Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Tahran'dan Beyrut'a... Hizbullah'ta savaş kararını kim veriyor?

Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
TT

Tahran'dan Beyrut'a... Hizbullah'ta savaş kararını kim veriyor?

Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)
Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile üst düzey isim Haşim Safiyuddin'in, geçen şubat ayında Beyrut'taki Spor Şehri Stadı'nda düzenlenen cenaze törenleri sırasında çekilmiş fotoğrafı. (Reuters)

Lübnanlılar, ABD ve İsrail seçim sonuçlarının ülkelerindeki iç siyasi dengelere nasıl yansıyacağını, bu sonuçların Lübnan'ı da kapsayan bölgesel bir savaşa mı yoksa Lübnan'ı da içine alan kapsamlı bir siyasi anlaşmaya mı yol açacağını merakla beklerken, son dönemde bazı Lübnanlı yetkililere Hizbullah'ın İran'a destek amacıyla çıkabilecek herhangi bir savaşa katılmayı planlamadığı yönünde güvence verildiğine ilişkin haberler gündeme geldi.

Ancak bu güvenceler, son savaş turunda yaşananlar dikkate alındığında birçok kişi için yeterli görünmüyor. Zira o dönemde Hizbullah'ın Meclis Başkanı Nebih Berri'ye savaşa katılmayacağını bildirdiği öne sürülmüş, ancak örgüt daha sonra bu tutumundan vazgeçerek 2 Mart'ta İsrail'e yönelik ateş açmıştı. O dönemde bazı değerlendirmelerde, siyasi ve askerî kanatlar arasında karar alma konusunda görüş ayrılıkları yaşandığı, sonuçta sahadaki gücü elinde bulunduran tarafın ve onun arkasındaki Tahran'ın kararının ağır bastığı belirtilmişti.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım. (Reuters)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım. (Reuters)

Bu noktada, Hizbullah içindeki karar alma mekanizmasının hâlâ merkezi bir yapıya mı sahip olduğu, bütün kurumları bağlayan siyasi ve örgütsel liderliğin mi karar verdiği, yoksa son sözün artık sahaya ve askerî kanada mı ait olduğu sorusu gündeme geliyor. Daha da önemlisi, örgüt kararlarını bağımsız biçimde alma imkânını hâlâ koruyor mu, yoksa savaşla ilgili stratejik kararlar İran'ın çıkarları ve hesapları doğrultusunda Tahran'da mı alınıyor?

Bu konuda değerlendirmeler farklılaşıyor. Bazı uzmanlar, Hizbullah'ın hâlâ siyasi ve askerî kanatlar arasında çelişkili kararlar alınmasına izin vermeyen merkezi bir örgütsel yapıyla yönetildiğini savunuyor. Bazıları ise özellikle son çatışmaların ve örgütün liderlik yapısında meydana gelen kayıpların ardından askerî kararların İran'a daha fazla bağımlı hâle geldiğini, siyasi liderliğin hareket alanının ise önemli ölçüde daraldığını düşünüyor.

“Karar Şurası” nedir?

Bu çerçevede, Hizbullah'ın tutumunu yakından takip eden siyasi yazar Dr. Kasım Kasır Şarku’l Avsat’a, örgütün liderlik mekanizmasının “Karar Şurası”ndan oluştuğunu belirtti. Kasır'a göre bütün kararları alan ve siyasi konsey ile cihat konseyinin de aralarında bulunduğu tüm birimlere bu kararları uygulama yükümlülüğü getiren organ bu şura.

Hizbullah destekçisi kadınlar, Beyrut'un güney banliyösünde düzenlenen suikastların ikinci yıl dönümünde, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğraflarını taşıyor (Arşiv – AP).
Hizbullah destekçisi kadınlar, Beyrut'un güney banliyösünde düzenlenen suikastların ikinci yıl dönümünde, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin'in fotoğraflarını taşıyor (Arşiv – AP).

Kasır, siyasi konseyin ayrı, cihat konseyinin ise başka bir karar aldığı yönündeki iddiaları reddederek, “Karar Şurası tarafından alınan tek bir merkezi karar vardır ve herkes buna bağlıdır” diyor.

Kasır'ın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre Karar Şurası; örgütün genel sekreteri, Yürütme Konseyi Başkanı, Hizbullah'ın meclis grubu başkanı, Siyasi Konsey Başkanı ve genel sekreterin siyasi yardımcısından oluşuyor.

Peki, Hizbullah'ın yaklaşan bir savaşa katılmayı planlamadığı yönünde Lübnanlı yetkililere iletildiği belirtilen güvenceler ne anlama geliyor?

Kasır, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Bu yönde ciddi ve kesin güvenceler ya da verilmiş nihai sözler bulunmuyor” diyor. Örgütün tutumunu sahadaki gelişmelere göre belirlediğini ve olayların niteliğinden bağımsız olarak önceden karar alamayacağını ifade ediyor.

Kasır ayrıca, ABD ve İsrail seçimlerinin ardından Washington ve Tel Aviv'in iç meselelerine yoğunlaşması nedeniyle savaş ihtimalinin azaldığını, ancak İsrail'in Lübnan'a yeni bir saldırı başlatmaya karar vermesi hâlinde durumun değişebileceğini değerlendiriyor.

Kararı Devrim Muhafızları veriyor

Buna karşılık siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali el-Emin, farklı bir değerlendirme ortaya koyuyor. El-Emin'e göre Hizbullah'ta geçmişte de bugün de belirleyici olan saha ve sahayı kontrol eden askerî kanat. El-Emin, bu kanadın İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan ve fiilî uzantısı olduğunu savunuyor.

El-Emin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Lübnan'da savaşın başlatılması kararı ister önceki savaş turunda ister gelecekteki herhangi bir çatışmada olsun, öncelikle İran'a aittir. Bu kararı İran'ın çıkarları belirler ve Hizbullah'ın bunu değiştirmek ya da karara karşı çıkmak için gerçek bir hareket alanı bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Beyrut'un güney banliyösündeki Meyrice bölgesini hedef alan İsrail hava saldırılarının yol açtığı geniş çaplı yıkım. Fotoğrafta Hizbullah'ın eski komutanlarından Fuad Şükür'ün görüntüsü de yer alıyor. (Arşiv – AFP)
Beyrut'un güney banliyösündeki Meyrice bölgesini hedef alan İsrail hava saldırılarının yol açtığı geniş çaplı yıkım. Fotoğrafta Hizbullah'ın eski komutanlarından Fuad Şükür'ün görüntüsü de yer alıyor. (Arşiv – AFP)

El-Emin, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in farklı cephelerde ve coğrafyalarda savaşın başlatılmasına ilişkin son açıklamalarını hatırlatarak, bu ifadelerin Tahran'ın kontrol ettiği tek bir stratejik çizginin varlığına işaret ettiğini ve diğer tarafların da bu çizgiye uymak zorunda olduğunu savunuyor.

El-Emin'e göre, Hizbullah'ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve önde gelen yöneticilerinin liderliğinde siyasi kanadın geçmişte sahip olduğu hareket alanı, örgütün yapısında ve liderliğinde yaşanan değişimlerin ardından artık mevcut değil.


Taiz’i saran salgın riski ve ed-Dali’de askıda kalan BM yardımları

Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
TT

Taiz’i saran salgın riski ve ed-Dali’de askıda kalan BM yardımları

Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinde Husi saldırıları nedeniyle yerinden edilmiş bir anne (AFP)

Yemen’in Taiz vilayetinde Husilerin uyguladığı ablukanın sağlık alanındaki sonuçları giderek ağırlaşıyor. Kente yönelik saldırıların ikinci ayına girmesiyle birlikte temel hizmetlerde gerileme yaşanırken, salgın hastalıkların yayılma riskine ilişkin göstergeler de yükseliyor. Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), Husilere ait bir füzenin barınma bölgelerinin yakınına düşmesinin ardından, ed-Dali ilinin kuzeyindeki Kutaba ilçesine ve çevredeki yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplara yardım ulaştırılmasını askıya aldı.

Gıda güvenliğindeki kötüleşmeye karşı Dünya Gıda Programı (WFP) ve ortakları, Taiz kentinde en fazla ihtiyaç sahibi ailelere acil gıda yardımı sağlamak amacıyla bir girişim başlattı. Yerel kaynaklardan temin edilen gıda ürünlerine dayanan girişimin ilk aşamasında, üç ilçede yaşayan 2 bin ailenin hedeflendiği belirtildi.

Girişim, Husilerin yeniden abluka altına aldığı kentte, özellikle su, sağlık ve temizlik hizmetleri başta olmak üzere temel hizmetlerdeki krizin derinleştiği ve halkın temel ihtiyaçlara erişiminin giderek zorlaştığı bir dönemde hayata geçirildi.

Taiz şehrindeki halk, Husi ablukasının başlamasından bu yana su kriziyle boğuşuyor. (Yerel medya)
Taiz şehrindeki halk, Husi ablukasının başlamasından bu yana su kriziyle boğuşuyor. (Yerel medya)

Şarku'l Avsat'ın Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nden (OCHA) aktardığı verilere göre, Yemen’de ağustos ayının başından bu yana 310 binden fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunların yaklaşık 135 bini Taiz vilayeti sınırları içinde yerinden edilmiş durumda bulunuyor. Bu sayı, yakın dönemde yerinden edilenlerin toplamının yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor.

Acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik çalışmalar kapsamında insani yardım ortakları, ağustos ayından bu yana yerinden edilen 51 binden fazla ailenin yaklaşık 5 bin 600’üne barınma yardımı ulaştırmayı başardı. Ayrıca 4 bin 600 aileye daha barınma malzemeleri ve çadır dağıtılması planlanıyor.

Ed-Dali’de yardımlar askıya alındı

Ed-Dali ilinin kuzeyinde güvenlik endişeleri, Husilerin fırlattığı bir füzenin Kutaba’ya yaklaşık bir kilometre uzaklıkta, yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu bölgelerin yakınına düşmesinin ardından insani yardım faaliyetlerine yönelik yeni kısıtlamalara yol açtı.

İlk raporlara göre olayda çok sayıda sivil yaralanırken, yardım çalışanlarının ve yardımlardan faydalanan kişilerin güvenliğini tehdit eden riskler nedeniyle tedbir amaçlı olarak ilçeye ve çevredeki yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplara insani yardım ulaştırılması askıya alındı.

Söz konusu askıya alma kararı, özellikle çatışmalardan kaçan çok sayıda aileye ev sahipliği yapan bölgelerde, yerinden edilme dalgaları ve askeri gerilimin tırmanması nedeniyle ihtiyaçların giderek arttığı bir dönemde insani yardım çalışmalarının önüne yeni bir engel çıkardı.

Endişe verici salgın göstergeleri

Taiz Halk Sağlığı ve Nüfus Ofisi, ablukanın devam etmesi ve sağlık ile çevre hizmetlerinin gerilemesi nedeniyle sağlık riskleri ve salgın hastalıkların yayılma tehlikesinin arttığı uyarısında bulundu. Ofis, tıbbi muayene sayılarındaki düşüş ve bazı bulaşıcı hastalıklardaki artışı ortaya koyan verilere dikkat çekti.

Salgın Hastalıkları Gözetim Dairesi’nin raporuna göre, haftalık ortalama tıbbi muayene sayısı yüzde 27 azalarak 24 binden yaklaşık 17 bin 500’e geriledi. Bu durum, sağlık kuruluşlarının hizmet sunma ve hastalara ulaşma kapasitesindeki düşüşü ortaya koyuyor.

Taiz’de çöp yığınları, salgın hastalıkların yayılma riskini iki katına çıkarıyor. (Yerel medya)
Taiz’de çöp yığınları, salgın hastalıkların yayılma riskini iki katına çıkarıyor. (Yerel medya)

Buna karşılık, şüpheli dang humması vakaları il genelinde yüzde 26 artarken, Taiz kentinde her bin muayenede görülen vaka oranındaki artış yüzde 71’e ulaştı. Kabakulak vakalarında ise yüzde 94 artış kaydedildi.

Raporda, kızamık, boğmaca ve menenjit şüphesi bulunan vakalarda yüzde 50 düşüş tespit edildi. Bununla eş zamanlı olarak aşılama ve salgınları kontrol altına alma faaliyetlerinin yüzde 40 gerilemesi, koruyucu sağlık hizmetleri ve hastalıkların erken teşhisinde ciddi boşlukların oluşabileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Su yoluyla bulaşan hastalıklara ilişkin verilerde ise şüpheli kolera vakalarının yüzde 42 azaldığı, buna karşılık kentte sulu ishal vakalarının yüzde 22 arttığı görüldü. Yetkililer, su kaynaklarının kirlenmesi, atıkların birikmesi ve kanalizasyon hizmetlerindeki yetersizlik konusunda uyarıda bulundu.

Tepkide azalma

Sağlık raporunda salgın hastalıklarla mücadele faaliyetlerinde de gerileme yaşandığına dikkat çekildi. Buna göre uyarı bildirimleri yüzde 19, müdahale ekiplerinin ev ziyaretleri aynı oranda, laboratuvar numunelerinin sayısı ise yüzde 22 azaldı. Raporda, kaydedilen vaka sayılarındaki düşüşün salgın tablosunun iyileştiği anlamına gelmediği, bunun sağlık hizmetlerine erişimin daralmasından ve hastalıkları izleme faaliyetlerinin zayıflamasından kaynaklanabileceği uyarısında bulunuldu.

Yakıt ve tıbbi malzeme eksikliği ile kentte günlük 500 ila 600 ton arasında değişen çöpün toplanması işlemlerinin durması, söz konusu riskleri daha da artırıyor. Bu durum, bebek kuvözlerinin ve diyaliz cihazlarının çalıştırılması da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.

Husi milisleri, kuşatma altındaki Taiz vilayetinden çöplerin dışarı çıkarılmasını engelliyor; bu durum bir sağlık felaketine yol açma tehlikesi yaratıyor. (AP)
Husi milisleri, kuşatma altındaki Taiz vilayetinden çöplerin dışarı çıkarılmasını engelliyor; bu durum bir sağlık felaketine yol açma tehlikesi yaratıyor. (AP)

Hükümete bağlı raporda, Temizlik Fonu’na günlük bin 200 litre dizel yakıt sağlanması, sivrisinekle mücadele ve su dezenfeksiyonu kampanyalarının yoğunlaştırılması, sağlık kuruluşlarının yakıt ve tıbbi malzemelerle desteklenmesi, aşılama ve salgın hastalıkların takibine yönelik programların güçlendirilmesi ve kırsal bölgelere ulaşmak üzere gezici sağlık ekiplerinin görevlendirilmesi talep edildi.

Bu göstergeler, Taiz halkının karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortaya koyuyor. Abluka ve hizmetlerdeki gerileme, yerinden edilme dalgaları ve temel ihtiyaç maddelerindeki eksikliklerle aynı döneme denk gelirken, sağlık ve çevre kaynaklı riskler insani krizin daha da derinleşmesi tehdidini oluşturuyor. Sağlık kuruluşları ise asgari düzeydeki hizmetleri sürdürebilmek için giderek artan zorluklarla karşı karşıya kalıyor.


Husilerin balistik füze saldırısı Taiz'in Vaziye bölgesinde onlarca kişinin ölümüne yol açtı

Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)
TT

Husilerin balistik füze saldırısı Taiz'in Vaziye bölgesinde onlarca kişinin ölümüne yol açtı

Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)

Sahadaki dikkat çekici gelişmelerden birinde Yemen ordusu, Husileri Taiz kentinin batısındaki Vaziye ilçesinde bulunan El-Hadara halk pazarını balistik füzeyle hedef almakla suçladı. Askerî sözcü Macid en-Nuzeyli'nin açıklamasına göre saldırıda onlarca kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

Bu gelişmeyle eş zamanlı olarak Taiz, Lahic, Cevf ve Marib cephelerinde çatışmalar genişledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre hükümet güçleri, birçok bölgede ilerleme kaydetti.

Öte yandan, Birleşmiş Milletler Yemen Uzmanlar Paneli'nin raporu, Husilerin askerî cephaneliklerini geliştirmek için dış tedarik ağlarına bağımlılığını sürdürdüğünü ortaya koydu. Raporda, Husilerin çift kullanımlı ticari bileşenlerin yanı sıra füze, insansız hava aracı (İHA), güdüm sistemleri ve hava savunma sistemlerinin üretiminde kullanılan teknolojilere erişim sağladığı belirtildi.

Raporda ayrıca bu tedarik ağlarının uluslararası deniz ulaşımı ve ticaret güvenliği açısından doğurabileceği sonuçlara dikkat çekildi.