Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Hamas’tan arabuluculara mesaj: Saldırı planlamıyoruz… İsrail seçimlerinin sonuçlarını bekliyoruz

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
TT

Hamas’tan arabuluculara mesaj: Saldırı planlamıyoruz… İsrail seçimlerinin sonuçlarını bekliyoruz

Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)
Gazze kentindeki Şifa Hastanesi'nde İsrail hava saldırısı sonucu hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenindeki yas tutanlar (AFP)

Hamas, yarın yapılacak İsrail Parlamentosu (Knesset) seçimlerine ilgi gösteriyor. Hareket, seçimlerin ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde ateşkesin uygulanmasına yönelik planındaki tıkanıklığın aşılması için bir dönüm noktası olabileceğini umuyor. Özellikle Gazze’nin yeniden imarı ve bölgenin yönetiminin Gazze’yi Yönetmekle Görevli Ulusal Komite’ye devredilmesi konuları öne çıkıyor.

Hamas’tan iki kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin liderliğinin İsrail’in ihlallerine ilişkin düzenli mesajları kapsamında arabuluculara ve “Barış Kurulu”na bir mesaj ilettiğini bildirdi. Mesajda, “ABD Başkanı’nın planının ve Mısır’ın başkenti Kahire’de aylar önce üzerinde uzlaşılan yol haritasının, Knesset seçimlerinin ardından uygulanmaya devam etmesi” yönündeki beklenti dile getirildi.

Ekim 2025’te Gazze’de ateşkes anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana İsrail, işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi reddediyor ve günlük hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılarda bin 600’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Hamas’ın, mevcut İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun iktidardan düşmesini umut ettiği anlaşılıyor. Hareket, Netanyahu’yu varılan anlaşmaların uygulanmasını engellemekle suçluyor. İsrail’in ise suikastlar, öldürme eylemleri, bombardıman ve yıkımlarla Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürdüğü ifade ediliyor.

Kaynaklardan biri, Hamas’ın İsrail’in Gazze’deki ihlallerine ilişkin olarak arabuluculara ve Barış Kurulu temsilcilerine düzenli biçimde mesajlar ilettiğini ifade etti. Bu girişimlerin, Netanyahu hükümetinin varılan anlaşmalara bağlı kalmadığını ve bunları uygulamaktan kaçındığını ortaya koymayı amaçladığını söyledi.

Kaynak, son mesajda Hamas’ın varılan anlaşmalara tam bağlılık konusundaki tutumunun yeniden vurgulandığını aktardı. Buna, Barış Kurulu’nun Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan ve bir dizi değişikliğin ardından üzerinde uzlaşılan “yol haritası” da dâhil.

Diğer kaynak ise ayrı bir açıklamada, Hamas’ın son mesajında İsrail’in, hareketin 7 Ekim 2023 saldırılarına benzer yeni saldırılar düzenlemeyi planladığı yönündeki iddialarını kesin bir dille reddettiğini belirtti. Kaynağa göre Hamas, Gazze’deki gelişmeleri takip eden herhangi bir BM yetkilisi veya başka bir taraf aracılığıyla bu yönde bir mesaj iletildiği iddiasını da yalanladı.

Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail sınır duvarı üzerindeki bir tankın üzerinde kutlama yapıyor (AP)
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, İsrail sınır duvarı üzerindeki bir tankın üzerinde kutlama yapıyor (AP)

İsrail basınında, Hamas yetkililerinin Gazze’de bir BM yetkilisiyle yaptıkları görüşmede “7 Ekim saldırısını tekrarlamakla” tehdit ettikleri ileri sürülmüştü. Ancak Hamas bu iddiayı kamuoyu önünde reddetti.

Kaynak, Hamas’ın son dönemde BM yetkililerinin Gazze’ye gerçekleştirdiği ziyaretlerin yalnızca insani durumun takibi, halkın yaşam koşullarının ve ihtiyaçlarının incelenmesi amacı taşıdığını vurguladığını belirtti. Bu ziyaretlerin, yardımların yetersiz kaldığı ve İsrail’in insani ihtiyaçları karşılayacak miktarda yardımı düzenli biçimde girişine izin vermediği bir dönemde gerçekleştirildiğine dikkat çekildi.

Kaynakların aktardığına göre Hamas, mesajında kendisinin ve Filistinli grupların ateşkes anlaşmasına, Trump’ın planının bütünüyle uygulanmasına ve yol haritasına bağlı olduğunu yineledi. Bu adımların, Ulusal Yönetim Komitesi’nin Gazze’ye girerek görevlerini üstlenmesine, “silahların envanterinin çıkarılması” sürecinin ilerletilmesine, İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesine, sınır kapılarının açılmasına, ağır iş makinelerinin bölgeye girişine ve herhangi bir ön koşul olmaksızın yeniden imar çalışmalarının başlatılmasına imkân sağlaması gerektiği belirtildi. Ayrıca Filistin meselesine ilişkin kapsamlı bir siyasi sürecin başlatılması çağrısı yapıldı.

İsrail seçimleri öncesinde Gazze’de saldırılar sürüyor

İsrail’deki seçimlerin arifesinde Gazze Şeridi’ndeki askerî gerilim devam etti. Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’un Mevasi bölgesinde bulunan “el-İklimi” mevkiine düzenlenen bir dizi saldırıda üç Filistinli hayatını kaybetti.

Olayların, silahlı bir grubun yerinden edilmiş sivillerin çadırlarına sızmaya çalışmasıyla başladığı belirtildi. Grubun, Hamas güvenlik birimlerinin kurduğu pusuya yakalandığı aktarıldı.

Hayatını kaybeden 3 kişi arasında bir çocuk da bulunuyordu. Bugün sabaha karşı bölgede şiddetli patlamalara yol açan hava saldırılarında 6’dan fazla kişi de yaralandı. Saldırıların, silahlı grubun geri çekilmesini sağlamak amacıyla düzenlendiği ifade edildi.

Dün Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenine katılanlar (Reuters).
Dün Gazze kentindeki Şifa Hastanesi’nde, İsrail saldırısında hayatını kaybeden 3 Filistinlinin cenaze törenine katılanlar (Reuters).

Bugün öğleden önce, Han Yunus’un Mevasi bölgesinde bir çadırı hedef alan İsrail hava saldırısında bir Filistinli daha hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Gazze kentinin batısında bir çadırı hedef alan başka bir saldırıda da yaralılar olduğu, bunlardan birinin durumunun ağır olduğu bildirildi.

Bugün sabaha karşı insansız hava araçları (İHA), Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye Mahallesi kavşağı çevresinde yerinden edilmiş sivillerin çadırlarını ateşe verdi. İsrail güçlerinin yoğun topçu ateşi altında gerçekleşen olayın ardından çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 800’den fazla Filistinli bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Silahlı grupların iki gün önce bölgeye girerek çok sayıda çadırı ateşe verdiği aktarıldı.

Bu gelişmeler sırasında İsrail ordusu, gece saatlerinde Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen bir İHA’nın teknolojik sistemlerle engellendiğini açıkladı. İsrail’in Kanal 12 televizyonu ise ŞHA’nın büyük miktarda uyuşturucu taşıdığını bildirdi.

Kanalın askerî muhabiri, söz konusu aracın 80 kilogram yük taşıma kapasitesine sahip DJI FlyCart modelinde olduğunu belirtti. Muhabir, aracın Hamas’ın eline geçmesi ve patlayıcılarla donatılarak İsrail askerî mevzilerine veya Gazze çevresindeki yerleşimlere yönlendirilmesi durumunda ölümlere ve yaralanmalara yol açabilecek bir silaha dönüşebileceğini öne sürdü.

Muhabir ayrıca İsrail ordusunun yürüttüğü soruşturmanın, taşınan uyuşturucunun miktarından ziyade İHA’nın kendisine ve aracı kullanan tarafın kimliğine odaklandığını aktardı.


Şengal’de entegrasyon anlaşması: 4 bini aşkın YBŞ savaşçısı Irak ordusuna katıldı

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X
TT

Şengal’de entegrasyon anlaşması: 4 bini aşkın YBŞ savaşçısı Irak ordusuna katıldı

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X

Irak’ın Musul vilayetine bağlı Êzidî kenti Şengal’de, Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) ve Şengal Kadın Birlikleri (YJŞ) ile Irak Federal Hükümeti arasındaki entegrasyon sürecinde yeni bir aşamaya geçildi. Şengal Dağı’nın Çilmêra zirvesinde düzenlenen törenle duyurulan anlaşmaya göre, YBŞ ve YJŞ bünyesindeki 4 bin 165 kadın ve erkek savaşçı Irak’ın federal güvenlik sistemine entegre edilecek, silahların denetimi devletin kontrolüne geçecek.

Rudaw'da yer alan habere göre törene Irak Başbakan Yardımcısı, Musul Valisi, Irak ordusundan üst düzey yetkililer, YBŞ ve YJŞ komutanları ve savaşçıları, Êzidî anneler ile din alimleri katıldı. Anlaşma kapsamında YBŞ Komutanlığı adına Tîrêj Şengalî, Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı adına ise sözcü Sabah el Numan açıklama yaptı.
 

YBŞ: Yeni bir aşamada sorumluluğumuzu sürdüreceğiz

YBŞ: Yeni bir aşamada sorumluluğumuzu sürdüreceğiz

YBŞ, anlaşmanın Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine bağlılık ile Şengal’de güvenlik ve istikrarın sağlanması hedefleri doğrultusunda yapıldığını bildirdi. Açıklamada, bağımsız askeri statünün sona erdirilerek güçlerin federal güvenlik sistemine dahil edilmesinin, ulusal ortaklık ve ortak sorumluluk açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğu belirtildi.

Êzidî halkının 2014’te IŞİD saldırıları sırasında katliam, kaçırılma ve zorla yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya kaldığı hatırlatılan açıklamada, YBŞ ve YJŞ’nin bu süreçte halkı ve topraklarını savunmak amacıyla kurulduğu vurgulandı. Açıklamada, direniş sırasında 530 savaşçının yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı kaydedildi.

YBŞ, yeni dönemde de Şengal’in güvenliği ve halkın haklarının korunması için sorumluluk üstlenmeye devam edeceğini belirterek, “Irak’ın birliği ve egemenliği, Şengal’in güvenliği, halkının onuru ve tüm evlatlarımız için adil ve istikrarlı bir geleceğin inşası her şeyin üzerindedir” ifadelerini kullandı.

Entegrasyonun koşulları: Haklar, adalet ve yeniden inşa

YBŞ açıklamasında, anlaşmanın yalnızca askeri güçlerin entegrasyonuyla sınırlı kalmaması gerektiği belirtildi. Sürecin başarıya ulaşması için savaşçıların haklarının korunması, şehitlerin anısına saygı gösterilmesi ve Êzidî halkının kimliğinin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı.

Açıklamada ayrıca 2014’teki soykırımın izlerinin giderilmesi, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, yakınlarını kaybeden aileler için adaletin sağlanması, göç etmek zorunda kalanların geri dönüş koşullarının oluşturulması ve Şengal’in yeniden inşası çağrısı yapıldı.

Şengal’de sivil kurumların ve yerel yönetimin güçlendirilmesi gerektiğine de dikkat çekilen açıklamada, bütün toplumsal bileşenlerin yönetime katılımını güvence altına alacak demokratik bir yapının oluşturulmasının önemi vurgulandı.

Irak hükümeti: Êzidîlerin hakları korunacak

Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Sözcüsü Sabah el Numan da yaptığı açıklamada, IŞİD'e karşı mücadelede Êzidîlerin gösterdiği fedakarlıklara dikkat çekti. El Numan, federal hükümetin Êzidî halkının haklarının korunması, saldırılardan zarar gören mağdurların ve ailelerinin tazmin edilmesi ile Şengal’in yeniden inşası konusunda sorumluluk taşıdığını belirtti.

Entegrasyon süreci eylülde gündeme gelmişti

YBŞ ile Bağdat yönetimi arasında entegrasyon konusunda daha önce de görüşmeler yapılmıştı. 11 Eylül’de Irak Başbakanı Ali Zeydi, Êzidî Davası İttifakı ve YBŞ heyetiyle Bağdat’ta bir araya gelmişti. Görüşmenin ardından Êzidî milletvekili Murad İsmail, YBŞ’nin Irak’ın resmi güvenlik güçlerine entegre edilmesi ve silahların devlet denetimine alınması konusunda uzlaşı sağlandığını açıklamıştı.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el Abudi ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, bin 500 YBŞ üyesinin güvenlik güçlerine entegre edildiğini, aynı sayıda kişi için çalışmaların sürdüğünü ve 500 YJŞ üyesinin polis olarak görevlendirilmesinin planlandığını bildirmişti.

YBŞ ve YJŞ, IŞİD’in 2014’te Şengal’e saldırmasının ardından Êzidî halkını korumak amacıyla kurulmuştu. Yeni anlaşmayla birlikte bu güçlerin Irak’ın federal güvenlik sistemi içindeki statülerinin düzenlenmesi hedefleniyor.

Independent Türkçe


Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
TT

Şam, İsrail’in Süveyda’daki “Satranç Stratejisi”ni boşa çıkarabilir mi?

Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)
Geçtiğimiz temmuz ayında Süveyda’da Dürzi militanlar, Bedevi ve Arap aşiretlerinden silahlı gruplar ile Suriye güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar sırasında yükselen duman (Reuters)

İsrail, Süveyda’da Şam ile çatışma ihtimalini yeniden gündeme getiren başlıca aktör olarak öne çıkıyor. Gözlemcilere göre Tel Aviv hem Suriye hükümetini hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin bu planla, vilayette Temmuz 2025’te yaşanan kanlı olayların benzerini yeniden tetiklemeyi amaçladığı belirtiliyor.

Bu gelişmeler doğrultusunda şu sorular gündeme geliyor: İsrail, Suriye hükümeti ile “Ulusal Muhafızlar” arasında yeniden bir savaş çıkarmayı başarabilecek mi? Şam, İsrail’in planını boşa çıkarabilecek mi? Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi’ye göre Suriye hükümeti, İsrail’in komplolarının tamamen farkında.

İsrail’in “zugzwang” stratejisi

Süveyda doğumlu siyasi analist Rami Nahle, 2025’teki olaylardan bu yana devam eden vilayet krizini çözmek amacıyla hükümet ile Dürziler arasında arabuluculuk yapıyor. Nahle, yaklaşık iki yıl önce yeni hükümetin iktidara gelmesinden bu yana İsrail’in izlediği politikayı anlatırken satrançta “zugzwang” olarak bilinen stratejiye dikkat çekiyor. “Hamle yapmaya zorlama” anlamına gelen bu strateji, rakibi hangi hamleyi yaparsa yapsın kendisine zarar vereceği bir konuma sürüklemeye dayanıyor. Stratejinin en acımasız yönü ise oyuncunun kendisini felakete götürdüğünü bildiği hamleleri yapmak zorunda kalması.

Nahle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni hükümetin Şam’da iktidara gelmesinden itibaren İsrail’in Suriye’ye karşı bu stratejiyi uygulamaya başladığını belirtiyor. Şam’ın oyunun niteliğini anlamakta geciktiğini ifade eden Nahle, Temmuz 2025’teki kanlı olayların ardından bu stratejinin farkına varıldığını söylüyor. Nahle’ye göre siyaset ile satranç arasında temel bir fark bulunuyor: Siyasette oyuncu, her turda taşını hareket ettirmek zorunda değil.

Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP
Suriye’nin güneyindeki Süveyda’da yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine katılan Dürzi kadınlar, cumartesi günü (AFP

Nahle, “Hareketsiz kalmak veya karşılık vermekten kaçınmak, bugün Şam’ın medyada en çok eleştirildiği konulardan biri. Oysa benim değerlendirmeme göre mevcut koşullarda bu en akılcı seçenek” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şam için fırsatlar neler?

Nahle’ye göre İsrail’in hareket ettirebileceği satranç taşları, büyük bir ordudan Süveyda’daki bazı “piyonlara” ve Washington’da karar alma mekanizmalarında görev yapan bakanlara kadar uzanıyor. İsrail’in bugün baskıyı ciddi biçimde artırdığını belirten Nahle, satranç tahtasının ustaca yeniden düzenlendiğini ve bunun Şam’ı bir kez daha kendisine ağır zarar verecek hamle yapmaya zorlayabileceğini ifade ediyor.

Nahle’ye göre bu aşamada İsrail’in çıkarlarına hizmet eden unsurlar arasında seçim kazanımlarından Şam’ın uluslararası alanda zayıflatılmasına, Ulusal Muhafızlar’ın bağlı olduğu Dürzi dinî lideri Hikmet el-Hicri etrafındaki dayanışmanın yeniden güçlendirilmesinden İsrail’in kendisini yeniden Dürzilerin koruyucusu olarak sunmasına kadar birçok hedef bulunuyor. Nahle, Tel Aviv’in bu amaçlara ulaşmak için yeni bir iç savaşı, “aşırılıkçı İslamcıların dinî bir azınlığa yönelik katliamları” şeklinde sunabileceğini savunuyor.

Nahle’ye göre İsrail hem hükümeti hem de Süveyda halkını “karşı tarafın büyük, belirleyici ve emsalsiz bir saldırı düzenlemek üzere olduğu” düşüncesine inandırmayı başardı. Bu algının oluşturulmasında Ulusal Muhafızlar bünyesinde gönüllü alımının başlatılması, İsrail helikopterlerinin uçuşlarının yoğunlaştırılması, Ulusal Muhafızlar’ın kontrolündeki bölgelere ağır silahlar, gelişmiş insansız hava araçları ve İHA karşıtı sistemler indirildiğine ilişkin haberlerin yayılması etkili oldu. “Demir Kubbe” hava savunma sisteminin Süveyda’yı da kapsayacak şekilde genişletileceğine dair söylentiler de bu sürecin parçasıydı.

Nahle, sahada yapılan incelemelerden sonra bu haberlerin büyük bölümünün asılsız olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor. Açık kaynaklı istihbarat verileri ve uydu görüntülerinin de iddiaları doğrulamadığını, hatta ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın dahi bu haberleri sorguladığını belirtiyor. Ancak Nahle’ye göre İsrail açısından önemli olan, bu iddialara Şam’ın inanması.

Nahle, “Suriye hükümetinden bazı isimlerle yaptığım görüşmelerden, bu iddialara gerçekten inandıkları anlaşılıyor. Bu hamlenin inceliği şu: Şam söylentilere yüzde 100 inanmasa bile İsrail’in tek istediği, bunların gerçekleşme ihtimaline ilişkin kuşku yaratmak. Böylece Şam’ın önünde askerî yığınak yapmak ve savunma hazırlıklarına girişmekten başka seçenek kalmıyor. Nitekim olan da bu” ifadelerini kullanıyor.

Nahle’ye göre İsrail, Suriye hükümetinin bu savunma hazırlıklarını kullanarak Süveyda’daki geniş kesimleri, yalnızca kendi desteklediği grupları değil, bütün bölgeyi, “Suriye hükümeti sizi yeniden katletmeye hazırlanıyor” fikrine inandırmaya çalıştı.

Nahle, İsrail kaynaklarından gönderildiğini belirttiği ve Dürzileri kışkırtan çok sayıda sesli mesaja ulaştığını belirtiyor. Bu mesajlarda Dürzilere “Hazırlanın, geliyorlar” denildiğini, köylerini “kurtarmaya” çağrıldıklarını ve kendilerine destek ve koruma sözü verildiğini söylüyor. Ona göre bütün bunlar, bugün sahada kurulan satranç tahtasının parçaları.

Yaklaşan çatışma senaryosu

Nahle, İsrail’in bundan sonra atabileceği adımlar konusunda kesin bir öngörüde bulunmanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Ona göre İsrailli yetkililer farklı seçenekleri Netanyahu’nun önüne koyacak; Netanyahu da kendi hesaplarına göre bunlardan birini seçebilecek veya vazgeçebilecek. Ancak Nahle, İsrail’in atabileceği olası adımların dikkatle değerlendirilmesinin stratejik zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Bu noktada şu soru öne çıkıyor: İsrail’deki karar alıcılar, seçim hesapları veya başka çıkarlar doğrultusunda Suriye’de yeni bir kanlı çatışma çıkarmak isterse, Suriye hükümetini kaçınılmaz biçimde yanlış bir hamleye nasıl zorlayabilir?

Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)
Cumartesi günü Süveyda’da Dürzi militanlar ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden bir kişinin fotoğrafını taşıyan cenaze töreni katılımcıları (AFP)

Nahle’ye göre ilk hamle, İsrail’den gelecek bir WhatsApp sesli mesajıyla başlayacak. Mesajda Ulusal Muhafızlar’ın “güvenlik bürosunda” görevli bir kişiye ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi talimatı verilecek. Ardından Suriye hükümeti ateş açılan mevzilere karşılık vermek zorunda kalacak. Sonraki hamle ise Süveyda’dan gelecek: Ulusal Muhafızlar, bunun İsrail’in uzun süredir uyardığı veya vaat ettiği “sıfır saati” olduğunu düşünerek çatışmaya katılacak ve silahlı gruplar, hazırlıklarını tamamlamış şekilde köylerini geri almaya girişecek.

Nahle, Şam’ın bu hamleyi yapmaktan kaçınamayacağını savunuyor. Ona göre İsrail de bunu çok iyi biliyor. Suriye hükümeti, kontrolü altındaki toprakların bazı silahlı gruplar tarafından ele geçirilmesine ve yenilgiye uğratılmasına izin veremez. Bu nedenle Şam’ın hazırlık yaptığı seçenek, tbütün gücüyle karşılık vermek.

Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).
Suriye’nin Süveyda kentinde, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin cenaze törenine cumartesi günü katılan silahlı Dürzi militanlar (AFP).

Nahle, bu kez Suriye hükümetinin Ulusal Muhafızlar’la sivil yerleşimlerin bulunmadığı bir bölgede çatışma fırsatı yakalayabileceğini belirtiyor. Ona göre askerî teçhizat, silah, organizasyon ve deneyim bakımından üstün olan hükümet güçlerinin lehine sonuçlanabilecek böyle bir çatışma, çok sayıda Suriyelinin hayatına mal olabilir.

Nahle, cenazelerin gelmeye başlamasıyla birlikte halkın seferber olacağını, önceki temmuz olaylarının tekrarlanacağı düşüncesiyle kazma taşıyabilecek durumdaki gençlerin dahi çatışmalara katılabileceğini belirtiyor. Bu aşamada İsrail’den destek ve koruma talep eden telefonların artacağını belirten Nahle’ye göre İsrail’in müdahalesi, hükümet güçlerinin arka mevzilerini hedef alan bir veya iki hava saldırısıyla sınırlı kalabilir.

Nahle, bu saldırıların amacının hükümet güçlerini Dürzilerle yakın mesafeli çatışmaya zorlamak ve “katliam” görüntüleri olarak sunulabilecek videolar elde etmek olabileceğini ileri sürüyor. İsrail saldırıları karşısında kendilerini korumaya çalışan Suriye hükümet güçlerinin Dürzi gruplarla doğrudan çatışmaya girmek zorunda kalabileceğini belirten Nahle, bu noktada Şam’ın aşiretlerin desteğine izin verebileceğini, hatta geçmişte olduğu gibi onları çatışmalara katılmaya teşvik edebileceğini belirtiyor.

Nahle’ye göre İsrail, siyasi hedeflerine ulaşmak için yeterli kan döküldüğünü düşündüğünde devreye girecek. Bu hedefler arasında Dürzilerin Hikmet el-Hicri etrafında yeniden kenetlenmesi, mezhepsel düşmanlığın körüklenmesi, İsrail’deki Dürzi seçmenlerin oylarının kazanılması, Suriye hükümetine yönelik uluslararası kınamaların artırılması, hükümetin meşruiyetinin zayıflatılması ve İsrail’in “azınlıkların kurtarıcısı” olarak gösterilmesi bulunuyor.

Nahle, ancak bu aşamadan sonra İsrail’in ABD, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Ürdün ile temasa geçerek yeni bir ateşkes anlaşması için girişimde bulunacağını öne sürüyor.

Nahle sözlerini şu değerlendirmeyle tamamlıyor: “Oyun tahtası bugün tamamen hazırlanmış durumda ve Netanyahu’nun parmağından gelecek işareti bekliyor. İsrail, piyonlarını bu yönde hareket ettirmeye karar verirse Suriye hükümeti üç boyutlu satrancı ustalıkla oynayarak zugzwang stratejisini boşa çıkarabilecek mi? Önümüzdeki günlerde göreceğiz.”

Netanyahu’nun Süveyda üzerinden yürüttüğü siyaset

Suriyeli stratejik güvenlik ve askerî uzman İsmet el-Absi ise Suriye hükümetinin İsrail’in planlarının tamamen farkında olduğu görüşünde. El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın elindeki bilgilerin temas hatlarında askerî hazırlıklar ve yığınak yapıldığını gösterdiğini, ayrıca Dürzi liderlerin köyleri yakında geri alma niyetlerini kamuoyuna açıkladıklarını ifade ediiyor.

Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)
Temmuz 2025’te Suriye ile Lübnan arasındaki Şeyh Dağı (Hermon Dağı) yakınlarında operasyon düzenleyen askerler, (İsrail ordusu)

El-Absi’ye göre İsrail’in planı artık net olarak görülüyor. Onlarca İsrail helikopterinin vilayetteki stratejik tepelere radar, gözetleme sistemleri ve askerî teçhizat taşıdığını belirten uzman, bu faaliyetlerin kalıcı bir askerî üs kurulmasına yönelik hazırlıklara işaret ettiğini belirtiyor.

El-Absi ayrıca Hikmet el-Hicri’ye bağlı Ulusal Muhafızlar’ın kent çevresindeki on tepeyi daha kontrol altına aldığını belirtiyor. Şam’ın, Tel Aviv’i bu milis grubuna silah, mühimmat, para ve istihbarat desteği sağlamakla suçladığını belirten el-Absi, Temmuz 2025’te yaşanan olaylardaki İsrail rolünün de kaos yaratmak ve Suriye’yi geniş çaplı bir savaşa sürüklemek amacıyla “büyük ve planlı” olduğunu ifade ediyor.

El-Absi’ye göre dikkat çeken bir diğer unsur, gerilimin İsrail’deki seçim süreciyle eş zamanlı yaşanması. Suriye hükümetinin, Netanyahu’nun Süveyda’daki olayları seçim propagandasında kullanmasını eleştirdiğini belirten uzman, Şam’ın Dürzi toplumunun Suriye’nin ulusal dokusunun ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını kaydediyor.

El-Absi, Suriye hükümetinin aldığı önlemlerin üç başlıkta toplandığını belirtiyor.

İlk başlık askerî tedbirler. Bu kapsamda iki hafta içinde batıdaki temas hattına askerî takviye gönderilmesi ve İsrail ile milis güçlerin yığınağının dengelenmesi planlanıyor. Ancak bu adımların provokasyona yol açmaması hedefleniyor; zira tarafların hiçbiri gerilimin kapsamlı bir savaşa dönüşmesini istemiyor.

İkinci başlık diplomasi. Şam, uluslararası toplumdan müdahale etmesini ve İsrail uçaklarının her gün ihlal ettiği belirtilen 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması'nın uygulanmasını güvence altına almasını talep ediyor.

Üçüncü başlık ise toplumsal diyalog. Süveyda Valisi Mustafa el-Bekur aracılığıyla yerel aktörler yeniden diyaloğa çağrılıyor. El-Bekur, dış müdahalelerin ve “kanun dışı grupların” çözüm sürecini engellediği uyarısında bulunuyor.

El-Absi’ye göre kritik sorunlardan biri, Birleşmiş Milletler’in haziran ayında Süveyda’nın devletle yeniden bütünleştirilmesine yönelik planın ilerleme kaydetmediğini açıklamış olması. Uzman, İsrail’in bu siyasi boşluğu kalıcı bir askerî varlığa dönüştürmeye çalıştığını savunuyor.