Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani salı akşamı Ankara’yı ziyaret ederek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile ayrı ayrı görüşmesinin ardından, çarşamba günü Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’yi kabul etti. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin, tüm alanlarda iş birliğinin geliştirilmesinin yanı sıra Suriye’nin güneyindeki gelişmelerin ve Suveyda vilayetine ilişkin Suriye, Ürdün ve ABD arasındaki üçlü yol haritasının uygulanma sürecinin ele alındığını bildirdi.

Şam’daki kaynaklara göre Suriye’nin diplomatik hareketliliği, Suriye ve bölgede istikrarın güçlendirilmesi, bölgesel çatışma sahalarına dahil olmaktan kaçınılması ve ülkenin bölgesel istikrar unsuru haline gelmesi hedefleri etrafında şekilleniyor. Bu çerçevede Suriye, Yemen’deki gerilim nedeniyle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz ulaşım hatlarında yaşanan aksamalardan yararlanarak jeopolitik bir alternatif ve ticaret için güvenli bir geçiş güzergâhı olma konumunu da etkinleştirmeye çalışıyor. Şam’daki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Suriye diplomasisinin, ‘pozitif tarafsızlık’ politikasına dayanan yeni Suriye’nin rolünün şekillendirilmesine dahil olduğunu belirtti. Bu politikanın öncelikleri arasında başta sınırların kontrolü olmak üzere çeşitli temel dosyalar bulunuyor. Sınır güvenliği dosyası ise Irak, Türkiye, Lübnan ve Ürdün gibi komşu ülkelerle iş birliğiyle bağlantılı olarak ele alınıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Şam, başta ABD olmak üzere uluslararası toplumdan daha fazla destek alarak Suriye topraklarının silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile sevkiyat güzergâhı olarak kullanılmasını engellemeye çalışıyor. İkinci ve daha önemli dosyayı ise Suriye’nin güneyinde istikrarın sağlanması oluşturuyor. Şam, ABD arabuluculuğuyla ‘İsrail ile saldırı ve ihlallerin sona erdirilmesi, 1974 Ateşkes Hattı’na dönülmesi konusunda bir mutabakat formülüne’ ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca Suveyda dosyasının, devletin Suriye topraklarının tamamı üzerindeki egemenliğinin tesis edilmesi ve istikrarın kalıcı hale getirilmesinin bir parçası olarak çözülmesi için çaba gösteriliyor.

Suriye’nin yoğun diplomatik girişimleri, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin eski rejimin devrilmesinden bu yana yürüttüğü yoğun faaliyetlerin devamı niteliğinde. Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu faaliyetlerin ‘bölgedeki gerilimin arttığı bir ortamda’ yürütüldüğünü belirtti.

Zeydan, “Şam’ın istediği, bölgesel ve uluslararası barış ile istikrarın sütunlarından biri olmak. Bunun en açık göstergesi, onlarca yıl boyunca devrik suçlu rejimin oluşturduğu, istikrarsızlığın ve kaos ekseninin temel direğinin ortadan kaldırılmasıdır” dedi.

Bugün Şam’ın ‘barış ve istikrarın adresi’ olduğunu vurgulayan Zeydan, Suriye’nin istikrar ve barışı güçlendirmek amacıyla Arap komşularının ve Körfez ülkelerinin yanında durduğunu ifade etti. Zeydan, Suriye’nin geçmişte ülkeyi kontrol eden milis yönetimine son vermesinin, ‘bölgeye felaket ve sıkıntılardan başka bir şey getirmeyen milisler çağının bölgede sona ermesinin başlangıcı’ olacağını söyledi. Zeydan, “Arap ve İslam dünyasındaki çevremizle yürüttüğümüz bu kesintisiz hareketlilik sayesinde istikrarı güçlendirmeyi ve kaosu küçültmeyi umuyoruz” ifadesini kullandı.

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack da salıyı çarşambaya bağlayan gece Ankara’da geç saatlere kadar süren görüşmenin ardından Suriye Dışişleri Bakanı’nı övdü. Barrack, Şeybani’yi ‘çalışkan, ileri görüşlü ve gerilimi düşürme konusunda ciddi’ bir ortak olarak nitelendirdi.

Barrack, X platformundaki paylaşımında, “Diplomasi bir gösteri değildir; olaylar tersine dönüp herkes aleyhine bir yöne ilerlemeden önce çıkarların sabırla uyumlaştırılmasıdır” ifadelerini kullandı. Suriye Dışişleri Bakanı ile yürütülen diyaloğun şeffaflığı ve samimiyeti için büyük minnettarlık duyduğunu belirten Barrack, Şeybani’nin ‘itidal ve diyaloğun da gücün iki farklı biçimi olduğunu’ çok iyi anladığını vurguladı.

Şeybani, Ankara’da Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile de görüşmeler gerçekleştirdi. İçeriği resmi olarak açıklanmayan görüşme, Şeybani’nin 6 Ağustos’ta gerçekleştirdiği benzer ziyaretin üzerinden yaklaşık bir ay geçmesinin ardından yapıldı. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde ikili iş birliği ile Suriye ve bölgedeki güvenlik ve siyasi gelişmelerin ele alındığını, ayrıca Suriye ile Türkiye arasında Yüksek Koordinasyon Konseyi kurulması, Dört Deniz Komitesi’nin etkinleştirilmesinin hızlandırılması ve demiryolu bağlantısı projesinin tamamlanmasının teşvik edilmesi konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.


Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
TT

Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)

Sudan Başbakanı Kamil İdris, savaş sırasında kimyasal silah kullanıldığı yönündeki suçlamaları “asılsız iddialar” olarak nitelendirdi. Bu, ordunun Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı yürüttüğü çatışmalarda kimyasal madde kullanmış olabileceğine işaret eden belge, tanıklık ve görüntülere ulaşıldığını belirten yeni uluslararası basın araştırmalarına hükümet düzeyindeki ilk üst düzey cevap oldu.

İdris, Hartum’da Sudan’la ilgili Beşli Mekanizma heyetiyle yaptığı görüşmede, “Savaş hakkında, kimyasal silah kullanıldığına ilişkin asılsız iddialar da dahil olmak üzere, yanlış anlatılar yayılıyor” dedi. İdris’in açıklaması Sudan’ın suçlamalara yönelik ilk resmî yalanlaması değil. Dışişleri Bakanlığı daha önce de iddiaları reddetmişti. Ancak bu açıklama, dosyayı yeniden gündeme taşıyan belge ve soruşturmalara hükümet tarafından verilen ilk cevap niteliğini taşıyor.

İdris’in açıklamaları, Euronews’in çarşamba günü yayımladığı bir araştırmayla eş zamanlı olarak geldi. 32 sayfalık bir rapora dayanan araştırma, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nde (OPCW) daha önce üst düzey görevlerde bulunmuş yetkililerin öncülüğündeki bir ekip tarafından hazırlandı. Raporda, 2024-2025 yılları arasında zehirli maddelerin kullanılmış olabileceğinden şüphelenilen olaylara ilişkin 8 Sudanlının tanıklıkları ile görüntü ve dijital materyallere yer verildi.

Araştırmada öne çıkan olaylardan biri, o dönemde HDK’nin kontrolünde bulunan Hartum’un kuzeyindeki Ceyli Rafinerisi’ne ilişkin. İki tanık, bölgede bir askeri uçağın uçtuğunu, ardından bazı cisimlerin düştüğünü ve bunların ardından alışılmadık kokular ile gaz emisyonlarının ortaya çıktığını anlattı. Olayda yaklaşık 20 kişinin nefes almakta zorlandığı ve gözlerinde tahriş meydana geldiği belirtildi.

Klor gazı

Uzmanlar, söz konusu belirtilerin havadan yayılan tehlikeli bir kimyasal maddeye maruz kalma ihtimaliyle uyumlu olduğunu ifade etti. Ancak kullanılan maddenin ne olduğunu tespit edemediklerini ve kimyasal silah kullanıldığını kesin olarak kanıtlayamadıklarını ifade ederek uluslararası soruşturma çağrısında bulundu.

Bundan birkaç gün önce Washington Post ve New York Times tarafından yayımlanan bir başka araştırma ise belge, yazışma, fotoğraf ve videolara dayanıyordu. Gazeteler, söz konusu materyalleri Ortadoğu’daki güvenlik yetkililerinden elde ettiklerini belirterek, klor yüklü mühimmat geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik gizli bir programın yanı sıra 290’a kadar kimyasal mühimmatın depolandığına ilişkin bilgiler bulunduğunu bildirdi.

Gazetelere göre 20’den fazla Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah müfettişi ve uzman söz konusu materyalleri inceleyerek bunların güvenilir göstergeler sunduğu görüşüne vardı. Ancak kesin bir sonuca ulaşmak için olay yerlerinin ve mühimmatın incelenmesi ve tanıklarla görüşülmesi gerektiği belirtildi.

 Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)
Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)

Dosya, Ocak 2025’te ABD’li yetkililerin Washington’un Sudan ordusunun HDK’ye karşı kimyasal silah kullandığına inandığını basına açıklamasıyla kamuoyuna yansıdı.

Aynı yılın nisan ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan ordusunun 2024 yılında kimyasal silah kullandığı sonucuna resmen vardı ve bunun uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi. Washington, kararına dayanak oluşturan ayrıntılı kanıtları yayımlamadan Hartum’a yaptırım uyguladı.

Şankal Tubay beldesi

Kamuya açık verilerde, iddia edilen olayların yaşandığı 2024 yılında HDK’nin orduyu kimyasal silah kullanmakla suçladığına dair belgelenmiş bir açıklama bulunmuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre HDK’nin ilk belgelenmiş kamuoyu suçlaması 31 Mart 2025’te geldi. HDK, Kuzey Darfur’daki Şankal Tubay beldesinde ordunun kimyasal silah kullandığını öne sürdü ve açıklamasında daha önce ABD’li yetkililere dayandırılan haberleri kaynak gösterdi.

Washington’un mayıs ayında yaptırımları resmen açıklamasının ardından HDK, suçlamalarını Hartum, Darfur ve Cezire bölgelerindeki çeşitli noktalara genişletti. Suçlamaların ne zaman ortaya çıktığı, kimyasal silahların kullanılıp kullanılmadığını kanıtlamıyor veya çürütmüyor. Ancak HDK’nin kamuya açık ve belgelenmiş suçlamalarının, ABD’ye ait bilgilerin basına sızmasının ardından ortaya çıktığını gösteriyor.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, 23 Mayıs 2025’te yaptığı resmî açıklamada ABD’nin suçlamalarını reddederek, bunları “yalan ve dayanaktan yoksun” olarak nitelendirdi. Bakanlık, Sudan’ın kimyasal silah üretmediğini, bulundurmadığını ve kullanmadığını vurguladı.

Ulusal soruşturma komitesi

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, daha önce suçlamaları araştırmak üzere ulusal bir komite oluşturmuş ve Sudan, Birleşmiş Milletler’e komitenin kurulduğunu bildirmişti.

Bu komite, Temmuz 2026’da ulusal soruşturmasının sonuçlarını Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Yürütme Konseyi’ne sundu. Komite, suçlamaları doğrulayacak teknik veya maddi herhangi bir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı.

Dosya ayrıca Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne de taşındı. Moritanya, Çad ve Benin, Sudan’dan resmî açıklama talep ederken Hartum da bu taleplere yanıt verdi. Örgütün Teknik Sekretaryası, suçlamaları “son derece ciddi endişeyle” takip ettiğini bildirdi. Ancak örgüt, kendisine ek bir soruşturma yürütme imkânı sağlayacak herhangi bir talep ulaşmadığını ve kendi inisiyatifiyle harekete geçme yetkisine sahip olmadığını açıkladı.

Bu nedenle örgüt, Sudan’da kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını doğrulayan veya reddeden bağımsız bir teknik sonuca henüz ulaşmış değil. Washington ise Hartum’un sert biçimde reddettiği değerlendirmesinde ısrar ediyor.

Bu ay ortaya çıkan belge ve tanıklıklar, ABD’nin suçlamalarını ve yaptırımlarını açıklamasından önce kamuoyunun erişimine açık olmayan yeni bilgiler sunuyor. Ancak Washington da henüz bağımsız ve kesin bir kanıta ulaşmış değil. Dosyanın kesin olarak aydınlatılması için olay yerlerine erişebilecek, numune ve mühimmatları inceleyebilecek ve tanıklarla doğrudan görüşebilecek uluslararası bir teknik soruşturmaya ihtiyaç duyuluyor.


İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
TT

İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)

İsrail savaş uçakları bugün sabah saatlerinde Lübnan’ın güneyinde yer alan El-Mansuri kasabasına hava saldırısı düzenledi. Eş zamanlı olarak kasabada geniş çaplı bir patlatma operasyonu gerçekleştirdi.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre sabah saatlerinde el-Mansuri kasabasına düzenlenen hava saldırısıyla eş zamanlı olarak meydana gelen şiddetli patlamada, kasabadaki devlet okulunun büyük bir bölümü havaya uçuruldu; okuldan geriye yalnızca küçük bir kısım kaldı.

Lübnan resmi haber ajansı NNA’nın bildirdiğine göre İsrail güçleri, bugün sabaha karşı güneydeki Baraşit kasabası tepesinde bir patlatma gerçekleştirdi; ayrıca İsrail topçusu Huceyr Vadisi’ni ateş altına aldı.

İsrail, İran destekli Lübnan Hizbullahı’nın ülkenin kuzeyine roket fırlatmasının ardından geçtiğimiz 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a karşı bir savaş yürütüyor ve bu süreçte Güney Lübnan’daki çok sayıda kasabayı işgal etmiş durumda.

İsrail ile Lübnan arasında ilk olarak 16 Nisan’da ilan edilen, 23 Nisan’da 3 hafta süreyle uzatılan ve ardından 15 Mayıs’ta 45 gün daha uzatılan ateşkes kararlarına rağmen İsrail’in Güney Lübnan ve doğudaki Bekaa vadisinde bulunan geniş alanları hedef alan hava saldırıları devam etti.

Son olarak 20 Haziran’da ilan edilen ateşkesin ardından İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarının şiddetinde bir düşüş kaydedilmişti.