Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
TT

Caca: Müzakereler, geçici ateşkeslerle değil, sınırlarda normal ve kalıcı bir durumun sağlanmasıyla sonuçlanmalı

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)
Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (AFP)

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca, Lübnan’ın ‘son derece karmaşık bir krizle karşı karşıya olduğunu’ belirterek, mevcut durumda yalnızca gelişmeleri izlemenin artık yeterli olmadığını söyledi. Sorunun temel nedenlerinin hâlâ çözümsüz kaldığını ifade eden Caca, Lübnan ile İsrail arasında yürütülen mevcut müzakere ve uzlaşı girişimlerinin ‘güney sınırındaki açık çatışma durumunu kalıcı olarak sona erdirmesi gerektiğini’ vurguladı. Geçici ateşkesler ya da teorik çözümlerin yeterli olmayacağını belirten Caca, hedefin ‘Lübnan’ın bağımsız ve egemen bir devlet olarak normal bir konuma kavuşması’ olduğunu söyledi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’nın 2022 yılındaki parlamento seçimlerinin ardından yaptığı konuşmadan (Arşiv – AFP)

Önümüzdeki perşembe günü başlaması planlanan Lübnan-İsrail görüşmelerine ilişkin değerlendirmede bulunan Caca, amaçlarının ‘güney sınırında geçici sakinlik değil, kalıcı ve normal bir düzen oluşturmak’ olması gerektiğini kaydetti. Şarku’l Avsat’a konuşan Caca, Lübnan halkının artık birkaç ay ya da birkaç yılda bir yeniden başlayan çatışma ve gerilim döngüsünü kaldıracak durumda olmadığını dile getirdi. Caca, bu hedefe nasıl ulaşılacağının ise müzakere süreci ile siyasi otoritenin sorumluluğunda olduğunu söyledi. Sürecin, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve resmî kurumlar tarafından yönetileceğini belirten Caca, sonuçların zaman içinde netleşeceğini ifade etti.

Washington’da devam eden görüşmelerin mevcut dönemin en önemli gelişmesi olduğunu savunan Caca, bunun nedeninin ‘müzakere arzusunun kendisi değil, ülkeyi krizden çıkarabilecek başka ciddi bir alternatifin bulunmaması’ olduğunu söyledi. Başka bir çözüm önerisi olan tarafların bunu ‘somut ve ciddi biçimde’ ortaya koyması gerektiğini ifade eden Caca, mevcut şartlarda müzakere sürecinin eldeki tek seçenek olarak öne çıktığını belirtti.

Bölgesel karmaşıklıklar

Caca, bölgesel tablonun ABD ile İran arasındaki gerilim nedeniyle son derece karmaşık bir hâl aldığını söyledi. Caca, söz konusu çatışmanın nasıl sonuçlanacağının ve bölgeye etkilerinin henüz öngörülemediğini belirtti. Lübnan’a ilişkin değerlendirmesinde ise Caca, İran’ın ülkedeki etkisinin gerileme sürecine girdiğini savundu. ‘İran döneminin’ Lübnan’da büyük ölçüde sona erdiğini ya da sona yaklaşmakta olduğunu ifade eden Caca, mevcut bölgesel ve uluslararası koşulların önceki düzenin sürmesine artık izin vermediğini dile getirdi. Caca, Lübnan’ın dış çatışmaların yürütüldüğü bir alan olarak kalamayacağını belirterek, ülkenin bağımsız karar alma mekanizmalarına sahip ‘normal bir devlet’ konumuna yeniden dönmesi gerektiğini söyledi. İran başta olmak üzere hiçbir dış etkinin Lübnan devletinin egemenliği ve kurumlarının önüne geçmemesi gerektiğini kaydetti.

 Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Haziran 2025’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan açısından müzakerelerdeki ‘kırmızı çizgilerin’ ne olduğu sorusuna yanıt veren Caca, gerçekçi yaklaşımın ‘en az kayıp ve karmaşayla sonuç verebilecek çözümü aramak’ olduğunu ifade etti. Her türlü uzlaşının öncelikle Lübnan’ın çıkarlarına dayanması gerektiğini vurguladı.

Bugün yürütülen sürecin yalnızca sınır güvenliği ve gerilimin azaltılmasına yönelik güvenlik düzenlemeleriyle mi sınırlı olduğu, yoksa gelecekte daha geniş kapsamlı bir barış veya siyasi normalleşme sürecine zemin hazırlayıp hazırlamayacağı sorusuna ise Caca, mevcut aşamada bunun kesin olarak söylenemeyeceğini belirtti. Caca şu an için önceliğin sahada gerçekten işe yarayabilecek bir çözümü görmek olduğunu ifade ederek, mevcut yaklaşımın ‘istikrar sağlayabilecek asgari müştereklerin denenmesine’ dayandığını söyledi. Ancak nihayetinde uygulanabilir ve sürdürülebilir bir seçeneğin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Koşulların yerine getirilmesinden sonra yapılacak resmi görüşmeler

Caca, yürütülen müzakerelerin Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından “doğru bir şekilde” yönetildiğini söyledi. Caca, İsrail ile herhangi bir anlaşmanın, Lübnan’ın tüm taleplerini içermeden ilan edilmeyeceğini vurguladı. Öncelikle anlaşmanın içeriği üzerinde çalışıldığını belirten Caca, Lübnan’ın şartlarını karşılayan somut sonuçlar ortaya çıktığında resmî görüşmeler, anlaşmanın ilanı veya imzalanması aşamasına geçilebileceğini ifade etti. Avn’ın süreci ‘iyi’ yönettiğini savunan Caca, son 20 yılda denenen alternatif yöntemlerin gerçek çözümler üretmediğini söyledi. Buna rağmen bazı çevrelerin hâlâ aynı yaklaşımlarda ısrar ettiğini dile getirdi.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Arşiv – Reuters)

Caca ayrıca, Lübnan’ın son 60 yılda yaşadığı kriz ve istikrarsızlıkların temel giriş noktalarından birinin güney sınırı olduğunu ifade etti. Bu nedenle söz konusu meselenin kalıcı biçimde çözülmesinin ulusal bir zorunluluk haline geldiğini belirtti. Devam eden müzakerelerin nasıl sonuçlanacağının ise henüz net olmadığını söyleyen Caca, sürecin nihai sonuçlarına ilişkin değerlendirme yapmak için erken olduğunu kaydetti.

Müzakereler için ulusal bir çerçeve

Caca, yürütülen müzakerelerin ‘ulusal meşruiyetten yoksun olduğu’ yönündeki eleştirileri reddetti. Caca, Avn’ın hem anayasal hem de halk desteğine dayanan tam bir meşruiyete sahip olduğunu söyledi. Avn’ın 128 sandalyeli parlamentoda 98 milletvekilinin oyuyla seçildiğini hatırlatan Caca, bunun Lübnan’daki geniş siyasi uzlaşının göstergesi olduğunu belirtti. Bu meşruiyetin dünyadaki diğer demokratik sistemlerden farklı olmadığını savunan Caca, Trump’ın da yaklaşık yüzde 52 oy oranıyla iktidara geldiğini ancak buna rağmen tüm anayasal yetkilerini kullandığını ifade etti. Caca ayrıca, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın da anayasal süreçler doğrultusunda göreve geldiğini ve hükümetinin halk tarafından seçilen parlamentodan güvenoyu aldığını belirtti. Lübnan’ın bugün ‘tam anlamıyla meşru bir yönetime’ sahip olduğunu söyleyen Caca, demokratik sistemlerde tam fikir birliğinin zaten mümkün olmadığını dile getirdi.

 Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Beyrut’taki Başbakanlık Ofisi’nde Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca’yı kabul etti. (Arşiv – Lübnan Ulusal Haber Ajansı)

“Demokrasilerde siyasi ayrışmalar doğaldır” diyen Caca, ABD’de bazı kesimlerin Trump’ın politikalarına karşı çıkmasına rağmen bunun başkanın müzakere yürütme ve devlet adına karar alma yetkisini ortadan kaldırmadığını söyledi. Caca, Washington’da bulunan Lübnan heyetinin de bu resmî meşruiyet temelinde müzakere yürüttüğünü ifade etti. Lübnan devletinin siyasi düzeyde kendisinden beklenen adımları attığını savunan Caca, son dönemde alınan bazı hükümet kararlarının ‘stratejik’ nitelikte olduğunu ve belirlenen takvimler doğrultusunda uygulamaya geçirildiğini söyledi.

Derin devlet

Caca’ya göre temel sorun, ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıdan kaynaklanıyor. Caca, bu yapının siyasi otorite tarafından alınan kararların uygulanmasını geciktirdiğini savundu. Söz konusu yapıyla mücadelenin son derece karmaşık olduğunu belirten Caca, bu sistemle çatışmaya girenlerin kendilerini iki zor seçenek arasında bulduğunu ifade etti. Buna göre kişiler ya mevcut düzene boyun eğmek ya da tamamen sistem dışına itilmek durumunda kalıyor.

Hizbullah

Caca, Hizbullah’ın yürütülen müzakere sürecine nasıl yaklaşacağına ilişkin değerlendirmesinde, “kritik anın henüz gelmediğini” söyledi. Ancak Caca, beklenmedik bir gelişme yaşanması durumunda örgüt yöneticilerinin mevcut tutumlarını yeniden gözden geçirebileceğini ifade etti. Buna rağmen sürecin değişeceğine dair iyimser olmadığını belirten Caca, Hizbullah’ın nihai kararlarının tamamen İran’a bağlı olduğunu savundu. Sahadaki savaşçıların mevcut gerçekliğin farkında olabileceğini ancak karar alma yetkisine sahip olmadıklarını ileri sürdü.

Caca ayrıca, demokratik ve çoğulcu toplumlarda geniş toplumsal tabana sahip bir partinin farklı siyasi yaklaşımlar benimsemesinin doğal olduğunu söyledi. Bunun tek başına bir sorun oluşturmadığını belirten Caca, siyasi görüş ayrılıklarının devlet kurumlarının işleyişini engellemek veya alınan kararların uygulanmasını geciktirmek için gerekçe olamayacağını vurguladı. Mevcut durumda ülkede birden fazla karar merkezi varmış gibi bir görüntü oluştuğunu ifade eden Caca, farklı tarafların birbirinden bağımsız adımlar attığını söyledi. Bunun kabul edilemez olduğunu belirten Caca, devletin ulusal meselelerde tek karar mercii olması gerektiğini kaydetti. Hizbullah’a yakın çevrelerin yaklaşık 40 yıldır belirli bir siyasi ve ideolojik atmosfer içinde yaşadığını dile getiren Caca, bunun tarihî, duygusal, manevi ve ekonomik nedenlerden kaynaklandığını ifade etti. Bu durumdan çıkışın kısa sürede gerçekleşemeyeceğini, zaman ve kademeli dönüşüm gerektirdiğini söyledi.

Bununla birlikte Caca, söz konusu gerçekliğin Lübnan’daki diğer toplumsal kesimlerin göz ardı edilmesi anlamına gelmemesi gerektiğini belirtti. Lübnan gibi çoğulcu bir ülkede farklı görüş ve yaklaşımların bulunmasının doğal olduğunu söyleyen Caca, “Başka kesimlerin karşı çıktığı bir ortamda tek bir grubun kendi görüşünü dayatmasıyla ülke nasıl yönetilebilir?” diye sordu. Caca, iç dengelere saygı gösterilmesi ve devlet kurumlarının temel referans noktası olması gerektiğini sözlerine ekledi.

Taif Anlaşması yoluyla anlaşmazlıkların çözülmesi

Caca, farklı görüşlere sahip Lübnanlı kesimlerin varlığının, anlaşmazlıkların anayasal mekanizmalar ve resmî kurumlar aracılığıyla yönetilmesini zorunlu kıldığını söyledi. Lübnanlıların, görüş ayrılıklarını düzenleme konusunda esas olarak Taif Anlaşması üzerinde uzlaştığını belirten Caca, bu anlaşma sonucunda ortaya çıkan anayasal düzenin yetkiyi devlet kurumlarına verdiğini ifade etti. Caca, söz konusu sistemin parlamentodan hükümete ve cumhurbaşkanlığı makamına kadar tüm resmî kurumları kapsadığını vurguladı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Semir Caca (Lübnan Kuvvetleri Partisi internet sitesi)

Caca, Lübnan’ın yaklaşık 60 yıldır sürekli bir çatışma ortamı içinde yaşadığını söyledi. Özellikle güney sınırının farklı silahlı örgütler ve bölgesel çatışmalara açık kaldığını belirten Caca, bu durumun ülkeyi kalıcı bir istikrarsızlığa sürüklediğini ifade etti. Caca’ya göre güneydeki sahne zaman içinde Filistinli silahlı gruplardan farklı Lübnanlı örgütlere geçti ve sonunda Hizbullah diğer tarafları dışlayarak bölgede tam hâkimiyet kurdu. Bu sürecin, özellikle Irak Savaşı sonrasında Lübnan’ı bölgesel ve uluslararası hesaplaşmaların yürütüldüğü bir alan haline getirdiğini savunan Caca, bunun hem Lübnan devletini hem de ülkenin genel yapısını sürekli kırılgan bir durumda bıraktığını söyledi. Caca ayrıca, yıllardır devam eden siyasi ve güvenlik krizlerinin genç nesiller üzerinde ağır bir baskı oluşturduğunu belirtti. Eğitimli gençlerin dahi iş fırsatı bulmakta zorlandığını ve normal bir yaşam kurma umudunu kaybetmeye başladığını ifade eden Caca, mevcut koşulların gençlerin geleceğe dair beklentilerini tükettiğini dile getirdi.

Devletin meşruiyeti ve birden fazla otoritenin yokluğu

Caca, devlet kurumlarının meşruiyetinin, kaos ortamı ya da çoklu otorite yapısından çok daha iyi olduğunu söyledi. Caca, hakkında eleştiriler bulunsa bile meşru bir sistemin en azından asgari düzeyde istikrar sağlayarak devleti yönetme kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.

Lübnan’daki temel sorunun, meşruiyet krizine kalıcı çözüm bulunamaması olduğunu belirten Caca, devletin tek karar ve egemenlik merkezi haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Farklı güç odaklarına açık bir ülke yapısının istikrarlı bir devlet oluşturamayacağını savunan Caca, bunun Lübnan’ı sürekli kriz ve çatışmalara açık halde bıraktığını söyledi.

Caca ayrıca, Lübnan’da güçlü bir devlet inşa etmenin cesaret ve fedakârlık gerektirdiğini ifade etti. Lübnanlılara dışarıdan hazır bir devlet sunulmayacağını belirten Caca, ülkenin geleceğinin ancak Lübnanlıların kendi iradesiyle şekillenebileceğini kaydetti. Hâlâ bir fırsat bulunduğunu söyleyen Caca, bunun değerlendirilmesi ve sonuna kadar sürdürülmesi gerektiğini belirterek, yalnızca kriz yönetimiyle yetinmenin ya da dış müdahalelerden çözüm beklemenin yeterli olmayacağını ifade etti.

İç savaş tehlikesi yok

Caca, Lübnan’daki iç durum ve ülkeye dayatılan savaşın yol açtığı bölünmelere ilişkin değerlendirmesinde, ülkede ortak bir tutum bulunmadığını ve gerilimin zaman zaman iç savaş dönemine dair anıları yeniden gündeme getirdiğini söyledi. Buna rağmen Caca, Lübnan’da bir iç savaş tehlikesine dair somut işaretler görmediğini belirtti. Hizbullah ile ilgili farklı hesaplar olsa da Caca, bugün daha önemli olan unsurun devlet kurumlarının ve ‘derin devlet’ olarak tanımladığı yapıların, iç gerilimleri kontrol altına almak için hızlı şekilde devreye girmesi olduğunu söyledi. Caca, Beyrut’un güney banliyösünde bir savaşçının cenazesi sırasında yaşanan silahlı olayları hatırlatarak, güvenlik birimlerinin müdahalesi ve olayın kontrol altına alınmasını, kaosa sürüklenmenin engellenmesi açısından önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. Devletin Lübnan topraklarının tamamında henüz tam otorite kuramadığını kabul eden Caca, buna rağmen sürecin iç çatışmaya dönüşmesine izin verilmeyeceğini düşündüğünü ifade etti. Caca, devletin olası her türlü gerginlikte devreye girerek mezhep çatışmasına ya da iç savaşa yol açabilecek gelişmeleri engelleyeceğini belirtti.


Suriye: "Dera suçlusu" Atıf Necib'in davası yarın devam edecek

Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)
Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)
TT

Suriye: "Dera suçlusu" Atıf Necib'in davası yarın devam edecek

Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)
Suriye rejiminde eski bir yetkili olan Tuğgeneral Atıf Necib, pazar günü Şam'daki Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının ilk oturumunda (EPA)

Eski Suriye rejimi döneminde işlenen ağır ihlaller nedeniyle adaletin sağlanması, hesap verebilirliğin tesisi ve cezasızlığın önlenmesi süreci kapsamında, eski güvenlik yetkilisi ve “Dera’nın suçlusu” olarak anılan Atıf Necib’in yargılaması yarın (Pazar) yeniden başlayacak. Savcılık heyeti, Necib’i suçlayan “çok sayıda delile” sahip olduklarını belirtti.

Yarınki duruşmanın, devrik lider Beşşar Esed’in akrabası olan Necib’in sorgulanmasına ayrılacağı ifade edildi. Necib, 2011 yılında halk protestolarının başladığı Dera’da Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yürütmüş, kentteki geniş çaplı baskı ve tutuklama kampanyalarının sorumlularından biri olarak gösteriliyor.

Duruşmanın Şam Adalet Sarayı’nda yapılacağı, çok sayıda medya kuruluşunun yanı sıra, devrimin ilk dönemlerinde can kayıpları veren bölgelerden biri olan Dera’dan çok sayıda davacının da katılım göstermesinin beklendiği ifade edildi. Güneydeki Dera vilayetinde ve ülke genelinde halk arasında davaya ilişkin yoğun bir beklenti ve ilgi yaşanıyor.

Protestocular, 26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in yargılandığı gün pankartlar açtı (Reuters).Protestocular, 26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in yargılandığı gün pankartlar açtı (Reuters).

Dera’da gözaltına alınan çocuklardan biri konuştu

Genç Yusuf Süveydan, Şubat 2011’de Dera’da gözaltına alınan yaklaşık 20 çocuktan biri. Çocuklar, okul duvarlarına “Sıra sana geldi doktor” sloganı yazmakla suçlanmış; bu olay, 18 Mart 2011’de kentte başlayan protestoların fitilini ateşlemişti.

Süveydan, yaptığı açıklamada gözaltı sırasında ağır işkence gördüğünü ve gerçeğe aykırı ifadeler vermeye zorlandığını söyledi. Gerçeği söylemekte ısrar ettiği için babasının da gözaltına alındığınıı belirten Süveydan, ailesinin bugün hâlâ babasından haber alamadığını ifade etti.

Süveydan, “Atıf Necib bir savaş suçlusudur. Onu idam sehpasında görmekten başka hiçbir şey içimi soğutmaz. Dera halkının çoğu da bunu istiyor. Çocukların parmaklarına demir çekiçlerle vurup ezdiler; bunun izleri bugün hâlâ ellerinde duruyor” dedi.

Onlarca kişisel davacı

Davada görev yapan ve beş avukattan oluşan savunma komitesinin üyelerinden Avukat Neha el-Mısri, şu ana kadar yaklaşık 46 kişinin şahsi davacı olarak dosyaya katıldığını söyledi. Mısri’nin kardeşinin de devrimin ilk dönemlerinde hayatını kaybettiği belirtildi.

Mısri, davanın ceza mahkemesine taşınmasının ardından mağdur ailelerinin, çocukları ve yakınları adına bireysel dava açmaya başladığını ifade ederek, halk arasında suç işleyenlerin hesap vereceğine ve cezasızlığın sona ereceğine dair umut oluştuğunu söyledi.

Komitede Mısri’nin yanı sıra Avukat Meram Ebazid, Dera Barosu Başkanı Fadl eş-Şevamire ile avukatlar Süleyman el-Karfan ve Adnan el-Mesalime yer alıyor.

26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in ilk duruşması sırasında mahkeme salonunda bulunan Suriyeliler (AP)26 Nisan 2026'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda Atıf Necib'in ilk duruşması sırasında mahkeme salonunda bulunan Suriyeliler (AP)

Necib’i suçlayan çok sayıda delil var

Mısri, Necib aleyhindeki delillerin olaylara tanıklık eden kişilerin ifadeleri, polis tutanakları, medya kayıtları ve sosyal medya içeriklerinden toplandığını söyledi.

Olayların başlangıcında bazı kişilerin resmi polis tutanakları düzenlediğini belirten Mısri, bu belgelerin dava dosyasına eklendiğini, ayrıca uluslararası medya kuruluşlarında yayımlanan görüntü ve tanıklıkların da dosyaya dahil edildiğini kaydetti.

Komitenin ayrıca, olaylar sırasında bölgede görev yapan bazı güvenlik mensuplarının ifadelerine ulaştığını aktaran Mısri, bu kişilerin silahsız sivillere ateş açıldığını doğruladığını belirtti.

26 Nisan 2026'da Atıf Necib'in yargılamasında, Hamza el-Hatib'in ve 2011'de Dara'da ölen başka bir çocuğun fotoğrafı gösterildi (SANA)26 Nisan 2026'da Atıf Necib'in yargılamasında, Hamza el-Hatib'in ve 2011'de Dara'da ölen başka bir çocuğun fotoğrafı gösterildi (SANA)

Dava dosyasındaki başlıca olaylar

Mısri’ye göre dava dosyasında, okul duvarlarına yazı yazdığı gerekçesiyle çocukların tutuklanması ile “kulübe” olarak adlandırılan prefabrik güvenlik noktalarının yakılması olayları da yer alıyor. Bu gelişmelerin ardından 18 Mart 2011’de protestolar başlamış, Mahmud Cevabra ve Hüsam Ayyaş adlı iki genç hayatını kaybetmişti. Aileleri şahsi davacı olarak dosyaya katıldı.

Dosyada ayrıca, 22-23 Mart gecesi El-Ömeri Camii’ne düzenlenen baskında yaklaşık dokuz kişinin öldürüldüğü “El-Ömeri Camii Katliamı” ile cenaze törenlerinde açılan ateş sonucu yaşanan ölümler de bulunuyor.

Bunun yanı sıra yaklaşık 30 kişinin hayatını kaybettiği “Akaryakıt İstasyonu Katliamı”, 25 Nisan 2011’de Dera el-Beled mahallesine yönelik operasyon sırasında yaşanan ihlaller ve Ebazid ailesine yönelik saldırılar da dava kapsamında ele alınıyor. Söz konusu saldırılar, ülkedeki ilk toplu mezar vakalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Suriye'nin güneyindeki Dara vilayetinin eski siyasi güvenlik başkanı Atıf Necib, 26 Nisan'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda görülen davasının ilk oturumunda (AFP)Suriye'nin güneyindeki Dara vilayetinin eski siyasi güvenlik başkanı Atıf Necib, 26 Nisan'da Şam'daki Adalet Sarayı'nda görülen davasının ilk oturumunda (AFP)

Dera’daki fiili yönetici oydu

Mısri, “Şu anda tutuklu bulunan kişi Atıf Necib’dir ve tüm savunmalarımız onun mahkûm edilmesine yöneliktir. Herkes biliyor ki, Dera’daki fiili yönetici oydu ve kentteki tüm güvenlik birimlerine emir veren kişiydi. Olayları ilk tırmandıran isim de kendisidir ve buna dair çok sayıda delil mevcut” dedi.

Davalarının yalnızca Necib’e değil, Mart 2011’de Dera’da suç işlediği belirtilen tüm güvenlik kurumlarına karşı açıldığını vurgulayan Mısri, yarınki oturumun yalnızca sanığın sorgusuna ayrıldığını, sorgu sürecinin birden fazla duruşma sürebileceğini söyledi.

Sorgu aşamasının ardından savcılık heyetinin iddianamesini, delillerini ve tanıklarını mahkemeye sunacağı belirtildi.

İlk duruşma 25 Nisan’da yapılmıştı

25 Nisan’da, devrik lider Beşşar Esed, kardeşi Mahir Esed ve eski rejimin önde gelen isimleri hakkında ilk gıyabi duruşma gerçekleştirilmişti. Duruşmaya katılan isimlerden biri olan Necib, mahkeme salonuna kelepçeli olarak getirildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hâkim, söz konusu oturumda Necib’i sorgulamamış, duruşmanın yalnızca “idari ve hukuki hazırlık işlemlerine” ayrıldığını açıklamıştı. İkinci duruşmanın ise 10 Mayıs’ta yapılacağı duyurulmuştu.

Esed, muhalif grupların Aralık 2024’te Şam’a ulaşmasının ardından Rusya’ya kaçtı. Yeni Suriye yönetimi, Esed döneminde işlenen ihlaller konusunda adaletin sağlanması ve sorumluların yargılanması yönünde taahhütte bulunurken, aktivistler ve uluslararası toplum da savaşın parçaladığı ülkede geçiş dönemi adaletinin önemine dikkat çekiyor.


Irak Silahsızlanma Komitesi

Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)
Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)
TT

Irak Silahsızlanma Komitesi

Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)
Haşdi Şabi Güçleri tugaylarından birine ait devriye (Örgütün internet sitesinden)

Irak’ta Başbakan adayı Ali Zeydi, görevi devretmeye hazırlanan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri’den oluşan üst düzey bir komite, grupların silahsızlandırılmasına yönelik bir " uygulama planı" hazırlığını tamamlamak üzere. ABD’nin, milis yapıların yeni hükümetten ve devlet kademelerinden uzaklaştırılması yönündeki baskılarının arttığı bir dönemde hazırlanan planın, kısa süre içinde Washington’a sunulması bekleniyor.

Komite daha önce milis liderlerine "silahsızlanma konusunda fikirler" sundu, ancak bilgi sahibi kaynaklara göre bazı toplantılar “pek de sakin geçmedi”.

Plan, Halk Seferberlik Güçleri'nin (Haşdi Şabi), ağır ve orta silahlarından arındırılmasını ve yeniden yapılandırılmasını, ayrıca istihbarat servisi de dahil olmak üzere hassas güvenlik kurumlarında beklenen değişiklikleri içeriyor.

Ancak siyasi kaynaklar Şarku’l Avsat’a, hükümetin planı uygulama yeteneği konusunda şüphelerini dile getirerek, bunun bir oyalama taktiği olabileceğini öne sürdüler. Bu arada, Ketaib Hizbullah ve Nuceba Hareketi gibi üzere önde gelen gruplar, "bedeli ne olursa olsun" silah teslim etmeyeceklerini açıklayarak, hükümetin planını reddettiklerini açıkladılar.