Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.


Savaş uçakları Husilerin kayıplarını artırıyor

Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Savaş uçakları Husilerin kayıplarını artırıyor

Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
Taiz kentinin doğusunda Husilere ait mevzilere düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)

Yemen Silahlı Kuvvetleri, 3 gün içinde 2 bin 316 Husi mensubunun öldüğünü veya yaralandığını açıkladı. Açıklamada, bu sayının 8 cephede gerçekleştirilen 706 hedef alma operasyonu sonucunda ortaya çıktığı belirtildi. Operasyonlarda savaş uçakları, insansız hava araçları (İHA), topçu birlikleri, keskin nişancılar ve roketatarlar kullanıldı. Söz konusu cephelerin Kataf, el-Bak, Aleb, Cevf, Marib, Beyda, Lahic ve Taiz olduğu kaydedildi.

Hükümet güçleri, operasyonlarda personel taşıyıcılar, araçlar, takviye birlikleri, füze fırlatma platformları ve silah depolarının imha edildiğini veya kullanılamaz hâle getirildiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre çatışmaların en yoğun olduğu bölgeler Taiz ve Lahic olurken, Husilerin saldırıları sürmesine rağmen temas hatlarında büyük ölçüde değişiklik yaşanmadığı belirtildi.

Taiz’de savaş uçakları, vilayetin doğusundaki Husi mevzileri, silah depoları ve silahları hedef aldı. Saldırılar Maviye Kavşağı, Salih Kenti çevresi ve İstikbal Kampı’nı kapsarken, saldırılar Husi grubuna ait takviye birliklerinin bölgeye ulaşmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Ayrıca kentin batısındaki er-Rabii bölgesine bağlı el-Merzam’da Husi takviyelerini hedefleyen hava saldırısında, askeri kaynaklara göre bir tank yandı.

Hükümet güçleri Cebel Habeşi ve el-Aneyn bölgelerindeki saldırıları püskürtürken, topçu birlikleri de çeşitli cephelerde Husi mevzileri ve toplanma noktalarını hedef aldı. Hava savunma sistemlerinin ise gruba ait bir İHA’yı düşürdüğü bildirildi.

Husi grubu Taiz’e farklı yönlerden baskı kurmaya çalışırken, çatışmalar el-Vaziiyye’de ve oradan Lahic’in batısındaki el-Mudâribe, Ras el-Are ve Kahbub bölgelerine kadar devam etti. Bu bölgelerde düzenlenen İHA saldırılarında Husi unsurlarının toplandığı noktalar ve araçları hedef alındı.