Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Esed'in kimyasal silah programının kalıntıları bulundu

Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
TT

Esed'in kimyasal silah programının kalıntıları bulundu

Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)
Suriye'nin Lahey'deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Daimî Temsilcisi Muhammed Kattub, "Suriye'de Kimyasal Silah Kullanımından Sonra Hesap Verebilirliğin Aranmasında Roller ve Sorumluluklar" konulu müzakere oturumunda. (SANA)

Suriyeli bir yetkili, devrik lider Beşşar Esed döneminde yürütülen gizli kimyasal silah programına ait kalıntıların bulunduğunu açıkladı. Yetkili, ülkede yıllarca süren iç savaş sırasında gerçekleştirilen ölümcül gaz saldırılarında kullanılanlara benzer mühimmat ve ham maddelerin ele geçirildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre Suriye’nin Lahey’deki Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü nezdindeki daimî temsilcisi Mohammad Kattub, yetkililerin Esed dönemindeki kimyasal silah programıyla bağlantılı oldukları şüphesiyle 18 kişiyi gözaltına aldığını söyledi. Gözaltına alınanlar arasında eski rejimde görev yapmış üst düzey askeri, siyasi ve teknik isimlerin de bulunduğu ifade edildi.

Kattub ayrıca, “Esed güçleri tarafından kullanılan sarin gazı bileşenlerinin” de bulunduğunu açıkladı. Yetkili, kimyasal silahlarda kullanıldığı belirtilen 70’ten fazla füze ve bombanın da ele geçirildiğini kaydetti.

Suriye temsilcisi Kattub, birkaç gün önce Lahey’de düzenlenen “Suriye’de kimyasal silah kullanımının ardından hesap verebilirlik arayışında roller ve sorumluluklar” başlıklı oturuma katılmıştı.


Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yeni Kassam Tugayları komutanının suikasta uğradığını doğruladı

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Hamas kaynakları, Şarku’l Avsat’a yeni Kassam Tugayları komutanının suikasta uğradığını doğruladı

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 26 Mayıs 2026 (AFP)

Hamas Hareketi’nden 3 kaynak dün akşam yaptıkları açıklamada, hareketin silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın yeni lideri Muhammed Avde’nin, İsrail ordusunun Gazze kentinin merkezindeki er-Rimal mahallesinde bir apartman dairesine düzenlediği hava saldırısında öldürüldüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Avde’nin cenazesinin saldırının şiddeti nedeniyle parçalanmış halde enkaz altından çıkarıldığını, olay yerinde ailesine ait olduğu değerlendirilen başka insan kalıntılarının da bulunduğunu belirtti.

Aynı kaynaklar, Avde’nin naaşının aile üyeleri tarafından teşhis edildiğini, ayrıca yerini bilen yakın çevresinden bir kişinin de kimliğini doğruladığını aktardı.

Sahadaki bir kaynak ise İsrail savaş uçaklarının söz konusu daireye en az 3 füze fırlattığını, saldırının bina ile çevresinde büyük yıkıma yol açtığını ifade etti. Saldırıda yoldan geçen bir kadının hayatını kaybettiği, er-Rimal mahallesindeki mağazalarda alışveriş yapan çocuklarının ise yaralandığı bildirildi.

İlk saldırıdan yaklaşık 20 dakika sonra bir helikopterin, ilk hedef alınan daireden yüzlerce metre uzaklıktaki başka bir apartman dairesine ikinci bir hava saldırısı düzenlediği kaydedildi. Saldırıda aralarında Kassam Tugayları istihbarat biriminde görevli bir saha komutanının da bulunduğu çok sayıda kişinin yaralandığı, söz konusu komutanın durumunun ağır olduğu belirtildi. Avde, Kassam Tugayları liderliğine getirilmeden önce örgütün istihbarat biriminin başında bulunuyordu. Önceki lider İzzeddin el-Haddad ise yaklaşık 10 gün önce öldürülmüştü.

İsrail, dün daha erken saatlerde yaptığı açıklamada, Kassam Tugayları’nın yeni liderini Gazze’de hedef aldığını duyurmuş, ancak saldırıda hedef alınan kişinin öldürülüp öldürülmediğine ilişkin bilgi vermemişti.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından yayımlanan ortak açıklamada, İsrail ordusunun ‘bugün Gazze’de terör örgütü Hamas’ın askeri kanadının yeni lideri ve 7 Ekim saldırısının planlayıcılarından biri olan Muhammed Avde’ye yönelik operasyon gerçekleştirdiği’ ifade edildi.

Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu).Sağdan: Kassam Tugayları'nın mevcut komutanı Muhammed Avde  ve yanında İsrail'in ayrı ayrı saldırılarında suikasta kurban giden Tugayların 3 lideri: Rafa Salame, Ebu Ubeyde ve Muhammed Dayf (İsrail ordusu tarafından yayınlanan fotoğraf).

Netanyahu, Avde’nin 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik sınır ötesi saldırı sırasında Hamas’ın istihbarat biriminin başında bulunduğunu söyledi. Avde’nin yaklaşık bir hafta önce, 15 Mayıs’ta İsrail ordusu tarafından öldürülen Kassam Tugayları Komutanı İzzeddin el-Haddad’ın yerine göreve getirildiği belirtildi.

Avde kimdir?

Muhammed Avde’nin Hamas ile ilişkisi, 1987 yılında başlayan Birinci İntifada dönemine kadar uzanıyor. Avde, bir süre Hamas’ın eski liderlerinden Yahya Sinvar tarafından ‘İsrail adına çalışan ajan ve iş birlikçileri takip etmek’ amacıyla kurulan ‘el-Mecd’ adlı güvenlik yapılanmasının faaliyetlerinde yer aldı.

Kaynakların tahminine göre 40’lı yaşlarının sonu ile 50’li yaşlarının başında olan Avde, 2000 yılının sonunda başlayan İkinci İntifada sırasında Kassam Tugayları’nda görev yapan ilk isimler arasında yer aldı. Avde’nin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda bulunan Hulefâ-i Râşidîn bölgesinde yaşadığı belirtildi.

Hulefâ-i Râşidîn bölgesi, Hamas’ın ilk önemli merkezlerinden biri olarak biliniyor. Avde’nin de hareketin üst düzey isimleriyle yakın ilişkiler kurduğu ifade ediliyor. Bunlar arasında, Hamas ve Kassam Tugayları içinde militan devşirme konusunda etkili isimlerden biri olarak görülen ve örgüt liderlerinin belirlenmesinde rol oynayan Nizar Reyyan da bulunuyordu.

Söz konusu bölge uzun yıllar boyunca Kassam Tugayları’nın askeri merkezi niteliğinde faaliyet gösterdi. Hamas’ın askeri kanadının önde gelen liderlerinden Muhammed ed-Dayf ile diğer askeri komutanların da burada bulunduğu, Avde ile Dayf arasındaki ilişkinin de bu dönemde aynı bölgede yürüttükleri faaliyetler sırasında başladığı aktarıldı.

Avde’nin askeri geçmişinde güvenlik ve istihbarat faaliyetleri öne çıksa da zaman içerisinde saha komutanlığı görevlerinde yükseldiği belirtiliyor. Buna göre Avde, uzun yıllar Cibaliya Mülteci Kampı’nın merkez taburunun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bir süre askeri üretim biriminde görev alan Avde, 2017-2019 yılları arasında yaklaşık 2 ila 3 yıl boyunca Kuzey Tugayı Komutanı olarak görev yaptı.

Avde’nin Kuzey Tugayı Komutanlığı döneminde, Kassam Tugayları’nın saha komutanlarından Muhammed Sinvar’ı ağırladığı ve ikilinin Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı yakınlarında bir tünelde araçla dolaştıkları belirtildi. Daha sonra İsrail’in ele geçirdiği görüntülerde, Avde ile Sinvar’ın tünel içinde araçla ilerlediği anların yer aldığı ifade edildi.

Hamas kaynakları Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Muhammed Avde’nin Kassam Tugayları bünyesinde son derece önemli hale gelen istihbarat yapılanmasının geliştirilmesinde büyük rol oynadığını belirtti. Kaynaklara göre Avde, doğrudan saha faaliyetlerinden ziyade istihbarat çalışmalarını tercih ediyor, kişisel koruma ya da şoför kullanmaktan kaçınıyor ve yüksek güvenlik hassasiyeti nedeniyle görevlerini tek başına yürütmeyi benimsiyordu.

Avde’nin hem savaş sürecinde hem de öncesinde birçok suikast girişiminin hedefi olduğu, ancak çoğu saldırı sırasında hedef alınan noktalarda bulunmadığı ifade edildi. Ayrıca 10 Ekim 2025’te ilan edilen ateşkesin ardından Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki baba evinin bombalandığı, saldırıda büyük oğlu Amr’ın hayatını kaybettiği aktarıldı.

İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye yönelik iki yıl süren yoğun saldırılar sırasında, Kassam Tugayları’nın üst düzey komutanları ile Hamas’ın Gazze çevresindeki yerleşimlere düzenlediği saldırının planlama ve yönetiminde rol oynayan birçok kilit ismi hedef alarak öldürdü.

Avde’nin yönettiği Kassam Tugayları askeri istihbarat biriminin, İsrail ordusunun Gazze Tümeni’ndeki zayıf noktaları analiz ederek belirli bölgelere yönelik saldırı planları hazırladığı belirtildi. Elde edilen bilgilerin düzenli olarak askeri konsey liderliğine iletildiği ifade edildi.

Kaynaklar, Avde’nin, İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesinin ardından fiilen Kassam Tugayları liderliğine seçildiğini aktardı. Avde’nin, Haddad’a yakın isimlerden biri olduğu ve özellikle Muhammed ed-Dayf ile Muhammed Sinvar’ın öldürülmesinin ardından Haddad’ın yürüttüğü ‘örgütsel yapılanmayı yenileme’ planları konusunda sürekli temas halinde bulunduğu kaydedildi.

Avde’nin öldürülmesiyle birlikte, Kassam Tugayları’nın ana askeri konseyinden geriye yalnızca iç cephe komutanı İmad Akl’ın kaldığı belirtildi. Hamas kaynakları, Akl’ın 7 Ekim saldırısının planlanması ya da yönetiminde etkin bir rol üstlenmediğini ifade etti.


İsrail, Hizbullah'ın İHA’larını durdurmak için Litani Nehri'ni geçti

 İsrail'in hava saldırılarının ardından Lübnan'ın güneyindeki bölgelerden duman bulutları yükseliyor (Reuters)
İsrail'in hava saldırılarının ardından Lübnan'ın güneyindeki bölgelerden duman bulutları yükseliyor (Reuters)
TT

İsrail, Hizbullah'ın İHA’larını durdurmak için Litani Nehri'ni geçti

 İsrail'in hava saldırılarının ardından Lübnan'ın güneyindeki bölgelerden duman bulutları yükseliyor (Reuters)
İsrail'in hava saldırılarının ardından Lübnan'ın güneyindeki bölgelerden duman bulutları yükseliyor (Reuters)

İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki “sarı hat” olarak bilinen hattın kuzeyine geçerek Litani Nehri çevresinde kara operasyonları ve ilerleme hamleleri gerçekleştirdi. Bu gelişme, İsrail’in Nebatiye halkına yaptığı tahliye uyarısıyla eş zamanlı yaşanırken, çatışmaların daha geniş çaplı bir sahaya yayıldığını gösterdi.

İsrail medyası, operasyonların Hizbullah’a ait insansız hava araçlarını (İHA) durdurmayı hedeflediğini bildirirken, Doğu Zutar ekseninde şiddetli çatışmalar yaşandı. Hizbullah ise İsrail güçlerinin nehir yatağına doğru ilerleme girişimlerine roketler, topçu atışları ve kamikaze İHA’larla karşılık verdiğini açıkladı.

İsrail hava saldırıları ayrıca Sur, Bint Cubeyl, Cezzin ve Batı Bekaa bölgelerine kadar genişledi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre özellikle Meşgara kasabası, “ateş kuşağını” andıran yoğun hava saldırılarının hedefi oldu.

Sahadaki gerilim sürerken, cuma günü Washington’da ABD arabuluculuğunda Lübnanlı ve İsrailli askeri yetkililer arasında bir toplantı düzenlenecek. Lübnan tarafı toplantının tamamen teknik nitelikte olduğunu ve ateşkesin kalıcı hale getirilmesiyle Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyine konuşlanmasının ele alınacağını belirtiyor.

Lübnanlı kaynaklar ayrıca, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın doğrudan talebi doğrultusunda “silahların sınırlandırılması” konusunun toplantıda gündeme getirilmeyeceğini, bu başlığın siyasi süreç ve ileride yapılacak doğrudan müzakerelerin konusu olduğunu ifade etti.