Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



İsrail’in El Halil’deki operasyonu, hükümet ile ordu arasında görüş ayrılığına yol açtı

İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in El Halil’deki operasyonu, hükümet ile ordu arasında görüş ayrılığına yol açtı

İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)

İsrail’in El Halil’de başlattığı baskın ve arama operasyonu, hükümet ile ordu komutanlığı arasında büyük bir görüş ayrılığına yol açtı. Cuma günü, iki İsrail askerinin ölümüne neden olan saldırının ardından başlatılan operasyon, bugün yapılacak seçimler öncesinde Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti ile İsrail ordusu yönetimi arasında tartışma konusu oldu.

İsrail ordusuna bağlı 98. Tümen, kentte yoğun operasyonlarını sürdürürken belirli bölgelerde Filistinlileri evlerinden ayrılmaya zorluyor, gözaltılar gerçekleştiriyor, silah arıyor ve binaları yıkıyor. Ancak İsrail ordusu, şu ana kadar elde edilen operasyonel sonuçların yetersiz olduğu gerekçesiyle operasyonun mevcut şekliyle sürdürülmesinin gerekliliğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, pazar günü sokaklara konuşlanan İsrail askerleri ve askerî araçlar. (DPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, pazar günü sokaklara konuşlanan İsrail askerleri ve askerî araçlar. (DPA)

Yedioth Ahronoth gazetesinin dün, “konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara” dayandırdığı haberine göre, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Israel Katz’ın katıldığı bir toplantıda Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, El Halil’deki operasyonu sona erdirmenin zamanının geldiğini ifade etti. Ancak Netanyahu ve Katz bu görüşe karşı çıkarak operasyonun devam etmesini istedi. Sonuçta Genelkurmay Başkanı’nın önerisi kabul edilmedi ve operasyonun sürdürülmesine karar verildi.

Netanyahu ve Katz, operasyonun başlatılması talimatını geçen cuma günü vermişti. İkili, operasyonun kapsamlı olacağını belirtmiş; işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki mülteci kamplarında uygulanan modeli El Halil’e taşımaktan, yani Filistinlileri yerlerinden ederek yerleşim alanlarını yıkmaktan söz etmişti. Özellikle saldırganların geldiği mahallelerin yıkılması ve ordunun bölgede kalıcı biçimde konuşlanması gündeme getirilmişti. Ayrıca altyapının imha edilmesi, aranan kişilerin yakalanması ve silahların toplanması vaat edilmişti. Ancak İsrail ordusu bu yaklaşımı benimsemedi ve Netanyahu ile Katz’ın kamuoyuna yansıttığı kapsamlı planın aksine, birkaç günle sınırlı bir operasyon duyurdu.

Operasyonun başlamasından birkaç gün sonra İsrail ordusu yaklaşık 2 bin 600 Filistinliyi evlerinden çıkardı ve bazı kişileri gözaltına aldı. Ancak 500 evde yapılan aramalarda yalnızca bir tüfek ve bir tabanca bulundu. Ordu, ayrıca 500 noktada arama yaptığını, 50 kişiyi gözaltına aldığını ve geçen hafta sonu yaşanan çatışmaya katılan saldırganlardan birinin evinin yakınında yer altında bir çukur bulduğunu açıkladı.

İsrail ordusuna göre çukurun bir çıkış açıklığı bulunmuyor. İlgili birimler tarafından yürütülen inceleme sürüyor. Yaklaşık 15 metre derinliğinde ve 75 santimetre genişliğinde olduğu belirtilen çukurun El Halil kent sınırları içerisinde bulunduğu, yakınında herhangi bir İsrail yerleşiminin olmadığı vurgulandı.

Çukurun içinde bulunan elektronik bir cihaz, incelemelerin sürdürülmesi amacıyla güvenlik güçlerine teslim edildi.

İsrail ordusunun, El Halil’de saldırganlardan birinin evinin yakınında bulduğunu açıkladığı yer altındaki çukur. (İsrail ordusu)
İsrail ordusunun, El Halil’de saldırganlardan birinin evinin yakınında bulduğunu açıkladığı yer altındaki çukur. (İsrail ordusu)

İsrail kamu yayıncısı Kan’a konuşan bir askerî kaynak, El Halil’deki operasyonun caydırıcılık ve istihbarat toplama hedeflerine ulaştığını söyledi. Operasyona katılan bazı askerler ise kentte fiilen hareketsiz kaldıklarını ve yapabilecekleri fazla bir şey olmadığını belirterek operasyonun sona erdirilmesini istemeyen birilerinin bulunduğunu dile getirdi.

Şarku’l Avsat’ın Kan’dan aktardığına göre İsrail ordusu operasyonu bitirmeyi planlıyor; ancak Netanyahu ve Katz buna karşı çıkarak operasyonun devam etmesini talep ediyor.

Operasyona katılan askerlerden biri, “Şu anda yalnızca zaman kaybediyoruz. Bir tabanca daha ya da Hamas bayrağı bulmak için operasyonu sürdürmenin bir anlamı yok. Her zaman başka bir silah veya bayrak bulunabilir, ancak mesele bu değil” dedi. Askerin bu sözleri, operasyonun sürdürülmesinde seçim hesaplarının etkili olduğu yönündeki değerlendirmelere işaret etti.

El Halil Valisi Halid Dudin, 500’den fazla evin aranmasının ve kentin farklı bölgeleri arasındaki ulaşımın kesintiye uğramasının ardından evlerini terk eden Filistinlilerin sayısının yaklaşık 2 bin 600’e yükseldiğini açıkladı.

Ancak Dudin, Netanyahu ve Katz’ın istediği modelin aksine, kent sakinlerinin yakın zamanda evlerine dönebileceğini düşünüyor. Batı Şeria’daki mülteci kamplarında yaşananlara benzer bir durumun El Halil’de tekrarlanmasını beklemiyor. Söz konusu kamplarda yaklaşık 40 bin Filistinli yerinden edilmiş durumda.

Çok sayıda gösterge, İsrail ordusunun bu aşamada El Halil’de mülteci kamplarında uygulanan modeli hayata geçirmeyeceğini gösteriyor.

İsrail ordusu, özellikle Filistinli sivillerin uzun süre evlerinden uzak tutulmasının hukuki açıdan sorun oluşturduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, operasyonun somut ve kayda değer askerî sonuçlar üretmediği koşullarda daha da önemli bir mesele olarak görülüyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, cumartesi günü kapalı bir İsrail kontrol noktasının altından poşet geçiren iki Filistinli. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, cumartesi günü kapalı bir İsrail kontrol noktasının altından poşet geçiren iki Filistinli. (AFP)

Ancak İsrail’deki siyasi yönetim bu değerlendirmeye karşı çıkıyor. Netanyahu ve Katz, saldırganların otomatik silahlar ve çok miktarda mühimmatla hareket etmiş olmasının, ordunun bölgede silah arama çalışmalarını sürdürmesini ve silahların bulunduğu noktaları tespit etmesini gerektirdiğini savunuyor. Operasyonun devam etmesinin caydırıcı bir etki yaratacağını ileri sürüyorlar.

Savunma Bakanlığı kaynakları ise İsrail ordusunun Batı Şeria’nın en büyük kenti olan El Halil’de yoğun askerî faaliyet yürütmesinin, Filistinliler üzerinde psikolojik ve algısal bir etki oluşturduğunu belirtiyor. Kaynaklar, bunun özellikle El Halil gibi bir Filistin kentinde gerçekleştiriliyor olmasına dikkat çekiyor. Bu durumun, daha önce Cenin, Nur Şems ve Tulkerim mülteci kamplarında yürütülen operasyonlardan farklı olduğu ifade ediliyor.


Suriyeli eski subaylar savaş suçları suçlamasıyla gözaltına alındı; aralarında Beşşar Esed’in kuzeni de var

Göstericiler, 26 Nisan 2026’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda Atıf Necib’in duruşması sırasında işkence mağdurlarının fotoğraflarını taşıyor. (Reuters)
Göstericiler, 26 Nisan 2026’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda Atıf Necib’in duruşması sırasında işkence mağdurlarının fotoğraflarını taşıyor. (Reuters)
TT

Suriyeli eski subaylar savaş suçları suçlamasıyla gözaltına alındı; aralarında Beşşar Esed’in kuzeni de var

Göstericiler, 26 Nisan 2026’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda Atıf Necib’in duruşması sırasında işkence mağdurlarının fotoğraflarını taşıyor. (Reuters)
Göstericiler, 26 Nisan 2026’da Şam’daki Adalet Sarayı’nda Atıf Necib’in duruşması sırasında işkence mağdurlarının fotoğraflarını taşıyor. (Reuters)

Suriye İçişleri Bakanlığı, Humus kentinde İç Güvenlik Komutanlığı tarafından düzenlenen operasyonlarda, Suriyeli eski subay ve yetkililerden 15 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Bakanlık Sözcüsü Nuriddin el-Baba dün düzenlediği basın toplantısında gözaltına alınanlar arasında, 105. Şube’de görev yapmış albay ve Beşşar Esed’in kuzeni Yahya Esed’in de bulunduğunu açıkladı.

El-Baba’nın açıkladığı gözaltı listesinde, eski 24. Tümen Komutanı ve Hava Savunma Dairesi Başkanı Tümgeneral Muhammed Dib Afuf, Hava İstihbarat Dairesi Soruşturma Bölümü Başkanı Muhammed Türki Menun ve aynı dairenin Soruşturma Şubesi Başkanı Salim Nurs ed-Dağıstani de yer aldı.

Listede ayrıca Siyasi Güvenlik Şubesi’nde görev yapan Tuğgeneral Riyad Hamdu Şehade, “Terör Mahkemesi” Başkanı Gazi Bedr Abdüssalih, Tişrin Askerî Hastanesi’nde görevli Tuğgeneral Saadullah Cercis Mesud, Tuğgeneral Merhaf Muhsin Ali es-Selame, Cumhuriyet Muhafızları’nda görev yapan Tuğgeneral Ahmed Faysal el-Mustafa ve askerî doktor Şuayb Fuad el-Merkadi de bulunuyor.

Eski rejimin devrik lideri Beşşar Esed’in kuzeni Yahya Esed, onlarca subayla birlikte gözaltına alındı. (Sosyal medya)
Eski rejimin devrik lideri Beşşar Esed’in kuzeni Yahya Esed, onlarca subayla birlikte gözaltına alındı. (Sosyal medya)

Gözaltına alınanlar arasında helikopter pilotu Racih Hıdır Venus, helikopter pilotu İbrahim Yasin Selame ve savaş pilotu Münzir Ali Muhammed el-Ali de yer aldı. Listede ayrıca, “Tedamun Katliamı” olaylarına karışmakla suçlanan Kamil Muhammed Şerif ile Ala Salih Esed’in isimleri de bulunuyor.

El-Baba, listede isimleri yer alan eski subay ve yetkililerin Humus İç Güvenlik Komutanlığı tarafından yürütülen operasyonlar kapsamında gözaltına alındığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Şam Ağı (Şebeke Şam) internet sitesinden aktardığına göre, açıklamada gözaltına alınanların tamamının kimlikleri veya her birine somut suçlamalar hakkında ayrıntılı bilgi verilmedi. Soruşturmaların, şüphelilerin sorumluluklarının ve haklarındaki suçlamaların kapsamını ortaya koyması bekleniyor.

Esed rejimine karşı Hama cephelerinde yürütülen operasyonları sırasında hayatını kaybeden savaşçı Muhammed Subeyha’nın babasına, oğlunun fedakârlıkları dolayısıyla onur plaketi takdim edildi. (İç kurtuluş Güvenlik Güçleri)
Esed rejimine karşı Hama cephelerinde yürütülen operasyonları sırasında hayatını kaybeden savaşçı Muhammed Subeyha’nın babasına, oğlunun fedakârlıkları dolayısıyla onur plaketi takdim edildi. (İç kurtuluş Güvenlik Güçleri)

Öte yandan İç Güvenlik Güçleri, Suriye devrimi sırasında savaş suçları işlemek ve sivillere yönelik ihlallerde bulunmakla suçlanan Abdülber Yusuf es-Saad’ı da gözaltına aldı.

İç Güvenlik Güçleri dün yaptığı açıklamada, soruşturma kayıtlarının söz konusu kişinin eski rejim saflarında çeşitli çatışmalara ve askerî operasyonlara katıldığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca, görüntü kayıtlarında şüphelinin “Redu’l Udvan” (Saldırganlığın Püskürtülmesi) Muharebesi sırasında hayatını kaybeden bir kişinin naaşına kötü muamelede bulunduğunun belgelendiği belirtildi.

Şüphelinin işlediği öne sürülen suçların ayrıntılarının aydınlatılması ve ilgili delillerin toplanması amacıyla soruşturmanın sürdüğü, işlemlerin tamamlanmasının ardından dosyanın yargı makamlarına sevk edileceği kaydedildi.

Suriye el-İhbariyye televizyonunun 20 Eylül tarihli haberine göre, İç Güvenlik Güçleri daha önce de eski rejimin istihbarat teşkilatında görev yapan Yarbay Süleyman Ahmed Hasan’ı, hareketlerinin izlenmesi ve takip edilmesine dayanan bir güvenlik operasyonuyla gözaltına almıştı.

Suriyeli bir kadın, geçen nisan ayında Şam’ın güneyindeki Tedamun Katliamı’nda hayatını kaybeden yakınlarının fotoğraflarını taşıyor. (AP)
Suriyeli bir kadın, geçen nisan ayında Şam’ın güneyindeki Tedamun Katliamı’nda hayatını kaybeden yakınlarının fotoğraflarını taşıyor. (AP)

O dönemde yürütülen ilk soruşturmalar, Hasan’ın Askerî İstihbarat Şubesi’nde görev yaptığını, ardından 248. Şube’de önce Soruşturma Bölümü’nün, daha sonra Hukuk İşleri Bölümü’nün başkanlığını üstlendiğini ortaya koymuştu. Hasan’ın görevlerinin, Suriye devrimi yıllarında gösteriler, muhalifler ve ordudan ayrılan subaylarla ilgili soruşturmaları kapsadığı belirtilmişti.

Aynı gün, 22. Tümen’in 2012-2020 yılları arasında Operasyonlar Şubesi Başkanlığı görevini yürüten Tuğgeneral pilot Zekeriya Muhammed Sünun da gözaltına alınmıştı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, 15 Haziran’da yayımladığı istatistiklerde, eski rejimle bağlantılı askerî rütbelere sahip 3 bin 548 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Söz konusu kişiler arasında farklı rütbelerden subayların bulunduğu; bunlardan 42’sinin tümgeneral, 172’sinin tuğgeneral ve 218’inin albay olduğu bildirildi.


Şam, Ürdün’ün hava saldırılarında 8 kişinin öldüğünü duyurdu; Nasib Sınır Kapısı’nı kapattı

Ürdün hava saldırılarının Dera'daki çeşitli noktalarda yol açtığı yıkım, (internet ortamında dolaşımda)
Ürdün hava saldırılarının Dera'daki çeşitli noktalarda yol açtığı yıkım, (internet ortamında dolaşımda)
TT

Şam, Ürdün’ün hava saldırılarında 8 kişinin öldüğünü duyurdu; Nasib Sınır Kapısı’nı kapattı

Ürdün hava saldırılarının Dera'daki çeşitli noktalarda yol açtığı yıkım, (internet ortamında dolaşımda)
Ürdün hava saldırılarının Dera'daki çeşitli noktalarda yol açtığı yıkım, (internet ortamında dolaşımda)

Suriye makamları, dün ülkenin güneyine düzenlenen Ürdün hava saldırılarında 8 sivilin hayatını kaybettiğini açıkladı. Ürdün ordusu ise saldırıların, geçen hafta bir kiliseyi hedef alan ve can kayıplarına yol açan saldırıya karşılık olarak “terör örgütlerini” hedef aldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre Dera’daki bir sağlık yetkilisi, Ürdün’ün vilayetteki çeşitli noktalara düzenlediği hava saldırılarında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 8 sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Suriye hükümeti, olayla ilgili yaptığı açıklamada, ilgili makamların Ürdün Hava Kuvvetleri tarafından kısa süre önce Suriye’nin güneyine düzenlenen hava saldırılarının ardından sahadaki gelişmeleri yakından takip ettiğini bildirdi. Açıklamada, saldırılarda aralarında siviller ve çocukların da bulunduğu kişilerin hayatını kaybettiği ve yaralandığı belirtilerek, askerî operasyon öncesinde Suriye tarafıyla herhangi bir koordinasyon sağlanmadığı vurgulandı.

Suriye hükümeti, saldırılardan etkilenen ailelerle dayanışma içinde olduğunu belirtirken, olayın bütün yönlerinin aydınlatılması amacıyla ilgili makamlar tarafından kapsamlı bir soruşturma başlatıldığını duyurdu. Açıklamada ayrıca, konunun ele alınması amacıyla Ürdün yönetimiyle temasların sürdüğü kaydedildi.

Suriye hükümeti, iki ülkenin egemenliğinin, güvenliğinin ve istikrarının korunması için sınır bölgelerine yönelik her türlü adımda ortak saha ve güvenlik koordinasyonunun önemine dikkat çekti.

Öte yandan Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, mevcut koşullar ve Dera vilayetinde sahadaki gelişmeler nedeniyle Ürdün ile Nasib Sınır Kapısı’nın bugün kapatılacağını açıkladı.

Karar kapsamında, yolcuların geçişleri ile ticari hareketlilik her iki yönde de tamamen durdurulacak. Yetkililer, kararın sınır kapısındaki yolcuların ve çalışanların güvenliğini sağlamak amacıyla alındığını bildirdi.