Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Fas, Gazze'deki uluslararası istikrar gücüne katılmak için anlaşma imzaladı

Gazze şehrinin doğusundaki El-Zerka bölgesinde, savaşta yıkılan binaların yakınlarına kurulan çadırlar, 11 Temmuz 2026 (DPA)
Gazze şehrinin doğusundaki El-Zerka bölgesinde, savaşta yıkılan binaların yakınlarına kurulan çadırlar, 11 Temmuz 2026 (DPA)
TT

Fas, Gazze'deki uluslararası istikrar gücüne katılmak için anlaşma imzaladı

Gazze şehrinin doğusundaki El-Zerka bölgesinde, savaşta yıkılan binaların yakınlarına kurulan çadırlar, 11 Temmuz 2026 (DPA)
Gazze şehrinin doğusundaki El-Zerka bölgesinde, savaşta yıkılan binaların yakınlarına kurulan çadırlar, 11 Temmuz 2026 (DPA)

Reuters’ın haberine göre Fas, Gazze'de görev yapacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne katılım için dün bir anlaşma imzaladı.

Fas Haber Ajansı, anlaşmanın başkent Rabat'ta düzenlenen bir toplantı sırasında imzalandığını bildirdi. Toplantıya Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, üst düzey askeri yetkililer, Gazze Barış Konseyi Özel Temsilcisi Nikolay Mladenov ve Uluslararası İstikrar Gücü komutanının da yer aldığı bir heyet katıldı.

Şarku’l Avsat’ın Fas Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Fas Ulusal Savunma İdaresi yaptığı açıklamada, anlaşmanın "bu bölgede barış ve güvenlik ortamının oluşturulmasına yönelik somut insani ve güvenlik girişimleri aracılığıyla ortak katkı sağlama iradesini yansıttığı" ifade etti.

Haberde, Gazze Barış Konseyi ve Uluslararası İstikrar Gücü Komutanlığı'nın Fas'ın girişime katılma kararını memnuniyetle karşıladığı belirtildi. Plan kapsamında üst düzey askeri subayların yanı sıra jandarma ve polis unsurlarının konuşlandırılması, ayrıca bir sahra askeri hastanesinin kurulmasının öngörüldüğü belirtildi.


Deneme bölgesi, Hizbullah'ın Litani Nehri'nin güneyinden çekilme taahhüdünü test ediyor

Lübnan sınırındaki Metula bölgesinde zırhlı bir aracın üzerinde İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)
Lübnan sınırındaki Metula bölgesinde zırhlı bir aracın üzerinde İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)
TT

Deneme bölgesi, Hizbullah'ın Litani Nehri'nin güneyinden çekilme taahhüdünü test ediyor

Lübnan sınırındaki Metula bölgesinde zırhlı bir aracın üzerinde İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)
Lübnan sınırındaki Metula bölgesinde zırhlı bir aracın üzerinde İsrail askerleri (Arşiv - Reuters)

Lübnan'ın güneyinde belirlenecek deneme bölgesine ilişkin öneri, altı köy olarak netleşti. Bu köylerden birinin bazı bölümleri İsrail’in işgali altındayken, diğer beşi İsrail’in ateş menzilinde yer alıyor. Bunlar da biri Litani Nehri'nin kuzeyinde bulunan Zavtar eş-Şarkiye, diğeri ise Litani Nehri’nin güneyinde olmak üzere iki bölgeye ayrılıyor.

Salı ve çarşamba günleri İtalya'nın başkenti Roma'da düzenlenen Lübnan-İsrail müzakerelerinin altıncı turunda önerilen deneme bölgesi, Zavtar el-Garbiye, Farun, El-Ganduriye, Kefer Kila (Kalaviye), Burc Kalaviye ve Sarifa beldelerini kapsıyor. Sarifa'nın, İsrail güçlerinin sahada bulunduğu en yakın noktaya, Vadi el-Hucayr'a yaklaşık beş kilometre uzaklıkta olduğu ve İsrail güçlerinin 1985 yılında Lübnan'ın güneyindeki sınır kuşağına çekilmesinden bu yana, 2000 yılındaki tam çekilmeden önce de dahil olmak üzere bu köye hiçbir zaman girmediği belirtiliyor.

ds8o9p
Geçtiğimiz mayıs ayında Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgesini hedef alan İsrail topları (arşiv - Reuters)

Görüşmeleri yakından takip eden Lübnanlı kaynaklara göre deneme bölgesi hâlâ önerilen bir bölge niteliğinde. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Lübnan ordusunun ‘müzakere turunun sonuçlarından henüz haberdar edilmediğini, zira temsilcilerinden hiçbirinin müzakere masasında bulunmadığını’ belirtti.

Çekilme karşılığında çekilme

Müzakereler, bölgeleri biri eteklerinde İsrail'in bulunduğu, diğeri ise Hizbullah'ın bulunduğu bölgeler olmak üzere iki kısma ayırmış gibi görünüyor. Bu doğrultuda önerilen deneme bölgesi haritası, ‘çekilme karşılığında çekilme’ ilkesini dayatıyor. Buna göre, iki bölge İsrail ordusundan ve Hizbullah savaşçılarından boşaldıktan sonra Lübnan ordusu her iki bölgeye eş zamanlı olarak girecek.

Litani Nehri, Zavtar, Farun ve Sarifa'nın eteklerinden geçiyor. İsrail ordusu, birbirine bağlı bu derin vadilerin Hizbullah'ın füze mevzilerini barındırdığına inanıyor. Ne var ki son savaş sırasında bu bölgeleri yoğun şekilde hedef aldığı ve geçtiğimiz ay kara birliklerinin Farun’a sızma girişimleri gerçekleştirdiği bu görüşü destekliyor. El-Ganduriye, Kefer Kila ve Burc Kalaviye beldeleri ise, yüksek kesimlerinin Vadi el-Hucayr'ın doğusunda yer alan ve İsrail ordusu tarafından işgal edilen köylere hakim olması nedeniyle stratejik bir coğrafi konuma sahip; bu köyler Lübnan'ın İsrail ile sınırından on kilometreden daha uzak bir mesafede bulunuyor.

Hizbullah tarafından anlaşmanın sonuçlarına ilişkin yeni bir açıklama gelmedi. Örgütün Genel Sekreteri Naim Kasım, geçen ay, ‘egemenlik çıtasının, yalnızca Litani Nehri'nin güneyi ilkesi üzerine kurulu 27 Kasım 2024 anlaşmasının sonuçları çerçevesinde kalınarak sağlanabileceğini’ vurgulamış, İsrail'in ‘kayıtsız ve şartsız’ çekilmesi çağrısında bulunmuş ve ‘İsrail'in çekilmesinin ardından gelecek dönem için kapsamlı bir ulusal güvenlik stratejisinin incelenmesi’ gerektiğini belirtmişti.

Lübnan ordusunun sahadaki adımları

ABD’nin arabuluculuğu ve kolaylaştırıcılığında Lübnan ve İsrail orduları arasında cuma günü düzenlenmesi öngörülen, İsrail ordusunun çekilmesi ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanması gibi anlaşmanın uygulama mekanizmalarının ele alınacağı teknik görüşmeler öncesinde, Lübnan ordusu deneme bölgesi kapsamındaki köylerden birinde sahadaki adımlarına başladı. Yerel medya organları, ordunun Sarifa beldesinin Deyr Kifa köyüne açılan kavşağında büyük bir kontrol noktası kurduğunu ve kasabaya geçiş yapan araç ve motosikletlerin sıkı bir şekilde denetlendiğini bildirdi.

kı
Lübnan'ın güneyindeki batı kesimde İsrail'in işgal ettiği tepelerin arka planda göründüğü, Sur kentinin sahilindeki Lübnan bayrakları (DPA)

Öte yandan İsrail ordusu, Beyt Yahun, Bint Cubeyl, El-Hıyam ve Kunine beldelerinde imha operasyonları gerçekleştirdi ve Bint Cubeyl'den sınır kasabası Marun er-Ras'a uzanan yolları düzleştirdi. İsrail askerleri ayrıca, Mecdel Zun ve El-Mansuri beldeleri yakınlarındaki bahçeleri kontrol etmeye çalışan bazı sakinlerin üzerine ateş açtı. Bir İsrail dronu Tel Debin'e, başka bir dron ise El-Mansuri'ye ses bombası attı. Bunun yanı sıra İsrail güçleri, Zavtar beldesine doğru makineli tüfeklerle ateş açtı. Ayrıca zırhlı bir birlik, Haddasa beldesinin Hariss beldesine bakan eteklerine doğru sızma girişiminde bulundu.


Lübnan ile İsrail arasında "verimli" müzakereler

Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir evin önünde duran İsrail askerleri (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir evin önünde duran İsrail askerleri (Reuters)
TT

Lübnan ile İsrail arasında "verimli" müzakereler

Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir evin önünde duran İsrail askerleri (Reuters)
Lübnan'ın güneyinde hasar görmüş bir evin önünde duran İsrail askerleri (Reuters)

Lübnan ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda İtalya'nın başkenti Roma'da düzenlenen müzakerelerin altıncı turu, imzalanan çerçeve anlaşmanın uygulama mekanizmalarının, özellikle de ilk aşama ile İsrail'in ‘deneme bölgeleri’ olarak adlandırılan bölgelerden çekilmesine ilişkin hususların ele alınmasıyla verimli sonuçlarla tamamlandı. Uygulamanın birkaç gün içinde başlaması bekleniyor.

ABD'nin Beyrut Büyükelçiliği, Roma müzakerelerini ‘verimli ve olumlu’ olarak nitelendirerek, ‘katılımcıların deneme bölgesinin yapısı ve çalışma yönergeleri konusunda mutabık kaldıklarını, nihai prosedürlerin tamamlanarak önümüzdeki günlerde uygulamaya geçileceğini’ açıkladı. Büyükelçilik ayrıca, ‘önümüzdeki aşamada, Lübnan ile İsrail arasında kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla üçlü çerçevenin tüm maddelerinin uygulanmasına odaklanan geniş kapsamlı teknik görüşmelerin başlayacağını’ belirtti. ABD Başkanı Donald Trump ise, ‘İsrail'in, büyük mesele olan İran'a odaklanmak için Lübnan'da yeniden konuşlanmasının iyi olacağını’ söyledi.

Deneme bölgesinin başarısı, Hizbullah üyelerini Litani Nehri'nin güneyinden kuzeyine çekme taahhüdüne bağlı bir sınav niteliği taşıyor. Bu bölge, biri işgal altında diğeri İsrail ateş kontrolü altında bulunan altı beldeyi kapsıyor. Bu altı beldeden dördü Litani Nehri'nin güneyindeki bölgede yer alıyor.