Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Irak: El-Kazımi'ye yönelik özür dalgası, hükümetinin yeniden değerlendirilmesine yol açtı

Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)
Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)
TT

Irak: El-Kazımi'ye yönelik özür dalgası, hükümetinin yeniden değerlendirilmesine yol açtı

Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)
Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi (AP)

Yıllarca siyasi çevreler ve medya tarafından yolsuzlukla suçlanan Irak eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi, hakkında açılan davaların lehine sonuçlanmasının ardından kamuoyunda dikkat çeken bir gelişmeyle karşı karşıya kaldı. Kazımi ve hükümetini yolsuzlukla suçlayan ya da bu iddiaların yayılmasına katkı sağlayan çok sayıda siyasetçi ve gazeteci, eski başbakandan kamuoyu önünde özür dilemeye başladı.

Söz konusu özürler, Kazımi'nin kendisine yöneltilen suçlamalar nedeniyle açtığı davalarda mahkemelerin, iddiaları destekleyen yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle eski başbakan lehine karar vermesi sonrasında geldi. Bu gelişme, mevcut Irak hükümetinin yürüttüğü geniş kapsamlı yolsuzlukla mücadele kampanyasıyla eş zamanlı olarak Kazımi dönemine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Başbakanlıktan ayrılmasının ardından Kazımi ve hükümeti, yolsuzluk ve kötü yönetim suçlamalarıyla yoğun bir siyasi ve medya kampanyasının hedefi olmuştu. Kampanyaya siyasetçiler, gazeteciler ve sosyal medya aktivistleri de katılmıştı. Kazımi'ye yakın isimler ise söz konusu suçlamaların önemli bölümünün, iktidar değişimi sürecindeki siyasi hesaplaşmaların uzantısı olduğunu savunmuştu.

Hukuk mücadelesi

Kazımi'nin avukatı Emir ed-Dami, savunma ekibinin, müvekkilini ve hükümetini somut delil sunulmadan doğrudan yolsuzlukla ilişkilendiren suçlamaların artması üzerine yargıya başvurma kararı aldığını söyledi.

Şarku'l Avsat'a konuşan Dami, "Adil bir hukuk mücadelesi sonunda eski başbakan aklandı" ifadelerini kullanarak, mahkemelerin dosyaları siyasi eleştiri değil, doğrudan ceza hukuku kapsamındaki ithamlar olarak değerlendirdiğini belirtti.

Dami, dava açılan kişilerin hiçbirinin Kazımi'ye yönelttikleri suçlamaları ispatlayamadığını, bu nedenle mahkemelerin eski başbakan lehine karar verdiğini ifade etti. Dami, Irak yargısının, siyasi eleştiri ile hukuki dayanağı bulunmayan yolsuzluk suçlamaları arasında açık bir ayrım yaptığını vurguladı.

Yargı kararlarının ardından, Kazımi'nin en sert eleştirmenleri arasında yer alan bazı isimler de kamuoyu önünde tutumlarını gözden geçirdiklerini açıkladı.

Gazeteciler, siyasetçiler ve eski milletvekilleri yayımladıkları açıklamalarda, kesin kanıt bulunmaksızın dolaşımdaki iddiaları gerçek kabul etmekle hata yaptıklarını belirterek, eski başbakandan özür diledi.

Kazımi'nin en sert muhaliflerinden gazeteci İyad es-Semavi de ortaya çıkan yeni verilerin kendisini görüşlerini yeniden değerlendirmeye yönelttiğini belirterek, "Gerçekler değiştiğinde doğru olan hatayı kabul etmektir. Siyasi görüş ayrılıkları, delilsiz suçlamaların benimsenmesine yol açmamalıdır" dedi.

Siyasi gözlemciler, özürlerin kapsamı sınırlı kalsa bile bunun Kazımi döneminin yeniden değerlendirilmesine işaret ettiğini belirtiyor. Bazı yorumcular ise yaşananları ülkedeki siyasi atmosferde değişimin göstergesi olarak değerlendiriyor.

Kazımi'ye yakın bir kaynak, şimdiye kadar 14'ten fazla Iraklı siyasetçi ve kanaat önderinin eski başbakana yönelik tutumunu gözden geçirerek özür açıkladığını belirtti.

Kazımi, Irak'ın yakın tarihindeki en zorlu dönemlerden birinde başbakanlık görevini üstlenmiş; kitlesel protestolar, ekonomik kriz, silahlı grupların artan etkisi ve COVID-19 salgınıyla aynı anda mücadele etmişti. Görevi süresinde konutuna insansız hava aracıyla suikast girişimi düzenlenmiş, Yeşil Bölge'de hükümet sarayı çevresine kadar ulaşan silahlı grup gösterileri yaşanmıştı.

Kazımi destekçileri, hükümetinin hassas bir geçiş dönemini başarıyla yönettiğini ve genel bütçenin çıkarılamadığı süreçte kabul edilen Gıda Güvenliği ve Kalkınma İçin Acil Destek Yasası sayesinde devletin önemli mali kaynaklara kavuştuğunu savunuyor.

Bazı gözlemciler bu kaynakların sonraki hükümete önemli bir mali hareket alanı sağladığını belirtirken, Kazımi'nin eleştirmenleri ise dönemin ekonomik ve idari politikalarının bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

 Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Mayıs 2026'da mevcut Başbakan Ali el-Zeydi'yi kabul etti (Hükümet Medyası)Irak Eski Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Mayıs 2026'da mevcut Başbakan Ali el-Zeydi'yi kabul etti (Hükümet Medyası)

Zeydi hükümetinin yolsuzlukla mücadele kampanyası

Kazımi dönemine ilişkin tartışmalar, Başbakan Ali Zeydi'nin yürüttüğü kapsamlı yolsuzlukla mücadele kampanyasının gölgesinde yaşanıyor.

Zeydi, yolsuzlukla mücadeleden vazgeçmeyeceğini ve bu uğurda gerekirse hayatını feda etmeye hazır olduğunu birçok kez dile getirdi. Kampanya kapsamında üst düzey yetkililer hakkında soruşturmalar açılırken, uzun yıllardır dokunulmayan bazı dosyalar da yeniden incelemeye alındı. Kamuoyunda ise soruşturmaların siyasi ve parti çıkarlarından bağımsız şekilde sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Soruşturmaların genişlemesiyle birlikte Zeydi hükümeti üzerindeki siyasi baskının da arttığı ifade ediliyor.

Bağdat'taki hükümet sarayı yakınlarında tespit edilen İHA olayı da ülkede geniş yankı uyandırdı. Güvenlik makamları olayın herhangi bir zarara yol açmadan kontrol altına alındığını açıklarken, Şarku'l Avsat'a konuşan siyasi bir kaynak, bazı çevrelerin bunu yolsuzlukla mücadele kampanyasından rahatsız olan grupların uyarı mesajı olarak yorumladığını söyledi. Ancak bu değerlendirme resmi makamlarca doğrulanmadı.

Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr da dün yaptığı açıklamada reform ve yolsuzlukla mücadele konusundaki tutumunun değişmediğini belirterek, hükümetin reform programına tam destek verdiğini açıkladı. Sadr, aynı zamanda "reformcuların" hedef alınmaması uyarısında bulunarak, dolaylı biçimde Başbakan Zeydi'ye destek verdi.

Zeydi'nin son günlerde Bağdat'taki bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya gelmesi de kamuoyunda dikkat çekti. Gözlemciler, bu adımı başbakanın halk desteğine dayandığını gösterme çabası olarak değerlendirirken, Zeydi'nin siyasi parti kurmayacağı ve gelecek seçimlerde aday olmayacağı yönündeki açıklamalarının da yolsuzlukla mücadele kampanyasının seçim odaklı değil, devlet politikası olduğu mesajını güçlendirdiğini belirtiyor.

Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan eş-Şemmeri ise Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, gelecekte yolsuzluk dosyalarına ilişkin olası uzlaşmaların geçmişteki siyasi pazarlıklardan farklı olarak tamamen hukuki çerçevede yürütülmesi gerektiğini söyledi. Şemmeri, kamu kaynaklarının geri kazanılması ve sorumluların hesap vermesinin ancak tüm failler ortaya çıkarıldıktan sonra hukuk kuralları çerçevesinde mümkün olabileceğini ifade etti.


Irak, "petrol kaçakçılığı"na karışanların peşinde

Necef'te Irak hükümetinin yolsuzlukla mücadele önlemlerini desteklemek amacıyla dün düzenlenen gösteriye, din adamı Mukteda el-Sadr'ın destekçileri Irak bayraklarıyla katıldı, (AP)
Necef'te Irak hükümetinin yolsuzlukla mücadele önlemlerini desteklemek amacıyla dün düzenlenen gösteriye, din adamı Mukteda el-Sadr'ın destekçileri Irak bayraklarıyla katıldı, (AP)
TT

Irak, "petrol kaçakçılığı"na karışanların peşinde

Necef'te Irak hükümetinin yolsuzlukla mücadele önlemlerini desteklemek amacıyla dün düzenlenen gösteriye, din adamı Mukteda el-Sadr'ın destekçileri Irak bayraklarıyla katıldı, (AP)
Necef'te Irak hükümetinin yolsuzlukla mücadele önlemlerini desteklemek amacıyla dün düzenlenen gösteriye, din adamı Mukteda el-Sadr'ın destekçileri Irak bayraklarıyla katıldı, (AP)

Irak güvenlik kaynakları, Terörle Mücadele Birimi’nin perşembe-cuma gecesi ülkenin farklı bölgelerinde petrol kaçakçılığına karıştığı belirlenen şüphelileri gözaltına aldığını ve Bağdat’ın güneyinde bir silahlı grupla çatışmaya girdiğini bildirdi.

Kaynaklar Şarku'l Avsat'a, gözaltına alınan kişilerden bazılarının, petrol kaçakçılığına ilişkin yolsuzluk şüphesiyle tutuklu bulunan ve hâlen soruşturması süren kişilerle akrabalık bağı bulunduğunu belirtti.

Ayrıca güvenlik güçlerinin, başkentin güneyinde bir çiftlikte kontrolü ele geçirmeye çalışan silahlı grupla çatıştığı ve özel bir operasyon kapsamında aynı bölgede 5 kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Öte yandan, binlerce Sadr Hareketi destekçisi, “yolsuzlukla mücadelede hükümetin çalışmalarını desteklemek” amacıyla gösteriler düzenledi.

Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, cuma namazının ardından farklı vilayetlerde okunan konuşmasında, “ıslahatı ve Başbakan Ali Zeydi’yi desteklemek için barışçıl bir şekilde harekete geçin” çağrısında bulundu.

Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada ise Başbakan Ali Zeydi’nin güvenlik ve ekonomi başlıklarında üst düzey güvenlik ve denetim kurumlarının katıldığı bir toplantıya başkanlık ettiği ve yolsuzlukla mücadele tedbirlerinin devletin bütün kurumlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi talimatını verdiği belirtildi.


Suriye yetkilileri, Süveyda'daki olaylarla ilgili yargılamaların başladığını duyurdu

Temmuz 2025'te çatışmaların yaşandığı Süveyda şehrinin havadan görünümü (DPA)
Temmuz 2025'te çatışmaların yaşandığı Süveyda şehrinin havadan görünümü (DPA)
TT

Suriye yetkilileri, Süveyda'daki olaylarla ilgili yargılamaların başladığını duyurdu

Temmuz 2025'te çatışmaların yaşandığı Süveyda şehrinin havadan görünümü (DPA)
Temmuz 2025'te çatışmaların yaşandığı Süveyda şehrinin havadan görünümü (DPA)

Suriye Adalet Bakanlığı, geçen yıl Dürzilerin çoğunlukta olduğu Süveyda ilinde yaşanan şiddet olaylarıyla bağlantılı sanıkların yargılanmasına Şam'da başlandığını, soruşturmalar kapsamında yeni şüphelilerin de adli makamlara sevk edilmeyi sürdürdüğünü açıkladı.

Temmuz 2025'te mezhep temelli çatışmalara sahne olan Süveyda'da, Suriye basınına göre 789'u Dürzi sivil olmak üzere 2 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. Olayları araştırmak üzere kurulan resmi soruşturma komisyonu ise mart ayında yayımladığı raporda en az bin 760 kişinin öldüğünü belgeledi.

Suriye Adalet Bakanlığı'nın yayımladığı açıklamada, Soruşturma Komisyonu Başkanı, askeri savcılığın bazı şüphelileri sorgu hâkimine sevk ettiğini, bazı dosyaların ise Şam Askeri Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildiğini belirtti.

Mahkemenin, 1 Temmuz'dan itibaren sanıklar ve avukatlarının katılımıyla, yürürlükteki yasal prosedürler ve adil yargılanma güvenceleri çerçevesinde kamuya açık duruşmalarla davaları görmeye başladığını ifade eden komisyon başkanı, sürecin amacının olayların bütün yönleriyle ortaya çıkarılması ve statüsü ya da bağlı olduğu kurum ne olursa olsun ihlallerden sorumlu olduğu tespit edilen herkesin hesap vermesini sağlamak olduğunu kaydetti.

Bedeviler ile Dürziler arasındaki çatışmalar sonucu Süveyde'de yaşanan yıkım (DPA)Bedeviler ile Dürziler arasındaki çatışmalar sonucu Süveyde'de yaşanan yıkım (DPA)

Komisyon, kurulmasının ardından yaptığı açıklamada, Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı personel, Dürzi silahlı gruplar ile Bedeviler ve aşiret mensupları da dahil sivillerden oluşan şüpheliler listesi hazırladığını ve bu kişilerin ağır suçlar ile ciddi hak ihlalleri işlemekle suçlandığını duyurmuştu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Süveyda'da Temmuz 2025 boyunca yaklaşık bir hafta süren çatışmalar, Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi savaşçılar arasında başlamış, hükümet güçlerinin ve daha sonra Bedevilerin yanında çatışmalara katılan aşiret mensuplarının müdahalesiyle geniş çaplı kanlı olaylara dönüşmüştü. Hayatta kalanların ve insan hakları örgütlerinin aktardığına göre şiddet olayları sırasında Dürzilere yönelik saha infazları ve çeşitli hak ihlalleri yaşandı.

Birleşmiş Milletler Suriye Uluslararası Bağımsız Soruşturma Komisyonu da Süveyda'da yaşananların savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamına girebileceğini değerlendirdi.

Komisyon, mart ayında yayımladığı raporda, 2011'de başlayan Suriye iç savaşından bu yana yürüttüğü soruşturmalar kapsamında Süveyda'daki olayların mezhepsel gerilimle başladığını ve "üç yıkıcı şiddet dalgasına" dönüştüğünü belirtti. Raporda, ilk iki dalganın Dürzi sivilleri, üçüncü dalganın ise Bedevi sivilleri hedef aldığı ifade edildi.

BM komisyonu ayrıca, yaygın biçimde gerçekleştirilen infazlar, işkence, şiddet eylemleri ve evlerin yakılması başta olmak üzere çok sayıda insan hakları ihlalini belgelediğini açıkladı.