Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Güney Lübnan’daki Sur ve Nebatiye’ye düzenlenen İsrail hava saldırılarında 19 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Güney Lübnan’daki Sur ve Nebatiye’ye düzenlenen İsrail hava saldırılarında 19 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Nebatiye’ye düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Güney Lübnan’da dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında 19 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada can kaybına dair yeni bilgiler paylaştı. Öte yandan Hizbullah, İsrail güçleriyle çatışmalara girdiğini duyurdu. Tüm bu gelişmeler, taraflar arasında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen yaşandı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada, İsrail’in Sur’a bağlı Deyr Kanun en-Nehr beldesine düzenlediği hava saldırısında ilk belirlemelere göre 10 kişinin yaşamını yitirdiğini, bunlar arasında üç çocuk ve üç kadının bulunduğunu, ayrıca biri çocuk olmak üzere üç kişinin yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Nebatiye ve Sur’a yönelik saldırılarda dokuz kişinin daha hayatını kaybettiğini, 29 kişinin yaralandığını açıkladı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) tarafından aktarılan bilgilere göre, İsrail hava saldırıları Sur bölgesinde Maşuk, el-Havş, Burc eş-Şemali, Marake, el-Mecadel ve Hanaviye gibi birçok noktayı; Nebatiye’de ise Dibbin ve Kfar Sir bölgelerini hedef aldı.

Güney Lübnan’da İsrail tarafından düzenlenen hava saldırılarında bir binanın üst katlarının çöktüğü, çevredeki yapılar ile park halindeki araçların da zarar gördüğü bildirildi.

Maşuk bölgesine yönelik saldırıda bir binanın iki üst katının yıkıldığı, çevredeki binalarda ve araçlarda da hasar oluştuğu aktarıldı. Nebatiye’deki es-Seray mahallesine düzenlenen saldırının ise dükkânlar, eski bir cami ve tarihi konutların bulunduğu bölgede büyük yıkıma yol açtığı, saldırı sonrası yoğun duman yükseldiğinin görüldüğü belirtildi.

İsrail Ordu Sözcüsü’nün dün Güney Lübnan’da, Litani Nehri’nin kuzeyinde yer alan 11 köy ile Batı Bekaa bölgesindeki bir yerleşim için iki kez tahliye uyarısı yaptığı, ardından Hizbullah’ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçlayarak saldırılar başlattığı ifade edildi. Ancak söz konusu uyarıların Deyr Kanun en-Nehr beldesini kapsamadığı kaydedildi.

İsrail ordusu ayrı bir açıklamada, Lübnan yönünden gelen bir insansız hava aracının (İHA) hava savunma sistemleri tarafından düşürüldüğünü duyurdu.

Öte yandan Hizbullah tarafından yayımlanan açıklamada, ‘direniş savaşçılarının’ dün saat 22.15’te Hadasa çevresine ilerlemeye çalışan İsrail ordusuna ait bir birliğe orta ve roketatar silahlarla saldırı düzenlediği, bu saldırıda bir Merkava tankının imha edildiği ve çok sayıda askerin yaralandığı iddia edildi.

ftbfgrg
Güney Lübnan’daki Deyr Kanun en-Nehr beldesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerden yükselen dumanı izleyen bir çocuk (AFP)

Hizbullah ayrıca dün, İsrail güçlerine karşı sınır hattındaki birçok noktada saldırılar düzenlediğini ve kuzey İsrail’deki Demir Kubbe batarya mevzilerinin hedef alındığını açıkladı.

Lübnan Sivil Savunma Teşkilatı ise İsrail’e ait bir devriyenin Raşiya el-Fahhar beldesi çevresine sızmasının ardından yedi Lübnan vatandaşının kaybolduğunu bildirdi.

Açıklamada, daha sonra bu kişilerden dördünün serbest bırakıldığı, üçünün ise halen İsrail güçlerinin elinde bulunduğu ifade edildi.

28 Şubat’ta İsrail-ABD’nin İran’a ortak saldırısıyla başlayan Ortadoğu’daki savaş çemberi, Hizbullah’ın İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine karşılık olarak 2 Mart’ta İsrail’e füze fırlatmasının ardından Lübnan’a da yayıldı.

İsrail, buna karşılık Lübnan’da geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güneydeki sınır bölgelerinde kara harekâtı da başlattı.

Ateşkesin 17 Nisan’da ilan edilmesinin ve 45 gün süreyle uzatılmasının yürürlüğe girmesinin ardından, İsrail güçlerinin Hizbullah unsurlarını hedef aldığını belirttiği saldırılarını ve sınır hattına yakın bölgelerde yıkım operasyonlarını sürdürdüğü bildirildi.

İsrail ordusunun ayrıca günlük olarak tahliye uyarıları yayımladığı, bu uyarıların zaman zaman sınır hattından uzak ve farklı bölgeleri de kapsayacak şekilde genişlediği, bu alanlarda hem yerel halkın hem de başka bölgelerden gelen yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu aktarıldı.

İsrail saldırılarında 2 Mart’tan bu yana 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği, ateşkesin ilk döneminden itibaren de onlarca kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

Dün ise İsrail ordusu, Güney Lübnan’da bir askerinin çatışmalarda öldüğünü açıkladı. Böylece son savaşın başlangıcından bu yana İsrail tarafında ölen asker sayısının 21’e yükseldiği ifade edildi.


Mladenov ile Hamas arasındaki görüş ayrılıkları... Bu durum Gazze anlaşmasını nasıl etkileyecek?

(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)
(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)
TT

Mladenov ile Hamas arasındaki görüş ayrılıkları... Bu durum Gazze anlaşmasını nasıl etkileyecek?

(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)
(foto altı) Deyr el-Balah’taki el-Aksa Şehitleri Hastanesi’nde bir yakınlarının vefatının yasını tutan Filistinliler (AFP)

Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile Hamas arasındaki ilişkiler, tarafların karşılıklı suçlamalarda bulunduğu ve sorumluluğu birbirine yüklediği yeni bir gerilim sürecine girdi. Sürecin, aylardır ilerleme kaydedilemeyen ateşkes anlaşması nedeniyle daha da karmaşık hale geldiği belirtiliyor.

Taraflar arasındaki gerilim, Kahire’de yürütülen müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından daha da arttı. Son olarak Mladenov’un Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda ‘Hamas’ın anlaşmanın uygulanmasının önündeki engel olarak gösterilmesi’, hareketin sert tepkisine yol açtı. Uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları değerlendirmede, karşılıklı suçlamaların ateşkes anlaşmasının tam olarak uygulanmasını olumsuz etkileyeceğini ve mevcut tıkanıklığı derinleştireceğini ifade etti.

Mladenov’un BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda, Gazze Şeridi’nde ateşkesin süregelen ihlal ve zorluklara rağmen yedi ay boyunca korunduğu belirtildi. Raporda, ‘kapsamlı planın uygulanmasının önündeki temel engelin Hamas’ın silahsızlanmayı ve Gazze üzerindeki kontrolü bırakmayı reddetmesi olduğu’ kaydedildi.

Hamas ise dün yayımladığı açıklamada, Barış Kurulu’nun raporunda yer alan ifadeleri reddetti. Açıklamada, raporun ‘İsrail hükümetini Gazze’de ateşkese yönelik günlük ihlallerinden sorumlu tutmayan bir dizi yanlış bilgi içerdiği’ savunuldu. Hamas ayrıca, silahsızlanma konusunun gündeme getirilmesinin ‘meseleyi karmaşıklaştırmayı ve aşamaları açık şekilde belirlenmiş ateşkes anlaşmasını sekteye uğratmayı amaçladığını’ ileri sürdü. Hareket, Gazze yönetiminin ulusal komiteye devredilmesine hazır olduğunu daha önce birçok kez dile getirdiğini de vurguladı.

Yaklaşık bir hafta önce Kahire’de gerçekleştirilen ancak sonuçsuz kalan görüşmelerin ardından Hamas ile Mladenov arasındaki anlaşmazlıklar daha da belirgin hale geldi. Hamas Siyasi Büro Üyesi Basim Naim, Barış Kurulu’nun üst düzey yetkilisine yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri uzmanı akademisyen Ahmed Fuad Enver, Mladenov ile Hamas arasındaki görüş ayrılıklarının giderek derinleştiğini belirterek, bunun Gazze anlaşmasına olumsuz yansıyacağını söyledi. Enver, Barış Kurulu yetkilisinin ‘İsrail’in imajını düzeltmeye çalıştığını ve Gazze Şeridi’ne yönelik kapsamlı saldırılar için zemin hazırladığını’ öne sürdü. Hamas’ın, Kassam Tugayları komutanlarından İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesine karşılık vermediğini hatırlatan Enver, buna rağmen hareketin Mladenov’dan eleştiri dinlemek zorunda kaldığını belirtti. Enver, “Bu durum ne herhangi bir arabulucunun ne de anlaşma sürecinin başarılı olmasına yardımcı olur” değerlendirmesinde bulundu.

Enver ayrıca, İsrail’in günlük ihlallerini sürdürdüğü ve anlaşmaya bağlı kalacağına dair herhangi bir güvence bulunmadığı sürece Hamas’ın silahsızlandırılmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti. Mladenov’a tutumunu gözden geçirme çağrısında bulunan Enver, aksi halde müzakere süreci ile bölgesel istikrarın zarar görebileceğini söyledi. Enver, “Mladenov artık müzakereleri kolaylaştıran değil, sürece yük olan bir isim haline geldi” dedi.

tghyju
Han Yunus’taki yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Filistinli siyaset analisti Husam ed-Decni, Mladenov’un ‘yalnızca silah meselesine odaklanan ve çatışmanın özü olan işgal ile Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını göz ardı eden İsrail yaklaşımını benimsediğini’ söyledi. Decni, bu tutumun ‘anlaşmanın uygulanmasına yönelik gerçek bir ilerlemeyi engellediğini ve ateşkesin çökmesi ile askeri gerilimin yeniden tırmanması dahil tehlikeli senaryolara yol açabileceğini’ ifade etti.

Sorunun Mladenov’un şahsından değil, yürüttüğü görevin niteliğinden kaynaklandığını savunan Decni, mevcut görevin, kim üstlenirse üstlensin Gazze’nin silahsızlandırılması ve bölge için halkın beklentileriyle örtüşmeyen yeni bir düzen kurulmasını hedeflediğini dile getirdi.

Bu gelişmeler, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin dün Londra’da Birleşik Krallık Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell ile gerçekleştirdiği görüşmede, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan ulusal komitenin görevine sahada başlamasının ve uluslararası istikrar gücünün hızla konuşlandırılmasının önemine dikkat çektiği bir dönemde geldi.

Enver, Mısır’ın, teknokratlardan oluşacak komitenin Gazze’ye giriş yapması ve istikrar güçlerinin konuşlandırılmasıyla anlaşma sürecinin ilerletilmesi gerektiği yönündeki vurgusunu sürdürdüğünü belirtti. Enver, bunun mevcut süreçte anlaşmayı tehdit eden siyasi manevraların aşılmasına katkı sağlayabileceğini söyledi.

Decni ise üç farklı senaryo öngördüğünü ifade etti. İlk senaryoda arabulucuların tüm tarafların kabul edebileceği yeni bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini belirten Decni, Mısır’ın komitenin göreve başlaması ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması yoluyla çözüm için bir kapı açmaya çalıştığını söyledi. Ancak bunun için öncelikle İsrail’in askeri tırmanışı durdurması, insani yardımların girişine izin vermesi ve olumlu bir atmosfer oluşturulması gerektiğini kaydetti. İkinci senaryonun mevcut durumun devam etmesi olduğunu belirten Decni, üçüncü senaryonun ise ‘yeniden kitlesel yıkım, zorunlu göç ve ölümlerin yaşanması’ olacağını söyledi. Decni’ye göre İsrail, özellikle İran’la savaş ihtimalinin yeniden gündeme gelmesi nedeniyle ikinci senaryoyu tercih ediyor.


Mezardaki tanık, Irak’taki İsrail üssü gizeminin bir yönünü anlatıyor

Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)
Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)
TT

Mezardaki tanık, Irak’taki İsrail üssü gizeminin bir yönünü anlatıyor

Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)
Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026’da en-Nuheyb çölünde gerçekleştirdikleri tarama operasyonu sırasında (AP)

Irak güçleri, son günlerde ülkenin çöl bölgelerinde tarama operasyonları yürüttü. Operasyonların, ABD ile İsrail’in bir tarafta, İran’ın ise diğer tarafta yer aldığı savaş sırasında konuşlandığı öne sürülen İsrail unsurlarını hedef aldığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre güvenlik güçleri, Necef ile Kerbela arasında Irak’ın güneybatısında bulunan en-Nuheyb çölü yakınındaki İsrail üssünün yerini tesadüfen ortaya çıkardığı söylenen bir çobana ait olabileceği değerlendirilen bir mezar taşına ulaştı. Buna rağmen Iraklı yetkililer, ‘olayı söylenti olarak değerlendirdiklerini’ ifade etti.

28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk günlerinde, Irak’ın güneybatısındaki Necef Çölü’nde yabancı güçlerin bulunduğuna ilişkin haberler yayılmıştı.

Geçtiğimiz hafta Wall Street Journal’ınn, İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı savaşı desteklemek amacıyla geçen mart ayında Kerbela ile Necef vilayetleri arasındaki Irak çölünde gizli bir askeri üs kurduğunu ortaya koymasının ardından, Irak makamlarının egemenliği sağlama ve yabancı ihlallerini engelleme kapasitesine ilişkin tartışmalar yeniden gündeme geldi. Farklı siyasi eğilimlerden yorumcular, söz konusu gelişmenin ciddi soru işaretleri doğurduğunu belirtti.

Birliklerin kimliği

AFP’nin Iraklı güvenlik yetkilileri ve görgü tanıklarına dayandırdığı habere göre, bir çoban bölgede askeri hareketlilik gördüğünü yetkililere bildirdi. Söz konusu kişinin, daha sonra bir helikopterin aracını hedef alması sonucu hayatını kaybettiği aktarıldı.

Irak makamları, Necef Çölü’nde ‘kimliği belirsiz’ yabancı güçlerin en fazla 48 saat boyunca bulunduğunu kabul ederken, bu güçlerin kimliğine ilişkin kesin bir açıklama yapmadı.

frbv
Necef’in güneybatısındaki en-Nuheyb çölünde arama yapan Irak ordusu birlikleri, 17 Mayıs 2026 (AP)

İki Iraklı güvenlik yetkilisi, İsrail güçlerinin Necef Çölü’nde gizli bir üs kurduğunu ve savaş sırasında bu üssü kullandığını doğruladı. Yetkililerden biri, “İsrail güçleri, Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin döneminde inşa edilen terk edilmiş bir hava pistinde üs oluşturdu” dedi.

Wall Street Journal, 9 Mayıs’ta yayımladığı haberinde, aralarında Amerikalı yetkililerin de bulunduğu kaynaklara dayanarak, “İsrail’in İran’a yönelik hava harekâtını desteklemek amacıyla Irak çölünde gizli bir askeri tesis kurduğunu” ileri sürdü.

Gazete, söz konusu tesiste özel kuvvetlerin konuşlandığını ve savaş başlamadan kısa süre önce ABD’nin bilgisi dahilinde İsrail Hava Kuvvetleri için lojistik merkez olarak kullanıldığını yazdı.

Bir diğer Iraklı güvenlik yetkilisi ise Bağdat yönetiminin, Necef Çölü’nde bulunan güçlerin ABD’ye ait olup olmadığını Washington’a sorduğunu, ancak Amerikalı yetkililerin “Bunlar bizim güçlerimiz değil” yanıtını verdiğini söyledi.

ABD’nin, halihazırda Irak’ın kuzeyindeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarında DEAŞ’la mücadele kapsamında asker bulundurduğu ve Irak toprakları içindeki herhangi bir askeri faaliyet konusunda Bağdat’ı bilgilendirmesinin gerektiği belirtildi.

Üçüncü bir Iraklı güvenlik yetkilisi ise bölgede bulunan yabancı güçlerin ‘Amerikan unsurları ile İsrailli teknik ekiplerden oluşmuş olabileceğini’ değerlendirdi. Yetkili ayrıca, söz konusu dönemde bölgede Chinook tipi helikopterlerin uçuş yaptığının tespit edildiğini ifade etti.

Çölde neler oldu?

Savaşın ilk haftasında Irak basınında yer alan haberlerde, Suudi Arabistan sınırına yakın geniş Necef Çölü’nde bir çobanın askeri hareketlilik tespit ettiği öne sürüldü.

AFP’ye konuşan Iraklı güvenlik kaynakları, söz konusu çobanın aracının bir helikopter tarafından hedef alınması sonucu yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Çobanın, koyun satışı yapmak ve yakıt temin etmek amacıyla bölgede dolaştığı sırada, kendi ifadesine göre yabancı askeri güçlere ait olduğunu düşündüğü kişilerle karşılaştığı belirtildi.

AFP, çobana ait yanmış aracın hâlâ çölde bulunduğunu, aracın yanında ise bir koyuna ait iskeletin yer aldığını aktardı.

Çölde ayrıca çoban için dikildiği düşünülen sembolik bir mezar taşının bulunduğu, taşın üzerinde kişinin adı ile ölüm tarihi olarak ‘3 Mart’ ibaresinin yazıldığı ifade edildi.

hyj
17 Mayıs 2026’da Suriye sınırına yakın çöl bölgelerinde düzenlenen askeri operasyon sırasında Irak ordusu ve Halk Seferberlik Güçleri’ne ait araçlar (AFP)

Irak Ortak Operasyonlar Komutan Yardımcısı Kays el-Muhammedavi, 5 Mart’ta resmi Irak medyasına yaptığı açıklamada, Necef’te bir ‘indirme operasyonu’ gerçekleştirildiğini ve bu konuda DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) protesto notası verildiğini duyurdu.

Muhammedavi, ‘Necef Çölü’nde kişiler veya hareketlilik bulunduğuna’ ilişkin ihbarların ardından bölgeye bir birliğin gönderildiğini, ancak ekibin ‘havadan yoğun ateşe maruz kaldığını’ söyledi. Olayda bir güvenlik mensubunun hayatını kaybettiğini, iki kişinin de yaralandığını belirten Muhammedavi, daha sonra Terörle Mücadele Birimi’ne bağlı iki taburun bölgeye sevk edildiğini ancak yapılan taramalarda herhangi bir bulguya ulaşılamadığını ifade etti.

‘Konuşamayız’

Basında yer alan haberlere rağmen Irak makamları, söz konusu yabancı güçlerin kimliğine ilişkin şimdiye kadar resmi bir açıklama yapmadı. Iraklı bir güvenlik yetkilisi, “Irak güçleri kimliği belirsiz unsurlarla çatışmaya girmedi ve İsrail de Irak’ta bir indirme operasyonu gerçekleştirdiğini resmen açıklamadı” dedi. Yetkili ayrıca, “Konuşamayacağımız bazı konular var” ifadesini kullandı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, 11 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Irak güçlerinin çöl bölgelerinde tarama operasyonları yürüttüğünü belirterek, ‘şu anda Irak topraklarında izinsiz herhangi bir güç ya da üs bulunmadığını’ vurguladı. Açıklamada ayrıca, ülkenin itibarına zarar verdiği belirtilen haberlere karşı uyarıda bulunuldu.

AFP’nin aktardığına göre, İsrail ordusu ise söz konusu iddialarla ilgili yorum talebine yanıt vermedi.

Iraklı güvenlik yetkilisi, ülkenin kuzeybatısındaki Ninova vilayetinde yer alan bir çöl bölgesinde İsrail güçlerinin bulunduğuna dair başka ihbarlar da aldıklarını söyledi. Yetkili, bölgeye inceleme yapılması amacıyla Irak güçlerinin sevk edildiğini ancak ‘konuyu şimdilik söylenti olarak değerlendirdiklerini’ ifade etti.