ABD Şam ile normalleşmeyecek… Normalleşmek isteyenleri de engellemeyecek

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
TT

ABD Şam ile normalleşmeyecek… Normalleşmek isteyenleri de engellemeyecek

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Çarşamba günü BAE’li mevkidaşı Şeyh Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile bir araya geldi (AP)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in önceki gün Suriye'ye ilişkin yaptığı açıklama, ABD’nin bu konudaki en net tavrı kabul ediliyor. Zira bu açıklamada Blinken’in değindiği ve değinmediği hususlar -ki muhtemelen en önemlisi de değinmediği hususlardır- ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Suriye meselesindeki tavrını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
Blinken ne dedi? Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) mevkidaşı Abdullah bin Zayed al-Nahyan ve İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile ortak basın toplantısı düzenleyen Blinken, Washington’ın önceliklerini şöyle sıraladı: “(Suriye konusunda) Birinci önceliğimiz insani yardımları ulaştırma kapsamını genişletmek. Doğrusu Suriye’nin kuzeybatısındaki merkezi koridoru yenileyerek bir miktar başarı elde ettik. İkinci önceliğimiz DEAŞ ve El Kaide karşıtı koalisyonla Suriye’deki operasyonu sürdürmek. Üçüncü önceliğimiz, insan haklarını güçlendirme ve hedeflenen yaptırımları uygulama yoluyla kitlesel imha silahlarını yasaklama gibi temel uluslararası kriterleri koruma ve Esed rejimini sorumlu tutma talebine bağlı kalmayı sürdürmek. Dördüncü hedefimiz, Suriye’deki ateşkes anlaşmalarını korumak. Ek görev ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu bir şekilde Suriye ihtilafına daha geniş bir siyasi çözüm getirme yolunda devam etmek.”
Blinken’in değindiği başlıklar ile sahadaki gelişmeler arasında büyük bir uçurum var. Suriye’ye ‘sınır ötesi’ insani yardımlarla ilgili kararın Temmuz’da uzatıldığı doğru fakat ABD ve Rusya’nın Cenevre’de düzenlediği son toplantıda, Moskova’nın gelecek yılbaşında söz konusu kararın 6 ay daha uzatılmasını şarta bağladığı ortaya çıktı. Buna göre Moskova, kararın uzatılmasını, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in yayınlayacağı rapora, Suriye’deki altyapının inşasıyla ilgili “erken toparlanma” dosyasında ilerleme kaydedilmesine ve yardımların komşu ülkeler üzerinden değil Şam üzerinden ulaştırılması noktasında Rusya’yı memnun etme şartına bağladı.
Suriye’deki ‘ateşkesleri koruma’ meselesinde de söz ve fiiller arasında uçurum var. Temas hatlarının 18 aydır değişmediği doğru fakat hem Rusya’nın Suriye’nin kuzeyinde hem İsrail’in ülke genelindeki hava saldırıları, çatışmaları ve provokasyonları sürüyor. Blinken’in bu açıklamayı, İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in Moskova ziyareti hazırlıklarını tamamlamak amacıyla geçtiğimiz haftalarda Rusya’yı ziyaret eden İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile yan yana durduğu sırada yapması dikkat çekti. Nitekim Lapid söz konusu ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den “Rus ordusuna zarar vermeden Suriye’de İran’a göz açtırmamak” için güvence almaya çalıştı.
Blinken’in ateşkes vurgusu, Suriye’nin kuzeybatısında çatışmalar, bombardımanlar ve drone saldırılarının sürdüğü bir dönemde geldi. ABD’nin Türkiye’yi yaptırım uygulamakla tehdit etmesi, Türkiye’nin 2019’da Tel Abyad ve Rasulayn arasında ilerlemesinin ardından Ankara’ya uygulanan yaptırımların uzatılması için Biden’ın geçtiğimiz günlerde kararname yayınlaması ve ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesinin yol açtığı soru işaretleri nedeniyle Biden yönetiminin Fırat’ın doğusundaki müttefiklerine ABD askerlerini Suriye’den çekmeyeceğine dair güvenceler vermesi, Türkiye’nin şu ana kadar Suriye’de kapsamlı bir askeri operasyon başlatmasını engellediği doğru fakat Fırat’ın doğusunda sahadaki işaretler ve Ankara’daki siyasi kulislerde konuşulanlar, ABD ve Türkiye’nin Ekim 2019’da ilan ettiği ateşkesi tehdit ediyor.
Buna ek olarak, ABD’nin ‘kapsamlı siyasi süreci ileriye taşıma’ vurgusu açıklamaların ötesine geçmiyor. Zira ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in göreve geldiği günden bu yana BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile Roma, New York ve Washington’da yaptığı birer görüşmenin dışında Pedersen ile bir araya gelmeyerek sanki Suriye meselesinin bir önemi olmadığını söylemek istiyor. Bu nedenle Blinken’in, açıklamasında, 18 Ekim Pazartesi günü Cenevre’de düzenlenecek Suriye Anayasa Komitesi toplantısına değinmemesi sürpriz olmadı. Zira anayasal ilkelerin yazımına başlamak için ilk kez BM Temsilcisi’nin huzurunda hükümet ve muhalefet heyetleri arasında periyodik toplantılar yapılacak.
Arap ülkelerinin Şam ile normalleşme adımları atmasını ABD’nin nasıl karşıladığının açıklamasını yapması beklenen Blinken bunun yerine şu açıklamayı yaptı: “Yapmadığımız ve yapma niyetinde olmadığımız şey; zorunlu ve hayati olduğunu düşündüğümüz siyasi çözüme doğru geri dönüşü olmayan bir ilerleme sağlanana kadar Esed’e itibarını iade etme, ilişkileri normalleştirme, Suriye’nin üzerinden tek bir yaptırımı dahi kaldırma veya Suriye’nin yeniden imarına karşı muhalif tavrımızı değiştirme çabalarını destekleyici herhangi bir ifade kullanmaktır.”
Blinken bu açıklamayı özellikle BAE’li mevkidaşının yanında yapması dikkat çekti. Bu açıklama aynı zamanda ABD’yi ziyaret eden Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın Biden ile görüşmesinin ardından geldi. Amman ve Abu Dabi’nin Şam ile yakınlaşmayı daha çok istediklerinde şüphe yok. Bu nedenle Blinken’in tavrında yeni olan şey, Suriye ile ilgili dile getirdiği pozisyonun ABD’ye has olduğu ve bölgedeki müttefikleri tarafından uygulama şartının bulunmamasıdır. Yani şu an Washington’daki yönetim, Trump yönetiminin aksine bu konudaki pozisyonunu ve ilkelerini ilan edecek fakat müttefiklerini buna ikna etmek için bir diplomatik ve siyasi kampanya yürütmeyecek, kendi pozisyonunun dışına çıkanları da cezalandırmayacak, Suriye meselesinde müttefikleri arasında ve uluslararası arenada ortak pozisyon belirlemek için çalışmayacak. Tıpkı şu anda siyasi normalleşme yolunda atılan adımlar ve Şam’ın Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile İnterpol’e geri dönmesi gibi.
Bu tavrın birçok sebebi var. Bunlardan biri ABD’nin Ortadoğu’nun genelinden çekilmesi ve Biden’ın Suriye politikasının ABD kurumları içinde karşılaştığı direncin boyutudur. Bununla ilgili birçok örnek bulunuyor. ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi’nin iki üyesi Arap ülkelerinin Şam ile normalleşmesine karşı çıkarak Biden yönetiminden bunu engellemesini talep etti. Aynı şekilde Komite’nin önde gelen üyeleri Arap ülkeleriyle iletişime geçerek, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşması nedeniyle normalleşme noktasında acele etmemeleri için uyardı. Nitekim bu seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin öne geçmesi beklentileri var. Ayrıca Ürdün sınırında faaliyet gösteren Suriye’deki uyuşturucu şebekelerin üzerine ‘kapsamlı bir savaş’ açılması amacıyla ABD’de bir yasa tasarısının sunulması bekleniyor. Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Amman ve Kahire’ye “Arap doğalgazını” Suriye topraklarından geçirmelerine izin veren ve bu adımın Ceaser Yasası yaptırımlarına takılmayacağını kayıt altına alan resmi bir yazılı belge vermesinde zorluklarla karşılaşması sürpriz olmayacak.



Şeybani: Suriye, Avrupa Birliği ile ortaklığa “en üst düzey ciddiyetle” giriyor

Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
TT

Şeybani: Suriye, Avrupa Birliği ile ortaklığa “en üst düzey ciddiyetle” giriyor

Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Suriye Ortaklık Forumu toplantısının ardından ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani, pazartesi günü Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği-Suriye Ortaklık Forumu kapsamında yaptığı basın açıklamasında, Suriye’nin bugün yalnızca yardım ve insani destek anlayışını aşan; karşılıklı çıkara dayalı iş birliği ve ortaklık temelinde kurumsal ve sürdürülebilir bir süreç başlatmak amacıyla hareket ettiğini vurguladı.

Şeybani, “Suriye bu görüşmelere en üst düzey ciddiyetle giriyor. Bu toplantıdan sağlam bir ortak anlayış zeminiyle çıkmayı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Suriye devlet televizyonu El-İhbariye’nin muhabirine konuşan Şeybani, mevcut jeopolitik dönemin hem bölge hem de Avrupa kıtası açısından istisnai fırsatlar sunduğunu belirterek, bu aşamaya yatırım yapmanın hızlı hareket etmeyi gerektirdiğini söyledi. Şeybani, “Tarihi fırsat pencereleri zamanında değerlendirilmezse kapanır” dedi.

Öte yandan Avrupa Birliği dışişleri bakanları, pazartesi günü Suriye ile ticari ilişkilerin yeniden başlatılması ve 2011 yılında askıya alınan iş birliği anlaşmasının yeniden yürürlüğe konulması konusunda anlaşmaya vardı. Söz konusu anlaşma, dönemin Devlet Başkanı Beşşar Esad’a karşı başlayan halk ayaklanmasının 14 yıl süren iç savaşa dönüşmesi üzerine askıya alınmıştı.

Brüksel’de toplanan AB üyesi ülkelerin temsil edildiği Avrupa Birliği Konseyi, kararın AB ile Suriye arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olduğunu açıkladı.

Batılı ülkelerin Suriye’ye yönelik yaptırımlarının büyük bölümü geçtiğimiz yıl kaldırılmıştı. Ülke, 2024 yılının sonunda Esad yönetimini deviren silahlı gruplar koalisyonunun lideri olan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminde uluslararası topluma yeniden ve daha kapsamlı şekilde entegre olmaya çalışıyor.

bfgrb
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas, 11 Mayıs’ta Brüksel’de gerçekleştirilen Dış İlişkiler Konseyi toplantısı sırasında. (EPA)

İş birliği anlaşmasının yeniden yürürlüğe girmesiyle birlikte, bazı Suriye ürünlerinin ithalatına yönelik kısıtlamaların kaldırılması bekleniyor. Bu kapsamda petrol ve petrol ürünlerinin yanı sıra altın, değerli metaller ve elmas da yer alıyor.

Avrupa Konseyi açıklamasında, kararın “Avrupa Birliği’nin Suriye ile yeniden angajman kurma ve ülkenin ekonomik toparlanmasını destekleme konusundaki kararlılığına dair açık bir siyasi mesaj” taşıdığı ifade edildi.

Şeybani ise Suriye’nin Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez ülkelerini “istikrar ve yeniden inşa sürecinin ortakları” olarak gördüğünü belirtti. Suriye’nin stratejik konumunun, onu bölgesel ve uluslararası tedarik zincirleri için güvenli ve istikrarlı bir geçiş noktası haline getirebileceğini söyledi.

İç politikaya ilişkin değerlendirmesinde Şeybani, “Suriye’de tek bir Suriye halkı vardır; azınlık ya da çoğunluk yoktur” dedi. Tüm kesimlerin anayasa ve Suriye yasaları çerçevesinde korunduğunu ve toplum içinde rollerini yerine getirdiğini ifade etti.

Şeybani ayrıca, son 14 yıl boyunca Suriyelilere ev sahipliği yaptıkları için Avrupa Birliği ülkelerine teşekkür ederek, hükümetin şu anda Suriye’nin tüm sektör ve alanlarda yeniden inşası için çalıştığını kaydetti.

vfbfrbg
Suriye’den mülteci olarak Almanya’ya gelen Esma Huveyce, bugün çalıştığı Fluechtlingspaten Syrien (Suriyeli Mülteci Sponsorları) derneğinin ofisinde görüntülendi. Berlin, 10 Temmuz 2025. (AFP)

Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz’den sorumlu üyesi Dubravka Šuica ise basın toplantısında, “Bugün krizden toparlanmaya geçiş sürecinde Suriye’nin yanındayız. Suriye, Doğu Akdeniz’in en önemli ülkelerinden biri ve yeniden inşası için birlikte çalışmamız gerekiyor; çünkü ihtiyaçlar çok büyük” dedi.

Šuica, sağlık kurumları ve altyapının desteklenmesinin yanı sıra ekonomik ve sosyal toparlanmanın hızlandırılması ile kurumsal yapılanmanın güçlendirilmesine katkı sunduklarını belirterek, “Bu, herkes için müreffeh bir Suriye’nin temelidir” ifadelerini kullandı.

Suriye’de toparlanmanın, geleceğin inşası ve toplumun dayanıklılığının artırılmasıyla mümkün olacağını kaydeden Šuica, bunun Suriyelilere yeniden umut vereceğini söyledi. Ayrıca Suriye’nin doğru yönde ilerlediğini, ancak toparlanma sürecinin zaman gerektirdiğini vurguladı.


Arafat’tan Sinvar’a kadar... İran’ın Filistinlileri kuşatma çabaları hiç durmadı

Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
TT

Arafat’tan Sinvar’a kadar... İran’ın Filistinlileri kuşatma çabaları hiç durmadı

Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)
Tahran’da, hayatını kaybeden Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafının yer aldığı bir afiş (EPA)

Yaser Arafat, 1979’daki Humeyni Devrimi’nin ardından İran’a ulaşan ilk isim olmuştu. İran’ın İsrail Büyükelçiliği’ni kapatıp Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) devretmesiyle, Filistin devriminin yeni İran’da genişlediğini düşündü. Ancak kısa süre içinde, İran’ın açık ve doğrudan desteğinin “Allah rızası için” olmadığını; karmaşık, zor ve şartlara bağlı olduğunu fark etti. Böylece ilişkiler, kısa süren bir “balayı” döneminin ardından hızla kopma noktasına geldi.

Arafat’a yakın isimlerin anlattığına göre, hızlı zekâsı ve nüktedanlığıyla bilinen Filistin lideri, Humeyni’nin görüşme sırasında Farsça tercüman istemesine şaşırmıştı. Oysa Humeyni Arapçayı gayet iyi biliyordu. Ardından Humeyni’nin Filistin devriminin “İslami bir devrim” olduğunu ilan etmesini istemesi, Arafat’ın şüphelerini daha da artırdı. Arafat ise devrimin yalnızca Müslümanların değil, Hristiyanların da içinde bulunduğu tüm Filistin halkının devrimi olduğunu söylemekle yetindi.

fb
Yaser Arafat, 17 Şubat 1979’da Tahran ziyareti sırasında. Arafat, “İslam Devrimi”nden sonra İran’ı ziyaret eden ilk resmî isim olmuştu (Getty)

Daha sonra kendi çevresinde alaycı bir şekilde, “Kur’an’ın dili olan Arapçayı konuşmayan bir İslam devrimi lideri” görüntüsünün ironisinden söz ettiği aktarılır. Oysa Humeyni, devrim başarıya ulaşmadan önce Arapçayı akıcı biçimde konuşabiliyordu.

Arafat-Tahran hattında açık düşmanlık

Arafat, tüm çekincelerine rağmen İranlılarla ilişkisini bir süre sürdürdü. Ancak İran-Irak Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Tahran yönetimi tavrını netleştirdi. İran, Arafat’tan Saddam Hüseyin’e karşı açık destek vermesini istedi. Arafat bunu reddetmekle kalmadı, tam tersine Irak’a yakın bir çizgi izledi.

dfrft
1982 yılında Beyrut’tan çekilişi sırasında Yaser Arafat’ın konvoyuna eşlik eden Fransız güvenlik görevlisi (çift gözlük takan) (Getty)

Bunun ardından umut vadeden ilişkiler büyük bir çatışmaya dönüştü. İran, FKÖ’yü ve Arafat’ı zayıflatmak için muhalif Filistinli grupları desteklemeye başladı.

Filistinliler hâlâ, 1982’de İsrail Beyrut’u kuşatırken İran’ın Arafat için hiçbir adım atmamasını hatırlıyor. İran o sırada Irak’la savaş halindeydi. Dahası, İran’ın müttefiki Suriye; Ebu Musa liderliğinde Fetih içerisindeki en büyük ayrılığı destekledi, finanse etti ve barındırdı. Daha sonra “Fetih İntifadası” adını alan bu hareket Suriye’ye yerleşti.

gtrtgrt
1989’da Lübnan İç Savaşı sırasında Beyrut’taki Burc el-Baracne Mülteci Kampı’nda Filistinli kadınlar ve kız çocukları (Getty)

Tahran ayrıca FKÖ çatısı altındaki başka ayrılıkları da destekledi. Filistinliler, Humeyni’ye bağlılığını ilan eden Lübnan’daki Şii Emel Hareketi milislerinin Filistin kamplarında gerçekleştirdiği katliamları da unutmadı.

Bu dönemden sonra Arafat’ın, FKÖ’nün ve daha sonra kurulan Filistin Yönetimi’nin İran’la ilişkileri hiçbir zaman iyi olmadı. Karşılıklı suçlamalar zamanla açık düşmanlığa dönüştü.

“Hamas” ve “İslami Cihad” üzerinden nüfuz

İran, uzun süreli çabalar ve birçok başarısız girişimin ardından, Filistin Yönetimi’nin kuruluş sürecinde “Hamas” ve “İslami Cihad” hareketleri üzerinden kendisine alan açtı. Önce siyasi destek verdi, ardından mali ve askeri yardımları artırdı. Sonunda bölgesel bir eksen oluşturdu.

grfgrf
Lübnan İç Savaşı sırasında, 8 Ağustos 1986’da Emel Hareketi’nin askerî geçidinde görülen Nebih Berri. Fotoğrafta Musa Sadr’ın büyük bir portresi de yer alıyor (AFP - Getty)

Bu eksen, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırısıyla büyük bir sarsıntı yaşadı ve etkileri İran’a kadar uzandı.

Hamas ile İslami Cihad’ın İran’la ilişkileri 1980’lerin sonlarında başladı ve 1990’larda güçlendi. 2000’deki İkinci İntifada ile birlikte İran’ın desteği daha da arttı. Hamas’ın Gazze’yi kontrol altına alması ise ilişkilerde yeni bir dönüm noktası oldu.

Bu süreçte Hamas ve İslami Cihad mensupları İran’da ve Lübnan’daki Hizbullah kamplarında, İran Devrim Muhafızları gözetiminde eğitim almaya başladı.

İran, her iki harekete büyük miktarda mali destek sağladı; silah, roket üretimi ve füze teknolojisi konusunda eğitim verdi. Filistin Yönetimi ve Fetih ise Tahran’ı, bu desteklerle Filistin iç bölünmesini derinleştirmekle suçladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas kaynakları, Gazze’nin kontrol altına alınmasının İran’la ilişkileri “eşi görülmemiş düzeye” taşıdığını söyledi.

Gazze dışındaki bir Hamas kaynağı, “Hareket büyük mali ve askeri destek aldı, savaşçıların deneyimi geliştirildi” dedi.

Gazze içindeki başka bir kaynak ise İran’ın Gazze’de eğitim projeleri kurmayı önerdiğini ancak Hamas’ın bunu reddettiğini belirtti. Bunun yerine belirli isimlerin yurt dışında eğitim aldığı ifade edildi.

İslami Cihad’ın İran’la ilişkisi ise daha eski ve daha güçlüydü. Hareketten bir kaynak, İran’ın kendilerine Grad ve Fecr tipi füzeler sağladığını, daha sonra bunların İran uzmanlığıyla yerel olarak geliştirildiğini anlattı.

İran’ın Gazze’deki etkisi

İran’ın etkisi zamanla Gazze’de çok belirgin hale geldi. Küçük gruplar da İran’dan destek almaya başladı. Açık şekilde Şiileşen yapılar ortaya çıktı, hatta kendisini “Filistin Hizbullahı” olarak adlandıran oluşumlar görüldü.

Hamas ve İslami Cihad kararlarının bağımsız olduğunu savunsa da İran’ın müdahalesini gizlemek mümkün olmadı.

defrgr
İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın, Hamas’ın kuruluşunun 28’inci yıl dönümü kutlamaları kapsamında 11 Aralık 2015’te Han Yunus’ta düzenlediği askerî geçit töreni (AFP - Getty)

Kaynaklar, İran’ın Filistin bölünmesini teşvik edip etmediği sorusuna doğrudan yanıt vermedi. Bunun yerine Tahran’ın temel hedefinin “direnişi geliştirmek ve Gazze cephesini güçlendirmek” olduğunu söylediler.

Suriye devrimiyle kırılma

2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanması, İran-Hamas ilişkilerindeki gerçeği daha görünür hale getirdi. Hamas, Beşşar Esed karşıtı bir çizgi alarak 2012’de Şam’dan ayrıldı. Bu durum İran’ı öfkelendirdi. Tahran, Hamas’a sağladığı desteği büyük ölçüde azalttı.

fev
Filistinli bir çocuk, 10 Haziran 2017’de Refah’ta Komutan Ebu Necca’nın cenaze töreni sırasında İzzeddin el-Kassam Tugayları mensuplarının arasından etrafa bakarken.

Hamas lideri Halid Meşal daha sonra, Suriye krizinin İran’la ilişkileri ciddi şekilde etkilediğini ve Tahran’ın mali desteği önemli ölçüde kestiğini kabul etti.

İran ise bu süreçte Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nı siyasi büroya karşı güçlendirmeye çalıştı. Böylece Hamas içinde eksenler konusunda tartışmalar ve görüş ayrılıkları oluştu.

Ebu Merzuk’un İran çıkışı

2012’de sızdırılan bir telefon kaydı, Hamas içindeki İran rahatsızlığını açık biçimde ortaya koydu.

Dönemin Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Musa Ebu Merzuk, İran’ı sert sözlerle eleştiriyor ve Tahran’ın Filistin direnişine destek verdiği yönündeki açıklamalarını “yalan” olarak nitelendiriyordu.

vdfv
Filistinli bir çocuk, 18 Eylül 2003’te Gazze’nin Zuveyde beldesinde İsrail kurşunlarının deldiği evinin camından dışarı bakarken (Getty)

Kayıtta Ebu Merzuk şu ifadeleri kullanıyordu:

“2009’dan beri onlardan ciddi bir şey gelmedi. Söylediklerinin çoğu yalan.”

Ayrıca İran’ın destek karşılığında Hamas’tan Sudan gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmek için arabuluculuk istediğini de belirtiyordu.

dcfr
İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, 16 Aralık 2016’da Hamas’ın 29. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında düzenlenen askerî geçit töreni sırasında (AFP - Getty)

İran’ın her ele geçirilen silah sevkiyatını “Gazze’ye gidiyordu” diye sunduğunu söyleyen Ebu Merzuk, “Nijerya’da ele geçirilen gemi için bile bize gidiyordu dediler” ifadelerini kullandı.

Bir Hamas kaynağı, bu kaydın İran’ı çok öfkelendirdiğini ve Hamas’ın Tahran’a açıklama yapmak zorunda kaldığını söyledi.

“Direniş ekseni” ve 7 Ekim kırılması

2017’de İsmail Heniyye’nin Hamas liderliğine, Yahya Sinvar’ın ise Gazze liderliğine gelmesiyle İran’la ilişkiler yeniden güçlendi. Özellikle askeri kanadın etkisinin artması ilişkileri daha da derinleştirdi.

İran, Hamas’ı bölgesel “direniş ekseninin” temel unsurlarından biri haline getirdi ve “cephelerin birliği” söylemini öne çıkardı.

fvbngt
Sana’da, İran ve Lübnan’daki Hizbullah ile dayanışma göstermek amacıyla Husi grubunun düzenlediği bir kitlesel gösteri (AFP)

Bu durum Sinvar’da, 7 Ekim saldırısından sonra İran’ın doğrudan müdahil olacağı yönünde beklenti oluşturdu. Ancak bu gerçekleşmedi.

İran, saldırıdan önceden haberdar olduğunu reddetti. Bu durum “direniş ekseni”, “cephelerin birliği” ve koordinasyon düzeyi hakkında ciddi soru işaretleri doğurdu.

İslami Cihad’ın da saldırıdan önceden haberdar olmadığı belirtildi.

Yemen krizi ve yeni ayrılıklar

İslami Cihad da İran’ın siyasi taleplerinden kaçamadı. 2015’te İran, hareketten Yemen’de Husilere destek açıklaması yapmasını istedi. Hareket bunu reddedince Tahran desteği azalttı.

dsfbgtr
Bir İranlı kadın, 24 Ekim 2024’te Tahran şehir merkezinde düzenlenen bir toplanmada, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği bir hava saldırısında hayatını kaybettiği bildirilen Hamas lideri Yahya Sinvar’ın fotoğrafını taşırken (AFP - Getty)

İran daha sonra, İslami Cihad’dan kopan isimlerin kurduğu “Sabirin Hareketi”ni desteklemeye başladı.

İslami Cihad’dan bir kaynak, o dönemin hareket açısından en zor dönemlerden biri olduğunu söyledi.

Savaşın sonuçları

7 Ekim sonrasında başlayan savaşlar zinciri, yalnızca Hamas ve Hizbullah’ı değil İran’ı da doğrudan hedef haline getirdi.

İran hâlâ Hamas ve İslami Cihad’a desteğin süreceğini söylüyor. Ancak savaş, güvenlik baskıları ve mali kanallara yönelik Amerikan-İsrail operasyonları nedeniyle desteğin son aylarda ciddi şekilde aksadığı belirtiliyor.

İsrail, Filistin dosyasından sorumlu birçok İranlı yetkiliyi öldürdü. ABD ise İran’dan vekil güçlere desteği kesmesini talep ediyor.

Filistin Yönetimi “Şam hattını” koparıyor

Gazze savaşı sırasında Hamas ve İslami Cihad İran’a siyasi destek verirken, Filistin Yönetimi İran karşıtı çizgisini daha da netleştirdi.

Filistin Yönetimi yalnızca İran lideri Ali Hamaney’i sert şekilde eleştirmekle kalmadı; Hamas’ı da “ulusal değil İran ajandasına hizmet etmekle” suçladı.

sdvfdv
Filistin Yönetimi Başkanı, ABD’nin vize vermeyi reddetmesi üzerine “iki devletli çözüm” konulu Birleşmiş Milletler zirvesine uzaktan katılarak konuşma yaparken (AFP)

Ayrıca ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını kınamaktan kaçındı, buna karşılık İran’ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını eleştirdi.

Böylece Filistin Yönetimi, kendisini daha açık şekilde “ılımlı Arap ekseni” içinde konumlandırdı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bilgili bir kaynak, “Filistin Yönetimi aslında yeni bir pozisyon almadı, sadece tavrını daha açık hale getirdi” dedi.

Filistin Yönetimi, 7 Ekim’den sonra her şeyin değiştiğini düşünüyor ancak başlayan savaşların sonunda İran’ın bölgesel ajandasının zayıflayacağına inanıyor.


Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
TT

Irak hükümetinin kurulması İran'ın sürpriz vetosuyla karşılaştı

Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)
Başbakan adayı Ali el-Zeydi, "Koordinasyon" Komitesi üyesi Hadi el-Amiri ve geçici Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)

İki Iraklı yetkili, Tahran yönetiminin, iktidardaki Şii koalisyon Koordinasyon Çerçevesi temsilcilerinden, “müttefiklerinin nüfuzunu ve devlet içindeki varlık yapısını hedef alan” bir hükümete destek vermemelerini istediğini açıkladı.

Gelişmeler, İsmail Kaani’nin sürpriz şekilde Bağdat’a ulaştığı yönündeki bilgilerle eş zamanlı yaşandı. Bu süreçte, hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali al-Zeydi’nin yürüttüğü müzakerelerin ileri aşamaya geldiği, ancak yeni hükümetin şekli konusunda ABD ile İran arasındaki rekabetin giderek arttığı belirtildi.

Farklı kaynaklar Şarku’l Avsat’a, “Kaani’nin son saatlerde Bağdat’a geldiğini ve hükümetin kurulması sürecinde rol alan isimlerle görüştüğünü” aktarırken, Tahran’ın Washington’a tam uyum gösterilmesine karşı çıktığını ifade etti.

Kudüs Gücü komutanı Kaani’nin temaslarıyla ilgili konuşan bir yetkili, Bağdat’taki hükümet pazarlıklarını “Hürmüz Boğazı’ndaki kuşatma ve karşı kuşatma” durumuna benzetti.