Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Cezayir: Seçim Kurumu’nun ‘seçim afişleri’ hakkındaki genelgesi geniş çaplı tartışmalara yol açtı

Cezayir’de seçim kampanyası, seçmenlerin ilgisizliği eşliğinde devam ediyor. (Parti medyası)
Cezayir’de seçim kampanyası, seçmenlerin ilgisizliği eşliğinde devam ediyor. (Parti medyası)
TT

Cezayir: Seçim Kurumu’nun ‘seçim afişleri’ hakkındaki genelgesi geniş çaplı tartışmalara yol açtı

Cezayir’de seçim kampanyası, seçmenlerin ilgisizliği eşliğinde devam ediyor. (Parti medyası)
Cezayir’de seçim kampanyası, seçmenlerin ilgisizliği eşliğinde devam ediyor. (Parti medyası)

Cezayir’de bağımsız seçim otoritesinin yayımladığı yeni genelge, 2 Temmuz’da yapılması planlanan yasama seçimleri öncesindeki seçim kampanyasında sarsıntı yarattı. Genelgede, seçim reklamlarına ilişkin kurallar sıkılaştırılırken, resmî propaganda afişlerinin asılacağı alanlara da katı düzenlemeler getirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında tespit edilen ‘belgelenmiş ihlaller’ üzerine harekete geçen Cezayir Bağımsız Seçim Kurumu, adaylar arasında fırsat eşitliğinin sağlanmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Kurum, seçim adaletinin hayata geçirilmesi ve tüm adayların herhangi bir dışlama olmaksızın eşit şekilde görünürlük kazanmasının temini amacıyla, her propaganda panosunda ilgili listenin tüm adaylarının isim ve fotoğraflarının yer almasını şart koştu.

scdfrgth
Seçim adaylarından birinin afişi (Parti medyası)

Buna karşılık söz konusu adım, adaylar ve gözlemciler arasında geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Zira mevcut seçim mevzuatı ve seçim kampanyasını düzenleyen kararlar, bir listenin tüm adaylarının isim ve fotoğraflarının bütün reklam panolarında yer almasını zorunlu kılmıyor. Bu nedenle eleştirilerde bulunanlar, her adayın listesinden ayrılmaksızın kendi adaylığının özelliklerini öne çıkarabilecek bireysel propaganda faaliyetleri yürütme hakkına sahip olduğunu savunuyor. Bu çevreler, Bağımsız Seçim Kurumu’nun kararını, ‘kısıtlayıcı bir yorumun dayatılması’ ve yürürlükteki yasada yer almayan yükümlülüklerin adaylara yüklenmesi olarak nitelendiriyor.

Sahada ise söz konusu ani talimatın olumsuz yansımaları görüldü. Karardan etkilenen aday listeleri, uygulamaya sert tepki gösterirken, çok sayıda milletvekili adayı resmî alanlara yerleştirilen yüzlerce afiş aracılığıyla bireysel seçim kampanyalarını büyük ölçüde tamamlamıştı. Yeni düzenleme doğrultusunda bu adaylar, daha önce astıkları afişleri sökmek için maliyetli ve ters yönde bir sürece girmek zorunda kaldı. Kampanyanın en yoğun döneminde ve genelgenin geç yayımlanmış olması nedeniyle, söz konusu uygulama bazı çevreler tarafından ‘uygulanması son derece güç bir yükümlülük’ olarak değerlendirildi.

fgthyj
Seçim kampanyasında az sayıda destekçisi olan bir aday (Parti medyası)

Karardan etkilenen kesimler, uygulamanın seçim sürecindeki usul istikrarını zedelediğini ve rekabet ortamına zarar verdiğini savunuyor. Bu durumun, kararın arka planına ve uygulanabilirliğine ilişkin ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdiğini belirten eleştirmenler, seçimlere kısa süre kala siyasi gerilimi artırabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle seçim sürecindeki birçok unsurun adayların lehine işlemediğine dikkat çekilirken, kampanyaya seçmen ilgisinin belirgin şekilde düşük seyretmesi, 2 Temmuz’da sandığa katılımın zayıf kalabileceğine işaret ediyor.

Cezayir’deki hemen her seçim sürecinde olduğu gibi, bu kampanya döneminde de siyasi açıklamalar ve dil sürçmeleri gündem oluşturmaya devam ediyor. Söz konusu açıklamalar, çoğu zaman sosyal medya platformlarında hızla yayılarak seçim programları ve temel siyasi tartışmaların önüne geçiyor.

Bu kapsamda, iktidar yanlısı Demokratik Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri Munzir Buden’in ülkenin doğusunda düzenlenen bir seçim etkinliğinde yaptığı “3 bin dinar, 50 eurodan daha iyidir” şeklindeki açıklaması Cezayir kamuoyunda geniş tartışma yarattı. Buden, söz konusu ifadeyle gençleri Akdeniz üzerinden düzensiz göç girişimlerinden vazgeçirmeyi amaçlarken, yaptığı kıyaslama beklenenin aksine sonuç verdi. Açıklama, sosyal medya platformlarında alaycı paylaşımlar ve mizahi yorumlardan oluşan geniş çaplı bir tepki dalgasını beraberinde getirdi.

dsd
Demokratik Ulusal Birlik Partisi Genel Sekreteri Munzir Buden (Parti medyası)

Hükümet politikalarına en güçlü desteği veren partinin lideri konumundaki Buden, konuşmasında Avrupa’ya ulaşan düzensiz göçmenlerin karşılaştığı zorluklara dikkat çekmeye çalıştı. Avrupa’daki sığınmacıların yaşam koşullarına ve yüksek yaşam maliyetlerine değinen Buden, göçmenlik deneyimine ilişkin karamsar bir tablo çizdi.

Gençlere seslenen Buden, “Kendi ülkenizde yatırım yaparsanız bu sizin vatanınızdır. Ancak kaçak göçmen olarak giderseniz sömürülür, limon gibi sıkılırsınız” ifadelerini kullandı. Avrupa’daki yaşamın aileler ve yakın çevreden çoğu zaman gizlenen zorlu günlük mücadelelerle çevrili olduğunu savundu.

Bu açıklamalar sosyal medyada geniş çaplı tepkiye yol açsa da, Buden istemeden de olsa düzensiz göç meselesini yeniden kamuoyu gündeminin üst sıralarına taşıdı. Tartışmalar, konunun ulusal ölçekte önemli bir sorun olarak yeniden ele alınmasına neden oldu.

Sosyal medya kullanıcıları ve bazı aktivistler ise söz konusu yaklaşımı eleştirerek, krizin birkaç ürünün fiyatı üzerinden yapılan karşılaştırmalara indirgenmesini doğru bulmadıklarını ifade etti. Eleştirilerde, bu yaklaşımın ücretler ve satın alma gücü arasındaki büyük farkı tamamen göz ardı ettiği vurgulandı.

Gözlemciler ayrıca, Avrupa ülkelerinde 50 euronun maaş seviyeleri dikkate alındığında oldukça sınırlı bir meblağ olduğunu belirtirken, 3 bin Cezayir dinarının ise ülkedeki asgari ücret düzeyi göz önüne alındığında Cezayirli vatandaşlar açısından çok daha ağır bir ekonomik yük anlamına geldiğine dikkat çekti.

gthyju
Ulusal İnşa Hareketi Partisi Genel Başkanı Abdulkadir bin Karine (Parti medyası)

Buden’in açıklamasına benzer bir söylemi daha önce Ulusal İnşa Hareketi Partisi Genel Başkanı Abdulkadir bin Karine de dile getirmişti. Bin Karine, “Cezayir’de 3 ila 4 milyon sentim maaş alan bir kişi, 5 bin İsviçre frangı kazanan birinden daha iyi bir yaşam sürer” ifadesini kullanmıştı.

Tartışmaların ötesinde, gözlemcilere göre bu tür açıklamalar, bazı siyasi figürlerin söylemleri ile vatandaşların günlük ekonomik gerçekliği arasındaki derin uçuruma işaret ediyor. Ayrıca düzensiz göçün, basitleştirilmiş ve indirgemeci karşılaştırmalarla ele alınmasının son derece hassas bir mesele olduğu ve bu tür yaklaşımların konunun karmaşıklığını yansıtmadığı değerlendiriliyor.


Mısır ve ABD, Libya krizinin çözüm sürecini güçlendirmek için harekete geçti

Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)
Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)
TT

Mısır ve ABD, Libya krizinin çözüm sürecini güçlendirmek için harekete geçti

Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)
Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)

Libya dosyasının çözümüne yönelik girişimlerdeki ivme değişimini yansıtan sürpriz bir adım kapsamında Kahire, eşi benzeri görülmemiş ve büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirilen görüşmede, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’i, ABD Başkanı Donald Trump’ın kıdemli danışmanı Massad Boulos ile bir araya getirdi. Görüşme, Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad’ın himayesinde gerçekleşti.

Taraflardan hiçbiri, Kahire’de yapılan görüşmeleri doğrulayan ya da içeriğine ilişkin ayrıntıları ortaya koyan resmî bir açıklama yapmadı. Ancak görüşme, Kahire el-İhbariyye televizyonu tarafından, Libya’daki siyasi sürecin desteklenmesi, güçlendirilmesi ve krizin çözümüne yönelik diplomatik çabalar kapsamında değerlendirildi.

GTGRTBH
ABD Başkanı Donald Trump’ın kıdemli danışmanı Massad Boulos ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv – LUO)

Söz konusu toplantı, Reşad’ın pazar günü Libya’nın başkenti Trablus’a gerçekleştirdiği sürpriz ziyaretin hemen ardından geldi. Reşad, ziyaret kapsamında Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile bir araya geldi. Mısır, Libya’daki kurumların birleştirilmesi ve ertelenen cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak bir uzlaşı sürecini ilerletmeye çalışıyor.

Reşad’ın Libya ziyareti, ülkenin bir yandan ‘Amerikan girişimi’, diğer yandan ise Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala tarafından ortaya konulan ‘yol haritası’ ile meşgul olduğu bir dönemde gerçekleşti.

El-Menfi’nin ofisi tarafından geçtiğimiz haftanın ortasında duyurulan yol haritasında, üç konsey başkanı ‘Anayasal Bildiri ve değişikliklerini’, 2015 yılı sonunda Fas’ın Skhirat kentinde imzalanan ‘siyasi anlaşmayı’ ve Arap Birliği himayesinde Kahire’de gerçekleştirilen ilk üçlü toplantının sonuçlarını temel referans olarak benimsediklerini yineledi.

El-Menfi, Salih ve Takala daha önce 2024 yılının mart ve mayıs aylarında Arap Birliği merkezinde bir araya gelmiş, yayımladıkları ortak bildiride uzun süredir beklenen seçimleri denetleyecek yeni bir ‘birleşik hükümet’ kurulması da dahil olmak üzere çeşitli maddeler üzerinde uzlaşmışlardı. Buna karşılık, Boulos tarafından açıklanan girişim, el-Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in yeni bir Başkanlık Konseyi’nin başına geçmesini ve Dibeybe’nin kurulması öngörülen ‘birleşik hükümetin’ başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor. Söz konusu plan, Libya’daki siyasi çevrelerde farklı görüş ve yaklaşımlara yol açtı.

Kahire’nin Libya krizinin çözüm sürecini desteklemeye yönelik çabaları kapsamında, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de dün Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen Arap Birliği Konseyi’nin olağan toplantısının oturum aralarında, Cezayirli mevkidaşı Ahmed Attaf ile Libya’daki siyasi sürecin son gelişmelerini ele aldı.

FGHYJU
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ve Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf, dün Amman’da düzenlenen Arap Birliği Konseyi toplantısının oturum aralarında ikili görüşme gerçekleştirdi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Abdulati, 21 Mayıs’ta Kahire’nin ev sahipliğinde düzenlenen Libya konulu üçlü ‘komşu ülkeler mekanizması’ dışişleri bakanları toplantısının sonuçlarını memnuniyetle karşıladı. Abdulati, mekanizmanın düzenli olarak toplanmasının, Libya devletinin birliğinin desteklenmesi, ulusal kurumlarının korunması ve ülkenin istikrarının güçlendirilmesi açısından önemli bir çerçeve oluşturduğunu vurguladı.

Bu arada, ülkenin doğusundaki Bingazi kentinde bulunan 57 TM üyesi, Amerikan girişimine destek vererek bunun siyasi sürecin ilerletilmesi için üzerine inşa edilebilecek olumlu bir adım olduğunu belirtti. Milletvekilleri ayrıca, siyasi ve kurumsal bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ile Libya halkının özgür, adil ve demokratik seçimlerde sandık yoluyla oy verme hakkını kullanabilmesini amaçlayan tüm çabalara tam destek verdiklerini ifade etti.

Öte yandan el-Menfi dün başkent Trablus’ta Takala ile gerçekleştirdiği görüşmeyi, üç konsey arasında geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik ulusal mutabakatın uygulamaya konulması çabaları kapsamında değerlendirdi.

THYUJ
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala dün Trablus’ta bir araya geldi. (El-Manfi’nin ofisi)

El-Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamaya göre, taraflar görüşmede ulusal egemenliğin korunması ve mevcut zorluklar karşısında demokratik sistemin güvence altına alınması amacıyla siyasi katılım tabanının genişletilmesi yollarını ele aldı. Görüşmede, şeffaflığın artırılması ve ülkedeki meşru kurumların üyelerinin özgür iradelerinin desteklenmesinin önemi vurgulandı.

Toplantıda ayrıca, Ulusal Mutabakat Belgesi’nde yer alan maddelerin uygulanmasına yönelik ciddi ve belirli bir takvime bağlı sürecin nasıl hayata geçirileceği ile anayasal hükümler ve siyasi anlaşma doğrultusunda gerekli yasa tasarılarının hazırlanmasına başlanması konusu değerlendirildi.

Taraflar, söz konusu yasa tasarılarının hazırlanmasının, Başkanlık Konseyi’nin tamamını temsil eden yürütme erkinin çalışmasını ve DYK ile bağlayıcı istişare mekanizmasının işletilmesini gerektirdiğini belirtti. Tasarıların daha sonra, yürürlükteki iç prosedürler çerçevesinde görüşülerek TM tarafından onaylanmasının öngörüldüğü ifade edildi.

Diğer yandan, el-Menfi, Takala ve Salih, geçtiğimiz perşembe günü gerçekleştirdikleri toplantıda, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik bir yol haritasına ilişkin ‘ortak ilkeler belgesi’ üzerinde uzlaşmıştı. Söz konusu belge, Arap Birliği ile Afrika Birliği (AfB) tarafından memnuniyetle karşılandı.


ABD'den Sudan'ın el-Ubeyd Kentinde "Kitlesel Katliam" uyarısı

Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)
Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)
TT

ABD'den Sudan'ın el-Ubeyd Kentinde "Kitlesel Katliam" uyarısı

Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)
Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)

Amerika Birleşik Devletleri dün yaptığı açıklamada, Sudan’ın el-Ubeyd kentinde "yaklaşan kitlesel katliamların yaşanabileceğine dair endişe verici işaretlerden" duyduğu derin endişeyi dile getirdi. Birleşmiş Milletler (BM) de söz konusu şehirde Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) olası saldırısından endişe ediyor.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, çatışmanın her iki tarafını da "sivilleri tehlikeye atacak, insani yardımları engelleyecek veya daha fazla vahşet işlenmesine yol açacak her türlü eylemi durdurmaya" çağırdı.