Pakistan'ın ‘nükleer silah teknolojisinin babası’ ev hapsinde öldü

Dr. Abdul Kadir Han, teknolojiyi İran, Libya ve Kuzey Kore'ye sağlayan geniş bir ağın arkasındaki isimdi.

Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
TT

Pakistan'ın ‘nükleer silah teknolojisinin babası’ ev hapsinde öldü

Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)
Eski Pakistan Devlet Başkanı Muhammed Refik Tarar, Nükleer fizikçi Abdul Kadir Han'ı 1999'da İslamabad'daki Ulusal Gün Ödül Töreni’nde, sivillere verilen en yüksek ödül olan ‘Pakistan İmtiyaz Nişanı’ ile onurlandırdı. (AFP)

İnci Mecdi*
Yerel basında çıkan haberlere göre ‘Pakistan'ın nükleer silah teknolojisinin babası’ olarak bilinen nükleer fizikçi Abdul Kadir Han, koronavirüse (Kovid-19) yakalandı ve akciğer sorunları nedeniyle hastaneye kaldırılmasının ardından, 85 yaşında yaşamını yitirdi. Pakistan İçişleri Bakanı Şeyh Reşid Ahmed’in verdiği bilgiye göre Han’ın naaşı10 Ekim Pazar günü, başkent İslamabad’daki Faysal Camii’nin bahçesindeki kabristana defnedildi. 1988 yılında bir uçak kazasında yaşamını yitiren eski Pakistan Devlet Başkanı General Muhammed Ziya’ül Hak da aynı kabristanda defnedilmişti.
‘Pakistan'ın nükleer silah teknolojisinin babası’ olarak da anılan Pakistanlı fizikçi, nükleer bombaya sahip ilk Müslüman ülke olması nedeniyle ülkesinde uzun süredir ulusal bir kahraman olarak görülüyordu. Pakistan Başbakanı İmran Han, Twitter hesabından başsağlığı dilediği açıklmaasında şu ifadeleri kullandı:
“Milletimiz onu, bizi nükleer bir ulus yapmaya kararlı katkılarından dolayı sevdi… (Hindistan'a atıfta bulunarak) Bu bize çok daha büyük saldırgan bir nükleer komşuya karşı güvenlik sağladı. Pakistan halkı için ulusal bir semboldü.”
Ancak Han aynı zamanda Libya, İran ve Kuzey Kore'ye santrifüj tasarımları da dahil olmak üzere gizli bilgiler sağladığına dair uluslararası suçlamaların da hedefindeydi. Pakistanlı yetkililer ABD’nin talebi üzerine  Han'ı 2004 yılında ev hapsine aldı. 2009'da yerel televizyondaki itirafından sonra dönemin Devlet Başkanı Pervez Müşerref onu affetti. Fakat sıkı gözetim altında kalmaya devam etti. Her hareketini yetkililere bildirmesi gerekiyordu. İtirafında devlet yetkililerinin bilgisi olmadan tek başına hareket ettiğini söylemişti. Fakat daha sonra günah keçisi olduğunu söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Han’ın ‘nükleer silah geliştirmek isteyen ülkeler için nükleer ekipmanın ve bilginin yayılması için çalışan uluslararası bir ağı’ yönettiği belirtildi. ABD Dışişleri Bakanlığı'na göre bu ağın eylemleri ‘(nükleer) yayılma ortamını geri döndürülemez bir şekilde değiştirdi ve bunun uluslararası güvenlik üzerinde kalıcı yankıları’ oldu.

Avrupa'nın davranışlarından şüphesi
Han, Hollanda Delft Teknik Üniversitesi'nden metalurji mühendisliği diplomasına sahipti. Doktora derecesini 1972 yılında Belçika'nın Leuven Katolik Üniversitesi'nden aldı. Aynı yıl Hollanda tarafından Urenco Group’un taşeron firması konumunda olan Physics Dynamics Research Laboratory’de (FDO) çalışmaya başladı. Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra Hollanda istihbaratı Han'ı izlemeye başladı. Üzerinde çalıştığı projelerle ilgili olmayan teknik bilgileri sık sık sorgulaması nedeniyle endişelere yol açtı.
Hindistan 18 Mayıs 1974'te ilk nükleer deneyimini gerçekleştirirken, Han aynı yılın eylül ayında dönemin Pakistan Başbakanı Zülfikar Ali Butto'ya  Pakistan nükleer programı konusundaki hizmetlerini ve uzmanlığını anlatan bir mektup yazdı. İslamabad, 1975 yılının ağustos ayında Urenco tedarikçilerinden uranyum zenginleştirme programı için bileşenler satın almaya başladı. Han ile bağlantılı Hollanda'daki şirketlerden santrifüj satın alımları hızlandı.
Ancak Han 1975 yılının ekim ayında FDO'daki zenginleştirme çalışmasından uzaklaştırıldı. Hollandalı yetkililer faaliyetlerinden giderek daha fazla endişe duymaya başladılar. Resmi raporlara göre Han'ın İsviçre'deki bir nükleer ticaret fuarında ‘şüpheli sorular’ yönelttiği gözlemlendi. Washington'daki Carnegie Uluslararası Barış Vakfı tarafından 2005 yılında yayınlanan bir rapora göre ABD istihbarat birimleri 1970'lerin sonlarında Hollandalı yetkilileri, faaliyetlerini daha fazla izlemek için  Han'ı tutuklamama konusunda iki kez ikna etti.
Han 15 Aralık 1975 tarihinde aniden Hollanda araştırma laboratuvarından ayrıldı ve yanında kopyaladığı santrifüj bileşenleri ve malzemeleri tedarik eden 100'e yakın şirketin şemaları ve iletişim bilgileri ile Pakistan’a gitti. Bunun ardından Pakistan'ın nükleer programı üzerinde resmi olarak çalışmaları başladı.

İran'a nükleer teknoloji satışı
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın raporuna göre Han'ın 1980'lerde Pakistan'ın uranyum zenginleştirme programındaki ilk başarılarını, B-2 santrifüjleri için daha gelişmiş tasarım ve teknolojileri izledi. Bu, önceki B-1 santrifüjünden iki kat daha hızlı çalışan Alman G-2'nin değiştirilmiş bir versiyonu olarak biliniyor. Han, B-1 bileşenlerinin fazla stokunu tutarken, daha sonra santrifüj bileşenlerini ithal ve ihraç etmek için kullandığı aynı kanallardan B-2 bileşenlerini satın almaya başladı. Han bu dönemde, İran'a nükleer satışlar yaptı. Irak'a ve belki de diğerler yönetimlere de teknoloji sağladı.
Abdul Kadir Han, 1980’lerin ortalarından 1990’ların ortalarına kadar kendi ticaret ağını geliştirmeye başladı. Orijinal Pakistan programına gerekenden iki kat daha fazla bileşen istedi. Carnegie’nin raporuna göre bu geçiş onu bir santrifüj bileşeni ithalatçısından, yalnızca Pakistan'ın yerel nükleer silah programı üzerinde çalıştığına inanan Batılı istihbarat teşkilatlarını tamamen gözden kaçırmış gibi görünen bir santrifüj bileşeni ihracatçısına dönüştürdü.
Tahran ve İslamabad'ın 1980'lerin sonlarında barışçıl nükleer iş birliği konusunda gizli bir anlaşma imzaladıklarından şüpheleniliyor. İddiaya göre anlaşma, Pakistan'daki en az altı İranlının başkentin Nükleer Bilim ve Teknoloji Enstitüsü ve Nükleer Araştırmalar Enstitüsü'nde eğitilmesine yönelik bir hüküm içeriyordu. İranlı bilim adamları ayrıca Abdul Kadir Han Araştırma Laboratuvarları’nda santrifüj eğitimi almış olabilir.
Han’ın ayrıca 1986 yılının şubat ayında ve 1987 yılının ocak ayında Buşehr’deki İran reaktörünü ziyaret ettiğinden şüpheleniliyor. Alman istihbaratı, Pakistan'ın uranyum dönüştürme ile ilgili operasyonlarda Irak'a ve muhtemelen İran ve Kuzey Kore'ye potansiyel destek sağladığını düşünüyor.

Libya’nın nükleer programı
İran'a yapılan ilk nükleer transferlerden sonra Han'ın müşteri ağını Libya ve Kuzey Kore'yi de kapsayacak şekilde genişlettiğine inanılıyor. Han'ın ağı, bileşenleri gevşek kontroller tarafından engellenmeden sevk eden uluslararası tedarikçilerden oluşan karmaşık bir yapıya dayanıyordu. Carnegie’in raporunda Han'ın finansal olarak motive olmuş gibi göründüğü ve yalnızca Libya'ya 100 milyon dolardan fazla satış yaptığı bilgisi yer aldı.
Libya lideri Muammer Kaddafi rejiminin ABD ile yapılan anlaşma kapsamında nükleer programından vazgeçtiğini açıkladığı 2003 yılının sonlarında Libya'ya yapılan satışlarla ilgili bir dizi ayrıntı ortaya çıktı. Bu ayrıntılar, Trablus'un Lockerbie bombalamasının sorumluluğunu üstlenmesini ve ülkeye karşı uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında kurbanların ailelerine tazminat ödemesini içeriyordu. Trablus, nükleer programı bıraktığını açıkladıktan sonra tüm yabancı alımları duyurmak da dahil olmak üzere programın ayrıntılarını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na tam olarak açıklamaya başladı.
Pan American World Airways'e ait Boeing 747-121 yolcu uçağı 1988 yılının aralık ayında İskoçya'nın Lockerbie kenti semalarındayken düşürüldü. Libya istihbarat subayı Abdulbasit el-Mukrahi, uçağın bombalanmasından ve tüm yolcuların ölmesi nedeniyle 270 cinayetten suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Kaddafi rejimi uçağın bombalandığı tarihten 2003 yılına kadar saldırı emri verdiğini kabul etmeyerek sorumluluğu kabul etmedi.  Ancak uluslararası yaptırımların baskısı altında ve ortak bir düşman haline gelen terörist ‘El Kaide’ örgütünün yükselişiyle Kaddafi, ülkesinin uluslararası izolasyonunu sona erdirmek için çeşitli girişimlerde bulundu. Bu girişimler arasında, nükleer cephanelikten vazgeçmek, Lockerbie saldırısının sorumluluğunu üstlenmek ve kurbanların ailelerine tazminat ödemek de vardı.

Pakistan'ın Washington'ı endişelendiren nükleer gücü
Pakistan'ın 102'si karadan füze, altı balistik füze ve 24 nükleer roketli F-16 savaş uçağı da dahil olmak üzere yaklaşık 160 nükleer savaş başlığından oluşan bir cephaneliği var. Pakistan, 1998'de ilk kez bir nükleer savaş başlığını test etti. Böylece dünyada bunu resmi olarak gerçekleştiren yedinci ülke oldu. İslamabad yönetimi söz konusu cephaneliği, ilk nükleer başlığını 1974'te test eden Hindistan'a karşı savunma silahı olarak kabul ediliyor.
Pakistan'ın nükleer programı halihazırda Batı ülkelerini, özellikle de ABD'yi endişelendirmeye devam ediyor. Üst düzey ABD'li generaller, ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi huzurunda geçen ayın sonlarında gerçekleştirilen bir oturumda Başkan Joe Biden'ı Afganistan'dan hızlı bir şekilde çekilmenin Pakistan'ın nükleer silahlarına ve ülkenin güvenliğine yönelik riskleri artırabileceği konusunda uyardılar. ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley yaptığı açıklamada Afganistan'dan hızlı bir şekilde çekilmenin bölgesel istikrarsızlığa ilişkin riskleri ve Pakistan'ın nükleer cephaneliklerinin güvenliğine ilişkin tehditleri artıracağı konusunda uyarıda bulunduklarını söyledi. Milley, “Pakistan’ın rolünü tam olarak incelememiz gerekiyor” ifadelerini kullanarak, Taliban'ın 20 yıl boyunca ABD askeri baskısına nasıl direndiğini araştırmanın gerekli olduğunu vurguladı.
ABD’li generaller, Pakistan'ın nükleer silahları ve teröristlerin eline geçme olasılığı hakkında daha fazla bilgi vermediler. Bu ve diğer hassas konuları senatörlerle gerçekleştirilecek kapalı oturumda görüşeceklerini vurguladılar.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton verdiği bir röportajda, aşırılık yanlısı grupların İslamabad'ı kontrol etmesi halinde Pakistan'ın nükleer silahlarının Taliban’ın eline geçme olasılığı olduğuna dikkat çekti.  Bolton açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Afganistan'ın Taliban’ın kontrolüne girmesi, teröristlerin Pakistan'ın da kontrolünü ele geçirmesi konusunda tehdit oluşturuyor. Bu, belki de 150 nükleer silahın teröristlerin eline geçeceği anlamına geliyor.”



Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.


Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
TT

Rodriguez: Daha demokratik, adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz

Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)
Venezuela geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez (Reuters)

Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delcy Rodriguez, devlet televizyonunda dün yayınlanan konuşmasında, "daha demokratik, daha adil ve daha özgür bir Venezuela" inşa etmek için çalıştığını söyledi.

Rodriguez, yüzlerce siyasi mahkumu serbest bırakacak tarihi af yasasının kabul edilmesinden bir gün sonra, dün yaptığı açıklamada, "Bugün daha demokratik, daha adil ve özgür bir Venezuela inşa ediyoruz ve bu herkesin çabasıyla yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.