Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Halep ve Haseke’de seçim sürecinin başarıyla tamamlandığı duyuruldu… Suveyda’daki koltuklar ise boş kalacak

Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
TT

Halep ve Haseke’de seçim sürecinin başarıyla tamamlandığı duyuruldu… Suveyda’daki koltuklar ise boş kalacak

Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)
Haseke’deki seçim kurulu üyeleri, yeni Suriye parlamentosu için adayları seçmek üzere oy kullanıyor. (Reuters)

Suriye Halk Meclisi Yüksek Seçim Komitesi, Haseke vilayeti ile Ayn el-Arab bölgesinde seçim sürecinin başarıyla tamamlandığını açıkladı. Komite Sözcüsü Nevvar Necme, Haseke ve Ayn el-Arab’daki seçimlerin ardından Halk Meclisi’nin ilk oturumunun toplanmasının önünde artık herhangi bir engel kalmadığını belirtti. Necme, bunun Cumhurbaşkanı tarafından atanacak üyelerin üçte birini içeren kararname yayımlandıktan sonra mümkün olacağını ifade etti.

Haseke ve Halep vilayetlerindeki seçimler tamamlanırken, Suveyda vilayetindeki seçimler ise ertelenmiş durumda. Necme, Suveyda’ya ayrılan üç milletvekilliğinin, uygun güvenlik ve siyasi koşullar oluşana kadar boş bırakılmasının muhtemel olduğunu söyledi. Ayrıca kısa süre içinde Cumhurbaşkanı kararıyla atanacak 70 üyenin isimlerinin de açıklanacağı bildirildi.

Suveyda’da Dürzi topluluğunun önde gelen isimlerinden ve hükümete muhalif Şeyh Hikmet el-Hicri geçen hafta yaptığı açıklamada, Suveyda’nın Şam merkezî yönetiminden ayrılması ve ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebine bağlılığını yineledi. El-Hicri, bu seçeneğin ‘geri dönüşü olmayan bir tercih’ haline geldiğini söyledi. El-Hicri, “Bu bölgenin üzerinde bizim seçmediğimiz hiçbir otoritenin yetkisi yoktur. Bölgeyi kendi evlatlarımız aracılığıyla biz yönetiriz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Yüksek Seçim Komitesi, ekim ayında yeni Halk Meclisi için 140 üyeden 119’unun isimlerini açıklamış, kalan üyelerin ise geçiş dönemi anayasal düzenlemeleri kapsamında dolaylı yöntemlerle belirleneceğini duyurmuştu. Suveyda, Haseke ve Rakka vilayetlerine ayrılan 21 sandalye ise güvenlik gerekçesiyle boş bırakılmıştı.

Mart ayında Rakka’da yapılan seçimlerde ise katılım oranının yüzde 90’ı aştığı belirtilmiş ve 4 aday seçilmişti.

Yoğun güvenlik önlemleri altında bu sabah başlayan oylamada, Haseke ve Halep vilayetlerinin temsilcileri belirlendi. Komite Sözcüsü Necme, bölge halkının siyasi sürece katılım konusunda ‘gerçek irade ve ulusal bağlılık gösterdiğini’ söyledi. Bu açıklama, oy sayımının tamamlanması ve ilk sonuçların açıklanmasının ardından geldi.

Halep’e bağlı Ayn el-Arab bölgesinden Halk Meclisi üyeliğine Ferhad Enver Şahin ve Şavah İbrahim el-Asaf seçilirken; Haseke seçim bölgesinden İbrahim Mustafa el-Ali, Ömer İsa Hayes ve Fadla Yusuf; Kamışlı bölgesinden ise Kim Hüseyin İbrahim, Rıdvan Osman Sido, Abdülhalim Hıdır el-Ali ve Mahmud Madi el-Ali milletvekili oldu.

Seçim katılım oranının Kamışlı bölgesinde yüzde 75, Haseke bölgesinde yüzde 92 ve Halep’e bağlı Ayn el-Arab bölgesinde yüzde 95’e ulaştığı belirtildi.

Seçimler, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan anlaşma sonrasında, daha önce özerk yönetimin kontrolünde bulunan bölgelerde gerçekleştiriliyor. Söz konusu süreç, Suriye’nin kuzeydoğusunda sivil, askeri ve güvenlik kurumlarının devlet yapılarıyla bütünleştirilmesini öngören entegrasyon planı kapsamında yürütülüyor.

Yüksek Seçim Komitesi üyesi Enes el-Abde yaptığı açıklamada, seçimlerin ‘ulusal entegrasyon sürecinde kilit bir adım’ olduğunu ve ‘farklı taraflar arasındaki olumlu diyaloğun bir ürünü’ niteliği taşıdığını ifade etti.

El-Abde, seçimlerin Haseke halkına tüm bileşenleriyle birlikte ulusal karar alma sürecine katılma imkânı sunduğunu, bunun da devlet kurumlarında temsil ve çeşitliliği güçlendirdiğini söyledi.

Yüksek Seçim Komitesi, oy verme merkezlerini Haseke il yönetim binası, Kamışlı seçim çevresi için Haseke Kültür Merkezi’nin eski binası ve Ayn el-Arab’daki kültür merkezi olarak belirledi.

Komite ayrıca dün oy verme merkezlerinde incelemelerde bulunarak lojistik hazırlıkları, gizli oy verme kabinlerini ve basının süreci takip edebilmesi için gerekli düzenlemeleri denetledi.

Ayn el-Arab bölgesinde ayrılan iki sandalye için 12 aday yarışırken, Haseke’de üç sandalye için 13 aday, Kamışlı’da dört sandalye için 7 aday yarıştı. El-Malikiye seçim çevresinde ise iki sandalye için iki adayın seçimi doğrudan kazandığı belirtildi.


Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
TT

Hizbullah, savaşın yeniden başlama ihtimaline karşı İsrail hava savunma sistemlerini hedef alıyor

 Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Deyr Kanun en-Nehr kasabasını hedef alan İsrail saldırısında hayatını kaybeden babası için ağlayan bir çocuk (Reuters)

Hizbullah, son günlerde İsrail toprakları içindeki Demir Kubbe hava savunma sistemi platformlarına yönelik saldırılarını artırdı. Uzmanlara göre bu hamle, İsrail ordusunun maddi kayıplarının maliyetini yükseltme ve gerek Lübnan içinde gerekse İran’da savaşın yeniden başlaması ihtimaline karşı ön hazırlık yapma girişimi olarak değerlendiriliyor. Bu durumun, füzelerin İsrail’in iç kesimlerine ulaşmasını kolaylaştırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Demir Kubbe platformlarının hedef alınmasına odaklanılması, askeri çatışmanın seyrinde dikkat çekici bir değişim olarak görülüyor. Zira Hizbullah, 17 Nisan’da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana geçen bir aylık süreçte İsrail’e ait hava savunma sistemlerine yalnızca bir saldırı düzenlemişti. Buna karşılık örgüt, son dört gün içinde İsrail sınırındaki askeri noktalarda bulunan Demir Kubbe platformlarına yönelik 6 saldırı gerçekleştirdiğini duyurdu. Hizbullah, söz konusu saldırılarda ‘kamikaze İHA’lar’ kullandığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı üç ayrı açıklamada, Lübnan sınırındaki Branit Kışlası ile Ramim Kışlası’nda bulunan 4 hava savunma sistemi platformunu hedef aldığını duyurdu. Branit Kışlası, İsrail’in kuzey sınırının doğu kısmının güvenliğinden sorumlu 91. Tümen’in (Celile Tümeni) ana komuta merkezi olarak biliniyor. Lübnan sınırındaki Ayta eş-Şaab beldesinin karşısında yer alan üs, sınır hattındaki en büyük ileri askeri karargâhlardan biri olması nedeniyle stratejik önem taşıyor ve Lübnan sınırındaki askeri operasyonların bir bölümünü yönetiyor. Hizbullah ayrıca, geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, el-Celil Ormanları Kampı’ndaki Demir Kubbe sistemini kamikaze İHA ile hedef aldığını bildirmişti.

Siyasi, askeri ve stratejik nedenler

Emekli Tuğgeneral Said el-Kazah, söz konusu saldırıların yoğunlaşmasını siyasi, askeri ve stratejik nedenlere bağladı. Kazah’a göre Hizbullah, Lübnan devletinin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakerelerden kaynaklanan hiçbir düzenlemeyi tanımadığı için askeri operasyonlarını sürdürmeye devam ediyor. Kazah, Hizbullah’ın özellikle ateşkes anlaşmasının uygulanmasına ilişkin süreci kabul etmediğini belirterek, örgütün müzakere kartının Lübnan devletinin değil İran’ın elinde olmasını istediğini ifade etti. Kazah, Hizbullah’ın daha önce 2006 müzakerelerinde, deniz sınırlarının belirlenmesi sürecinde ve 2024’teki çatışmaların durdurulması anlaşmasında olduğu gibi elinde tuttuğu pazarlık gücünü kaybettiğini söyledi.

xc sdvdf
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Lübnan sınırına yakın bir askeri üste bulunan Demir Kubbe bataryasına yönelik saldırıyı gösterdiği iddia edilen bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Siyasi olmayan nedenlere de değinen Kazah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın “Demir Kubbe sistemleri, tanklar, zırhlı araçlar ya da personel gibi vurabildiği her hedefi hedef almaya çalıştığını” söyledi. Kazah, örgütün şu anda başlıca saldırı aracı olarak fiber optik İHA’ları kullandığını belirterek, “Bu araçlar pistleri geçici olarak devre dışı bırakabiliyor ancak tamamen yok edemiyor. Buna karşılık Demir Kubbe sistemlerinin hedef alınmasından doğan zarar çok daha büyük oluyor… Demir Kubbe füzelerinin vurulması patlamalarına yol açarken, radar sistemlerinin vurulması ise tamamen imha edilmeleri anlamına geliyor” ifadelerini kullandı. Kazah, Hizbullah’ın, İsrail ordusuna verdiği zararın maliyetini artırmaya ve özellikle hava savunma sistemlerini devre dışı bırakarak askeri, maddi ve stratejik açıdan önemli kayıplar verdirmeye çalıştığını kaydetti.

Kazah, Demir Kubbe sistemlerine yönelik saldırıların yoğunlaşmasının arkasında başka nedenlerin de bulunduğunu belirterek, bunların başında ‘İran’da savaşın yeniden başlaması ya da Lübnan’daki savaşın genişlemesi ihtimali karşısında bu sistemleri işlevsiz hale getirme girişiminin’ geldiğini söyledi. “Her iki cephede savaşın yeniden başlaması halinde füze saldırılarının tekrar başlaması beklenir” diyen Kazah, Hizbullah’ın bu nedenle hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirerek kendi füzelerinin ya da İran füzelerinin İsrail içlerine ulaşmasını sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Kazah, İran’da savaşın yeniden başlamasının ‘Hizbullah’ın da çatışmalara dahil olması anlamına geleceğini’ savunarak, Tahran’ın ‘Hizbullah, Husiler ve Iraklı milisler dahil tüm unsurlarını İsrail’e, Arap ülkelerine ve bölgedeki yabancı çıkarlara yönelik saldırıları yoğunlaştırmak için kullanacağını’ öne sürdü. Kazah ayrıca, İran’ın üçüncü dalga saldırıların ‘sert ve yıkıcı olacağını’ bildiğini, bu saldırıların yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmayıp ekonomik tesisler ile altyapıyı da kapsayabileceğini düşündüğünü söyledi.

Fiber optik İHA’lar

Hizbullah, tespit edilmesi zor ve diğer kablosuz İHA’larda olduğu gibi elektronik karıştırma ya da savunma sistemleriyle etkisiz hale getirilmesi neredeyse imkânsız olan fiber optik İHA’ların kullanımını artırıyor. Bu durumun, söz konusu İHA’ların hedeflerine diğer modellere kıyasla daha kolay ulaşmasını sağladığı belirtiliyor. Kazah, bu tür İHA’ların 3 ila 5 kilogram arasında patlayıcı taşıma kapasitesine sahip olduğunu belirterek, “Toplu hedeflere yönelik saldırılarda can kayıplarına yol açabiliyorlar. Ayrıca tank ve zırhlı araçlarda optik nişangâh ya da gözetleme sistemlerini hedef aldıklarında ciddi hasar verebiliyorlar” dedi. Kazah, bu tür İHA’lara karşı henüz etkili bir çözüm bulunamadığını ifade ederek, “Ne Rusya-Ukrayna savaşında ne de Lübnan cephesinde bu sistemlere karşı kesin sonuç veren bir yöntem geliştirilebildi” değerlendirmesinde bulundu.

sxd
Güney Lübnan’daki el-Abbasiye kasabasında İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgede incelemelerde bulunan sivil savunma personeli (AFP)

Öte yandan İsrail, tahliye uyarılarının kapsamını Sayda yakınlarındaki Cezzin bölgesine kadar genişletti. Sınır hattından yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki bölgeyi de kapsayan uyarılar, Güney Lübnan’daki Güney ve Nebatiye vilayetlerinde bulunan 15 kasaba ve köyü içine alan en geniş tahliye dalgası oldu. Bu gelişme, İsrail’in gece saatlerinde düzenlediği hava saldırılarında Güney Lübnan’ın Sur kentindeki bir hastanenin zarar görmesinin ardından yaşandı.

Dün yoğun hava saldırıları devam ederken, Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ‘Sur çevresindeki Cel el-Bahr bölgesine şiddetli bir hava saldırısı düzenlendiğini’ bildirdi. Güney Lübnan’daki farklı noktalara yönelik saldırıların sürdüğü belirtilirken, bunlardan birinin Bazuriye beldesindeki narenciye bahçelerinden birini hedef aldığı, saldırıda burada çalışan çok sayıda Suriyeli işçinin yaralandığı aktarıldı.

Sur uyarıları

İsrail ordusu, cuma gününü cumartesiye bağlayan gece yarısı saatlerinde, Sur bölgesindeki iki bina ve çevresinin tahliye edilmesi yönünde uyarı yayımlamış, söz konusu binaların Hizbullah’a ait hedefler olduğu gerekçesiyle vurulacağını açıklamıştı. NNA, tehdit edilen binalardan birinin Sur kentindeki Hiram Hastanesi yakınında bulunduğunu bildirdi. Haberde, İsrail’in saldırı tehdidini gerçekleştirmesinin ardından binada ağır hasar meydana geldiği belirtildi.

dsvdsv
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail’in düzenlediği saldırının yol açtığı hasarı inceleyen yerel halk (Reuters)

NNA, saldırının Hiram Hastanesi’nde, ameliyathanelerde, polikliniklerde, elektrik şebekelerinde ve hastane binasının camlarında ağır hasara yol açtığını bildirdi. Hastane Yönetim Kurulu Başkanı Selman Aydibi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Hastaları daha güvenli bölgelere naklettik” dedi. Aydibi, hastalardan hiçbirinin zarar görmediğini ancak yaklaşık 30 hastane çalışanının hafif şekilde yaralandığını belirtti. Hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Aydibi, acil servis bölümünün kısa süreliğine hizmet dışı kalmasına rağmen hastanenin mevcut koşullarda faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.

Aydibi ayrıca, İsrail ile Hizbullah arasında 2 Mart’ta başlayan savaşın ardından İsrail saldırılarının hastane çevresini ikinci kez hedef aldığını kaydetti. Yıkılan iki binanın, İsrail’in neredeyse her gün saldırı düzenlediği kentteki yerleşim bölgelerinde bulunduğu belirtildi. İsrail’in tahliye uyarısının ardından sivil savunma ekipleri ve belediye polisi, hoparlörler aracılığıyla halka bölgeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Uyarı sonrası çok sayıda kişinin evlerini terk etmeye çalışması nedeniyle sokaklarda yoğun trafik oluştu.

İsrail ordusu ise dün yaptığı açıklamada, gece saatlerinde ‘Sur bölgesinde Hizbullah’a ait altyapı hedeflerini’ vurduğunu duyurdu. Açıklamada ayrıca, Lübnan’ın doğusundaki Bekaa bölgesinde Hizbullah tarafından ‘silah üretiminde kullanıldığı’ öne sürülen yer altı tesislerinin de hava saldırılarında hedef alındığı belirtildi.


10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
TT

10 bin Kürt Suriye vatandaşlığı için başvuruda bulundu

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da 14 Mayıs 2026'da yapılan Kürt Dili Günü kutlamalarından (Reuters)

Şam yönetimi ile Kürtler arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkı sağlayacak yeni bir adım kapsamında, Suriye İçişleri Bakanlığı en az 10 bin Kürdün Suriye vatandaşlığı almak için başvuruda bulunduğunu açıkladı.

Bu gelişme, 1962 yılında yapılan nüfus sayımına bağlı olağanüstü uygulamaların kaldırılmasını öngören 13 sayılı kararname çerçevesinde gerçekleşti. Söz konusu uygulamalar, uzun yıllar boyunca geniş bir Kürt kesiminin Suriye vatandaşlığından mahrum kalmasına yol açmıştı.

Suriye İçişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, 13 sayılı kararname kapsamındaki vatandaşlık başvurularının 2 bin 892 aile dosyasına ulaştığını, bunların toplamda 10 bin 516 kişinin vatandaşlığa alınması için yasal yetki içerdiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın bakanlı açıklamasından aktardığına göre başvuruların büyük bölümü ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke’den, onu Halep ve ardından Şam’ın takip ediyor.

Başvuruların kabul edildiği ilk aşamanın tamamlanmasının ardından, ikinci aşamada bilgilerin doğruluğunun inceleneceği, son aşamada ise vatandaşlık işlemlerinin sonuçlandırılacağı ifade edildi.