Organ naklinde bir ilk gerçekleşti: Genetiğiyle oynanmış domuzun böbreği insana nakledildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Organ naklinde bir ilk gerçekleşti: Genetiğiyle oynanmış domuzun böbreği insana nakledildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD'de bilim insanları dünyada ilk defa bir domuz böbreği, insana nakledildi.
Reuters’ta yer alan habere göre, New York'taki NYU Langone Health’te gerçekleştirilen operasyonda genetiğiyle oynanan ve böylece dokuları insan vücudunun reddedeceği molekülü içermeyen bir domuzun böbrekleri kullanıldı.
Operasyon; beyin ölümü gerçekleşmiş, böbrek fonksiyonlarında sorun olan hasta ailesinin onayıyla yaşam desteğinden çekilmeden önce gerçekleşti.
Domuz böbreği üç gün boyunca hastanın kan damarlarına bağlı bir şekilde, vücudun dışında tutuldu böylece araştırmacılar süreci gözlemleyebildi.
Nakli gerçekleştiren cerrah Dr. Robert Montgomery, test sonuçlarına bakarak nakledilen böbreğin fonksiyonlarının “oldukça normal” göründüğünü söyledi. Montgomery, böbreğin beklenecek miktarda idrar ürettiğini söyledi. Hastanın böbrek fonksiyonlarındaki sorun, nakil sonrası normale döndü.
Söz konusu operasyonun, organ nakli alanında çığır açıcı olabileceği belirtildi.
Operasyon için kullanılan domuzun genetiğiyle oynanarak, insan vücudunun normalde anında reddettiği molekül alpha-gal vücudundan çıkarıldı. Genetiğiyle oynanmış domuzlar, ete alerjisi olan insanların gıda olarak kullanımı için ABD’de üretilmiş, ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden onay almıştı.
Hayvanların tıbbi operasyonlarda kullanımının yine FDA’den onay alması gerektiği belirtildi.
 



Gişede çakılan Digger için sıradışı reklam hamlesi

64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)
64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)
TT

Gişede çakılan Digger için sıradışı reklam hamlesi

64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)
64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan göbekli ve kel petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)

Warner Bros., izleyiciye nasıl sunacağını bir türlü kestiremediği ve pazarlamakta zorlandığı Alejandro G. Iñárritu imzalı Digger için yeni bir reklam yayımladı. Stüdyo bu kez farklı ülkelerdeki eleştirmenlerin övgülerini, ABD basınındaki olumsuz yorumlarla karşı karşıya getiriyor.

Reklam sanki şunu söylüyor: Dünyanın geri kalanı filme bayılıyor, Amerikalılarsa dehasını anlamıyor.

İnternette yayımlanan reklam, Tom Cruise'un canlandırdığı Digger Rockwell'in "Amerika, en karanlık dönemlerinde dünyanın yanında oldu" sözleriyle başlıyor. Riz Ahmed'in oynadığı karakter ise "Artık değil" diye karşılık veriyor.

Ardından eleştirmenlerin yorumları, ülkelerinin bayraklarıyla birlikte ekrana geliyor. İlk sırada, filmi "destansı, olağanüstü ve iğneleyici" diye niteleyen Meksikalı bir YouTuber var. Hemen sonrasında ABD bayrağı eşliğinde The Playlist'in "grotesk, kasıtlı olarak zevksiz" yorumu gösteriliyor.

Daha sonra Fransız bir eleştirmenin "bir zeka cevheri" diye övdüğü Digger için New York Post'un "kasıtlı olmadan kötü bir filme dönüşmüş" değerlendirmesi ekrana geliyor.

Tahminlere göre film, Kuzey Amerika'daki açılış hafta sonunu yaklaşık 8 milyon dolar hasılatla tamamladı. Bu rakam, stüdyonun zaten düşük olan 12 milyon ila 15 milyon dolarlık açılış tahmininin bile altında ve filmin yaklaşık 125 milyon dolarlık yapım bütçesinin çok uzağında.

Peki uluslararası basın Digger'ı gerçekten Amerikan basınından daha mı çok beğendi? 

Bu iddiada bir ölçüde doğruluk payı olabilir. Filmin Rotten Tomatoes'daki olumlu eleştiri oranı yüzde 51. Fransız değerlendirme sitesi AlloCiné'de ise 30 eleştirmenin verdiği puanların ortalaması 5 üzerinden 3,2.

Bu iki ölçüm doğrudan karşılaştırılamaz ancak Fransa'daki ortalama, eleştirmenlerin filme biraz daha sıcak yaklaştığını düşündürüyor. 

Britanya ve Avustralya'nın önde gelen bazı eleştirmenleri de filmi belirgin biçimde olumlu karşıladı. Bununla birlikte her iki ülkede de olumsuz görüş bildirenler vardı.

ABD'de cuma günü sinema çıkışında izleyicilerle yapılan CinemaScore anketinden ise hayli düşük bir not çıktı: C+.

Iñárritu, filmi Z kuşağı için çektiğini söylemişti. Açılış hafta sonunda bilet alanların yüzde 60'ı 18-34 yaş aralığındaydı; yüzde 70'inden fazlası ise erkekti.

Öte yandan Cruise, cumartesi günü sosyal medyada yaptığı paylaşımda filme desteğini ve duyduğu gururu dile getirdi:

Digger artık sinemalarda ve bu filmi böylesine yetenekli sanatçılarla birlikte yaratma fırsatı bulduğum için büyük onur duyuyorum. Özverileri, emekleri ve kattıkları neşe için tüm oyunculara ve ekibe teşekkür ederim. Gerçekten unutulmaz bir deneyimdi ve ortaya çıkardığımız işle gurur duyuyorum.

Ancak filmin mali tablosu pek iç açıcı görünmüyor. Deadline'a konuşan çok sayıda kaynağa göre Digger, dünya genelinde 50 milyon dolar hasılata ulaşmayı başarsa bile yaklaşık 150 milyon dolar zarar edebilir.

Pandemi sonrasında sonbaharda gösterime giren bazı yüksek bütçeli filmler de benzer gişe başarısızlıkları yaşamıştı. 

Bunlardan biri, geçen yıl gösterime giren ve Dwayne Johnson'ın başrolünü üstlendiği Dövüş Efsanesi'ydi (The Smashing Machine). 

Bir diğeri ise Margot Robbie, Christian Bale ve John David Washington'ın rol aldığı, 2022 yapımı absürt dönem filmi Amsterdam'dı. Her iki filmin de Kuzey Amerika'daki açılış hasılatı 10 milyon doların altında kalmıştı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline


Maratonda bisikletle yakalanan fenomenden özür geldi

Sosyal medyada "Abeeeer" adını kullanan Çinli fitness fenomeni, Berlin Maratonu sırasında bisikletle yol alırken görüntülendi (@TGTM_Official)
Sosyal medyada "Abeeeer" adını kullanan Çinli fitness fenomeni, Berlin Maratonu sırasında bisikletle yol alırken görüntülendi (@TGTM_Official)
TT

Maratonda bisikletle yakalanan fenomenden özür geldi

Sosyal medyada "Abeeeer" adını kullanan Çinli fitness fenomeni, Berlin Maratonu sırasında bisikletle yol alırken görüntülendi (@TGTM_Official)
Sosyal medyada "Abeeeer" adını kullanan Çinli fitness fenomeni, Berlin Maratonu sırasında bisikletle yol alırken görüntülendi (@TGTM_Official)

Çinli bir fitness fenomeni, 2026 Berlin Maratonu'nda bisiklete binerken çekilen fotoğraflarının ortaya çıkmasının ardından hile yaptığı gerekçesiyle özür diledi.

Sosyal medyada toplam 530 bin takipçisi bulunan ve "Abeeeer" adıyla tanınan fenomenin, yarışın 38. kilometresine yakın bir noktada bisiklet üzerinde olduğu görüntülenmişti. Bu bilgiyi, fenomenlerin paylaştığı hatalı veya yanıltıcı yarış sürelerini ifşa etmeye odaklanan Instagram sayfası Official Marathon Time Integrity Unit (OMTIU) paylaşmıştı.

Fotoğraflar internette hızla yayılmış ve hatta bazı Çin haber kaynaklarında da yer almıştı.

Geçen yıl iki Avustralyalı koşucunun kurduğu OMTIU'ya göre Abeeeer'in yarıştaki en hızlı ara derecesi, bitiş çizgisine doğru bisikletle ilerlediği görülen 35-40 km etabında kaydedilmişti.

Fenomen, Berlin Maratonu'nda "kişisel rekorunu" kırdığını iddia etmişti.

Ancak 3 Ekim'de Abeeeer, yarış kurallarını çiğnediğini kabul etti ve sosyal medya üzerinden özür diledi.

Çin sosyal medya trendlerini takip eden platform What's On Weibo'ya göre fenomen, "kendini iyi hissetmemesinin" yaptığı eylemler için bir mazeret teşkil etmediğini belirtti.

Abeeeer daha sonra, yerel adıyla Xiaohongshu diye bilinen RedNote platformundaki hesabından maratonla ilgili paylaşımları kaldırdı.

THYUI
(@officialunofficialtime/Instagram)

Pazar günü OMTIU, Abeeeer'in sponsorlarından spor markası Brooks China'nın özür mesajını paylaştı. Şirket, işbirliği yaptığı ismin maraton için antrenman planlarından ve hedeflerinden haberdar olduğunu ve kendisine yarış için ekipman sağladığını ifade etti.

Şirket, kontrollerinin yetersiz kaldığını belirtti. "Yarıştan sonra, sağladığı bitiş sonuçlarını ve ilgili metin, görsel ve video materyallerini doğrulamış olsak da tüm katılım sürecini, özellikle de etap verileri gibi bilgileri içeren kapsamlı ve ayrıntılı bir inceleme yapmadık" diyen şirket, bu durumu "bizim tarafımızdan yapılan bir ihmal" diye niteledi.

Brooks, sözkonusu kişiyle işbirliğini derhal sonlandırdığını ve kendisiyle "bir daha asla çalışmayacağını" açıkladı.

Abeeeer'in fotoğrafları Reddit'te de tartışma konusu oldu. Bir kullanıcı, "Hile yapmanız gerekiyorsa bunun ne anlamı var ki? Çok tuhaf bir tercih" diye yazdı.

Bazıları onun erken çıkış yapan start grubunda nasıl yer alabildiğini sorgularken, kimileri de ona sponsor olan markaları eleştirdi.

Yorum yapanlardan biri, bu sponsorluk ilişkisini "utanç verici" diye niteledi.

OMTIU özellikle resmi çip süreleri yerine Strava veya GPS verilerine dayalı mesafe ve süreleri paylaşarak yanıltıcı yarış performansı bilgileri sundukları iddiasıyla, koşu alanındaki sosyal medya fenomenlerini düzenli olarak ifşa ediyor.

Independent Türkçe


2026 Nobel Tıp Ödülü, anıların ve duyguların nasıl oluştuğunu ortaya çıkaran üç bilim insanına verildi

3 bilim insanı 2026 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görüldü (İsveç’teki Nobel Ödülü komitesi)
3 bilim insanı 2026 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görüldü (İsveç’teki Nobel Ödülü komitesi)
TT

2026 Nobel Tıp Ödülü, anıların ve duyguların nasıl oluştuğunu ortaya çıkaran üç bilim insanına verildi

3 bilim insanı 2026 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görüldü (İsveç’teki Nobel Ödülü komitesi)
3 bilim insanı 2026 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görüldü (İsveç’teki Nobel Ödülü komitesi)

İsveç'teki Nobel Ödülü komitesi, 2026 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nün Amerikalı Karl Deisseroth ile Alman bilim insanları Peter Hegemann ve Georg Nagel'e verildiğini açıkladı. Üç bilim insanı, ışıkla kontrol edilen iyon kanallarının keşfi ve optogenetik olarak bilinen tekniğin geliştirilmesine katkılarından dolayı ödüle layık görüldü.

İsveç'teki Karolinska Enstitüsü Nobel Meclisi, üç bilim insanının çalışmalarının, canlı beyindeki belirli sinir hücrelerinin faaliyetlerinin ışık kullanılarak etkinleştirilmesini veya durdurulmasını sağlayan optogenetik tekniğinin geliştirilmesinin önünü açtığını belirtti.

Bu teknik, sinirbilim alanında önemli bir dönüşüm yarattı. Araştırmacılar optogenetik sayesinde belirli anılar, duygular ve davranışlarla bağlantılı sinir devrelerini inceleme ve belirli sinir hücresi türlerinin çeşitli nörolojik ve psikiyatrik bozukluklardaki rolünü anlama imkanı elde etti.

Devrim niteliğinde bir araç

Hikaye, Hegemann'ın 1990'ların başında ışığa doğru yüzebilen tek hücreli bir alg olan Chlamydomonas üzerinde yaptığı çalışmalarla başladı. Hegemann, organizmanın ışığa verdiği tepkinin yaklaşık yarım milisaniye içinde gerçekleştiğini gözlemledi. Bu hız, insan gözündeki benzer bazı süreçlerden 20 kat daha hızlıydı.

Bu gözlem, Hegemann'ı ışığı algılama özelliğini iyonların geçişine izin veren bir kanalın açılması ve elektriksel bir sinyal üretilmesiyle birleştiren bir proteinin var olabileceği sonucuna götürdü.

Yıllar süren araştırmaların ardından Hegemann, Nagel ile birlikte ışığa duyarlı ve kanalrodopsin (channelrhodopsin) olarak bilinen bir proteini tanımlamayı başardı. Bu proteinin ışığa maruz kaldığında açılan bir iyon kanalı olduğu ortaya çıktı. İkili, 2003 yılında bu proteinden sorumlu genin başka hücrelere aktarılması halinde söz konusu hücrelerin ışığa duyarlı hale geldiğini ve elektriksel sinyaller üretebildiğini gösterdi.

Deisseroth keşfi yeni bir bilim dalına dönüştürdü

Deisseroth, bu keşiften yararlanarak sinir hücrelerinin faaliyetlerini kontrol etmeye yönelik yeni bir yöntem geliştirdi. Ekibi 2005 yılında laboratuvar ortamında yetiştirilen sinir hücrelerinin mavi ışığa tepki vermesini ve sinirsel sinyaller üretmesini sağlamayı başardı.

Araştırmacılar daha sonra hayvan deneylerine geçti. 2007 yılında canlı farelerin beyinlerindeki belirli sinir hücrelerini etkinleştirerek hayvanların hareketlerini kontrol etmeyi başardılar. Aynı yıl Deisseroth'un ekibi, uyanıklıkla bağlantılı sinir hücrelerini etkinleştirerek uyuyan fareleri uyandırmayı da başardı.

Deisseroth, 2012 yılında Susumu Tonegawa ile birlikte tekniği kullanarak farelerde korku anısıyla bağlantılı hücreleri yeniden etkinleştirdi. Hafıza engramı olarak adlandırılan bu yapı, bir anının oluşması sırasında meydana gelen belirli hücre ve sinirsel bağlantı örüntüsünü ifade ediyor.

Araştırmacılar bu hücreleri yeniden etkinleştirdiğinde fareler, ortada herhangi bir tehlike bulunmamasına rağmen korku tepkisi gösterdi. Bu sonuç, belirli bir anının oluşmasında belirli bir sinir hücresi grubunun rol oynadığına dair önemli bir kanıt sundu.

Teknik beynin anlaşılma biçimini nasıl değiştirdi?

Yetişkin insan beyninde yaklaşık 90 milyar sinir hücresi bulunuyor ve her bir hücre binlerce bağlantıyla diğer hücrelere bağlanıyor. Bu durum, her bir hücre türünün işlevinin belirlenmesini son derece karmaşık hale getiriyor.

Ancak optogenetik, araştırmacıların belirli hücre gruplarını seçici biçimde etkinleştirmesine veya baskılamasına ve bunun sonuçlarını doğrudan gözlemlemesine imkan sağladı.

Bu yöntem sayesinde bilim insanları ağrı, sosyal davranış, susama, yemek yeme, ödül ve dikkat duygusuyla bağlantılı sinir devrelerini belirledi. Ayrıca biyolojik saatin düzenlenmesi gibi işlevler de incelendi.

Teknik, sinir sisteminin beyin dışındaki bölümlerinin araştırılmasını da genişletti. Araştırmalar, kalp faaliyetleri ile duygular arasındaki bağlantılara ve bağırsaklardaki belirli hücrelerin bazı yiyeceklerin tercih edilmesindeki rolüne ilişkin yeni bulgular ortaya koydu.

Tedavi umutları

Nobel Meclisine göre optogenetik, depresyon, anksiyete, şizofreni, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların daha iyi anlaşılmasına katkı sağladı.

Araştırmacılar tekniğin tedavi amaçlı kullanım potansiyelini de inceliyor. Bu kapsamda, retinitis pigmentosa nedeniyle görme yetisini kaybeden kişilerin görme fonksiyonlarını yeniden kazanmasını amaçlayan klinik çalışmalar yürütülüyor.

Bu çalışmalardan birinde, bir hastanın retinasına kanalrodopsine benzer bir protein aktarılması sınırlı düzeyde görme yetisinin yeniden kazanılmasını sağladı. Hasta, ışık yayan özel gözlüklerin yardımıyla bazı nesneleri ayırt edebildi ve onları tutmayı başardı.

Araştırmacılar ayrıca gelecekte koklear implantların geliştirilmesinde de bu teknolojiden yararlanmayı umuyor. Amaç, işitme sinirini elektrik yerine ışık kullanarak daha yüksek hassasiyetle uyarmak.

Böylece üç bilim insanı, tek hücreli bir algda bulunan ışığa duyarlı bir proteinin keşfini, beynin incelenme biçimini değiştiren bir teknolojiye dönüştürdü. Optogenetik, sinir devrelerinin anılar, duygular ve davranışlarla bağlantısını anlamak için yeni bir alan açarken, nörolojik ve psikiyatrik bozukluklara yönelik yeni tedavilerin geliştirilmesine ilişkin umutları da artırdı.