Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Eski sömürü ülkesi Fransa’nın siyasi gündeminden düşmüyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
TT

Cezayir ile Fransa arasındaki 3 asırlık hesaplaşma

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hem Cezayir Cumhurbaşkanlığı ve ordusu hem de genel olarak tüm ülke için son derece acı verici olarak kabul edilen açıklamaları nedeniyle öfke içinde... Macron’un açıklamaları, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın iktidarı döneminden bu yana Cezayirlileri, Fransa’nın 19. Yüzyıldaki Cezayir işgali ile bağlantılı geçmişin üzerine sünger çekilip yeni bir sayfa açmaya ve acılarını unutmalarına ikna etmek için çaba sarf ettiği ve Fransa’nın artık sabrının tükendiği yönündeki bir duygunun adeta bir yansımasıydı. Cezayirliler ise, Fransa özür dilemeden ve Fransız liderler işgal sırasında korkunç günahlar işlendiğini kabul etmeden geçmişi unutmayı kesinlikle reddediyorlar.
Macron, iktidara gelmesinden bu yana sürdürdüğü ve ‘geçmişin yaralarını iyileştirmek’ olarak adlandırdığı çaba çerçevesinde geçtiğimiz 30 Eylül’de Cezayir'deki savaşı yaşayanların soyundan gelen 18 genci bir araya getirdi. Macron, gençlerin sorduğu sorulardan birine verdiği yanıtta, “Fransız kolonizasyonundan önce bir Cezayir ulusu var mıydı?” diye sordu. Ayrıca, “Türkler, Cezayirlilere ülkelerini sömürgeleştirdiklerini unutturmayı başardılar” ifadelerini kullanan Macron, bu nedenle, ‘Türkler tarafından Mağrip’te yapılan dezenformasyon ve propaganda ile yeniden yazılan tarihe karşı tarihin yeniden yazılması’ çağrısında bulundu.
Cezayir, Emmanuel Macron’un, hem ülke yönetimi hem de halkı için son derece aşağılayıcı bir anlam taşıyan ‘Fransız kolonizasyonunun, sivil müdahale için Fransa’nın gelişinden önce çadırda yaşayan ve koyun güden Cezayirlilere medeniyet getirmek gibi bir takım avantajları olduğu’ şeklindeki sözlerini büyük bir hassasiyetle karşıladı.
Macron, bununla da kalmadı. Sorunun, Cezayir'in 1962 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir toplumunun derinliklerinde değil, hafızaya bağlı bir rant üzerine kurulmuş siyasi-askeri sistemde” olduğunu söyledi. Cezayir tarihinin yazımının ‘gerçeklere değil, Fransa'ya duyulan nefrete dayandığını’ öne süren Macron, “Cumhurbaşkanı Tebbun ile iyi bir iletişimim var, ama onun çok katı bir sistem tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum” dedi. Gözlemcilere göre bu sözler, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’un ‘ordu tarafından rehin alınmış olduğu ve aslında iktidarın başı olmadığı’ anlamına geliyor.
Fransa tarafından Cezayir ve Kuzey Afrika'nın Mağrip bölgesindeki diğer ülkelere verilen vizelerin yüzde 50 azaltılması meselesiyle ilgili olarak Macron, kararın, özellikle Paris ve Fransa’nın diğer şehirlerini sık sık ziyaret eden üst düzey yetkilileri kapsayan ‘yönetici çevrelere’ yönelik olduğunu belirtti. Macron, “İktidar çevrelerini, yani kolayca vize almaya alışmış olanları zorlamaya çalışacağız” diyerek Mağripli yönetici sınıfını tehdit etti. Fransa'nın bu kararla yetkililere vermek istediği mesajla ilgili olarak ise Macron, “Yöneticilere, ‘(Fransa'daki) kaçak göçmenleri ve tehlikeli insanları (teröristleri) ülkeden çıkarmak için iş birliği yapmayı reddederseniz, hayatınızı kolaylaştırmayız’ demek istiyoruz” şeklinde konuştu.
Buna karşın Cezayir, Fransa’ya karşı tepki vermekte gecikmedi ve bir takım resmi önlemler aldı. Bu önlemlerin başında Cezayir’in Paris Büyükelçisinin geri çağrılması ve 2013 yılından bu yana aşırılık yanlısı gruplarla mücadele edilen Mali’nin kuzeyinde görev yapan Fransız savaş uçaklarının geçiş güzergahındaki Cezayir hava sahasının kapatılması yer aldı.

Fransa’daki seçim süreci
Bu yeni bölünme sürecinde en çok dikkat çeken ise Fransa'da seçim tarihi yaklaşırken, sanki Fransa’da seçimler, Cezayir konuk olarak davet edilmeden yapılamazmış gibi Fransa ve Cezayir arasındaki gerilimin artması oldu. Bu gerilim de çoğunlukla (Cezayir'in bağımsızlık savaşında Fransa adına savaşan Müslüman Cezayirliler) Harkiler ve (Cezayir’de doğup Fransa kolonizasyonu sırasında Fransızlarla iş birliği yapan ve bağımsızlığın kazanılmasından sonra Cezayir’den ayrılarak Fransa’ya yerleşen Cezayirliler) Kara Ayaklar gibi tarihi dosyaların yeniden hararetli tartışmalarda gündem olmalarıyla oluyor. Bu nedenle çoğu gözlemci Macron'un açıklamalarını önümüzdeki Nisan ayında yapılması planlanan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemiyle ilişkilendiriyor.

“Machiavelli mantığı”
Cezayirli gazeteci yazar Abdulali Zevagi, konula ilgili Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Fransa Cumhurbaşkanı’nın rezil açıklamaları, kulağa boğazlanmış bir horozun böğürtüleri gibi geliyor. Çünkü adam ikinci kez kazanmayı hedeflediği yeni bir cumhurbaşkanlığı döneminin eşiğinde. Makyavelli mantığındaki bu amaç, onu nezaketten ve diplomatik geleneklerden soyutlamış durumda. Tarih, Fransa’nın Cezayir ile ilişkilerindeki tüm bu aşırılığı hatırlıyor. Bu şekilde küstahça sözler sarf ediyor ve tarihin derinliklerine iniyor. Belki de bu sözler ona bazı seçmenlerin sempatisini kazandıracaktır. Elbette burada göçmenlere düşman olan ve beyaz ırkın üstünlüğü savunan ve İslam karşıtlığı yanılsamasıyla yönlendirilen sömürgeci geçmişe özlem duyan aşırı sağcı kitleyi kastediyoruz. Bu, son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde yeniden canlanan bir eğilim ve bu kasıtlı bir adım gibi görünüyor. Macron, bunu uygulamak için kademeli bir politika benimsedi. Vatanına ve halkına ihanet eden ve onlara karşı Fransa'nın yanında savaşan harkilerden resmi olarak özür diledi.”

Zevagi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fransa’nın cumhurbaşkanları, her seçim döneminde Fransa-Cezayir ilişkilerindeki çetrefilli dosyalara başvururlar ve bazı detayları farklı derecelerde sunarlardı. Ancak mevcut cumhurbaşkanı izin verilen tüm sınırların ötesine geçti. Cezayir'e karşı hâlâ ataerkil bir bakışla, 1962 yılı öncesindeki sömürgesiymiş gibi bakan bir sömürge ideolojisi sürdürüyor gibi görünüyor.  Gerçekten de Macron, Fransız siyasi elitlerinin gizli kapaklı inandıklarını yüksek sesle dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki gerçek sorunu gözlerimizin önüne serdi. Fransız elitlerinin tutum ve tepkilerini oluşturan ana güdüyü ortaya çıkardı. Sömürge fikri, Cezayir’i arka bahçesi ve ekonomisinin atardamarlarından biri olarak gören Fransızların karakterinde kök salmıştır. Bu da Fransızların tedavi edilemeyen kronik bir hastalığıdır. "

“Medeniyetten yoksun bölge”
Cezayirli gazeteci yazar, değerlendirmesinde şunları da dile getirdi:
“Fransa’nın, Cezayir’i işgali büyük bir yalana dayanıyordu. Hala da öyle... Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Macron’da bu yalana tam bir teslimiyetle inanıyor. Vardığı sonuç, Fransa’nın acımasız barbar istilasından önce Cezayir'in medenileştirilmesi gereken medeniyette yoksun bir yer olduğudur. Ama bunu kafalarını keserek, aç bırakarak, yerlerinden ederek ve onlara karşı vahşi katliamlar gerçekleştirerek yaptılar. Oysa hiçbir sömürgeci güç böyle bir şey yapmadı. “
Zevagi’ye göre ‘Macron'un Cezayir’de askeri bir rejimin olduğuna atıfta bulunması, orduya yönelik sert eleştirileri ve siyasi-askeri rejimin Cumhurbaşkanı Tebbun’u kontrol etmekle suçlaması, hezeyan dolu açıklamaları, rastgele veya belli bir tarafa yöneltilmiş mesajlar, Cezayir’de Fransız tarafının aleyhine gerçekleşen bir iç değişimi yansıttığı’ açıkça görülüyor. Macron’un açıklamalarının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki aşamalarını belirlemenin temel taşı olmaya devam ettiğini söyleyen Zevagi, “Çünkü bu açıklamalar, her Cezayirli için büyük bir anlam ifade eden Cezayir ulusunun varlığını ve ruhunu hedef aldı. Cezayirli yetkililerin açıklamaları, devletin tutumu ve sosyal medya kullanıcılarının Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını kınayan paylaşımları bu durumu ortaya çıkardı. Tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması, Fransa ile ilişkilerin kesilmesi ve Fransa’nın Cezayir’deki ekonomik ve kültürel çıkarlarının engellenmesi ve Fransa ile ilişkilerin, Cezayir'i geri kalmışlığından ve hem ekonomik hem de sosyal durgunluğundan kurtaracak her derde deva olarak görülmemesi talepleri yaygın bir şekilde dile getirildi” şeklinde konuştu.

Fransa’yı seven Cezayirliler var
Öte yandan Cezayirli siyaset analisti Abdulvahhab Lekevari, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda Macron'un açıklamalarını ve neden olduğu öfkeyle ilgili şunları yazdı:
“Macron, hafıza dosyasından beslenen bir siyasi-askeri rejimden bahsetti. Bu egemen iktidarımızın çok doğru bir tanımıydı. Macron, Cezayir halkının Fransa'dan nefret ettiğini söyledi. Fakat bu doğru değil. Fransa'dan gerçekten nefret eden Cezayirlilerin olmasının yanında aynı zamanda Fransa'yı seven önemli sayıda Cezayirli de var. Cezayirlilerin Fransa’dan nefret etmediğinin kanıtı, her gün Fransa’ya umut yolculuğuna çıkan düzensiz göçmenlerdir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın 2003 yılındaki sel felaketinin ardından başkentin Bab el-Vad semtini ziyareti sırasında binlerce Cezayirlinin Chirac’ın adını söyleyerek vize talep ettiklerini de unutmadık.”

Lekevari sözlerini şöyle sürdürdü:
“(Macron), ‘Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusu var mıydı?’ diye sordu. Sorusunun cevabı için Cezayir ulusal hareketinin simgesi, Cezayir devletinin Kurucu Meclisinin ve Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti'nin ilk başkanı Ferhat Abbas’a kadar gitti. Cezayir ulusunu mezarlıklarda aradı, ancak bulamadı.”
Macron’un akıllı ve hırslı bir politikacı olduğunu, tarih de dahil olmak üzere tüm kartlarını ikinci  kez cumhurbaşkanlığını kazanabilmek için kullandığını söyleyen Lekevari, “Özetle, yoksul Cezayirliler hâlâ kimliklerini ve tarihlerini aramaya dalmış durumdalar. Bu ulusun gerçek başlangıcını sorgulamak için tarihle gülünç bir şekilde savaşmak yerine Fransa’dan kurtuluş mucizesinin tarihi olan 5 Temmuz 1962'yi modern Cezayir ulusu için muzaffer bir başlangıç ​​olarak benimsemeleri yeterliydi” ifadelerini kullandı.
Sudanlı yazar Tayyib Salih tarafından 1960’lı yılların ortalarında yazılan ve kimlik meselesi üzerine kurulu ünlü roman ‘Mevsimu'l-Hicre ile'ş-Şemâl’den (Kuzeye Göç Mevsimi) alıntı yapan Lekevari, “Kitap sömürgeciler için şunlar söyleniyor; ‘gelişleri bizim anlattığımız gibi bir trajedi ya da onların tasvir ettiği gibi bir nimet değil, zamanla bir efsaneye dönüşecek melodramatik bir eylemdi. Neden evimize geldiklerini bilmiyorum. Bu, bugünümüzü ve geleceğimizi zehirlediğimiz anlamına mı geliyor? Er ya da geç evlerimizden çıkacaklar. Ancak burada demiryollarını, buharlı gemileri, fabrikaları, hastaneleri ve okulları olacak. Onların dilini hiç bir suçluluk yahut memnuniyet hissetmeden konuşacağız. Sıradan insanlar gibi olacağız. Ve eğer bizler birer yalansak, kendi uydurduğumuz yalanlarız.’”

Cezayir, Fransa’nın elinden kayıp gitti
Cezayirli yazar Abdulcebbar Bata da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Macron, 4 yıl önce seçim kampanyası sırasında Cezayir'e geldiğinde açıkça ziyaretinin Fransa’nın Cezayir’deki tarihindeki ve geleceğindeki rolü açısından yaptığını söyledi. Ayrıca Cezayir'in sömürgeleştirilmesi insanlığa karşı bir suç olduğunu ifade etti. Bunları söyleyen kişi ile Fransız işgalinden önce bir Cezayir ulusunun varlığını sorgulayan kişinin aynı olması akıl almaz bir durum.  Kendi yarattığınız milletin varlığında ve geleceğinde asla sizden vazgeçemeyeceği de ortadadır. Macron’un ruh haline ve değişken zihniyetine göre yaptığı açıklamalar, bizi tam bir çelişkiye ve gerçeği bulmak için derinlemesine bir okuma yapmaya itiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı olmayabilir. Fakat önceki tüm Fransız cumhurbaşkanlarının aksine, çıkışlarında ve son açıklamalarında kendisini bu anormalliğe itenin ne olduğu bulmak için Macron’u içeriden ve dışarıdan çevreleyen tüm faktörler incelenebilir.
Bata’ya göre özellikle yeni Cezayir yönetiminin kendileriyle yapılan anlaşmaları yenilemeyi reddetmesinin ardından Cezayir’i bir daha geri dönmeksizin terk eden Fransız şirketlerinin devasa kayıplarından ve Fransa’ya yakın politikacıların ve işadamlarının Cezayir’de hapishanelere atılmasından geriye kalanların da ülke dışına kaçmasından sonra, Fransa gerçekten Cezayir’in elinden kayıp gittiğini düşünüyor.

Hanad: Macron haklı
Diğer taraftan Cezayirli siyaset bilimi profesörü Muhammed Hanad, Macron'un Cezayir rejimi konusundaki tutumunu güçlü bir şekilde desteklediğini açıkladı. Hanad, ‘Cezayirli yetkililerin, her zamanki gibi, Macron'un açıklamalarının ardından kendinden emin bir yönetim olarak görünme fırsatını kaçırdığını’ yazdı. Hanad, “Ne yazık ki, medya profesyonellerimizin ve entelektüellerimizin çoğu da bunu taklit etti. Cumhurbaşkanı Macron'un söylediklerini sakin bir şekilde gözden geçirecek olursak en başta Fransa'daki politikacıların aklından geçenleri dile getirdiği için Macron’a saygı göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. En az yöneticilerimizin bazılarının yolsuzluklarından ve Fransa'yı paraları ve lüks mülkleri için bir sığınak olarak görmelerinden dolayı gördükleri saygıyı göstermeliyiz. Fransa Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir'in siyasi ve askeri bir rejimin himayesinde hafıza dosyasından faydalandığını söyledi! Peki, bu doğru değil mi?” yorumunda bulundu. Hanad'a göre hafıza dosyasından sağlanan yarar, başka bir rant kaynağına ve ne olursa olsun muhalif seslerin bastırılmasına dayanır. Cezayir devletinin, bağımsızlık savaşının sona erdiğinin ilan edilmesinden hemen sonra geçici hükümete karşı yapılan bir askeri darbe üzerine kurulduğunu vurgulayan Hanad, “Darbeciler, iktidarlarını güçlendirmek amacıyla - Macron'un da dediği gibi – Cezayir’in tarihini Fransa nefretine dayandırdılar. Ama bugün, bu nefretin sadece kısır bir propagandadan ibaret olduğunu biliyoruz! Bu nedenle, Fransa Cumhurbaşkanı yanlış bilgi ve propagandaya karşı koymak amacıyla Cezayir savaşının tarihini Arapça ve Berberice olarak yazakları vaadinde bulunmakta haklı” ifadelerini kullandı.

Hanad sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak Emmanuel Macron'un, Fransa'nın Cezayir'deki rejimi desteklediği yönündeki genel düşünceyi çürüttüğü çok önemli açıklamaları da var. Cezayir'deki rejimin Hirak (Halk hareketi) nedeniyle yorgun ve kırılgan hale geldiğini belirtti ve askeri bir rejim niteliğinde olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun ile olan ilişkisine dikkati çekti ve Cezayir Cumhurbaşkanı’nın, katı bir rejimin tarafından kontrol edildiğini söyledi.”
Macron'un ‘yönetici sınıfına’ vize vermeyi kısıtlayarak ‘hayatlarını kolaylaştırmayacakları’ yönündeki tehdidiyle ilgili olarak ise Hanad şunları söyledi:
“Bu, artık onlardan korkmuyor gibi görünen Fransız yetkililerle haşır neşir olanlara saygısızlık anlamına gelmiyor mu? Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Cezayir'deki yönetim sistemine ilişkin son açıklamalarından nasıl bir ders çıkarmalıyız? Eğer karşındaki sana saygı duymuyorsa dönüp kendine bir bak, belki de sebebi sensindir!”



İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Kusra’da 13. gündür evleri kuşatmayı sürdürüyor

Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)
Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)
TT

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Kusra’da 13. gündür evleri kuşatmayı sürdürüyor

Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)
Batı Şeria'daki Cenin kenti yakınlarında bulunan eski İsrail yerleşimi Kadim'den... 19 Ağustos 2026 (EPA)

Filistinli bir yetkili, İsrailli yerleşimcilerin bugün, Batı Şeria’nın kuzeyinde Nablus’un güneyinde bulunan Kusra beldesinde bazı evleri 13. gününde de kuşatmayı sürdürdüğünü bildirdi. Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığına göre kuşatmanın İsrail ordusunun koruması altında gerçekleştirildiği ve amacın evlere el koyarak, bölgede fiili bir durum oluşturmak olduğu belirtildi.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) aktardığına göre Kusra Belediye Meclisi Başkanı Abdülazim Vadi, “İşgal güçleri ve bir grup yerleşimci, beldedeki Resulayn bölgesinde üç evin kuşatmasını sürdürüyor ve ailelerin evlere girip çıkmasını engelliyorlar. Evlerden birini askeri karargâha dönüştürerek kontrol altına aldılar ve bölgeyi askeri bölge ilan ettiler” dedi.

Vadi, “Aileler gıda ve bazı ilaçlarda sıkıntı yaşıyor. Bunun nedeni işgal güçlerinin ihtiyaç duyulan malzemelerin evlere ulaştırılmasına ve ailelere temin edilmesine izin vermemesi” ifadelerini kullandı.

WAFA, İsrail güçlerinin dün akşam bir Filistinlinin evindeki eşya ve mobilyaları tahrip ederek burayı askeri karargâha dönüştürdüğünü bildirdi. Ev sahibinin ise işgal askerlerinin kendisini ve ailesini, bölgenin “askeri bölge” olduğu gerekçesiyle zorla evlerinden çıkarmasının ardından, kuşatma altındaki başka bir evde bulunduğu belirtildi.


«Sözümüzü tuttuk»... Ben-Gvir, Filistinlilerin asılarak idam edilmesi için ayrılan alanın görüntülerini paylaştı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)
TT

«Sözümüzü tuttuk»... Ben-Gvir, Filistinlilerin asılarak idam edilmesi için ayrılan alanın görüntülerini paylaştı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (ortada), (AFP)

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, terör suçlarından hüküm giyen Filistinlilerin asılarak idam edileceği bir tesisin inşa edildiğini gösteren video yayımladı. Tesiste, benzer nedenlerle suçlanan Yahudi aşırılık yanlılarının ise kapsam dışında tutulacağı belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre daha önce faaliyetleri nedeniyle uluslararası yaptırımlara ve kınamalara maruz kalan Ben-Gvir, tesiste kurbanların ailelerinin infazları izleyebilmesine olanak sağlayacak izleme bölmelerinin bulunacağını ifade etti.

Ben-Gvir, yeri açıklanmayan tesise yaptığı ziyareti gösteren videoyu sosyal medyada paylaştı. İsrail medyasında yayımlanan görüntülerde ise bir buldozer ve inşaat çalışmaları görülüyor. Çalışmaların bir cezaevinin yakınında yürütüldüğü öne sürülürken, aşırı sağcı bakan temel atma çalışmalarını göstererek buranın, kendi ifadesiyle, “teröristlerin idam edileceği yer” olduğunu söyledi.

Gazete ayrıca Ben-Gvir’in bu yılın başlarında 50. yaş gününü, darağacı ipi şeklinde tasarlanmış bir pasta ile kutladığını hatırlattı.

Ben-Gvir videoda, “Teröristlerin cezaevlerindeki tutukluluk koşullarını ağırlaştıracağımıza söz verdim ve sözümüzü tuttuk. Teröristler için idam cezasını öngören bir yasanın çıkarılacağına söz verdim ve bunu yaptık. Şimdi de idam mahkûmları bölümünün ve asma tesisinin hatları şekillenmeye başladı” ifadelerini kullandı.

Ben-Gvir, Filistinlilerin asılması için hazırlanan bir yerin videosunu yayınladı (X)
Ben-Gvir, Filistinlilerin asılması için hazırlanan bir yerin videosunu yayınladı (X)

The Guardian, Filistinlilerin askeri mahkemelerde “terör” suçundan hüküm giymeleri halinde idam edilmelerinde kullanılacağı belirtilen darağacının inşasına ilişkin haberlerin, bu yılın başlarında kabul edilen yeni yasanın ardından geldiğini belirtti.

Yasa, askeri mahkemelerin, başka bir seçenek bulunmaması halinde idam cezası vermesini öngörüyor. Mahkeme, özel koşullar bulunduğuna karar verirse, ömür boyu hapis cezasına hükmedebiliyor. Uygulamada ise Yahudi İsrailliler, yasanın uygulanmasını “İsrail Devleti’nin varlığını inkâr etme niyetiyle” işlenen cinayetlerle sınırlandıran madde sayesinde idam cezasından korunuyor.

Gazete, daha önce ırkçılığa kışkırtma, görev başındaki bir polisin görevini yapmasını engelleme ve yasaklı terör örgütü Kah hareketini destekleme suçlarından mahkûm edilen Ben-Gvir’in, 2022'den bu yana, geçen yılki iki aylık ara dışında, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptığını kaydetti.

Ben-Gvir, İsrail’de yeni idam cezası yasasının başlıca savunucularından biri olarak biliniyor ve uzun süredir aşırı söylemleri ve provokatif eylemleriyle gündeme geliyor.

İsrailli milletvekillerinin bu yıl kabul ettiği iki yasadan biri olan idam cezası düzenlemesi, 62'ye karşı 48 oyla Knesset’ten geçmesinin ardından geniş çaplı uluslararası tepki aldı. Eleştirilerde yasanın “ayrımcılık” içerdiği vurgulandı.

Uluslararası Af Örgütü’nden Erika Guevara-Rosas, yasanın kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, düzenlemenin “keyfi olarak yaşamdan mahrum bırakılmayı önlemeye ve adil yargılanma hakkını korumaya yönelik temel güvenceleri de zayıflattığını” ve “Filistinlilere karşı ayrımcı onlarca yasayla desteklenen İsrail’deki apartheid sistemini güçlendirdiğini” ifade etti.

Son aylarda Ben-Gvir’e Fransa ve İrlanda tarafından yaptırım uygulanırken, İngiltere de geçen yıl yaptırım getirmişti. Ben-Gvir ayrıca birkaç gün önce Gazze’de gecede 30 ila 40 kişinin öldürülmesini öngören bir “cezalandırıcı öldürme politikası” uygulanması çağrısında bulunması nedeniyle yoğun tepki çekti.

Ben-Gvir, “Bence her gece 30 ila 40 infaz gerçekleştirmeliyiz. Çünkü bazı insanlar yaşamayı hak etmiyor... Onlar insan bile değil” ifadelerini kullanmıştı.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, çarşamba günü Ben-Gvir’in açıklamalarını “kabul edilemez ve insanlık dışı” olarak nitelendirirken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bakanın “uluslararası hukuku ihlal eden insanlık dışı çağrılarını” sert biçimde kınadı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres de Ben-Gvir’in açıklamalarını “dehşet verici”, “iğrenç”, “insanları insanlıktan çıkaran” ve “tehlikeli” sözleriyle niteledi.

Videonun yayımlanması, İsrail’in politikalarına yönelik uluslararası kınamaların arttığı bir dönemde gerçekleşti. Bu kapsamda Kudüs dışında yer alan büyük E1 yerleşim projesi için yeni ihalelerin açılması da tepki çekti. İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, söz konusu adımı “kabul edilemez ve yıkıcı bir eylem” olarak nitelendirerek Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ün birbirinden ayrılması riskine dikkat çekti ve İsrail maslahatgüzarını protesto için bakanlığa çağırdı.

Miliband, “Birleşik Krallık gerek özel görüşmelerde gerekse kamuoyu önünde, E1 projesine karşı olduğunu ve Filistinliler ile İsraillilerin uzun vadeli güvenlik ve barışını sağlamanın tek yolu olarak iki devletli çözümü desteklediğini açıkça ortaya koydu. Bütün yerleşimler bu ihtimali baltalıyor ve uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.


Washington, Güney Lübnan’daki “pilot bölgeleri” belirleyecek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan Özel Askeri Koordinasyon Grubu Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan Özel Askeri Koordinasyon Grubu Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Washington, Güney Lübnan’daki “pilot bölgeleri” belirleyecek

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan Özel Askeri Koordinasyon Grubu Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan Özel Askeri Koordinasyon Grubu Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD, Güney Lübnan’daki “pilot bölgelerin” genişletilmesi kapsamına alınması öngörülen beldeleri belirlemeye hazırlanıyor. Şarku’l Avsat’ın Lübnanlı kaynaklardan aktardığına göre bu bölgelerden İsrail’in çekilmesiyle Lübnan ile İsrail arasındaki anlaşmazlığın sona erdirilmesi ve “ilk pilot bölge”de Lübnan ordusunun konuşlanmasını denetleyecek bir mekanizmanın oluşturulmasına ilişkin uzlaşının kolaylaştırılması hedefleniyor.

Bu arada Hizbullah, Ali el-Tahir tepelerinden çekilmeyi reddederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun tepeye atfettiği önemi küçümsüyor.

Hizbullah’ın tutumuna yakın kaynaklar, Netanyahu’nun siyasi söyleminde tepeye ilişkin sembolik ve güvenlik boyutlarını öne çıkararak, burayı ele geçirmesi halinde elde edeceği kazanımı olduğundan büyük göstermeyi ve bunu seçimlerde siyasi amaçlarla kullanmayı hedeflediğini belirtti. Kaynaklar, söz konusu tesisin, Hizbullah’ın daha önce Litani Nehri’nin güneyinde Lübnan ordusuna teslim ettiği bazı diğer tesislerden daha küçük olduğunu ifade etti.