Kovid-19 aşıları virüsün ağır semptomlarına karşı etkili

Çalışmada 22 milyon kişi yer aldı.

İtalya’da üçüncü doz aşıya yönelik program hız kazandı. (Reuters)
İtalya’da üçüncü doz aşıya yönelik program hız kazandı. (Reuters)
TT

Kovid-19 aşıları virüsün ağır semptomlarına karşı etkili

İtalya’da üçüncü doz aşıya yönelik program hız kazandı. (Reuters)
İtalya’da üçüncü doz aşıya yönelik program hız kazandı. (Reuters)

Fransa tarafından 22 milyon kişi üzerinde yapılan ve sonuçları dün yayınlanan çalışma, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı aşı yaptırmanın 50 yaş ve üzerinde hastaneye yatış ve virüse bağlı ölüm riskini yüzde 90 azalttığını ortaya koydu. Aşıların  Delta varyantına karşı da etkili olduğu görüldü.
Epi-Phare Başkanı ve epidemiyolog Mahmoud Zureik AFP'ye verdiği demeçte, "Bu durum, aşılı olanların hastaneye kaldırılma veya Kovid-19'dan ölme olasılığının aşısız olanlara göre dokuz kat daha az olduğu anlamına geliyor" dedi.
Züreyk sonuçların İsrail, Birleşik Krallık ve ABD de dahil olmak üzere birçok ülkede yapılan çalışmalarda elde edilen bulguları doğruladığını belirtti. Çalışmanın şu ana kadar yapılanların en kapsamlısı olduğunu vurguladı.
Epi-Phare araştırmacıları, 27 Aralık 2020-20 Temmuz 2021 tarihleri arasında, Fransa'da aşılamanın başladığı ilk günden itibaren aynı yaş grubundaki 11 milyon aşısız kişiyle aynı sayıda aşılanmış olanları karşılaştırdılar. İkinci doz Pfizer-BioNTech, Moderna veya AstraZeneca’yı uygulanmasından sonra, 14’üncü günden itibaren hastaneye yatış riskinde yüzde 90'dan fazla azalma olduğunu gözlemlediler.
Fransa'da kullanımı geç onaylanan Johnson & Johnson aşısı ise ülke genelinde daha az kullanıldığı için çalışmaya dahil edilmedi.
Koronavirüsün en yaygın türü olan Delta varyantının etkilerinini de inceleyen araştırmacılar çalışmanın bitiminden bir ay önce, yani 20 Haziran'dan başlayarak Fransa'da aşılamanın en yaygın olduğu dönemde, özellikle hastaneye başvuru oranının ne ölçüde düştüğünü araştırdılar.
Araştırma sonucunda önceki dönemlere benzer sonuçlar gözlemlendi. Aşılar 75 yaş ve üzerinde yüzde 84 oranında etkili olurken bu oran 50 - 72 yaş arasında yüzde 92 olarak tespit edildi.
Ancak araştırmacılara göre söz konusu veriler aşının varyant üzerindeki etkisinin değerlendirmek için henüz yeterli değil.
Züreyk konuya dair "Ağustos - Eylül dönemine ilişkin verileri girmek için çalışmaya devam etmeliyiz" dedi.
Epi-Phare grubu, söz konusu düşüşün Kovid-19 nedeniyle hastaneye yatış sırasında meydana gelen ölüm riskindeki azalma ile hemen hemen aynı olduğunu tespit etti. Kovid-19'un şiddetli türleri üzerindeki bu etkinliğin beş aylık takip döneminde düşmediği görüldü.
Çalışma, nüfusun iki farklı grubuna yönelik iki aşamada yapıldı. İlkinde yüzde 50'si aşılanmış ve yüzde 50'si aşılanmamış 75 yaş ve üzerindeki 7,2 milyon kişi incelendi. İkinci çalışma yüzde 50’si aşılanmış ve yüzde 50’si aşılanmamış yaşları 50 ila 74 arasında değişen 15,4 milyon kişi üzerinde yapıldı.
Fransa'da 27 Aralık 2020'de ilk yaş grubunu aşılamak üzere başlatılan kampanya, 65-74 yaş arası grup için 19 Şubat'ta, 50-64 yaş grubu için de 10 Mayıs'ta başlatıldı. Araştırmacılar, 20 Temmuz'a kadar takip ettikleri her iki grupta da benzer sonuçlar elde ettiler.
Araştırmacılar verileri karşılaştırmak çiftler oluşturdu. Böylece belirli bir tarihte aşılanmış her bir kişiyi aynı yaş, cinsiyet ve aynı bölgede yaşayan aşılanmamış diğer bir kişi ile eşleştirdiler. Söz konusu gruplar 20 Temmuz'a kadar takip edildi ve hastaneye yatış oranları karşılaştırıldı.
Çalışmada yalnızca aşıların Kovid-19’un şiddetli semptomlarına karşı etkinliğine odaklanıldı. Ancak enfekte olma ya da bulaştırma üzerindeki etkileri belirlenemedi.
Uluslararası alanda yapılan diğer çalışmalar, Kovid-19 aşılarının Delta varyantı üzerinde virüsün diğer versiyonlarına göre daha az etkili olduğunu göstermişti.
Temel hedefin koronavirüsün ağır semptomlarından kaçınmak olduğunu belirten Züreyk sürece dair değerlendirmesinde hastalık ağır geçmiyorsa bunun salgın sayılmayacağını söyledi.



Epstein’in çiftliği: “Öldürdüğü kız çocuklarını gizlice gömdürdü”

3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)
3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)
TT

Epstein’in çiftliği: “Öldürdüğü kız çocuklarını gizlice gömdürdü”

3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)
3 bin hektarlık çiftlik, New Mexico eyaletinin başkenti Santa Fe'ye 50 kilometre uzaklıkta (Reuters)

Jeffrey Epstein'in New Mexico eyaletindeki Zorro Çiftliği'nde yabancı uyruklu iki kız çocuğunun cesedinin gömülü olduğuna dair iddialar üzerine inceleme başlatıldı.

Eyalet yetkililerinin çarşamba günü yaptığı açıklamada Epstein'in, cesetlerin çiftliğin dışına gömülmesini emrettiği iddiaları üzerine soruşturma talimatı verildiği bildirildi.

İddia, ABD Adalet Bakanlığı'nın yayımladığı son Epstein dosyalarında yer alan 2019 tarihli bir e-postada ortaya atılıyor.

Bir dönem Zorro Çiftliği'nde çalıştığını söyleyen bir kişi, e-postayı New Mexico'da Epstein'in çiftliğiyle ilgili radyo programı yapan sunucu Eddy Aragon'a göndermiş.

E-postayı gönderen kişi, Epstein'in çocuklarla cinsel ilişkiye girdiğini gösteren videolar karşılığında 1 Bitcoin ödeme talep ediyor.

Ayrıca iki yabancı kız çocuğunun Epstein'in emriyle "Zorro'nun dışındaki tepelerde bir bölgeye" gömüldüğü savunuluyor. Çocukların cinsel ilişki sırasında boğularak öldürüldüğü iddia ediliyor.

Reuters'ın irtibata geçtiği Aragorn, e-postanın gerçek olduğuna inandığını ve hemen FBI'a ilettiğini söylüyor. Göndericiden herhangi bir ödeme almadığını veya onunla bir daha iletişime geçmediğini belirtiyor. Öte yandan dosyaların yayımlanmasının ardından, e-postayı gönderen kişiyle iletişime geçmeye çalıştığını fakat adresin çalışmadığını ifade ediyor.

Epstein dosyalarında 2021 tarihli bir belgede, Aragorn'un bir FBI ofisine gidip ihbarda bulunduğu ifade ediliyor. Ancak Reuters, ABD Adalet Bakanlığı'nın bununla ilgili hangi adımları attığının belirlenemediğini aktarıyor. FBI da ajansın yorum taleplerine yanıt vermedi.

New Mexico Adalet Bakanlığı sözcüsü Lauren Rodriguez, ABD Adalet Bakanlığı'ndan sözkonusu e-postanın sansürsüz bir kopyasını talep ettiklerini, detaylı inceleme başlattıklarını bildirdi.

Epstein'in üç dönem New Mexico Valiliği yapmış Bruce King'den 1993'te satın alıp onlarca yıl boyunca mülkiyetinde bulundurduğu çiftlikle ilgili "hakikat komisyonu" kurulmasına pazartesi günü oybirliğiyle karar verilmişti. 

New Mexico eyaletindeki parlamenterlerin kararıyla 2,5 milyon dolar fon ve celp yetkisi verilen 4 kişilik komite, çiftlikteki cinsel istismar ve kadın ticareti iddialarını araştıracak.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian


Puglar kadar solunum riski taşıyan cinsler belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Puglar kadar solunum riski taşıyan cinsler belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Bilim insanları yeni bir çalışmada, Çin kökenli Japon köpeği ve Pekinez gibi pek çok köpeğin, pug ve bulldog gibi basık yüzlü ırklarla aynı solunum sorunundan muzdarip olduğu uyarısında bulunuyor.

Brakiosefalik Havayolu Sendromu (BHS) adı verilen solunum rahatsızlığı, kısa kafatası ve basık yüze sahip köpekleri etkiliyor.

Bu hastalıkta solunum yolunun bazı kısımlarının tıkanması veya daralması nedeniyle bu cins köpeklerin nefes alması zorlaşıyor.

Pug ve Fransız bulldogları gibi köpek cinsleri normal nefes almakta zorlanıyor ve yoğun bir oyun seansından sonra sık sık hırıltılı nefes alıyor ve solunum güçlüğü çekiyor.

Ancak bu solunum yolu tıkanıklığı rahatsızlığından tam olarak kaç köpek cinsinin muzdarip olduğu hâlâ bilinmiyor.

Bunu anlamak için yapılan yeni bir çalışmada basık yüzlü 14 cinsten yaklaşık 900 köpek incelendi ve bunların bir kısmının çeşitli şiddetlerde BHS'den muzdarip olduğu bulundu.

Bilim insanları araştırmadaki her bir köpeği, BHS açısından sıfırdan üçe kadar bir ölçekte derecelendirdi. Sıfır, az semptom, üç ise köpeğin egzersiz yaparken zorlandığı ve yeterince nefes alamadığı anlamına geliyordu.

Araştırmacılar daha sonra 14 cinsi pug, Fransız bulldoğu ve bulldoglarla karşılaştırdı.

Çin kökenli cinsler olan Pekinez ve Japon köpeğinin de yüksek BHS riski taşıdığı ortaya çıktı.

Bilim insanları Pekinezlerin sadece yüzde 11'inin ve Japon köpeklerinin de yaklaşık yüzde 17'sinin rahat nefes aldığını tespit etti.

King Charles spaniel, Shih Tzu ve Boston teriyeri gibi ırklar da daha düşük sıklıkta olsa da solunum rahatsızlığı riskiyle karşı karşıya.

Bilim insanları pomeranian, boxer ve Chihuahua gibi diğer ırkların daha iyi durumda olduğunu söylüyor.

Araştırmacılar, çok basık bir yüz, nefes alırken burun deliklerinin çökmesi ve aşırı kilonun yüksek BHS riskiyle ilişkili olduğunu belirtiyor.

Bilim insanları hakemli dergi PLOS One'da yayımlanan çalışmada "Araştırmamız, BHS'nin brakiosefalik ırklar arasında büyük farklılıklar sergilediğini gösteriyor" diye yazıyor.

Bu farklılıkları anlayıp temel risk faktörlerini belirleyerek sağlıklarını iyileştirmek için daha hedefli ve etkili stratejiler geliştirebiliriz.

Araştırmacılar bu rahatsızlığın daha iyi bilinmesinin, sağlıksız özelliklerin gösterilerde ödüllendirilmesinin önüne geçebileceğini umuyor.

Ekip "En basık yüzlü ırkların bile BHS'den nasıl etkilendiği değişiklik gösteriyor" ifadelerini kullanıyor.

Bilim insanları, "Bu çalışmanın bulguları, popülasyon düzeyinde hastalığın azaltılması yönünde ırka özgü bir yaklaşımı savunuyor" diye yazıyor.

Yetiştiricileri ve gelecekteki köpek sahiplerini, daha kolay nefes alabilen köpekleri seçmeye çağırıyorlar.

Independent Türkçe


Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature