Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
TT

Hamas hükümetini feshederken, Şaas tek bir otorite çağrısında bulundu

Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneybatısındaki Tel el-Heva Mahallesi'nde Daghmuş ailesine ait evi hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden Muhammed Daghmuş ile eşi için dün cenaze töreni düzenledi. (DPA)

Hamas, yaklaşık yirmi yıldır Gazze Şeridi'nin yönetiminde fiili hükümet işlevi gören "Hükümet Acil Durum Komitesi"ni feshettiğini açıkladı.

Gazze'de düzenlenen basın toplantısında konuşan Acil Durum Komitesi Başkanı Muhammed el-Ferra, görevinden istifa ettiğini duyurdu. Hamas'ın bu adımla, Gazze'nin yönetiminin geçen ocak ayında "Barış Konseyi" tarafından oluşturulan ve "Gazze Ulusal Yönetim Komitesi" ya da "Teknokratlar Komitesi" olarak bilinen yapıya devredilmesini kolaylaştırmayı hedeflediği belirtiliyor.

Gazze Ulusal Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas ise yayımladığı açıklamada, komitenin gerekli imkân ve koşulların sağlanması hâlinde ulusal sorumluluklarını üstlenmeye tamamen hazır olduğunu ifade etti.

Şaas, komitenin başarılı şekilde görev yapabilmesi için temel şartların; "tek bir otoritenin, açık hukuki referansa sahip tek bir yasal düzenin ve bu otoriteye bağlı tek bir silahlı gücün varlığı" olduğunu vurguladı.

Öte yandan Şarku'l Avsat, pazar günü Hamas kaynaklarına dayandırdığı özel haberinde, hareketin hükümet komitesini feshetmeyi planladığını ve kararın açıklanacağı tarihi önceden duyurmuştu.


Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
TT

Sudan'da altın madeninde meydana gelen çökme sonucu 15 kişi hayatını kaybetti

Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)
Sudan'ın Nil Nehri Eyaletindeki el-Ubeydiye bölgesindeki yerel bir madenden altın işçileri çıkıyor (Reuters)

Sudan'da daha önce güvenlik gerekçesiyle kapatılan bir altın madeninde meydana gelen kısmi göçükte 15 işçi hayatını kaybetti. Olayı, Sudan Maden Kaynakları Şirketi tarafından dün açıklandı.

Şirketten yapılan açıklamada, Mısır sınırına yakın Vadi Halfa bölgesindeki Muhammed Tevfik madenine, teknik incelemeler sonucunda tehlikeli olduğu gerekçesiyle kapatılmış olmasına rağmen bazı işçilerin girdiği belirtildi. Açıklamada, madenin bir bölümünün çökmesi sonucu 15 işçinin hayatını kaybettiği, bir işçinin ise yaralandığı ifade edildi.

Şirket, madenlerin kapatılmasına ilişkin kararların yalnızca ayrıntılı teknik ve mühendislik değerlendirmelerinin ardından alındığını vurgulayarak, bu kararların temel amacının can güvenliğini sağlamak ve kazaları önlemek olduğunu belirtti.

Sudan'da Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan iç savaşın ardından, her iki tarafın savaş finansmanında altın sektörü önemli gelir kaynağı hâline geldi. Bu süreçte taraflar ayrıca dış aktörlerden de destek alıyor.

Savaş, zaten kırılgan olan Sudan ekonomisine ağır darbe vururken, geniş kesimlerin geçim kaynaklarını kaybetmesine neden oldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu durum, çok sayıda kişinin yüksek risk taşıyan altın madenciliğine yönelmesine yol açtı.

Ülkede çıkarılan altının büyük bölümü, ruhsatsız sahalarda veya ekonomik ömrünü tamamlamış madenlerde ilkel yöntemlerle gerçekleştirilen madencilik faaliyetlerinden elde ediliyor.

Bu tür madenlerde yeterli iş güvenliği önlemlerinin bulunmaması ve son derece tehlikeli kimyasalların kullanılması, çevredeki bölgelerde sağlık sorunlarının yaygınlaşmasına neden oluyor.

Afrika'nın yüzölçümü bakımından üçüncü büyük ülkesi olan Sudan, kıtanın önde gelen altın üreticileri arasında yer alıyor.


Irak: Petrol Bakan Yardımcısı’na ait yüklü miktarda para ve altın ele geçirildi

Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
TT

Irak: Petrol Bakan Yardımcısı’na ait yüklü miktarda para ve altın ele geçirildi

Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)

Yolsuzlukla suçlanan Irak Petrol Bakan Yardımcısı Adnan el-Cumeyli dosyasında yeni gelişmeler yaşanırken, hükümet ile yargının yolsuzlukla mücadele hamlesinin yalnızca alt düzey isimlerle sınırlı kalacağı, onları koruyan nüfuzlu siyasetçi ve partilere uzanmayacağı yönündeki endişeler sürüyor. Buna karşın hükümet çevreleri soruşturmaların devam ettiğini vurguluyor.

Merkezi Yolsuzlukla Mücadele Ceza Mahkemesi Soruşturma Hâkimi Ziya Cafer dün yaptığı açıklamada, tutuklu bulunan Petrol Bakanlığı Rafineri İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Adnan el-Cumeyli ve birlikte hareket ettiği öne sürülen kişilerle ilgili soruşturmada 25 milyar Irak dinarı, 1 milyon dolar nakit para ile yaklaşık 5 kilogram altın ziynet eşyasına el konulduğunu duyurdu.

Cafer, yazılı açıklamasında, soruşturma kapsamında bugüne kadar el konulan toplam meblağın 127 milyar Irak dinarı ve 24 milyon dolara ulaştığını belirtti. Ayrıca çok sayıda taşınmaz, araç ve altın ziynet eşyasının da haczedildiğini ifade etti.

Soruşturmaların sürdüğünü kaydeden Cafer, olayla bağlantısı bulunan diğer şüphelilerin takibi ile tüm yasal işlemlerin tamamlanmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini bildirdi.

cdbthynju
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’ndan ele geçirilen çantalar (Irak Haber Ajansı/INA)

Irak Dürüstlük Komisyonu kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Adnan el-Cumeyli’nin şimdiye kadar el konulan nakit varlıkları ve 70 taşınmazının toplam değerinin 250 milyar Irak dinarını (yaklaşık 191 milyon dolar) aştığını belirtti.

Irak İçişleri Bakanlığı da dün, Salahaddin vilayetinde Adnan el-Cumeyli dosyasında aranan şüphelilerden birinin yakalandığını duyurdu. Bakanlığın açıklamasında, Federal İstihbarat ve Soruşturmalar Ajansı ekiplerinin, el-Cumeyli’ye bağlı olduğu öne sürülen yolsuzluk ağına mensup bir şüpheliyi gözaltına aldığı bildirildi. Operasyonda 3 milyon dolardan fazla nakit para, 750 milyon Irak dinarı, çok sayıda hafif silah, yeni model araç ve şüphelinin evinde bulunan kamu ihalelerine ilişkin sözleşmelere el konulduğu aktarıldı.

Iraklı yetkililer, geçen hafta Adnan el-Cumeyli’nin ifadeleri doğrultusunda yolsuzluk suçlamasıyla aralarında milletvekilleri, siyasi blok liderleri ve eski valilerin de bulunduğu 15 kişiyi gözaltına almıştı. El-Cumeyli dosyasıyla bağlantılı olarak İçişleri Bakanlığı dün Salahaddin vilayetinde, Beyci Rafinerisi’nin bulunduğu bölgede aranan bir şüphelinin daha yakalandığını açıkladı.

Güvenlik kaynakları ise gözaltına alınan kişinin Beyci Rafinerisi’nin sözleşmelerden sorumlu müdürü olduğunu ve evinde yapılan aramada 3 milyon dolar ile 700 milyon Irak dinarı ele geçirildiğini bildirdi.

Hükümetin yolsuzlukla mücadele kapsamında attığı adımlar kamuoyunda geniş destek görse de, Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürüp sürdüremeyeceği konusunda belirsizlik devam ediyor. Şüpheleri artıran unsurlar arasında Zeydi’nin daha önce, çaldıkları kamu kaynaklarını iade etmeleri karşılığında bazı sanıklarla ‘uzlaşma’ yapılabileceği ve serbest bırakılabilecekleri yönündeki açıklamaları da yer alıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, hükümeti kuran Şii Koordinasyon Çerçevesi kulislerinde son yolsuzluk operasyonlarına yönelik ciddi rahatsızlık oluştuğunu belirtti. Kaynaklara göre bazı Koordinasyon Çerçevesi liderleri, gözaltı dalgasının kendi çevrelerine ve destekçilerine uzanmasından endişe ederek Başbakan Zeydi’den operasyonların durdurulmasını talep ediyor.

cfgthyju
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Hükümet medya ofisi)

Şii Koordinasyon Çerçevesi’ni oluşturan siyasi güçlerin büyük bölümü yolsuzlukla mücadele kampanyasına destek verdiğini açıklasa da, kaynaklar kamuoyuna yapılan açıklamalar ile kapalı kapılar ardındaki tutumların birbirini yansıtmadığını belirtiyor.

Kaynaklara göre, Koordinasyon Çerçevesi’nin olağan toplantısında son yolsuzluk operasyonlarının sonuçları ve olası etkilerinin yanı sıra, silahlı grupların silahsızlandırılması dosyası da ele alınacak. Bu başlığın, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin ay ortasında Washington’a gerçekleştirmesi beklenen ziyaretin gündemindeki temel konular arasında yer aldığı ifade ediliyor.

Öte yandan Koordinasyon Çerçevesi’nden milletvekili Abdullah el-Heygani, Başbakan Ali ez-Zeydi ile Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan arasında, yolsuzluğa karışan isimlerin herhangi bir siyasi grubu diğerine karşı hedef almadan yargılanması konusunda mutabakat sağlandığını açıkladı.

El-Heygani dün yaptığı basın açıklamasında, Zeydi, Zeydan ve operasyonları yürüten güvenlik birimlerinin, hiçbir siyasi oluşumu diğerine karşı hedef göstermeden yolsuzlukla mücadeleyi sürdürme konusunda anlaştığını belirterek, operasyonların Irak’ın tüm vilayetlerine yayılacağını söyledi.

Milletvekili, yolsuzlukla mücadelede bir sonraki operasyon dalgasının çok sayıda şüpheliyi kapsayacağını, üçten fazla aşamada yürütüleceğini ve mevcut ile eski bakanlar, genel müdürler, milletvekilleri ve valileri de hedef alacağını ifade etti.

Irak Yolsuzlukla Mücadele Akademisi’nden Dr. Galib ed-Daami de yolsuzluk soruşturmalarının süreceği görüşünü paylaştı.

Daami, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, soruşturmaların iki paralel hat üzerinden yürütüldüğünü belirterek, bunlardan birinin ülke içindeki şüphelilere, diğerinin ise yurt dışına kaçan zanlılara yönelik olduğunu söyledi.

Yakında büyük miktarlarda krediyi Irak bankalarından kullandıktan sonra ne anaparayı ne de faizini ödeyen bazı iş insanlarını kapsayan yeni bir operasyon dalgasının başlatılabileceğini ifade eden Daami, hükümetin mevcut tutukluları, çaldıkları paraları iade etmeleri karşılığında serbest bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

Daami ayrıca, yargı ve denetim kurumlarının, Irak dışına kaçırıldığı öne sürülen kamu kaynaklarının geri alınmasına ilişkin 954 dosya ile cezaevindeki sanıkların yurt dışına aktardığı yolsuzluk gelirlerinin iadesine yönelik 262 hukuki başvuru üzerinde çalıştığını açıkladı.

bgtrynytn
(foto altı) Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen dolar desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)

Irak Dürüstlük Komisyonu daha önce yaptığı açıklamada, hakkında mahkûmiyet kararı bulunan eski Vergi Genel Müdürlüğü Başkanı Usame Cevdet Hüsam’ın, Türkiye’de eşi adına kayıtlı 12 taşınmaza sahip olduğunu açıklamıştı. Komisyon ayrıca Hüsam’ın Türkiye ve Kuveyt’teki bankalarda bulunan hesaplarında da yüklü miktarda para bulunduğunu duyurmuştu.

Irak Adalet Bakanlığı ise önceki gün, son iki yıl içinde ülkeden yasa dışı yollarla çıkarılan kamu kaynaklarından 25 milyon dolardan fazlasının geri alındığını açıkladı. Bakanlık, çeşitli ülkelerde bulunan para, taşınmaz ve banka hesaplarının iadesi için hukuki ve adli sürecin sürdüğünü bildirdi.

Bakanlık Sözcüsü Ahmed Luaybi, Irak Haber Ajansı’na (INA) yaptığı açıklamada, varlıkların geri alınması sürecinin Federal Dürüstlük Komisyonu ile koordinasyon içinde ve uluslararası anlaşmalara dayanan hukuki mekanizmalar aracılığıyla yürütüldüğünü söyledi. Luaybi, bakanlığın çeşitli uluslararası davalarda önemli başarılar elde ettiğini belirterek, bu süreçte 25 milyon dolardan fazla kamu kaynağının geri kazanıldığını ve yurt dışındaki Irak varlıkları üzerindeki bazı haciz kararlarının kaldırıldığını ifade etti. Diğer dosyalara ilişkin takip ve uygulama çalışmalarının ise devam ettiğini kaydetti.

Luaybi ayrıca, geri alma sürecinin ilgili ülkelerde Irak mahkemelerinin verdiği kararların hukuki kanallar üzerinden ve görevlendirilen avukatların iş birliğiyle uygulanmasını kapsadığını belirterek, farklı ülkelerdeki banka hesapları ve taşınmazlara dağıtılmış diğer kamu varlıklarının geri kazanılması için çalışmaların sürdüğünü söyledi.