BM’nin iklim temsilcisi Janet Rogan, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan’ın iklim eylemini ve küresel taahhütleri artırmadaki rolü umutlarımızı yeşertiyor

BM yetkilisi, iklim değişikliği tehlikelerinin gezegendeki yaşamı tehdit ettiği uyarısında bulundu.

COP26 Orta Doğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Büyükelçisi Janet Rogan.
COP26 Orta Doğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Büyükelçisi Janet Rogan.
TT

BM’nin iklim temsilcisi Janet Rogan, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan’ın iklim eylemini ve küresel taahhütleri artırmadaki rolü umutlarımızı yeşertiyor

COP26 Orta Doğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Büyükelçisi Janet Rogan.
COP26 Orta Doğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Büyükelçisi Janet Rogan.

Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi, Addis Ababa Eylem Gündemi (AAEG), Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi ve Paris İklim Anlaşması 2015’te imzalandı. 26. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı (COP26) Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Büyükelçisi Janet Rogan’ın ifade ettiğine göre tümü birbiriyle bağlantılı bu anlaşmalar, ulusal düzeyde devletlerin, yerel düzeyde hükümetlerin, özel sektörün ve sivil toplumun süreçte önemli rolleri olduğunu teyit eder nitelikte. Şarku'l Avsat'a konuşan Rogan, BM’nin iklim eylemini ve küresel taahhütleri desteklemede Suudi Arabistan’ın rolüne umut bağladığını vurguladı.
Paris Anlaşması; sera gazı emisyonlarının azaltılması, ekonomik ve sosyal faaliyetlerin adaptasyonu, gezegen ve toplumlar için dayanıklılık oluşturma yoluyla küresel sıcaklık artışının 2derecenin olabildiğince altında tutulması, hatta 1,5 dereceyi geçmemesini hedefliyor. Hükümetler, söz konusu küresel çabalar kapsamında Ulusal Katkı Beyanları (NDC) adı altında kendi planlarını oluşturuyor. Rogan konuya dair açıklamasında “Planlarımızın yüksek amaçlarımızı yansıtmasını sağlamak için yıllık ilerleme raporları sunmayı, NDC planlarını her beş yılda bir güncellemeyi kabul ettik” dedi.
Birleşik Krallık, Paris Anlaşması’nın 2015 yılında kabul edilmesi ardından kaydedilen gelişmeyi inceleme ve iklim eylemi için güncel bir küresel gündem sağlama yönünde bu yıl kasım ayında Glasgow'da gerçekleşecek COP26 zirvesine başkanlık edecek. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) yakın tarihli raporu, şimdiye kadar yapılan çabaların yeterli etki yaratmadığını, gezegenin halen ısındığını açıkça ortaya koymuştu.
Her zamanki gibi, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi himayesinde yürütülecek olan COP gündemi Paris Anlaşması ve iklim kayıtlarını ele alacak. 1-2 Kasım tarihlerinde dünya liderleri zirvesi düzenlenecek. On binlerce ulusal ve uluslararası müzakereci, hükümet temsilcisi, iş insanı ve vatandaş, 12 gün boyunca sürecek görüşmelere ve etkinliklere katılacak. Birleşik Krallık, COP26 Konferansı'nda ülkelerin ve toplumların her kesiminin iklim felaketine gerçek planlarla yanıt vereceği, gezegenimiz ve insanlarımız için yeşil, sürdürülebilir bir gelecek inşa etme sözünde duracağını umut ediyor.

Suudi Arabistan’ın iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolü
Janet Rogan, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda Suudi Arabistan Krallığı’nın iklim değişikliğiyle mücadelede oynadığı rolün önemine dikkat çekti. Riyad’ın Kasım 2020'de arazi bozuklukları, mercan kayalığı araştırma ve geliştirme çalışmaları, döngüsel karbon ekonomisi için liderler düzeyinde onaylar alınması gibi yeni girişimleri onayladığını hatırlattı. Suudi Arabistan'ın 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilecek elektrik oranını yüzde 50'ye çıkarma hedefine dikkat çeken Rogan, bu yıl mart ayında ağaçlandırma, emisyonları azaltma, biyolojik çeşitliliği artırma ve çevre korumayı destekleme taahhütleriyle ‘Suudi Yeşil Girişimi’ ve ‘Yeşil Orta Doğu Girişimi’nin başlatıldığının altını çizdi.  

Rogan açıklamasını şöyle sürdürdü:
“COP26 başlamadan önce, Riyad'da bu yönde yapılacak olan konferanslarda söz konusu girişimlerin nasıl devam edebileceği hakkında daha fazla bilgi almak için sabırsızlanıyoruz. Krallığın bu konuda artan isteğinin, küresel olarak artan iklim eylemini ve taahhütlerini Glasgow öncesinde etkilemesini umuyoruz.”
Krallığın söz konusu konferans öncesinde ve sonrasında aktif rol oynayacağına dikkat çeken Rogan, konferansın bugün karşı karşıya kalınan küresel krizlerden, toplumsal ve ekonomik büyümeye yönünde birlikte ilerlemenin gereğini vurguladı. Rogan açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“COP26 yaklaşırken halen yapılacak çok şey var. Birleşik Krallık da dahil olmak üzere Paris Anlaşması’na taraf birçok ülke, güncel ve nitelikli NDC planlarını henüz sunmadı. Bunlar zamanında sunulmalı ki COP26’da tartışılmak üzere BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi analizine dahil edilebilsinler.”

İklim konferansından beklentiler
Rogan, konferansın amaçlarına ilişkin şunları söyledi:
“Birleşik Krallık, COP26 konferansı başkanlığında özel sektör ve sivil toplum da dahil olmak üzere tüm ülkelerle ve ortaklarla birlikte çalışıyor. Buradaki amaç, iklim eylemini dört ana hedef çerçevesinde hızlandırmak. Bunlardan ilki, bu yüzyılın ortasına kadar net sıfıra varan emisyon oranlarına ulaşma yoluna girmek. 1,5 derece yolunda bu gerekli. İkinci hedef ülkelerin, endüstrilerin ve toplumların iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamasına, aşırı hava olaylarına karşı direnç oluşturulmasına yardımcı olarak insanları ve doğayı iklim değişikliğinin kötü etkilerinden korumak. Üçüncü hedef iklim finansmanına erişimi kolaylaştırmak ve gelişmekte olan ülkelerde insanları ve doğayı koruma yönünde mevcut meblağı artırmak. Bu hedeflere ulaşma yönünde çeşitli düzeylerdeki tüm tarafların dayanışma ve iş birliğinde bulunması da dördüncü hedefi teşkil ediyor.”
Rogan ayrıca gelişmekte olan ülkelere yıllık 100 milyar dolar iklim fonu sağlanması hedefine ulaşma ve bu fonun projelerde kullanılmasını kolaylaştırma yönünde çalışmanın gerekliliğini vurguladı.

Dünyanın karşı karşıya kaldığı tehditler
Tüm bölgelerin artık iklim değişikliğiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Rogan, Ortadoğu'nun eskiden sıcak olan bölgelerinde şimdi şiddetli sel, orman yangınları ve kar yağışının yaşandığına, Kuveyt ve Irak’taki sıcaklıkların 53 dereceye çıktığına dikkat çekti. Yağışların azalması ve sıcaklıklardaki artış sebebiyle 2000 yılından bu yana üçte bir oranında küçülen Kızıldeniz'in kuruduğunu vurgulayan Rogan, İskenderiye şehrinde deniz seviyesinin yükseldiğini, 5 milyon nüfuslu bu antik kentin denize batmakta olduğunu ve Cidde’nin de hayati tehlike arz eden ani fırtınalar nedeniyle altı ayda bir sel felaketine tanık olduğunu söyledi.  
Sudan’da şiddetli sellerin kaydedildiğini hatırlatan Rogan “Bir şeyleri değiştirmediğimiz müddetçe bu durum hızla kötüleşecek” dedi. Rogan, sıcaklık artışının 1,5 derece ile sınırlandırılmasının 2030 yılına kadar küresel emisyonların yarıya indirilmesini gerekli kıldığını vurguladığı açıklamasında “Dayanıklılığımızı artırmalıyız. Sel savunma ve uyarı sistemlerini, ekonomik ve sosyal faaliyetlerin adaptasyonunu örnek verebiliriz” ifadesini kullandı.  
İngiltere’nin son 30 yılda sera gazı emisyonlarını yüzde 44 oranında azaltmasıyla ekonomide yüzde 78 oranında artışa sahne olan yeşil büyümenin gerçek potansiyelini ortaya koyduğunu vurgulayan Rogan, Birleşik Krallık'ın 2035 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 78 oranında azaltmayı taahhüt eden ilk ülke olduğunu kaydetti. 2024 yılına kadar fosil enerji kullanımının tamamen sonlanması, 2030 yılına kadar da benzinli ve dizel araçların satışına son verilmesi de söz konusu plan kapsamına giriyor.
Birleşik Krallık'ın doğa konusunda yasal olarak bağlayıcı hedefler sunduğunu ve tarımsal sübvansiyonlarda kökten reformlar uyguladığını belirten Rogan şu ifadeleri kullandı:
“Birleşik Krallık, COP26 konferansının bir sonraki başkanı olarak  diğer ülkeleri dünyanın ihtiyaç duyduğu kapsamlı politik kararları almaya zorlamaya devam edecek. Kömür enerjisinin sonlandırılması, çevreyi kirleten araçların aşamalı olarak kaldırılması, tarımın daha sürdürülebilir hale getirilmesi, ormansızlaşma ile mücadele, gelişmekte olan ülkelerin desteklenmesi de bu kapsamda yer alıyor.”

ABD'nin Paris Anlaşması tutumu
Rogan, ABD'nin Paris İklim Anlaşması’na yönelik tutumu hakkında da şu değerlenidrmelerde bulundu:
“Başkan Biden'ın Paris Anlaşması'na yeniden katılma kararını elbette memnuniyetle karşılıyoruz. Güncel NCD’sini Nisan 2021'de sunan ABD, sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar 2005’teki seviyelerden daha aşağı, yüzde 50 ile 52’nin altına düşürmeyi taahhüt etti.”
Rogan ayrıca ABD’nin Haziran 2021'de Cornwall'da gerçekleştirilen G7 zirvesinde 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşmaya, 2025 yılına kadar iklim finansmanını artırmaya ve iyileştirmeye, 2030 yılına kadar da kara ve okyanusların en az yüzde 30'unu korumaya söz verdiğini hatırlattı.



Muhammed bin Selman ve Şahbaz Şerif bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştüler

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)
TT

Muhammed bin Selman ve Şahbaz Şerif bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştüler

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Başbakan (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif ile dün telefon görüşmesi yaparak bölgesel ve uluslararası alandaki son gelişmeleri ele aldı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin Pakistan Başbakanı ile yaptığı telefon görüşmesinde, Krallık ile Pakistan arasındaki ikili ilişkiler ve ortak iş birliğinin geliştirilme yolları ele alındı.


Hadramut, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi ve Suudi Arabistan'ın tutumlarını nasıl karşıladı?

 Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)
Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)
TT

Hadramut, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi ve Suudi Arabistan'ın tutumlarını nasıl karşıladı?

 Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)
Suudi Arabistan'ın Mukalla Limanı’na düzenlediği hava saldırılarının ardından imha edilen askeri araçlar (AFP)

Tevfik Şanvah

Geçtiğimiz ay boyunca Hadramut şehri halkı, devam eden askeri gelişmelerin kanlı bir çatışmaya yol açacağı ve her daim barış ve huzura olan eğilimiyle bilinen şehirlerini vahim sonuçlar doğuracak bir çatışmaya sürükleyeceği endişesi, korkusu ve beklentisiyle boğuştu. Ardından, salı günü Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin kararları ve bundan önce, Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon’un savaş uçaklarının Mukalla Limanı’nda Güney Geçiş Konseyi’ne gönderilen silah sevkiyatlarını hedef alan sınırlı bir askeri operasyonu, mevcut durumu umut edilen yöne çevirdi. Bunların gerilimi artırma faaliyetlerini durdurması, sükuneti sağlaması ve Güney Geçiş Konseyi’nin bir oldubitti dayatmaya yönelik tek taraflı icraatlarını önlemesi umuluyor. Ayrıca Geçiş Konseyi’ne bağlı güçlerin meşru hükümet ve Riyad'ın ele geçirdikleri bölgelerden çekilme ve “aklın sesine kulak verme” çağrısına uymaları da bekleniyor. Bu çağrı Yemen ve Suudi Arabistan'ın bunun “kabul edilemez bir isyan” olduğu yönündeki görüşüne dayanıyor.

Hadramut halkı, bilhassa meşru hükümetin Suudi Arabistan’ın açık tutumuna dayanan ve Hadramut ile komşu şehir Mehra’nın istikrarına yönelik kesin desteğini vurgulayan tepkisiyle birlikte, bu önlemlerin stratejik öneme sahip şehirlerine yeniden sükuneti getirmesini ve şehirlerini yönetmelerini sağlamasını umuyor.

Gerilimin durdurulması yönündeki yerel beklenti ve umut

Alimi'nin kararları arasında BAE ile ortak savunma anlaşmasının iptal edilmesi, kendisine bağlı güçlerin ve personelin 24 saat içinde Yemen'den çekilmesi kararı da yer alıyordu. Ayrıca, meşru hükümete bağlı “Vatan Kalkanı Kuvvetleri”ne harekete geçme, Hadramut ve Mehra (doğu Yemen) şehirlerindeki tüm askeri kampların kontrolünü teslim alma direktifi verdi. Gerektiğinde uzatılabilecek 90 günlük bir olağanüstü hal ilan etti. Tüm limanlara ve sınır kapılarına 72 saatlik hava, deniz ve kara ablukası uygulanması emrini verdi.

Güney Geçiş Konseyi'nin bu ayın başlarındaki eylemlerine yönelik toplumsal muhalefete dayanarak, Hadramut halkı bu önlemlerin silahlı tırmandırmayı durduracağı, sükuneti sağlayacağı, şehrin sakinlerinin Suudi Arabistan'ın himayesinde meşru hükümetle varılan uzlaşı formlarına göre kendi iç işlerini yönetmelerini sağlayacağı umuduyla memnuniyetle karşıladı. Kendi iç işlerini yönetme birçok yerel oluşumun ve genel kamuoyunun yıllardır talep ettiği bir husus.

Güney Geçiş Konseyi'ne karşı olan Hadramut Kabileleri İttifakı'nın sözcüsü Sabri bin Mehaşen, Independent Arabia’ya verdiği demeçte, Hadramut halkının, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'nın aldığı kararları memnuniyetle karşıladığını, çünkü bu kararların, Güney Geçiş Konseyi'nin bir ay önce kontrolü ele geçirmesinden bu yana bu barışçıl şehrin sakinlerinin uğradığı ciddi zararı hafiflettiğini söyledi.

Meşru hükümet ve Suudi Arabistan tarafından alınan önlemleri “sivil barış ve doğu bölgesinde ve genel olarak Yemen'de güvenlik ve kalkınmayı güçlendirme çabaları için bir zafer” olarak değerlendirdi.

Halk ve resmi destek

Meşru hükümetin kararlarından duyulan memnuniyet, meşru hükümetin ve Suudi Arabistan'ın taleplerinin karşılık bularak tansiyonun düşmesini ve anlaşmazlığın çözülmesini bekleyen halkla sınırlı kalmadı. Bunu, Hadramut'un Yemen ve komşuları için jeostratejik önemini kavrayan güçlü bir Suudi duruşuyla pekiştirilen resmi destek izledi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Hadramut şehrindeki yerel yönetim, tüm idari, siyasi, askeri, güvenlik, kabilesel ve sosyal bileşenleriyle, bugün Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'nın aldığı kararları memnuniyetle karşıladı. “Bu kararların, Konsey’in ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma konusundaki anayasal ve ulusal sorumluluklarına dayandığını” belirtti. Buna dayanarak, Hadramut yerel yönetimi, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı'nın, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'nın, BAE ile ortak savunma anlaşmasını iptal etme ve tüm güçlerinden Yemen topraklarından çekilmesini isteme kararına tam destek verdiğini vurguladı. “Ulusal egemenliği güçlendiren ve vatanın güvenliğini ve istikrarını korumaya katkıda bulunan bu kararında, siyasi liderliği desteklediğinin” altını çizdi.

Suudi Arabistan arabuluculuğuyla krizin başlangıcında üzerinde anlaşmaya varılan çözüm önerisi kapsamında beklenen askeri çözümlerle ilgili olarak, Hadramut Valisi Salim el-Hanbaşi başkanlığındaki yerel yönetim, “vatandaşların çıkarlarına hizmet edecek ve daha fazla kan dökülmesini önleyecek şekilde askeri sorumlulukların sorunsuz ve güvenli bir şekilde devredilmesini, askeri kampların ve hayati öneme sahip mevkilerin teslim edilmesini sağlamak için Vatan Kalkanı Kuvvetleri ile koordinasyon ve iş birliğine tamamen hazır olduklarını” yineledi.

Çözüm önerisi, Güney Geçiş Konseyi'nin Hadramut şehrine güneyli güçlerin konuşlandırılmasıyla ilgili olarak tekrar tekrar kullandığı bahaneleri ortadan kaldırıyor; zira yeni kurulan Vatan Kalkanı Kuvvetleri, meşru hükümete sadık ve çoğunlukla güney şehirlerinin evlatlarından oluşan bir askeri birlik.

Daha fazla kan dökülmesini önlemek ve iç çatışmayı engellemek için Vali, “Hadramut'un tüm onurlu vatandaşlarını, silahlı kuvvetleri ve güvenlik güçlerini meşru liderliğin etrafında toplanmaya ve bu egemen kararları uygulamak için birleşik bir ekip olarak çalışmaya, böylece Hadramut ve anavatanın güvenliğini korumaya” çağırdı. Ayrıca, “Suudi Arabistan tarafından temsil edilen Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu liderliğine, samimi ve kardeşçe tutumları, Yemen'in güvenliği ve istikrarını destekleme yönündeki sürekli çabaları, devletin yeniden kurulması ve tüm zorluklarla mücadele sürecindeki değerli himayeleri için” minnettarlığını dile getirdi.

Diyaloğu önceliklendirme ve sert çatışmalardan sakınma, meşru hükümet içinde genişleme, nüfuz temelli parçalanma ve bölünmeyle devletin temel yapısını tehdit eden ayrışmayı derinleştirmekten kaçınma yaklaşımını sürdüren Yemen hükümeti, Güney Geçiş Konseyi'nin Hadramut ve Mehra şehirlerinden derhal ve koşulsuz olarak çekilmesi çağrısını yineledi. Hükümet ayrıca, Konsey’den mevzilerini ve askeri kamplarını Vatan Kalkanı Güçleri’ne ve şehirlerdeki yerel makamlara devretmesini, geçiş aşaması için üzerinde anlaşmaya varılan çerçeveye uymasını ve vatandaşların güvenliğini tehdit eden ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayan tüm askeri veya gerilimi artırıcı eylemlere son vermesini istedi. Hükümet, “bu kritik aşamada iç cepheyi parçalamanın ve ulusal çabaları başka yöne çekmenin doğrudan terörist Husi milislerine hizmet ettiğini, darbelerinin ömrünü uzattığını, bu nedenle ulusal birliğin bugün ertelenemez bir askeri ve siyasi zorunluluk olduğunu” vurguladı.

Hadramut şehrinden Salim bin Brik başkanlığındaki hükümet, “Güney Geçiş Konseyi'nin tek taraflı askeri eylemlerinin ve resmi çerçeveler dışında silah ve güçlerin devreye sokulmasının, tehlikeli bir güvenlik ihlali, geçiş aşamasının ilkelerinin ve gerilimi azaltma çabalarının açık bir ihlali, vatandaşların güvenliğine ve devletin birliğine doğrudan tehdit ve ekonomik reformlara ciddi bir engel teşkil ettiğini” vurguladı.

Temsilciler Meclisi, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi ve Başkanı’nın olağanüstü hal ilanı da dahil olmak üzere aldığı önlemleri ve kararları, “devleti korumayı, güvenlik ve istikrarı sağlamayı amaçlayan yasal önlemler” olarak değerlendirerek “tam destek” verdiğini açıkladı.

Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı güçler, Hadramut Vadisi ve Mehra şehrindeki bölgelerin kontrolünü ele geçirdi. Bunun ardından Konsey, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetindeki bakanlara, eylemlerine destek vermeleri için baskı yaptı; bu da yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde geniş çaplı bir tepkiyle karşılandı.

Suudi Arabistan’ın vurgusu

Hem yerel hem de bölgesel düzeyde bu gelişmelerin önemi, Hadramut şehrinin tarihi ve ekonomik önemi, krizin başlangıcında komşu ülkedeki gerilimi kontrol altına almak için hemen harekete geçmenin önemini yansıtan bir ziyaretle, güvenlik ve askeri ekip gönderen Suudi Arabistan sınırındaki hassas konumu sebebiyle, Suudi Arabistan Kabinesi, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığındaki toplantısında, Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliğine yönelik herhangi bir ihlal veya tehditle mücadele etmek için gerekli adımları ve önlemleri almaktan çekinmeyeceğini yineledi. İki ülkenin birbirine bağlı kaderleri göz önüne alındığında, Kabine ayrıca Yemen'in güvenliğine, istikrarına ve egemenliğine olan bağlılığını ve Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı ve hükümetine tam desteğini vurguladı.

Diyaloğun önemini ve askeri eylemden kaçınmayı açıkça vurgulayan açıklamada, Suudi Arabistan'ın tutumu şu şekilde ifade edildi: “Krallık, aklın galip geleceğine, kardeşlik, iyi komşuluk ilkelerinin ve Körfez İşbirliği Konseyi devletlerini birbirine bağlayan yakın ilişkilerin yanı sıra Yemen'in çıkarlarının da korunacağına, BAE'nin Yemen Cumhuriyeti'nin BAE güçlerinin çekilmesi talebine 24 saat içinde uyacağına, Güney Geçiş Konseyi'ne ve Yemen içindeki diğer tüm taraflara askeri ve mali desteği keseceğine, BAE'nin, Suudi Arabistan'ın güçlendirmek istediği iki ülke arasındaki ikili ilişkileri korumak ve bölge ülkelerinin refahını, kalkınmasını ve istikrarını artıracak her şey için birlikte çalışmak üzere gerekli adımları atacağına dair umudunu dile getirmektedir.”

Meşru hükümet ve destekçisi Riyad ile artan gerilimin gölgesinde, Güney Geçiş Konseyi, cuma günü yayınlanan kısa bir açıklamayla, operasyonlarını “halkın taleplerine yanıt olarak” gerekçelendirdi ve terörizmle mücadele etmeyi, Husi ikmal hatlarını kesmeyi ve güney vatandaşlarının kaynaklarını korumayı amaçladığını belirtti. Konsey Başkanı Riyad ile koordinasyona açık olduğunu teyit etti ama “güney halkının iradesinin müzakere edilemez olduğunu” vurguladı. Aynı askeri mantıkla muamele görme işaretleri karşısında, güçlerinin hedef alınmasının “ortaklığa hizmet etmeyeceği” konusunda uyardı.

Güney Geçiş Konseyi, BAE'nin desteğiyle Güney Yemen “devletini yeniden kurma” projesini benimseyen bir Yemenli siyasi oluşum. Başkanlık organı, liderleri ile eski Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi arasında yaşanan sert anlaşmazlıkların ardından 11 Mayıs 2017'de kuruldu. Üyeleri arasında ülkenin güneyinden, coğrafi olarak geçmişte “Yemen Halk Demokratik Cumhuriyeti” olarak bilinen bölgeyi temsil eden birçok isim yer alıyor. Başında da daha sonra Husi karşıtı bir koalisyon olan Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'ne üye olarak atanan Ayderus ez-Zübeydi bulunuyor.


Abdullah bin Zayid ve Marco Rubio, Yemen'deki gelişmeleri ve Gazze'deki durumu görüştüler

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)
TT

Abdullah bin Zayid ve Marco Rubio, Yemen'deki gelişmeleri ve Gazze'deki durumu görüştüler

Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (WAM)

Birleşik Arap Emirlikleri Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı telefon görüşmesinde iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Şarku’l Avsat’ın WAM’dan aktardığına göre iki taraf Gazze Şeridi'ndeki durum ve Yemen'deki son gelişmeler de dahil olmak üzere karşılıklı ilgi alanlarına giren bir dizi konuyu görüştü.

Görüşme sırasında Şeyh Abdullah bin Zayid, BAE'nin bölgede kalıcı bir barış inşa etme ve halkın çıkarlarına hizmet edecek şekilde güvenlik ve istikrarı pekiştirme çabalarını desteklemek için Amerika Birleşik Devletleri ve ortaklarıyla birlikte çalışma taahhüdünü teyit etti.