Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



İsrail ordusu, Sinvar'ın korumasının öldürüldüğünü açıkladı

İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.
İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.
TT

İsrail ordusu, Sinvar'ın korumasının öldürüldüğünü açıkladı

İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.
İsrail ordusunun Gazze’de öldürdüğünü açıkladığı Filistinli Rızk Ebu Şahme’yi (solda) gösteren fotoğraf. Ordu, Ebu Şahme’nin hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın (sağda) yakın korumalığını yaptığını belirtti.

İsrail ordusu, yaptığı açıklamada, hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro eski Başkanı Yahya Sinvar’ın korumalarından birini, pazartesi günü Han Yunus’ta düzenlenen operasyonla öldürdüğünü açıkladı.

İsrail ordusunun açıklamasına göre hedef alınan kişi, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları bünyesindeki “Nuhbe” (özel kuvvetler) biriminin mensubu Rızk Süheyl Ebu Şahme’ydi. Ordu, Ebu Şahme’nin 7 Ekim 2023 saldırısı sırasında Re’im askeri üssüne düzenlenen baskına katıldığını öne sürdü.

İsrail ordusunun bir başka “Nuhbe” mensubunun öldürüldüğünü de duyurduğu açıklamada, Ebu Şahme’nin İsrail güçlerine yönelik saldırı planları yürüttüğü ve ateşkesin sistematik biçimde ihlal edilmesi kapsamında Hamas’ın askeri kapasitesini yeniden oluşturmaya çalıştığı iddia edildi. Açıklamada, hava saldırısının “tehdidi ortadan kaldırmak” amacıyla düzenlendiği savunuldu.

Hamas’tan saha kaynakları ise Ebu Şahme’nin Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un El-Mehaskar bölgesinde yaşadığını ve Sinvar’ın güvenliğinden sorumlu “Nuhbe” birliğinde bölük komutanı olduğunu belirtti.

Kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre Ebu Şahme, 7 Ekim saldırısına katıldı ve bazı İsraillilerin kaçırılarak kısa süreliğine alıkonulmasında rol aldı. Kaynaklar, Sinvar’ın korumalığını dönüşümlü olarak yapan çok sayıda kişinin İsrail operasyonlarında öldürüldüğünü, bunların bazılarının doğrudan hedef alınırken bazılarının kamuya açık alanlarda veya Kassam Tugayları mensubu diğer savaşçılarla birlikte gerçekleştirdikleri saldırılar sırasında öldürüldüğünü ifade etti.

Kaynaklar ayrıca Sinvar’ın yaşadığı Han Yunus dışında, Refah gibi farklı bölgelerden kişilerin de koruma ekibinde bulunduğunu belirtti.

Kaynaklardan biri,“Sinvar, diğer liderlerin güvenliğinden Hamas’ın genel güvenlik teşkilatına bağlı güvenlik ve koruma birimlerinin sorumlu olmasının aksine, kendisine eşlik etmesi için sürekli olarak Nuhbe biriminden iyi eğitimli unsurları tercih ediyordu” dedi.

Sinvar’ın yakın çevresi

Hamas’tan diğer kaynaklar ise Sinvar’ın temel korumalarının, kendisine sürekli eşlik eden ve değiştirmediği yakın aile çevresinden kişiler olduğunu belirtti. Bunlar arasında, savaş sırasında amcası Yahya’ya eşlik ettiği dönemde öldürülen yeğeni İbrahim Muhammed Sinvar’ın da bulunduğu kaydedildi.

Sinvar, Gazze'de bir halk etkinliğinde, 2021 (AP)
Sinvar, Gazze'de bir halk etkinliğinde, 2021 (AP)

Yahya Sinvar, Ekim 2024’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinin Tel es-Sultan Mahallesi’nde İsrail askerleriyle yaşanan çatışmalar sırasında öldürülmüştü.

Gazze’de suikastların yoğunlaşacağı endişesi

Bu arada Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gruplar, İsrail’in önümüzdeki dönemde askeri kanatların önde gelen liderleri ve saha faaliyetlerinde bulunan önemli isimlere yönelik suikast operasyonlarını yoğunlaştırmasından endişe ediyor.

İsrail, perşembe akşamı Hamas mensubu İzzam el-Abadile’yi Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir çadırı hedef alan hava saldırısında öldürdü. Gazze kentindeki Şati Mülteci Kampı’na düzenlenen başka bir saldırıda ise bir kişi ağır yaralandı.

Aralarında Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları ile İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları’nın da bulunduğu askeri kanatlar, liderleri ve saha mensuplarına yönelik uyarılar yayımladı. Bu uyarılarda İsrail’in önümüzdeki dönemde suikast operasyonlarını artırma niyetinde olduğu, özellikle de ekim ayında yapılması planlanan Knesset seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte bu riskin arttığı belirtildi.

Bu uyarılardan önce İsrail’in Kanal 13 televizyonu, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in ordudan Gazze Şeridi’ndeki suikast operasyonlarını yoğunlaştırmasını istediğini bildirmişti. Güvenlik kaynakları ise seçimler nedeniyle ordunun şu aşamada gereksiz çatışmalara sürüklenmemesi konusunda uyarıda bulunmuştu.

Zamir, Gazze Şeridi’ndeki İsrail birliklerini ziyaret ederek ordunun Gazze’nin tamamen silahsızlandırılmasına kadar operasyonlarını sürdüreceğini ve 7 Ekim 2023 saldırısına katılan herkesin öldürülmesini hedeflediğini söyledi.

Filistinli gruplardan iki saha kaynağı Şarku’l Avsat’a, yayımlanan talimatlarda lider ve saha mensuplarının bulundukları yerleri değiştirmeleri, güvenli bölgelere geçmeleri, herhangi bir iletişim aracı kullanmamaları ve güvenli biçimde hareket edip gizlenmelerini sağlayacak önlemler almaları gerektiğinin vurgulandığını belirtti.

Filistinliler, Gazze Şeridi’ndeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlenen İsrail saldırısının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (EPA)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ndeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’ne düzenlenen İsrail saldırısının ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor (EPA)

Kaynaklara göre mensuplara, İsrail istihbaratı tarafından izleniyor olabilecek yakın çevreleriyle dahi iletişim kurmamaları talimatı verildi.

Talimatlarda ayrıca her türlü hareketliliğin durdurulması ve güvenli olduğu düşünülen iletişim araçları da dahil olmak üzere hiçbir iletişim yönteminin kullanılmaması istendi.

Kaynaklar, talimatlarda Binyamin Netanyahu hükümetinin kapsamlı bir ateşkes anlaşmasını kabul etmek istemediğinin açıkça belirtildiğini ve bu nedenle seçimler öncesinde suikast operasyonlarını artırabileceği değerlendirmesinin yapıldığını belirtti.

Buna göre İsrail’in birkaç gün boyunca büyük çaplı operasyonlar düzenleyerek aynı gün içinde bir dizi suikast gerçekleştirebileceği veya geçmişte birçok kez yaptığı gibi farklı hedeflere eş zamanlı sürpriz saldırılar düzenleyebileceği öne sürüldü. Kaynaklar, İsrail’in savaş sırasında ateşkesi defalarca ihlal ettiğini hatırlattı.

Hamas’tan Gazze Şeridi’ndeki siyasi bir kaynak dün yaptığı açıklamada, Gazze ve Batı Şeria’daki “Filistin kanının”, İsrail hükümetlerinin iktidarda kalmak için kullandığı bir yakıt işlevi gördüğünü savundu. Kaynak, Netanyahu’nun bu politikayı en fazla savunan İsrailli siyasetçilerden biri olduğunu söyledi.

Kaynak, Knesset seçimlerinin ardından da mevcut koşulların değişeceği ve İsrail’in ateşkes ihlallerinin sona ereceği konusunda güveninin olmadığını belirtti. Bunun Netanyahu’nun veya başka bir siyasetçinin seçimi kazanması durumunda da değişmeyeceği değerlendirmesinde bulundu.


İsrail'in gerilimi artırması Lübnan'daki durumu karmaşıklaştırıyor

Arap Salim'e yapılan baskının etkileri, (dolaşımda)
Arap Salim'e yapılan baskının etkileri, (dolaşımda)
TT

İsrail'in gerilimi artırması Lübnan'daki durumu karmaşıklaştırıyor

Arap Salim'e yapılan baskının etkileri, (dolaşımda)
Arap Salim'e yapılan baskının etkileri, (dolaşımda)

İsrail ordusu dün Güney Lübnan’daki askeri operasyonlarının kapsamını genişletti. Hava saldırıları, topçu bombardımanı, kara birliklerinin ilerleyişi, patlatma ve arama-tarama faaliyetlerini içeren tırmanış, Lübnan’daki durumu daha da karmaşık hale getirirken, müzakerelerin seyri ve ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabalara ilişkin endişeleri artırdı.

Gerilimin artışı, İsrail ordusunun Hizbullah’ın Ali et-Tahir tepelerindeki İsrail güçlerine doğru iki bombalı insansız hava aracı (İHA) gönderdiğini açıklamasının ardından yaşandı. İsrail ordusu daha sonra buna karşılık olarak Güney Lübnan’a hava saldırıları düzenlediğini duyurdu. Arap Salim’e düzenlenen saldırılardan birinde bir kadın hayatını kaybetti.

Bu gelişmelerin yanı sıra ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel İsa, çözümlerin önündeki engelden Hizbullah’ı sorumlu tuttu. İsa, “Tüm Lübnanlılar tek bir konuda hemfikir: Hizbullah’ın silahlarını teslim etmesi” dedi.

Hizbullah’ın “silahlarını teslim etmesi ve yetkinin yalnızca devlette olması gerektiğini” vurgulayan İsa, “Eğer Hizbullah bizimle konuşmaya karar verirse, bizim görüştüğümüz Lübnan devletiyle konuşmalı” ifadelerini kullandı. İsa ayrıca Hizbullah’ın “yalnızca İran’dan talimat aldığını” öne sürdü.

İsa, müzakerelerin seyrini Washington ile Tahran arasındaki gelişmelere bağlarken, “Görüşmeler Lübnan devleti ile İsrail arasında yürütülüyor” ifadelerini kullandı.


Eski rejimin muhbirine idam cezası… Moskova: Esed’i insani nedenlerle kabul ettik

Şam’daki 4. Ağır Ceza Mahkemesi, muhbir Abdünnasır el-Buraki hakkında idam kararı verdi (SANA)
Şam’daki 4. Ağır Ceza Mahkemesi, muhbir Abdünnasır el-Buraki hakkında idam kararı verdi (SANA)
TT

Eski rejimin muhbirine idam cezası… Moskova: Esed’i insani nedenlerle kabul ettik

Şam’daki 4. Ağır Ceza Mahkemesi, muhbir Abdünnasır el-Buraki hakkında idam kararı verdi (SANA)
Şam’daki 4. Ağır Ceza Mahkemesi, muhbir Abdünnasır el-Buraki hakkında idam kararı verdi (SANA)

Şam’da geçiş dönemi adaleti konusunda uzmanlaşmış 4. Ağır Ceza Mahkemesi, dün eski rejim döneminde ağır suçlardan sorumlu olduğu tespit edilen güvenlik muhbiri sanık Abdünnasır el-Buraki hakkında idam cezası kararı verdi. Buraki; zorla kaybetme, özgürlükten yoksun bırakma, kasten öldürmeye iştirak, ölümle sonuçlanan işkence, zor kullanarak yağma ve cezai iftira gibi suçlardan sorumlu tutuldu.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu Hesap Verebilirlik ve Sorumluluk Dairesi Direktörü Avukat Radif Mustafa ajansa yaptığı açıklamada, mahkemenin suçların niteliğini belirlerken uluslararası hukuka dayandığını söyledi. Mustafa, söz konusu eylemlerin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirildiğini, bunun anayasal bildirinin hükümleriyle uyumlu olduğunu belirtti. Cezanın belirlenmesinde ise Suriye ulusal hukukunun esas alındığını kaydetti.

Mustafa, mahkemenin cezaların birleştirilmesine ve en ağır cezanın, yani idamın uygulanmasına karar verdiğini belirtti. Ayrıca hükümlünün mal varlığı üzerindeki ihtiyati tedbirin sürdürülerek icrai hacze dönüştürülmesine ve işlenen suçların sayısı ve ağırlığı nedeniyle takdiri hafifletici nedenlerden yararlanmasının engellenmesine hükmedildiğini ifade etti.

Mustafa, kararın ardından Facebook hesabından yaptığı değerlendirmede, “Bu, Suriye tarihinde ilk emsal niteliğindeki yargı kararıdır. Eski rejim döneminde muhbirler korunuyordu; şimdi ise adalet önündeler. İnsanlara en fazla zarar veren kesim bunlardı” ifadelerini kullandı.

 Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova (TASS)
 Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova (TASS)

Moskova: Esed’in kabul edilmesi siyasi değil, insani bir karardı

Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in Rusya’ya kabul edilmesinin arkasında herhangi bir siyasi saik bulunmadığını, kararın insani gerekçelerle alındığını söyledi.

Zaharova, düzenlediği basın toplantısında, Esed hakkında gıyaben idam kararı verilmesinin ardından Moskova’nın eski Suriye yönetimi liderini yeni Suriye makamlarına “teslim edip edemeyeceğine” ilişkin bir soruya yanıt verdi.

Eski Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, "insani nedenlerle" kardeşi Mahir ile birlikte Moskova'ya sığındı.
Eski Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, "insani nedenlerle" kardeşi Mahir ile birlikte Moskova'ya sığındı.

Rus diplomat, “Onun ülkemize kabul edilmesinin arkasında herhangi bir siyasi saik yoktu. Karar, tamamen insani değerlendirmeler ve Suriye’de rejim değişikliğinin yol açtığı trajik koşullar temelinde alındı. Kendisi ve ailesinin bazı üyeleri ölüm tehditleriyle karşı karşıyaydı” ifadelerini kullandı.

Lazkiye’de eski rejim subaylarına operasyon

Bu sırada Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, eski rejim subayları, Tümgeneral Heysem Barakat ve Tümgeneral Mervan Barakat’ın Kardaha kentinde düzenlenen bir operasyonla yakalandığını açıkladı.

Geçiş dönemi adaleti, 19 Ağustos'ta Şam'da mağdurların ulusal sicilinin oluşturulmasına yönelik mekanizmaları görüşmek üzere bir diyalog oturumu düzenledi (SANA).
Geçiş dönemi adaleti, 19 Ağustos'ta Şam'da mağdurların ulusal sicilinin oluşturulmasına yönelik mekanizmaları görüşmek üzere bir diyalog oturumu düzenledi (SANA).

Operasyon, ülkenin farklı illerinde gerçekleştirilen benzer operasyonların ardından geldi. Dera İç Güvenlik Güçleri de 15 Ağustos’ta, eski rejim döneminde Rakka’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nde görev yapan eski Yarbay Musab Ebu Rikbe’nin yakalandığını duyurmuştu.

İç Güvenlik Güçleri, operasyonun terörle mücadele, güvenliğin ve istikrarın güçlendirilmesi kapsamında gerçekleştirildiğini belirterek, terör suçlarına karışan kişilerin yakalanmasına yönelik operasyonların sürdüğünü ve haklarında gerekli yasal işlemlerin başlatıldığını bildirdi.

Şam'daki Dördüncü Ceza Mahkemesi, muhbir Abdunnasır al-Buraki'yi ölüm cezasına çarptırdı (SANA)
Şam'daki Dördüncü Ceza Mahkemesi, muhbir Abdunnasır al-Buraki'yi ölüm cezasına çarptırdı (SANA)

14 Ağustos’ta ise İç Güvenlik Güçleri, Deyrizor’daki Terörle Mücadele Şubesi ile iş birliği içinde, eski rejimin kalıntılarından ve barışçıl gösterilerin bastırılmasında rol alan Halid Halef el-Ali’yi yakalamıştı.

İçişleri Bakanlığına göre el-Ali, Deyrizor Devlet Güvenliği Şubesi’nde başçavuş rütbesiyle görev yapmış, istihbarat faaliyetlerinde bulunmuştu. Bunlar arasında şube başkanının ofisini yönetmek ve camiler ile vaizleri denetlemekten, haklarında güvenlik raporları hazırlamaktan sorumlu Dinler Bölümü’nü yönetmek de bulunuyordu.