Şalit Anlaşması deneyimi, Bennett - Hamas ateşkesini bozuyor

Filistinliler, geçen ay hapishaneden kaçan 6 mahkumu desteklemek için Gilboa Hapishanesi’nin önünde gösteri düzenledi. (AFP)
Filistinliler, geçen ay hapishaneden kaçan 6 mahkumu desteklemek için Gilboa Hapishanesi’nin önünde gösteri düzenledi. (AFP)
TT

Şalit Anlaşması deneyimi, Bennett - Hamas ateşkesini bozuyor

Filistinliler, geçen ay hapishaneden kaçan 6 mahkumu desteklemek için Gilboa Hapishanesi’nin önünde gösteri düzenledi. (AFP)
Filistinliler, geçen ay hapishaneden kaçan 6 mahkumu desteklemek için Gilboa Hapishanesi’nin önünde gösteri düzenledi. (AFP)

Naftali Bennett hükümeti, Şalit Anlaşması’nın hayaletinin ortaya çıktığı ve İsrail'in bu anlaşma için ödediği bedelin yüksek göründüğü bir zamanda, Hamas'ın bin Filistinli mahkumu serbest bırakılması talebini reddetti.
Hamas’ın elindeki dört İsrailli mahkum karşılığında serbest bırakılmasını talep ettiği bin tutuklu arasında geçtiğimiz günlerde yüksek güvenlikli Gilboa Hapishanesi’nden tünel kazarak firar eden ancak kısa süre içinde yakalanan 6 Filistinli de bulunuyor.
İki taraf arasındaki müzakere heyetlerine yakın bir kaynak, İsrail’in bir miktar ilerleme kaydettiğini ve otuz yılı aşkın süredir mahkum olan kadın ve çocuklar ile çok sayıda idari tutuklunun serbest bırakılmasını kabul ettiğini aktardı. Ancak İsrail’in Hamas'ın bin kadar tutuklunun serbest bırakılması talebini kabul etmediğini bildirdi.
İsrail, 6 Eylül'de yüksek güvenlikli Gilboa Hapishanesi’nden tünel kazarak kaçan ve iki hafta içinde yeniden tutuklanan 6 mahkum ve kaçış planını bilen ve başarılı bir şekilde uygulanmasına katkıda bulunan beş kişinin serbest kalmasını sağlayacak olanların yer aldığı listeyi kabul etmiyor.
Bu nedenle Mısır'ın bu aşamada bir ateşkes anlaşmasına varma çabaları başarısız oldu. Ancak iki taraf Mısır’a diyalogu sürdürmek için kapıyı açık tuttuklarını aktardı.
Hamas’ın elinde dört İsrailli mahkum bulunuyor. Bunlardan ikisi, Shaul Aron ve Hadar Goldin orduya mensup mahkumlar. İsrail, bu iki mahkumun öldürüldüğünü iddia ediyor. Hamas ise durumları hakkında bilgi vermiyor. Diğer iki mahkumdan ilki Abraham Mengistu adında İsrail asıllı bir Etiyopyalı. İkincisi, Haşim Bedevi el-Sayed ise Arap asıllı bir İsrail vatandaşı. Bu iki isim Gazze savaşından sonra farklı zamanlarda kendi istekleriyle Gazze’ye geçtiler.
İsrail, Mısır ve Almanya'nın arabuluculuğuyla Hamas ile dört İsrailli mahkumun durumu hakkında bilgi verilmesi karşılığında bir dizi Filistinli mahkumun serbest bırakılması planlanıyor. Müzakerelerde kademeli bir anlaşmaya varılması planlanıyor.
Medyada, Binyamin Netanyahu'nun iktidarından bu yana yürütülen müzakerelere ilişkin birçok sızıntı yayınlandı. Ancak İsrail ile Hamas arasındaki temasların büyük kısmı kamuoyunun gözünden uzakta, mutlak bir gizlilik içinde gerçekleşiyor.
Görünüşe göre iki taraf, anlaşmanın uygulanmasını geciktirmek için zaman unsurundan yararlanıyor. Hamas, tutukluları bir ‘koruma kartı’ olarak görüyor. Tutukluların kendisine müzakerelerde ağırlık sağlayacağını ve İsrail'in kendisiyle ilişkilerinde kalıpları kırmasını engelleyeceğine inanıyor. Filistin, cesur bir liderden yoksun olan İsrail’in bu anlaşmanın bedelini ödeyeceğini düşünüyor. Ne Şalit Anlaşması’nı uygulayan Netanyahu başka bir anlaşmayla ilgilendi, ne de kırılgan bir hükümet koalisyonunun lideri Bennett yeni bir anlaşmaya doğru ilerlemeye cesaret etti. Hem onların hem de bakanlarının üzerinde, Şalit Anlaşması’nda ödenen ağır bedelin izleri var.
İsrail, 2011'de Hamas tarafından alıkonan Gilad Şalit'in beş yıldan süren tutukluluğunun ardından serbest bırakılması karşılığında bin 27 Filistinli mahkumu serbest bırakmıştı
Çok sayıda politikacı, askeri ve güvenlik lideri, serbest bırakılan Filistinli mahkumların çoğunun askeri faaliyetlere geri döndüğünü iddia ederek benzer bir adıma karşı çıkıyor. Bunların başında Hamas Hareketi'nin Gazze Sorumlusu Yahya Sinvar geliyor. Yeni anlaşma karşıtları, söz konusu anlaşmaların Filistinli gençleri İsrail'e karşı direniş eylemlerine katılmaya teşvik ettiğini ileri sürüyor.
Diğer yandan, yeni bir anlaşmaya taraf olanlar, Şalit'in serbest bırakılmasından bu yana geçen on yılda İsrail şehirlerinde silahlı operasyonların neredeyse yaşanmadığı görüşündeler. İsrail ordusu, İsrail istihbaratı ve askeri savcılığın istatistiklerinde açıkça görüldüğü üzere Şalit Anlaşmas’ında serbest bırakılan Filistinli tutsakların gerçekleştirdiği silahlı operasyonlar 10 İsraillinin ölümüne, 18 İsraillinin de yaralanmasına neden oldu. Bu görece küçük bir sayı olarak nitelendiriliyor.
Ordu, Mousseri Bilgi ve İfade Özgürlüğü Derneği'nin talimatıyla yayınlamak zorunda kaldığı bir raporda şu ifadelere yer verdi:
“Şalit Anlaşması’nda serbest bırakılan 100 mahkum güvenlik ihlali yaptı ve tekrar tutuklanıp yargılandı. Serbest bırakılma şartlarını ihlal eden ve soruşturma komitesinin önüne çıkarılan 56 mahkum daha var. Bunlardan 53'ü kendilerine verilen cezayı çekmek üzere iade edildi. Bu, anlaşmada serbest bırakılanların sadece yüzde 15'inin tekrar hapsedildiği anlamına geliyor.”
Netanyahu hükümetinde Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan ve Şalit Anlaşması’nın en sert muhaliflerinden biri olan Yaakov Amidror konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu alanda alınan kararların yüzde 90'ı profesyonel değil, daha ziyade siyasidir. İsrail'in ilkeleri, mesleki nedenleri ve stratejik çıkarları hükümet kararlarımızı yönlendiriyor olsaydı, karşı tarafın İsrail'in kaçırılan bir asker için ödemeye hazır olduğu bedelin sonu olmadığını anladığı bir duruma düşmezdik. Bu, İsrail’in terör örgütleriyle bitmeyen mücadelesindeki stratejik konumu için iyi değil. Geçmişte çeşitli anlaşmalarda verdiklerimize bakarsak bugünkü durumumuzun ikinci tarafın beklenti ve isteklerinin seviyesinden etkilendiği açıkça görülür. Yakalanan evlatlarımızı kurtarmak için her şeyi yapacağız dediğimizde, tehlike seviyesi çok yüksek olsa bile serbest bırakılmaları için seferber olmalıyız.”
Şalit Anlaşması’nın detaylarını bilen ve hükümete yeni bir anlaşma yapmasını tavsiye eden üst düzey bir güvenlik yetkilisi de şu açıklamalarda bulundu:
“İlk aşamalarından itibaren İsrail’in bir saatli bomba ile uğraştığı açıktı ve müzakereler ciddi bir mazeret olmaksızın erteleniyordu. Şalit Anlaşması’ndan sonra kimse altın bir çağ yaşanacağını garanti etmedi. Ancak güvenlik durumu anlaşmadan on yıl sonra daha da kötüleşmedi. Sonuçların şu an iyi olmadığı ve Hamas’ın halen Hamas olduğu doğrudur. Yine de Şalit Anlaşması’nda özgürleştirilenler yüzünden İsrail vatandaşları şimdi daha fazla mı acı çekiyor? Bence hayır. Bunun olasılığı arttı mı? Evet arttı. Ama başarılı olacaklar mı? Hayır. İlk Şalit Anlaşması 2008 yılında Ehud Olmert hükümeti döneminde yapılmış ve Hamas 450 mahkumun serbest bırakılmasını talep etmişti. Uzun bir müzakere sürecinden sonra İsrail, 315 kişiyi serbest bırakmayı kabul etti. Ancak geri kalanların serbest bırakılmasını kabul etmemesi nedeniyle müzakereler çıkmaza girdi ve temaslar uzun bir süre durdu. İsrail anlaşmayı kabul ettiğinde serbest bırakılacak Filistinli mahkum sayısı bin 27 oldu. Bugün politikacıların amacı bu mu?"



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

                           Husi kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi(Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC