Sudan’da 1 milyon kişi demokratik geçişi desteklemek için toplanıyor

Egemenlik Konseyi başkanlığının sivillere devredilmesi ve geçiş kurumlarının tamamlanması çağrısı sürüyor.

Göstericiler dün Cumhuriyet Sarayı önünde toplandı. (AFP)
Göstericiler dün Cumhuriyet Sarayı önünde toplandı. (AFP)
TT

Sudan’da 1 milyon kişi demokratik geçişi desteklemek için toplanıyor

Göstericiler dün Cumhuriyet Sarayı önünde toplandı. (AFP)
Göstericiler dün Cumhuriyet Sarayı önünde toplandı. (AFP)

Sudanlılar, demokratik sivil yönetimi korumak ve ülkeyi totaliter bir diktatörlüğe döndürecek her türlü askeri darbe girişimini engellemek için bugün başkent Hartum’da toplanıyor. 1 milyon kişinin katılmasının beklendiği ve ‘deprem’ adı verilen gösteriler için sokaklar dolmaya başladı.
Direniş komiteleri, sendikalar ve iktidar koalisyonunda yer alan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ne (ÖDBG) bağlı siyasi oluşumlar, General İbrahim Abbud hükümetinin devrildiği 21 Ekim 1964 Devrimi’nin yıl dönümüne denk gelen yürüyüşe ‘güçlü bir şekilde’ katılacaklarını duyurdular.
1 milyon kişilik yürüyüş çağrısı, geçiş hükümetinin tarafları (sivil ve askeri) arasındaki şiddetli siyasi kriz ile eş zamanlı gerçekleşiyor. Silahlı hareketler ile partilerin Egemenlik Konseyi'ndeki 'askerler' ile saf tutmalarına yol açan ÖDBG arasındaki anlaşmazlık artarak devam ediyor.
Hartum'daki Cumhuriyet Sarayı önünde oturma eylemi düzenleyen ÖDBG'den ayrılan bir grup, geçiş hükümetinin feshedilmesi ve katılım tabanının genişletilmesi çağrısında bulunuyor. Bu, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun ÖDBG yöneticileriyle yaşadığı anlaşmazlık çerçevesinde destekledikleri bir çağrı olarak ön plana çıkıyor.
ÖDBG’den ayrılan grup ayrıca sivil ve askeri kanatlar arasında, ülkeyi kaosa sürükleyecek bir şiddete yol açabilecek çatışma yaşanmasına ilişkin korkulara rağmen destekçilerinden bugün sokağa çıkmalarını istedi.
Yaşananları “en tehlikeli ve en kötü kriz” olarak nitelendiren Başbakan Abdullah Hamduk, bir taraftan ÖDBG tarafları arasındaki anlaşmazlığın diğer taraftan da siviller ile Egemenlik Konseyi’ndeki askeri oluşum arasındaki gerilimin çözülmesini istiyor. Bu amala ÖDBG’de ortak bir ‘kriz birimi’ kurdu. Hamduk tüm tarafların gerginliği durdurması çağrısında bulundu.
Hartum’un birçok semti ve bazı şehirler geçtiğimiz günlerde, mevcut geçiş hükümetini feshetme çağrılarına karçı çıkmak ve sivil yönetim geçişini korumak için 1 milyon kişilik yürüyüş çağrısı yapılmıştı. Söz konusu yürüyüş için binlerce kişi seferber olmuştu.
ABD’den Sudan’ çağrı
Sudan’da gerilim sürerken ABD yönetimi de ülkedeki geçiş sürecine olan güçlü desteğini bir kez daha bildirdi. Sivil ve askeri hükümet ortaklarını aralarındaki anlaşmazlıkları geride bırakarak anayasal belgeye uymaya davet etti.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ABD'nin Hartum Büyükelçiliği, Sudan'da bugün yapılacak olan barışçıl gösterilere desteğini açıkladı. Büyükelçilik Facebook hesabında yaptığı açıklamada “Barışçıl göstericileri destekliyor ve ABD’nin özgürlük, barış ve adaletin sağlanması için Sudan'daki demokratik geçiş sürecine verdiği güçlü desteği yineliyoruz ifadeleri kullanıldı.
Büyükelçilik ayrıca “sivil ve askeri liderleri, anlaşmazlıkları çözmek ve Anayasa Bildirgesi’nin temel ölçütlerini uygulamak için gerekli önlemleri almak amacıyla birlikte çalışmaya teşvik ettiğini” bildirdi.
Söz konusu açıklamalarla eş zamanlı olarak Hartum, ABD’nin Afrika Boynuzu Özel Elçisi Jeffrey Feltman'ın Sudanlı tarafların ülkedeki siyasi krizi aşmasına yardımcı olmak için cumartesi günü ülkeye gelmesini bekliyor.
ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilci Yardımcısı Payton Knopf da dün Sudan Adalet Bakanı Nasreddin Abdulbari ile yaptığı görüşmede geçiş süreci tarafları arasındaki uçurumu kapatmanın şu anki en önemli adım olduğunu vurguladı.
Knopf açıklamasında şunları söyledi:
“Sudanlı yetkililerle ve siyasetçilerle geçiş sürecinin karşı karşıya olduğu zorluklarla ilgili görüş alışverişinde bulundum. Tam bir sivil demokratik yönetime geçişin destekçileri olarak bu kişiler, mevcut krizin üstesinden gelmek ve çeşitli taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için çaba gösterecekler.”
Knopf bu adımın farklı konularda devam eden istişareler bağlamında ve Özel Elçi Jeffrey Feltman'ın bu hafta sonu yapmayı planladığı ziyaretine hazırlık olarak geldiğini de sözlerine ekledi.
Diğer yandan Sudan Adalet Bakanı Nasreddin Abdulbari ülkeyi kasıp kavuran siyasi krizlerden çıkış yolunun tüm tarafların anayasal belgeye bağlı kalmasından geçtiğini söyledi.
Bakan anayasal belgenin ve buna bağlılığının, geçiş sürecinin tamamlanıp bu dönemin sonunda yapılması planlanan seçimlere ulaşılmasının en büyük garantisi olduğunu vurguladı.
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan da silahlı kuvvetlerin ve sivil oluşumun geçiş döneminin başarıyla tamamlanıp Sudan halkının beklentilerini karşılayacak seçilmiş sivil bir hükümete ulaşılmasına yönelik isteğini bildirdi.
Burhan, İngiltere'nin Afrika'dan Sorumlu Devlet Bakanı Vicky Ford ile dün akşam ofisinde yaptığı toplantıda, anayasal belgeye bağlı kalınmasının ve askeri ve sivil unsurlar arasındaki ortaklığın korunmasının öneminin altını çizdi.
Vicky Ford da başta Juba Barış Anlaşması’nın imzalanması, Sudan’ın borçlarının silinmesi ve azaltılması ve uluslararası toplum ile uluslararası finans kuruluşlarıyla tekrar iş yapması olmak üzere geçiş döneminde elde edilen başarılardan övgüyle söz etti. Afrika’dan Sorumlu Devlet Bakanı, oluşturulan ve değiştirilen yasalara ve vatandaşlara sunulan büyük özgürlüklere dikkat çekti.
Ford, Egemenlik Konseyi Başkanı’nı Sudan ve İngiltere arasındaki stratejik diyalogun, tüm askeri alanlardaki iş birliğinin, İngiltere’nin Sudan ekonomisine verdiği desteğin ve Sudan’da yaptığı yatırımların altını çizdi. Deneyimlerin paylaşılması, teknik yardım sağlanması, geçiş dönemi adaletinin sağlanması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ile iş birliği yapılması gibi konularda bilgilendirdi.
1 milyon kişilik gösteriyi organize eden grupların talepleri arasında Egemenlik Konseyi Başkanlığı’nın askerlerden sivillere devredilmesi, yasama konseyinin kurulmasının hızlandırılması, geçiş dönemi adaletinin sağlanması ve yargı, savcılık ve bağımsız komisyonların başkanlık atamasının gerçekleştirilmesi ön plana çıkıyor.
Yürüyüşü düzenleyen ortak oluşum, barışa bağlı kalma çağrısında bulunarak sivil yönetimi ve demokratik geçişi desteklediğini bildirdi. Açıklamada ayrıca adalet sistemini düzeltmenin ve Anayasa Mahkemesi'nin kurulması için anayasal belgeye bağlı kalmanın önemi vurgulandı.
ÖDBG bloğuna bağlı oluşumlar 1 milyon kişilik yürüyüş için sokağa çıkacaklarını duyurarak partilerin destekçilerini ve Sudan halkının her kesimini, sivil geçiş yolunu tıkayacak her türlü hamleye karşı güçlü bir şekilde karşı koymak için yürüyüşe katılmaya çağırdı.
21 Eylül’deki darbe girişimi, Sudan'da askeri ve sivil bileşenler arasında gerilime yol açtı. Krizin nasıl çözüleceği ise halen merak konusu.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”