Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Cezayir’de kabine değişikliği: İçişleri Bakanlığı’na İbrahim Murad atandı

Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)
Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)
TT

Cezayir’de kabine değişikliği: İçişleri Bakanlığı’na İbrahim Murad atandı

Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)
Cezayir Devlet Başkanı Abdelmecid Tebbun (DPA)

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun, dün gerçekleştirdiği kabine revizyonu kapsamında İbrahim Murad’ı Devlet Bakanı ve İçişleri ile Yerel Yönetimler Bakanı olarak atadı. Murad, bu görevi Said Sayud’dan devraldı.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, daha önce hem İçişleri hem de Ulaştırma bakanlıklarını bünyesinde yürüten Said Sayud’un ise yeni kabinede Ulaştırma Bakanı olarak görev yapacağı belirtildi.

İlgili kararlar kapsamında Cumhurbaşkanı Tebbun, Dışişleri Bakanlığı eski Genel Sekreteri Lunas Magraman’ı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevine getirdi. Magraman, geçen hafta hayatını kaybeden Bualem Bualem’in yerine atandı.


Sudanlı siyasi güçler, savaşı sona erdirmenin yollarını Beşli Mekanizma ile görüşüyor

Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)
Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)
TT

Sudanlı siyasi güçler, savaşı sona erdirmenin yollarını Beşli Mekanizma ile görüşüyor

Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)
Hartum’da bir yardım mutfağından yemek alabilmek için kap tutan Sudanlı bir çocuk, 23 Eylül (AP)

Addis Ababa’da, “İlkeler Bildirisi” çatısı altında bir araya gelen Sudanlı siyasi ve sivil güçlerden oluşan heyet, Beşli Mekanizma ile Sudan’daki savaşı sona erdirmenin ve insani krizi çözmenin yollarını görüştü.

Söz konusu güçler, yaptıkları yazılı açıklamada, Afrika Birliği, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Arap Birliği ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesinden (IGAD) oluşan Beşli Mekanizma ile pazartesi günü gerçekleştirilen toplantıda, Sudanlıların öncülüğünde yürütülecek bir barış sürecine yönelik somut adımların ele alındığını bildirdi. Sürecin, kalıcı ateşkese ve sivil demokratik geçişe zemin hazırlayacak bir insani ateşkesle başlaması öngörülüyor.

Savaşa karşı çıkan sivil ve siyasi bir ittifak olan güçler, açıklamalarında “koşulsuz ve derhâl insani ateşkes” sağlanmasının öncelikli olduğunu vurguladı. Açıklamada ayrıca sivillerin korunması ve insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının güvence altına alınması çağrısında bulunuldu. Bu adımların barış sürecinin başlatılmasına zemin hazırlayacağı ifade edildi.

Sudanlı güçler, uluslararası Beşli Mekanizma’ya üç eş zamanlı eksen üzerinde ilerleyecek kapsamlı bir barış süreci önerisi sundu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu eksenlerin başında savaşın yol açtığı insani krize müdahale ve ateşkesin sağlanması geliyor. Üçüncü ekseni ise krizin kök nedenlerini ele alacak, adil ve kapsayıcı bir barışın önünü açacak ve sürdürülebilir sivil demokratik geçişi mümkün kılacak siyasi diyalog oluşturuyor.

Öneride, bölgesel ve uluslararası arabuluculuk girişimlerinin birleştirilmesi ve koordineli baskı mekanizmalarıyla desteklenmesi çağrısı da yer aldı. Bu kapsamda silah ambargosunun Sudan’ın tamamını kapsayacak şekilde genişletilmesi, savaşın finansman kaynaklarının kurutulması, ağır ihlallerden sorumlu olanların ve barışı engelleyenlerin hesap vermesinin sağlanması öngörülüyor.

Addis Ababa’daki toplantıya katılanlar, “Dörtlü Mekanizma”, Beşli Mekanizma ve troyka ülkelerini kapsayan ortak bir çatı oluşturulmasının önemini vurguladı.

Açıklamada ayrıca bütün Sudanlı sivil güçlerin, herhangi bir tarafın sürece hâkim olmasını önleyecek adil ölçütler doğrultusunda barış sürecinin tasarımına ve yönetimine katılması gerektiği belirtildi. Eski iktidar partisi Ulusal Kongre Partisi’nin ve örgütsel uzantılarının ise gelecekteki siyasi sürece katılımının dışlanması gerektiği ifade edildi.

Açıklamaya göre, İlkeler Bildirisi’ni destekleyen güçler, barış sürecinin, barışı engelleyen savaş taraflarına yönelik daha sıkı baskı önlemlerinin uygulanmasıyla ilişkilendirilmesi gerektiğini de vurguladı. Çatışmayı körükleyen her türlü dış desteğin durdurulması, savaşın finansman kaynaklarının kurutulması ve ağır ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi çağrısı yinelendi.

Sudan’ın toprak bütünlüğünün ve halkının birliğinin korunması gerektiğine dikkat çeken güçler, bölgesel ve uluslararası girişimlerin Sudanlılarla birlikte hareket ederek krize barışçıl bir çözüm bulması çağrısını yineledi. Açıklamada, diplomatik çabaların kan dökülmesini durduracak ve Sudan halkının çektiği acıları hafifletecek somut adımlara dönüştürülmesi gerektiği kaydedildi.

Sudanlı İlkeler Bildirisi güçleri daha önce de krizin askerî bir çözümü olmadığı yönünde ortak bir belge üzerinde uzlaşmıştı. Belge, savaşa karşı çıkan güçlerin geniş katılımıyla, tamamen Sudanlıların sahipliğinde yürütülecek bir siyasi süreç çağrısında bulunarak kalıcı çözümlere ulaşma olasılığının güçlendirilmesini hedefliyor.

İlkeler Bildirisi’ni destekleyen güçler arasında, eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı, Ulusal Ümmet Partisi, Federal Birlikçi Topluluk, Sudan Kongre Partisi, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Devrimci Akım, Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi, Arap Sosyalist Baas Partisi ve çok sayıda bağımsız ulusal isim bulunuyor.


Suriye’de Müslüman Kardeşler’in suç olmaktan çıkarılmasına yönelik girişim, örgütün siyasi hayata dönüşü tartışmasını yeniden gündeme getirdi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)
TT

Suriye’de Müslüman Kardeşler’in suç olmaktan çıkarılmasına yönelik girişim, örgütün siyasi hayata dönüşü tartışmasını yeniden gündeme getirdi

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı bakanlar, Şam’da düzenlenen askerî geçit törenini izliyor (Suriye Savunma Bakanlığı)

Suriye Halk Meclisi üyeleri, Müslüman Kardeşler’e üyeliği suç sayan ve idam cezası öngören 1980 tarihli 49 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılmasını öngören bir teklif sunmak için gerekli imzaları toplamaya başladı. Bu gelişme, örgütün onlarca yıllık yasaklılığın ardından siyasi hayata dönme isteğine ilişkin açıklamalarıyla eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

İki gelişmenin eş zamanlı yaşanması, geçiş yönetiminin Müslüman Kardeşler’in dönüşüne nasıl yaklaşacağı ve mevcut dönemde siyasi parti faaliyetlerine hangi sınırlar içinde izin vereceği sorularını gündeme getirdi.

Halk Meclisi Anayasa ve Yasama İşleri Komisyonu Başkanı Abdunnasır Havşan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, teklifin henüz milletvekillerinden imza toplama aşamasında olduğunu ve meclise sunulmadığını belirtti. Havşan, iç tüzüğün ilk aşamada 17 milletvekilinin desteğini şart koştuğunu, ardından taslağın hazırlanarak meclise sunulacağını ve ilgili komisyona havale edileceğini söyledi.

49 sayılı Kanun’un mirası

Bazı medya kuruluşlarında, teklifin bu ayın ortasında yapılması beklenen bir sonraki oturumda ele alınabileceğine ilişkin haberler yayımlandı. Ancak Havşan’ın açıklamaları, teklifin gündeme alınması için gerekli işlemlerin henüz tamamlanmadığını gösteriyor.

1980 yılının temmuz ayında, eski Cumhurbaşkanı Hafız Esed döneminde çıkarılan 49 sayılı Kanun’un ilk maddesi, Müslüman Kardeşler örgütüne üye olan herkesi suçlu sayıyor ve idam cezası öngörüyordu. Kanun, eski rejim ile üyeleri ve destekçileri onlarca yıl boyunca tutuklama ve kovuşturmalara maruz kalan örgüt arasındaki mücadelenin başlıca araçlarından biri oldu.

Tedmur Hapishanesi’nin duvarında Hafız Esed döneminden kalan sloganlar görülüyor (Sosyal medya).
Tedmur Hapishanesi’nin duvarında Hafız Esed döneminden kalan sloganlar görülüyor (Sosyal medya).

İslami örgütler ve hareketler üzerine araştırmalar yapan Hüsam Cezmeti, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, eski rejim dönemindeki ihlallerle ilişkilendirilmesi nedeniyle kanunun yürürlükten kaldırılması teklifinin meclis içinde ve dışında geniş destek bulabileceğini ifade etti.

Cezmeti, hedef aldığı kesimden bağımsız olarak bu “olağan dışı” kanunun kaldırılmasının önemli olduğunu belirterek, kanunu “Esed rejiminin devlet terörünün unsurlarından biri” olarak nitelendirdi. Güvenlik birimlerinin, yalnızca Müslüman Kardeşler’e üye olduklarından şüphelenilen kişileri takip etmek için dahi bu kanunu kullandığını söyledi.

Kanunun, özellikle muhafazakâr ve dindar çevrelerde Suriye toplumunda derin bir korku yarattığını belirten Cezmeti, mağdurlara duyulan empatinin, örgütü siyasi açıdan desteklemeyen kesimlerde bile kanunun kaldırılmasına yönelik desteğin temelini oluşturabileceğini belitti.

Bununla birlikte, söz konusu düzenlemenin hukuki durumu da yeni soruları beraberinde getiriyor. Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından 29 Ocak 2025’te düzenlenen “Zafer Konferansı”nın bildirisinde, bütün olağanüstü kanunların uygulanmasının durdurulması kararlaştırılmıştı. Ancak bu kararın 49 sayılı Kanun’u kapsayıp kapsamadığı ve olağanüstü kanunların uygulanması zaten durdurulmuşken ayrıca yürürlükten kaldırma işlemi gerekip gerekmediği netlik kazanmadı.

Konferans bildirisinde ayrıca Baas Partisi’nin, İlerici Ulusal Cephe partilerinin ve bunlara bağlı kuruluşların feshedilmesi, yeniden kurulmalarının yasaklanması, askerî grupların ve siyasi-sivil devrimci yapıların dağıtılarak devlet kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

Bununla birlikte bildiri, istisnasız bütün siyasi partilerin feshedilmesini öngörmüyordu. Bu durum, geçiş döneminde siyasi faaliyetlerin hangi hukuki çerçevede yürütüleceğine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Geçiş yönetiminin tutumu test ediliyor

İslami hareketler uzmanı Abdurrahman el-Hac, kanunun yürürlükten kaldırılması teklifinin Halk Meclisi gündemine taşınmasını, “geçiş yönetiminin siyasi iradesi için bir sınav” olarak değerlendirdi.

El-Hac, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, teklifin görüşülmesinin belirsiz bir tarihe ertelenmesinin, yönetimin örgütün siyasi faaliyetlere dönmesini kolaylaştırmak veya gelecek dönemde etkin bir siyasi aktör olmasına izin vermek istemediği şeklinde yorumlanabileceğini ifade etti.

El-Hac, kanunun anayasal bildiride açıkça yürürlükten kaldırılmadan bırakılmasının ve kararın Halk Meclisine havale edilmesinin, örgüt üzerindeki baskıyı artıran bir unsur olarak algılanacağını belirtti. Ayrıca Müslüman Kardeşler’in kendisini feshetmesi yönünde farklı baskılarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti.

Suriye Müslüman Kardeşler Şura Meclisi, 27 Eylül 2026’da beşinci olağan toplantısını gerçekleştirmiş ve siyasi, güvenlik ve ekonomik gelişmelerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası konuları ele alan 16 maddelik bir bildiri yayımlamıştı.

Bildiride örgütün siyasi hayata katılma isteğini ortaya koyan, çoğulculuğu ve siyasi parti faaliyetlerinin düzenlenmesini savunan tutumlara yer verildi. Gözlemciler, bu açıklamaları örgütün ülke içindeki siyasi faaliyetlere dönmeye hazırlandığının işareti olarak yorumladı.

Suriye Halk Meclisinin bir oturumu (Arşiv – Meclisin Facebook hesabı)
Suriye Halk Meclisinin bir oturumu (Arşiv – Meclisin Facebook hesabı)

El-Hac’a göre bildirinin ikinci ve altıncı maddeleri, örgütün “partiler arası siyasi rekabete katılmak istediğine ve anayasal bildiride tanımlanan siyasi hayatın yeniden başlamasına hazırlandığına” işaret ediyor.

El-Hac, örgütün sistematik biçimde dışlandığını ve marjinalleştirildiğini düşündüğünü belirterek, geçiş sürecinin bu aşamaya ulaşmasının, hükümetin siyasi alanın düzenlenmesi için hukuki bir zemin oluşturmaya ne ölçüde istekli olduğunu sınamak amacıyla örgütü harekete geçirdiğini ifade etti. Bu adımın, üzerinde uzlaşılmış bir siyasi geçiş sürecinin önünü açabileceğini kaydetti.

Cezmeti ise siyasi hayatın yeniden canlanmasının yönetimin iradesine bağlı olduğunu savundu. Ona göre yönetim, en azından geçiş dönemi boyunca örgütlü siyasi partilerin varlığına sıcak bakmıyor.

Bununla birlikte Cezmeti, bu durumun Müslüman Kardeşler’in Suriye’de bir şekilde siyasi faaliyetlere geri dönmesini engellemeyeceğini düşünüyor. Ülkede geniş bir dini toplumsal tabanın bulunduğunu belirten Cezmeti, bu kesimin ister yeni siyasi partiler yasası çıkarılsın ister çıkarılmasın, farklı siyasi parti ve örgütlenmeler aracılığıyla kendisini ifade edebileceğini kaydetti.

Tarihsel mağduriyet ve azalan toplumsal destek

Cezmeti, Suriye toplumunun Esed yönetimi sırasında Müslüman Kardeşler’in maruz kaldığı baskılara yönelik tutumu ile örgütün bugün bir siyasi yapı olarak değerlendirilmesi arasında ayrım yapılması gerektiğini vurguladı.

Cezmeti, eski rejim döneminde yaşanan tutuklamalar, kovuşturmalar ve ihlallerin mağdurlarına yönelik geniş bir toplumsal empati bulunduğunu, uğranılan haksızlıkların giderilmesine destek verildiğini belirtti. Ancak bu empatinin, örgütün mevcut yapısıyla yeniden siyasi hayata dönmesinin mutlaka desteklendiği anlamına gelmediğini belirtti.

Cezmeti’ye göre Suriye devrimi yıllarında Müslüman Kardeşler’in performansına ilişkin değerlendirmeler daha olumsuz bir nitelik taşıyor. Bu durumun, örgütün muhalefet kurumlarına hâkim olmaya çalıştığı yönündeki suçlamalar, muhalefetin başarısızlıklarındaki sorumluluğuna ilişkin eleştiriler ve siyasi faaliyetlerle yardım çalışmalarının yönetimine yönelik itirazlarla bağlantılı olduğunu ifade etti.

Tedmur Hapishanesi’nde daha önce tutuklu bulunan kişiler, Haziran 2026’da hapishane önünde, çok sayıda Müslüman Kardeşler üyesi ile sol ve milliyetçi hareketlerden kişilerin tutuklandığı ve idam edildiği Hama Katliamı’nın yıl dönümünü anıyor (Sosyal medyada paylaşıldı – Facebook).
Tedmur Hapishanesi’nde daha önce tutuklu bulunan kişiler, Haziran 2026’da hapishane önünde, çok sayıda Müslüman Kardeşler üyesi ile sol ve milliyetçi hareketlerden kişilerin tutuklandığı ve idam edildiği Hama Katliamı’nın yıl dönümünü anıyor (Sosyal medyada paylaşıldı – Facebook).

Cezmeti, örgüte yönelik bu olumsuz yaklaşımın “bir dizi gerçeğin yanı sıra bazı abartılara da dayandığını” belirterek, eski rejimin mağdurlarına ve eski tutuklulara yönelik tutum ile mevcut siyasi örgüte yönelik tutumun birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı.

Örgütün, Suriye Ulusal Konseyi’nin kuruluşuna yönelik hazırlık toplantılarına devrimin ilk döneminde katılması, destekçilerinin bir bölümünde olumlu karşılanmıştı. Ancak daha sonra muhalefet kurumlarındaki performansına yönelik eleştiriler arttı.

Cezmeti, bu yıllar içinde Müslüman Kardeşler’in toplumsal desteğinin gerilediğini, buna karşılık başka İslamcı akımların, özellikle de mevcut Suriye yönetiminin lider kadrosunun çıktığı hareketin yükselişe geçtiğini savundu.

Örgütün dönüşü diğer hareketleri teşvik eder mi?

Müslüman Kardeşler’in siyasi sahneye dönme yönündeki açıklamaları, Suriye’de siyasi parti faaliyetlerinin düzenlenmesini bekleyen diğer İslamcı örgütler ve farklı siyasi çevreler üzerindeki olası etkisine ilişkin soruları da gündeme getiriyor.

El-Hac, örgütün dönüşünün diğer İslamcı hareketleri harekete geçirmesi ihtimalini “mümkün ancak zayıf” bir senaryo olarak değerlendiriyor. Ona göre Müslüman Kardeşler’in siyasi ağırlığı yalnızca İslamcı ideolojisine değil, örgütsel ve siyasi geçmişine dayanıyor. Bu ideolojik alanda, Heyet Tahrir eş-Şam’ın ortaya çıktığı hareket de dâhil olmak üzere başka akımlar da rekabet ediyor.

El-Hac, örgütün geçiş sürecinin gidişatından memnun olmayan ve kendisiyle ideolojik ortaklık taşıyan bazı kesimleri bünyesine çekebileceğini düşünüyor. Bununla birlikte, Müslüman Kardeşler’in dönüşünün İslamcı olmayan örgütleri siyasi katılıma hazırlanmaya daha fazla teşvik edebileceğini belirtiyor.

Ancak geçiş döneminin nasıl şekilleneceği henüz net olmadığı için böyle bir adımın sonuçlarını öngörmenin güç olduğunu da vurguluyor.

49 sayılı Kanun’un kaldırılmasına ilişkin teklif henüz ilk aşamadayken ve siyasi parti faaliyetlerinin hangi çerçevede düzenleneceği belirsizliğini korurken, Müslüman Kardeşler’in siyasi faaliyetlere dönüşü yalnızca örgütün geleceğini değil, Suriye geçiş yönetiminin izin vereceği siyasi çoğulculuğun sınırlarını da test eden bir mesele olarak öne çıkıyor.