Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Libya Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakan Yardımcısı ile Mısır İstihbarat Başkanı arasındaki görüşmenin anlamı ne?

Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad, Kahire’de Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi’yi kabul etti. (UBH)
Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad, Kahire’de Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi’yi kabul etti. (UBH)
TT

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakan Yardımcısı ile Mısır İstihbarat Başkanı arasındaki görüşmenin anlamı ne?

Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad, Kahire’de Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi’yi kabul etti. (UBH)
Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad, Kahire’de Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi’yi kabul etti. (UBH)

Trablus ile Kahire, Libya’nın son dönemde karşı karşıya bulunduğu siyasi ve güvenlik sorunlarına ilişkin istişare ve görüşmelerini genişletti. Görüşmelerde özellikle, yaklaşık 12 yıldır süren bölünmüşlüğü sona erdirecek birleşik bir hükümetin kurulmasını hedefleyen ABD girişiminin hayata geçirilmesi ele alındı.

Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad, perşembe günü el-Alameyn kentinde, Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi ile bir araya geldi. Zubi’nin Mısır’a gerçekleştirdiği ilk resmî ziyaret kapsamında yapılan görüşmede, ABD Başkanı Donald Trump’ın kıdemli danışmanı Massad Boulos’un himayesindeki girişime ilişkin tutum değerlendirildi.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Trablus’ta Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad’ı ağırladı. (Dibeybe’nin ofisi)Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Trablus’ta Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad’ı ağırladı. (Dibeybe’nin ofisi)

Mısır, Libya krizinin çözümüne yönelik yaklaşımında, ülkenin birliği ve toprak bütünlüğünün korunması, ulusal kurumların birleştirilmesi ve tamamen Libyalılar arasında yürütülecek siyasi süreçle kapsamlı bir çözüme ulaşılması gerektiği görüşünü sürdürüyor. Kahire, bu sürecin cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin önünü açmasını hedefliyor.

Süreci yakından izleyen çevreler, Mısır’ın Libya’daki bölünmüşlüğü derinleştirebilecek ve ülke kurumlarının istikrarlı temeller üzerinde birleştirilmesini zorlaştırabilecek plansız adımlardan endişe duyduğunu belirtiyor. Aynı çevreler, UBH’nin ABD girişimine ilişkin henüz net bir tutum açıklamadığını, bu konunun Kahire ile yürütülen görüşmelerde ele alınan başlıklardan biri olduğunu ifade ediyor.

Kahire yönetimi, Reşad ile Zubi arasındaki görüşmenin ayrıntılarını açıklamazken, Trablus merkezli UBH, toplantının Libya’daki son gelişmeler hakkında iki taraf arasında sürdürülen istişareler ile iki ülkenin güvenlik ve istikrarına hizmet edecek ortak koordinasyonun güçlendirilmesi kapsamında gerçekleştirildiğini bildirdi.

UBH açıklamasında, görüşmede Libya’daki siyasi gelişmeler, ulusal kurumların birleştirilmesine yönelik çabaların desteklenmesi ile güvenlik ve askerî iş birliğinin güçlendirilmesi gibi ortak öneme sahip konuların ele alındığı, bunun da istikrarın pekiştirilmesine ve siyasi sürecin ilerlemesi için uygun ortamın hazırlanmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Reşad ile Zubi arasındaki görüşmede ayrıca, bölgesel güvenlik tehditlerine karşı koordinasyon ve istişare mekanizmalarının güçlendirilmesi ele alındı. Taraflar, bölgenin güvenlik ve istikrarını destekleyecek ve iki ülkenin ortak çıkarlarını koruyacak iş birliğinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Görüşme, Libya’da yeni bir hükümetin belirlenmesine yönelik Cenevre’de yürütüldüğü öne sürülen gayriresmi müzakerelerin gündemde olduğu bir dönemde yapıldı. Batı Libya’dan üst düzey bir hükümet yetkilisi ise söz konusu iddiaları ne doğruladı ne de yalanladı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı Massad Boulos, yazılı olmayan bir girişimin hayata geçirilmesi için temaslarını sürdürürken, girişime karşı çıkan bazı kesimler bunun Libya’yı Dibeybe ve Hafter aileleri arasında bölmeyi amaçladığını öne sürüyor. Boulos ise bu iddiaları reddederek girişimin askerî, güvenlik ve ekonomik bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedeflediğini söyledi.

Boulos son günlerde Kahire, Misrata ve Trablus arasında yoğun diplomatik temaslarda bulunurken, Reşad da üst düzey bir heyetle Libya’yı ziyaret etti. Reşad’ın UBH Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile yaptığı görüşmede Libya krizindeki son gelişmeler ele alınırken, Dibeybe görüşmenin iki ülkenin ortak çıkarlarını ve kalkınma çabalarını destekleyecek iş birliğinin geliştirilmesine odaklandığını söylemekle yetindi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter, Washington’da daha önce gerçekleşen bir görüşmede (LUO Genel Komutanlığı)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter, Washington’da daha önce gerçekleşen bir görüşmede (LUO Genel Komutanlığı)

Kaynaklara göre ABD girişimi, yeni Başkanlık Konseyi’nin başına Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in getirilmesini, buna karşılık Dibeybe’nin ise kurulması için çalışmaların sürdüğü birleşik hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor.

Misrata’daki askerî liderler, kanaat önderleri, aşiret temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları ise Boulos’a girişime neden karşı çıktıklarını iletti. Söz konusu çevreler, ‘Libya’nın askerileştirilmesine’ ve uluslararası raporlarda yolsuzluk ile insan hakları ihlalleriyle ilişkilendirilen isimlerin yönetime taşınmasına karşı olduklarını vurguladı.

Öte yandan, Siyasi Diyalog Forumu olarak adlandırılan oluşum, dün Cenevre’de düzenlediği bağımsız toplantının ardından sürpriz bir kararla Libyalı Mustafa el-Meczub’u Libya’nın başbakanı olarak seçtiğini duyurdu. Ancak Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Sözcüsü Muhammed el-Esadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu girişimle hiçbir bağlantımız yok” dedi.

Libyalı taraflar arasında nihai anlaşmanın imzalanmasının ertelenmesi ise yeni bir müzakere turunun önünü açtı. Geçtiğimiz salı günü Tunus’ta düzenlenen BM toplantısı, Yüksek Seçim Komisyonu Başkanlığı ve seçim sürecinin hukuki çerçevesine ilişkin anlaşmazlıkların giderilememesi nedeniyle sonuçsuz sona ermişti.


Gazze'de İsrail ateşiyle üç Filistinli hayatını kaybetti

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)
TT

Gazze'de İsrail ateşiyle üç Filistinli hayatını kaybetti

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli çocuklar (AP)

Gazze şehrinin doğusuna düzenlenen İsrail saldırısında 3 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

Filistin Medya Merkezi’nin aktardığına göre İsrail güçleri Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun Mahallesi'nde bulunan "Devlet Kavşağı" (Mefrak ed-Devle) bölgesinde sivilleri hedef aldı. Saldırı sonucunda 3 kişinin şehit olduğu bildirildi.

Öte yandan, aynı bölgedeki Şucaiyye Mahallesi'nde bulunan el-Zehra Okulu kampına bir İsrail İHA'sı tarafından ateş açıldı; saldırıda en az bir kişinin yaralandığı bildirildi. Ayrıca, Deyr el-Belah şehrinin doğusunda "Sarı Hat" olarak bilinen bölge yakınındaki ilaç fabrikasının çevresinde konuşlanan İsrail askeri araçlarının da bölgeye yönelik ateş açtığı rapor edildi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre bu saldırılar, dün Gazze şehrinin çeşitli bölgelerinde düzenlenen ve aralarında bir kız çocuğunun da bulunduğu 12 Filistinlinin hayatını kaybettiği bir dizi hava saldırısının ardından geldi.


ABD’nin himayesiyle Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayacak yeni bir petrol boru hattı

Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
TT

ABD’nin himayesiyle Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayacak yeni bir petrol boru hattı

Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)
Vantive şirketinin CEO’su Chris Toth (sağdan ikinci), Excelerate Energy Başkanı ve CEO’su Steven Kobos, Commercis CEO’su Alan Afrasiab ve General Electric’in kurumsal işlerden sorumlu başkanı ve ABD-Irak İş Konseyi Başkanı Roger Martella ile birlikte 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD Ticaret Odası İş Zirvesi’nde (AP)

Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudayyir dün Suriye tarafıyla yeni bir petrol boru hattının inşasına ilişkin anlaşma imzaladı. Anlaşma, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında varılan ekonomik mutabakatlar paketinin bir parçası olarak hayata geçirildi.

Daha önce Şarku’l Avsat, Suriyeli, Batılı ve Iraklı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Bağdat ile Şam’ın ABD’nin himayesinde petrol bağlantısı kurulmasına yönelik bir anlaşma imzalamaya hazırlandığını ortaya koymuştu. Zeydi’nin Washington ziyareti kapsamında gündeme gelen bu girişim, kaynaklar tarafından Arap Maşrıkı’nda yeni bir ekonomik ittifakın başlangıcı olabilecek bir adım olarak değerlendirilmişti.

Yeni proje, yıllardır hizmet dışı olan tarihi Kerkük-Baniyas boru hattına alternatif oluşturacak şekilde Irak petrolünün Suriye toprakları üzerinden yeniden ihraç edilmesini hedefliyor.

Suriye petrol sektöründen bir yetkili, iki ülke arasında varılan ön anlaşmanın kısa süre içinde resmen imzalanacağını belirtti. Yetkili, yeni hattın günlük yaklaşık 2 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olacağını ve nihai anlaşmanın imzalanmasının ardından inşasının yaklaşık 30 ay süreceğini ifade etti.

ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. (APABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, 17 Temmuz 2026’da Washington’da düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’nde bir konuşma yaptı. (AP)

İhracat kanallarının çeşitlendirilmesi

Bu gelişme, Irak’ın petrol ihracatında güzergâh çeşitliliğini artırma ve özellikle Irak petrolünün ana çıkış noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri nedeniyle Arap Körfezi’ndeki deniz rotalarına bağımlılığı azaltma çabalarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Irak ile imzalanan ekonomik anlaşmalar paketinin imza töreninde yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Ortadoğu’yu çatışma bölgesi olmaktan çıkarıp ticaret ve yatırım merkezi haline getirmeyi hedefleyen bir vizyon benimsediğini söyledi. Yatırımların artırılmasının istikrar, barış ve bölge halkları için istihdam oluşturmanın en etkili yolu olduğunu belirtti.

Wright, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin göreve başlamasının yaklaşık 60 gün ardından ilk yurt dışı ziyaretini ABD’ye gerçekleştirme kararını da övdü. Bunun, önümüzdeki dönemde ABD-Irak ortaklığının önemine yönelik güçlü bir farkındalığı yansıttığını ifade etti.

Wright, Irak enerji sektörünün geliştirilmesi ve petrol üretiminin artırılmasının, Amerikan şirketlerinin yatırım yapması ve teknoloji ile uzmanlıklarını Irak’a taşımasıyla mümkün olacağını söyledi. Bunun, sektörün verimliliğini artıracağını ve Irak’ın bazı komşu ülkelere olan bağımlılığını azaltacağını kaydetti.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 17 Temmuz 2026 tarihinde Washington’da ABD Ticaret Odası’nda düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’ne katıldı. (AP)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 17 Temmuz 2026 tarihinde Washington’da ABD Ticaret Odası’nda düzenlenen ABD-Irak İş Zirvesi’ne katıldı. (AP)

Irak’ta ABD’li şirketlerin yaptığı anlaşmalar

Irak ile Suriye arasında petrol boru hattı bağlantısına yönelik anlaşmayla eş zamanlı olarak, ABD’li enerji şirketi ConocoPhillips, İngiliz BP’nin Irak’taki dev Kerkük petrol sahaları kompleksindeki projesinin yüzde 42 hissesini satın almayı kabul ettiğini açıkladı.

Şirketten yapılan açıklamada, söz konusu işlemin Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında imzalanan anlaşmalar paketinin bir parçası olduğu belirtildi. Anlaşmanın, 3 milyar varilden fazla petrol rezervine sahip bir projeyi ve gelecekteki arama faaliyetlerine yönelik fırsatları kapsadığı ifade edildi. Anlaşmanın mali detayları açıklanmazken, işlemin değerinin yaklaşık 400 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

Söz konusu anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump’ın Zeydi’nin Beyaz Saray ziyareti sırasında işaret ettiği büyük petrol yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Bağdat yönetimi ise enerji sektörünü geliştirmek amacıyla yeni yabancı yatırımlar çekmeye çalışıyor.