Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
TT

ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri
Fotoğraf: Libya’nın Misrata şehri

Ben Fishman

29 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Saddam Hafter'i Dışişleri Bakanlığı binasının yedinci katında, bir askeri komutanı ağırlamak için alışılmadık olan bir mekanda kabul etti. Doğu Libya'da şiddet ve muhaliflere karşı hoşgörüsüzlük ile dolu geçmişine rağmen, Hafter, Trump yönetiminin ülkeyi birleştirme girişiminin umut bağladığı kilit isimlerden biri haline geldi.

Başkan Trump’ın Afrika’dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (Tiffany Trump'ın kayınpederi) ile bağlantılı olan ABD girişimi, her bölgeden liderleri üst düzey hükümet pozisyonlarını paylaşmak üzere seçerek doğu ve batı Libya'yı birleştirmeyi amaçlıyor. Trump yönetimi, ABD enerji şirketleri için fırsatları genişletecek ve Libya'nın petrol üretimini artıracak bir istikrar sağlamayı hedefliyor. Ancak, Saddam Hafter bir yana, herhangi birini başkan veya başbakan olarak atamak, siyasi kaos için bir reçete niteliğindedir. Hafter'in Washington ziyaretinden bu yana birçok Libyalı Boulos’un girişimine karşı çıktı. Elektrik krizi ülkenin kötü yönetimini ortaya koyarken, Libya'nın batısındaki Zaviye şehrinde patlak veren çatışmalar milislerin devam eden etkisinin boyutunu gösterdi. En önemlisi, bu plan, BM öncülüğünde Libya'daki siyasi karar alma yetkisini asıl sahiplerine, yani Libya halkına geri verme yönündeki bir başka girişimi fiilen ortadan kaldıracaktır.

Libya, 2011'de Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana siyasi meşruiyet eksikliğinden muzdarip. Başbakan Abdulhamid Dibeybe, 2021'den beri görevde bulunuyor; kendisi BM himayesindeki 74 üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun 39 üyesi tarafından seçilmişti. Görev süresinin sadece bir yıl sürmesi bekleniyordu, ancak seçimlerin 2022 yılında süresiz olarak ertelenmesinin ardından bugün hâlâ görevde bulunuyor. Dibeybe ve etkili yeğeni İbrahim, Boulos’un sunduğu planda büyük olasılıkla Saddam Hafter'in muadilleri olacaklar.

Trump yönetiminin, Libyalıları atlayarak ve ülkenin iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme bir yol izlemesi şaşırtıcı değil

Libya'nın iki yasama organı ise (doğuda bulunan Temsilciler Meclisi ve Trablus'taki Yüksek Devlet Konseyi) daha da zayıf bir meşruiyete sahip. Akila Salih, 2014'ten beri Temsilciler Meclisi'nin başında bulunuyor ve küçük bir seçim bölgesinden binin altında oyla seçilmişti. Pozisyonunun kendisine sağladığı önemli nüfuzu siyasi değişimi engellemek için kullandı; öyle ki ABD, Libya'da barış ve istikrarı baltaladığı gerekçesiyle kendisine yaptırımlar uyguladı.

İktidara sarılma ve bölünmeleri derinleştirme

Libya, siyasi elitlerin yeni bir hükümete siyasi meşruiyet kazandırabilecek her türlü girişimi engellediği kısır bir döngüye hapsolmuş durumda. Yolsuzlukla dolu rant ekonomisinde siyasi elitler kaybetmemek için iktidara ve zenginliğe sıkıca tutunuyorlar. Aynı şekilde komşu ülkeler, bölgesel güçler ve Batı ülkeleri de dahil olmak üzere dış aktörler, ya savaşan tarafları destekleyerek ya da siyasi ilerlemeyi engellemek için nüfuzlarını kullanarak Libya'daki bölünmelerin derinleşmesine katkıda bulundular.

cvfgbhyju
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Libya Ulusal Ordusu Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Trump’ın Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (@US_SrAdvisorAF/X)

Bu zorluklar göz önüne alındığında, Trump yönetiminin Libyalıları atlayarak ve ülkedeki iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme bir yol izlemeye meyilli olması şaşırtıcı değil. Ancak Boulos'un da hızla vurguladığı gibi, belirtilen amaç iktidar paylaşımı ve seçimlere hazırlık olarak ülkeyi birleştirmek ise, bu iki taraftan daha güvenilmez iki taraf hayal etmek zor. Halife Hafter 2019'da Trablus'a savaş açtı ve Ağustos 2015'ten beri resmi yardımcısı olan oğlunun, ulusal düzeyde iktidarın kendisine verilmesi durumunda iktidardan vazgeçmesi pek olası değil. Dibeybe'ye gelince, asıl görev süresi dolduktan sonra yıllarca iktidarda kaldı. İkisinin de geçmişi Libya halkının yönetim ve idaredeki temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda onları ehil kılmıyor; mevcut elektrik ve enflasyon krizleri bunu gösteriyor.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı

Seçimleri ve ekonomik reformları desteklemek

Peki alternatif nedir? Haziran ayında, BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), 120 Libyalının katıldığı ve ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik geleceğine dair bir vizyonun oluşturulduğu yapılandırılmış diyaloğu tamamladı. Bir yönetim grubu, anayasal çerçeveyi tanımlama ve seçimleri düzenleme seçeneklerini sunarken, daha küçük bir grup da seçim yasası ve prosedürlerinin ayrıntıları üzerinde çalışıyor. Üyeleri düzenli olarak bir araya geliyor ve nihayet seçim komisyonunun başkanı ve üyelerinin atanması için bir mekanizma üzerinde anlaştılar. BM ve diyalog grubu, düzenlemeleri kesinleştirmeli ve seçimler için bir tarih belirlemeli. ABD ve ortaklarının da yukarıdan yeni bir siyasi yapı dayatmak yerine, bu süreci desteklemesi daha faydalı olacaktır; zira yeni bir yapının, mevcut yapıdan bile daha az istekli olması muhtemeldir.

Seçimleri desteklemenin yanı sıra, ABD, Saddam Hafter’in meşru bir rol oynayabileceği bir süreç olan orduyu birleştirme çabalarına ek olarak, ekonomik reformlar için de baskı yapmaya devam etmeli.

cdfgthyj
Libya'nın Sirte şehrinde düzenlenen Flintlock-2026 tatbikatının açılış töreninde Libya Müşterek Kuvvetleri askerleri, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)

Nisan ayında, Amerikalı uzmanlar on yıldan uzun bir süredir ilk kez birleşik bir bütçenin müzakeresine yardımcı oldular. Kaotik harcama modelleri ve petrol gelirleri konusunda hesap sormanın yokluğu, Libya dinarının istikrarını tehdit ediyor. Ancak bütçe sadece ilk adım. Genel harcama rakamlarını belirliyor ve tesadüfen Dibeybe ve Hafter ailelerinin etkisi altında olan doğu ve batıdaki kalkınma “kurumları” tarafından kontrol edilen kalkınma projelerine ayrılan fonlar için fiilen bir çıta belirliyor. ABD ve ortakları, Libya'nın nispeten küçük nüfusunun yolsuzluk ve ekonomik kötü yönetimin bedelini ödemek yerine ülkenin petrol zenginliğinden faydalanmasını sağlayacak daha fazla mali şeffaflık ve reformlar için baskı yapmaya devam etmeli.

İkinci olarak, ordunun birleştirilmesine yönelik devam eden çabalar, Libya silahlı kuvvetleri ile ülkenin batısındaki muadilleri arasında daha iyi bir entegrasyon gerçekleştirebilir. ABD Afrika Komutanlığı, Nisan ayında Libya'da büyük bir bölgesel tatbikat düzenledi ve yönetim de her iki tarafla görüşmeleri ilerletmeye devam ediyor. Batıdaki güvenlik güçlerinin düzenli askeri birliklerin yanı sıra milisleri de içermesi nedeniyle birleşme görüşmeleri dengesiz olsa da, süreç iki tarafı savaşmak yerine diyalog içinde tutuyor. Bir diğer önemli adım ise her iki tarafın da silah alımlarını açıklamalarını zorunlu kılmaktır. ABD ayrıca, sahadaki en etkili iki ülke olan ve ikisi de başka bir savaş istemeyen Türkiye ve Mısır ile yakın askeri diyaloğu sürdürmeli.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı.


ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Libya’nın Misrata şehri
Libya’nın Misrata şehri
TT

ABD'nin Libya girişimi: Seçimler sonunda ertelemeden kurtulacak mı?

Libya’nın Misrata şehri
Libya’nın Misrata şehri

Ben Fishman

29 Haziran'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Saddam Hafter'i Dışişleri Bakanlığı binasının yedinci katında, bir askeri komutanı ağırlamak için alışılmadık olan mekânda kabul etti. Doğu Libya'da şiddet ve muhaliflere karşı hoşgörüsüzlük ile dolu geçmişine rağmen Hafter, Trump yönetiminin ülkeyi birleştirme girişiminin umut bağladığı kilit isimlerden biri haline geldi.

Başkan Trump’ın Afrika’dan Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (Tiffany Trump'ın kayınpederi) ile bağlantılı olan ABD girişimi, her bölgeden liderleri üst düzey hükümet pozisyonlarını paylaşmak üzere seçerek doğu ve batı Libya'yı birleştirmeyi amaçlıyor. Trump yönetimi, ABD enerji şirketleri için fırsatları genişletecek ve Libya'nın petrol üretimini artıracak bir istikrar sağlamayı hedefliyor. Ancak, Saddam Hafter bir yana, herhangi birini başkan veya başbakan olarak atamak, siyasi kaos için reçete niteliğindedir. Hafter'in Washington ziyaretinden bu yana birçok Libyalı Boulos’un girişimine karşı çıktı. Elektrik krizi ülkenin kötü yönetimini ortaya koyarken, Libya'nın batısındaki Zaviye şehrinde patlak veren çatışmalar milislerin devam eden etkisinin boyutunu gösterdi. En önemlisi bu plan, BM öncülüğünde Libya'daki siyasi karar alma yetkisini asıl sahiplerine, yani Libya halkına geri verme yönündeki bir başka girişimi fiilen ortadan kaldıracaktır.

Libya, 2011'de Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana siyasi meşruiyet eksikliğinden muzdarip. Başbakan Abdulhamid Dibeybe, 2021'den beri görevde bulunuyor; kendisi BM himayesindeki 74 üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun 39 üyesi tarafından seçilmişti. Görev süresinin sadece bir yıl sürmesi bekleniyordu, ancak seçimlerin 2022 yılında süresiz olarak ertelenmesinin ardından bugün hâlâ görevine devam ediyor. Dibeybe ve etkili yeğeni İbrahim, Boulos’un sunduğu planda büyük olasılıkla Saddam Hafter'in muadilleri olacaklar.

Trump yönetiminin, Libyalıları atlayarak ve ülkenin iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme yol izlemesi şaşırtıcı değil

Libya'nın iki yasama organı ise (doğuda bulunan Temsilciler Meclisi ve Trablus'taki Yüksek Devlet Konseyi) daha da zayıf bir meşruiyete sahip. Akile Salih, 2014'ten beri Temsilciler Meclisi'nin başında bulunuyor ve küçük bir seçim bölgesinden binin altında oyla seçildi. Pozisyonunun kendisine sağladığı önemli nüfuzu siyasi değişimi engellemek için kullandı; öyle ki ABD, Libya'da barış ve istikrarı baltaladığı gerekçesiyle kendisine yaptırımlar uyguladı.

İktidara sarılma ve bölünmeleri derinleştirme

Libya, siyasi elitlerin yeni bir hükümete siyasi meşruiyet kazandırabilecek her türlü girişimi engellediği kısır bir döngüye hapsolmuş durumda. Yolsuzlukla dolu rant ekonomisinde siyasi elitler kaybetmemek için iktidara ve zenginliğe sıkıca tutunuyorlar. Aynı şekilde komşu ülkeler, bölgesel güçler ve Batı ülkeleri de dahil olmak üzere dış aktörler ya savaşan tarafları destekleyerek ya da siyasi ilerlemeyi engellemek için nüfuzlarını kullanarak, Libya'daki bölünmelerin derinleşmesine katkıda bulundular.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Libya Ulusal Ordusu Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Trump’ın Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (@US_SrAdvisorAF/X)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Libya Ulusal Ordusu Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ve Trump’ın Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (@US_SrAdvisorAF/X)

Bu zorluklar göz önüne alındığında, Trump yönetiminin Libyalıları atlayarak ve ülkedeki iki ana güç ekseni olan Hafter ve Dibeybe aileleri arasında bir anlaşmayı resmileştirerek kestirme yol izlemeye meyilli olması şaşırtıcı değil. Ancak Boulos'un da hızla vurguladığı gibi, belirtilen amaç iktidar paylaşımı ve seçimlere hazırlık olarak ülkeyi birleştirmek ise bu iki taraftan daha güvenilmez iki taraf hayal etmek zor. Halife Hafter 2019'da Trablus'a savaş açtı ve Ağustos 2015'ten beri resmi yardımcısı olan oğlunun, ulusal düzeyde iktidarın kendisine verilmesi durumunda iktidardan vazgeçmesi pek olası değil. Dibeybe'ye gelince, asıl görev süresi dolduktan sonra yıllarca iktidarda kaldı. İkisinin de geçmişi Libya halkının yönetim ve idaredeki temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda onları ehil kılmıyor; mevcut elektrik ve enflasyon krizleri bunu gösteriyor.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı

Seçimleri ve ekonomik reformları desteklemek

Peki, alternatif nedir? Haziran ayında BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), 120 Libyalının katıldığı ve ülkenin siyasi, ekonomik ve güvenlik geleceğine dair bir vizyonun oluşturulduğu yapılandırılmış diyaloğu tamamladı. Bir yönetim grubu, anayasal çerçeveyi tanımlama ve seçimleri düzenleme seçeneklerini sunarken, daha küçük bir grup da seçim yasası ve prosedürlerinin ayrıntıları üzerinde çalışıyor. Üyeleri düzenli olarak bir araya geliyor ve nihayet seçim komisyonunun başkanı ve üyelerinin atanması için bir mekanizma üzerinde anlaştılar. BM ve diyalog grubu, düzenlemeleri kesinleştirmeli ve seçimler için bir tarih belirlemeli. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD ve ortaklarının da yukarıdan yeni bir siyasi yapı dayatmak yerine, bu süreci desteklemesi daha faydalı olacaktır; zira yeni bir yapının, mevcut yapıdan bile daha az istekli olması muhtemeldir.

Seçimleri desteklemenin yanı sıra, ABD, Saddam Hafter’in meşru rol oynayabileceği bir süreç olan orduyu birleştirme çabalarına ek olarak, ekonomik reformlar için de baskı yapmaya devam etmeli.

Libya'nın Sirte şehrinde düzenlenen Flintlock-2026 tatbikatının açılış töreninde Libya Müşterek Kuvvetleri askerleri, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)
Libya'nın Sirte şehrinde düzenlenen Flintlock-2026 tatbikatının açılış töreninde Libya Müşterek Kuvvetleri askerleri, 14 Nisan 2026 (AFRICOM)

Nisan ayında, Amerikalı uzmanlar on yıldan uzun süredir ilk kez birleşik bir bütçenin müzakeresine yardımcı oldular. Kaotik harcama modelleri ve petrol gelirleri konusunda hesap sormanın olmayışı, Libya dinarının istikrarını tehdit ediyor. Ancak bütçe sadece ilk adım. Genel harcama rakamlarını belirliyor ve tesadüfen Dibeybe ve Hafter ailelerinin etkisi altında olan doğu ve batıdaki kalkınma “kurumları” tarafından kontrol edilen kalkınma projelerine ayrılan fonlar için fiilen bir çıta belirliyor. ABD ve ortakları, Libya'nın nispeten küçük nüfusunun yolsuzluk ve ekonomik kötü yönetimin bedelini ödemek yerine ülkenin petrol zenginliğinden faydalanmasını sağlayacak daha fazla mali şeffaflık ve reformlar için baskı yapmaya devam etmeli.

İkinci olarak, ordunun birleştirilmesine yönelik devam eden çabalar, Libya silahlı kuvvetleri ile ülkenin batısındaki muadilleri arasında daha iyi bir entegrasyon gerçekleştirebilir. ABD Afrika Komutanlığı, nisan ayında Libya'da büyük bir bölgesel tatbikat düzenledi ve yönetim de her iki tarafla görüşmeleri ilerletmeye devam ediyor. Batıdaki güvenlik güçlerinin düzenli askeri birliklerin yanı sıra milisleri de içermesi nedeniyle birleşme görüşmeleri dengesiz olsa da süreç iki tarafı savaşmak yerine diyalog içinde tutuyor. Bir diğer önemli adım ise her iki tarafın da silah alımlarını açıklamalarını zorunlu kılmaktır. ABD ayrıca, sahadaki en etkili iki ülke olan ve ikisi de başka bir savaş istemeyen Türkiye ve Mısır ile yakın askeri diyaloğu sürdürmeli.

Libyalılar yıllardır geçici çözümlerden bıktıklarını söylüyorlar. ABD girişimi de siyasi elitlerin seçimleri süresiz olarak ertelemelerine olanak tanıyan bir başka geçiş aşaması öngörerek, tam olarak bu türden bir çözüm olmakta kararlı.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?

İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?
TT

İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?

İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?

Suriye’nin yakın tarihinde, Esed rejimi ile muhalif gruplar arasındaki çatışmanın simgelerinden biri olarak görülen Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı, yıllardır hizmet dışı bulunuyor. Havaalanının kontrolü, 2015-2018 yılları arasında savaşın seyrine bağlı olarak birkaç kez el değiştirdi.

İsrail uçaklarının bu sabaha karşı düzenlediği saldırının önemi ise Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana havaalanına yönelik gerçekleştirilen ilk saldırı olması. Saldırının gerçekleştiği bölge, Suriye’nin kuzeyindeki Türk nüfuz alanı içinde yer alıyor. İdlib ve Halep başta olmak üzere kuzey Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Türk birlikleri konuşlanmış durumda.

İdlib’in güneydoğu kırsalında bulunan havaalanı, yaklaşık 16 kilometrekarelik bir alana yayılıyor. Taftanaz Askeri Havaalanı’nın ardından kuzey Suriye’deki ikinci büyük askeri üs olarak kabul ediliyor.

Havaalanı aynı zamanda stratejik bir coğrafi konuma sahip. İdlib, Hama ve Halep olmak üzere üç önemli vilayetin ortasında yer alan havaalanı, doğu yönünde Suriye çölüne açılan bir kapı niteliği taşıyor. Bu konumu nedeniyle askeri ve lojistik açıdan büyük önem taşıyan havaalanı, uzun yıllar boyunca rejim güçleri ile muhalif gruplar arasındaki yoğun çatışmaların merkezlerinden biri oldu.

Syrian Memory internet sitesinde yer alan bilgilere göre Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı, aynı adı taşıyan beldenin bitişiğinde ve İdlib kentinin yaklaşık 40 kilometre doğusunda bulunuyor. Kuzey Suriye’deki ikinci büyük askeri havaalanı olarak bilinen tesiste 22 pist bulunuyor ve havaalanının alanı yaklaşık 8 kilometrekare. Muhalif gruplar, Eylül 2015’te havaalanının kontrolünü ele geçirdi. Rejim güçleri ise 21 Ocak 2018’de Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nın kontrolünü tamamen yeniden sağladığını açıkladı.

ju7jk8l
İdlib vilayetindeki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı bölgesinde nöbet tutan bir rejim askeri, 21 Ocak 2018 (Arşiv – AFP)

Havaalanı, bölgedeki nüfuz mücadelesinin devam ettiği süreçte kuzey Suriye’deki askeri ve siyasi dönüşümlere tanıklık etmeyi sürdürdü. Havaalanıyla ilgili başlıca dönüm noktaları ise şöyle sıralanabilir:

2015’in sonlarında muhalif gruplar, üç yıl süren kuşatmanın ardından havaalanının kontrolünü ele geçirdi. Bu gelişme, dönemin Suriye yönetimi açısından ağır bir darbe olarak değerlendirildi. Yönetim, havaalanındaki üsten çekilmek zorunda kaldığını kabul etti.

2018’in başlarında ise Suriye rejim güçleri, yoğun Rus hava desteğiyle havaalanının kontrolünü yeniden ele geçirdi. 2017’nin sonlarında başlayan saldırı kapsamında rejim güçleri, El-Ca‘kiyye ve Tel Selmo gibi çevredeki çok sayıda köyü kontrol altına aldı. Ardından yoğun hava saldırıları eşliğinde havaalanı üssüne girmeyi başardı. Operasyon sırasında 100’ü aşkın hava saldırısı düzenlendi.

Şam Haber Ağı’nın Ocak 2018 tarihli bir haberinde, İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu’z Zuhur bölgesinde kontrol haritasının birden fazla güç arasında paylaşılmış durumda olduğu belirtildi. Haberde, bu durumun son dönemdeki askeri gelişmelerin bir sonucu olduğu ifade edildi. Habere göre Esed güçleri, İdlib’in güney kırsalından ilerleyerek Ebu’z Zuhur’un güney sınırlarına ulaşırken, İran destekli milisler Halep’in güney kırsalından gelerek bölgenin kuzeyindeki Ebu Ruveyl Tepesi’ne ulaştı. DEAŞ ise Hama’nın doğu kırsalından ilerleyerek bölgenin güneydoğu sınırlarına kadar geldi. Haberde ayrıca, “Ebu’z Zuhur bölgesi, belde ve kırsalı ile beldenin doğusundaki askeri havaalanı, havaalanının 9 Eylül 2015’te ele geçirilmesinden bu yana Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) kontrolünde bulunuyor” ifadelerine yer verildi.

Kasım ayında ise Suriyeli muhalif gruplar, Suriye rejim güçlerine karşı başlattıkları Saldırganlığı Caydırma Operasyonu kapsamında İdlib kırsalındaki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nın kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, Esed rejiminin devrilmesi ve Beşşar Esed’in ülkeden kaçmasıyla sonuçlandı.