Yabancı güçlerin Libya'yı terk etme kararına 5 ülke destek verdi… Hedef Türkiye mi?

Türkiye, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin davetlisi olarak Libya’da bulunuyor ve orduya danışmanlık hizmeti veriyor / Fotoğraf: Twitter
Türkiye, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin davetlisi olarak Libya’da bulunuyor ve orduya danışmanlık hizmeti veriyor / Fotoğraf: Twitter
TT

Yabancı güçlerin Libya'yı terk etme kararına 5 ülke destek verdi… Hedef Türkiye mi?

Türkiye, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin davetlisi olarak Libya’da bulunuyor ve orduya danışmanlık hizmeti veriyor / Fotoğraf: Twitter
Türkiye, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin davetlisi olarak Libya’da bulunuyor ve orduya danışmanlık hizmeti veriyor / Fotoğraf: Twitter

Libya'da yeni yönetimin belirleneceği seçim, 24 Aralık'ta gerçekleşecek. Ancak Trablus ve Bingazi yönetimleri arasındaki çatışmalar bitmiş değil.
Her iki yönetimden katılımın olduğu 5+5 Ortak Askeri Komite aldığı kararla yabancı asker ve savaşçıların aşamalı olarak Libya'dan ayrılması planını onayladı.
Geçen günlerde İsviçre'nin Cenevre kentinde bir araya gelen Libyalı tarafların temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen görüşmelerin sonunda yapılan açıklamada, "5+5 Ortak Askeri Komitesi, Libya'daki yabancı paralı askerler, yabancı savaşçılar ve yabancı güçlerin ülkeden aşamalı, dengeli ve eş zamanlı olarak ayrılması planını hazırladı ve onayladı" denildi.

Ortak açıklamaya 5 devlet destek verdi
Açıklamaya Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Almanya, Birleşik Krallık ve İtalya destek verdi.
Durum böyle olunca dikkatler bir kez daha Libya'ya çevrildi. Zira hazırlanıp onaylanan plan Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. 
Türkiye, Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin davetlisi olarak Libya'da bulunuyor ve orduya danışmanlık hizmeti veriyor.
5 ülke, Türkiye'nin Libya'dan çıkması için baskı yapabilir mi? Konuyu Independent Türkçe'ye değerlendiren uzmanlar, Ankara'nın varlığının yasal olduğunu söyledi.

"Alınan kararlar için 'önemli değil' denilemez" 
Emekli Büyükelçi Abdurrahman Bilgiç'e göre, 5+5 Ortak Askeri Komite'nin aldığı kararın Libya'da önümüzdeki günlerde yapılacak seçim süreciyle ilgili. Kararı alanlar diyalog sürecinin arkasında durulduklarının işaretini verdi.
Hemen arkasından ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya'nın ülkedeki silahlı güçler ve yabancı ülkelere ait askeri unsurların Libya'yı terk etmelerini destekleyen açıklamalar yapmalarının yabana atılmaması gerektiğini ifade eden Bilgiç, "Böyle bir açıklama sadece Fransa'dan ya da sadece Mısır veya Bingazi'den gelse 'önemli değil' deriz" dedi.

Abdurrahman Bilgiç / Fotoğraf: Twitter
5+5 Ortak Askeri Komite'nin hazırladığı kapsamlı eylem planının zaten var olduğunu hatırlatan Bilgiç, yabancı güçlerin Libya'yı terk etmesine yönelik kararın sadece Türkiye'ye yönelik olmadığını ifade etti. 

"Libya'daki tüm güçlerin çıkartılması hedefleniyor" 
"Aynı şey başka ülkeler için de geçerli" diyen Bilgiç, "Yani sadece bize yönelik değil, bütün yabancı güçlerin ve dışardan gelen bütün grupların çıkarılması hedefleniyor. Bilindiği gibi Rusların Wagner grubunun askerleri de vardı. Veya Birleşik Arap Emirlikleri'nin getirdiği gruplardan da söz ediliyor" diye konuştu. 
Alınan kararların Libya'da faaliyet gösteren tüm paralı savaşçılarla ülkelere ait askeri güçleri kapsadığını aktaran Bilgiç, şunları kaydetti: 
"Bunların tamamını kapsayan bir süreç. Yapılan açıklamadan Türkiye'nin de üzerine alınması gereken durum var. Orada böyle bir mevcudiyet varsa onların çekilmesi gerekecek. Süreç ne zaman başlar bilmiyorum. Onu ancak orada görev yapanlar bilir. Açık kaynaklara yansıyan ifadeler var ama mahiyetini bilmiyorum."

"Çatışmaları durması bir fırsat olarak görülüyor" 
Kuzey Afrika uzmanı Nebahat Tanrıverdi Yaşar ise Berlin'de gerçekleştirilen ikinci uluslararası Libya konferansında ana konulardan birinin paralı savaşçılar ve yabancı güçlerinin çekilmesi olduğunu ancak Türkiye bu ifadeye şerh koyduğunu hatırlattı. 
Berlin'de görüşülen diğer önemli konu başlığının ise 24 Aralık'ta yapılması planlanan genel seçimler olduğunu söyledi Yaşar.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar / Independent Türkçe
Birleşmiş Milletler himayesinde devam eden uluslararası çabaların bu iki konuda yoğun çaba sarf ettiğini dile getiren Yaşar, şunları kaydetti: 
"2014'ten beri Libya'da tartışmalı bir meşruiyet problemi var. Haziran 2014'te gerçekleşen seçimler, meşruiyet üzerinde hak iddia eden, biri Tobruk'taki Temsilciler Meclisi diğeri Trablus'taki Milli Genel Kongresi etrafında olmak üzere iki rakip kampın ortaya çıkmasına neden olmuştu. Tarafları uzlaştırmak için devreye giren BM himayesinde Libya Siyasi Anlaşması imzalanmış ve Ulusal Mutabakat Hükümeti kurulmuştu."
BM'nin, 2014'ten itibaren Libya'da meşruiyeti taşıyan siyasi aktörü belirlemede önemli bir konuma sahip olduğunu anlatan Nebahat Tanrıverdi Yaşar, "Çatışmaların durduğu son dönem bir fırsat penceresi olarak görülüyor. Bir şekilde bu meşruiyeti tekrar içeriden Libya vatandaşları tarafından yenilenmesini isteniyor. Libya şimdi ulusal seçimlere doğru ilerlerken, Libya'nın demokratik geçişi, çatışma çözümü ve barış inşası için daha büyük bir umut var. Libya'da 2014 yılından bu yana her düzeyde tartışılan meşruiyet sorunu seçimlerle çözülebilir. Ancak Libya'da 2014'te yaşananlar, sürecin kendisi siyasi rakipleri ortadan kaldırmak için savaşın bir uzantısı olarak araçsallaştırıldığında seçimlerin nasıl silahlı çatışmaları tetikleyebileceğinin mükemmel bir örneğidir. Tarafsız güvenlik güçlerinin yokluğunda ve seçim sonuçlarının taraflar arasında kabul edilip edilmeyeceği ise cevapsız kaldı. Özellikle ikinci nokta, çatışma riskine karşı daha hazırlıklı olmayı gerektiriyor" ifadelerini kullandı. 

"Avrupa hem Rusya'nın hem de Türkiye'nin kalmasını istemiyor"
"Hem Türkiye hem de Rusya'nın Libya'da askeri olarak kalıcı olması Avrupa tarafından çok istenmiyor" diyen Yaşar, şöyle devam etti: 
"ABD ve Batılı aktörler bir şekilde oradaki çatışmasızlığın askerlerin çekilmesiyle mümkün olduğuna dair bir kanaat geliştirmiş durumdalar. BM himayesindeki süreç de bu iki ana hedef etrafında şekilleniyor. Ama Türkiye'nin kısa dönemde çekilmesine ilişkin tahminde bulunmak zor. Bazı şehirlerin uluslararası gözlemciler için güvenli hale getirilmesi ve gözlemcilerin şehirlere girdikten sonra bir şekilde hem doğu Libya'daki yabancı güçler hem batı Libya'daki yabancı askeri varlığa dair sayı ve ekipman bilgilerinin kayıt altına alınması ve kademeli çekilmenin koordine edilmesi bir yol haritasında uzlaşıldığı yönünde haberler mevcut. Ancak önümüzdeki günlerde hızlı bir çekilme çok olası görünmüyor. 

"Türkiye, Libya'da ateşkesin devamı için önemli bir aktör"
Açıklamanın Türkiye'nin Libya'ya yönelik politikasının şekillenmesi açısından önemli olduğuna vurgu yapan Yaşar, "Türkiye, Libya'da ateşkesin devamı için önemli bir aktör. Dolayısıyla 5+5 görüşmelerinde böyle bir planın çıkması ve plana dair uygulamanın nasıl olacağı muhtemelen Türkiye'nin Libya'daki askeri varlığı açısından önemli bir dönüm noktası olacaktır. Türkiye, son Berlin konferansında askeri çekilmeye dair koyduğu şerh dışında BM himayesinde devam eden süreçten ayrılarak bir tepki vereceğini düşünmüyorum" diyerek sözlerini noktaladı.

"Rusya varlığını Wagner ile sürdürüyor"
Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ise Batı'nın çıkarları için parçalanan Libya'da sorunların katlanarak devam ettiği görüşünde. 
Geçen zaman içerisinde Türkiye ve Rusya'nın müdahalesi olduğunu, Rusya'nın doğu, Türkiye'nin de batıdaki Libyalıları destek verdiğini hatırlatan Eslen, "Rusya'nın askeri varlığı Wagner ile oldu. Süreç içerisinde taraflar uzlaştı ve müşterek bir yönetime doğru adımlar attı. 5+5 Ortak Askeri Komite'nin çağrısı da gelişmeler paralelinde oldu" değerlendirmesinde bulundu.

Nejat Eslen / Fotoğraf: Twitter
"Yabancı güçler çıksın" çağrısının ilk defa yapılmadığını anımsatan Eslen, "Libya'da hangi yönetim iş başında olursa olsun, ne tür gelişmeler yaşanırsa yaşansın Türkiye'nin çıkarını garanti altına alması gerekir. Bunu sağlayabilmenin yolu da diplomasidir" dedi.
Eslen'e göre 5+5 Ortak Askeri Komite'nin yaptığı çağrının gereğinin gerçekleşmesi oldukça güç. Zira Rusya'nın Wagner'i çekmedikçe Türkiye de oradaki askeri varlığını çekmez. Ayrıca Türkiye'nin oradaki varlığı da danışmanlardan ibaret. 

"Libya, Suriye, Ege ve Doğu Akdeniz'de geri çekilme var"
Ancak Eslen, Türkiye'nin Libya konusunda eskide olduğu kadar aktif olmadığını savunuyor. Eslen'e göre, konjonktür nedeniyle Türkiye birçok alanda geri çekilmekte. 
Bu geri çekilmenin artan dış baskılardan kaynaklandığını savunan emekli Tuğgeneral Nejat Eslen, sözlerini şöyle tamamladı: 
"Bu gerilemeyi Suriye'de Ege'de zaten görüyoruz. Bu Libya'yı da etkileyebilir. Çok dikkatli olmak gerekir. Libya'daki kaotik süreç yakın bir gelecekte bitecek gibi durmuyor. Çünkü Libya'ya müdahale eden güçler zaten kaostan yana. Son olarak şunu ifade etmek istiyorum; Türkiye'nin Ege, Doğu Akdeniz, Irak, Suriye ve Libya'daki çıkarlarını geçekleştirebilmesi için iç cephesini güçlendirmesi lazım. İç cephemiz ne kadar güçlü olursa Libya ve diğer bölgelerdeki çıkarlarımızı o kadar güçlü bir şekilde savunabiliriz." 

"Türkiye, Libya ordusunu eğitiyor" 
Libya'yı yakından takip eden ve sürekli olarak buraya giderek görüşmeler gerçekleştiren ve bu nedenle adının yazılmasını istemeyen bir yetkili ise alınan kararların tavsiye niteliği taşıdığını söyledi. 
Libya'da bir meşru bir de gayri meşru gücün olduğunu, paralı askerler ve yabancı savaşçıların bulunduğunu asıl bunların istenmediğini anlatan yetkili, "Türkiye ise orada muhalif olarak durmuyor. Orada Libya ordusunu eğitiyor. Türkiye'nin varlığı da yapılan askeri anlaşmaya binaen var" dedi. 
Yasadışı bir şekilde ülkede faaliyet gösteren birçok paralı grubun bulunduğunu anlatan yetkili, şu değerlendirmede bulundu: 
"Türkiye'nin direkt çıkma sözü yapılan anlaşmaya göre başbakan da değil ancak başkanlık komisyonu söyleyebilir. Yetki komisyonda. Sözünü ettiğimiz 5 ülke perde gerisinde Hafter'e destek veriyor. Hafter onlara güveniyor. Sorulduğunda zaten Hafter, 'Türkiye çıksın' diyor. Çünkü karşı tarafta paralı askerler haddinden fazla. Hafter sorumluluğu üzerinden atıyor."
Independent Türkçe
 



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.