Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Irak, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı acil durum planları hazırlıyor

Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
TT

Irak, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı acil durum planları hazırlıyor

Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)

Bağdat, olası bir askeri çatışmanın ülkeye yansımalarını önlemek için sınır güvenliğini artırıyor. Ordu komutanlarına silahlı grupların ihlallerine müdahale yetkisi verildi

Bağdat'tan cuma günü edinilen bilgilere göre Irak hükümeti, ABD ile İran arasında askeri çatışma çıkması ihtimaline karşı çok yönlü bir acil durum planı hazırladı. Plan kapsamında sınır kentlerine askeri birlikler konuşlandırılması ve bu birliklerin subaylarına, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'na danışmadan olası ihlallere müdahale etme talimatı verilmesi öngörülüyor. Hükümetin bazı birimleri ise uzaktan eğitime geçilmesi ve çatışma bölgelerinden kaçabilecek sivillerin kabul edilmesine yönelik hazırlıklar üzerinde çalışıyor.

ABD'nin İran'a yönelik saldırı düzenleyebileceğine ilişkin işaretler bu hafta yoğunlaşırken, Bağdat'taki bazı çevreler, Şii silahlı grupların güncellenmiş hedef listesi doğrultusunda geniş çaplı biçimde Tahran'ın yanında savaşa katılmasından endişe ediyor.

Sınır güvenliğinde sıkı denetim

Üst düzey bir güvenlik yetkilisi Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Irak hükümetinin Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'nın talimatıyla sınır kentlerinde sıkı denetim uygulanması ve sahadaki gözetimin artırılması yönünde önleyici tedbirler aldığını söyledi. Yetkili, olağan dışı hareketliliklere ilişkin değerlendirmelerin 24 saat esasına göre güncellendiğini belirtti.

İsminin açıklanmasını istemeyen ve kamuoyuna açıklama yapma yetkisi bulunmadığını belirten yetkili, önlemlerin Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi'nde Süleymaniye'den güneyde Kuveyt ve İran sınırına yakın Basra'ya kadar İran sınırının izlenmesini, ayrıca Suriye sınırı boyunca ordu birliklerinin konuşlandırılmasını kapsadığını aktardı.

Iraklı yetkili, bölgesel açıdan hassas stratejik noktalarda silahlı grupların faaliyet gösterebileceği endişesi nedeniyle askeri komuta kademesinin özellikle Basra vilayetine odaklandığını kaydetti.

sdcvfgbhyj
Irak polisinin cuma günü Kerkük sokaklarında gerçekleştirdiği askeri devriyeden bir görüntü

Geçen hafta savaşın olası sonuçlarını ele almak üzere düzenlenen geniş katılımlı toplantıya katılan bir başka yetkili ise Başbakan Ali Zeydi'nin, ordu komutanlarına yasa dışı silahlı grupların gerçekleştirebileceği ihlallere kendisine danışmadan derhal müdahale etme yetkisi verdiğini söyledi.

Yetkili, söz konusu komutanların artık silahlı grupları caydırmak için "olağanüstü yetkilere" sahip olduğunu ifade etti.

Uzaktan eğitim hazırlığı

Askeri planlara paralel olarak Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu, olağanüstü koşullarda okulların uzaktan eğitime geçmesi, hassas kurumlardaki bazı kamu belgelerinin taşınarak dijital ortamda muhafaza edilmesi ve askeri çatışmalardan kaçabilecek sivillerin ülkeye girişine yönelik hazırlıkları görüştü. Bu bilgileri, konuyla ilgili bilgi sahibi bir sivil yetkili aktardı.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Zeydi'nin başkanlık ettiği Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu'nda Ulusal Güvenlik Danışmanı ile içişleri, savunma, dışişleri, maliye ve planlama bakanları yer alıyor.

Ancak hükümetten bir kaynak Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, eğitim ve genel olarak kamu kurumlarının çalışma düzenine ilişkin kararlar almak için henüz erken olduğunu belirtti.

Kaynak, "Hükümet, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından mart ayında savaşın başlamasıyla birlikte acil durum planlarını hazırlamıştı. Bu planlar, gelişmelere göre bugüne kadar düzenli olarak güncelleniyor" dedi.

Devrim Muhafızları'nın hedef listesi güncelleniyor

Buna karşılık siyasi yetkililer, bu hafta Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamalarda, İran Devrim Muhafızları'nın talimatları doğrultusunda silahlı grupların hedef listelerini güncellemesinin daha önce görülmemiş düzeyde endişeye yol açtığını dile getirdi.

Çarşamba günü Tasnim Haber Ajansı, Devrim Muhafızları'nın bölgesel kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin açıklamalarını yayımladı.

Kaani, "Direniş liderleri, dini lider Mücteba Hamaney'in kendilerine gönderdiği ve düşmanla sınırsız biçimde mücadele edilmesi çağrısında bulunan mesajı aldı. Liderler, tam bağlılıklarını yazılı olarak ilan ederek bu çağrıyı somut adımlara dönüştürmeye başladı" ifadelerini kullandı.

ascdv
Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, 5 Kasım 2026'da Bağdat'ta ABD temsilcisi Tom Barrack'ı kabul etti (Irak hükümeti)

Iraklı yetkililerden biri, "Silahlı grupların bu kez savaşa katılması halinde Zeydi kendisini ABD'ye düşman bir ülkenin başbakanı konumunda bulabilir" değerlendirmesinde bulundu.

ABD'nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, perşembe akşamı Zeydi ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Irak Başbakanı'nın krizleri büyümeden kontrol altına almak gibi son derece zor bir görevi üstlendiğini söyledi.

Zeydi de aynı gün ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceklerini yineledi.

Kürt kaynaklar, ABD'li temsilcinin cuma akşamı Erbil ve Süleymaniye'deki yetkililerle bir araya gelerek İran krizindeki son gelişmeleri ve Tahran'la askeri çatışmanın yeniden başlaması ihtimalini değerlendireceğini Şarku’l Avsat'a doğruladı.

Koordinasyon Çerçevesi'nde İran endişesi

Siyasi cephede ise Zeydi, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı hazırladığı planların ana hatları hakkında iktidar koalisyonunun liderlerini bilgilendirdi.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir siyasi kaynak, Başbakan'ın Şii siyasi güçlerin önde gelenlerini bünyesinde barındıran Koordinasyon Çerçevesi'ne ABD'nin İran'a yakın zamanda askeri operasyon düzenleyebileceği ihtimalini aktardığını söyledi. Zeydi'nin ayrıca İran'la müttefik ve koalisyondaki bazı partilere yakın silahlı grupların Tahran'ın talimatıyla misilleme operasyonlarına katılabileceğine ilişkin endişelerini de paylaştığı belirtildi.

xsdv s
Irak Hizbullah Tugayları mensupları, Bağdat'ta örgütün bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynağa göre Başbakan, iktidar koalisyonunda yer alan güçlerin söz konusu grupların savaşa katılmasını engellemeye yardımcı olmasını umuyor. Ancak bazı koalisyon bileşenlerinin, "Tahran'ın askeri çatışmayı kaybetmesi ve bunun kendi siyasi varlıkları üzerindeki olası sonuçlarından endişe duyduğu" yönündeki kuşkular da sürüyor.

Hizbullah Tugayları'na karşı koordineli kampanya7Irak hükümetinin İran'la olası bir askeri çatışmaya karşı hazırlık yaptığı dönemde, silahlı grupların ticari faaliyetlerine ilişkin haberlerin gündeme gelmesi dikkat çekiyor. Bu arada Bağdat üzerindeki, söz konusu grupların komşu ülkelere yönelik saldırılar düzenlemesini engelleme baskısı da artıyor.

Silahlı gruplara yakınlığıyla bilinen bazı aktivistler, bu grupların liderleri ve aile çevrelerindeki kişilerin yönettiği veya bağlantılı olduğu şirketler ile ticari çıkar ağlarına ilişkin bilgiler paylaştı.

Özellikle Hizbullah Tugayları'nı hedef alan ve doğrulanması güç olan bu haberler, ülkede sık sık direniş söylemini öne çıkaran silahlı grupların meşruiyetini zayıflatmaya yönelik girişimlerin olup olmadığı konusunda tartışma başlattı.

Söz konusu haberlerde, İran'ın yanında olası bir çatışmaya katılmaya hazırlanan bu grupların mali çıkarları ve ekonomik hedefleri mercek altına alınıyor.


Irak, topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda kullanılmasına karşı çıktı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)
TT

Irak, topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda kullanılmasına karşı çıktı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde bölgedeki gelişmeleri ele aldı. Zeydi, Irak'ın devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda hareket noktası olarak kullanılmaması yönündeki tutumunu yineledi.

Zeydi, Bağdat ile Washington arasında ortak ilgi alanına giren konularda istişarelerin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Bölgenin güvenliğinin korunması için barışçıl çözüm yollarının benimsenmesi ve yapıcı diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından dün yapılan açıklamada, Zeydi ile Trump'ın mevcut sorunlarla mücadele edilmesi ve bölgesel istikrarın desteklenmesi konusunda ortak çalışma yürütülmesinin önemini vurguladığı belirtildi. İki liderin, diyalog ve diplomasiye öncelik verilmesi gerektiği konusunda mutabık kaldığı kaydedildi.

Haşdi Şabi yasası taslağında değişiklik

Öte yandan Iraklı bir hukuk uzmanı, dün yaptığı açıklamada, Haşdi Şabi yasasının yeni taslağından ticari ve sivil yetkilere ilişkin bazı hükümlerin çıkarıldığını bildirdi.

Söz konusu düzenleme, yasalaşmasını talep eden ve hükümetin yaptığı değişikliklere tepki gösteren bazı silahlı grupların eleştirilerine konu olmuştu.

Bununla birlikte, hükümetten bir kaynak Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, "Yasa hâlâ taslak aşamasında ve henüz parlamentoya gönderilmedi" dedi.

Kaynak, silahlı gruplarla hükümet arasında anlaşmazlığa neden olan maddelere ilişkin ise ayrıntı vermedi.


Irak Kürdistanı'nda iki ayrı yönetim tehlikesi yeniden gündemde

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
TT

Irak Kürdistanı'nda iki ayrı yönetim tehlikesi yeniden gündemde

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) iktidar ortağı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), lideri Bafel Talabani'nin bölgesel hükümetten çekilme kararını açıklamasına rağmen, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani'nin partisinden bir yetkili, mevcut krize çözüm bulmak amacıyla iki taraf ve diğer siyasi güçlerin temsilcileri arasında temasların sürdüğünü açıkladı.

Kürdistan Bölgesi'nde, iki rakip parti arasında yeniden iki ayrı yönetim dönemine dönülmesi ihtimali giderek güçleniyor. Siyasi gerilim, yaklaşık iki yıl önce seçilmesinden bu yana ilk kez geçen çarşamba günü toplanan bölgesel parlamentonun, KYB'nin katılmadığı oturumda başkanlık divanını seçmesinin ardından tırmandı. KYB, söz konusu adımı tek taraflı olarak nitelendirerek kabul edilemez buldu.

Ekim 2024'te yapılan seçimlerde KDP, Kürdistan Bölgesi Parlamentosu'nda 39 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. KYB ise 23 sandalyeyle ikinci oldu. Tarihi rakibi karşısında hükümet kurma müzakerelerinde elini güçlendirmek isteyen KYB, 15 sandalye kazanan Yeni Nesil Hareketi ile ittifak kurdu.

Perşembe akşamı açıklama yapan KYB lideri Bafel Talabani, "Parlamentonun oturumunu tanımıyoruz ve hükümetten çekiliyoruz" dedi. KDP ise oturumun ardından yaptığı açıklamada, bu gelişmenin "bir tarafın zaferi, diğerinin yenilgisi değil, bütün Kürdistan halkının zaferi" olduğunu savundu.

KYB, Yeni Nesil Hareketi, Kürdistan İslami Birliği, Ulusal Duruş Akımı ve Kürdistan Adalet Topluluğu daha önce yaptıkları açıklamalarda söz konusu oturuma katılmayacaklarını bildirmişti.

asxdfgt
Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun yeni Başkanı Vala Ferid (solda), 4 Kasım'da Erbil'de düzenlediği basın toplantısında. (AFP)

Talabani, televizyondan yayımlanan konuşmasında Süleymaniye'de ayrı bir yönetim kurabilecekleri mesajını verdi. Talabani, "Onlar bir başbakan seçerse biz de burada bir başbakan seçeceğiz. Onlar bir bakan belirlerse biz de burada bir bakan belirleyeceğiz. Bu işi onlar başlattı... Ancak sona erdirecek olan ben olacağım" ifadelerini kullandı.

KDP lideri Mesud Barzani ise parlamento oturumunun ardından yayımladığı mesajda, parlamentonun yeniden çalışmalarına başlamasına katılmayan siyasi taraflara çağrıda bulundu. Barzani, bu kesimleri parlamentonun çalışmalarına ve gelecek oturumlarına katılmaya, Kürdistan halkına hizmet etmek, siyasi süreci desteklemek ve sonraki aşamaların tamamlanmasına katkı sağlamak için ortak hareket etmeye davet etti.

Yerel basına konuşan Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun yeni Başkanı Vala Ferid de parlamentonun yeniden faaliyete geçirilmesinin, Kürdistan Bölgesi'nin anayasal statüsünün korunması açısından zorunlu bir adım olduğunu belirterek, bunun herhangi bir siyasi güce veya tarafa karşı yapılmadığını söyledi.

KYB, hükümetteki makamlarından çekiliyor

Ancak KYB, Talabani'nin açıkladığı hükümetten çekilme kararını uygulamakta kararlı görünüyor. Partinin önde gelen isimlerinden Mahmud Hoşnav, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ilk adım olarak KYB'li hükümet temsilcilerinin bu haftanın ilk iş günü olan pazar günü itibarıyla hükümetteki makamlarından ayrılacağını söyledi.

Hoşnav, parlamento oturumunda alınan kararların "olumsuz yansımaları" olacağına dikkat çekerek, bu gelişmelerin dış güçlerin müdahalesine gerekçe oluşturabileceğini savundu. KYB'nin daha ileri adımlar atabileceğini belirten Hoşnav, Süleymaniye'nin Erbil'den idari açıdan ayrılması ihtimalinin de gündeme gelebileceğini vurguladı.

KDP ise parlamento oturumunun yapılmasında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını savunuyor. Partinin önde gelen isimlerinden Dıjvar Faik, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun seçimlerden yaklaşık iki yıl sonra ilk oturumunu, farklı blok, parti ve topluluklardan 52 milletvekilinin katılımıyla gerçekleştirdiğini belirterek, böylece oturum için gerekli yasal yeter sayının sağlandığını söyledi.

Faik, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, seçimlerde en fazla sandalyeyi kazanan parti olarak KDP'nin KYB'nin ve diğer partilerin oturuma etkin biçimde katılmasını istediğini ifade etti. Faik, bütün tarafları katılıma ikna etmek için yaklaşık iki yıl beklediklerini ancak çok sayıda toplantı ve müzakereye rağmen KYB ile diğer bazı siyasi güçlerin oturuma katılmadığını kaydetti.

Faik ayrıca, parlamentonun bir sonraki oturumunun gelecek pazartesi günü yapılacağını, bu oturumda Hukuk Komisyonunun seçileceğini ve bölge başkanlığı için adaylık başvurularının alınmaya başlanacağını bildirdi.

Yeter sayı yarışı

Görünüşe göre iki parti arasında uzun süredir devam eden sessiz mücadelenin merkezinde, parlamento oturumunu gerçekleştirmek için gerekli yeter sayıya ilk kimin ulaşacağı meselesi bulunuyordu.

KYB'li Mahmud Hoşnav, partisinin de müttefiklerinin desteğiyle gerekli milletvekili sayısını toplayarak aynı adımı atabilecek durumda olduğunu ancak herkesin katılımını sağlamak ve müzakere yoluyla çözüme ulaşmak istediği için bunu tercih etmediğini söyledi.

Hoşnav, "Kürdistan Bölgesi yalnızca sandalye sayısına göre yönetilmez. Yönetimde hem ilkeler hem de sandalye dağılımı esas alınmalıdır. Bu da Kürdistan halkını temsil eden ve bölgede etkili olan bütün güçlerin yönetime katılmasını gerektirir" dedi.

zsdfvbg
Irak Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun Erbil'deki binası, 4 Kasım. (AFP)

KDP'li Dıjvar Faik ise KYB'nin son iki yıldır Yeni Nesil Hareketi ile birlikte parlamento yeter sayısını sağlayarak oturum düzenlemeye ve hükümet kurmaya çalıştığını ancak başarılı olamadığını öne sürdü.

Faik, "Gerekli yeter sayıyı sağlayabilecek durumda olsalardı, KDP'yi devre dışı bırakarak oturum düzenlemekten ve hükümeti kurmaktan çekinmezlerdi" ifadelerini kullandı.

Kürdistan Bölgesi Parlamentosundaki 100 sandalyenin 38'ine sahip olan KYB-Yeni Nesil ittifakı, hükümetteki bakanlıkların yarısını talep etmişti. KDP ise bu talebi reddediyor. Diğer partilerin sandalyelerinin kendi lehine bir denge oluşturacağını savunan KDP, buna rağmen tarihi rakibi KYB'nin hükümetin kurulmasına adil ve dengeli bir şekilde katılmasına karşı olmadığını belirtiyor.

Bununla birlikte KDP'li yetkili, hükümete katılmak isteyen partilerin sandalye sayıları ile yasal ve seçimlerden kaynaklanan hakları doğrultusunda sürece dahil olmaları ve hükümet programının hazırlanmasına katkı sağlamaları gerektiğini söyledi.

Faik, hükümete katılmak istemeyen partilerin muhalefette kalmayı tercih edebileceğini ancak parlamento oturumlarına katılmaları gerektiğini belirterek, "Aksi takdirde, en başından beri seçimlere katılmalarının anlamı ne?" diye konuştu.