Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



Mısır, Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nda Filistin Yönetimi için uluslararası destek sağlanmasının önemini vurguladı

Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

Mısır, Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nda Filistin Yönetimi için uluslararası destek sağlanmasının önemini vurguladı

Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Han Yunus’taki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta su dolu bir bidon taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Kahire ile Ramallah dün, gelecek hafta düzenlenecek ‘Uluslararası Bağışçılar Konferansı’ kapsamında Filistin Yönetimi'ne uluslararası destek sağlanmasına yönelik sürdürülen hazırlıkları ele aldı.

Mısır Dış İşler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Büyükelçi Muhammed Hicazi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede bu istişarelerin, ‘İsrail’in devam eden saldırılarına rağmen Filistin Yönetimi'ne yalnızca finansman düzeyinde değil, Filistin'in gelecekteki bağımsız bir devlet olarak varlığını pekiştirme konusunda da uluslararası destek oluşturma’ hedefini taşıyan Mısır-Avrupa görüşmeleriyle eş zamanlı gerçekleştiğini söyledi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesinde iki tarafın Gazze Şeridi'ndeki son gelişmelere ilişkin görüşlerini paylaştığını bildirdi. Görüşmede aynı zamanda bu ay Brüksel'de yapılması planlanan Uluslararası Bağışçılar Konferansı'na yönelik hazırlıklar da ele alındı.

Abdulati, ‘Mısır'ın Filistin hükümetine tam desteğini ve Filistin Ulusal Yönetimi'ne sorumluluklarını yerine getirebilmesi, Filistin halkına temel hizmetler sunabilmesi ve direnişini güçlendirebilmesi ile Filistin topraklarındaki istikrara katkıda bulunabilmesi için uluslararası mali destek sağlanmasının önemini’ vurguladı.

Hicazi ise ‘Brüksel'deki Filistin Yönetimi'ne uluslararası destek sağlamaya yönelik toplantı hazırlıklarının, Gazze'deki ateşkes süreçlerinin, yeni güvenlik ve bölgesel düzenlemeler başlatmaya yönelik Amerikan çabalarının ve Filistin davasını bölgesel istikrarın gerçek kapısı olarak yeniden öne çıkarmaya yönelik Arap girişimlerinin iç içe geçtiği Orta Doğu gelişmelerinde kritik bir dönüm noktasında gerçekleştiğini’ vurguladı.

Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nı salt Filistin Yönetimi'ne mali yardım sağlama fırsatı olarak görmenin, konferansın stratejik anlamından büyük ölçüde yoksun kılacağını söyleyen Hicazi, Brüksel’deki konferansın öneminin finansmanın çok ötesine geçtiğini belirtti. Konferansın aynı zamanda uluslararası toplumun Filistin Yönetimi'ni Filistin topraklarını yönetme kapasitesine sahip meşru kurum olarak görmeye devam ettiğini ortaya koyan açık bir siyasi mesaj niteliği taşıdığını ifade eden Hicazi, bunun İsrail'e yönelik Filistin Yönetimi'ni zayıflatmanın artık kabul edilebilir bir seçenek olmadığını ilan eden paralel bir mesajla da örtüştüğünün altını çizdi.

Yaklaşık bir hafta önce Avrupa Birliği (AB) Kudüs Sözcüsü Şadi Osman, ‘Filistin'in Sesi’ radyosuna verdiği demeçte iki devletli çözüme destek sağlamak ve Ulusal Yönetimi mali açıdan desteklemek amacıyla bu ayın 12 Temmuz'unda Uluslararası Donörler Konferansı düzenlenmesine yönelik hazırlıkların başladığını açıkladı.

Bu açıklamalar, Avrupa Komisyonu Akdeniz İşlerinden Sorumlu Üyesi Dubravka Suica'nın Avrupa-Filistin ortaklığını ve Gazze ile Batı Şeria'daki mevcut durumu ele alan bölgesel turunu Ramallah ziyaretiyle tamamlamasının hemen ardından yapıldı.

efrthyjy
Han Yunus’un Nehir el-Berd bölgesindeki Filistinli mülteciler için kurulan geçici kampta, bir kız çocuğu, çadırı sabitleyen ipin üzerinde dinleniyor (AFP)

Filistin Başbakanı Mustafa, o sıra Suica'ya, Filistin kurumlarının varlığını sürdürmesini ciddi biçimde tehdit eden mali ve ekonomik ambargo konusundaki kaygılarını aktardı. İsrail'in yasadışı biçimde alıkoyduğu Filistin vergi gelirlerinin yaklaşık 6 milyar dolara ulaştığını, İsrail Merkez Bankası'nın teslim almayı reddetmesi nedeniyle Filistin bankalarına ait yaklaşık 5 milyar dolarlık fonun ise dondurulduğunu vurgulayan Mustafa, bu durumun Filistin ekonomisine yılda 11 milyar dolar kayba yol açtığını belirtti.

Filistin meselesi, Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın dün açıklamasına göre Dışişleri Bakanı Abdulati ile AB Akdeniz Komiseri Suica arasındaki siyasi istişarelerde de gündemin merkezinde yer aldı.

Abdulati, ‘uluslararası çabaların Filistin meselesi üzerinde yeniden yoğunlaştırılmasının önemini, 7 Ekim 2023'ten sonra başlayan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın barış planının birinci aşama yükümlülüklerinin tam olarak uygulanmasını, ardından da ikinci aşamaya geçişi sağlayacak koşulların oluşturulması açısından önemine’ dikkati çekti.

Hicazi ise Mısır ve Avrupa'nın hareketliliğinin Filistin Yönetimi'ne desteğin salt bir mali krize verilen tepkiden öte, bölgenin yeniden inşası denkleminin bir parçası haline geldiğini teyit ettiğini düşünüyor. Filistin kurumları çöküşe geçmişken daha istikrarlı bir Orta Doğu'dan söz etmenin yanı sıra Gazze yerle bir olmuşken uzun vadeli ekonomik ve güvenlik ittifakları kurmanın mümkün olamayacağını söyledi.

Mısır'ın rolü, bu aşamanın gerekliliklerine en tutarlı biçimde yanıt veren taraf olarak öne çıkıyor. Kahire, savaşın başlamasından bu yana insani boyutu siyasi süreçten ayrı tutmayı reddediyor. Ateşkesin yeniden yapılanma planı, Filistin Yönetimi'nin güçlendirilmesi, Batı Şeria ile Gazze'nin birliğinin korunması, göçün reddedilmesi ve bağımsız Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak ciddi bir siyasi sürecin başlatılmasıyla eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Hicazi'ye göre Mısır bugün aynı doğrultuda ilerleyerek Brüksel Konferansı'nı ateşkesin kalıcı hale gelmesinin ardından Gazze'nin yeniden yapılanmasına yönelik daha kapsamlı bir uluslararası konferansa zemin hazırlayan kurucu bir adım olarak destekliyor.

Hicazi, asıl zorluğun milyarlarca dolar toplamak değil, bu kaynakları Filistin ulusal projesini yeniden başlatmak, iki devletli çözümü diriltmek ve Filistin meselesini yeni bölgesel güvenlik düzenlemelerinin merkezine yeniden taşımak için tarihsel bir fırsata dönüştürecek uluslararası bir irade inşa etmek olduğunu vurguladı.

Hicazi, yapılacak konferansın ya çatışma yönetiminden barışın inşasına, geçici yardımdan sürdürülebilir kalkınmaya ve tepkisel tutumdan bütüncül bir stratejik vizyona geçişin başlangıcı olacağını ya da tekrarlayan krizler silsilesinde geçici bir mali duraktan ibaret kalacağını da belirtti.


Sudan ordusu Etiyopya sınırındaki Karmak şehrine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı

Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
TT

Sudan ordusu Etiyopya sınırındaki Karmak şehrine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı

Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)
Hartum'da Sudan Merkez Bankası binasının önünde duran hasarlı tanklar (Reuters)

Sudan ordusu, ülkenin güneydoğusunda yer alan Mavi Nil bölgesi cephesindeki askeri operasyonlarını sürdürüyor. Sudan ordusu geçtiğimiz mart ayından bu yana Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolünde bulunan Etiyopya sınırı yakınlarındaki stratejik öneme sahip Karmak şehrine doğru artan bir tempoyla ilerlemeye çalışıyor.

Sahadaki kaynakların art arda gelen raporları, ordunun son iki gün içinde bölgenin ikinci büyük kenti Karmak'ın çevresindeki HDK'nın ileri savunma mevzileri ve hatlarını hedef alan yoğun insansız hava aracı (İHA) ve ağır topçu saldırıları düzenlediğine işaret ediyor. Ordu ve müttefik kuvvetlerin yürüttüğü askeri operasyonlar şehrin yaklaşık 15 kilometre gerisindeki Barka bölgesinden başlatılıyor.

Sudan ordusu mensupları, kuvvetlerinin Karmak'a yönelik ileri hatlar boyunca ilerleyişini gösteren video kayıtları yayımladı. Ordu son günlerde Mavi Nil cephesinde kayda değer bir ilerleme kaydederek Nil bölgesinin başkenti Damazin ile Karmak şehri arasındaki ana yolu üzerindeki Kili, Makce ve Sarkam kasabalarının kontrolünü yeniden ele geçirdi. Bu durum HDK'yı bölgenin daha iç kesimlerine doğru geri çekilmeye zorladı.

Öte yandan Nil Nehri eksenindeki HDK komutanı Tuğgeneral Hamuda el-Bişi, Sudan ordusunun Karmak şehrine doğru ilerlediğine dair haberlerin doğru olmadığını, bunların ‘asılsız iddialar’ olduğunu belirtti. Bişi, resmi Facebook hesabından yaptığı paylaşımda şehrin tamamının HDK’nın kontrolü altında kalmaya devam ettiğini vurguladı.

9l0ş
Hartum'daki bir meydanda kurşun izleri bulunan araçlar, 11 Haziran 2026 (Reuters)

Mavi Nil bölgesi, son iki ay içinde Sudan ordusunun ve HDK'nın çeşitli küçük kasabalar üzerinde kontrolü birbirinden defalarca kez devraldığı belirgin bir askeri tırmanmaya sahne oldu.

Karmak şehri, Etiyopya sınırındaki konumu nedeniyle stratejik önem taşımakta olup aylarca önce HDK'nın Abdulaziz Adem el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi – Kuzey (SPLM-N) ile koordineli biçimde yürüttüğü Sudan Kurucu (Te’sis) İttifakı kuvvetlerinin eline geçmişti.

Sudan Kurucu İttifakı kuvvetleri, Karmak vilayetinin Dukan, Keren Keren ve Hur el-Hasan bölgeleri ile Kaysan şehrine uzanan diğer bölgelerde büyük sayılarla konuşlanmaya devam ediyor.

Sudan ordusu ise daha önce HDK’nın kontrolündeki bölgelerin tamamını geri almak amacıyla Mavi Nil bölgesine ek kuvvetler ve takviye güçler sevk ettiğini açıklamıştı.

Omdurman'a İHA saldırısı

Hartum eyaletindeki yerel kaynaklar, Sudan ordusuna ait hava savunma sistemlerinin cumartesi günü Omdurman şehrindeki konumları hedef almaya çalışan ve HDK'ya ait olduğu değerlendirilen insansız hava araçlarını püskürttüğünü bildirdi.

Hartum'un ikinci büyük kenti Omdurman sakinleri de şehrin kuzeybatısında art arda patlama sesleri duyduklarını ve bunların hava savunma sistemlerinin bir dizi insansız hava aracını engellemesinden kaynaklandığını, ancak hedef alınan yerlerin niteliğinin doğrulanamadığını aktardı.

Sudan ordusu ile HDK arasında 2023 yılının nisan ayında patlak veren savaşın başından bu yana Hartum eyaleti sürekli İHA saldırılarına maruz kalıyor. Bu saldırıların sıklığı, eyalete geri dönen binlerce vatandaşla eş zamanlı olarak son dönemde belirgin biçimde artıyor.


Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
TT

Hamas neden yeniden bayrak açmaya ve "yeni bir 7 Ekim" tehdidinde bulunmaya başladı?

Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)
Şubat 2025'te Han Yunus'ta bir Amerikan-İsrailli rehinenin teslimi sırasında Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları (Reuters)

İsrail'in yaya halindeyken hedef alarak öldürdüğü bir saha komutanının cenaze töreninde, Hamas'ın ve askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları'nın bayraklarının kaldırılması bir tesadüf değildi. Bu durum, hareketin uzun süredir uzak durduğu bir stratejiye, birçok gözlemciyi şaşırtan koordineli bir geri dönüş olarak değerlendiriliyor.

Kassam Tugayları komutanlarından, hareketin eski lideri İsmail Heniyye'nin (Temmuz 2024'te Tahran'da suikasta uğradı) akrabalarından Velid Heniyye’nin cenazesi, 26 Haziran’da gerçekleşti. Bu tarih, Gazze Şeridi’ndeki insani durumun kötüleşmesi nedeniyle Hamas karşıtı gösteriler düzenlenmesi için aktivistlerin çağrı yaptığı güne denk geliyordu. Hamas, "şüpheli" tarafların arkasında olduğunu düşündüğü bu protestoları engellemek için büyük çaba sarf etti ve eylemler kendi kendine sönümlendi.

Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)Gazze şehrindeki bir sokakta Hamas polisi, (Arşiv- Reuters)

"Gücümüzü koruyoruz" mesajı

Bu cenazenin ardından Hamas, İsrail tarafından öldürülen üyelerinin törenlerinde bayraklarını ve Kassam flamalarını kaldırmaya, silahlı unsurlarıyla gövde gösterisi yapmaya devam etti. "Hayber Hayber ya Yahud... 7 Ekim geri dönecek" sloganlarının atılması, İsrail medyasında ciddi bir kışkırtma dalgasına neden oldu.

Hamas'ın Gazze'deki dört farklı kaynağı, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, bayrakların kaldırılması ve silahlı kişilerin ortaya çıkması kararının hareketin Gazze liderliği tarafından alınıp bütün bölgelere tebliğ edildiğini doğruladı. Kaynaklara göre bu adım, "Hamas'ın hala ayakta ve güçlü olduğunu, askeri eylemlerle ya da İsrail/ABD’nin Gazze’nin geleceğine dair dayatmalarıyla mağlup edilemeyeceğini" göstermeyi amaçlıyor.

 Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)Hamas hareketi ciddi bir mali krizle karşı karşıya... ancak mali durumu diğer gruplardan daha iyi (Arşiv- Reuters)

Bir kaynak, 26 Haziran’daki protesto çağrılarına işaret ederek, "Hamas liderliği, Gazze içinde bir kaos çıkarma girişimi olduğunu düşünüyordu. Velid Heniyye'nin cenazesinden itibaren, hareketin hala güçlü ve taraftarlarının arkasında olduğunu göstermek istedik" dedi.

Sokak gösterileri ve güvenlik endişeleri

Diğer yandan, hareketin kendi içinden bazı aktivistler, bu gösterilerin İsrail'e bir bahane sunduğunu belirterek, bayrak açılmaması ve slogan atılmaması çağrısında bulundu. Aktivistler, İsrail istihbaratının bu törenlerdeki saha aktivistlerini tespit edip suikast düzenlediğine dikkat çekti.

Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)Hamas'ın Kassam Tugayları mensupları, Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Şubat 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları ise İsrail'in bir bahaneye ihtiyacı olmadığını savunuyor. İki kaynak, "Saldırılar durmadı, ilan edilen ateşkese rağmen bu süreçte bin 60’tan fazla Filistinli hayatını kaybetti" ifadesini kullandı. Üçüncü bir kaynak ise durumun savaş öncesinden farklı olduğunu kabul etmekle birlikte, "Tam teslimiyet söz konusu olamaz. Suikastlar hareketi zayıflatmıyor, aksine daha kararlı hale getiriyor" ifadelerini kullandı.

İsrail Basını: Hamas toparlanıyor

Öte yandan İsrail basını, resmi istihbarat raporlarına dayandırdığı haberlerde, Hamas'ın Gazze'de toparlandığını, silah ürettiğini, tünelleri onardığını ve yeni saldırılara hazırlandığını öne sürüyor. Israel Hayom gazetesi, İsrail ordusunun Hamas'ın askeri kapasitesini yenilemesini engellemek için suikastların hızını artırdığını aktarırken, Yedioth Ahronoth ise İsrail Güney Bölge Komutanı Yaniv Asor'un, geniş çaplı operasyonların yeniden başlaması için siyasi düzeyde baskı yaptığını, ancak ABD kısıtlamaları nedeniyle bunun şimdilik mümkün olmadığını yazdı.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçılarıGazze Şeridi'ndeki Hamas'ın "El-Kassam Tugayları" savaşçıları (Arşiv)

Hamas kaynakları, bütün bu İsrail tehditlerinin, savaşın başından beri süregelen kışkırtma kampanyasının devamı olduğunu vurguluyor. Kaynaklar son olarak, hareketin Filistinlileri savunmak için elindeki imkanları kullandığını, ancak 7 Ekim'de olduğu gibi bir saldırı başlatmayacaklarını, hedeflerinin Filistinlilerin haklarını garanti altına alan, savaşı tamamen durduran ve Gazze’nin yeniden inşasını sağlayan bir anlaşmaya ulaşmak olduğunu ifade etti.