Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Suriye İçişleri Bakanlığı, "rejimin kalıntıları" olarak nitelendirdiği 10 kişinin yakalandığını duyurdu

Şam'daki Suriye İçişleri Bakanlığı binası (SANA)
Şam'daki Suriye İçişleri Bakanlığı binası (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, "rejimin kalıntıları" olarak nitelendirdiği 10 kişinin yakalandığını duyurdu

Şam'daki Suriye İçişleri Bakanlığı binası (SANA)
Şam'daki Suriye İçişleri Bakanlığı binası (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada, son iki gün içinde düzenlenen ayrı güvenlik operasyonlarında eski Suriye rejiminin “kalıntıları” olarak nitelendirilen 10 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Suriye Haber Ajansı'na (SANA) dün konuşan bir İçişleri Bakanlığı kaynağı, son güvenlik operasyonlarının Dera, Halep ve İdlib vilayetlerinde yoğunlaştığını ve aranan çok sayıda kişinin yakalandığını belirtti.

Kaynak, gözaltına alınanlar arasında eski rejim döneminde Birinci Kolordu Komutanı ve Güney Bölgesi Güvenlik ve Askerî Komitesi Başkanı olarak görev yapan bir ismin bulunduğunu ifade etti. Ayrıca, Sednaya Hapishanesi'nde tutuklulara yönelik ihlallere karıştığı belirtilen eski bir gardiyan ile Cumhuriyet Muhafızları'nda görev yapmış eski bir subayın da operasyonlar kapsamında yakalandığı kaydedildi.

Söz konusu operasyonların, eski rejim mensuplarının takibine yönelik yürütülen operasyon çerçevesinde gerçekleştirildiği belirtildi.

Bakanlık, bu operasyonların eski rejim döneminde Suriye halkına karşı suç ve hak ihlallerine karıştığı iddia edilen yetkililerin takip edilmesi ve hesap vermesini sağlama amacı taşıdığını vurguladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, cezasızlığın önlenmesi, geçiş dönemi adaletinin sağlanması ve mağdurlar ile ailelerinin haklarının güvence altına alınmasının hedeflendiği ifade edildi.


Yunan Ortodoks Patrikhanesi, İsrail'in Doğu Kudüs'teki topraklarının bir bölümüne el koymasını kınadı

İsrail makamları, geçen mayıs ayında Doğu Kudüs'teki Silvan Mahallesi'nde bir Filistinlinin evini yıktı (AP)
İsrail makamları, geçen mayıs ayında Doğu Kudüs'teki Silvan Mahallesi'nde bir Filistinlinin evini yıktı (AP)
TT

Yunan Ortodoks Patrikhanesi, İsrail'in Doğu Kudüs'teki topraklarının bir bölümüne el koymasını kınadı

İsrail makamları, geçen mayıs ayında Doğu Kudüs'teki Silvan Mahallesi'nde bir Filistinlinin evini yıktı (AP)
İsrail makamları, geçen mayıs ayında Doğu Kudüs'teki Silvan Mahallesi'nde bir Filistinlinin evini yıktı (AP)

Rum Ortodoks Patrikhanesi yaptığı açıklamada, İsrail'in pazartesi günü Kudüs'ün doğu kesiminde patrikhaneye ait bir araziye yönelik gerçekleştirdiği girişimi “hukuka aykırı ve gayrimeşru bir el koyma” olarak nitelendirerek protesto etti.

Patrikhaneden dün yapılan açıklamada, “15 Haziran 2026 tarihinde Silvan'daki arazimize yapılan baskın, temsilcimizin zorla çıkarılması, ekipmanlarına el konulması, ağaçların sökülmesi, alanın çitler ve kapılarla çevrilmesi, Kudüs'ün kalbindeki kilise mülkiyetine yönelik yasa dışı ve gayrimeşru bir el koyma girişiminin somut göstergesidir” denildi.

Filistinli bir kız çocuğu, Doğu Kudüs'ün Silvan mahallesinde İsrail yetkilileri tarafından yıkılan bir evin kalıntılarına pencereden bakıyor (AP)Filistinli bir kız çocuğu, Doğu Kudüs'ün Silvan mahallesinde İsrail yetkilileri tarafından yıkılan bir evin kalıntılarına pencereden bakıyor (AP)

Patrikhane, Silvan'da yaşananların, “Kutsal Topraklar'daki Hristiyan varlığını zayıflatmayı hedefleyen artan saldırıların devamı” olduğunu savundu.

Aynı olaya ilişkin açıklama yapan Kudüs Belediye Başkan Yardımcısı Aryeh King ise Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, belediyenin İsrail polisi eşliğinde pazartesi günü söz konusu araziyi izinsiz işgal ettiği iddia edilen bir kişiyi tahliye etmek amacıyla harekete geçtiğini belirtti.

King, “Çok yakında restorasyon çalışmaları başlayacak ve tamamlandığında alan, Davud Şehri Ulusal Parkı'nın bir parçası olarak halka açılacak” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre King ajansa yaptığı açıklamada, arazinin belediyeye ait bir yol projesi için tahsis edildiğini söyleyerek, Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin arazi üzerindeki tutumundan haberdar olmadığını ifade etti.

Filistinli bir adam, Doğu Kudüs'ün Silvan mahallesinde İsrail yetkilileri tarafından yıkılan evlerden molozların bir ekskavatörün tarafından kaldırılmasını izliyor (AP)Filistinli bir adam, Doğu Kudüs'ün Silvan mahallesinde İsrail yetkilileri tarafından yıkılan evlerden molozların bir ekskavatörün tarafından kaldırılmasını izliyor (AP)

Silvan beldesi, Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa'nın güneyinde ve Eski Şehir surlarının güney hattı boyunca uzanıyor.

Öte yandan, İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) çarşamba günü yayımladığı açıklamada, İsrail'in Gazze'deki savaş ve İran ile yaşanan karşılıklı saldırıları gerekçe göstererek işgal altındaki Doğu Kudüs'ün Silvan Mahallesi'nde Filistinlilere ait evlerin yıkımını ve zorla yerinden edilmeleri hızlandırdığını ileri sürdü.

Doğu Kudüs'teki Silvan mahallesinin 19 Mayıs 2026 tarihli fotoğrafı (AP)Doğu Kudüs'teki Silvan mahallesinin 19 Mayıs 2026 tarihli fotoğrafı (AP)

Örgüt, “Bu bir savaş suçudur ve dünya hükümetleri buna karşı somut ve acil adımlar atmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kudüs Belediyesi, Silvan'da İsrail yasalarına aykırı şekilde inşa edildiği gerekçesiyle onlarca Filistin evini yıktı.

Yıkımların, eski Kudüs'ün özgün yerleşim alanı olduğuna inanılan “Davud Şehri” arkeolojik ve turistik projesinin genişletilmesi amacıyla gerçekleştirildiği belirtiliyor.

Ayrıca yıkımların, yerleşimci kuruluş Elad tarafından yönetilen Davud Şehri ziyaretçilerine hizmet verecek “Kral Bahçesi” projesine alan açmak için yapıldığı ifade ediliyor.

Silvan, İsrail'in 1967 yılında işgal ettiği ve daha sonra ilhak ettiği Doğu Kudüs'ün bir parçası konumunda bulunuyor. Ancak bu ilhak uluslararası toplum tarafından tanınmamaktadır.


Lübnan'ın güneyinde çıkan çatışmalarda bir İsrail askeri öldü, yedi asker ise yaralandı

İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)
İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)
TT

Lübnan'ın güneyinde çıkan çatışmalarda bir İsrail askeri öldü, yedi asker ise yaralandı

İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)
İsrail askerleri, savaş alanındaki yaralılarını tahliye ediyor (Arşiv)

İsrail ordusu, bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki çatışmalarda bir askerinin öldüğünü, 7 askerin ise yaralandığını duyurdu.

Ordunun kısa açıklamasında, 29 yaşındaki Çavuş Aleksandr Filin’in “çarşamba günü çatışmalarda öldüğü” belirtildi. Açıklamada ayrıca yedek subay ve askerlerden 7’sinin orta ve hafif derecede yaralandığı kaydedildi.

Askerin ölümüne ilişkin açıklama, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Ortadoğu’daki savaşı bütün cephelerde, Lübnan dâhil, sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptını imzalamasından saatler önce yayımlandı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Washington ile Tahran arasında varılan mutabakatın ardından, Hizbullah ile İsrail arasındaki saldırı ve askeri operasyonların hızı bir miktar azalsa da tamamen durmadı.

Lübnan makamları daha önce, İsrail’in yoğun hava saldırıları ve kara operasyonlarının şu ana kadar 3 bin 800’den fazla kişinin ölümüne yol açtığını açıklamıştı. İsrail tarafında ise 2 Mart’tan bu yana 31 asker ve bir sivil yüklenicinin öldüğü bildirildi.