Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Kuzeybatı Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı kimliği belirsiz uçaklarla hedef alındı

Kuzeybatı Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı kimliği belirsiz uçaklarla hedef alındı
TT

Kuzeybatı Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı kimliği belirsiz uçaklarla hedef alındı

Kuzeybatı Suriye’deki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı kimliği belirsiz uçaklarla hedef alındı

Bugün şafak vakti kimliği belirsiz uçaklar tarafından düzenlenen hava saldırılarında, Suriye’nin kuzeybatısındaki hizmet dışı bir askeri havalimanı hedef alındı. Havalimanında Savunma Bakanlığı’na bağlı güçlerin bulunduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre kimliğinin açıklanmasını istemeyen güvenlik kaynağı, “Kimliği belirsiz uçaklar, bugün şafak vakti İdlib vilayetindeki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı’nı bombaladı” açıklamasında bulundu.

Kaynağa göre, 2012’den bu yana hizmet dışı olan havalimanında Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı güvenlik güçleri bulunuyor. Saldırıda can kaybı ya da yaralanma olup olmadığına ilişkin ise bilgi verilmedi.

Saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

İsrail ordusu, AFP’nin saldırılarla ilgili sorusuna “Yorum yok” cevabını verdi.

Öte yandan Reuters, üç Suriyeli askeri kaynağa dayandırdığı haberinde, kaynağı henüz belirlenemeyen dört hava saldırısında Ebu Zuhur Askeri Üssü pistinin ve depolama tesislerinin hedef alındığını bildirdi. Kaynaklardan biri ile üssün yakınında yaşayan bir bölge sakini, saldırılarda yaralanan olmadığını ifade etti.

İsrail güçleri, eski yönetimin 2024’ün sonunda devrilmesinin ardından Suriye’de “askeri hedefler” olarak tanımladığı noktalara yüzlerce saldırı düzenledi.

Öte yandan Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyon da Suriye’de çoğunlukla DEAŞ liderlerini hedef alan hava saldırıları gerçekleştiriyor.

Suriye’deki yeni yönetim, çatışmalar boyunca ağır hasar gören havalimanının kontrolünü iktidara gelmesinin ardından ele geçirdi.

Eski rejim güçleri ise Eylül 2015’te muhalif grupların İdlib vilayetinin büyük bölümünü ele geçirmesinin ardından kontrolünden çıkan havalimanını 2018’in sonlarında yeniden kontrol altına almıştı.


İran, Irak Kürdistan Hükümeti Başbakanı’nın ofisine yönelik iki İHA ile gerçekleştirilen «şüpheli» saldırıyı kınadı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)
TT

İran, Irak Kürdistan Hükümeti Başbakanı’nın ofisine yönelik iki İHA ile gerçekleştirilen «şüpheli» saldırıyı kınadı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, dün gece saatlerinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisi ile Erbil İstihbarat Müdürü’nün konutuna iki İHA ile düzenlenen saldırıyı kınadı. Şarku’l Avsat’ın IRNA’dan aktardığına göre Bekayi, saldırıyı “son derece şüpheli gelişme ve dikkatle ele alınması gereken bir olay” olarak nitelendirdi.

Ajansta yer alan açıklamaya göre Bekayi, saldırıyı kınayarak, olayın kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini belirtti.

Irak Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamsına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de Iraklı mevkidaşına, saldırının İran topraklarından düzenlendiğine ilişkin “herhangi bir bilgi bulunmadığını” iletti.

Öte yandan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, dün akşam Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı’nın ofisi ile Erbil İstihbarat Müdürü’nün konutuna iki İHA ile düzenlenen saldırının soruşturulması talimatını verdi. Fransız Haber Ajansı AFP’nin haberine göre bu karar, Kürt makamlarının saldırının arkasında İran’ın bulunduğunu öne sürmesinin ardından geldi.

Zeydi’nin Basın Ofisi tarafından yapılan açıklamada, Başbakan’ın “saldırının kaynaklarını ve çıkış noktalarını ortaya çıkarmak, soruşturmanın sonuçlarını en kısa sürede kamuoyuna açıklamak ve saldırının bütün ayrıntıları ile arkasındaki tarafları ortaya çıkarmak üzere bir soruşturma komitesi kurulması” talimatı verdiği belirtildi.


Yemen Savunma Konseyi, Suudi Arabistan Krallığı’nın Yemen halkına sunduğu istikrarlı desteğe yönelik takdirini yineledi

Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)
Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)
TT

Yemen Savunma Konseyi, Suudi Arabistan Krallığı’nın Yemen halkına sunduğu istikrarlı desteğe yönelik takdirini yineledi

Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)
Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)

Yemen Ulusal Savunma Konseyi, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Dr. Reşad el-Alimi başkanlığında bugün gerçekleştirdiği toplantıda, silahlı kuvvetlerin performansından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Konsey, vatandaşların yanı sıra egemenlik ve kritik öneme sahip tesislerin korunmasında ordunun sergilediği yeterlilik, disiplin ve yüksek hazırlık seviyesine övgüde bulundu. Özellikle insansız hava kuvvetlerinin, İran rejimi tarafından desteklenen terörist Husi milislerinin askeri kapasite ve mevzilerine yönelik “nitelikli operasyonları” ile isabetli ve ağır darbelere imza atması takdir edildi.

Konsey ayrıca Suudi Arabistan’ın öncü rolüne ve Yemen halkı ile siyasi yönetimine her düzeyde sağladığı kesintisiz desteğe yönelik takdirini yineledi. Açıklamada, Riyad’ın Yemen ve bölgenin güvenlik ve istikrarının güçlendirilmesindeki lider rolünün yanı sıra tehdit ve terör kaynaklarıyla mücadele, deniz güvenliğinin ve uluslararası deniz yollarının korunması amacıyla bölgesel ve uluslararası koalisyonların yürüttüğü çalışmalara öncülük ettiği belirtildi.

Ulusal Savunma Konseyi, uluslararası toplumun birlik içinde hareket etmesini ve Husilerin tırmanıştan, Yemen’in, bölgenin ve su yollarının güvenliğine yönelik tehditlerden sorumlu tutulmasına ilişkin açık tutumunu da memnuniyetle karşıladı. Konsey, bu tutumların, Husileri caydırmak ve finansman ile silah kaynaklarını kurutmak amacıyla daha etkili tedbirlere dönüştürülmesinin önemini vurguladı.

Konsey, tüm cephe ve operasyon eksenlerinde askeri ve güvenlik hazırlık seviyesinin en üst düzeyde tutulması, erken uyarı sisteminin güçlendirilmesi ve kritik ve egemenlik kapsamındaki tesisler ile sivil yapıların korunma düzeyinin artırılması talimatını verdi.

Ayrıca tehdit kaynaklarına karşı hava ve füze yoluyla yürütülen caydırıcılık operasyonlarının, farklı cephe ve askeri birlikler arasında koordinasyon sağlanarak genişletilmesi emredildi. Bunun yanı sıra milislerin hücreleri ile kaçakçılık, ikmal ve iç destek ağlarının takibi için istihbarat ve güvenlik çalışmalarının yoğunlaştırılması, bu çabaların hızlı ve etkin bir yargı süreciyle desteklenmesi istendi. Böylece devletin askeri, güvenlik ve hukuki araçlarının terör tehditleriyle mücadelede bütünleşik biçimde kullanılması hedefleniyor.