Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Lübnan’da Adli Konsey nedir?

Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan’da Adli Konsey nedir?

Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)
Beyrut Adalet Sarayı (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan hükümeti, perşembe günü yapacağı toplantıda Adalet Bakanlığının, bu ayın 8’inde uluslararası Dahr el-Beydar yolu üzerinde ele geçirilen ve Hizbullah mensubu iki kişinin üzerinde bulunduğu belirtilen patlayıcı sevkiyatı dosyasının en üst yargı organı olan Adli Konsey’e sevk edilmesi talebini görüşecek. Konseyin kararları kesin olup temyize götürülemiyor.

Hizbullah ve destekçileri arasında rahatsızlığa yol açan bu talep, söz konusu dosyanın yetkili mahkemelerde görülen sıradan bir suç olmaktan çıkarılarak devlet güvenliğini tehdit eden bir suç kapsamında değerlendirilmesinin önünü açıyor.

Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Caferi Müftüsü Şeyh Ahmed Kabalan, dosyayla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“İç barış açısından, güvenlik kurumlarının yürütme erkinin siyasi oyunlarına dâhil edilmesinden veya siyasi anlaşmazlıkların yargı üzerinden yeniden şekillendirilmesinden daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. Bu durum, özellikle Adli Konsey söz konusu olduğunda daha da önemlidir. Zira ülke içindeki kırmızı çizgiler, ulusal düzeyde son derece hassas ve gerilimli bir nitelik taşıyor; Ortadoğu’daki ve dünyadaki çatışmalardan bile daha karmaşık bir durum söz konusu. Ulusal güvenlikte ve siyasi uzlaşmada yapılacak bir hata, kimsenin sağ çıkamayacağı bir maceranın önünü açar.”

Adli Konsey nedir?

Adli Konsey, Lübnan’daki en üst düzey olağanüstü ceza yargısı organıdır. Devletin iç ve dış güvenliğine karşı işlenen suçlarla kamu güvenliğini ilgilendiren bazı suçları ele alır. Davalar, Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle Konsey’e sevk edilir.

dvfbg
Lübnan’a ait bir helikopter, 4 Ağustos 2020’de meydana gelen büyük patlamanın ardından Beyrut Limanı’ndaki yangını söndürme çalışmalarına katılırken (Arşiv – AFP)

Dolayısıyla Konsey, tüm suçlar üzerinde kendiliğinden genel bir yargı yetkisine sahip değildir. Yetkisi, yalnızca Adalet Bakanının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunun çıkardığı kararnameyle kendisine sevk edilen dosyalarla sınırlıdır.

Uluslararası hukuk uzmanı avukat Profesör Antonios Ebu Kasım’a göre, Adli Konsey’deki yargılamalar, sanığın duruşmada hazır bulunduğu veya gıyabında yapılan yargılamalar olması fark etmeksizin, ağır ceza mahkemelerinde uygulanan usullere göre yürütülüyor.

Konsey, kararlarını oy birliğiyle veya oy çokluğuyla nihai olarak veriyor. Bu kararlar, olağan ya da olağanüstü herhangi bir kanun yoluyla temyize veya yeniden incelemeye götürülemiyor. Bunun nedeni, Konsey’in tek dereceli olağanüstü bir mahkeme olması.

 cvfbghju
Beyrut’un Eşrefiye semtinde Beşir Cemayel’in hayatını kaybettiği patlamanın ardından oluşan yıkım (AFP)

Konsey, Yargıtay Birinci Başkanı ile yine bu mahkemeden seçilen dört üst düzey hâkimden oluşuyor. Üyeler, Adalet Bakanının önerisi ve Yüksek Yargı Konseyinin onayı üzerine Bakanlar Kurulunda çıkarılan bir kararnameyle atanıyor. Aynı kararnameyle yedek bir hâkim de görevlendiriliyor.

Ebu Kasım, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Yargıtay nezdindeki cumhuriyet savcısının veya yardımcılarından birinin savcılık makamını temsil ettiğini ve kamu davasını yürüttüğünü belirtti.

Soruşturma hâkiminin görevini ise «adli soruşturma hâkimi» olarak adlandırılan bir yargıç üstleniyor. Bu hâkim, Adalet Bakanı tarafından, Yüksek Yargı Konseyinin onayı alınarak atanıyor ve görevi, kendisi için belirlenen dosyanın sonuçlanmasıyla sona eriyor.

Ebu Kasım, “Adli soruşturma hâkimi, savcılığın talebine gerek duymaksızın tüm yargısal müzekkereleri çıkarabilir. Bu konudaki kararlarına karşı herhangi bir başvuru yolu bulunmuyor. Adli soruşturma hâkimi, hem soruşturma hâkimliği hem de iddianame düzenleyen heyetin görevlerini şahsında birleştiriyor. Bu nedenle soruşturma sonunda verdiği karar, bilinen anlamıyla bir ara karar değil, suçlama kararı niteliği taşıyor” dedi.

Adli Konsey’in ele aldığı başlıca suçlar

Lübnan tarihinde ülkeyi sarsan en ciddi suçlar, siyasi suikastlar ve bombalı saldırılar Adli Konsey’e sevk edildi. Bunların başlıcaları arasında eski Lübnan Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel’in öldürülmesi, eski Başbakan Refik Hariri ve beraberindekilere yönelik suikast (dosyanın Lübnan Özel Mahkemesine devredilmesinden önce), Beyrut Limanı patlaması, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, Akkar’daki Telil patlaması, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, eski bakanlar Dani Şamun ve İli Hübeyka ile milletvekili Piyer Emin Cemayel’e yönelik suikastlar ve başka siyasi ve güvenlik yetkililerinin öldürülmesi yer alıyor.

Adli Konsey’in yargılamaları tamamlayarak karar verdiği öne çıkan dosyalar arasında Dani Şamun ve ailesinin öldürülmesi, Zuk Mikayil’deki Kurtuluş Meryem Ana Kilisesi’ne yönelik bombalı saldırı, İslami Hayır Projeleri Derneği Başkanı Şeyh Nizar Halebi’ye yönelik suikast, eski Başbakan Reşid Kerami’nin öldürülmesi, Sayda’da dört hâkimin öldürülmesi ve Zahle olayları bulunuyor.

Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı

Adli Konsey’in bugün Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasına bakma yetkisine sahip olup olmadığı konusunda Ebu Kasım, şu değerlendirmede bulundu:

“Adli Konsey, Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatı dosyasını ancak Bakanlar Kurulunun davayı kendisine sevk etmesi halinde ele almaya yetkili olur. Hükümetin sevki olmadan dosyayı kendiliğinden inceleyemez. Ancak dosya kendisine sevk edildikten sonra da yetkisiz olduğu gerekçesiyle davaya bakmayı reddedemez.”

Ebu Kasım, Bakanlar Kurulunun bir suçu devletin iç veya dış güvenliğini ya da kamu güvenliğini tehdit eden bir suç olarak nitelendirme konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu belirtti.

Dahr el-Beydar’daki patlayıcı sevkiyatının ciddiyeti ve ulusal güvenlik ile iç barışla doğrudan bağlantısı dikkate alındığında, Adalet Bakanının önerisi üzerine hükümetin dosyayı Adli Konsey’e sevk etmesinin doğal olduğunu ifade eden Ebu Kasım, Lübnan hükümetinin 2 Mart 2026’da Hizbullah’ın tüm askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklayan bir karar aldığını da hatırlattı.

Ebu Kasım, Adli Konsey’e sevk kararnamesinin Konsey’in yetkilerini sınırlandırdığını belirterek şunları söyledi:

“Hükümet, belirli bir davayı Adli Konsey’e sevk etme kararı aldığında iki tür yetki kullanır. Bunlardan ilki, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 355’inci maddesi uyarınca yasayla Konsey’e verilen yargısal yetkidir. İkincisi ise hükümetin söz konusu eylemi devletin iç güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirmesinden kaynaklanan siyasi yetkidir. Bu, iç düzeyde egemenlik yetkisinin kullanılması anlamına gelir ve hükümet bu iradesini sevk kararnamesiyle ortaya koyar.”


Kaynaklar, Kahire’deki Fetih-Hamas görüşmelerinin perde arkasını Şarku’l Avsat’a anlattı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
TT

Kaynaklar, Kahire’deki Fetih-Hamas görüşmelerinin perde arkasını Şarku’l Avsat’a anlattı

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında bulunan Balata Mülteci Kampı’nda bir Filistinli, çarşamba günü İsrail işgal ordusuna ait bir araca taş atarken (EPA)

Filistinli kaynaklar, Fetih Hareketi’nden üst düzey bir heyetin birkaç gün önce Mısır’ın başkenti Kahire’de Hamas başta olmak üzere Filistinli grupların temsilcileri ve yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ayrıntılarını açıkladı. Görüşmelerin, yakın zamanda yeniden bir araya gelinmesi konusunda anlaşmaya varılmasıyla sona erdiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan, biri Hamas’tan diğeri başka bir Filistinli gruptan iki kaynak, İsrail’de gelecek salı günü yapılacak Knesset seçimlerinin ardından görüşmelerin sürdürülmesine ve bir anlaşmaya varılmasına karar verildiğini söyledi.

Hamaslı kaynak, hareketin Batı Şeria’daki siyasi büro başkanı Zahir Cebbarin ile siyasi büro üyeleri Gazi Hamad ve Hüsam Bedran’ın yer aldığı heyetin, Cibril Recub başkanlığındaki Fetih heyetiyle iki görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Fetih heyetinde Muhammed Iştiyye de yer aldı. İlk görüşmeye Mısır İstihbarat Teşkilatı’nda Filistin dosyasından sorumlu Tümgeneral Ahmed Abdülhalik’in katıldığı kaydedildi.

Hamaslı kaynak ilk görüşmeyi olumlu olarak nitelendirirken, Fetih’ten bir kaynak ile görüşmelerin sonuçları hakkında bilgilendirilen iki Filistinli grubun temsilcisi, toplantının sonuçlarının beklentileri karşılamadığını ifade etti. Kaynaklardan biri görüşmeyi başarısız olarak tanımladı.

Söz konusu kaynaklara göre görüşmede somut bir uzlaşmaya varılamadı ve üzerinde ilerleme sağlanabilecek herhangi bir mutabakat ortaya çıkmadı. Bununla birlikte, tarafların birbirlerinin taleplerini dinlemeye istekli olması ve toplantının genel atmosferi olumlu değerlendirildi.

Dört kaynak, ilk görüşmede Hamas heyetinin Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) yeniden yapılandırılması, Yüksek Mahkeme, kamu görevleri, Gazze’deki kamu çalışanlarının durumu ve pasaportlar gibi başlıkları gündeme getirdiğini aktardı. Hamas ayrıca, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı güvenlik birimlerinin hareket mensuplarına yönelik uygulamalarına itiraz etti.

cdvfgbhj
Mısır Dışişleri Bakanı, Nisan 2025’te Kahire’de Fetih Hareketi heyetini kabul ederken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Hamas heyeti, bölünmüşlüğün sona erdirilmesine zemin hazırlayacak bu önemli meselelerin tümüne çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte görüşmelerde özellikle FKÖ meselesine ağırlık verildi. Filistin ulusal projesiyle ilgili konuların ve bu projenin geleceğinin ele alınması gerektiği ifade edildi.

Kaynakların çoğunun daha önemli ve ciddi olarak nitelendirdiği ikinci görüşmede ise Fetih heyeti, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın hazırladığı ve Hamas’ın kabul etmesini şart koştuğu belgeyi sundu.

Şarku’l Avsat, geçen ayın sonunda söz konusu belgede yer alan maddelerin ayrıntılarını yayımlamıştı. Belgede şu talepler yer alıyordu:

  • Gazze’deki darbe sonuçlarının ortadan kaldırılması.
  • Tek sistem, tek hukuk ve meşru silah ilkesine bağlı kalınması.
  • Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak FKÖ’ye ve örgütün programına bağlılık gösterilmesi.
  • Barışçıl halk direnişinin benimsenmesi.
  • Uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan iki devletli çözüm temelindeki siyasi çözüme bağlı kalınması.
  • Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın kararıyla bir teknokratlar hükümetinin kurulması ve bu hükümetin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’nde görev yapması.
  • Kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşmaya yönelik müzakerelerin FKÖ’nün sorumluluğunda yürütülmesi.

Hamas'ın çekinceleri

Hamas’tan bir kaynak ile başka bir Filistinli gruptan bir kaynak, hareketin Abbas’ın belgesindeki üç maddeye itiraz ettiğini ve üç konuda çekince ileri sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, Hamas’ın FKÖ’yü ve örgütün programını tanımaya karşı olmadığını, ancak örgütün özellikle İsrail’i tanıma, İsrail’le güvenlik koordinasyonu yürütme ve Filistinlileri İsrail’e bağlayan diğer siyasi yükümlülüklerini kabul etmeyeceğini vurguladı.

xcd
Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril Recub (AFP)

İki kaynağa göre anlaşmazlık yaratan bir diğer konu, Hamas’ın iki devletli çözümü kabul etmeden, 4 Haziran 1967 sınırlarında bir Filistin devletinin kurulmasını kabul edip etmeyeceği meselesiydi. Hamas, İsrail’i ikinci bir devlet olarak tanımayı reddettiği için iki devletli çözüm formülüne karşı çıkıyor.

Son anlaşmazlık ise direnişin yalnızca barışçıl yöntemlerle sınırlandırılması talebiyle ilgiliydi. Hamas heyeti, diğer direniş biçimlerini dışlamayacak başka bir ifadenin kullanılmasını istedi.

Aynı kaynaklar, bu konuların çözüme kavuşturulamadığını belirtti. Fetih heyetinin, söz konusu meseleleri hareket içinde ve Devlet Başkanı Abbas’la görüşmek üzere gündemine alacağını Hamas heyetine bildirdiği aktarıldı. Abbas’ın ise Hamas’ın belgede yer alan bütün maddeleri kabul etmesi konusunda ısrarcı olduğu değerlendiriliyor.

Diğer Filistinli gruplarla görüşmeler

Fetih ve Hamas heyetleri, İslami Cihad, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Fetih’ten ayrılan Muhammed Dahlan’ın liderliğindeki Fetih Demokratik Reform Akımı da dahil olmak üzere diğer Filistinli gruplarla da görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda aynı meseleler ele alındı.

Fetih heyeti ile Dahlan’ın liderliğindeki akım arasındaki görüşmede ise iç uzlaşı konusu öne çıktı. Dahlan’a bağlı heyet, hareketten ihraç edilen tüm üyelerin yeniden Fetih’e alınmasını, maaşları kesilen kişilerin ödemelerinin tekrar başlatılmasını ve bütün üyelerin Merkez Komitesi ile Devrim Konseyi gibi hareketin çeşitli organlarına yeniden dahil edilmesini talep etti.

Fetih heyeti başkanı Cibril Recub, söz konusu talepleri Devlet Başkanı Abbas’a ileteceğini belirtti.

Fetih heyeti ayrıca İslami Cihad yönetimiyle bir görüşme yaptı. Her iki hareketten kaynaklar, toplantının son derece olumlu geçtiğini ifade etti.

Fetih’ten bir kaynak, İslami Cihad’ın ulusal uzlaşı çerçevesinde varılacak tüm anlaşmalara bağlı kalacağını teyit ettiğini söyledi. Ancak İslami Cihad’ın da direniş kavramına ilişkin ifadenin değiştirilmesini ve direnişin yalnızca barışçıl halk direnişiyle sınırlandırılmasını talep ettiği belirtildi.

Hamas ve diğer Filistinli gruplardan dört kaynak, Mısırlı yetkililerin görüşmeler sırasında Kahire’nin ulusal diyalog çağrısı yapma görevi bulunmadığını, bu yöndeki kararın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas tarafından alınması gerektiğini vurguladığını aktardı. Mısır’ın ise böyle bir diyaloğa ev sahipliği yapmaya tamamen hazır olduğu ifade edildi.

Aynı kaynaklara göre Mısır tarafı, ikili görüşmelerin kapsamlı ulusal diyalog öncesinde tüm meselelerde uzlaşmaya varılmasının önünü açması gerektiğini belirtti. Yeni bir başarısızlığa izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Mısırlı yetkililer, genel diyalog sürecine geçilmeden önce bütün temel konularda mutabakat sağlanmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

Kaynaklar, kapsamlı diyalog toplantısının tüm Filistinlilerin yanı sıra Arap ve İslam ülkelerinin, Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin de yakın takibinde olacağını belirtti. Toplantının, önümüzdeki dönemde Filistinlilerin seçeneklerini ve geleceklerini belirlemeye yönelik, uluslararası destek gören bir siyasi sürecin önünü açabileceği değerlendiriliyor.


Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.