Biden, Trump dönemindeki "Meksika'da Kal" politikasını yeniden uygulamaya hazırlanıyor
AA
Washington/AA
TT
TT
Biden, Trump dönemindeki "Meksika'da Kal" politikasını yeniden uygulamaya hazırlanıyor
AA
ABD'de Başkan Joe Biden yönetimi, Meksika sınırındaki yasa dışı göçmenler için önceki Başkan Donald Trump'ın getirdiği ve Biden'ın kaldırdığı "Meksika'da Kal" politikasını gelecek ay yeniden uygulamaya hazırlanıyor.
Biden'ın göreve başladığı 21 Ocak'ta imzaladığı ilk kararname ile yürürlükten kaldırdığı "Meksika'da Kal" politikası yeniden gündemde.
Teksas ve Missouri'de açılan ve Biden'ın bu politikayı kaldırmak konusunda "çok aceleci" davrandığının savunulduğu davaların kazanılmasının ardından Biden yönetimi mahkemelere bir not gönderdi.
Söz konusu notta, Trump döneminde uygulamaya konulan ve düzensiz göçmenlerin Meksika’ya sınır dışı edilmesine neden olan düzenlemenin"Meksika'da Kal" politikasının kasım ayında yeniden uygulanacağı ve Meksika hükümeti ile görüşmelerin sürdüğü kaydedildi.
Biden, "Meksika’da Kal" isimli düzenlemeyi yürürlükten kaldırma sözü vermişti
Orta Amerika ülkelerinden yola çıkan çok sayıda göçmen, Guatemala ve Meksika üzerinden ABD'ye ulaşmaya çalışıyor.
Eski Başkan Trump, 2017'de göreve geldikten sonra Orta ve Güney Amerika'dan gelen göçmenleri Meksika sınırında bekletme kararı almıştı.
ABD ve Meksika hükümetleri arasında 29 Ocak 2019'da varılan, "Meksika'da Kal Programı" olarak da bilinen Göçmen Koruma Protokolü mutabakatı kapsamında ise bu ülke üzerinden ABD'ye göç başvurusunda bulunan üçüncü ülke vatandaşlarının, başvuru işlemleri sonuçlanana kadar sınır kenti Tijuana'da ikamet etmesi öngörülmüştü.
ABD Başkanı Joe Biden, adaylığı döneminde seçildiği takdirde "Meksika’da Kal" ismiyle anılan düzenlemenin yürürlükten kaldırılacağı sözünü vermişti. Ancak Biden, seçildikten sonra düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesi yönünde talimat vererek, "insani bir sığınma sistemi" tasarlama vaadiyle uygulamanın devamına karar vermişti.
Düzenleme nedeniyle ülkeye sığınma talebinde bulunan düzensiz göçmen sayılarında büyük oranda düşüş sağlanmasına rağmen, program ciddi eleştirilerin hedefi olmuştu.
ABD'den sınır dışı edilen düzensiz göçmenlerin, Meksika'nın ABD sınırında uyuşturucu kartellerinin faaliyet gösterdiği tehlikeli bölgelerde toplandığı rapor edilmişti.
ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5234891-abd-istihbarat%C4%B1-maduro%E2%80%99nun-sa%C4%9F-kolundan-%C5%9F%C3%BCpheli-i%CC%87%C5%9Fbirli%C4%9Fi-s%C3%BCrecek-mi
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
ABD istihbaratı, Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez'in Washington'la işbirliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinden emin değil.
Beyaz Saray, Rodriguez yönetiminin İran, Çin ve Rusya gibi yakın müttefikleriyle bağlarını koparmasını, bu ülkelerin diplomat ve danışmanlarını sınır dışı etmesini istiyor.
Rodriguez'in 5 Ocak'taki yemin törenine bu ülkelerden temsilciler de katılmıştı. Nicolas Maduro'nun devrilmesiyle Venezuela'nın başına geçici olarak getirilen lider, ABD'nin rakibi olan müttefikleriyle yollarını ayıracağına dair henüz bir açıklama yapmadı.
İran, Venezuela'nın petrol rafinerilerini onarmasına yardım ederken, Çin ise ülkeye verdiği borcun geri ödemesini petrol satışlarıyla alıyordu. Rusya da Venezuela ordusuna füzeler de dahil birçok silah tedarik etti.
Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.
Ülkedeki petrol endüstrisiyle yakın bağlantılara sahip Rodriguez, siyasi mahkumları ABD'ye iade etme ve Washington'a 30 milyon ila 50 milyon varil petrol gönderme gibi kararlarla Beyaz Saray'ın taleplerini karşılamıştı.
Diğer yandan pazar günü ülkenin doğusundaki Anzoategui'deki petrol işçilerine seslenen Rodriguez şu ifadeleri kullanmıştı:
Washington'ın Venezuela'daki siyasetçilere talimat vermesine son verilsin! Farklılıklarımızı ve iç gerilimlerimizi Venezuelalılar çözer. Dış müdahaleye son!
Kaynaklara göre Donald Trump yönetimi Rodriguez'in yerine şimdilik başka bir isim görmüyor. Ancak Washington yönetiminin, muhtemel bir yönetim değişikliğine karşı hazırlıklı olmak için Venezuela'daki üst düzey askeri ve güvenlik yetkilileriyle temas kurmaya başladığı aktarılıyor.
Diğer yandan Maduro'nun ardından iktidara gelmesi beklenen Venezuelalı aktivist María Corina Machado'nun Trump yönetimi tarafından desteklenmemesi de gündem olmuştu.
Reuters'a konuşan kaynaklardan biri, Maduro yönetimine karşı muhalif tutumuyla tanınan Machado'nun Beyaz Saray'da uzun vadede ülkeyi yönetebilecek bir lider olarak görüldüğüne dikkat çekiyor.
CNN'in analizindeyse Trump'ın Karakas yönetimine baskı politikasını sürdürdüğü, CIA'in ülkedeki Amerikan varlığını kalıcı hale getirmek için çalışmalara başladığı belirtiliyor.
Kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen kaynaklar, ABD'nin ülkede büyükelçilik açmadan önce CIA aracılığıyla faaliyet göstereceğini söylüyor. Bu sayede Venezuela hükümetindeki farklı kanatlarla, muhalefet figürleriyle ve tehdit oluşturabilecek üçüncü taraflarla "gayri resmi temaslar" kurulacağını ifade ediyor.
Maduro rejiminin devrilmesinde de önemli rol oynayan CIA'in, Washington'ın İran, Rusya ve Çin'le ilgili endişelerini Karakas yönetimine aktaracağı belirtiliyor.
Kaynaklardan biri, istihbarat kurumunun faaliyetlerinin ABD'nin ülkedeki etkisini artırmayı hedeflediğini söyleyerek, "Bayrağı devlet diker, gerçek etkiyiyse CIA oluşturur" diyor.
Independent Türkçe, Reuters, CNN
Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5234887-keir-starmer-casusluk-riski-nedeniyle-%C3%A7ine-tek-kullan%C4%B1ml%C4%B1k-telefonla-gidecek
Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer ve ekibi, bu haftaki Çin gezisinde casusluğa maruz kalmamak için Pekin'e "tek kullanımlık" telefonlar ve dizüstü bilgisayarlarla gidecek.
Birleşik Krallık (BK) Başbakanı, Çin-Britanya ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla 5 günlük ziyaret için ülkeden ayrılırken, iş dünyası liderleri de ona eşlik ediyor.
Sör Keir ayrılmadan önce bakanlara, BK'nin son yıllarda "Çin'le ilişkilerinde altın çağdan buzul çağına geçtiğini" söyleyerek hükümetinin "stratejik ve tutarlı bir strateji" izleyeceğini iddia etti.
Öte yandan Theresa May'in 2018'deki ziyaretinden bu yana bir Britanya başbakanının ülkeye yaptığı ilk ziyaret olan bu gezi, güvenlik riskleriyle ilgili endişelere de yol açtı.
The Times'a göre başbakan ve ekibi, tüm hükümet ekipmanlarını BK'de bırakarak bu tür riskleri azaltmaya çalışacak.
Bunun yerine ev sahiplerinin casusluk faaliyetlerine maruz kalmalarını önlemek için yanlarına tek kullanımlık telefonlar ve dizüstü bilgisayarlar alacaklar. Diğer yetkililere de kişisel cihazlarını getirmemeleri söylendi.
Başbakanın resmi sözcüsü seyahat öncesinde gazetecilere, telefonunun Çinliler tarafından dinlenmediğinden Sör Keir'ın emin olduğunu ve 10 Numara'nın (BK Başbakanlık Konutu ve Ofisi -ed.n.) "sağlam iletişim güvenlik önlemleri aldığını" açıkladı.
Bu önlemler, bildirildiği üzere dönemin BK Başbakanı Gordon Brown'ın bir yardımcısının, 2008'de Çin'e yaptığı gezide "seks tuzağı" olduğundan şüphelenilen bir operasyonun kurbanı olması sonucu telefonunun çalınmasından sonra alındı.
Sör Keir ayrılmadan önceki kabine toplantısında, ziyarette "önemli iş fırsatları"nın masada olduğunu söylemiş ancak BK'nin ulusal güvenliğinin korunmasının "tartışmaya kapalı" kalacağını vurgulamıştı.
Bu geziye çıkma kararını savunur nitelikte konuşan başbakan, BK'nin Çin'le ilişki kurmayarak "fırsatları kaçırdığını" dile getirmişti.
Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Çin'i üç kez ziyaret ettiğini, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın da yakında ziyaret edeceğini belirtmişti.
Londra'da yeni bir Çin büyükelçiliğinin onaylanmasının ardından gerçekleşen gezide Sör Keir, Çin'in casusluk faaliyetleri de dahil birkaç zorlu konuyu Çin lideri Şi Cinping'le görüşmesinde gündeme getirmesi yönünde ülkesinden baskı görecek.
Başbakan ayrıca Uygur azınlığın maruz kaldığı muamele ve Hong Konglu bir demokrasi savunucusu olan Britanya vatandaşı Jimmy Lai'nin tutukluluğu konusunu gündeme getirmesi için çağrılarla karşı karşıya.
78 yaşındaki Lai, Hong Kong'un yeni ulusal güvenlik yasası uyarınca 2020'de gözaltına alındığından bu yana, büyük bir kısmı tek kişilik hücrede olmak üzere 5 yıldan uzun süredir hapiste.
BK Dışişleri Bakanı Yvette Cooper geçen ay isyan ve komplo suçlamalarından hüküm giyen Lai'nin "derhal serbest bırakılmasını" talep etmiş, Çin büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmıştı.
Independent Türkçe
Trump’tan İran’a Sert Uyarı: bir sonraki saldırı çok daha şiddetli olacakhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5234882-trump%E2%80%99tan-i%CC%87ran%E2%80%99-sert-uyar%C4%B1-bir-sonraki-sald%C4%B1r%C4%B1-%C3%A7ok-daha-%C5%9Fiddetli-olacak
Trump’tan İran’a Sert Uyarı: bir sonraki saldırı çok daha şiddetli olacak
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı bir anlaşma yapmaya çağırarak, aksi takdirde bir sonraki saldırının çok daha sert olacağını söyledi. Trump, İran’a askeri müdahaleden kaçınmak için zamanın daraldığını vurguladı.
Trump, “İran’a doğru hareket eden devasa filo görevine hazır ve gerekli olursa hızlı ve güçlü bir şekilde harekete geçebilir” dedi. Başkan, geçen Haziran’da ABD’nin de katıldığı 12 günlük İran-İsrail çatışmasının ardından yeni bir saldırı ihtimalini dışlamadı.
Bu uyarı, İran’da geniş çaplı protestoların başlamasının üzerinden bir ay geçtikten sonra geldi. Protestolar, bölgesel düzeyde ABD’nin askeri müdahale olasılığı konusundaki endişeleri artırdı.
Sosyal medya platformu Truth Social’da yazdığı mesajda İran’ı müzakere masasına hızla oturmaya çağıran Trump, adil, nükleer silahlardan arındırılmış bir anlaşma yapılmazsa gecikmenin ağır sonuçlar doğuracağını belirtti.
A massive Armada is heading to Iran. It is moving quickly, with great power, enthusiasm, and purpose. It is a larger fleet, headed by the great Aircraft Carrier Abraham Lincoln, than that sent to Venezuela. Like with Venezuela, it is, ready, willing, and able to rapidly fulfill…
— Commentary: Trump Truth Social Posts On X (@TrumpTruthOnX) January 28, 2026
ABD Merkez Komutanlığı ise USS Abraham Lincoln liderliğindeki bir saldırı grubunun operasyon sahasına ulaştığını duyurdu. Bu hamle, doğrudan bir caydırıcılık mesajı olarak değerlendirildi.
Almanya Başbakanı’ndan İran yorumu
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Berlin’de düzenlenen basın toplantısında, İran rejiminin “yalnızca şiddet ve terör yoluyla ayakta kalabildiğini” söyledi. Merz, İran rejiminin günlerinin sayılı olduğunu belirterek, “Bu mesele haftalarla ölçülebilir” dedi.
İran’dan tepkiler
İran, tehdit altında müzakere etmeyi reddettiğini ve diplomasinin askeri baskıyla yürütülemeyeceğini duyurdu.
İranlı yetkililer, ABD’nin herhangi bir saldırısını savaş ilanı olarak nitelendirdi ve buna anında ve kapsamlı yanıt verileceğini belirtti.
الضربة المحدودة وهم. أي عمل عسكري من قبل #أمريكا، من أي مصدر وفي أي مستوى، يُعتبر #بداية_الحرب، وسيكون الرد عليه فورياً، #شاملاً وغير مسبوق، حيث سيستهدف المعتدي وقلب #تل_أبيب وكل من يدعم المعتدي.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı, silahlı kuvvetlerin tam hazırlıkta olduğunu ve herhangi bir saldırıya kara, hava veya denizden güçlü şekilde yanıt vereceklerini söyledi.
Arakçı, İran’ın adil ve eşitlik temelli bir nükleer anlaşmaya açık olduğunu, nükleer silah peşinde olmadığını vurguladı.
Ayrıca, son dönemde ABD ile doğrudan bir temasın gerçekleşmediğini ve müzakerelerin ancak karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde yürütülebileceğini belirtti.
İran, aynı zamanda Büyükelçiliği aracılığıyla Birleşmiş Milletler’de, “Saygı ve karşılıklı menfaatler temelinde diyaloga hazır olduklarını, ancak zorlanırlarsa tarihî bir karşılık vereceklerini” duyurdu.
Askeri hazırlık ve caydırıcılık
İran Genelkurmay ve Devrim Muhafızları komutanları, ülkenin savunma kapasitesinin güçlendiğini ve herhangi bir saldırının yüksek maliyetli olacağını vurguladı.
Hava, kara ve deniz kuvvetleri dahil tüm silahlı kuvvetler tam hazır durumda ve muhtemel bir saldırıya karşı stratejik planlara sahip.
Devrim Muhafızları, özellikle füze ve insansız hava araçları kapasitesinin artırıldığını, yerli teknolojilerle bağımsızlığın sağlandığını ve saldırıya karşı yüksek caydırıcılık oluşturulduğunu belirtti.
ABD ordusuna ait SH-60 Sea Hawk tipi bir helikopter, 8 Ocak’ta Hint ve Pasifik okyanuslarında Yedinci Filo’nun rutin faaliyetleri sırasında “Abraham Lincoln” uçak gemisi eşliğinde uçuş yaparken görülüyor. (ABD Ordusu)
Deniz kuvvetleri, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’nde üsler ve tünel ağları ile yüzey ve alt deniz kontrolüne sahip olduğunu açıkladı.
Komutanlar, ABD ve İsrail’in olası bir saldırısının ciddi kayıplara yol açacağını ve karşı tarafın buna göre hesap yapacağını ifade etti.
Protestolar ve insan hakları durumu
İran’daki protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı en az 6 bin 221, gözaltına alınan kişi sayısı ise 42 bin 300’ü geçti. Ölenler arasında 5 bin 858 gösterici, 214 güvenlik görevlisi ve 100 çocuk bulunuyor.
Hükûmet ise daha düşük bir rakam olan 3 bin 117 ölü açıkladı; bunlardan 2 bin 427’si sivil ve güvenlik güçlerinden oluşuyor, kalanlar ise “terörist” olarak nitelendirildi.
Tahran’ın kuzeydoğusundaki Sarsabz bölgesinde toplanan göstericiler ve yükselen alevler. (Telegram)
Protestolar, 28 Aralık’ta İran para birimi riyalın çökmesi ile başladı ve kısa sürede ülke genelinde yayıldı. Hükûmet, interneti keserek bilgi akışını büyük ölçüde kısıtladı. Resmî medya, protestocuları “terörist” olarak nitelendirirken, halk arasında çatışma görüntüleri ve ateşli müdahaleler büyük tepki topladı.
İran’da casusluk ve idam kararları
İran, İsrail adına casusluk yapmakla suçlanan Hamid Reza Sabet’in idamını gerçekleştirdi; bu, Haziran savaşından bu yana 13. casusluk idamı oldu. İnsan hakları örgütleri, protestolar nedeniyle tutuklananların idam edilme riski konusunda uyarılarda bulundu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة