Türkiye’nin KKTC’deki İHA’larının Doğu Akdeniz denklemindeki yeri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)
TT

Türkiye’nin KKTC’deki İHA’larının Doğu Akdeniz denklemindeki yeri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)

İnci Mecdi
Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, 16 Aralık 2019 tarihinde Türkiye’den kalkan ilk insansız hava aracının (İHA) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) Geçitkale (Lefkonuk) Havalimanı’na indiğini duyurdu. Söz konusu duyuru, Kıbrıs Adası kıyılarında büyük doğalgaz keşiflerinin ilan edilmesi ve bölge ülkeleri arasında doğalgazın çıkarılması ve ihracatında koordinasyon ve iş birliği yapılması amacıyla Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun kurulmasının ardından, Trablus’taki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile imzalanan iki mutabakat muhtırasından aylar sonra yapıldı.
Türkiye, geçtiğimiz iki yıl boyunca Kıbrıs adası kara sularını ihlal ederek efalarca kez Kıbrıs kıyılarında doğalgaz arama çalışmaları başlattı. Türkiye’nin bu adımları uluslararası toplumdan çok sayıda kınama açıklamasının yapılmasına yol açtı. Nüfusunun çoğunluğunu Kıbrıs Türklerinin oluşturduğu Kıbrıs adasının kuzey kesimi 1974 yılından bu yana Türkiye’nin hakimiyeti altında.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz temmuz ayında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) ziyaret etmiş ve Maraş’ın bir kısmının yeniden açıldığını duyurmuştu.
BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 2019 yılında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) Maraş’ın yerel sakinleri dışındakilerin şehre yerleştirilmesi girişimlerinin ‘kabul edilemez’ olduğunu onaylayan bir karar yayınlamıştı.
Ancak Türkiye’nin Kıbrıs adasının kuzeyinde 47 yıldır devam eden varlığı, Ankara'nın Doğu Akdeniz’deki doğalgazdan pay alma çabaları için bir delik açmış gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019 yılının mayıs ayında Türkiye’nin Kıbrıs açıklarında doğalgaz arayan gemilerinin söz konusu çalışmaları KKTC’deki kardeşlerinin hakları için yaptıklarını söyledi.
Ayrıca Türkiye ile Libya arasında imzalanan Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası/Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, AB tarafından uluslararası hukukun ve BMGK kararlarının açıkça ihlali edilmesi olarak değerlendirildi. Söz konusu iddiaya konu olan iki mutabakat muhtırası da uluslararası arenada geniş çapta kınamalara yol açtı. Mutabakat muhtıraları, Türkiye'nin güney kıyılarından Libya'nın kuzeydoğu kıyılarına kadar uzanan bir ‘münhasır ekonomik bölgenin’ paylaşılmasını öngörüyor. Mutabakat muhtıralarına karşı çıkanlar, bunların yasa dışı olduğunu ve ticaret ile enerji akışlarını bozabileceğini öne sürüyor. NATO ve AB üyesi olan Yunanistan muhtıralar çerçevesinde belirlenen münhasır ekonomik bölgenin Girit Adası’na uzanan suları da kapsadığını öne sürerek bunun kendi toprak egemenliğinin ihlali olduğunu iddia ediyor.

Daha geniş saldırı kabiliyeti
Ankara, KKTC’de İHA’lar için de bir üs kurma yönünde adımlar atıyor. Bu durum, özellikle Kıbrıs Adası’nın bölgede sahip olduğu stratejik konum göz önüne alındığında bölge ülkeleri arasında tartışmalara neden oluyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Türkiye, müttefiklerinin önemli çatışmaları çözmesini sağlayan İHA teknolojisinde lider konumda bulunuyor. Söz konusu çatışmaların başında da Azerbaycan’ın geçtiğimiz yıl yaklaşık 44 gün süren ve Ermeni nüfusun yaşadığı yarı özerk bölge olan Dağlık Karabağ bölgesinin kontrolünü ele geçirdiği savaş geliyor. Azerbaycan’ın başarısının kaynağı Türkiye’nin temin ettiği İHA’lar oldu. Gözlemcilere göre Ermenistan’ın kullandığı Rus yapımı hava savunma sistemleri, başkent Erivan'daki kara kuvvetlerini Türk yapımı Bayraktar TB2 silahlı İHA’larından koruyamadı.
Bayraktar TB2 SİHA’ları, Türk savunma sanayisinde lider teçhizat haline gelirken Ukrayna, Katar, Azerbaycan, Polonya ve diğer ülkelere de satışları yapıldı. Bayraktar TB2 SİHA’larını geliştiren Baykar, İHA uzman bir şirket olarak ön plana çıkıyor. Şirket, kısa bir süre önce Akıncı TİHA’nın çift motorlu, 20 metre kanat açıklığına ve altı ton kalkış ağırlığına sahip yeni, daha gelişmiş bir versiyonunu duyurdu. Türk basınında yer alan haberlere göre Akıncı TİHA’nın yeni versiyonu 1,5 tonluk bir taşıma kapasitesine sahip ve 11 bin 594 metre irtifada uçabiliyor. Yeni Akıncı TİHA, 24 saat kesintisiz uçma özelliğiyle Türk havacılık tarihinde bir rekora imza attı.
Katar Üniversitesi İbn Haldun Beşeri ve Sosyal Bilimler Merkezi’nden Dr. Ali Hussain Bakir tarafından kaleme alınan, Londra merkezi Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) tarafından yayımlanan makaleye göre Türk yapımı İHA teknolojisi ve özellikle elektronik silah sistemi ‘Koral’, Türkiye'nin Ortadoğu ve Orta Asya'daki askeri savaşlarında belirleyici bir faktör konumunda. Makalede, Türk yapımı İHA’ların Suriye, Azerbaycan ve Libya'daki başarısının ardındaki gizli gücün Koral olduğu belirtildi.
Türkiye yıllardır İHA’larla PKK’ya operasyonlar gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz yıl Suriye'deki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin doğal bir uzantısı olarak görülen ve hem Türkiye hem de İran’daki Kürtleri için bir örnek teşkil eden Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde Türk yapımı bir SİHA ile gerçekleştirilen saldırıda iki Iraklı subay şoförleriyle birlikte öldürüldüler. PKK’nın yanı sıra Suriyeli ve İranlı müttefiklerinin mevzilerinin de SİHA’larla sürekli olarak bombalandığı belirtiliyor.

Türkiye'nin çapraz ateşinde
Gözlemciler, Türk ordusunun, düşman askerlerinin yerini tespit etmesini ve hava savunma teknolojisini bozmasını sağlayan İHA’ların üretiminde ilerleme kaydettiğini ve bu durumun Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Ege'de GKRY ve Yunanistan ile yaşadığı anlaşmazlıklarda önemli kartlara sahip olabileceği görüşündeler. Ancak KKTC’de Türkiye’nin İHA’ları için bir üssün olması, bölgeyi Türk istihbaratı açısından da önemli bir konuma getiriyor. Türkiye’nin Etiyopya ve Somali'ye İHA satışının da denklemlere etkisine dikkat çekiliyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, ağustos ayı başlarında bir Türk televizyon kanalına verdiği röportajda, Bayraktar TB2 SİHA’larının KKTC’de anavatan Türkiye'deki üslerden çok daha hızlı hareket edebilecekleri konusunda övgüde bulundu. Tatar, SİHA’ların bölgeyi denetlemek amacıyla kullanılabileceğini belirtti.
ABD merkezli güvenlik araştırma kuruluşu Amerikan Girişimcilik Enstitüsü (American Enterprise Institute – AEI) yazarı Michael Rubin, KKTC’de gelişmiş Türk askeri silahlarının olmasının, Ankara’nın Doğu Akdeniz ülkelerini askeri kabiliyetleri kapsamına alacağını söyledi.
Daha önce Türkiye’nin KKTC’deki İHA üssüyle ilgili olarak ABD merkezli AP’ye açıklamalarda bulunan Mısırlı bir diplomat, söz konusu hamleyi Ankara'nın uluslararası toplumdan ‘sert tepkiler’ verilen bir dizi adımın parçası olarak nitelendirdi. Mısırlı diplomat ayrıc üssün KKTC, Libya ve Akdeniz'deki atılan diğer adımlara birlikte daha fazla endişeye neden olacağını öne sürdü.
GKRY Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides, kısa bir süre önce düzenlediği bir basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın KKTC’deki İHA üssü ile ilgili açıklamasının ‘Türkiye'nin Osmanlı politikasına ve Ankara'nın dış politikasının askerileşmesine’ bir örnek olduğu iddiasında bulundu. Christodoulides, açıklamasında, “İHA üssünü kurmanın temel nedeni Ortadoğu'yu, İsrail'i ve Mısır'ı kontrol etmektir. Asıl amaç KKTC değil. Çünkü adadaki durumu izlemek için KKTC’de bir İHA üssüne ihtiyacınız duymazsınız” dedi.
Gözlemciler, bölgedeki çatışma alanlarında ve önümüzdeki yıllarda bölgesel çatışmalarda Türkiye’nin hava kontrolünün sonuçlarını takibe aldılar. ABD Başkanı Joe Biden yönetimine GKRY’e Patriot füze savunma sistemi ve uçaksavar teknolojisi temin edilmesini tavsiye ediyorlar. AEI yazarı Rubin, bölgede başarılı olacak tek stratejinin Washington'ın Türkiye'nin bu tutum nedeniyle çok şey kaybedeceğini kanıtlaması olduğunu öne sürdü.

Sivil havacılığın güvenliğine yönelik riskler
Türkiye’nin KKTC’deki yeni İHA üssünün etkileri bu kadarla da  sınırlı değil. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre, Washington merkezli Uluslararası Uçuş Güvenliği Vakfı'na bağlı bir sivil toplum kuruluşu (STK) olan FSF-Med Türkiye’nin KKTC’deki İHA üssünün, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Adası çevresindeki sivil hava sahasını da etkileyebileceğini savundu.
FSF-Med, Eylül ayı ortalarında yaptığı bir uyarıda şu iddialarda bulundu:
“Geçitkale’deki Türk hava üssünün planlanan modernizasyonu, Türkiye ve GKRY’nin havacılık otoriteleri arasındaki yıllardır havacılık alanında süren gerilimi, iletişimi ve koordinasyon sorununu başka bir safhaya taşıyabilir. Türk askeri uçaklarının, GKRY yetkilileriyle uçuş planlarını paylaşmaması ve sivil uçaklara yakın uçabilmesi nedeniyle gerilim riski artıyor.”
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), uluslararası ve Avrupa’daki havacılık güvenliği yetkililerine İHA üssünün oluşturduğu artan risklerle ilgili endişelerini dile getirmeleri için baskı yapacağını bildirdi. ICAO, herhangi bir olay yaşanması durumunda sorumluluğun ihlallerini durdurmaya yönelik adım atmayanlarda olacağını vurguladı.
Uluslararası Pilotlar Birliği Federasyonu (IFALPA), geçtiğimiz günlerde, Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) tarafından kısa bir süre önce yayınlanan bir araştırma çalışmasına atıfta bulunarak, sivil uçaklar üzerindeki bu tür çelişkili talimatların, ‘bölgedeki uçuşların güvenliğine zarar verebilecek’ sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Aynı çalışma, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Athalassa'da bulunan Hava Trafik Kontrol Merkezi tarafından kontrol edilen hava sahasında 2019 yılında meydana gelen 166 olay kaydettiğini belirtti. Çalışmada, olayların tam niteliğine dair bilgi verilmezken, 2016 ve 2018 yılları arasında yılda 250'den fazla ‘havacılık kazası’ meydana geldiğine işaret edildi.
CNN Türk bu yılın başlarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, üssün kalıcı olacağını ve İHA’ların sürekli olarak konuşlandırılacağını söylediğini aktardı.
 



Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
TT

Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)

ABD ve Çin arasındaki Panama Kanalı tartışması, Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketiyle ilgili verilen kararın ardından tekrar alevleniyor. 

Panama Yüksek Mahkemesi'nin sitesinde dün gece açıklanan kararda, CK Hutchison'ın liman sözleşmesinin "Anayasa'ya aykırı olduğu" hükme bağlandı.  

Çinli iş insanı Li Ka-shing'in sahibi olduğu şirket, kanalın her iki yakasında da tesise sahip. Balboa ve Cristobal adlı limanları işleten firma, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'in Panama Kanalı'nın kontrolünü ele geçirdiğini iddia etmesiyle başlayan diplomatik krizin ortasında kalmıştı. 

Buna çözüm olarak firma Panama Kanalı'nın iki yakasındaki stratejik limanlara ait hisselerini, Amerikan varlık yönetim şirketi BlackRock liderliğindeki konsorsiyuma 22,8 milyar dolar karşılığında satmayı 4 Mart'ta kabul etmişti.

Ancak Pekin, sert tepki gösterdiği satış işlemleri hakkında inceleme başlatmıştı. Ayrıca CK Hutchison Holdings'in limanlarla ilgili Panama yönetimine 300 milyon dolara yakın borcu olduğu da bildirilmişti.

New York Times (NYT) ve Wall Street Journal (WSJ), henüz tamamlanmayan anlaşmanın mahkeme kararından nasıl etkileneceğinin belirsiz olduğunu yazıyor. 

WSJ'nin analizinde, firmanın limanlardaki faaliyetlerini durdurmak zorunda kalabileceğine dikkat çekiliyor. Şirketin, Yüksek Mahkeme kararına itiraz hakkı yok ancak kararla ilgili çeşitli açıklamalar isteyerek lisans iptal sürecini uzatabilir. 

Panama yönetiminin, lisans iptalinin ardından yeni ihale süreci başlatılana kadar limanları yönetmesi için bir şirketi görevlendirebileceği belirtiliyor.

Panama Yüksek Mahkemesi'nin kararında "siyasi baskının önemli rol oynadığı" savunuluyor. Kararın "Başkan Trump için Batı Yarımküre'deki güvenlik hedeflerinde bir zafer kazandırdığı, Çin'in ise bölgedeki etkisini zayıflattığı" ifade ediliyor. 

ABD'nin 3 Ocak'ta Venezuela'ya düzenlediği baskında lider Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasıyla Çin'in halihazırda Latin Amerika'daki önemli bir müttefikini yitirdiği hatırlatılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a kara harekatı seçeneğini değerlendirdiği belirtiliyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, İran'a saldırı seçenekleri arasında Amerikan komandolarının ülkeye gönderilmesinin yer aldığını söylüyor. 

Bu plana göre özel harekatçılar, ABD'nin haziranda düzenlediği saldırıda hasar görmeyen nükleer tesislere saldırı düzenleyecek. 

NYT, Amerikan komandolarının İran ve benzeri hedef ülkelere girerek nükleer tesisleri veya diğer stratejik değere sahip hedefleri vurmak için uzun süredir özel eğitim aldığını yazıyor. 

Analizde "en riskli seçenek" diye nitelenen alternatifle ilgili Beyaz Saray'ın net bir karara varmadığı aktarılıyor. 

Trump, önceden İran'a kara saldırısı hakkında çekincelerini dile getirmiş, 1979 İslam Devrimi'nin ardından patlak veren rehine krizini hatırlatmıştı. 

ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'ni basan İranlılar, 52 Amerika vatandaşını 444 gün boyunca rehin tutmuştu. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, 1980'de Kartal Pençesi Operasyonu'nu başlatarak Delta Force birliklerini İran'a göndermiş, başarısız harekatta bir İranlı sivil ve 8 Amerikan askeri ölmüştü.

Trump, 11 Ocak'ta NYT'de yayımlanan söyleşisinde, Venezuela'ya düzenledikleri kara operasyonunun Carter'ın harekatı gibi başarısızlığa uğramadığını vurgulayarak övünmüştü. 

Amerikan gazetesinin analizine göre Pentagon'un Trump'a sunduğu seçenekler arasında, ülkedeki askeri ve güvenlik tesislerine saldırı düzenleyerek dini lider Ali Hamaney'in devrileceği koşulları oluşturmak da yer alıyor. 

İsrail ise hazirandaki saldırıların ardından İran'ın balistik füze programını büyük ölçüde yeniden inşa ettiğini savunuyor. Tel Aviv yönetimi, ABD'nin İran'a saldırması halinde Tahran'dan kuvvetli bir misilleme geleceğini düşünüyor. 

Bu nedenle İsrail'in, ABD'yle ortak operasyon düzenleyerek İran'ın balistik füze tesislerini vurmak istediği aktarılıyor.

Wall Street Journal'ın 28 Ocak'taki analizinde, Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtilmişti.

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal


Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
TT

Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)

Ukrayna ordusu, Rusya’ya karşı savaşacak asker bulmakta zorlanıyor. 

Wall Street Journal’ın analizinde, Ukrayna açısından bu yıl savaşın gidişatını belirleyecek en önemli unsurlar arasında insan gücünün yer aldığı belirtiliyor. 

Genç askerleri hızlı şekilde yetiştirip cepheye göndermek için tasarlanan "Sözleşme 18-24" programının, deneyimsiz kişileri tehlikeli savaş bölgelerine göndererek önemli kayıplara yol açtığına dikkat çekiliyor. 

18 yaşına girdiği gibi yoğun çatışmaların yaşandığı Pokrovsk cephesine gönderilen Kirilo Horbenko’nun ekimde ölmesi de buna örnek gösteriliyor. Genç asker sadece 6 ay görev yapabilmiş.

Program, genç askerlere yüksek maaş ve üniversite kontenjanı dahil çeşitli avantajlar sunarken, karşılığında 6 aylık askeri eğitim veriyor.

18 yaşındaki Vıyaçeslav Malets de ailesinin isteğine karşı gelerek geçen yıl Almanya'dan memleketi Ukrayna'ya dönüp savaşa girdi. Programa katılan ilk asker olan Malets, cephedeki hizmetlerinden dolayı Devlet Başkanı Volodimir Zelenski tarafından eylülde madalyayla ödüllendirildi.

Ancak genç savaşçı, bir ay sonra Pokrovsk cephesinde mayına basarak yaşamını yitirdi. 

Bu gelişmelerin ardından program, 18-24 yaşındaki gençleri cepheden uzaktaki drone operasyonu görevlerine yönlendirmeye başladı.

14 Ocak’ta göreve başlayan Savunma Bakanı Mihaylo Federov, bu pozisyondaki ilk açıklamasında insan gücü sıkıntısına dikkat çekmiş, 2 milyon Ukraynalının askerlikten kaçtığını söylemişti.

Ayrıca 200 binden fazla askerin firar ettiğini, bunun Ukrayna ordusunun beşte birine tekabül ettiğini vurgulamıştı. 

Ukrayna'nın cephe hatlarını düzenli olarak ziyaret eden ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden Rob Lee, şunları söylüyor: 

İnsan gücü, 2026’da Ukrayna'nın savaş alanında nasıl bir performans göstereceğini belirleyecek en önemli unsur. Bu, aynı zamanda Rusya'nın ne kadar ilerleyebileceğini de belirleyecek.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times