Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Şam, Lübnan'dan iki listede onlarca Esed rejimi kalıntısının teslim edilmesini talep etti

Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
TT

Şam, Lübnan'dan iki listede onlarca Esed rejimi kalıntısının teslim edilmesini talep etti

Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)
Suriye Dışişleri ve Yurtdışı Vatandaşlar Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile beraberindeki heyetin, Beyrut’ta Lübnan Dışişleri Bakanı Yusuf Raci ile yaptığı toplantıdan kareler, 10 Ekim 2025 (SANA)

Lübnan makamlarının, Lübnan ve Suriye'deki güvenliği hedef alan bir planın boşa çıkarıldığını, ayrıca Hizbullah'a ve eski Suriye rejiminin kalıntılarına bağlı olarak iki ülke arasında faaliyet gösteren tehlikeli bir ağın çökertildiğini duyurmasının ardından, yeni Suriye hükümetinin Lübnan'a kaçan ve oradan yerel unsurlar ile Moskova'daki diğer kalıntılarla iş birliği içinde Suriye'deki durumu bozmaya çalışan Esed rejimi kalıntılarının teslim edilmesine yönelik çabaları bir kez daha ön plana çıktı.

Suriye hükümeti daha önce Lübnan makamlarıyla, Lübnan’daki eski rejimin güvenlik ve askeri yetkililerinin teslim edilmesini iki liste aracılığıyla iki resmi talep sunarak görüşmüştü. Birinci liste, Tuğgeneral Abdurrahman ed-Dabbag tarafından geçtiğimiz ocak ayında Lübnan'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, Lübnan İstihbarat Şefi Tuğgeneral Tony Kahveci ve Lübnan Genel Güvenlik Müdürü Tümgeneral Hasan Şukayr ile yaptığı görüşmede teslim edilmişti. Liste, Lübnan'a giren ve eski rejimin kalıntıları arasında yer alan 200'den fazla üst düzey subayın adını içeriyor ve bunların takip edilerek yerlerinin tespit edilmesi talep ediliyordu.

RTH
Geçtiğimiz aralık ayında sosyal medya kullanıcıları tarafından yaygınlaştırılan, Albay Abdurrahman ed-Dabbag’ı ziyaret etmeye yönelik paylaşım

İkinci liste ise geçtiğimiz mayıs ayındaydı. Güncellenen liste, yasadışı geçiş noktalarından Lübnan topraklarına girdikleri kanıtlanan yüzden fazla subayı kapsıyordu. Suriye tarafı, kalıntıların takip edilmesini ve iki ülke arasında adli bir anlaşma yoluyla bu dosyanın kapatılması için çalışılmasını talep etti.

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), Lübnan'dan Esed rejimi kalıntılarından Suriye halkına karşı ihlalde bulunmakla suçlanan kişilerin teslim edilmesini talep etmiş, bu hususta geçtiğimiz ocak ayında ‘Lübnan'ın Suriyelilere Karşı Savaş Suçu İşlediğinden Şüphelenilenleri Teslim Etme Yükümlülükleri’ başlıklı bir rapor yayımlayarak Lübnan makamlarını Esed rejimi subaylarının peşine düşmedeki eylemsizliklerinden dolayı eleştirmişti.

SNHR, savaş suçlarına ve insanlığa karşı suçlara karışan bu yetkililerin Lübnan'da rahatça kalmaya devam etmesinin, ülkeyi ‘ikili bir güvenlik tehdidi platformuna’ ve suçlular için güvenli bir sığınağa dönüştürdüğü konusunda uyardı.

CDFRGT
Esed rejimi üyesi eski Tuğgenerali Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Şam'daki makamlar, eski Tümgeneral Adil İsa'nın Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği içinde gözaltına alınması olayında olduğu gibi bireysel yakalama emirleri çıkararak son zamanlarda fiili hareketlilik başlattı. Adil İsa, Esed rejimi kalıntılarından askeri bir yetkilinin bu türdeki ilk resmi teslimi olarak geçtiğimiz ağustos ayında teslim edilmişti.

Basında yer alan haberlere göre Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği'nde, iki ülke arasındaki yasa, anlaşma ve mutabakatlar çerçevesinde Lübnan'daki kalıntıları izleme görevini üstlenen uzman bir Suriye güvenlik ekibi bulunuyor.

Şam'daki insan hakları kaynaklarına göre Lübnan'da bulunan eski rejim kalıntılarının teslim edilmesi dosyası, işkence veya idam cezası riskinin bulunması halinde iadeyi yasaklayan uluslararası hukuka ilişkin yasal ve siyasi engellerin yanı sıra iki ülke arasındaki adli anlaşmaların seyrinin gözetilmesiyle karşılaşıyor. Söz konusu kaynaklar, iki ülke arasındaki adli ilişkilerin 1951 yılında imzalanan adli iş birliği anlaşmasına ve cezaların infazı ile hükümlülerin nakli amacıyla 2026 yılı başlarında imzalanan bir anlaşmaya dayandığını belirtti.

VBGHN
Lübnanlılar ve Suriyeliler, Beyrut'ta Suriye rejiminin ve rejim başkanı Beşar Esad'ın devrilmesini kutluyor (AFP)

Kaynaklar, Tümgeneral Adil İsa'nın iadesinin, adli iş birliği anlaşmasına ve Suriye yakalama emirlerine dayanarak gerçekleştirildiğini, işlenen suçun iadeyi talep eden ülkenin yasalarına göre en az bir yıl hapis cezası gerektiren bir cürüm veya kabahat teşkil etmesi ya da kişinin fiilen en az iki ay hapis cezasına mahkûm edilmiş olması halinde iadenin zorunlu olduğunu belirtti.

Kaynaklara göre Suriye tarafı, aranılan kişilerin, özellikle de Suriye'deki güvenlik ve istikrarı tehdit eden eylemlere karıştığı kanıtlananların teslim edilmesi için bu adli anlaşmaya güveniyor.

Kaynaklar, Lübnan hükümetinin Suriye tarafıyla olan güvenlik iş birliğini kısıtlayan karmaşıklıklara rağmen, öncelikli tercihinin her iki ülkede de güvenliği korumak olduğunu değerlendirdi.


Irak'ta Bedir Örgütü liderine karşı halk öfkesi

Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Irak'ta Bedir Örgütü liderine karşı halk öfkesi

Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)
Asaib Ehl-i el-Hak üyeleri (Arşiv - AP)

Irak'ta Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri'ye yönelik halkın öfke ve eleştiri dalgası, kendisinin ‘direniş’ olarak adlandırdığı yapının, yaklaşık iki yıl süren ve 600'den fazla göstericinin hayatını kaybettiği, 20 binden fazla kişinin de yaralandığı 2019 yılındaki ‘Ekim Hareketi’ sırasında yaşanan olaylara karıştığını itiraf ettiği açıklamalarının ardından halen devam ediyor.

Protesto gösterileri sırasında ölenlerin ailelerinin birçoğu, son itiraflarının ardından Amiri hakkında dava açma niyetinde olduklarını açıkladı. Irak İnsan Hakları Merkezi Başkanı Ali el-Abadi, Yüksek Yargı Konseyi’ni ve yetkili makamları, ‘Ekim olayları dosyasını ele almaya ve kanun çerçevesinde ihlallerden sorumlu olanları belirleyecek ciddî ve şeffaf bir soruşturma açmaya’ çağırdı. Abadi ayrıca uluslararası kuruluşları, Birleşmiş Milletleri (BM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (UCM), ‘ihlal suçlarına karışanların hesap vermekten ve adaletten kaçmamasını garanti altına almak için dosyayı takip etmeye’ davet etti. Amiri geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Ekim fitnesi, karşısında cesurca duran ve devleti ile siyasi sistemi koruyan direnişti” demişti.


Siyasi tıkanıklığı sonlandırmaya zemin hazırlayan ‘Somali mutabakatları’

Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
TT

Siyasi tıkanıklığı sonlandırmaya zemin hazırlayan ‘Somali mutabakatları’

Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)
Somali Cumhurbaşkanı’nın, siyasi krizle ilgili istişarelere katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıdan bir kare (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, doğrudan seçimlere yönelmek başta olmak üzere birçok kritik dosya nedeniyle muhalefetle iki yıldır süren tıkanıklığı aşmaya çalışıyor.

Somali basınındaki sızıntılar, çatışan taraflar arasında mutabakatlara işaret ederken Somalili bir uzman bu söylemleri, kısa sürede yok olup gidecek sadece siyasi bir manevra olmaktan çıkıp gerçek bir sürece dönüşmesi için daha fazla garantiye ihtiyaç duyan ‘temkinli bir yakınlaşma’ olarak değerlendiriyor.

Somali haber sitesi Alsomalaljadid, kısa bir süre önce kaynaklara dayandırdığı bir haberde, federal hükümet ile muhalefet üyelerinin federal seçimlerin zamanlaması ve prosedürleri konusunda ön anlaşmaya vardığını ve seçimlerin yedi ay içinde yapılmasının beklendiğini aktardı.

Site, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet üyeleri arasındaki görüşmelerin, ülkenin federal seçimlere nasıl hazırlanacağı konusunda karşılıklı bir anlayışla sonuçlandığına işaret ederek, federal hükümetin muhalefet tarafından sunulan bir seçim teklifini prensipte kabul ettiğini, cumhurbaşkanının ise siyasi anlaşmazlıkları azaltmak ve kapsayıcı seçimler gerçekleştirmek amacıyla teklifin bazı maddelerinin kaleme alınış biçiminde ve tanımında değişiklikler yaptığını kaydetti.

Mogadişu, aralarındaki anlaşmazlıklara çözüm bulma konusunda Batı'nın desteğiyle bir yılı aşkın süredir yürütülen Somali-Somali çabalarının birçok kez başarısızlıkla sonuçlanmasının aksine işleyen bu sürece dair henüz resmi bir doğrulamada bulunmadı.

Somalili Afrika Boynuzu meseleleri uzmanı Ali Mahmud Kilni, krizin çözümüne yönelik hareketlilik olduğunu vurgulayarak, Somali hükümeti ile muhalefet güçleri arasındaki temasların ve görüşleri yakınlaştırma çabalarının birçok ana siyasi dosya üzerinde ön mutabakatlarla sonuçlandığını, ancak bu mutabakatların hâlâ başlangıç çerçevesinde kaldığını ve henüz üzerine inşa edilebilecek nihai ve bağlayıcı bir anlaşmaya dönüşmediğini belirtti.

Somalili uzmana göre bu gelişme, ülkedeki istikrarın geleceğine yönelik bölgesel ve uluslararası ilginin artması, siyasi taraflar arasındaki anlaşmazlıkları kontrol altına almaya ve ülkenin ile bölgenin güvenliğini olumsuz etkileyebilecek bir tırmanışı önlemeye çalışan Arap ve bölgesel çabalarla eş zamanlı olarak, Somali sahnesinin artan siyasi, ekonomik ve güvenlik baskılarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Mevcut yakınlaşmanın, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesindeki hızlı dönüşümler ve artan ekonomik ile güvenlik baskıları gölgesinde krizin devam etmesinin tehlikesine ilişkin karşılıklı bir idrakin sonucu olabileceğine inanılsa da mevcut bazı mutabakatlar, net taahhütlere ve pratik uygulama mekanizmalarına dönüştürülmediği takdirde geçici veya taktiksel nitelikte kalabilir.

Geçtiğimiz ağustos ayında hükümet ile muhalefet arasında açıklanan son diyalog, doğrudan oylamanın uygulanması, eyaletlerin yetkilerinin azaltılması ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento görev süresinin 2027 ortasına kadar uzatılması konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle yaklaşık iki yıldır ülkede yaşanan bölünmenin gölgesinde, Somali Halk Meclisi Başkanı Abdulkadir Muhammed Nur ile muhalefet arasında türünün ilk örneği olan bir görüşmede gerçekleşmişti.

XSDFRGT
Somali Halk Meclisi Başkanı, muhalefet milletvekillerinden oluşan bir heyetle görüşürken (Somali Haber Ajansı)

Muhalefet, Halk Meclisi’nin anayasal görev süresinin geçtiğimiz nisan ayında sona erdiğinde ısrar ediyor ve 2012 yılında kabul edilen geçici anayasaya göre parlamento görev süresinin 4 yılla sınırlı olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla geçtiğimiz mart ayında cumhurbaşkanlığı ve parlamento görev süresinin 2027 ortasına kadar bir yıl uzatılmasına izin veren yeni anayasayı tanımıyor.

Mogadişu'daki cumhurbaşkanlığı ve hükümet, anlaşmazlıklar konusunda mutabakata varmak amacıyla Türk ve Batı desteğiyle muhalefetle birçok tur görüşme gerçekleştirmiş, ancak kesin sonuçlara ulaşılamamıştı.

Somalili uzmana göre hükümet ile muhalefet arasındaki anlaşmazlıklar, önümüzdeki siyasi aşamanın doğası, seçim sürecini yönetme mekanizmaları, devlet kurumları arasında yetkilerin dağılımı, siyasi katılım garantileri ve kararın tekelde toplanmasını veya rakip güçlerin dışlanmasını engelleyecek uzlaşı ortamının sağlanması etrafında dönüyor.

Mutabakatlar sürecinin ciddiyetinin ‘her iki tarafın da kısa vadeli siyasi hesapları aşma, karşılıklı tavizler verme ve kapsamlı bir uzlaşmaya yol açacak belirli bir ajanda üzerinde anlaşma becerisine bağlı’ olduğunu düşünen Somalili uzman, herhangi bir anlaşmanın başarısının; siyasi garantilerin, diyaloğun yönetiminde şeffaflığın, siyasi ve toplumsal güçlerin daha geniş katılımının yanı sıra varılan mutabakatların uygulanmasını takip edecek bağımsız bir mekanizmanın varlığını gerektireceğini vurguladı.

Ayrıca önümüzdeki dönemin, ‘hükümet ile muhalefet arasındaki yakınlaşmanın sürdürülebilir bir siyasi sürecin başlangıcını mı yoksa iç ve dış baskıların dayattığı geçici bir sükuneti mi temsil ettiğini belirlemede belirleyici’ olmasını bekleyen Kilni, diyaloğun başarısının gerçek ölçütünün ‘mutabakat bildirileri yayımlamak değil, tarafların bunları istikrarın sağlanmasına ve Somali siyasi manzarasının bileşenleri arasındaki güvenin pekiştirilmesine katkıda bulunacak bağlayıcı kararlara dönüştürme becerisi’ olacağına dikkati çekti.