Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
TT

İsrail’in gerilimi artırması karşısında Hizbullah’ın seçenekleri neler?

(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)
(foto altı) Beyrut’un güneyinde düzenlenen bir festivalde, aralarında eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın da bulunduğu Hizbullah liderlerinin afişleri (Reuters)

İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki saldırılarını son birkaç günde genişletmesiyle Hizbullah, son derece karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: İsrail’in giderek yoğunlaşan saldırılarına, geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenmeden nasıl karşılık verecek? Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, İsrail’deki seçimleri ertelemek ya da seçimlerdeki konumunu güçlendirmek amacıyla böyle bir çatışmayı tetiklemeye çalışıyor olabileceği değerlendiriliyor.

Hizbullah’ın saldırılara maruz kalan tabanından örgüt üzerindeki baskı da giderek artıyor. Taban, Tel Aviv’i caydıracak bir karşılık verilmesini talep ederken, örgütün seçenekleri büyük ölçüde bölgesel gelişmeler, özellikle de ABD-İran müzakerelerinin seyri ve Lübnan’daki iç siyasi hesaplarla şekilleniyor.

Bu yanıt Netanyahu’nun işine geliyor

Hizbullah’ın tutumuna yakın kaynaklar, örgütün şu aşamada misilleme yapacağına yönelik herhangi bir açıklama yapmaktan büyük ölçüde kaçındığını belirtiyor. Kaynaklar, “Hizbullah şu anda Lübnan yönetiminin sorumluluklarını yerine getirmesi yönüne işaret ediyor. Örgüt daha önce de İsrail’in saldırılarını genişletmesi ve müzakerelerin başarısız olması karşısında Lübnan yönetimini diyalog çağrısı yapmıştı” değerlendirmesinde bulunuyor.

dfefrbf
Mustafa Ferhat adlı çocuk, evini hedef alan ve ailesinin bazı üyelerinin ölümüne yol açan İsrail hava saldırısı sonucu yaralandıktan sonra, yanında büyükannesi ile birlikte tedavi görüyor. (AP)

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, şu ana kadar Hizbullah’ın askeri karşılık verme yönünde ilerlediğine işaret eden herhangi bir emare bulunmadığını belirtti. Kaynaklara göre İsrail’in saldırılarını genişletmesinin amaçlarından biri, Hizbullah’ı ve beraberinde İran’ı karşılık vermeye, dolayısıyla geniş çaplı bir savaşa sürüklemek. Bunun ise Netanyahu’ya seçimler açısından avantaj sağlayabileceği veya seçimleri ertelemesine yardımcı olabileceği ifade ediliyor.

Karşı koyma imkânı yok

Buna karşılık, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hilal Haşan, Hizbullah’ın ‘askeri gücünün çöktüğünü’ belirterek, örgütün önünde herhangi bir seçenek bulunduğunu düşünmüyor. Haşan, özellikle örgütün ‘gurur sembolü’ olarak nitelendirdiği Ali et-Tahir’i Lübnan ordusuna teslim etmek yerine İsrail’e teslim etme kararının ardından askeri kapasitesinin daha da zayıfladığını savunuyor. Haşan, “Örgütün İsrail’le savaşacak gücü bir yana, onu provoke edecek kapasitesi dahi bulunmuyor... İki insansız hava aracı (İHA) gönderdi ve sonuçlarını gördük” dedi.

Haşan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın şu aşamadaki hedefinin, İsrail’e karşı askeri rolünün sona ermesinin ardından silahlarını ülke içinde muhafaza etmek olduğunu belirtti. Örgütün hâlâ ‘inkâr halinde yaşamayı sürdürmekte ısrar ettiğini’ söyleyen Haşan, İsrail’deki rekabetin yoğun olduğu seçimler öncesinde İsrail’in saldırılarını sürdürmesini beklediğini ifade etti. Haşan’a göre bu tırmanış Lübnan’la sınırlı kalmayacak; Batı Şeria, Gazze ve Suriye’nin güneyini de kapsayacak. İran’a yönelik saldırı tehditlerinin de devam edeceğini belirtti.

Haşan, “ABD’nin İsrail’e baskı yapma kapasitesi sınırlı görünüyor... Bu da operasyonların Beka Vadisi’ne kadar genişletilebileceği ihtimalini göz ardı etmememize neden oluyor” diye konuştu.

Hizbullah için üç seçenek

Haşan’ın değerlendirmesinin aksine, emekli Tuğgeneral Münir Şehade, Hizbullah’ın önünde üç seçenek bulunduğunu belirtiyor.

Şehade’ye göre birinci seçenek, ‘geniş çaplı doğrudan bir askeri karşılık vermek’. Ancak bunun İsrail’e aradığı bahaneyi sağlayarak hedef listesini genişletmesine, çatışmayı daha derin bölgelere taşımasına ve hatta Lübnan’ın altyapısını hedef almasına yol açabileceğini belirten Şehade, “Bu nedenle maliyeti yüksek bir seçenek” diyor.

fvgthyju
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Haniye kasabasına düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İkinci seçenek ise ‘karşılık vermekten tamamen kaçınmak’. Bunun da bir bedeli olduğunu belirten Şehade, İsrail tarafından bunun, özellikle Ali et-Tahir çevresindeki gerilimin ve devam eden saldırıların ardından, İsrail’in herhangi bir bedel ödemeden yeni fiili durumlar yaratabildiği şeklinde yorumlanabileceğini ifade ediyor.

Üçüncü seçenek olan ‘ölçülü ve sınırlı bir karşılık’ konusunda ise Şehade, bunun Hizbullah karşılık vermeye karar verdiği takdirde en mantıklı seçenek olduğunu düşünüyor. Şehade, “Bence bu, ‘saldırının bir bedeli vardır’ denkleminde ısrar etmeyi amaçlayan, ancak topyekûn bir çatışmaya sürüklenmeyen bir karşılık olmalı. Aynı zamanda örgüt, özellikle siyasi manevra alanını korumak istiyorsa, belirsizlik politikasını sürdürebilir ve gerçekleştirdiği tüm operasyonları açıklamayabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.

Şehade, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın daha karmaşık bir hesapla karşı karşıya olabileceğini belirterek, “Örgüt şimdi mi İsrail’e karşılık vermeli, yoksa ABD-İran müzakerelerinin nasıl sonuçlanacağının netleşmesini mi beklemeli?” sorusunu gündeme getiriyor. Şehade, “ABD-İran sürecinin sonucunu beklemek, teslim olmak veya hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmiyor. Bu, büyük çaplı bir karşılığı ertelemek, ancak sınırlı bir karşılık seçeneğini açık tutmak anlamına gelebilir. Çünkü şu anda yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, bölgesel tablo netleşmeden önce savaşı genişletme fırsatı sağlayarak Hizbullah’tan çok İsrail’in çıkarına hizmet edebilir” diyor.

Şehade, yakın vadede Hizbullah’ın topyekûn bir savaşı başlatacak geniş çaplı bir karşılık verme girişiminde bulunmayacağını, ancak İsrail’in saldırılarını hiçbir karşılık vermeden sonsuza kadar sürdürmesine de tahammül edemeyeceğini düşünüyor.

Bu nedenle Şehade’ye göre en gerçekçi senaryo, ‘gerilimi kontrol altında tutmak, sahadaki gelişmeleri izlemek, ABD-İran sürecinden yararlanmak ve İsrail’in belirli sınırları aşması halinde sınırlı ve hesaplı bir karşılık verme seçeneğini açık tutmak’.


Yemen ordusu Cevf muharebesini başlattı

Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
TT

Yemen ordusu Cevf muharebesini başlattı

Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)
Hudeyde'nin güneydoğusundaki Hays ilçesinde askeri bir aracın üzerinde bulunan Yemen ordusuna mensup askerler (AFP)

Yemen ordusu, Husilerin saldırılarını tırmandırmasının beşinci gününe girmesi ve hükümet güçlerinin bu saldırıları engellemekten ziyade onları takip etmeye ve yeni mevzileri geri almaya başlamasıyla sahadaki dikkat çekici bir değişimin ortasında, dün Husilere karşı yürüttüğü askeri operasyonları çeşitli cephelere genişletti.

En belirgin gelişme, hükümet güçlerinin ili kurtarmak için geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığı Cevf ilinde yaşandı. Güçler, Husilerin saflarındaki çöküşler ve alınan esirlerle ilgili haberler gelirken, Lebanat kampı ve çevresi ile Hazm şehrinin doğusundaki diğer mevzileri geri almayı başardı.

Eş zamanlı olarak Yemen ordusu, Beyda ilinde yeni bir cephe açtı. Zahir cephesindeki askeri bir operasyon sırasında Hayd el-Hazzan ve el-Fuleyhan mevzilerini kurtarmayı başaran güçler, Husilerin saflarında çöküşler tüm hızıyla devam ederken, Uzlet el-Nasıfe bölgesine doğru ilerleyişini sürdürdü.

Bu gelişmeler, askeri kaynaklara göre Husilerin onlarca ölü ve yaralı verdiği Batı Kıyısı ve Taiz'de, özellikle de Berh, Makbene, Sukm ve Kadha'da devam eden çatışmalarla aynı zamana denk geldi.


Yemen’de Husilere karşı yeni cepheler açılıyor: İkmal yolları hedefte

Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)
Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)
TT

Yemen’de Husilere karşı yeni cepheler açılıyor: İkmal yolları hedefte

Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)
Yemen ordusu personeli, Cevf şehrinde Husilere karşı ilerleme kaydedilmesinin ardından kutlama yaptı (X platformu)

Yemen ordusu ve Ulusal Direniş, Husilerin saflarında art arda yaşanan kırılmalar ve geri çekilmeler devam ederken dün Taiz, Beyda ve Cevf illerindeki cephelerde nitelikli bir ilerleme kaydetti. Diğer yandan Cevf ili, sahada ilerleme kaydeden hükümet güçlerini destekleyen kabile hareketliliğine sahne oluyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi, hükümet güçlerinin Beyda (ülkenin orta kesimi) cephesinde sahada önemli bir ilerleme (yarma) gerçekleştirdiğini duyurdu. Nitekim güçler, "Hayd el-Hazzan ve el-Fuleyhan mevzilerini kurtararak Nasıfe bölgesine ve ilk köyü olan Zi Emahşeb köyüne kadar ulaşmayı" başardı. Bu adım, güçlere Husilerin orta ve güney illeri arasındaki ikmal yollarını kesmek için coğrafi bir üstünlük sağlıyor.

Bu ilerleme, Zahir ilçesine hakim olan tüm tepe ve platoların kontrol altına alınmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşiyor.

Beyda İli Medya Müdürü Arif el-Ömeri, silahlı kuvvetlerin Zahir ilçesine hakim stratejik yüksekliklerin kontrolünü sağladığını ve hükümet güçlerinin ildeki konumunu güçlendiren bir gelişme olarak, ‘Zi Naim’ bölgesine ilerlemeye hazırlık amacıyla halihazırda Nasıfe bölgesinde arama tarama faaliyetleri yürüttüğünü teyit etti.

vfghyju
Yemen Hava Kuvvetleri, Beyda ilinin Zahir ilçesinde hava saldırısı düzenledi (X platformu)

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid el-Nuzeyli ise silahlı kuvvetlerin, ‘devlet kurumlarını geri alma ve Husi darbesini sona erdirme amaçlı operasyonlar çerçevesinde’ Cevf ve Beyda cephelerinde eş zamanlı ilerleme ve zaferler elde ettiğini belirterek, grup unsurlarını can güvenliklerini korumak için ilerleme hatlarından ayrılmaya ve hafif silahlarıyla birlikte mevzilerini terk etmeye çağırdı.

Batı ekseninde ise Ortak Güçler, hakim tepelerde konuşlanan Husi ceplerini püskürttükten sonra Taiz’i Batı Kıyısı'na bağlayan hayati bir bağlantı yolunu güvence altına almayı başardı. Medya Merkezi, ‘Taiz'in batısındaki Kadha cephesinde yer alan Nakil ve Kura Dağı'nda tam kontrolün sağlandığını’ teyit etti.

Hükümet güçleri ayrıca, şehrin batısındaki Şer'ab kavşağında yer alan Ravd okulu yakınları ile Ruba'i bölgesinde büyük bir Husi askeri takviye gücünü hedef aldı. Berh ve Makbene cephelerini desteklemek ve ‘Han Dağı’na saldırmak üzere yola çıkan 21'den fazla askeri aracı barındıran bu hedefin vurulması, personel ve teçhizat açısından ağır kayıplara yol açtı.

Cevf ilinde, hükümetin askeri operasyonlarına paralel bir saha gelişmesi olarak, güçlerin ildeki çeşitli cephelerde devam eden ilerlemesiyle eş zamanlı şekilde, Yemen Silahlı Kuvvetleri'nin Husi grubuna karşı yürüttüğü askeri operasyonları desteklemek üzere hareketlilik başladı.

Yerel kaynaklara göre kabileler, bölgede devam eden askeri operasyonlar sırasında hükümet güçlerinin birçok bölge, mevzi ve stratejik kampı kontrol altına almasının ardından, güçlere destek vermek ve kırılmaya başlayan grubun mevzileri üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla ilin kuzeyindeki Yetime ilçesine doğru harekete geçti.

Yemen Silahlı Kuvvetleri dün, ildeki Hazm şehrine doğru ilerleyerek çevresindeki stratejik mevzileri kontrol altına aldı. Bununla birlikte Lebanat kampında ilerleme kaydetti ve kurtarılan bölgeleri güvence altına alma operasyonlarını sürdürdü.

Tüm bu gelişmeler; hükümet güçleri ve Ortak Güçler’in Batı Kıyısı'ndaki Husi saldırısının seyrini inisiyatifi yeniden ele aldıkları bir karşı saldırıya dönüştürmeyi başarmalarının ardından, Yemen güçlerinin Hudeyde ilindeki Hays ilçesinin tamamını kurtardığını ve kuzeydeki Cerrahi ilçesine doğru ilerlemeye başladığını duyurmasının hemen ertesinde meydana geldi. Bu durum, Yemen dosyasını nüfuz haritasını yeniden çizen bir dönüm noktasına taşıyor.