Lübnan iç savaş endişesiyle diken üstünde

Beyrut’un Tayyuna semtinde yaşanan çatışma iç savaş günlerini hatırlatırken Lübnan ordusu bölgede güvenliği sağladı

Lübnan ordu mensupları, 14 Ekim’de dün çatışmaların olduğu bölgede (Reuters)
Lübnan ordu mensupları, 14 Ekim’de dün çatışmaların olduğu bölgede (Reuters)
TT

Lübnan iç savaş endişesiyle diken üstünde

Lübnan ordu mensupları, 14 Ekim’de dün çatışmaların olduğu bölgede (Reuters)
Lübnan ordu mensupları, 14 Ekim’de dün çatışmaların olduğu bölgede (Reuters)

Beyrut’un güneydoğu banliyösündeki Tayyuna bölgesinde meydana gelen çatışmalar, 1975 yılında iç savaşa tanık olan binada yeni delikler açtı. 1990’da savaşın sonlanmasıyla bina sakinlerinin doldurmakta önemsiz davrandığı iç savaşın izleri olan delikler, biz kez daha bölgenin 14 Ekim’de tanık olduğu ‘iç savaşa provasına’ şahit oldu. Durum, olaylar şu anki seyrinde devam ederse ülkeyi neler beklediğine dair bazı ipuçları veriyor.
Garip olan şey şu; Aynı bölge bir Filistin konvoyuna mahalleden geçerken bir otobüsün üzerine ateş açılması Lübnan’daki iç savaşı başlatmıştı. 14 Ekim’de de eylemcilerin konvoyu, nerden geldiği bilinmeyen mermilere maruz kaldığında aynı şey tekrar etti. Öyle ki eski- yeni temas hattında duran üç binaya karşı ateş açıldı. Lübnan ordusunun müdahale edemediği şiddetli bir çatışma yaşandı. Durumu kontrol etmek içinse zaman ve temaslar gerekiyor.
14 Ekim’de patlak veren çatışmalar, Hristiyan Ayn er-Rummane ve Şii Şiyah bölgelerinin sembolizmini pekiştirdi. Bölge, saatlerce süren çatışmalar sebebiyle savaş alanına dönüştü ve iki karşıt bölgede daha önce iç savaşı yaşamış nesillerin hafızasını tazeledi. Ayn er-Rummane’de küçük bir dükkan sahibi olan Ebu George, çatışmaların şiddetlenmesi üzerine dükkanını aceleyle kapatırken “İç savaşı sonsuza kadar tarihe gömdük sanıyorduk ama geri geldi” dedi. Ebu George, “Bu geçici bir sorun değil, yeni bir savaşın başlangıcı. Kendimizi bir kez daha savunacağız ve topraklarımızı ihlal etmelerine izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu. Komşusu da ona müdahale ederek, “Varlığımızı ortadan kaldırmaya yönelik tüm hamlelere direndik. Bunun, Osmanlı günlerinden bu yana diğerlerinden bir farkı yok” ifadelerini kullandı.
Ayn er-Rummane sokakları, çatışmalar sırasında neredeyse boştu. Lübnan ordusu, bölgeyi izole etti. ‘Bölgenin komşuları" ile olası temasları önlemek için mobil gözlem noktaları kurdu. Konu, 2005’ten beri çokça tekrarlanıyor ve her seferinde Lübnan ordusu için bir güvenlik kabusuna dönüşüyor.
Çatışmaların sona ermesinin ardından bölge, gece saatlerinde çatışmaların yeniden başlayacağı beklentisiyle bölge dışında ev sahibi olanların göçüne tanık oldu. Bir vatandaş, bir Lübnan atasözünü tekrarlayarak “Mezarlar arasında uyumazsan kâbus görmezsin” dedi. Vatandaş, “Birkaç günlüğüne Keservan’daki köyüme döneceğim” şeklinde konuştu.
Öte yandan Şii yerleşimi Şiyah’ın mahalleleri daha kalabalıktı. Şiyah, Ayn er-Rummane’den farklı mezhepsel bir mevcudiyet içeriyor. Ancak iki bölge de yoksulluk laneti üzerine bir araya gelmiş durumda. Yoksul iki bölge, Hristiyan tarafında Lübnan Kuvvetleri Partisi ve Şii tarafında Emel Hareketi için bir insan deposu oluşturuyor.
Ancak farklı olan şey, resmi bir güvenlik varlığının olmaması. Ordu, eski temas hattına odaklanmakla yetindi. Motosikletler sokaklarda dolaşırken silahlı adamlar da açık bir hedefleri olmadan mahallelerde dört dönüyordu. Bölgedeki askeri alarm görüntüsü adaletsizceydi. Yüzlerce genç, gizli silahlarla bölgeye gelirken, bazı binaların önünde toplandı ve yaklaşık 20 kişilik küçük gruplara ayrıldı.
Ayn er-Rummane’deki binalara açılan ateşin yoğunluğu oldukça büyüktü. Bunlara çoğu havada infilak eden ve korkutucu bir ses çıkaran RPG füzeleri eşlik etti. Bir güvenlik kaynağının Şarku’l Avsat’a belirttiğine göre keskin nişancılardan ayrı olarak az düzeyde karşılıklı atışlar yaşanırken ordu da saldırganların kimliklerini belirlemeye çalıştı.
Kaynak, ordunun çatışmaları durdurmak için tüm gücüyle sokağa indiğini açıkladı. Ancak ordunun müdahalesi belirsiz noktalardan yaşanan çatışmaları engelleyemedi.
Görgü tanıkları, faillerin bazılarının zaman zaman askerlerin gözü önünde ateş açtıklarını, ancak mermilerin yoğunluğu nedeniyle askerlerin faillere ulaşamadıklarını belirtti.
Lübnanlı bir güvenlik kaynağı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada ordunun, çatışmalara tanık olan bölgede şu anda kontrolü sağladığını söyledi. Ancak başka tarafların, Beyrut’un doğusunda ve Bekaa vilayetindeki Kafrşima, Hadas ve Fanar gibi Şii - Hristiyan karma bölgelerde benzeri çatışmalara yol açmak için durumdan faydalanmasından endişe ediliyor.
Bu bağlamda Lübnanlılar, başlarını gece yastığa ertesi günün endişesiyle koyacak. Ordu ise trajedinin tekrarlanmayacağının bir garantisi olmadan teyakkuzda kalacak.
Lübnan iç savaşı
Beyrut'taki Aziz Maruni Kilisesi önünde 13 Nisan 1975'te Filistinli mültecileri Tel ez-Zater Kampı'na taşıyan otobüse, Hristiyan Falanjist milisler tarafından düzenlenen silahlı saldırıda kadınlar ve çocukların da aralarında bulunduğu 27 Filistinlinin hayatını kaybetmesi, iç savaşın başlangıcı olarak kabul ediliyor. Ülkede, siyasi-mezhepsel ayrışma ve silahlanmanın eklenmesiyle olaylar, 15 yıllık bir iç savaşa dönüştü.Lübnan'daki farklı din ve mezhepleri karşı karşıya getiren iç savaş, 1989 yılında Suudi Arabistan'ın Taif şehrinde, "Taif Antlaşması'nın" imzalanmasıyla sona erdi. Ancak antlaşma etkin olana kadar gruplar arasında çatışmalar bir süre daha devam etti.Ülkede, 1975-1990 yılları arasında süren iç savaşta 150 binden fazla insan hayatını kaybederken, yüz binlerce kişi yaralandı, bir milyondan fazlası da ülkesini terk etmek zorunda kaldı.



İran, Irak’taki nüfuzunu korumayı başarabilecek mi?

Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
TT

İran, Irak’taki nüfuzunu korumayı başarabilecek mi?

Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)
Irak’ın yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık ile yaptığı görüşme sırasında (Hükümet medyası)

Iraklı siyasetçiler, bu günlerde olası bir ABD-İran anlaşmasının ülke üzerindeki etkilerini ve bunun doğurabileceği ‘yan sonuçları’ yakından izliyor.

Gözlemcilerin bir kısmı, önümüzdeki dönemde Washington’ın nüfuzunun artabileceğini ve buna karşılık Tahran’ın etkisinin gerileyebileceğini savunurken, diğerleri ise İran’ın önümüzdeki aylar veya yıllar içinde yeni bir hâkimiyet döneminin temelini atabileceğini öne sürüyor.

Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat zaptına ilişkin belirsizlik sürerken, özellikle de bölgedeki ‘vekil güçler ve müttefik yapılar’ konusundaki tutum netlik kazanmış değil. Bu nedenle iki ezeli rakipten gelen mesajlar, Irak’ın geleceğine dair tabloyu açıklığa kavuşturmaya yetmiyor. Ayrıca Irak’ın ilerleyen dönemde bu iki rakibin nüfuz alanlarından hangisinin içinde yer alacağı da belirsizliğini koruyor.

ABD’nin tutumu

Washington’ın, ABD terör listesinde yer alan grupların yönetime dahil edilmemesi konusunda Bağdat’a yönelik uyarıları sürüyor. Diğer yandan ABD’nin Irak Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Joshua Harris, ABD ile İran arasında imzalanan anlaşmanın ardından başlayacak sürece ve bunun Irak’a yansımalarına ilişkin net bir değerlendirmede bulunmadı. ABD’nin Arapça yayın yapan Al Hurra adlı televizyon kanalı tarafından yöneltilen, “Tahran ile Washington arasındaki anlaşma Irak’taki durumu etkileyecek mi? Bu anlaşma silahlı grupların etkisini azaltacak mı yoksa nüfuzlarını artıracak mı?” sorusuna Harris, “Bu aşamada en önemli şey, Iraklıların çıkarlarını her şeyin önünde tutan bir hükümet görmek. ABD her zaman Amerikalıları ve onların çıkarlarını önceliklendirir” yanıtını verdi.

Harris ayrıca, Washington ile Bağdat arasındaki karşılıklı faydaya dayalı ortaklığın temelinin, devletin milis gruplar sorunuyla mücadele etmesi ve silahların yalnızca devletin elinde toplanmasını sağlaması olduğunu belirtti. “Temel mesele bu” diyen Harris, “Bu ortaklığın tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için aşılması gereken eşik, silahların devlet tekelinde toplanmasıdır” ifadesini kullandı.

İran’ın Irak’taki güçlü nüfuzu

Buna karşılık, İran’ın bölgedeki diplomatik ve siyasi hareketliliğinin, geçtiğimiz şubat ayı sonunda patlak veren savaş öncesindeki olağan seyrine dönmeye başladığı görülüyor. İran’a yakın medya kuruluşları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin yakında Bağdat’ı ziyaret etmeyi planladığını ve burada Iraklı yetkililerle İsviçre’de gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarını ve eski İran Dini Lideri Ali Hamaney için düzenlenecek cenaze törenine ilişkin hazırlıkları ele alacağını aktardı.

Daha önce Tahran Belediye Başkanı Ali Rıza Zakani, eski dini liderin naaşının gelecek temmuz ayının başında Irak’a nakledileceğini ve bunun defin öncesindeki cenaze törenleri kapsamında gerçekleştirileceğini açıklamıştı.

Naaşın nakledilip nakledilmeyeceğine ilişkin belirsizlik sürse de, gözlemciler söz konusu açıklamanın İran’ın Irak sahasındaki güçlü etkisini ve nüfuzunu ortaya koyduğunu değerlendiriyor.

İran’ın Irak Büyükelçisi

İran yanlısı grupların savaş sırasında Tahran lehine sürece dahil olmalarının yol açtığı güvenlik sorunlarına rağmen, İran’ın Irak Büyükelçisi Muhammed Kazım Al Sadık, bir basın kuruluşuna verdiği röportajda, ülkesinin ‘hiçbir taraftan müdahalede bulunmasını talep etmediğini, çünkü buna ihtiyaç duymadığını’ söyledi. Al Sadık’ın bu açıklaması, savaş sırasında İran’ın yanında yer alan silahlı grupların kendi inisiyatifleriyle hareket ettiği mesajı olarak değerlendirildi.

Silahlı gruplara yakın bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Al Sadık’ın ‘grupların gönüllü inisiyatifi’ yönündeki sözlerinin, İran’ın Irak’ta stratejik üstünlük sağlamasını mümkün kılan temel farkı ortaya koyduğunu ifade etti.

Peki ya silahların kontrolü?

Silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanması dosyasına ilişkin olarak ise Washington’ın en azından şu aşamada sert tutumunu koruduğu görülüyor. Buna karşılık Al Sadık, “Bu, Irak’ın iç meselesidir. Irak hükümetinin bu konuda alacağı her karara saygı duyarız” ifadelerini kullandı.

Ancak Al Sadık, ülkesinin silahlı grupların silahsızlandırılmasına karşı yaklaşımına işaret ederek, ‘Irak’taki silahlı grupların silahlarını muhafaza etmek istemelerine yol açan nedenlere dikkat edilmesi gerektiğini’ belirtti. Ayrıca bu grupların ‘seslerinin duyulması ve kaygıları ile endişelerine karşılık verilmesi gerektiğini’ vurguladı.

Silahlı gruplara yakın bir kaynak ise İran’ın son yirmi yılda Irak’tan ne istediğini çok iyi bildiğini ve bu konuda tutarlı bir strateji izlediğini savundu. Kaynak, buna karşılık ABD’nin Irak politikasında zaman zaman kararsız ve tutarsız bir görüntü sergilediğini, bu durumun ABD-İran anlaşmasının imzalanmasının ardından da devam edeceğini düşündüğünü söyledi.

dferre
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026 tarihinde Bağdat’ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Hükümet medyası)

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, İran’ın anlaşma sonrasında daha farklı bir yöntem izlemesinin muhtemel olduğunu belirterek, bunun kamuoyuna açık şekilde yürütülmeyeceğini ve Washington’ı rahatsız etmeyecek bir çerçevede şekilleneceğini, ancak Tahran’ın Irak’taki geleneksel nüfuzunu korumayı sürdüreceğini ifade etti.

Kaynağa göre Tahran, kendisine yakın siyasi figürler ve partiler aracılığıyla Irak siyasetindeki etkisini sürdürmeye devam edecek.

Petrol kâğıdı

Buna karşılık, Irak’ta İran nüfuzuna karşı çıkan birçok siyasi çevre, ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin bu etki alanını sınırlandırma konusunda kararlı ve yeterli kapasiteye sahip olduğuna inanıyor. Söz konusu çevreler, bunun gerek İran’a yönelik giderek artan baskılar gerekse Irak’taki karar alma mekanizmalarına uygulanan yoğun Amerikan baskısı yoluyla gerçekleştirilebileceğini savunuyor.

Bu kesimlere göre, ekonomik yaptırım tehdidinin gündemde tutulması dahi özellikle Şii siyasi liderleri ve partileri, İran nüfuzunun Irak’ta sürmesinin ve daha da genişlemesinin doğurabileceği riskleri yeniden değerlendirmeye sevk etmek için yeterli olabilir.

Bilindiği üzere, Irak’ın petrol gelirleri satışın ardından önce FED nezdindeki hesaplara aktarılıyor, ardından bu kaynaklar yeniden Irak bankacılık sistemine yönlendiriliyor.


Irak, zimmete geçirilen paraları “toprak altında” yakaladı

Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
TT

Irak, zimmete geçirilen paraları “toprak altında” yakaladı

Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı
Irak’taki yargı kurumları tarafından dağıtılan, Irak Merkez Bankası mührüyle mühürlenmiş kutu ve torbaların içinde ele geçirilen nakit paraların fotoğrafı

Irak’taki yargı kurumları, Petrol Bakanlığı’ndan bir yetkili ve çeşitli sorumluların zimmetlerine para geçirdikleri suçlamasıyla yargılandığı davaya ait toprak altında saklanmış milyonlarca doları ele geçirdiğini duyurdu.

Irak mahkemesinin yayımladığı fotoğraflar, kolluk kuvvetlerinin ‘milyonlarca dolara ulaşmak için toprağı 4 metre derinliğe kadar kazmak zorunda kaldığını’ ortaya koydu.

Yolsuzlukla Mücadele Ağır Ceza Mahkemesi'nin soruşturma hâkimi, tutuklanan Petrol Bakanlığı yetkilisi Adnan el-Cumeyli'nin davasındaki gelişmelere ilişkin açıklamasında eski Selahaddin Valisi Raid el-Cuburi'nin de gözaltına alındığını bildirdi.

Hâkim, yetkililerin salı günü ‘çeşitli kişilere ait evlerde gizlenmiş 67 milyar dinardan fazla (yaklaşık 65 milyon dolar) ile 1 milyon dolar’ ele geçirdiğini açıkladı.

Hâkim ayrıca tutarın bir bölümünün 4 metre derinlikte toprak altına saklandığını ve özel iş makineleriyle yapılan kazı sonucunda bulunduğunu belirterek davada el konulan toplam tutarın 98 milyar dinarı (yaklaşık 95 milyon dolar) ve 11 milyon doları aştığını vurguladı.


"Hile yöntemleri"... alınan önlemlere rağmen Mısır lise sınavlarında baş ağrısı olmaya devam ediyor

Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)
TT

"Hile yöntemleri"... alınan önlemlere rağmen Mısır lise sınavlarında baş ağrısı olmaya devam ediyor

Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)
Mısır Eğitim Bakanı sınavların uygulanmasını takip ediyor (Bakanlığın Facebook sayfası)

Mısır’da her yıl düzenlenen lise bitirme sınavlarındaki kopya vakaları eğitim sistemini meşgul etmeye devam ediyor. Eğitim ve Öğretim Bakanlığı kopyaya karşı ne zaman yeni önlemler alsa, karşısına yaratıcı yöntemler çıkıyor. Bunun son örneği, dün ülkenin güneyindeki Kena şehrinde, sınav girişinde iki öğrencinin üzerinde yakalanan "kart şeklindeki kulaklıklar" oldu.

Yerel basın, dijital banka kartı boyutundaki bu yeni kopya düzeneğinin fotoğraflarını paylaşırken; sosyal medyada çok sayıda veli, bazı öğrencilerin, çocuklarının sınav salonlarına gizlice kulaklık sokmayı başardığından yakındı.

Mısır'da üniversiteye girişi belirleyen ve bu yıl 900 binden fazla öğrencinin katıldığı lise sınav maratonu, pazar günü Din Kültürü ve Vatandaşlık Eğitimi sınavlarıyla başladı. Öğrenciler dün Fransızca, Almanca veya İspanyolca dillerini kapsayan İkinci Yabancı Dil sınavında ter döktü.

"Shawaming" Grubu soruları yine sızdırdı

Bu derslerin sınav notu genel ortalamayı etkilememesine rağmen, "Shawaming" adını taşıyan ünlü kopya çetesi ve sosyal medya sayfaları, sınavın başlamasından sadece birkaç dakika sonra Fransızca sorularının fotoğraflarını sızdırdı.

Yerel basına konuşan Eğitim Bakanlığı kaynakları, paylaşılan soruların gerçek sınavla eşleşip eşleşmediğini belirlemek için inceleme başlatıldığını aktardı. Eğitim Bakanlığı Sözcüsü Şadi Zalta, Şarku’l Avsat’ın konuya ilişkin sorularını yanıtsız bırakırken; sosyal medyadaki branş öğretmenleri, sızdırılan soruların sınav sorularıyla birebir aynı olduğunu doğruladı.

Eğitim ve Öğretim Bakanı Muhammed Abdüllatif ise dün yaptığı açıklamada, "Tüm öğrenciler arasında fırsat eşitliğini sağlamak adına, sınav düzenini bozmaya yönelik her türlü ihlal ve girişime karşı kararlılıkla ve sert şekilde müdahale edilmesi, kuralların eksiksiz uygulanması" talimatını verdi.

Mısır Milli Eğitim Bakanı, öğrenciler arasında bir okulda (Arşiv- Milli Eğitim Bakanlığı)Mısır Milli Eğitim Bakanı, öğrenciler arasında bir okulda (Arşiv- Milli Eğitim Bakanlığı)

Uzmanlardan "Esas Sınavlar" uyarısı

Eğitim Uzmanı Asım Hicazi, kopya sayfalarının yabancı dil sınav sorularını sızdırabilmesini yetkililerin dikkate alması gereken olumsuz bir sinyal olarak değerlendirdi. Hicazi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Eğer ortalamaya etki etmeyen bir derste bile bu düzeyde kopya girişimleri oluyorsa, esas baraj derslerde bu girişimlerin artması beklenir" diyerek bu sayfaları yönetenlerin acilen yakalanması gerektiğini vurguladı.

Genel ortalamayı doğrudan etkileyen ana derslerin sınavları önümüzdeki pazar günü Arapça sınavıyla başlayacak ve 16 Temmuz'a kadar devam edecek.

Milli Eğitim Bakanı, Salı günü lise sınavlarının ilerleyişini takip ediyor (Milli Eğitim Bakanlığı Facebook sayfası).Milli Eğitim Bakanı, Salı günü lise sınavlarının ilerleyişini takip ediyor (Milli Eğitim Bakanlığı Facebook sayfası).

Bakanlığın yoğun güvenlik önlemleri aldığını belirten Hicazi, şunları belirtti:

"Bakanlık yıllardır uygulanan sıkı üst araması, salonlara kamera yerleştirilmesi ve cep telefonu yasağı gibi önlemlerin yanı sıra bu yıl ilk kez 'Sınav Kampüsleri' (Kompleksleri) sistemine geçti. Bu sayede saha müfettişleri salonlar arasında kolayca hareket edebiliyor ve özellikle ücra bölgelerdeki gözden uzak kopya odakları ortadan kaldırılıyor."

Bakanlık sözcüsünün televizyonda yaptığı açıklamaya göre, yeni sistemle birlikte aynı eğitim bölgesindeki birçok sınav merkezi, dağınık alanlar yerine birbirine yakın okullarda tek bir çatı altında toplanıyor. Böylece arama, güvenlik ve denetim süreçleri çok daha sıkı kontrol edilebiliyor.

Bakanlık "Disiplin Tam" dese de veliler dertli

Eğitim Bakanlığı, dünkü sınavların ardından yaptığı ikinci açıklamada soruların sızdırıldığı iddialarına değinmedi. Bakanlık, "Ülke genelindeki tüm sınav merkezlerinde günün tam bir disiplin içinde geçtiğini, valilikler ve emniyet güçleriyle yapılan koordinasyon sayesinde sürecin sorunsuz yürütüldüğünü" savundu.

Buna karşın, eğitim uzmanı ve "Mısır Veliler Birliği" grubu yöneticisi Dalia el-Hazzavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, velilerden çok sayıda şikayet aldıklarını belirtti. el-Hazzavi, aşırı sıcaklara rağmen birçok salonda havalandırmanın yetersiz olduğunu ve bazı gözetmenlerin öğrencilerin sorularını yanıtlayacak temel bilgilere bile sahip olmadığını söyledi. el-Hazzavi, kopya ihbarları da dahil olmak üzere lise sınavlarıyla ilgili şikayetlerin anında iletilebileceği, gün boyu aktif bir "sıcak hat" kurulmasını talep etti.