Pakistan'ın ‘nükleer silah teknolojisinin babası’ ev hapsinde öldü

Dr. Abdul Kadir Han, teknolojiyi İran, Libya ve Kuzey Kore'ye sağlayan geniş bir ağın arkasındaki isimdi.

Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
TT

Pakistan'ın ‘nükleer silah teknolojisinin babası’ ev hapsinde öldü

Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)

İnci Mecdi*
Yerel basında çıkan haberlere göre ‘Pakistan'ın nükleer silah teknolojisinin babası’ olarak bilinen nükleer fizikçi Abdul Kadir Han, koronavirüse (Kovid-19) yakalandı ve akciğer sorunları nedeniyle hastaneye kaldırılmasının ardından, 85 yaşında yaşamını yitirdi. Pakistan İçişleri Bakanı Şeyh Reşid Ahmed’in verdiği bilgiye göre Han’ın naaşı10 Ekim Pazar günü, başkent İslamabad’daki Faysal Camii’nin bahçesindeki kabristana defnedildi. 1988 yılında bir uçak kazasında yaşamını yitiren eski Pakistan Devlet Başkanı General Muhammed Ziya’ül Hak da aynı kabristanda defnedilmişti.
‘Pakistan'ın nükleer silah teknolojisinin babası’ olarak da anılan Pakistanlı fizikçi, nükleer bombaya sahip ilk Müslüman ülke olması nedeniyle ülkesinde uzun süredir ulusal bir kahraman olarak görülüyordu. Pakistan Başbakanı İmran Han, Twitter hesabından başsağlığı dilediği açıklmaasında şu ifadeleri kullandı:
“Milletimiz onu, bizi nükleer bir ulus yapmaya kararlı katkılarından dolayı sevdi… (Hindistan'a atıfta bulunarak) Bu bize çok daha büyük saldırgan bir nükleer komşuya karşı güvenlik sağladı. Pakistan halkı için ulusal bir semboldü.”
Ancak Han aynı zamanda Libya, İran ve Kuzey Kore'ye santrifüj tasarımları da dahil olmak üzere gizli bilgiler sağladığına dair uluslararası suçlamaların da hedefindeydi. Pakistanlı yetkililer ABD’nin talebi üzerine  Han'ı 2004 yılında ev hapsine aldı. 2009'da yerel televizyondaki itirafından sonra dönemin Devlet Başkanı Pervez Müşerref onu affetti. Fakat sıkı gözetim altında kalmaya devam etti. Her hareketini yetkililere bildirmesi gerekiyordu. İtirafında devlet yetkililerinin bilgisi olmadan tek başına hareket ettiğini söylemişti. Fakat daha sonra günah keçisi olduğunu söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Han’ın ‘nükleer silah geliştirmek isteyen ülkeler için nükleer ekipmanın ve bilginin yayılması için çalışan uluslararası bir ağı’ yönettiği belirtildi. ABD Dışişleri Bakanlığı'na göre bu ağın eylemleri ‘(nükleer) yayılma ortamını geri döndürülemez bir şekilde değiştirdi ve bunun uluslararası güvenlik üzerinde kalıcı yankıları’ oldu.

Avrupa'nın davranışlarından şüphesi
Han, Hollanda Delft Teknik Üniversitesi'nden metalurji mühendisliği diplomasına sahipti. Doktora derecesini 1972 yılında Belçika'nın Leuven Katolik Üniversitesi'nden aldı. Aynı yıl Hollanda tarafından Urenco Group’un taşeron firması konumunda olan Physics Dynamics Research Laboratory’de (FDO) çalışmaya başladı. Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra Hollanda istihbaratı Han'ı izlemeye başladı. Üzerinde çalıştığı projelerle ilgili olmayan teknik bilgileri sık sık sorgulaması nedeniyle endişelere yol açtı.
Hindistan 18 Mayıs 1974'te ilk nükleer deneyimini gerçekleştirirken, Han aynı yılın eylül ayında dönemin Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto'ya  Pakistan nükleer programı konusundaki hizmetlerini ve uzmanlığını anlatan bir mektup yazdı. İslamabad, 1975 yılının ağustos ayında Urenco tedarikçilerinden uranyum zenginleştirme programı için bileşenler satın almaya başladı. Han ile bağlantılı Hollanda'daki şirketlerden santrifüj satın alımları hızlandı.
Ancak Han 1975 yılının ekim ayında FDO'daki zenginleştirme çalışmasından uzaklaştırıldı. Hollandalı yetkililer faaliyetlerinden giderek daha fazla endişe duymaya başladılar. Resmi raporlara göre Han'ın İsviçre'deki bir nükleer ticaret fuarında ‘şüpheli sorular’ yönelttiği gözlemlendi. Washington'daki Carnegie Uluslararası Barış Vakfı tarafından 2005 yılında yayınlanan bir rapora göre ABD istihbarat birimleri 1970'lerin sonlarında Hollandalı yetkilileri, faaliyetlerini daha fazla izlemek için  Han'ı tutuklamama konusunda iki kez ikna etti.
Han 15 Aralık 1975 tarihinde aniden Hollanda araştırma laboratuvarından ayrıldı ve yanında kopyaladığı santrifüj bileşenleri ve malzemeleri tedarik eden 100'e yakın şirketin şemaları ve iletişim bilgileri ile Pakistan’a gitti. Bunun ardından Pakistan'ın nükleer programı üzerinde resmi olarak çalışmaları başladı.

İran'a nükleer teknoloji satışı
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın raporuna göre Han'ın 1980'lerde Pakistan'ın uranyum zenginleştirme programındaki ilk başarılarını, B-2 santrifüjleri için daha gelişmiş tasarım ve teknolojileri izledi. Bu, önceki B-1 santrifüjünden iki kat daha hızlı çalışan Alman G-2'nin değiştirilmiş bir versiyonu olarak biliniyor. Han, B-1 bileşenlerinin fazla stokunu tutarken, daha sonra santrifüj bileşenlerini ithal ve ihraç etmek için kullandığı aynı kanallardan B-2 bileşenlerini satın almaya başladı. Han bu dönemde, İran'a nükleer satışlar yaptı. Irak'a ve belki de diğerler yönetimlere de teknoloji sağladı.
Abdul Kadir Han, 1980’lerin ortalarından 1990’ların ortalarına kadar kendi ticaret ağını geliştirmeye başladı. Orijinal Pakistan programına gerekenden iki kat daha fazla bileşen istedi. Carnegie’nin raporuna göre bu geçiş onu bir santrifüj bileşeni ithalatçısından, yalnızca Pakistan'ın yerel nükleer silah programı üzerinde çalıştığına inanan Batılı istihbarat teşkilatlarını tamamen gözden kaçırmış gibi görünen bir santrifüj bileşeni ihracatçısına dönüştürdü.
Tahran ve İslamabad'ın 1980'lerin sonlarında barışçıl nükleer iş birliği konusunda gizli bir anlaşma imzaladıklarından şüpheleniliyor. İddiaya göre anlaşma, Pakistan'daki en az altı İranlının başkentin Nükleer Bilim ve Teknoloji Enstitüsü ve Nükleer Araştırmalar Enstitüsü'nde eğitilmesine yönelik bir hüküm içeriyordu. İranlı bilim adamları ayrıca Abdul Kadir Han Araştırma Laboratuvarları’nda santrifüj eğitimi almış olabilir.
Han’ın ayrıca 1986 yılının şubat ayında ve 1987 yılının ocak ayında Buşehr’deki İran reaktörünü ziyaret ettiğinden şüpheleniliyor. Alman istihbaratı, Pakistan'ın uranyum dönüştürme ile ilgili operasyonlarda Irak'a ve muhtemelen İran ve Kuzey Kore'ye potansiyel destek sağladığını düşünüyor.

Libya’nın nükleer programı
İran'a yapılan ilk nükleer transferlerden sonra Han'ın müşteri ağını Libya ve Kuzey Kore'yi de kapsayacak şekilde genişlettiğine inanılıyor. Han'ın ağı, bileşenleri gevşek kontroller tarafından engellenmeden sevk eden uluslararası tedarikçilerden oluşan karmaşık bir yapıya dayanıyordu. Carnegie’in raporunda Han'ın finansal olarak motive olmuş gibi göründüğü ve yalnızca Libya'ya 100 milyon dolardan fazla satış yaptığı bilgisi yer aldı.
Libya lideri Muammer Kaddafi rejiminin ABD ile yapılan anlaşma kapsamında nükleer programından vazgeçtiğini açıkladığı 2003 yılının sonlarında Libya'ya yapılan satışlarla ilgili bir dizi ayrıntı ortaya çıktı. Bu ayrıntılar, Trablus'un Lockerbie bombalamasının sorumluluğunu üstlenmesini ve ülkeye karşı uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında kurbanların ailelerine tazminat ödemesini içeriyordu. Trablus, nükleer programı bıraktığını açıkladıktan sonra tüm yabancı alımları duyurmak da dahil olmak üzere programın ayrıntılarını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na tam olarak açıklamaya başladı.
Pan American World Airways'e ait Boeing 747-121 yolcu uçağı 1988 yılının aralık ayında İskoçya'nın Lockerbie kenti semalarındayken düşürüldü. Libya istihbarat subayı Abdulbasit el-Mukrahi, uçağın bombalanmasından ve tüm yolcuların ölmesi nedeniyle 270 cinayetten suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Kaddafi rejimi uçağın bombalandığı tarihten 2003 yılına kadar saldırı emri verdiğini kabul etmeyerek sorumluluğu kabul etmedi.  Ancak uluslararası yaptırımların baskısı altında ve ortak bir düşman haline gelen terörist ‘El Kaide’ örgütünün yükselişiyle Kaddafi, ülkesinin uluslararası izolasyonunu sona erdirmek için çeşitli girişimlerde bulundu. Bu girişimler arasında, nükleer cephanelikten vazgeçmek, Lockerbie saldırısının sorumluluğunu üstlenmek ve kurbanların ailelerine tazminat ödemek de vardı.

Pakistan'ın Washington'ı endişelendiren nükleer gücü
Pakistan'ın 102'si karadan füze, altı balistik füze ve 24 nükleer roketli F-16 savaş uçağı da dahil olmak üzere yaklaşık 160 nükleer savaş başlığından oluşan bir cephaneliği var. Pakistan, 1998'de ilk kez bir nükleer savaş başlığını test etti. Böylece dünyada bunu resmi olarak gerçekleştiren yedinci ülke oldu. İslamabad yönetimi söz konusu cephaneliği, ilk nükleer başlığını 1974'te test eden Hindistan'a karşı savunma silahı olarak kabul ediliyor.
Pakistan'ın nükleer programı halihazırda Batı ülkelerini, özellikle de ABD'yi endişelendirmeye devam ediyor. Üst düzey ABD'li generaller, ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi huzurunda geçen ayın sonlarında gerçekleştirilen bir oturumda Başkan Joe Biden'ı Afganistan'dan hızlı bir şekilde çekilmenin Pakistan'ın nükleer silahlarına ve ülkenin güvenliğine yönelik riskleri artırabileceği konusunda uyardılar. ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley yaptığı açıklamada Afganistan'dan hızlı bir şekilde çekilmenin bölgesel istikrarsızlığa ilişkin riskleri ve Pakistan'ın nükleer cephaneliklerinin güvenliğine ilişkin tehditleri artıracağı konusunda uyarıda bulunduklarını söyledi. Milley, “Pakistan’ın rolünü tam olarak incelememiz gerekiyor” ifadelerini kullanarak, Taliban'ın 20 yıl boyunca ABD askeri baskısına nasıl direndiğini araştırmanın gerekli olduğunu vurguladı.
ABD’li generaller, Pakistan'ın nükleer silahları ve teröristlerin eline geçme olasılığı hakkında daha fazla bilgi vermediler. Bu ve diğer hassas konuları senatörlerle gerçekleştirilecek kapalı oturumda görüşeceklerini vurguladılar.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton verdiği bir röportajda, aşırılık yanlısı grupların İslamabad'ı kontrol etmesi halinde Pakistan'ın nükleer silahlarının Taliban’ın eline geçme olasılığı olduğuna dikkat çekti.  Bolton açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Afganistan'ın Taliban’ın kontrolüne girmesi, teröristlerin Pakistan'ın da kontrolünü ele geçirmesi konusunda tehdit oluşturuyor. Bu, belki de 150 nükleer silahın teröristlerin eline geçeceği anlamına geliyor.”



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.