupları ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) üyeleri (AFP)
TT

Kahire, Gazze anlaşmasını ilerletmek için önümüzdeki hafta Hamas heyetini ağırlayacak

Gazze Şeridi'nin güneyindeki enkaz yığınları arasında Hamas mensupları ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) üyeleri (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki enkaz yığınları arasında Hamas mensupları ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) üyeleri (AFP)

Filistinli bir kaynak dün Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kahire’nin gelecek hafta Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ilerletilmesi amacıyla Hamas’tan bir heyeti ağırlayacağını söyledi.

Hamas’a yakın kaynak, planlanan ziyaretin ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ilişkin maddeleri ele alacağını, özellikle de anlaşmanın uygulanma sürecini ilerletmek amacıyla Gazze Şeridi’ni yönetecek teknokratlardan oluşan yönetim komitesinin isimlerinin netleştirilmesinin gündemde olacağını belirtti. Kaynak, Hamas lideri ve müzakere heyeti başkanı Halil el-Hayye’nin başkanlık edeceği görüşmelerin gelecek hafta başlayacağını, ancak heyetin Kahire’ye varış tarihinin henüz belirlenmediğini kaydetti.

Öte yandan Şarku’l Avsat dün El Fetih’e yakın iki Filistinli kaynakla da temas kurdu. Söz konusu kaynaklar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun engelleri karşısında, anlaşmanın ikinci aşamasına yönelik düzenlemelerde Mısır’ın rolünün büyük önem taşıdığını vurguladı. Netanyahu’nun dün yaptığı açıklamada, son İsrailli rehinenin cenazesi teslim edilmeden Refah Sınır Kapısı’nın açılmayacağını duyurmasının bu engellerin son örneği olduğu ifade edildi.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN dün yaptığı haberde, Netanyahu’nun Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın, Gazze’de tutulan son İsrailli rehine Ran Gvili’nin cenazesi geri verilmeden açılmasını reddetme tutumunda ısrarcı olduğunu aktardı. Netanyahu’nun, bu konuda ABD yönetimiyle yapılmış anlaşmalar bulunduğunu savunduğu belirtildi.

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik bu İsrail geri adımı, Gazze ateşkes anlaşmasının ilk aşamasının başladığı 10 Ekim’de hayata geçirilmesi beklenen düzenlemenin uygulanmaması anlamına geliyor. İsrail gazetesi Haaretz’in pazar günü bilgili kaynaklara dayandırdığı haberinde ise Refah Sınır Kapısı’nın yakın zamanda iki yönlü olarak açılmasının planlandığı, kapının yönetiminde Avrupalı güçlerin merkezi bir rol üstleneceği ve bu güçlerin İsrail’e ulaştığı, bölgede konuşlandırılmaya hazır olduğu belirtilmişti.


Suriye: Halep'te ordu güçleri ile SDG arasında yeniden çatışmalar başladı

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Halep İç Hastalıkları Hastanesi'ni hedef almasının ardından hastalar ve yaralılar er-Razi Hastanesi'ne getirildi. (SANA)
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Halep İç Hastalıkları Hastanesi'ni hedef almasının ardından hastalar ve yaralılar er-Razi Hastanesi'ne getirildi. (SANA)
TT

Suriye: Halep'te ordu güçleri ile SDG arasında yeniden çatışmalar başladı

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Halep İç Hastalıkları Hastanesi'ni hedef almasının ardından hastalar ve yaralılar er-Razi Hastanesi'ne getirildi. (SANA)
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Halep İç Hastalıkları Hastanesi'ni hedef almasının ardından hastalar ve yaralılar er-Razi Hastanesi'ne getirildi. (SANA)

Suriye resmi haber ajansı SANA, Halep’te ordu ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmaların bugün yeniden başladığını bildirdi. Ajans, SDG güçlerinin es-Suryan mahallesini topçu ateşiyle hedef aldığını aktardı. Ordunun Halep’teki Kastelo ve Şihan hattında SDG unsurlarıyla çatıştığını belirten ajans başka detay vermedi.

Dün ise resmi Suriye medya organları, SDG’nin şehirdeki birkaç mahalleyi hedef aldığını ve ordunun ateş kaynaklarına karşılık verdiğini duyurmuştu. Bu saldırıların 4 sivilin ölümüne ve 10 kişinin yaralanmasına yol açtığı öne sürülmüştü. Ancak SDG, bu iddiaları reddederek, Halep’teki mahallelerin Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı silahlı gruplar tarafından ‘ağır silahlarla’ hedef alındığını, bunun sonucunda 3 kişinin hayatını kaybettiğini ve 26 kişinin yaralandığını açıkladı.