Mısır Ordusu: 6 Ekim Savaşı vatanseverlikle gerçekleştirildi

Tümgeneral Samir Ferec, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail ile savaşın başlangıç tarihinin Sovyetler Birliği tarafından verildiği iddialarını yalanladı.

1973 Arap-İsrail Savaşı’nın tanıklarından Tümgeneral Samir Ferec. (Şarku’l Avsat)
1973 Arap-İsrail Savaşı’nın tanıklarından Tümgeneral Samir Ferec. (Şarku’l Avsat)
TT

Mısır Ordusu: 6 Ekim Savaşı vatanseverlikle gerçekleştirildi

1973 Arap-İsrail Savaşı’nın tanıklarından Tümgeneral Samir Ferec. (Şarku’l Avsat)
1973 Arap-İsrail Savaşı’nın tanıklarından Tümgeneral Samir Ferec. (Şarku’l Avsat)

Mısır ordusunda Manevi Meseleler Dairesi eski direktörü ve Ekim 1973 Savaşı (1973 Arap-İsrail Savaşı-Yom Kippur Savaşı) liderlerinden Tümgeneral Samir Ferec, merhum Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Sina'yı işgal eden İsrail ordusuna saldırı başlatmak için 6 Ekim 1973 tarihini seçen Rusya'dan direktif aldığına dair iddiaları yalanladı.
Tümgeneral Ferec, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, 48 yıl sonra bile el altından yapılan bu iddiaları propaganda olarak nitelendirdi. Bunların Mısır’ın İsrail ordusunu bozguna uğratacak çapta askerî gücü olduğunu sorgulamayı ve o dönemde dünyayı sarsan zaferin etkisini azaltmayı amaçladığını belirtti.
Yahudilerin İbranice'de  ‘bağışlama’ anlamına gelen Yom Kippur olarak adlandırdıkları, Ramazan'ın onuncu gününe denk gelen Şabat (Gregoryen takviminde cumartesi gününe denk gelir) gününün seçilmesinin savaşın ilk günlerinde İsrail'i şaşkına uğratan sürpriz hamlelerden olduğunu vurguladı.
BBC tarafından dün yayınlanan İngiliz belgelerine göre Sovyetler Birliği, Sedat'a Süveyş Kanalı'nı geçip İsrail ordusuna saldırmaya başlaması için söz konusu tarihi seçmesini önerdi. Ayrıca belgede Sovyetler'in Mısır ve Suriye'ye savaştan önce ve savaş sırasında verdiği destek miktarının sanılandan çok daha büyük olduğu öne sürüldü.
Ancak Ferec, söz konusu iddiaları tamamen yanlış olarak değerlendirdi. Savaştan bir yıldan fazla bir süre önce Cumhurbaşkanı Sedat, selefi Abdunnasır’ın İsrail'e karşı bir savaşta yenilgiye uğradıktan sonra Mısır Silahlı Kuvvetlerinin yeniden inşasına yardımcı olmak için işe aldığı Mısır'daki Sovyet askerî uzmanlarını sınır dışı etti ve Mısırlı askerî liderlerin deneyimlerine güvenmeye karar verdi.
Tümgeneral Ferec, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı'nın operasyonları kapsamında Merkez 10'da harekât subayıyken, Ekim 1973 Savaşı’na katıldı.
Savaşın Mısırlı tanığı Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda, Ekim 1973 Savaşı’nda silahlı kuvvetler operasyon otoritesi planlama şubesinin müdürü olan Salah Fehmi Nahla’nın, El-Ahram Stratejik Araştırmalar Merkezi ve Mısır Meteoroloji Dairesi'nin yanı sıra Mısır Genel İstihbaratı'nın raporunun kullanarak tarihi belirlediğini bildirdi.
Mısır ordusunun eski komutanı, savaşa ilişkin planların ve gerçekleşen aldatmacanın kendi fikirleri olduğunu belirttiği açıklamasının devamında, ‘İsrail ve Batılı işbirlikçilerinin, zaman zaman ortaya çıkan bu belgeler aracılığıyla Mısır ordusunun gücünü zayıf göstererek zaferin değerini azaltmayı ve halkın güvenini sarsmayı hedeflediklerini’ vurguladı.
Yakın zamanda yayınlanan İngiliz belgelerine göre NATO, savaşın bitiminden birkaç ay sonra, Sovyetler Birliği liderliğindeki Varşova Paktı devletleriyle Avrupa sahnesinde askerî bir çatışma beklentisiyle yaşananlardan ‘ders çıkarmaya’ yönelik bir çalışma yaptı.
Çalışmanın sonuçlarına göre Sovyetler, Mısırlı liderlerin aldatma planını kusursuz bir şekilde uygulamalarına yardımcı olan, etkili bir rol oynadı.
NATO’nun yürüttüğü çalışmasının sonuçlarına göre ‘saldırı saati (Yom Kippur öğleden sonra) 14:00 seçildi. Saldırının sürpriz ve şaşkınlık verici bir etki yaratması sağlandı.
NATO'dan edinilen bilgilere göre söz konusu baskın, operasyonların başlamasından 9 gün sonra, ancak 15 Ekim'de Mısır’ın güney cephesindeki girişimi engelleyebilen İsrail'i şaşırttı.
Ferec, Mısır askerinin Ekim Savaşı’nda İsrail’i şaşırttığını, İsrailli liderlerin 1973'te karşı karşıya geldikleri Mısır ordusu ile 1956 ve 1967'dekinin aynı olmadığını itiraf ettiklerini vurguladı. İsrailli liderlerin daha sonra İsrail ordusuna ‘Mısırlılarla yeni bir savaşa girerseniz daha önce hiç tanımadığınız yeni bir Mısır ordusuyla karşılaşacağınızı aklınızdan çıkarmayın’ dediğini aktardı.



Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
TT

Seyfülislam Kaddafi öldürüldü... Libya’da kanlı olaylar dizisi

Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı
Dibeybe’ye yakın bir tugay, suikastla ilgisi olduğunu yalanladı

Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’a yakın kaynaklar, dün akşam Zintan kentinde yaşanan silahlı çatışmalar sırasında Seyfülislam’ın hayatını kaybettiğini duyurdu. Kentte meydana gelen olayların ardından ölümünün koşullarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtildi.

rgtbhyjuk

Seyfülislam Kaddafi’nin üvey kardeşi Muhammed Kaddafi, kendisine ait olduğu belirtilen Facebook hesabından yaptığı paylaşımla, dün akşam yaşanan ölümü doğruladı. Muhammed Kaddafi paylaşımında, “Kardeşin kaybı çok acı. Bu musibetin ağırlığını kelimeler tarif etmekte yetersiz kalıyor. Onu Allah’a emanet ediyor, rahmetiyle kuşatmasını ve bize sabır ve metanet vermesini diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Muhammed Kaddafi ayrıca, “Kardeşimin kaybından duyduğumuz üzüntüyü ailemiz ve sevdiklerimizle paylaşırken, Allah’tan vatanımızı her kaybın ardından telafi etmesini, tüm Libyalılara sabır ve teselli vermesini, bu anların ayrışma ve çekişmeye değil, sağduyuya ve merhamete vesile olmasını diliyoruz” dedi.

Seyfülislam’ın çatışmalar sırasında öldürüldüğü yönündeki anlatımlar ağırlık kazanırken, Muhammed Kaddafi, kardeşinin ‘ani bir felç sonucu’ hayatını kaybettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Libyalı bir siyasetçi, Seyfülislam’ın ölümünün “Libya’da yeni bir kan dökülmesi sürecinin önünü açacağı, kaosu artıracağı ve ulusal uzlaşmaya dair tüm umutları sona erdireceği” değerlendirmesinde bulundu.

Seyfülislam’ın avukatı Halid ez-Zaidi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ölümü doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Öte yandan, Seyfülislam’ın Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndaki temsilcisi Abdullah Osman, Seyfülislam’ın dün akşam ülkenin batısında yaşanan kanlı çatışmaların ardından hayatını kaybettiğini teyit etti.

Bu gelişme, zaten karmaşık olan Libya siyasi tablosunda ani ve köklü bir değişime işaret ediyor. Zira Seyfülislam Kaddafi, temsilcileri aracılığıyla, Başkanlık Konseyi tarafından yürütülen ‘ulusal uzlaşı’ sürecinin etkili aktörlerinden biri olarak görülüyordu.

rbhyju

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) bağlı 444. Muharebe Tugayı, Zintan kentinde yaşanan çatışmalar ve Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğüne ilişkin haberlerle herhangi bir bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları ‘kesin bir dille’ yalanladı.

Tugaydan yapılan açıklamada, “444. Muharebe Tugayı’nın Zintan kenti içinde ya da coğrafi çevresinde herhangi bir askeri varlığı veya saha konuşlanması bulunmamaktadır. Ayrıca Seyfülislam Kaddafi’nin takibine yönelik tugaya verilmiş herhangi bir talimat ya da emir söz konusu değildir. Bu tür bir görev, askeri ya da güvenlik sorumluluklarımız arasında yer almamaktadır” denildi.

Açıklamada, tugayın Zintan’da yaşananlarla ilgisi olmadığı vurgulanarak, “Orada meydana gelen çatışmalarla doğrudan ya da dolaylı herhangi bir bağımız yoktur” ifadesi kullanıldı.

444. Muharebe Tugayı, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarına da çağrıda bulunarak, bilgilerin aktarımında titiz davranılmasını, resmî açıklamalara dayanılmasını ve ‘kafa karışıklığı yaratmayı, kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan söylentilere’ itibar edilmemesini istedi.

Seyfülislam Kaddafi, Muammer Kaddafi’nin ikinci oğluydu ve iktidara geri dönme arayışında olan tek oğul olarak öne çıkıyordu. Ancak 2011’deki ‘devrim’ sırasında, aralarında ülkenin ulusal güvenlik danışmanlığı görevini yürüten Mutasım Billah’ın da bulunduğu üç kardeşi gibi hayatını kaybetti.

ujuj

Kaddafi rejiminin son sözcüsü Musa İbrahim de Seyfülislam Kaddafi’nin ölümünü duyurarak, “Onu haince öldürdüler. O, tüm halkı için birleşik, egemen ve güvenli bir Libya istiyordu. Bir umudu ve geleceği katlettiler, kin ve nefreti ektiler” ifadelerini kullandı.

Musa İbrahim, bunun arkasındaki amacın ‘daha fazla kan dökülmesi, Libya’nın bölünmesi ve ulusal birlik yönündeki her türlü projenin yok edilmesi’ olduğunu savundu.

Açıklamasında, “Seyfülislam’la iki gün önce konuşmuştum; onun gündeminde sadece huzurlu bir Libya ve güvende yaşayan Libyalılar vardı. Filistin ve ümmetin davalarına destek için yazdı ve açıklamalar yaptı. Buna karşın, ülkeyi yöneten ve yabancılar tarafından iktidara getirilenler sessiz kaldı” diyen Musa İbrahim, sözlerini şöyle tamamladı: “Onun en güçlü aday ve ülke genelinde en geniş tabana sahip isim olduğunu biliyorlardı.”

Seyfülislam Kaddafi, Trablus’un 160 kilometre güneybatısında bulunan Zintan kentinde, sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamını sürdürüyordu. Yaklaşık 10 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmayan Seyfülislam, 2021’de yapılması planlanan seçimler için adaylık başvurusu yapana kadar gözlerden uzak kaldı. Bu süreçte Zintan ile Libya’nın güneyindeki bazı kentler arasında gidip geldiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW), geçtiğimiz haziran ayında Libya’daki adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunmuş ve yetkililerden ‘Seyfülislam’ın tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesini’ talep etmişti.

Seyfülislam’ın öldürüldüğüne ilişkin haberlerin ardından, Zintan ve ülkenin kuzeybatısındaki Beni Velid kentlerinde silahlı ve sivil kalabalıkların toplandığı bildirildi. Bu gelişmeler, 444. Muharebe Tugayı’nın suikasta karıştığı yönündeki suçlamalar eşliğinde yaşandı.

Çatışmalar sırasında, Seyfülislam Kaddafi’nin yakın koruması Tuğgeneral el-Acmi el-Uteyri’nin yaralandığına dair bilgiler de kamuoyuna yansıdı. Öte yandan, Zintan’daki bazı yerel güçlerin Seyfülislam’a yönelik tutumunda dikkat çekici bir değişim yaşandı. 12 Ocak’ta, ‘kendisine atfedilen suçların zaman aşımına uğramadığı’ gerekçesiyle adalete teslim edilmesi yönünde çağrılar yapıldığı ve bunun kentte bölünmeye yol açtığı belirtildi.

Zintan kentini kontrol eden silahlı gruplardan biri olan Ebu Bekir es-Sıddık Tugayı, Doğu Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan genel af yasası uyarınca Seyfülislam’ı Haziran 2017’de serbest bırakmıştı. Tugayın, Seyfülislam’ı yaklaşık 10 yıl boyunca gözetimi altında tuttuğu, 2021’de seçimlere adaylık başvurusunda bulunmasıyla birlikte kamuoyunun karşısına çıktığı kaydedildi.


Şam ile SDG arasındaki anlaşma, Haseke'den başlayarak uygulanmaya başlandı...

Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
TT

Şam ile SDG arasındaki anlaşma, Haseke'den başlayarak uygulanmaya başlandı...

Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)
Suriye güvenlik güçlerine bağlı unsurlar dün Haseke kentine girdi (Reuters)

Suriye hükümeti güvenlik güçleri dün, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile varılan ve Kürtlerin kontrolündeki bölgelerin Suriye devletine entegrasyonunu öngören ateşkes anlaşması kapsamında, kuzeydoğudaki Haseke kentine konuşlandı.

Gazeteciler, öğleden sonra İçişleri Bakanlığı'na ait 20'den fazla araçtan oluşan bir konvoyun Haseke'ye doğru hareket etmeye başladığını gözlemledi. Bir güvenlik kaynağı da Suriye TV'ye "güvenlik güçleri Halep'in doğusundaki Ayn el-Arab (Kobani) şehrinin güneyindeki Şeyh bölgesine girdi ve kademeli olarak tüm bölgeye yayılacak" dedi.

Askeri uzman ve siyasi analist İsmat el-Absi, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, anlaşma gereği Haseke ve Kamışlı'ya konuşlandırılacak iç güvenlik güçlerinin "sadece şehir merkezlerinde olacağını, tüm mahallelere yayılmayacağını" belirtti. Ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelere de konuşlandırma yapılacağını belirten el-Absi, bunun "bölgedeki güvenlik, askeri ve idari kurumların yeniden birleştirilmesi sürecinde kalıcı bir adım olduğunu ve sadece kısa vadeli bir güvenlik önlemi olmadığını" ifade etti.


Netanyahu, Wittkoff'a Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetiminde yer almayacağını ifade etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
TT

Netanyahu, Wittkoff'a Filistin Yönetimi'nin Gazze'nin yönetiminde yer almayacağını ifade etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Kudüs'te ABD elçisi Steve Wittkoff'a, Filistin Yönetimi'nin savaştan sonra Gazze Şeridi'nin yönetiminde "hiçbir şekilde" yer almayacağını söyledi.

Netanyahu'nun ofisi, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Başbakan, Filistin Yönetimi'nin (Gazze) sektörünün yönetimine hiçbir şekilde katılmayacağını açıkça belirtti" ifadeleri yer aldı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın önerdiği Gazze ateşkes planına göre, savaş sonrasında Filistin Yönetimi'nin rolü belirsizliğini koruyor.