Sağlıklı bir şekilde su içmeye ilişkin 10 gerçek

Vücudun ihtiyaçları kişiden kişiye değişiklik gösterir

Sağlıklı bir şekilde su içmeye ilişkin 10 gerçek
TT

Sağlıklı bir şekilde su içmeye ilişkin 10 gerçek

Sağlıklı bir şekilde su içmeye ilişkin 10 gerçek

Hayatın en büyük gerçeklerinden biri sudur. Su insan vücudunun ağırlığının yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan temel kimyasal bileşendir. Vücut hayatta kalmak için suya ihtiyaç duyar. Zira vücuttaki her hücre, doku ve organ işlevlerini düzgün bir şekilde yerine getirmek ve vücudun sağlığını korumak için suya ihtiyaç duyar. Su, vücutta daimi olarak kalmaz, vücut birçok mekanizma sebebiyle hızlı bir şekilde su kaybeder. Bu da vücuttaki su miktarını korumak için düzenli olarak takviye yapılmasını gerektirir.
İşte size su tüketimi ile ilgili 10 gerçek:

1-Su içmek hayati bir içgüdü
Vücuda su sağlamanın yolu su tüketmektir zira vücut ihtiyaç duyduğu miktarda suyu üretemez. Su, doğrudan su içilerek veya su açısından zengin yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile dolaylı olarak sağlanır. Dolayısı ile su tüketimi, tıpkı nefes almak ve yemek yemek gibi, insanın yaşamı boyunca sahip olduğu temel içgüdüsel davranışlardan biridir.
İnsanların ihtiyaç duydukları su miktarı, birçok faktöre bağlı olarak kişiden kişiye değişiklik gösterir. Aynı zamanda aynı kişinin bir gün için ihtiyaç duyduğu su miktar da, başka günlerde ihtiyaç duyduğu miktara göre farklılık gösterir. Bu, kişinin günlük fiziksel aktivitesinin niteliğine ve miktarına, yaşamakta olduğu iklim koşullarına ve sahip olduğu farklı sağlık durumuna göre değişir.

2- Günlük su tüketimi miktarı
Vücudun ihtiyaçları zamandan zamana ve kişiden kişiye farklılık göstermesi sebebiyle gün içerisinde tüketilmesi gereken su miktarıyla ilgili olarak tüm insanlar için geçerli olan tek bir formül yoktur. Harvard Üniversite’sinden doktorlar bu durumu şöyle açıklıyor:
“İdrarın miktarı ve rengi, vücudun hidrasyon derecesinin yeterliliğini değerlendirmek için kabaca bir tahminde bulunmamızı sağlayabilir. Genelde, idrarın rengi ne kadar koyu olursa yoğunluğu o kadar artar (yani daha az su içerir). Az miktarda idrar dehidrasyona işaret ediyor olabilir özellik de rengi daha koyuysa.”
Birçok tıbbi kaynak, bir kişinin vücuduna yeterli miktarda su alıp almadığını anlamanın en iyi yolunun, susama hissi olmadan önce açık sarı veya şeffaf renkli idrar çıkışı olup olmadığına bakmak olduğunu belirtiyor. Eğer idrar açık sarı veya şeffaf renkli değilse, ABD’deki Institute of Medicine, ılıman bir iklimde yaşayan yetişkin bir erkek için su, diğer içecekler veya sulu yiyeceklerden alması gerek sıvı ihtiyacının yaklaşık 3 litre ve bir kadın için yaklaşık 2,2 litre olduğunu belirtiyor.

3- Fazla su tüketimi
Fazla miktarda su tüketin. İyi beslenen ve belirli türde hastalıkları bulunmayan tüm sağlıklı insanlar için, çok fazla su içilmesi nadiren sağlık sorunlarına yol açar. Sağlıklı bir yetişkinin böbrekleri, tam kapasite çalışarak her gün yaklaşık 20 litre su çıkışı sağlayabilir. Bazı araştırmalar, 3 ila 4 saat gibi kısa bir süre içinde 4 litre su tüketiminin böbreklerin ayak uydurmasını zorlaştırdığını gösteriyor. Harvard doktorları bu durumu şu şekilde özetliyor:
“Kısa sürede çok miktarda sıvının tüketilmesi halinde, nadir durumlarda su zehirlenmesi (Water Toxicity) adı verilen bir duruma neden olabilir. Böbreklerin çıkışını sağlayacağı hızla su içilmesi, hiponatremi (kandaki su azlığı) adı verilen ve kafa karışıklığı, mide bulantısı, nöbetler ve kas spazmları gibi semptomlara neden olabilen bir duruma yol açar. Hiponatremi genellikle sadece böbrekleri düzgün çalışmayan hastalarda veya aşırı sıcaklık koşullarında veya uzun süreli yorucu egzersiz sebebiyle vücudun fazla suyu atamadığı durumlarda görülür.”
Yaşlılarda, çocuklarda, vücut ölçüleri küçük olanlarda ve böbrekleri düzgün çalışmayan hastalarda böbrekler, fazla suyun vücuttan atılmasında daha az verimli olma eğiliminde olur bu nedenle sağlıklı bir şekilde bir saatte içerisinde içebilecekleri su miktarı biraz daha az olabilir.

4- Saf su tek seçenek değil
Su açısından son derece zengin olan birçok gıda ürünü bulunuyor. Su içmek yerine, su ihtiyacınızı bazı ürünleri tüketerek karşılayabilirsiniz. Bu durum, süt, meyve suyu, çay ve kahve gibi bir dizi içecek için de geçerlidir. Harvard Üniversitesi’ndeki uzmanlar bu konu ile ilgili olarak şunları söylüyor:
“Aklınızda bulunsun, toplam su alımının yaklaşık yüzde 20’si içeceklerden değil, marul, yapraklı yeşillikler, salatalık, biber, yaz kabağı, kereviz, çilek ve karpuz gibi su açısından zengin besinlerden gelir. Yani taze, çiğ gıdalardan su alınabilir.”
Ancak Arkansas Üniversitesi’nden Profesör Stavros Kavouras şunları ekliyor:
“Gıdalardan aldığımız su miktarı nadiren toplam su alımının yüzde 20’sini aşıyor. Diyetiniz meyveler, sebzeler ve çorbalar açısından zengin olsa da, toplam su alımı nadiren yüzde 30 ila 40’ını aşar. Bu nedenle, sadece yiyeceklerden su almayı düşünürseniz, vücudunuzun hidrasyonunu korumanız neredeyse imkansızdır.”

5- Su içme zamanları
Su içmenizin gerekli olduğu belirli zaman aralıkları yoktur. Bununla birlikte vücuda su takviyesi yapılmasını gerektiren sağlık koşulları vardır. Söz konusu sağlık koşulları arasında egzersiz öncesi, esnası ve sonrası ya da hava sıcaklığının yükselmesi ile artan terleme veya ishal durumları sebebiyle dehidrasyon yaşandığı koşullar yer alır. Ancak genel olarak tıbbi tavsiyeler, iki nedenden dolayı su tüketiminin belirli zamanlarda yapılması “önerisine” içerir. Birincisi, özellikle hatırlamakta güçlük çeken kişiler için su içilmesi gerektiğini hatırlatılması. İkincisi ise, vücutta meydana gelen bir dizi işlemi kolaylaştırmak için belirli bir zamanda su içmenin sağladığı faydadır. Örneğin, bedeni ve beyni harekete geçirmek için uyandığınızda su içmek faydalıdır. Ancak diğer belirli sağlık durumlarında su tüketimi için zamanlama olmasını gerektiğini destekleyecek hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Bununla birlikte Profesör Stavros Kavouras “Sabahları su içmek son derece iyi bir fikir zira sabah uyandığımızda vücudumuzun su seviyesi çok düşük olur” diyor. Ayrıca, teorik olarak tansiyonun düşmesini önlemeye yardımcı olabileceği için sıcak bir duş almadan önce bir bardak su içilmesi tavsiye ediliyor.

6- Uyumadan önce su içmek
Yatmadan önce su içmenin gerekli olduğu veya kaçınılması gerektiği gibi farklı tıbbi tavsiyeler bulunuyor. Uykudan önce su tüketimi uykuya daldıktan sonra lavaboya gitmek için uyanmak zorunda kalmanıza neden olabilir. Diğer yandan, bazı araştırmalar uyumadan önce su içmenin felç veya kalp krizi riskini azaltabileceğini gösteriyor. Yerçekiminin vücudun alt kısmındaki dokularda daha fazla vücut sıvısı tutmasına neden olduğunu ve bunun bacaklarda şişme olarak kendini gösterebilir. Uyumak için uzandığınızda bu sıvılar damarlara yayılır, böylece böbrekler kan damarlarındaki fazlalıktan kurtulmak için çalışırlar sonuç olarak bu durum bazı kişilerde gece sık idrara çıkma durumuna neden olur.

7- Yemek sırasında su içmek
Mayo Clinic’ten tıp uzmanları şunları söylüyor:
“Yemek sırasında su içebilir veya yemeye başlamadan önce bir bardak su içebilirsiniz. Bazen vücut yanlışlıkla susuzluğu açlık olarak algılar, söz konusu durumlarda su içerseniz, bu hile bel çevrenizi zayıflatmanıza yardımcı olabilir.”
Küçük çapta yapılan bir araştırma, yemekten önce bir bardak su içmenin, içmeyenlere kıyasla erkek ve kadınlarda daha az yemek yeme ve tokluk hissine yardımcı olduğunu tespit etti. Söz konusu çalışma Clinical Nutrition Research dergisinin Ekim 2019 sayısında yayınlandı. European Journal of Nutrition dergisinin Ocak 2019 sayısında yayınlanan bir başka küçük çalışmada da ise, sıcaklığı 2 derecede buzlu sudan iki bardak içen erkek katılımcıların, ılık su içen gruplara kıyasla daha az yemek yedikleri tespit edildi. Araştırmacılar soğuğun sindirimi yavaşlatma ve iştahı azaltmaya yardımcı olabileceğini tahmin ediyorlar. Bununla birlikte yemek esnasında su içilmesinin, özellikle lif açısından zengin yiyecekleri tüketilmesi durumunda sindirime yardımcı olduğu biliniyor. Lif, sindirim sistemi boyunca hareket ederken suyu emiyor, bu da dışkı oluşturulmasına yardımcı olur ve vücuttan atılmasını atılımı kolaylaştırıyor. Bir kişinin liflerden faydalanabilmesi için bol miktarda su içmesi gerekiyor.

8- Su ve susuzluk hissi
Susuzluk hissi hissedilmediği takdirde su içilmemesi akıllıca bir davranış olmaz. Harvard Tıp Fakülte’sinde Nefrolog ve yardımcı doçenti olan Julian Seifter şunları söylüyor:
“Yaşlı insanlar, gençken hissettikleri kadar susuzluk hissi duymazlar. İdrar söktürücü ilaçlar gibi su kaybına neden olan ilaçlar kullanmaları durumunda bu bir soruna neden olabilir.”
Mayo Clinic’teki doktorlar ise şunları söylüyorlar:
“Susuzluk hissediyorsanız, halihazırda susuz kalmış yani vücudunuzdaki su içeriğinin yüzde 1 ila 2’sini kaybetmiş olabilirsiniz. Bu miktarda su kaybının ardından sinir, unutkanlık ve benzeri bazı bilişsel bozukluklar hissetmeye başlayabilirsiniz. Su, zihninizi berraklığını koruyan, vücudun düzgün çalışmasına ve fazla toksinlerden kurtulmasına yardımcı olan sıvıdır.”
Doktorlar ayrıca şu ifadeleri de sözlerine eklediler:
“Kendi kendinize yapacağınız bir idrar testi ne kadar su içtiğinizi öğrenmeniz için başarılı yolu olabilir. Bunun için sadece idrarınızın rengini kontrol edin. Rengi soluk sarı, vücudunuzun hidrasyonun yeterince iyi olduğu anlamına gelir. Koyu sarı ise bir veya iki bardak su içmelisiniz.”

9- Kafein ve su
Harvard Tıp Fakülte’sinden araştırmacılar şunları söylüyor:
“Uzun zamandır kafeinin idrar söktürücü etkisi olduğu ve dehidrasyona neden olduğu düşünülse de araştırmalar bunu tam olarak desteklemiyor. Veriler, kafeinin bazı insanlarda kısa vadede idrara çıkmayı artırabilse de, bunun mutlak bir şekilde dehidrasyona yol açmayacağını gösteriyor. Dolayısı ile kahve ve çay dahil olmak üzere kafeinli içecekler toplam günlük su alımına katkı sağlayabilir.”
Connecticut Üniversitesi’nden Profesör Lawrence Armstrong ise şunları söylüyor:
“Her gün 500 mg kafein veya yarısı kadar kafein tüketilirse ya da hiç tüketilmezse neler olacağını görmek için üniversite öğrencileriyle bir çalışma yaptık. Vücudun hidrasyon durumuna ilişkin 20’den fazla biyolojik işaretlerine bakarak, kafein tüketiminin dehidrasyona neden olmadığını tespit ettik. Bu durum, neden hastanelerin acil servislerinde kafeinli içecekler sebebiyle dehidrasyon yaşayan milyonlarca insan görmediğimizi açıklıyor.”

10- Soda tüketimi
Su, karbonatlaşma süreci boyunca kabarcıklar oluşturur. Bazı insanlar ise bazen gazlı içeceklere sağlıklı bir alternatif olarak soda içmeyi sever. Karbonatlaşma işlemi, karbondioksit gazının yüksek basınç altında suda çözülmesini ve basınç salındığında kabarcıklar oluşmasına dayanır. Bu, suyun pH’ını 7’den 4’e düşürür ve onu daha asidik hale getirir. Bu asit seviyesi, sodanın diş minesine veya kemik sağlığına zarar verebileceği endişelerine neden oluyor. Yapılan araştırmalar, şeker veya yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi diğer tatlandırıcıları içeren gazlı içeceklerin aksine, sodanın diş çürümesi ile bağlantılı olmadığını gösterdi.
Araştırmalar ayrıca, daha koyu renkli gazlı içeceklerdeki fosforu da içeren gazlı içeceklere kıyasla, sodanın kemik mineral yoğunluğunun düşmesi ile ilişkili olduğuna yönelik kanıt bulunmadığını gösterdi. Dolayısıyla sodanın içine tatlandırıcı veya fosforlu bileşikler eklenmemişse içilmesi güvenli iyi bir içecek seçimi olur. Sodanın şekerli gazlı içeceklerle ilişkili sağlık sorunlarıyla ile de bağlantısı yoktur.
* Dahiliye Danışmanı



Tarihe geçti: Ryan Gosling'li bilimkurgudan üç rekor birden

Üç kez Oscar'a aday gösterilen 45 yaşındaki Ryan Gosling, yeni filmi Kurtuluş Projesi'nde bilimsel zekası ve sıradışı fikirleriyle Dünya'yı kurtarmaya çalışan bir öğretmeni canlandırıyor (Amazon MGM Studios)
Üç kez Oscar'a aday gösterilen 45 yaşındaki Ryan Gosling, yeni filmi Kurtuluş Projesi'nde bilimsel zekası ve sıradışı fikirleriyle Dünya'yı kurtarmaya çalışan bir öğretmeni canlandırıyor (Amazon MGM Studios)
TT

Tarihe geçti: Ryan Gosling'li bilimkurgudan üç rekor birden

Üç kez Oscar'a aday gösterilen 45 yaşındaki Ryan Gosling, yeni filmi Kurtuluş Projesi'nde bilimsel zekası ve sıradışı fikirleriyle Dünya'yı kurtarmaya çalışan bir öğretmeni canlandırıyor (Amazon MGM Studios)
Üç kez Oscar'a aday gösterilen 45 yaşındaki Ryan Gosling, yeni filmi Kurtuluş Projesi'nde bilimsel zekası ve sıradışı fikirleriyle Dünya'yı kurtarmaya çalışan bir öğretmeni canlandırıyor (Amazon MGM Studios)

Başrolünde Ryan Gosling'in yer aldığı bilimkurgu destanı Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary), açılış haftasında gösterdiği performansla üç büyük gişe rekorunu birden kırdı.

Filmde Gosling, bir uzay gemisinde kim olduğuna ve oraya nasıl geldiğine dair hiçbir anısı olmadan uyanan fen bilgisi öğretmeni Ryland Grace'i canlandırıyor. 

Hafızası yavaş yavaş yerine gelen Grace, yaklaşan bir buzul çağını durdurmak, insanlığı ve ölmekte olan Güneş'i kurtarmak için kritik bir gizemi çözmesi gerektiğini fark ediyor.

Üç büyük rekor birden geldi

Deadline'ın aktardığına göre film, Amazon MGM için yeni bir açılış rekoru kırdı, Phil Lord ve Chris Miller'ın kariyerindeki en iyi başlangıca imza attı ve martın en güçlü özgün yapım açılışlarından biri oldu.

80,6 milyon dolarlık açılış hasılatıyla film, Oppenheimer'ın 82,4 milyon dolarlık "devam filmi olmayan yapım" rekorunu kıl payı kaçırsa da muazzam bir başarıya imza attı.

Yönetmen ikilisi Lord ve Miller'ın önceki en iyi açılışı, 69 milyon dolarla Lego Filmi'ydi (The Lego Movie).

Ryan Gosling açısından bakıldığında da film, 162 milyon dolarlık Barbie’nin ardından kariyerinin en iyi ikinci açılışını getirdi.

Dünya genelinde 140,9 milyon dolara ulaşan film, uluslararası pazarda da güçlü bir başlangıç yaptı ve 60,4 milyon dolar topladı. Bu sonuç, Yıldızlararası (Interstellar) ve Dune: Çöl Gezegeni'nin (Dune) ilk dönem performanslarını hatırlatan bir tablo ortaya koydu.

Britanya, Fransa, Almanya, İtalya, Meksika, Brezilya, Avustralya ve Japonya dahil olmak üzere 60'tan fazla ülkede zirveden açıldı.

248 milyon dolarlık dev bütçe

248 milyon dolarlık dudak uçuklatan bir prodüksiyon bütçesine sahip olan filmin, pazarlama giderleri de dahil edildiğinde kâra geçebilmesi için 500-600 milyon dolar bandını aşması gerekiyor. 

Benzer bir açılış haftası geçiren Oppenheimer, vizyon yolculuğunu dünya çapında 975,8 milyon dolarla tamamlamıştı.

"Göz kamaştırıcı bir başyapıt"

Sinemaseverlerden büyük ilgi gören yapım, Rotten Tomatoes'da yüzde 95 puanına ve CinemaScore'da "A" derecesine sahip. 

Eleştirmenler filmi "yürekleri ısıtan bir hit" ve "dahice bir görsel deneyim" diye tanımlıyor. Görsel şöleni tam anlamıyla yaşamak isteyen izleyicilerin tercihi ise IMAX salonları oldu. Kuzey Amerika satışlarının yüzde 54'ü IMAX ve büyük formatlı salonlardan gerçekleşti.

Kurtuluş Projesi, sinemalarda izleyiciyle buluşuyor.

Independent Türkçe, ScreenRant, Deadline


97 puanlı yeni korku filmi daha vizyona girmeden tartışma yarattı

30 yaşındaki Michael Johnston, kariyerine 12 yaşındayken yatak odasında kurduğu bir kayıt stüdyosunda reklam ve animasyonlar için seslendirme seçmelerine katılarak başladı (Focus Features)
30 yaşındaki Michael Johnston, kariyerine 12 yaşındayken yatak odasında kurduğu bir kayıt stüdyosunda reklam ve animasyonlar için seslendirme seçmelerine katılarak başladı (Focus Features)
TT

97 puanlı yeni korku filmi daha vizyona girmeden tartışma yarattı

30 yaşındaki Michael Johnston, kariyerine 12 yaşındayken yatak odasında kurduğu bir kayıt stüdyosunda reklam ve animasyonlar için seslendirme seçmelerine katılarak başladı (Focus Features)
30 yaşındaki Michael Johnston, kariyerine 12 yaşındayken yatak odasında kurduğu bir kayıt stüdyosunda reklam ve animasyonlar için seslendirme seçmelerine katılarak başladı (Focus Features)

Korku sinemasının önde gelen stüdyolarından Blumhouse'un yeni filmi Obsession, vizyona girmeden önce şiddet dozu yüksek sahneleriyle tartışma yarattı. Curry Barker imzalı yapım, ilk tepkilerde modern korku sinemasının dikkat çeken örnekleri arasında gösteriliyor.

Rotten Tomatoes'da yüzde 97 gibi kusursuz yakın bir puana ulaşan ve türün meraklıları tarafından heyecanla beklenen Obsession, ABD'de 15 Mayıs'ta izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. 

The Chair ve Warnings gibi kısa filmleriyle tanınan Barker'ın yönettiği yapım, "Tek Dilek Söğüdü" sayesinde sevdiği kadının kalbini kazanmaya çalışan ümitsiz bir romantiğin, bu dileği için ödemek zorunda kaldığı korkunç bedeli konu alıyor.

Yönetmen Barker, geçen hafta Deadline'a verdiği röportajda filmin Toronto (TIFF) ve SXSW festivallerindeki gösterimlerinin ardından bazı zorunlu değişikliklere uğradığını itiraf etti. 

Korku filminin en çok konuşulan, baş bölgesine art arda darbelerin yer aldığı aşırı şiddetli sahnesi, +18 sınıflandırmasına takılmaması için kısaltıldı.

Barker, sansür sürecini şu sözlerle anlattı:

Aslında sahnede 6-7 darbe daha vardı ancak bu haliyle film 18 yaş sınıflandırması alıyordu. 'Bazı darbeleri çıkarmalısın' dediler. Önce tek bir kareyi bile silmeyeceğimi söyledim ama sonunda daha geniş bir kitleye ulaşabilmek için kabul etmek zorunda kaldım.

Kesilse de etkisini kaybetmedi

Sahnede yapılan kesintilere rağmen yönetmen, sonucun hâlâ "inanılmaz derecede sert ve sarsıcı" olduğunu savunuyor. 

Sinema salonunun arkasından izleyicilerin tepkilerini gözlemlediğini belirten Barker, sahnenin şu anki halinin bile yaratmak istediği şok etkisini ve ağırlığı tam anlamıyla koruduğunu ifade ediyor.

15 milyon dolarlık dev satın alma

Başrollerini Michael Johnston, Inde Navarrette, Cooper Tomlinson ve Megan Lawless'ın paylaştığı yapım, TIFF gösteriminin ardından Focus Features tarafından 15 milyon doların üzerinde bir bedelle satın alındı. Eleştirmenler, Barker'ın bu filmle korku türünde kalıcı bir yer edindiğini vurguluyor.

Amerikan dizisi Genç Kurt'taki (Teen Wolf) Corey Bryant rolüyle tanınan ve God of War: Sons of Sparta gibi büyük projelerde seslendirme yapan Michael Johnston, filmde Bear karakterine hayat veriyor. 

Inde Navarrette tarafından canlandırılan Nikki'nin ilgisini çekmeye çalışan Bear, korku sinemasının en eski kuralıyla yüzleşiyor: 

Ne dilediğine dikkat et, bir gün gerçekleşebilir.

Obsession, 9-19 Nisan'da düzenlenecek 45. İstanbul Film Festivali'nin Genç Ustalar kuşağında sinemaseverlerle buluşacak. 

Independent Türkçe, ScreenRant, Deadline


Pluribus ikinci sezon bilmecesi: Hayranları üzecek açıklamalar

Better Call Saul'la da tanınan 53 yaşındaki Rhea Seehorn, Pluribus'taki çarpıcı başrol performansıyla Altın Küre'de Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı (Apple TV)
Better Call Saul'la da tanınan 53 yaşındaki Rhea Seehorn, Pluribus'taki çarpıcı başrol performansıyla Altın Küre'de Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı (Apple TV)
TT

Pluribus ikinci sezon bilmecesi: Hayranları üzecek açıklamalar

Better Call Saul'la da tanınan 53 yaşındaki Rhea Seehorn, Pluribus'taki çarpıcı başrol performansıyla Altın Küre'de Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı (Apple TV)
Better Call Saul'la da tanınan 53 yaşındaki Rhea Seehorn, Pluribus'taki çarpıcı başrol performansıyla Altın Küre'de Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı (Apple TV)

Dijital platform çağında izleyiciyi en çok yoran şeylerden biri, dizilerin yeni sezonları arasına giren upuzun aralar. Breaking Bad ve Better Call Saul'un yaratıcısı Vince Gilligan'ın yeni iddialı yapımı Pluribus da maalesef bu "uzun bekleyiş" kervanına katılmış durumda.

"The Pitt canımıza okuyor"

SXSW festivalinde konuşan Gilligan, her şeyin bir yıl içinde tamamlandığı eski televizyon düzenine duyduğu özlemi, rakibi The Pitt üzerinden esprili bir dille dile getirdi:

The Pitt, her ödül töreninde canımıza okuyor. Harika bir iş çıkardılar ve tam bir yıl sonra yeni sezonu getirmeyi başardılar. Bizimki ne kadar sürecek? İnanın bilmiyorum. Elimizden geleni yapıyoruz ama bu diziyi ortaya çıkarmak sonsuza kadar sürüyormuş gibi geliyor. Keşke daha hızlı olabilseydik. Aylar geçtikçe izleyicinin sabrına daha da minnettar kalıyoruz çünkü gerçekten var gücümüzle çalışıyoruz.

Pluribus gibi küresel ölçekli ve yüksek konseptli bir bilimkurgu dizisini yazmanın zorluklarına değinen Gilligan, ilk sezonun finalindeki o büyük soru işaretine (kapının önündeki nükleer bomba) nasıl yaklaşacakları konusunda hâlâ kafa yorduklarını itiraf etti:

Ne yapacağımızı bildiğimizi sanıyorduk. Ama işe gerçekten dalınca 'Acaba gerçekten biliyor muyuz?' diye sorgulamaya başlıyorsunuz.

Gilligan, Pluribus'un Lost'la özdeşleşen türden, sürekli yeni sırlar ve ters köşeler üzerine kurulu bir gizem dizisi olmadığını vurguladı. İzleyicinin karakterleri ve motivasyonlarını zaten bildiğini söyleyen ünlü yönetmen, asıl zorluğun gizemleri çözmek değil, karakterlerin bu durumla nasıl başa çıkacağını anlatmak olduğunu belirtti.

Geçen aylarda yapılan tahminler, dizinin Aralık 2027'de dönebileceği yönündeydi. Ancak Mart 2026 itibarıyla senaryo ekibinin halen hikaye üzerinde çalışıyor olması, bu ihtimali giderek zayıflatıyor.

Mevcut gidişat, Pluribus'un ikinci sezonunun en erken 2028 ortalarında ekranlara dönebileceğine işaret ediyor. Bu da izleyici için iki buçuk yılı aşan bir bekleyiş anlamına geliyor.

Yeni sezondan ilk detaylar

Bu ayın başında Polygon'a konuşan Gilligan, her ne kadar süreç yavaş ilerlese de ikinci sezonda izleyiciyi dramatik ve heyecan verici gelişmelerin beklediğini müjdeledi:

Ayrıntı veremem ama tanıdığımız fakat yeterince vakit geçiremediğimiz karakterlere daha fazla odaklanacağız. Örneğin Bay Diabaté, Zosia ve Manousos'u daha çok görmek hem bizim hem de izleyici için büyük keyif olacak. Elbette Rhea Seehorn'un muhteşem performansıyla hayat verdiği Carol, hikayemizin merkezinde kalmaya devam edecek.

Karolina Wydra, Carlos Manuel Vesga ve Miriam Shor'un da rol aldığı Pluribus'un ilk sezonu Apple TV'de izlenebilir.

Independent Türkçe, Forbes, Polygon, SyFy