ABD Şam ile normalleşmeyecek… Normalleşmek isteyenleri de engellemeyecek

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
TT

ABD Şam ile normalleşmeyecek… Normalleşmek isteyenleri de engellemeyecek

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in önceki gün Suriye'ye ilişkin yaptığı açıklama, ABD’nin bu konudaki en net tavrı kabul ediliyor. Zira bu açıklamada Blinken’in değindiği ve değinmediği hususlar -ki muhtemelen en önemlisi de değinmediği hususlardır- ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Suriye meselesindeki tavrını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
Blinken ne dedi? Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) mevkidaşı Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile ortak basın toplantısı düzenleyen Blinken, Washington’ın önceliklerini şöyle sıraladı: “(Suriye konusunda) Birinci önceliğimiz insani yardımları ulaştırma kapsamını genişletmek. Doğrusu Suriye’nin kuzeybatısındaki merkezi koridoru yenileyerek bir miktar başarı elde ettik. İkinci önceliğimiz DEAŞ ve El Kaide karşıtı koalisyonla Suriye’deki operasyonu sürdürmek. Üçüncü önceliğimiz, insan haklarını güçlendirme ve hedeflenen yaptırımları uygulama yoluyla kitlesel imha silahlarını yasaklama gibi temel uluslararası kriterleri koruma ve Esed rejimini sorumlu tutma talebine bağlı kalmayı sürdürmek. Dördüncü hedefimiz, Suriye’deki ateşkes anlaşmalarını korumak. Ek görev ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu bir şekilde Suriye ihtilafına daha geniş bir siyasi çözüm getirme yolunda devam etmek.”
Blinken’in değindiği başlıklar ile sahadaki gelişmeler arasında büyük bir uçurum var. Suriye’ye ‘sınır ötesi’ insani yardımlarla ilgili kararın Temmuz’da uzatıldığı doğru fakat ABD ve Rusya’nın Cenevre’de düzenlediği son toplantıda, Moskova’nın gelecek yılbaşında söz konusu kararın 6 ay daha uzatılmasını şarta bağladığı ortaya çıktı. Buna göre Moskova, kararın uzatılmasını, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in yayınlayacağı rapora, Suriye’deki altyapının inşasıyla ilgili “erken toparlanma” dosyasında ilerleme kaydedilmesine ve yardımların komşu ülkeler üzerinden değil Şam üzerinden ulaştırılması noktasında Rusya’yı memnun etme şartına bağladı.
Suriye’deki ‘ateşkesleri koruma’ meselesinde de söz ve fiiller arasında uçurum var. Temas hatlarının 18 aydır değişmediği doğru fakat hem Rusya’nın Suriye’nin kuzeyinde hem İsrail’in ülke genelindeki hava saldırıları, çatışmaları ve provokasyonları sürüyor. Blinken’in bu açıklamayı, İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in Moskova ziyareti hazırlıklarını tamamlamak amacıyla geçtiğimiz haftalarda Rusya’yı ziyaret eden İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile yan yana durduğu sırada yapması dikkat çekti. Nitekim Lapid söz konusu ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den “Rus ordusuna zarar vermeden Suriye’de İran’a göz açtırmamak” için güvence almaya çalıştı.
Blinken’in ateşkes vurgusu, Suriye’nin kuzeybatısında çatışmalar, bombardımanlar ve drone saldırılarının sürdüğü bir dönemde geldi. ABD’nin Türkiye’yi yaptırım uygulamakla tehdit etmesi, Türkiye’nin 2019’da Tel Abyad ve Rasulayn arasında ilerlemesinin ardından Ankara’ya uygulanan yaptırımların uzatılması için Biden’ın geçtiğimiz günlerde kararname yayınlaması ve ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin yol açtığı soru işaretleri nedeniyle Biden yönetiminin Fırat’ın doğusundaki müttefiklerine ABD askerlerini Suriye’den çekmeyeceğine dair güvenceler vermesi, Türkiye’nin şu ana kadar Suriye’de kapsamlı bir askeri operasyon başlatmasını engellediği doğru fakat Fırat’ın doğusunda sahadaki işaretler ve Ankara’daki siyasi kulislerde konuşulanlar, ABD ve Türkiye’nin Ekim 2019’da ilan ettiği ateşkesi tehdit ediyor.
Buna ek olarak, ABD’nin ‘kapsamlı siyasi süreci ileriye taşıma’ vurgusu açıklamaların ötesine geçmiyor. Zira ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in göreve geldiği günden bu yana BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile Roma, New York ve Washington’da yaptığı birer görüşmenin dışında Pedersen ile bir araya gelmeyerek sanki Suriye meselesinin bir önemi olmadığını söylemek istiyor. Bu nedenle Blinken’in, açıklamasında, 18 Ekim Pazartesi günü Cenevre’de düzenlenecek Suriye Anayasa Komitesi toplantısına değinmemesi sürpriz olmadı. Zira anayasal ilkelerin yazımına başlamak için ilk kez BM Temsilcisi’nin huzurunda hükümet ve muhalefet heyetleri arasında periyodik toplantılar yapılacak.
Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımları atmasını ABD’nin nasıl karşıladığının açıklamasını yapması beklenen Blinken bunun yerine şu açıklamayı yaptı: “Yapmadığımız ve yapma niyetinde olmadığımız şey; zorunlu ve hayati olduğunu düşündüğümüz siyasi çözüme doğru geri dönüşü olmayan bir ilerleme sağlanana kadar Esed’e itibarını iade etme, ilişkileri normalleştirme, Suriye’nin üzerinden tek bir yaptırımı dahi kaldırma veya Suriye’nin yeniden imarına karşı muhalif tavrımızı değiştirme çabalarını destekleyici herhangi bir ifade kullanmaktır.”
Blinken bu açıklamayı özellikle BAE’li mevkidaşının yanında yapması dikkat çekti. Bu açıklama aynı zamanda ABD’yi ziyaret eden Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın Biden ile görüşmesinin ardından geldi. Amman ve Abu Dabi’nin Şam ile yakınlaşmayı daha çok istediklerinde şüphe yok. Bu nedenle Blinken’in tavrında yeni olan şey, Suriye ile ilgili dile getirdiği pozisyonun ABD’ye has olduğu ve bölgedeki müttefikleri tarafından uygulama şartının bulunmamasıdır. Yani şu an Washington’daki yönetim, Trump yönetiminin aksine bu konudaki pozisyonunu ve ilkelerini ilan edecek fakat müttefiklerini buna ikna etmek için bir diplomatik ve siyasi kampanya yürütmeyecek, kendi pozisyonunun dışına çıkanları da cezalandırmayacak, Suriye meselesinde müttefikleri arasında ve uluslararası arenada ortak pozisyon belirlemek için çalışmayacak. Tıpkı şu anda siyasi normalleşme yolunda atılan adımlar ve Şam’ın Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile İnterpol’e geri dönmesi gibi.
Bu tavrın birçok sebebi var. Bunlardan biri ABD’nin Ortadoğu’nun genelinden çekilmesi ve Biden’ın Suriye politikasının ABD kurumları içinde karşılaştığı direncin boyutudur. Bununla ilgili birçok örnek bulunuyor. ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi’nin iki üyesi Arap ülkelerinin Şam ile normalleşmesine karşı çıkarak Biden yönetiminden bunu engellemesini talep etti. Aynı şekilde Komite’nin önde gelen üyeleri Arap ülkeleriyle iletişime geçerek, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşması nedeniyle normalleşme noktasında acele etmemeleri için uyardı. Nitekim bu seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin öne geçmesi beklentileri var. Ayrıca Ürdün sınırında faaliyet gösteren Suriye’deki uyuşturucu şebekelerin üzerine ‘kapsamlı bir savaş’ açılması amacıyla ABD’de bir yasa tasarısının sunulması bekleniyor. Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Amman ve Kahire’ye “Arap doğalgazını” Suriye topraklarından geçirmelerine izin veren ve bu adımın Ceaser Yasası yaptırımlarına takılmayacağını kayıt altına alan resmi bir yazılı belge vermesinde zorluklarla karşılaşması sürpriz olmayacak.



Ekonomiden siyasete: Ali el-Zeydi Koordinasyon Çerçevesi için zaman mı kazanıyor?

Görev süresi sona eren Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Başbakan adayı Ali el-Zeydi, Bağdat'taki Hükümet Sarayı'nda, 27 Nisan 2026 (Reuters)
Görev süresi sona eren Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Başbakan adayı Ali el-Zeydi, Bağdat'taki Hükümet Sarayı'nda, 27 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Ekonomiden siyasete: Ali el-Zeydi Koordinasyon Çerçevesi için zaman mı kazanıyor?

Görev süresi sona eren Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Başbakan adayı Ali el-Zeydi, Bağdat'taki Hükümet Sarayı'nda, 27 Nisan 2026 (Reuters)
Görev süresi sona eren Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve Başbakan adayı Ali el-Zeydi, Bağdat'taki Hükümet Sarayı'nda, 27 Nisan 2026 (Reuters)

İyad el-Anbar

Son iki haftadır dokuzuncu hükümetin başbakanlığı için anılan isimlerin aksine, Koordinasyon Çerçevesi Sayın Ali el-Zeydi'yi bir sonraki hükümeti kurmakla görevlendirdi. Başbakan adayı, Irak halkının büyük çoğunluğu tarafından tanınmıyor. Zira kendisi daha önce herhangi bir siyasi deneyimi olmayan, finans ve ekonomi dünyasından gelmiş bir isim.

Zeydi'nin bir sonraki hükümeti kurmakla görevlendirilmesi, birçok gözlemci ve hatta siyasetçi için sürpriz olabilir. Ancak, bunun taşlarının perde arkasında, hem “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki hem de dışındaki siyasi aktörler tarafından yavaş yavaş döşendiği anlaşılıyor. Ne var ki şaşırtıcı olan, aylar önce Koordinasyon Çerçevesi tarafından adaylığı açıklanan, fakat ABD Başkanı Donald Trump’ın adaylığını reddettiğini belirttiği Sayın Maliki'nin, bundan feragat ederek geri çekilmesidir. Aynı durum, son seçimlerde en çok oyu alan ve ekibi ile yakın çevresi seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi konusunda ısrar eden görevi sona ermiş Başbakan Muhammed Şiya Sudani için de geçerlidir.

Ali Zeydi'nin görevlendirilmesi, başbakanı seçme modelinde yeni bir değişimi temsil ediyor. Zira siyasi deneyim veya uzun bir siyasi kariyer onun nitelikleri arasında yer almıyor

Mecliste en büyük bloğu temsil eden siyasi çevrelerin dışından bir ismin aday gösterilmesi, Irak'ta diktatörlükten demokrasiye geçişten bu yana alışılmadık bir durum değil. Nitekim 2018 seçimlerinin ardından Şii siyasi güçler, siyasi hayattan fiilen çekilmiş ve seçim yarışına katılmamış olan Sayın Adil Abdulmehdi'yi seçmişlerdi. Aynı senaryo, Ekim 2019 protestolarının ardından Sayın Mustafa el-Kazımi’nin göreve getirilmesiyle tekrarlandı. Ancak hem Abdulmehdi hem de Kazımi, iktidardaki siyasi sistemin dışında değil, içinde faaliyet gösteriyorlardı. Ali Zeydi’ye gelince, seçimlere katılmadı ve siyasi faaliyetlerde hiçbir varlığı olmadı.

Para ve siyasetin ortaklığı

Ülkelerimizdeki siyasi deneyim bize gücün zenginliği doğurduğunu gösteriyor. Bu nedenle, siyasi bir pozisyon, zenginliğin hazinesinin anahtarı haline geliyor. Bu denklem, iş adamlarının finans ve ekonomiden siyasete ve devlet işlerine geçiş yaptığı gelişmiş ülkelerin deneyimleriyle çelişiyor.

Sayın Ali Zeydi'nin görevlendirilmesi, başbakanı seçme modelinde yeni bir değişimi temsil ediyor. Zira siyasi deneyim veya uzun bir siyasi kariyer, onun nitelikleri arasında yer almıyor. Aksine, o, finans ve ekonomi sektörlerinden siyaset dünyasına geçiş yapmış bir isim. Özgeçmişinin de gösterdiği gibi, kendisi “çeşitli hukuk, finans ve yönetim deneyimine” sahip. En öne çıktığı alan ise “ekonomi, eğitim ve sağlık kurumları yönetimi.”

Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'taki ofisinde, 28 Nisan 2026 (AFP)Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'taki ofisinde, 28 Nisan 2026 (AFP)

Kırklı yaşlarının başlarında olan Zeydi, hukuk eğitiminin yanı sıra finans ve bankacılık alanında uzmanlığa sahip. Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren bir şirketler grubuna sahip olan ve bunları yöneten Ulusal Holding Şirketi'nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyor. Ayrıca özel sektörde faaliyet gösteren eğitim kurumlarına da sahip.

Zeydi'nin, Ticaret ve Savunma Bakanlıkları başta olmak üzere, bakanlıklar ile yatırım ortaklıkları bulunuyor. Bu tür ortaklıklar, siyasi aktörlerle köprüler kurabilir. Zira bilhassa Irak ekonomisi, serbest piyasa yaklaşımını sosyalist ekonomik yasa ve düzenlemeler sistemiyle birleştirmeye çalışan çarpık bir modele sahiptir. Bu nedenle, çoğu ekonomik ve yatırım faaliyeti para ve siyaset arasındaki ortaklıklar aracılığıyla oluşturulmakta ve genişletilmektedir.

Birçok Iraklı, bir sonraki hükümetin yoksullukla mücadele edebileceğini, yolsuzlukla savaşabileceğini, yaşam standartlarını yükseltebileceğini veya kalkınma ve altyapı alanında büyük bir atılım sağlayabileceğini hayal bile etmiyor

 Irak'ta siyasi oyun son derece karmaşıktır. Kartlarının herkese açık olduğu doğru, asıl karmaşıklık aktörler arasındaki ilişkilerde yatmaktadır. Siyaset, para ve silahların iç içe geçmesi, temel işlevi siyasi etki ile devletin kaynakları ve ekonomisi üzerindeki kontrolün genişletilmesi arasındaki ilişkiyi sağlamak olan bir yönetim sistemi ortaya çıkardı. Bu nedenle, devletin en yüksek yürütme pozisyonunu işgal edecek birini seçerken siyasi aktörlerin kriteri siyasi profesyonellik yerine ekonomi, siyaset ve silahların arasındaki iç içe geçmiş çıkar ağını yönetme yeteneği olacaktır.

Zeydi’nin atanması kabul görecek mi?

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin düşünebileceği en kötü kabus, Başkan Trump'ın Nuri el-Maliki'nin adaylığını reddetmesi ve bunu sosyal medya platformunda açıkça duyurması senaryosunun tekrarıdır. Trump bunu tekrarlamayabilir, ancak Zeydi'nin Koordinasyon Çerçevesi tarafından atanması, özellikle de bu duyurunun ABD'nin Bağdat'taki Maslahatgüzarı Joshua Harris'in bir mektubunun sızdırılmasıyla eş zamanlı oalarak gelmesiyle, ABD ve Irak arasındaki giderek karmaşıklaşan bir ilişkinin ortasında gerçekleşti. Harris’in mektubunda, “daha büyük mesele, Irak'ın bir sonraki aşamada ABD'nin ortağı mı yoksa düşmanı mı olmayı seçeceğidir” ifadesi yer alıyordu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu mektup gerçekliğinden bağımsız olarak, Irak hükümetini silahlı milis gruplar ile mücadelede başarısız olmakla suçlayan ABD Dışişleri Bakanlığı ve Bağdat Büyükelçiliği'nin genel açıklamalarıyla örtüşüyor. Aynı şekilde ABD, Koordinasyon Çerçevesi içinde yer alan Ebu Ala el-Veli ve Haydar el-Garavi gibi siyasi figürler hakkında bilgi verenlere de maddi ödül vereceğini açıkladı.

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi ve Başbakan adayı Ali Zeydi, Bağdat'ta düzenlenen ve Zeydi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirildiği törende siyasi figürlerle birlikte duruyor, 27 Nisan 2026 (Reuters)       

Asıl kabus, Trump yönetiminin Sayın Zeydi'nin adaylığını açıkça reddetmesinde değil, hükümetinin kurulmasını kısıtlayan ve meclisten güven oyu almasını daha da zorlaştıran Amerikan koşullarında yatıyor olabilir. ABD Maslahatgüzarının ilettiği mesaj, silahlı kanadı olan hiçbir siyasi gücün, kendi siyasi figürleri veya teknokrat bakanları aracılığıyla olsun, bir sonraki hükümette yer almamasını şart koşuyor. Washington’un bu tür güçleri içeren hiçbir hükümetle iş birliği yapmayacağını belirtiyor. Bu nedenle, bir sonraki hükümetin uyması gereken Amerikan koşulları listesi, bu koşulların sadece kendi çıkarlarını değil, siyasi varlıklarını da tehdit ettiğini düşünen liderlerin hakim olduğu bir meclisten hükümetin güven oyu almasına engel olabilir.

Ayrıca, Zeydi'nin adaylığının Koordinasyon Çerçevesi güçleri tarafından zaman kazanma taktiği ve anayasal süre sınırlarına uyma girişimi olduğunu öne sürenler de var. Bu nedenle, bu adaylık tam 1 ay kazanma manevrasıdır ve meclisten güven oyu alması önemli değildir. Çerçeve güçlerinin, ABD ile İran arasındaki savaşın sonuçlarını değerlendirmek ve Irak üzerindeki yansımaları ışığında kartlarını yeniden karmak için bu fırsat penceresine ihtiyaçları var.

İç ve dış faktörler arasında

Birçok Iraklı bir sonraki hükümetin yoksullukla mücadele edebileceğini, yolsuzlukla savaşabileceğini, yaşam standartlarını yükseltebileceğini veya kalkınma ve altyapı alanında büyük bir atılım gerçekleştirebileceğini hayal bile etmiyor. Bu hedefler artık lüks haline geldi, ihtiyacımız olan bir zorunluluk değil. Iraklıların hayalleri artık ülkenin mevcut düzeydeki gerilemesini ve kaosunu durdurmak etrafında dönüyor. Zira etkili siyasi güçlerin kendi çıkarları pahasına devletin varlığını yeniden tesis etmeyi önceliklendirdiğini düşünmek aptalca olacaktır.

Tahran'ın dostu ve Washington'un stratejik ortağı olmak mümkün, ancak Amerikalılar aynı anda hem Tahran hem de Washington ile stratejik ortak olmanızı kabul etmemektedir

Sayın Zeydi hükümetini kurmayı ve meclisten güven oyu almayı başarırsa, başbakan olarak masasında kendisini çok sayıda karmaşık sorun bekliyor olacak. İç siyasi ortamın karmaşıklığı ile uluslararası ve bölgesel siyasetin karmaşıklığı arasında denge kurmak neredeyse imkansız bir görevdir. Bilhassa İran'a karşı ABD-İsrail savaşının ve İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının dumanının Ortadoğu semalarını kaplamaya devam ettiği göz önüne alındığında bu daha da imkansız hale gelmektedir.

İç politikada, göstergeler, özellikle Irak petrol ihracatının durdurulmasının yansımaları, kamu sektöründe maaşların yüksek maliyeti ve önceki yönetimlerin bıraktığı önemli borç yükü göz önüne alındığında, ekonomik durumun yeni hükümetin karşı karşıya kalacağı en önemli meydan okuma olacağını gösteriyor.

El-Şorca Çarşısı, Bağdat, Irak, 8 Eylül 2025 (Reuters)El-Şorca Çarşısı, Bağdat, Irak, 8 Eylül 2025 (Reuters)

Ancak yeni hükümeti bekleyen dış politika dosyaları, ekonomik krizlerden çok daha karmaşık. Muhammed Şiya Sudani hükümetinin Irak'ın ABD ve İsrail ile olan çatışmasında İran'a destek cephesi olmasını engelleyememesi, Körfez ülkelerinin silahlı grupların ekonomik ve egemen tesislerine yönelik saldırıları sebebiyle Irak'ı suçlamaları, bölgesel çevreyle ilişkilerin yeniden kurulmasını karmaşık bir girişim haline getiriyor. Irak ile Körfez ülkeleri arasında güveni yeniden tesis etmek için etkili politikalar gerektiriyor.

ABD ile ilişkiye gelince, Trump yönetiminin mevcut “dost-düşman” dinamiğini artık kabul etmemesi nedeniyle daha net bir şekilde tanımlanması gerekiyor. Daha güçlü bir stratejik ortaklığa doğru ilerlemek, ABD'nin Irak'taki Amerikan varlığını ve çıkarlarını tehdit eden silahlarla ve İran'ın Irak'taki etkisi, vekilleri ve araçlarıyla mücadele açısından bir sonraki Irak hükümeti için öncelik olması gerektiğine inandığı pratik adımlar gerektiriyor. Tahran'ın dostu ve Washington'un stratejik ortağı olmak mümkün, ancak Amerikalılar aynı anda hem Tahran'ın hem de Washington'un stratejik ortağı olmanızı kabul etmemektedir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Askeri göstergeler, Güney Lübnan'da uzun sürecek bir çatışmaya işaret ediyor

 İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Askeri göstergeler, Güney Lübnan'da uzun sürecek bir çatışmaya işaret ediyor

 İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İsrail'in Güney Lübnan'daki savaşın hedeflerine ilişkin açıklamalarına, savaşın süresinin uzun olacağına işaret eden askeri önlemler eşlik ediyor. Uzmanlara göre İsrail; demografik yapıyı değiştirmeyi, köyleri haritadan silmeyi ve gelecekteki işgal gerçeğine zemin hazırlamayı hedeflerken; Hizbullah ise savaş araçlarını geliştirerek uzun vadeli bir yıpratma savaşına hazırlandığının işaretlerini veriyor.

İsrail içinde, "yıpratma savaşından" kaçınmak amacıyla Litani Nehri'nin güneyinin ötesine geçme niyetine dair tartışmalar sürerken; askeri operasyonların sınırdan 30 kilometre uzaklıktaki Nebatiye ve Sur’a bağlı köylere kadar genişlemesi dikkat çekiyor. Beyrut’ta bu durum, Lübnan devletine ve Hizbullah tabanına yönelik bir baskı aracı olarak değerlendiriliyor.

"Sarı Hat": Uzun vadeli bir çekilme mi?

Askeri durumu değerlendiren Emekli Tuğgeneral Said Kazha Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail'in Güney Lübnan'da "Sarı Hat" olarak bilinen tampon bölgeden çekilmesinin kolay olmayacağını vurguladı. Kazha, bu çekilmenin ancak taraflar arasındaki saha düzenlemelerini garanti altına alan ve geçmişteki mütareke anlaşmalarına benzeyen net güvenlik mutabakatlarına bağlı olabileceğini belirtti.

Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), İsrail ve Lübnan arasındaki sınır yakınlarında Lübnan topraklarına doğru bakıyorlar (Reuters).Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), İsrail ve Lübnan arasındaki sınır yakınlarında Lübnan topraklarına doğru bakıyorlar (Reuters).

Kazha, "İsrail bu bölgeden karşılıksız vazgeçmeyecek ve burayı Lübnan hükümetine karşı bir baskı kozu olarak kullanmaya çalışacaktır" diyerek, asıl hedefin askeri boyutun ötesine geçip Lübnan devletiyle nihai bir anlaşma imzalamak ve Hizbullah’ı silah bırakmaya zorlamak olduğunu savundu.

Sahadaki durumun gerilime gebe olduğunu belirten Kazha, "Mevcut göreceli sakinlik kalıcı değil. Herhangi bir doğrudan müzakere süreci sahadaki gerilimi tetikleyebilir. Küçük bir güvenlik olayı bile cepheyi yeniden alevlendirebilir" uyarısında bulundu.

Yeni savaş araçları ve bölgesel etki

Teknolojik gelişmelerin, özellikle de dron kullanımının savaş sahasını karmaşıklaştırdığını ifade eden Kazha, sınır ötesi operasyonların geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riskine dikkat çekti.

Çatışmanın sadece Lübnan ile sınırlı kalmayabileceğini belirten emekli general, "İran ve ABD arasındaki olası bir gerginlik doğrudan Güney cephesine yansıyacaktır," dedi.

İsrail'in tampon bölgedeki varlığının siyasi mutabakatlara bağlı kalacağını söyleyen Kazha, İsrail'in kuzeyinin güvenliği garanti edilmeden hızlı bir çekilme beklemediğini, bu durumun 2000 yılı öncesindeki dönemi hatırlatan bir süreci başlatabileceğini ifade etti.

Yıkımın ötesinde gerçekleri yeniden şekillendirmeyi amaçlayan hedefler

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail'in hedeflerine ilişkin daha ayrıntılı bir perspektif sundu. Melaib, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun açıklamalarının, ABD'nin açık desteğiyle güç kullanma niyetini net bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, "Sadece yıkımla sınırlı bir durumla karşı karşıya değiliz. 'Sarı Hat' içerisindeki faaliyetler, Hizbullah ile hesaplaşmanın yanı sıra üç ana hedefi barındırıyor," diyerek şunları sıraladı:

Deniz yetki alanları: Sarı Hat'ın sadece karada değil, denizden Nakura açıklarına kadar uzatılması hedefleniyor. Bu, Lübnan’ın Kana sahasındaki haklarını ve 2022 Deniz Sınırı Anlaşması'nı fiilen geçersiz kılarak, İsrail'in bölgede tek taraflı sondaj yapmasına olanak tanıyacaktır.

Litani suları: Sınıra 2-3 kilometre mesafedeki bazı köylerin bombalanması, İsrail'in uzun süredir devam eden Litani Nehri sularını kontrol etme hedefini yeniden canlandırabilir.

Genişletilmiş güvenlik hattı: Netanyahu'nun "denizden Cebel-i Şeyh'e" (Hermon Dağı) söylemi, Hizbullah’ın güçlü olmadığı ve doğrudan çatışmalara sahne olmayan bölgeleri de kapsayan, Golan’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir alanı İsrail güvenlik kontrolü altına alma projesidir.

 İsrail'e ait bir askeri araç, Lübnan toprakları içindeki yıkılmış binaların yanından geçiyor (Reuters).İsrail'e ait bir askeri araç, Lübnan toprakları içindeki yıkılmış binaların yanından geçiyor (Reuters).

Demografik kaygılar

Melaib, gerçekleştirilen yıkımın askeri bir gereklilik olmadığını, çünkü birkaç kilometrelik bir alanın tahrip edilmesinin İsrail'in kuzeyini füze ve dronlardan korumaya yetmeyeceğini savundu. Melaib'e göre, asıl amaç köyleri ortadan kaldırarak demografik yapıyı değiştirmek ve gelecekteki bir işgal için zemin hazırlamak.

ABD'nin rolüne de değinen Melaib, "ABD Büyükelçiliği'nin Lübnan’ın egemenliği ve yeniden imar hakkındaki açıklamaları şartlıdır. Washington, herhangi bir müzakere sonucunu, İran ile savaşın bitmesine ve Hizbullah üzerinden Lübnan’a müdahalesinin kesilmesine bağlıyor" dedi.


Sudan ordusu, Etiyopya sınırında Mavi Nil bölgesindeki varlığını güçlendiriyor

Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
TT

Sudan ordusu, Etiyopya sınırında Mavi Nil bölgesindeki varlığını güçlendiriyor

Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Yasir el-Atta, ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil Eyaleti’nde güvenlik ve askerî konuşlanmayı güçlendirmek amacıyla bölgeye ilave birlikler ve askerî sevkiyat gönderileceğini açıkladı. Söz konusu adım, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında, Etiyopya sınırına komşu stratejik bölgede kontrol sağlama mücadelesinin sürdüğü bir dönemde geldi.

El-Atta, perşembe günü eyaletin başkenti ed-Damazin’de incelemelerde bulunarak Mavi Nil Valisi Ahmed el-Umde ile görüştü. Görüşmede, Kurmuk, Kaysan ve Bav bölgelerinin HDK ve müttefiklerinden geri alınmasına yönelik askerî ve güvenlik düzenlemeleri ele alındı. Vali el-Umde’nin açıklamasına göre el-Atta, son günlerde eyaletin çeşitli bölgelerine düzenlenen saldırılara karşı koyan 4. Piyade Tümeni ve destek birliklerinin direnişini övdü. Ayrıca ordunun eyalete tam destek verme taahhüdünü yineleyerek, sivillerin korunması ve bölge genelinde güvenliğin sağlanması için yeni askerî birliklerin sevk edilmesi talimatını verdi.

Korgeneral Yasser Al-Atta, Mavi Nil bölgesi valisiyle yaptığı görüşme sırasında (Facebook)Korgeneral Yasser Al-Atta, Mavi Nil bölgesi valisiyle yaptığı görüşme sırasında (Facebook)

El-Umde, sosyal medya platformu Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, sahadaki gelişmelere ilişkin ayrıntılı bilgi sunduğunu, özellikle Etiyopya sınırına yakın bölgelerdeki güvenlik zorluklarına dikkat çektiğini belirtti. Geçtiğimiz hafta HDK’nin, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (lideri Abdülaziz el-Hilu) ile iş birliği içinde Mavi Nil’deki el-Kili bölgesinin kontrolünü ele geçirdiği bildirilmişti.

El-Ubeyd'in bombalanması

Öte yandan yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, HDK’ne ait bir insansız hava aracının (İHA) dün el-Ubeyd kentinde bulunan devlet radyo-televizyon binasını hedef aldığını belirtti. Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti olan kentteki saldırının, yerleşim alanları içinde bulunan binada ciddi hasara yol açtığı belirtildi. Son dönemde el-Ubeyd’in, HDK tarafından düzenlenen tekrarlanan hava ve roket saldırılarına maruz kaldığı ifade ediliyor. Sudan ordusundan saldırıya ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Sosyal medyada geniş yankı uyandıran bir görüntüde, Kuzey Kurdufan'daki el-Ubeyd şehrinde bulunan televizyon binasının yıkımı görülüyor.Sosyal medyada geniş yankı uyandıran bir görüntüde, Kuzey Kurdufan'daki el-Ubeyd şehrinde bulunan televizyon binasının yıkımı görülüyor.

Karşılıklı İHA saldırılarının arttığı süreçte, HDK’nin perşembe ve cuma günleri arasında Cebel Evliya bölgesine iki gün içinde ikinci kez saldırı düzenlediği bildirildi. Ayrıca Omdurman’ın güneyindeki es-Salha bölgesinde bir askerî aracın hedef alındığı ve tamamen yandığı kaydedildi. Son günlerde Kosti ve Rabak kentleri ile Güney Kurdufan eyaletindeki Kadugli ve Dilling bölgelerine yönelik saldırıların arttığı, bu saldırılarda siviller arasında can kayıpları ve maddi hasar meydana geldiği belirtildi.

"Kuruluş" para birimini yasaklıyor

Siyasi ve ekonomik gelişmeler kapsamında ise, Nyala merkezli paralel hükümetin başkanı Muhammed et-Taşı, Haziran 2024’ten sonra basılan ve Sudan Merkez Bankası Başkanı Berri es-Sıddık Ali Ahmed imzasını taşıyan kâğıt paraların kullanımını derhal ve tamamen yasaklayan bir karar yayımladı. Karara göre, yalnızca eski başkan Hüseyin Yahya Cengul döneminde basılan paralar geçerli sayılacak. Yasaklı paraların kullanımının “ekonomik suç” ve “ulusal güvenliğe tehdit” olarak değerlendirileceği belirtilirken, ihlaller için para müsaderesi, varlıkların dondurulması ve derhal cezai işlem uygulanması öngörülüyor. Ayrıca bankalar ve güvenlik birimlerine kararı derhâl uygulama talimatı verildi.