ABD Şam ile normalleşmeyecek… Normalleşmek isteyenleri de engellemeyecek

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
TT

ABD Şam ile normalleşmeyecek… Normalleşmek isteyenleri de engellemeyecek

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in önceki gün Suriye'ye ilişkin yaptığı açıklama, ABD’nin bu konudaki en net tavrı kabul ediliyor. Zira bu açıklamada Blinken’in değindiği ve değinmediği hususlar -ki muhtemelen en önemlisi de değinmediği hususlardır- ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Suriye meselesindeki tavrını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
Blinken ne dedi? Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) mevkidaşı Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile ortak basın toplantısı düzenleyen Blinken, Washington’ın önceliklerini şöyle sıraladı: “(Suriye konusunda) Birinci önceliğimiz insani yardımları ulaştırma kapsamını genişletmek. Doğrusu Suriye’nin kuzeybatısındaki merkezi koridoru yenileyerek bir miktar başarı elde ettik. İkinci önceliğimiz DEAŞ ve El Kaide karşıtı koalisyonla Suriye’deki operasyonu sürdürmek. Üçüncü önceliğimiz, insan haklarını güçlendirme ve hedeflenen yaptırımları uygulama yoluyla kitlesel imha silahlarını yasaklama gibi temel uluslararası kriterleri koruma ve Esed rejimini sorumlu tutma talebine bağlı kalmayı sürdürmek. Dördüncü hedefimiz, Suriye’deki ateşkes anlaşmalarını korumak. Ek görev ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu bir şekilde Suriye ihtilafına daha geniş bir siyasi çözüm getirme yolunda devam etmek.”
Blinken’in değindiği başlıklar ile sahadaki gelişmeler arasında büyük bir uçurum var. Suriye’ye ‘sınır ötesi’ insani yardımlarla ilgili kararın Temmuz’da uzatıldığı doğru fakat ABD ve Rusya’nın Cenevre’de düzenlediği son toplantıda, Moskova’nın gelecek yılbaşında söz konusu kararın 6 ay daha uzatılmasını şarta bağladığı ortaya çıktı. Buna göre Moskova, kararın uzatılmasını, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in yayınlayacağı rapora, Suriye’deki altyapının inşasıyla ilgili “erken toparlanma” dosyasında ilerleme kaydedilmesine ve yardımların komşu ülkeler üzerinden değil Şam üzerinden ulaştırılması noktasında Rusya’yı memnun etme şartına bağladı.
Suriye’deki ‘ateşkesleri koruma’ meselesinde de söz ve fiiller arasında uçurum var. Temas hatlarının 18 aydır değişmediği doğru fakat hem Rusya’nın Suriye’nin kuzeyinde hem İsrail’in ülke genelindeki hava saldırıları, çatışmaları ve provokasyonları sürüyor. Blinken’in bu açıklamayı, İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in Moskova ziyareti hazırlıklarını tamamlamak amacıyla geçtiğimiz haftalarda Rusya’yı ziyaret eden İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile yan yana durduğu sırada yapması dikkat çekti. Nitekim Lapid söz konusu ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den “Rus ordusuna zarar vermeden Suriye’de İran’a göz açtırmamak” için güvence almaya çalıştı.
Blinken’in ateşkes vurgusu, Suriye’nin kuzeybatısında çatışmalar, bombardımanlar ve drone saldırılarının sürdüğü bir dönemde geldi. ABD’nin Türkiye’yi yaptırım uygulamakla tehdit etmesi, Türkiye’nin 2019’da Tel Abyad ve Rasulayn arasında ilerlemesinin ardından Ankara’ya uygulanan yaptırımların uzatılması için Biden’ın geçtiğimiz günlerde kararname yayınlaması ve ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin yol açtığı soru işaretleri nedeniyle Biden yönetiminin Fırat’ın doğusundaki müttefiklerine ABD askerlerini Suriye’den çekmeyeceğine dair güvenceler vermesi, Türkiye’nin şu ana kadar Suriye’de kapsamlı bir askeri operasyon başlatmasını engellediği doğru fakat Fırat’ın doğusunda sahadaki işaretler ve Ankara’daki siyasi kulislerde konuşulanlar, ABD ve Türkiye’nin Ekim 2019’da ilan ettiği ateşkesi tehdit ediyor.
Buna ek olarak, ABD’nin ‘kapsamlı siyasi süreci ileriye taşıma’ vurgusu açıklamaların ötesine geçmiyor. Zira ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in göreve geldiği günden bu yana BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile Roma, New York ve Washington’da yaptığı birer görüşmenin dışında Pedersen ile bir araya gelmeyerek sanki Suriye meselesinin bir önemi olmadığını söylemek istiyor. Bu nedenle Blinken’in, açıklamasında, 18 Ekim Pazartesi günü Cenevre’de düzenlenecek Suriye Anayasa Komitesi toplantısına değinmemesi sürpriz olmadı. Zira anayasal ilkelerin yazımına başlamak için ilk kez BM Temsilcisi’nin huzurunda hükümet ve muhalefet heyetleri arasında periyodik toplantılar yapılacak.
Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımları atmasını ABD’nin nasıl karşıladığının açıklamasını yapması beklenen Blinken bunun yerine şu açıklamayı yaptı: “Yapmadığımız ve yapma niyetinde olmadığımız şey; zorunlu ve hayati olduğunu düşündüğümüz siyasi çözüme doğru geri dönüşü olmayan bir ilerleme sağlanana kadar Esed’e itibarını iade etme, ilişkileri normalleştirme, Suriye’nin üzerinden tek bir yaptırımı dahi kaldırma veya Suriye’nin yeniden imarına karşı muhalif tavrımızı değiştirme çabalarını destekleyici herhangi bir ifade kullanmaktır.”
Blinken bu açıklamayı özellikle BAE’li mevkidaşının yanında yapması dikkat çekti. Bu açıklama aynı zamanda ABD’yi ziyaret eden Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın Biden ile görüşmesinin ardından geldi. Amman ve Abu Dabi’nin Şam ile yakınlaşmayı daha çok istediklerinde şüphe yok. Bu nedenle Blinken’in tavrında yeni olan şey, Suriye ile ilgili dile getirdiği pozisyonun ABD’ye has olduğu ve bölgedeki müttefikleri tarafından uygulama şartının bulunmamasıdır. Yani şu an Washington’daki yönetim, Trump yönetiminin aksine bu konudaki pozisyonunu ve ilkelerini ilan edecek fakat müttefiklerini buna ikna etmek için bir diplomatik ve siyasi kampanya yürütmeyecek, kendi pozisyonunun dışına çıkanları da cezalandırmayacak, Suriye meselesinde müttefikleri arasında ve uluslararası arenada ortak pozisyon belirlemek için çalışmayacak. Tıpkı şu anda siyasi normalleşme yolunda atılan adımlar ve Şam’ın Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile İnterpol’e geri dönmesi gibi.
Bu tavrın birçok sebebi var. Bunlardan biri ABD’nin Ortadoğu’nun genelinden çekilmesi ve Biden’ın Suriye politikasının ABD kurumları içinde karşılaştığı direncin boyutudur. Bununla ilgili birçok örnek bulunuyor. ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi’nin iki üyesi Arap ülkelerinin Şam ile normalleşmesine karşı çıkarak Biden yönetiminden bunu engellemesini talep etti. Aynı şekilde Komite’nin önde gelen üyeleri Arap ülkeleriyle iletişime geçerek, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşması nedeniyle normalleşme noktasında acele etmemeleri için uyardı. Nitekim bu seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin öne geçmesi beklentileri var. Ayrıca Ürdün sınırında faaliyet gösteren Suriye’deki uyuşturucu şebekelerin üzerine ‘kapsamlı bir savaş’ açılması amacıyla ABD’de bir yasa tasarısının sunulması bekleniyor. Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Amman ve Kahire’ye “Arap doğalgazını” Suriye topraklarından geçirmelerine izin veren ve bu adımın Ceaser Yasası yaptırımlarına takılmayacağını kayıt altına alan resmi bir yazılı belge vermesinde zorluklarla karşılaşması sürpriz olmayacak.



Lübnan: Avn'ın müzakere pozisyonlarına geniş destek

Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan: Avn'ın müzakere pozisyonlarına geniş destek

Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avnn, Riachi'yi Geagea'dan gelen bir elçi olarak kabul etti (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile müzakerelere ilişkin tutumu ve Hizbullah’ı dış çıkarlar uğruna Lübnan’ı savaşa sürüklemekle suçlayan açıklamalarının ardından içeriden geniş bir destek gördü.

Milletvekili Melhem Riachi, Lübnan Güçleri Partisi lideri Semir Caca’nın desteğini aktararak, cumhurbaşkanlığının yaklaşımıyla tam uyum içinde olduklarını belirtti ve “Sayın Cumhurbaşkanı’nın attığı adımlara ve yürüttüğü çalışmalara tam destek veriyoruz” dedi.

Kataib Partisi ise Avn’ın tutumunun, Lübnanlıların Hizbullah’ın hâkimiyetine karşı duruşunu yansıttığını ifade etti. Parti, ateşkesin sağlanması, İsrail’in çekilmesi ve istikrarın yeniden tesis edilmesi için Arap ve uluslararası destekli müzakere sürecinin önemine dikkat çekti.

Bu gelişmeler, İsrail’in Hizbullah’ın yeni insansız hava araçlarından (İHA) duyduğu endişenin arttığı bir dönemde yaşandı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, füze ve İHA tehditlerine karşı uyarıda bulunarak, bu tehditlerle askeri ve teknolojik yöntemlerin birlikte kullanılmasıyla mücadele edilmesi çağrısında bulundu.

Öte yandan İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri operasyonları sürerken, İsrail ordusu dün akşam Kantara bölgesinde “Hizbullah’a ait” olduğunu öne sürdüğü bir tünele yönelik büyük bir saldırı gerçekleştirdi. Patlamanın, bölgede şiddetli sarsıntılara yol açtığı bildirildi.


Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
TT

Şarku’l Avsat, Gazze ile ilgili yeni önerinin ayrıntılarına ulaştı: Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 madde

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’nda su temin etmeye çalışan Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat, Gazze Barış Kurulu temsilcileri tarafından hazırlanan öneriye ilişkin ayrıntılara ulaştı. Söz konusu temsilciler arasında Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile Mısır, Katar ve Türkiye’den arabulucuların yanı sıra ABD de yer alıyor. Öneri, özellikle Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına odaklanıyor.

‘Yol haritası’ başlığını taşıyan belge, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde kapsamlı barış planının uygulanmasını tamamlamayı amaçlıyor. Belgede, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesine yönelik 15 madde yer alıyor.

Hamas’tan üst düzey bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu önerinin İsrail’e de iletildiğini belirtti. Kaynak, tüm tarafların teklif hakkındaki yanıtlarının ele alınacağı toplantıların bugün Kahire’de başlayabileceğini ifade etti.

Kaynak, Hamas’ın konuya ilişkin iç istişareler yürüttüğünü söyledi, ancak sunacakları nihai tutuma dair ayrıntı vermekten kaçındı.

Diğer kaynaklar, Mladenov’un dün Mısır’a geçmeden önce İsrail’i ziyaret ederek sunulan belgeye ilişkin İsrail’in tutumu hakkında görüşmeler yapacağını bildirmişti.

Belgede, ‘Uygulamanın Doğrulanması’ adı verilen bir komitenin kurulması öngörülüyor. Söz konusu komitenin, Mladenov tarafından oluşturulacağı; garantör ülkeler, uluslararası istikrar gücü ve Barış Kurulu temsilcilerinden oluşacağı belirtiliyor. Komitenin, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamakla görevli olacağı ve güçlendirilmiş bir izleme mekanizmasıyla destekleneceği ifade ediliyor.

sdfvfr
Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov (Reuters)

Belgenin ilk maddesinde ise tüm tarafların Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararını ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan kapsamlı planı eksiksiz uygulamasının önemi vurgulanıyor. Bu iki unsurun, uluslararası düzeyde mutabık kalınmış bir çerçeve oluşturduğu ve sürecin yürütülmesinde rehber alınacağı kaydediliyor. Ayrıca bunun; sivil yaşamın yeniden tesisi, Filistin yönetiminin güçlendirilmesi, yeniden imar, güvenlik ve ekonomik toparlanmanın sağlanması ile kendi kaderini tayin hakkı ve Filistin devletine giden güvenilir bir sürecin oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belge, Hamas ve diğer Filistinli gruplar tarafından kısa süre önce dile getirilen taleplerin karşılanmasını öngörüyor. Buna göre İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasından kalan tüm yükümlülükleri eksiksiz ve gecikmeksizin yerine getirmesi şart koşuluyor. Bu sürecin, ikinci aşamaya geçilmeden önce Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından denetleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, ikinci aşamanın herhangi bir maddesine geçiş, bir önceki aşamaya ilişkin tüm yükümlülüklerin tamamlanmasına bağlı olacak. Bu süreç, komitenin gözetim ve denetimi altında yürütülecek.

Belge ayrıca, Barış Kurulu’na Gazze Şeridi’nin yönetimi, yeniden inşası ve kalkınmasının denetlenmesi için yetki verilmesini öngörüyor. Bu yetkinin, reformdan geçirilmiş bir Filistin yönetiminin sorumlulukları devralmasına kadar geçerli olacağı ve Filistin devletinin kendi kaderini tayin sürecine giden güvenilir bir yolun oluşturulmasına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Belgede, Barış Kurulu’nun ayrıca, uluslararası istikrar gücünün kurulması ve planın hedeflerinin hayata geçirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olacağı kaydediliyor.

Belge, Hamas veya diğer Filistinli grupların Gazze Şeridi’nin yönetiminde doğrudan ya da dolaylı herhangi bir rol üstlenmeyeceğini açıkça vurguluyor. Buna karşılık, sivil bakanlıklarda görev yapan mevcut çalışanların (Hamas kadroları) yasal ve adil biçimde ele alınacağı, tüm haklarına saygı gösterileceği belirtiliyor.

Belge, Gazze Şeridi’nin ‘tek otorite, tek yasa ve tek silah’ ilkesi doğrultusunda yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu kapsamda, silah bulundurmanın yalnızca Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından yetkilendirilen kişilerle sınırlı olacağı, tüm silahlı grupların ise askeri faaliyetlerini durduracağı ifade ediliyor.

Ayrıca, yeni eğitilmiş polis unsurlarının mevcut polis teşkilatına entegre edileceği ve tamamının güvenlik taramasından geçirileceği belirtiliyor. Gerekli kriterleri karşılamayanlara silahsız alternatif görevler veya tazminat paketleri sunulacağı, polis envanterindeki tüm silahların ise komitenin Gazze’ye girişinin ardından onun kontrolüne devredileceği kaydediliyor.

fdv
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, İsrail füzesinin isabet ettiği bir aracı inceliyor. (DPA)

Belgede, silahların sınırlandırılması konusunun kademeli ve aşamalı bir süreçle ele alınacağı belirtiliyor. Bu sürecin, üzerinde mutabık kalınan uygulama takvimine uygun şekilde yürütüleceği; Barış Kurulu ile Uygulamanın Doğrulanması Komitesi tarafından izlenip destekleneceği ifade ediliyor.

Belgede, söz konusu sürecin Filistin liderliğinde yürütüleceği ve silahların Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredileceği kaydediliyor. Tüm silahlı grupların altyapının kayıt altına alınması ve silahların toplanması sürecine katılacağı, ancak silahların İsrail’e teslim edilmesinin şart koşulmadığı vurgulanıyor. Sürecin, ilgili komite tarafından denetleneceği ve izleneceği belirtiliyor.

Belgeye göre, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi; silahların kaydı, ruhsatlandırılması, iptali ve ruhsatsız silahların toplanması konusunda tek yetkili merci olacak. Bu düzenlemelerin ağırlıklı olarak bireysel silahları kapsadığı ifade ediliyor.

Ayrıca, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kademeli bir süreç içinde geri satın alma programları, yeniden entegrasyon ve sosyal destek mekanizmalarını devreye alacağı; Filistinli grupların da bu süreçte komiteyle iş birliği yapmasının beklendiği belirtiliyor.

Belgede, silahlı unsurların kişisel silahlarını teslim etmesinin, milis güçlere ait silahların teslimiyle eş zamanlı gerçekleşeceği kaydediliyor. Bunun, uygun güvenlik koşullarının sağlanması ve polisin bireysel güvenliği teminat altına alabilecek kapasiteye ulaşmasıyla mümkün olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, iç çatışma ve şiddeti önlemek amacıyla bir ‘toplumsal barış anlaşması’ imzalanacak. Bu kapsamda güç gösterileri, askeri geçit törenleri ve silahlı gösteriler yasaklanacak, ayrıca her türlü misilleme eyleminin önüne geçilecek.

Uluslararası istikrar gücünün rolüne ilişkin olarak belge, bu gücün İsrail kontrolündeki bölgeler ile Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kontrolündeki alanlar arasında konuşlandırılacağını belirtiyor. Söz konusu gücün polislik faaliyetlerinde bulunmayacağı, ancak silahların sınırlandırılması sürecine, insani operasyonlara destek verebileceği ve bu faaliyetlerin korunmasını sağlayabileceği ifade ediliyor.

Belgede ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi sınırlarına doğru aşamalı olarak çekilmesinin öngörüldüğü, bunun ise üzerinde mutabakata varılacak ve uygulanabilir bir takvime bağlanacağı kaydediliyor. Bu çekilmenin, silahların sınırlandırılması sürecinde kaydedilen ve doğrulanan ilerlemeye bağlı olacağı vurgulanıyor.

Belgeye göre, silahların sınırlandırıldığı bölgelerde meydana gelebilecek güvenlik ihlalleri Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi tarafından ele alınacak.

Ayrıca belge, Gazze Şeridi’nin yeniden imarının, bu sürecin uygulandığı ve fiilen Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yönetimi altında bulunan bölgelere inşaat malzemelerinin girişine izin verilmesiyle gerçekleştirileceğini öngörüyor.


Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
TT

Irak’ta bakanlık koltukları maratonu başladı

Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)
Ali ez-Zeydi'nin yeni Irak hükümetini kurmakla görevlendirildiği an (Cumhuriyet Başkanlığını)

Irak’ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, nüfuz için yoğun rekabet içindeki siyasi güçler arasında bakanlık dağılımı sürecini başlattı.

Iraklı kaynaklar, Koordinasyon Çerçevesi İttifakı tarafından seçilen ve belirgin bir siyasi profili bulunmayan Zeydi’nin, hükümeti 30 gün içinde kurmak üzere ön görüşmelere başladığını aktardı. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a “Resmî görevlendirme yazısını aldığı andan itibaren destek görmesine rağmen bu görevi başarıyla tamamlayıp tamamlayamayacağını söylemek için henüz erken” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynaklara göre Zeydi’nin adaylığı, Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani arasında varılan bir uzlaşının sonucu olarak ortaya çıktı.

Londra ve Paris, dün Zeydi’nin görevlendirilmesini memnuniyetle karşıladı. Ancak Amerikan kaynaklarına göre Washington, Bağdat’a yönelik tutumunu, başta grupların silahları olmak üzere temel dosyalarda ilerleme sağlanmasına bağlayarak, “kişilerin geçmişinden ziyade bu konuların çözümüne” odaklanıyor.