Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Sisi: Mısır, Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddediyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)
TT

Sisi: Mısır, Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddediyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İttihadiye Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısı sırasında (Arşiv – DPA)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, ülkesinin Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddeden ve devletlerin egemenliğine, birlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini savunan değişmez tutumunu yineledi. Sisi, bu ilkelerin kıtanın istikrarı açısından vazgeçilmez olduğunu söyledi.

Sisi, pazar günü Mısır’ın Yeni El Alameyn kentinde düzenlenen Afrika Birliği ile bölgesel ekonomik toplulukların 8. Yıl Ortası Koordinasyon Toplantısı’nın açılış oturumunda yaptığı konuşmada, “Mısır, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin tek taraflı politikalar veya dar çıkarlar yerine karşılıklı saygı, iyi komşuluk, diyalog ve istişare temelinde şekillenmesi gerektiğini vurguluyor” dedi.

Sınır aşan meselelerin rekabet değil iş birliği, çatışma değil diyalog temelinde ele alınmasının önemine dikkat çeken Sisi, buna doğal kaynakların yönetimi ve kullanımı ile uluslararası hukuk çerçevesinde sınır aşan nehirlerin yönetiminin de dahil olduğunu belirtti.

Sisi, “Bugün dünyamızın ve Afrika kıtamızın kritik bir dönemden geçtiği bir süreçte bir araya geliyoruz. Jeopolitik gerilimler, çatışmalar, dış müdahaleler, terör ve aşırıcılık, sınır aşan organize suçların yanı sıra tedarik zincirlerindeki aksaklıklar, enerji ve gıda maliyetlerinin yükselmesi ve finansman maliyetlerindeki artış, ülkelerimizin tek başına başa çıkma kapasitesini aşan baskılar oluşturuyor” diye konuştu.

Sisi, “Bugün vermemiz gereken mesaj açık olmalı. Artık yalnızca tutumlarımızı koordine etmek yeterli değil. Kapasitelerimizi bütünleştirmeli ve ortak çabalarımızla kendi geleceğimizi şekillendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Su kaynakları iş birliği sınavı

Sisi, hedeflenen bütünleşmenin yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığını belirterek ortak kaynakların, özellikle de su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminin, ülkelerin bütünleşme ve iç içe geçmiş çıkarları iş birliği fırsatlarına dönüştürme kapasitesini sınayan gerçek bir test olduğunu söyledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’nın Facebook hesabında yayımladığı konuşmasında Sisi, “Mısır, coğrafi konumu ve halkının ihtiyaçları nedeniyle su meselesinin öneminin farkında. Sınır aşan nehirlerin yönetiminde iş birliğinin ilgili uluslararası hukuk kurallarına, istişare ve koordinasyona, iyi komşuluk ve zarar vermeme ilkelerine dayanması gerektiğini vurguluyor” dedi.

Sisi, “Her devletin kalkınma ve doğal kaynaklarından yararlanma hakkı vardır. Ancak aynı zamanda bu hakkın, diğer ülkelere zarar vermeyecek şekilde sorumlu biçimde kullanılması gerekir. Ortak çıkarlarımız anlaşmazlıklarımızdan daha büyüktür. Niyetler samimi olduğunda, diyalog dili öne çıktığında ve herkesin yararına olacak sonuç elde etme ilkesine bağlı kaldığımızda halklarımız için refah ve kalkınma sağlayabiliriz” ifadelerini kullandı.

Ekonomik bütünleşmenin barışın pekiştirilmesinde en önemli araçlardan biri olduğunu belirten Sisi, “Ülkelerimizin ekonomileri birbirine ne kadar çok bağlanır, halklarımızın çıkarları ne kadar iç içe geçer ve sınırlar ticaret ve yatırım hareketliliğinin köprülerine dönüşürse daha istikrarlı ve müreffeh bir gelecek inşa etme kapasitemiz de o kadar artar” dedi.

Sisi, 2019 yılında Mısır’ın Afrika Birliği dönem başkanlığı sırasında yürürlüğe giren Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi’nin tamamen hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Bunun Afrika’nın gerçek bir ortak pazar oluşturmasının önünü açacağını belirten Sisi, böylece kıtanın büyük üretim kapasitesinden yararlanılabileceğini, kıta içi ticaret hacminin artırılabileceğini, sanayileşme ve teknoloji transferinin desteklenebileceğini ve istihdam olanaklarının genişletilebileceğini söyledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed eş-Şinavi, toplantıya Afrika Birliği’nin bu yılki yönetim kurulunda yer alan Afrikalı liderler ile Afrika’daki bölgesel ekonomik toplulukların ve bölgesel mekanizmaların başkanlarının katıldığını belirtti.

Şinavi, toplantıda Afrika Birliği’nin 2026 yılı için belirlediği “2063 Gündemi hedeflerine ulaşmak amacıyla sürdürülebilir su arzının ve güvenli sanitasyon sistemlerinin sağlanması” ana başlığı kapsamında kaydedilen ilerlemenin ele alındığını söyledi.

Toplantıda ayrıca Afrika’daki bölgesel ekonomik topluluklar arasındaki koordinasyon ve bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik kıtasal çabalardaki son gelişmeler, Afrika Birliği’nin kurumsal gelişim sürecinin ilerletilmesi ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Anlaşması’nın (AfCFTA) hayata geçirilmesi konuları görüşüldü.

Mısır-Etiyopya arasında diplomatik gerilim

Mısır, perşembe akşamı Kahire’de görev yapan Etiyopyalı bir diplomatı “istenmeyen kişi” ilan ettiğini ve kendisine ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre tanıdığını açıklamıştı. Resmi MENA’nın sorumlu bir kaynağa dayandırdığı habere göre bu karar, Addis Ababa’nın Mısırlı bir diplomatı sınır dışı etmesinin ardından alındı.

Kısa süre önce ise Etiyopya ile Eritre, perşembe günü diplomatik ilişkilerini kesti. İki ülke, Etiyopya’nın kuzeyinde çatışmaların devam ettiği bir dönemde birbirlerini iç çatışmaları körüklemekle suçladı.

Addis Ababa, komşusu Eritre’yi “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”ne destek vermekle suçladı.


Fatima ez-Zehra Mansuri... Marakeş Belediye Başkanlığı’ndan Fas Başbakanlığına

2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
TT

Fatima ez-Zehra Mansuri... Marakeş Belediye Başkanlığı’ndan Fas Başbakanlığına

2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu
2009’da uzun yıllar Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel elitlere karşı aday oldu

Fas’ın başkenti Rabat’taki Kraliyet Sarayı’nın sakin mermer koridorlarında yaşananlar, sıradan bir siyasi protokol töreninden çok daha fazlasını ifade ediyordu. Fatima ez-Zehra Mansuri, Fas Kralı 6. Muhammed’in huzurunda yasal yemini ederken, attığı her adım Fas kadın hareketinin onlarca yıllık mücadelesini simgeliyor ve ülke siyasetinde daha önce görülmemiş yeni bir dönemin kapısını aralıyordu.

Siyasi ve medya çevrelerinde “Demir Kadın” olarak anılan Mansuri, Fas Krallığı tarihinde hükümet başkanlığı görevine getirilen ilk kadın oldu. Mansuri, partisi Asalet ve Çağdaşlık Partisi’ni (PAM) seçimlerde öne taşıyarak parlamentoda önemli bir başarı elde etti ve ülkedeki siyasi dengelerin yeniden şekillenmesine katkıda bulundu.

Hukuk ve insan hakları alanındaki geçmişiyle öne çıkan Mansuri’nin yükselişi, tesadüfi bir gelişmenin ya da geçici siyasi düzenlemelerin sonucu olmadı. Bu süreç; zorlu seçim mücadeleleri, büyük yerel krizlerin yönetimi ve siyasi literatürde çoğunlukla erkeklerin hâkim olduğu kabul edilen bir alanda denge kurma ve müzakere etme becerisiyle şekillendi.

Avukatlık cübbesinden Marakeş Belediye Başkanlığına, oradan parti liderliğine ve nihayet yürütmenin başına uzanan kariyeri, Mansuri’yi Fas’ın yeni siyasi elitinin dikkat çekici isimlerinden biri haline getirdi.

Eğitim ve hukuk kariyeri

Fatima ez-Zehra Mansuri, 3 Ocak 1976’da Marakeş’te, kökleri Rahamena bölgesine uzanan köklü bir ailede dünyaya geldi. Babası merhum Abdurrahman Mansuri, Fas devlet yapısında etkili bir isimdi. Uzun yıllar Marakeş’te vali olarak görev yapan Abdurrahman Mansuri, daha sonra Fas’ın Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçiliği görevini üstlendi.

Mansuri, siyaset ve diplomasiyle iç içe bir ortamda büyüdü. Babasının çevresinde devlet yönetimi, kamu hizmeti ve siyasi karar alma süreçlerine ilişkin ilk deneyimlerini edindi.

İlk ve orta öğrenimini Marakeş’teki Fransız okullarında, özellikle köklü Victor Hugo Lisesi’nde tamamladı. Ardından hukuk eğitimi aldı. Fransa’da Montpellier Üniversitesinde ticari sözleşmeler hukuku alanında lisansüstü eğitim gören Mansuri, Rabat’taki 5. Muhammed Üniversitesinden özel hukuk diploması aldı. Daha sonra ABD’ye giderek New York’taki Pace Üniversitesinde Anglo-Sakson hukuk sistemi üzerine eğitim gördü.

Farklı hukuk sistemlerini kapsayan bu akademik geçmişin ardından Fas’a dönen Mansuri, 22 Mart 2005’te ticaret ve gayrimenkul hukuku alanında uzmanlaşan kendi hukuk bürosunu kurdu.

Mansuri iki çocuk annesidir. İş hayatındaki yoğun kariyeriyle aile sorumluluklarını birlikte yürütürken, özel hayat ile kamu görevlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini çeşitli açıklamalarında dile getirdi.

2014 yılında Forbes dergisi tarafından Afrika kıtasının en etkili 20 genç kadını arasında gösterilen Mansuri, aynı yıl genç küresel liderler listesinde de yer aldı. Halen Frankofon Belediye Başkanları Uluslararası Birliğinin üyesi ve Fas Belediye Meclisleri Başkanları Birliğinin başkan yardımcısıdır.

İlk siyasi dönüm noktası

Mansuri’nin siyasi kariyerindeki ilk önemli dönüm noktası 2009’daki yerel seçimler oldu. O dönemde yeni kurulmuş olan Asalet ve Çağdaşlık Partisi’nden aday olan Mansuri, yıllardır Marakeş Belediye Meclisi’ne hâkim olan geleneksel siyasi çevrelere karşı yarıştı.

Genç avukat, deneyimli Belediye Başkanı Ömer el-Cezuli’yi geride bırakarak 33 yaşında Marakeş Belediye Başkanı seçildi ve Fas’ın büyük kentlerinden birinin belediye başkanlığı görevine gelen ilk kadın oldu.

Belediye yönetimi döneminde güçlü siyasi ve hukuki muhalefetle karşılaşan Mansuri, turizm açısından uluslararası öneme sahip ve yapısal sorunları bulunan Marakeş’in yönetim kapasitesi konusunda eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

İlk görev döneminde belediye maliyesi, temizlik, ulaşım ve aydınlatma hizmetlerine ilişkin imtiyaz sözleşmeleri ile arazi yönetimi gibi tartışmalı dosyaları gündeme aldı. Bu süreç, kendisine yerel siyasi çekişmeleri yönetme ve merkezi yönetimle müzakere konusunda deneyim kazandırdı.

Parti yönetiminden bakanlığa

Mansuri, Marakeş Belediye Başkanlığı görevine paralel olarak PAM içindeki konumunu da güçlendirdi. Partinin Ulusal Konsey Başkanlığı görevini üstlenerek, ulusal kongrenin ardından partinin ikinci önemli karar organının başına geçti. Bu dönemde parti içindeki farklı siyasi eğilimler arasındaki dengelerin korunmasında rol oynadı.

2021’deki genel ve yerel seçimlerin ardından Mansuri ikinci kez Marakeş Belediye Başkanı seçildi. Aynı dönemde Aziz Ahnuş hükümetinde Ulusal Arazi Planlama, Şehircilik, Konut ve Şehir Politikası Bakanı olarak görevlendirildi.

Bakanlığı döneminde kırsal bölgelerde yapılaşma prosedürlerinin kolaylaştırılması, şehircilik ve konut alanında ulusal diyalog sürecinin başlatılması ve doğrudan konut desteğinin hayata geçirilmesi gibi reformlara odaklandı. Bu süreçte bürokratik engeller, kurumlar arasındaki yetki karmaşası ve seçilmiş yerel yönetimlerle koordinasyon gibi sorunlarla karşılaştı.

Parti kongresi ve kolektif liderlik modeli

PAM, Şubat 2024’te parti içindeki bazı önde gelen isimleri etkileyen siyasi ve adli gelişmelerin ardından ciddi bir örgütsel kriz yaşadı.

Bouznika’da düzenlenen 5. Ulusal Kongre sırasında Mansuri, partinin bölünmesini önleyebilecek uzlaşmacı figür olarak öne çıktı. Kongrede parti genel başkanlığı sisteminin kaldırılması ve bunun yerine üç üyeden oluşan kolektif bir genel sekreterlik yapısının oluşturulmasını içeren yeni bir örgütlenme modeli benimsendi.

Mansuri, bu kolektif yapının “ulusal koordinatörü” olarak partinin sözcülüğünü ve siyasi ile seçim stratejisinin yönetimini üstlendi. Bu modelin ardından partide istikrarın yeniden sağlandığı ve sonraki seçimlere hazırlık sürecinin güçlendirildiği belirtildi.

Önündeki temel sınamalar

Fatima ez-Zehra Mansuri’nin 2031’e kadar sürmesi öngörülen yeni hükümetin başına geçmesi, ekonomik ve sosyal açıdan ağır bir gündemi beraberinde getiriyor.

Öncelikli dosyalar arasında sosyal devlet politikalarının tamamlanması bulunuyor. Bunların başında kapsamlı sağlık sigortasının yaygınlaştırılması ve düşük gelirli ailelere yönelik doğrudan sosyal yardım sisteminin geliştirilmesi geliyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu projeler, kamu maliyesinin sıkı yönetilmesini ve kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla idari reformların yapılmasını gerektiriyor.

Sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu da hükümetin önündeki önemli başlıklardan biri. Her iki sektörde de uzun süredir devam eden yapısal sorunlar ve dönemsel çalışan protestoları bulunuyor.

Bunun yanı sıra, ülkenin yıllardır karşı karşıya olduğu kuraklık ve artan su sıkıntısı da hükümet açısından önemli bir sınama oluşturuyor. Deniz suyunun arıtılması tesislerinin ve su transferi projelerinin hızlandırılması, ayrıca kırsal ve kentsel gençler için sürdürülebilir istihdam yaratacak yatırımların teşvik edilmesi gündemin diğer başlıkları arasında.

Hükümetin önündeki en büyük lojistik ve altyapı projelerinden biri ise Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapması için yürütülen hazırlıklar. Proje; altyapı, ulaşım, konaklama ve iletişim alanlarında büyük yatırımlar yapılmasını gerektiriyor. Hükümetin, kamu bütçesinde dengesizlik yaratmadan bu yatırımları finanse etmesi ve makroekonomik dengeleri koruması bekleniyor.

Fas siyasetinde kadınların yükselişi

Fas’ın 1956’da bağımsızlığını kazanmasından bu yana hükümet başkanlığı görevini erkekler yürüttü. Ülkenin ilk hükümet başkanı Mbarek Bekkay el-Lehbîl’den Ahmed Balafrej, Abdullah İbrahim, Ahmed Bahnini, Muhammed Benhima, Ahmed Laraki, Muhammed Karim Lamrani, Ahmed Osman, Maati Buabid, İzzeddin Irakî ve Abdullatif Filali’ye kadar uzanan siyasi çizgide kadınlar yürütmenin en üst makamında yer almadı.

1990’ların sonlarında Fas’ın siyasi açılım ve uzlaşma dönemine girmesiyle birlikte Abderrahman el-Yusufi kurumsallaşma ve siyasi uzlaşmaya dayalı bir hükümet deneyimine öncülük etti. Onu teknokrat yönetim anlayışı ve büyük ekonomik projeleriyle öne çıkan İris Jetu ve ardından Abbas el-Fasi izledi.

Sonraki dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hükümetleriyle Abdülilah Benkiran ve Saadeddin el-Osmani başbakanlık görevini üstlendi. Son hükümet döneminde ise Aziz Ahnuş yatırım, ekonomik büyüme ve büyük ölçekli projelere odaklanan bir yönetim anlayışı izledi.

Mansuri’nin başbakanlık görevine getirilmesi, Fas’ın bağımsızlık sonrası siyasi tarihinde yürütmenin başına ilk kez bir kadının gereçekleştiriyor.


Taiz kentinin batısındaki Husi saldırıları püskürtüldü

Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
TT

Taiz kentinin batısındaki Husi saldırıları püskürtüldü

Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)
Yemen hükümet güçlerinin Taiz’deki konuşlanmasından, (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Taiz kentinin batı cephesinde Husiler tarafından eş zamanlı düzenlenen yeni saldırı dalgasını püskürttü. Saha ve askeri kaynaklara göre saatler süren çatışmaların ardından saldırganlar Cebel Han, Hadran, Medarat, Eski Havaalanı bölgelerinde geri çekilmek zorunda kaldı.

Hükümet güçleri, 24 saat içinde 257 hedefe yönelik operasyon gerçekleştirdiğini açıkladı. Operasyonlarda en az 700 Husinin öldürüldüğü, 170 askeri araç ve kapasitenin imha edildiği veya kullanılamaz hale getirildiği belirtildi.

Bu sırada Yemen güçleri, Sana’daki balistik füze fırlatma noktaları ile Sada’daki diğer Husi askeri mevzilerine yönelik hava operasyonları düzenledi.