Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı

Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı
TT

Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı

Koalisyon: Husiler sivil tesislere yönelik terör saldırılarını derhal durdurmalı

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, İran destekli Husilerin ekim ayında Riyad Havalimanı'na 20 saldırı düzenlediğini belirterek, sivil tesisleri hedef alan “terör operasyonlarını” derhal durdurmaları gerektiğini söyledi.

Maliki, Riyad'da düzenlediği basın toplantısında, bu ay havalimanını hedef alan saldırıların listesini sundu. Maliki, “Husiler, havalimanları, limanlar, petrol tesisleri ve altyapı dahil olmak üzere sivilleri ve sivil unsurları hedef alan tüm terör operasyonlarını derhal durdurmalıdır” dedi.

Maliki, “Husi milisler bölgesel aktörlerin yardımıyla gelişmiş teknolojiler elde etmek için çalışmalar yürüttü” ifadelerini kullanarak, Husilerin balistik füzeler, saldırı ve intihar amaçlı insansız hava araçları ile bomba yüklü sürat teknelerine sahip olduğunu belirtti.

Bu sırada Yemen'de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarına karşı koymayı sürdürdü. Koalisyon, Husilerin Riyad'a fırlattığı bir balistik füzenin önlenip imha edilmesinin ardından Doğu Bölgesi'nde bir insansız hava aracının da engellenerek imha edildiğini açıkladı.

Suudi Sivil Savunma Müdürlüğü ise Riyad'da bir balistik füzenin önlenmesi sırasında düşen şarapneller nedeniyle Arap uyruklu bir kişinin yaralandığını, bir konut ile bir araçta sınırlı çapta maddi hasar meydana geldiğini bildirdi.


Maliki: Husiler koalisyonun açıklamasını ve satır aralarını iyi okumalı

Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü Riyad'da düzenlediği basın toplantısında konuşurken (AP)
Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü Riyad'da düzenlediği basın toplantısında konuşurken (AP)
TT

Maliki: Husiler koalisyonun açıklamasını ve satır aralarını iyi okumalı

Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü Riyad'da düzenlediği basın toplantısında konuşurken (AP)
Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü Riyad'da düzenlediği basın toplantısında konuşurken (AP)

Yemen'de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, Husileri Suudi Arabistan'daki sivilleri ve sivil tesisleri hedef almalarının sonuçları konusunda uyardı. Maliki, koalisyonun ortak güçlerinin füze, insansız hava aracı ve seyir füzeleriyle mücadele edebilecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Maliki, perşembe akşamı Riyad'da düzenlediği basın toplantısında Husilere Krallık'taki sivillere ve sivil tesislere yönelik saldırılarını durdurma çağrısında bulundu. Maliki, “Husi terörist milisleri Suudi Arabistan'daki sivillere yönelik saldırılarını durdurmalı. Koalisyonun açıklamasını ve satır aralarını iyi okumalı” dedi.

Koalisyon Sözcüsü, Husilerin bölgesel aktörlerin yardımıyla gelişmiş teknolojiler elde ettiğini ve bunun balistik füzeler, saldırı ve intihar amaçlı insansız hava araçları ile bomba yüklü sürat teknelerine sahip olmalarını sağladığını belirtti. Maliki, bunun uluslararası toplumu terör örgütlerinin gelişmiş teknoloji ve silahlara erişmesini engelleme sorumluluğuyla karşı karşıya bıraktığını söyledi.

Maliki'nin verdiği bilgilere göre Husilerin 2022'deki ateşkesten bu yana gerçekleştirdiği ihlaller kapsamında yaklaşık 175 balistik füze, 330 insansız hava aracı, İHA'lardan fırlatılan 2 bin 229 mühimmat ve kimliği belirlenemeyen 28 bin 121 mühimmat kullanıldı.

Koalisyon Sözcüsü, Suudi Arabistan'ın istihbarat sistemleri aracılığıyla hedefleri belirleme ve tehditlerle mücadele etme kapasitesine sahip olduğunu vurgulayarak, “Bu füzeler, insansız hava araçları ve seyir füzeleriyle mücadele edebilecek kapasiteye sahibiz” dedi.

Maliki, basın toplantısında koalisyon uçaklarının balistik füze fırlatma platformlarını, silah depolarını ve Husilerin askeri operasyonlarını desteklemek amacıyla kullandığını belirttiği tesisleri hedef aldığı görüntüleri de paylaştı. Maliki, ortak güçlerin Suudi Arabistan'a yönelik yakın bir balistik füze saldırısını etkisiz hale getirmeyi başardığını söyledi.

Yolcuların güvenliğini tehdit eden saldırılar

Koalisyon Sözcüsü, Husilerin Krallık'taki sivillere ve sivil tesislere yönelik saldırılarını kınadı. Bunlar arasında Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nın da bulunduğunu belirten Maliki, bu tesislerin her gün binlerce yolcu ve sivil tarafından kullanıldığını söyledi. Maliki ayrıca Suudi Arabistan'daki havalimanları, limanlar ve petrol tesislerinin hedef alınmasına yönelik girişimlere dikkati çekti.

Husilerin sivillere yönelik saldırılarının uluslararası normların açık bir ihlali olduğunu belirten Maliki, havalimanlarının hedef alınmasının “Krallığın güvenliğini doğrudan etkilediğini, uluslararası hava trafiğini tehdit ettiğini ve farklı uyruklardan yolcuların hayatlarını tehlikeye attığını” ifade etti.

Maliki, koalisyonun Yemen'deki dağlık bölgelerde bulunan 127 silah deposu ile bir füze fırlatma platformunu imha ettiğini bildirdi.

Husilerin Sana, Saada ve Amran'da yoğunlaşan dağlık depolar kurduğunu ve bu noktalardan Yemen ile komşu ülkelere yönelik saldırılar düzenlediğini belirten Maliki, “Koalisyon Ortak Kuvvetler Komutanlığı, 24 saat faaliyet gösteren istihbarat sistemi aracılığıyla dağlık depoları ve sabit ve mobil fırlatma platformlarını imha ederek bu ağı dağıtmak ve bu kapasitenin uzmanları ile operatörlerini etkisiz hale getirmek için çalışıyor” dedi.

Suudi sistemleri yüksek hazırlık seviyesinde

Maliki, Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri'nin yüksek hazırlık seviyesine ve gelişmiş kapasitelere sahip savaş sistemleri bulunduğunu söyledi. Bunlar arasında tehditleri önleyebilen ve saldırı girişimlerini engelleyebilen hava savunma sistemlerinin de bulunduğunu belirten Maliki, bu sistemlerin Krallığın egemenliğini, güvenliğini, kaynaklarını ve kutsal mekanlarını, ayrıca ülkede yaşayan vatandaş ve ikamet edenlerin güvenliğini koruduğunu ifade etti.

“​​Husi milislerin kullandığı noktaları belirleme kapasitesine sahibiz. Terör ağını dağıtmak ve buradaki uzmanları etkisiz hale getirmek için çalışıyoruz” diyen Maliki, koalisyonun operasyonlarında uluslararası insancıl hukuka sıkı şekilde bağlı olduğunu yineledi.

Maliki, Husilerin operasyonlarında kullandığı kapasitenin etkisiz hale getirilmesine yönelik operasyonların planlanması sırasında sivillerin zarar görmesini veya can kaybı yaşanmasını önlemek için mümkün olan tüm tedbirlerin alındığını belirtti.


Sudan’ın Darfur bölgesinde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişi hayatını kaybetti

Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
TT

Sudan’ın Darfur bölgesinde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişi hayatını kaybetti

Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)

Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin kaldığı bir kampın yerel yetkilisi, son dönemde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Yetkili, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların sürdüğü bölgede insani koşulların giderek kötüleştiğine dikkat çekerek, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin hayatının kurtarılması için insani yardım kuruluşlarına acil müdahale çağrısında bulundu.

Yerel yetkili Muhammed Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kuzey Darfur eyaletindeki Tavila yerinden edilmiş kişiler kampında yaşayan çok sayıda ailenin hayatta kalmalarını sağlayacak asgari miktarda gıdaya dahi ulaşamadığını belirtti. Yakub, bu koşulların kampta 500’den fazla kişinin ölümüne yol açtığını söyledi.

Darfur’daki Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Kampları Genel Koordinasyonu, haftanın başında Tavila kampına yüzlerce kişinin daha geldiğini duyurdu. Kampa, toplam 8 bin 390 kişiden oluşan bin 726 aile kabul edilirken gıda, su ve barınma malzemelerinde ciddi eksiklik yaşandığı bildirildi.

Birleşmiş Milletler ve yerel kaynakların tahminlerine göre, Nisan 2023’ten bu yana devam eden savaş nedeniyle şu anda Darfur’daki kamplarda 3 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi yaşıyor.

Kuzey Darfur’un başkenti Faşir’in 60 kilometre uzağında bulunan Tavila kampına yönelik göç dalgaları sürüyor. Bu durum, bölgede faaliyet gösteren uluslararası ve yerel kuruluşların sağladığı insani yardımlar üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.

Acil yardım ihtiyacı

Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son günlerde Darfur’daki Şinkili Tobay, Kutum ve Kuma bölgelerinde bulunan kamplara yaklaşık 16 bin yerinden edilmiş kişinin ulaştığını belirtti. Uluslararası finansman eksikliği nedeniyle gıda, içme suyu ve sağlık hizmetlerinin tedarik zincirlerinde aksaklıklar yaşandığını kaydetti.

dfrgthy
Sudanlı vatandaşlar, 23 Eylül’de bir yardım mutfağının önünde gıda yardımı alabilmek için sıra beklerken. (Fotoğraf: AP)

Birleşmiş Milletlere bağlı insani yardım kuruluşlarının yayımladığı son rapora göre Sudan’da 34 milyon kişinin acil insani yardıma ihtiyacı bulunuyor. Ayrıca Darfur ve Kurdufan bölgelerindeki 20 noktada kıtlık tehlikesinin baş göstermesinden endişe ediliyor.

Yakub, Tavila bölgesinde hizmet veren tek hastanede doktor ve ilaç eksikliği nedeniyle hamile kadınlar ve çocuklar arasındaki ölüm oranlarının “her gün korkutucu biçimde arttığını” söyledi. Sağlık alanında faaliyet gösteren kuruluşlara çağrıda bulunan Yakub, yerinden edilmiş kişilere mevcut tıbbi imkânlar çerçevesinde derhal yardım ulaştırılmasını istedi.

Yerel yetkili, çocuklar arasında yetersiz beslenmeye bağlı hastalıkların yaygınlaştığını, sıtma, dang humması ve kronik hastalıkların da giderek arttığını bildirdi. Bu durumun kadınlar, erkekler ve özellikle yaşlılar arasındaki ölüm oranlarının yükselmesine ilişkin endişeleri artırdığına dikkat çekti.

Yakub ayrıca sağlık şartlarının kötüleşmesi, içme suyuna erişimin kısıtlanması ve hayati öneme sahip ilaçların bulunamaması nedeniyle bulaşıcı hastalıkların ve salgınların yayılabileceği uyarısında bulundu.

Kıtlık tehlikesi büyüyor

Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda, Darfur’daki barınma kamplarına ulaşmaya çalışan yüzlerce yerinden edilmiş kişinin yollarda açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.

Yakub, “İnsani yardımların ciddi ölçüde yetersiz kalması ve kıtlık belirtilerinin Darfur’daki yaşam koşullarını etkilemeye başlaması, savaşın sürmesi ve insani yardım faaliyetlerine verilen desteğin azalmasıyla birlikte milyonlarca yerinden edilmiş kişinin hayatını tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

Darfur’daki insani durumu izleyen Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Koordinasyonu da yakın tarihli bir raporunda, kamplardaki koşulların son derece kötü olduğunu belirterek acil yardım ve hızlı uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Raporda, gıda, temel yaşam malzemeleri ve sağlık hizmetlerindeki eksikliklerin en savunmasız kesimleri giderek daha büyük insani risklerle karşı karşıya bıraktığı, bölgede yaşanan insani felaket nedeniyle ölü sayısının artabileceği uyarısı yapıldı.