Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Hizbullah, “Lübnan’ın Dostları”na karşı mücadele başlattı

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)
TT

Hizbullah, “Lübnan’ın Dostları”na karşı mücadele başlattı

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)

Hizbullah, “Lübnan’ın Dostları” ile siyasi bir mücadele başlattı. Bu gelişme, ABD, Birleşik Krallık, Japonya, Kanada ve Avustralya büyükelçiliklerinin ortak bir bildiri yayımlamasının ardından yaşandı. Söz konusu bildiride, silahların devletin tekelinde toplanması ve Hizbullah’a ait patlayıcı sevkiyatında rol alan kişileri konu alan adli sürece siyasi müdahalede bulunulmaması gerektiği vurgulandı.

Hizbullah Milletvekili Ali Ammar, söz konusu bildirinin “Lübnan’ın iç işlerinin en hassas ayrıntılarına pervasızca müdahale etme cüretini gösterdiğini, ülkenin egemenliğini, yargısının bağımsızlığını ve diplomatik teamülleri hiçe sayan son derece seviyesiz ve küstahça bir yaklaşım sergilediğini” söyledi. Ammar, “Lübnan’ın Dostları”nı bölünmeleri körüklemek ve fitne çıkarmakla suçladı.

Öte yandan İsrail, Lübnan’ın güneyinde dikkat çekici bir askerî hareketliliğe yeniden başladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre  bu kapsamda “Sarı Hat”ın çevresinde sınırlı kara harekâtları düzenleyen İsrail güçleri, yıkıma uğramış bölgelerde ve bu bölgelerin çevresinde patlatmalar gerçekleştirdi, hava saldırıları düzenledi ve yoğun topçu ateşi açtı.


Irak, İran'a yönelik olası saldırılara karşı önlem olarak olağanüstü hâl tedbirlerini devreye soktu

Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)
Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)
TT

Irak, İran'a yönelik olası saldırılara karşı önlem olarak olağanüstü hâl tedbirlerini devreye soktu

Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)
Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran'a yönelik olası ABD saldırılarının yakın olduğuna dair işaretler üzerine hedef listelerini güncelleyen silahlı grupların gerçekleştirebileceği ihlallere karşı ordu komutanlarına derhal müdahale etme yetkisi verdi.

Yetkililer, Şarku'l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Silahlı Kuvvetler Başkomutanı, sınır kentlerinde sıkı denetim uygulanması ve sahadaki takibin yoğunlaştırılması talimatını verdi. Bu kapsamda, olağan dışı bütün hareketlilikler 24 saat esasına göre güncellenen değerlendirmelerle izlenecek” ifadelerini kullandı.

Alınan önlemler kapsamında, kuzeyde Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki Süleymaniye kentinden güneyde Kuveyt ve İran sınırlarına yakın Basra'ya kadar İran sınırının gözetim altına alınması ve Suriye sınırına da asker konuşlandırılması yer alıyor.


Husilerin Taiz'e gerçekleştirdiği balistik füze saldırısında çok sayıda sivil öldü ve yaraladı

Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun bütün hedeflerine ulaşma yolunda kararlılıkla ilerlediğini vurguladı (SABA)
Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun bütün hedeflerine ulaşma yolunda kararlılıkla ilerlediğini vurguladı (SABA)
TT

Husilerin Taiz'e gerçekleştirdiği balistik füze saldırısında çok sayıda sivil öldü ve yaraladı

Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun bütün hedeflerine ulaşma yolunda kararlılıkla ilerlediğini vurguladı (SABA)
Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun bütün hedeflerine ulaşma yolunda kararlılıkla ilerlediğini vurguladı (SABA)

"Yemen Şafağı” operasyonu ikinci ayına girerken, Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi operasyonların devlet kurumları yeniden tesis edilene kadar devam edeceğini açıkladı. Bu açıklamayla eş zamanlı olarak Birleşmiş Milletler Yemen Uzmanlar Paneli'nin raporu, Husilerin karmaşık dış tedarik ağlarından yararlanarak askerî kapasitelerini geliştirmeyi sürdürdüğünü ortaya koydu. Öte yandan Husilerin balistik füze saldırısı sonucu sivillerin hayatını kaybetmesi ve yaralanması, Yemen hükümeti tarafından “savaş suçu” olarak nitelendirildi.

Yemen'deki askerî çatışmalar yeni bir tırmanma aşamasına girdi. Hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar Taiz, Lahic, Marib ve Cevf vilayetlerinde genişlerken, sivillerin güvenliği ve Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımına yönelik endişeler de arttı.

Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, konsey tarafından perşembe günü yayımlanan açıklamada, askerî operasyonların ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar devam edeceğini belirtti. Bu hedeflerin başında Husilerin darbesinin sona erdirilmesi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve devlet otoritesinin Yemen topraklarının tamamında sağlanması geliyor.

Konsey, silahlı kuvvetlerin geçen 5 Ekim'den bu yana farklı cephelerde 40 binden fazla askerî hedefe yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi. Konseyin açıkladığı bilançoya göre operasyonlarda Husilerin yaklaşık 20 bin komutanı ve mensubu etkisiz hâle getirildi, 5 binden fazla askerî araç ve teçhizat imha edildi veya kullanılamaz duruma getirildi.

Yemen askerleri, Cevf vilayetindeki bir mevzide (AFP)
Yemen askerleri, Cevf vilayetindeki bir mevzide (AFP)

Konseyin açıklamasına göre bu rakamlar, operasyonların ilk ayındaki askerî faaliyetlerin boyutunu yansıtıyor. Birden fazla cephede çatışmalar sürerken hükümet, bazı askerî ve güvenlik birimlerinin komuta kademelerini yeniden düzenlemeye yönelik adımlar da atıyor.

Husiler, ülke içinde ve dışında sivilleri ve sivil nitelikteki kritik tesisleri hedef alan saldırılarını sürdürürken, BM'ye ait bazı merkezleri askerî operasyonlarda kullanmakla da suçlanıyor. BM raporu ise grubun karmaşık dış tedarik ağlarından yararlanarak askerî kapasitesini geliştirmeye devam ettiğini ortaya koydu.

Yemen hükümetinin, Husilerin batı kıyısındaki Muha ilçesinde Birleşmiş Milletlere ait bir binayı askerî operasyon merkezi ve füze fırlatma platformu olarak kullandığı yönündeki açıklaması, insani yardım tesislerinin ve BM personelinin güvenliğine ilişkin yeni endişelere yol açtı.

Çok sayıda cephede çatışmalar

Yemen hükümet güçleri, ülkenin güneybatısındaki Taiz vilayetinde, Sabr el-Mevadim ilçesine bağlı Sarari ve Misrah ilçesindeki Sanemat bölgelerinde askerî mevzileri yeniden ele geçirdiklerini duyurdu. Halk direniş güçlerinin desteğiyle gerçekleştirilen saldırılara, Husilerin mevzilerini, toplanma noktalarını ve askerî araçlarını hedef alan hava saldırıları ve silahlı insansız hava aracı (SİHA) operasyonları eşlik etti.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre, dün şafak vakti savaş uçakları Hayfan ilçesi ve Turbet kentinin çevresindeki Husilere ait mevzileri, tahkimatları ve askerî araçları hedef alan bir dizi saldırı düzenledi. Kayıplara ilişkin resmî bir bilanço açıklanmadı.

Lahic vilayetinin çeşitli bölgelerinde de şiddetli çatışmalar yaşandı. Çatışmalar özellikle Mukatara ilçesine bağlı Zureyka cephesinde yoğunlaştı. Askerî kaynaklar, Husilerin beş mevziye yönelik kuşatıcı bir saldırı gerçekleştirdiğini, ancak direniş güçlerinin desteğini alan savunma birliklerinin bu mevzilerden ikisini yeniden ele geçirdiğini belirtti. Mudarebe ilçesi ve Babülmendeb'e hâkim Kahbub Dağları'nda ise çatışmaların sürdüğü bildirildi.

Askerî kaynaklardan aktarılan ilk saha verilerine göre Zureyka'daki çatışmalarda ortak güçlerden 11 kişi hayatını kaybetti, 23 kişi yaralandı. Husiler arasındaki kayıpların sayısı ise henüz belirlenemedi. Her iki tarafın bölgeye askerî takviye göndermesiyle çatışmalar devam etti.

Gerilim, Marib ve Cevf vilayetlerine de yayıldı. Hükümet güçleri, Cevf'in doğusundaki Duhayda yükseltileri ve Huveyşan Dağları'nda ilerleme kaydettiklerini, bazı mevzileri, tahkimatları ve silahları ele geçirdiklerini açıkladı. Operasyonların, Hazm kentine doğru ilerleyecek yolun açılmasını hedeflediği belirtildi.

Yemen ordusu ve direniş güçleri, Taiz'de Husilerin kontrolündeki bazı önemli mevzileri yeniden ele geçirdi (Getty Images).
Yemen ordusu ve direniş güçleri, Taiz'de Husilerin kontrolündeki bazı önemli mevzileri yeniden ele geçirdi (Getty Images).

Marib'de ise Rığvan ilçesine bağlı Halhalan Vadisi'nde çatışmalar sürdü. Hükümet güçleri, karşılıklı saldırıların ardından Husilerin kontrolündeki bazı mevzileri geri aldıklarını ve Mesam bölgesine doğru ilerlediklerini duyurdu. Çatışmalarda her iki taraftan ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

Husilerin füze ve hava saldırısı kapasitesindeki artışın bölge güvenliği ve deniz ulaşım güzergâhları üzerindeki olası etkilerine ilişkin endişeler de giderek büyüyor. Özellikle Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı'ndaki deniz trafiğine yönelik tehditler yakından takip ediliyor.

BM raporu Husilerin dış tedarik ağlarını ortaya koydu

Birleşmiş Milletler Yemen Uzmanlar Paneli'nin raporu, Husilerin karmaşık dış tedarik ağlarından ve çift kullanımlı ticari ve sivil bileşenlerden yararlanarak askerî kapasitelerini geliştirmeyi sürdürdüğünü ortaya koydu.

Raporda, insansız hava araçları (İHA) ve füzelerin üretiminde ve geliştirilmesinde kullanılan navigasyon sistemleri, bataryalar, motorlar ve elektronik kontrol cihazları gibi bileşenlerin bu tedarik ağları üzerinden temin edildiği belirtildi.

Rapora göre 2025 yılında askerî malzeme ve bileşenlerden oluşan bazı sevkiyatlara el konuldu. Ayrıca füze yakıtı ve patlayıcı üretiminde kullanılan amonyum perklorat ve sodyum nitrat gibi kimyasal maddelerin temin edilmesine yönelik girişimler tespit edildi.

BM uzmanları, bu tedarik faaliyetlerinin sürmesinin Husilerin uzun menzilli saldırı kapasitesini güçlendirdiği ve uluslararası deniz ulaşımı ile ticaret açısından tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

Vaziye'de bir başka katliam

Batı kıyısında Yemen hükümetinin, Husilerin Muha ilçesinde Birleşmiş Milletlere ait bir binayı askerî operasyon merkezi ve füze fırlatma platformu olarak kullandığı yönündeki açıklaması, insani yardım tesislerinin ve BM personelinin güvenliğine ilişkin yeni endişelere neden oldu.

Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP).
BM raporu, Husilerin karmaşık tedarik ağları üzerinden askerî kapasite edinmeyi sürdürdüğünü ortaya koydu (AFP).

Yemen Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, Husilerin askerî faaliyetlerini örtbas etmek amacıyla BM merkezlerinin hukuki dokunulmazlığından yararlandığını öne sürdü. Bakanlık, Birleşmiş Milletlerden iddiaları soruşturmasını ve silahlı unsurlar ile silahların söz konusu binadan çıkarılması için çalışma yürütmesini istedi. Ancak bu iddialar bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı.

Sahadaki bir başka gelişmede ise dün Taiz vilayetinin batısındaki Vaziye ilçesinde bulunan El-Hadara halk pazarının hedef alınması sonucu ölü ve yaralılar olduğu bildirildi.

Tanınmayan Husi yönetiminin Sağlık Bakanlığı, saldırıda 20 kişinin hayatını kaybettiğini, en az 15 kişinin yaralandığını açıkladı. Taiz'deki yerel yönetim ise saldırıdan Husileri sorumlu tuttu ve olayın koalisyon güçlerinin hava saldırılarından kaynaklandığı iddiasını reddetti. Yerel yönetim, operasyon merkezinden alınan bilgilere dayanarak o gün Vaziye ilçesinde savaş uçaklarının herhangi bir operasyon gerçekleştirmediğini bildirdi.

Yemen ordu sözcüsü Macid en-Nuzeyli, Husilerin pazarı balistik füzeyle hedef aldığını ve saldırıda onlarca kişinin hayatını kaybettiğini, çok sayıda kişinin yaralandığını söyledi. En-Nuzeyli, saldırıyı “savaş suçu” olarak nitelendirerek, Husilerin sahada kayıp verdikleri veya füze saldırılarında başarısız oldukları her seferinde sivilleri hedef aldığını öne sürdü.

Yemen ordu askerleri, Taiz'de Husilerin kenti kuşatma ve ele geçirme girişimlerine karşı koydu (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP).

En-Nuzeyli, Husileri bölge güvenliğini, seyrüsefer özgürlüğünü ve uluslararası ticaret yollarını tehlikeye atmakla suçladı. Uluslararası topluma grubu terör örgütü olarak sınıflandırma, finansman kaynaklarını kurutma ve silah tedarikini kesme çağrısında bulunan sözcü, hükümet güçlerinin “Yemen Şafağı” operasyonunu sürdüreceğini vurguladı.

Yerel yönetim de Husilerin balistik füzeler dahil gelişigüzel füze saldırılarının sivillerin hayatını tehlikeye attığı uyarısında bulundu. Açıklamada, pazar yerlerinin ve yerleşim alanlarının uluslararası insancıl hukuk kapsamında koruma altında olduğu hatırlatıldı.

Yetkililer, olayın bütün yönleriyle belgelenmesi, fiziksel delillerin korunması ve bağımsız teknik incelemeye tabi tutulması çağrısı yaptı. Ayrıca bölge sakinlerinden mühimmat parçalarının düştüğü alanlardan uzak durmaları, kalıntılara dokunmamaları veya bunları taşımamaları ve ilgili makamlara haber vermeleri istendi.

Yemen ordu askerleri, Taiz'de Husilerin kenti kuşatma ve ele geçirme girişimlerine direndi (AFP)
Yemen ordu askerleri, Taiz'de Husilerin kenti kuşatma ve ele geçirme girişimlerine direndi (AFP)

Yemen yönetimi, Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşlarına sivillerin hedef alınmasını kınama, soruşturma ve hesap verebilirlik çabalarını destekleme çağrısında bulundu.

Artan askerî operasyonlarla eş zamanlı olarak, bazı askerî ve güvenlik makamlarında da değişikliklere gidildi. Cumhurbaşkanı Reşad el-Alimi, Abin askerî bölgesine yeni bir komutan atanmasına ilişkin kararname yayımladı. İçişleri Bakanlığı da vilayetteki polis teşkilatının komuta kademesi ve birimlerinde 11 atama gerçekleştirdi.

Bu adımlar, cephelerdeki operasyonların genişlediği bir dönemde hükümetin askerî ve güvenlik kurumlarını yeniden yapılandırma girişimlerinin devamı olarak değerlendiriliyor.