Türkiye’nin KKTC’deki İHA’larının Doğu Akdeniz denklemindeki yeri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)
TT

Türkiye’nin KKTC’deki İHA’larının Doğu Akdeniz denklemindeki yeri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti’nden (KKTC) havalanan Türk yapımı bir İHA. (AFP)

İnci Mecdi
Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, 16 Aralık 2019 tarihinde Türkiye’den kalkan ilk insansız hava aracının (İHA) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) Geçitkale (Lefkonuk) Havalimanı’na indiğini duyurdu. Söz konusu duyuru, Kıbrıs Adası kıyılarında büyük doğalgaz keşiflerinin ilan edilmesi ve bölge ülkeleri arasında doğalgazın çıkarılması ve ihracatında koordinasyon ve iş birliği yapılması amacıyla Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun kurulmasının ardından, Trablus’taki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile imzalanan iki mutabakat muhtırasından aylar sonra yapıldı.
Türkiye, geçtiğimiz iki yıl boyunca Kıbrıs adası kara sularını ihlal ederek efalarca kez Kıbrıs kıyılarında doğalgaz arama çalışmaları başlattı. Türkiye’nin bu adımları uluslararası toplumdan çok sayıda kınama açıklamasının yapılmasına yol açtı. Nüfusunun çoğunluğunu Kıbrıs Türklerinin oluşturduğu Kıbrıs adasının kuzey kesimi 1974 yılından bu yana Türkiye’nin hakimiyeti altında.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz temmuz ayında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) ziyaret etmiş ve Maraş’ın bir kısmının yeniden açıldığını duyurmuştu.
BM Güvenlik Konseyi (BMGK) 2019 yılında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) Maraş’ın yerel sakinleri dışındakilerin şehre yerleştirilmesi girişimlerinin ‘kabul edilemez’ olduğunu onaylayan bir karar yayınlamıştı.
Ancak Türkiye’nin Kıbrıs adasının kuzeyinde 47 yıldır devam eden varlığı, Ankara'nın Doğu Akdeniz’deki doğalgazdan pay alma çabaları için bir delik açmış gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019 yılının mayıs ayında Türkiye’nin Kıbrıs açıklarında doğalgaz arayan gemilerinin söz konusu çalışmaları KKTC’deki kardeşlerinin hakları için yaptıklarını söyledi.
Ayrıca Türkiye ile Libya arasında imzalanan Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakatı Muhtırası/Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, AB tarafından uluslararası hukukun ve BMGK kararlarının açıkça ihlali edilmesi olarak değerlendirildi. Söz konusu iddiaya konu olan iki mutabakat muhtırası da uluslararası arenada geniş çapta kınamalara yol açtı. Mutabakat muhtıraları, Türkiye'nin güney kıyılarından Libya'nın kuzeydoğu kıyılarına kadar uzanan bir ‘münhasır ekonomik bölgenin’ paylaşılmasını öngörüyor. Mutabakat muhtıralarına karşı çıkanlar, bunların yasa dışı olduğunu ve ticaret ile enerji akışlarını bozabileceğini öne sürüyor. NATO ve AB üyesi olan Yunanistan muhtıralar çerçevesinde belirlenen münhasır ekonomik bölgenin Girit Adası’na uzanan suları da kapsadığını öne sürerek bunun kendi toprak egemenliğinin ihlali olduğunu iddia ediyor.

Daha geniş saldırı kabiliyeti
Ankara, KKTC’de İHA’lar için de bir üs kurma yönünde adımlar atıyor. Bu durum, özellikle Kıbrıs Adası’nın bölgede sahip olduğu stratejik konum göz önüne alındığında bölge ülkeleri arasında tartışmalara neden oluyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Türkiye, müttefiklerinin önemli çatışmaları çözmesini sağlayan İHA teknolojisinde lider konumda bulunuyor. Söz konusu çatışmaların başında da Azerbaycan’ın geçtiğimiz yıl yaklaşık 44 gün süren ve Ermeni nüfusun yaşadığı yarı özerk bölge olan Dağlık Karabağ bölgesinin kontrolünü ele geçirdiği savaş geliyor. Azerbaycan’ın başarısının kaynağı Türkiye’nin temin ettiği İHA’lar oldu. Gözlemcilere göre Ermenistan’ın kullandığı Rus yapımı hava savunma sistemleri, başkent Erivan'daki kara kuvvetlerini Türk yapımı Bayraktar TB2 silahlı İHA’larından koruyamadı.
Bayraktar TB2 SİHA’ları, Türk savunma sanayisinde lider teçhizat haline gelirken Ukrayna, Katar, Azerbaycan, Polonya ve diğer ülkelere de satışları yapıldı. Bayraktar TB2 SİHA’larını geliştiren Baykar, İHA uzman bir şirket olarak ön plana çıkıyor. Şirket, kısa bir süre önce Akıncı TİHA’nın çift motorlu, 20 metre kanat açıklığına ve altı ton kalkış ağırlığına sahip yeni, daha gelişmiş bir versiyonunu duyurdu. Türk basınında yer alan haberlere göre Akıncı TİHA’nın yeni versiyonu 1,5 tonluk bir taşıma kapasitesine sahip ve 11 bin 594 metre irtifada uçabiliyor. Yeni Akıncı TİHA, 24 saat kesintisiz uçma özelliğiyle Türk havacılık tarihinde bir rekora imza attı.
Katar Üniversitesi İbn Haldun Beşeri ve Sosyal Bilimler Merkezi’nden Dr. Ali Hussain Bakir tarafından kaleme alınan, Londra merkezi Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) tarafından yayımlanan makaleye göre Türk yapımı İHA teknolojisi ve özellikle elektronik silah sistemi ‘Koral’, Türkiye'nin Ortadoğu ve Orta Asya'daki askeri savaşlarında belirleyici bir faktör konumunda. Makalede, Türk yapımı İHA’ların Suriye, Azerbaycan ve Libya'daki başarısının ardındaki gizli gücün Koral olduğu belirtildi.
Türkiye yıllardır İHA’larla PKK’ya operasyonlar gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz yıl Suriye'deki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin doğal bir uzantısı olarak görülen ve hem Türkiye hem de İran’daki Kürtleri için bir örnek teşkil eden Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde Türk yapımı bir SİHA ile gerçekleştirilen saldırıda iki Iraklı subay şoförleriyle birlikte öldürüldüler. PKK’nın yanı sıra Suriyeli ve İranlı müttefiklerinin mevzilerinin de SİHA’larla sürekli olarak bombalandığı belirtiliyor.

Türkiye'nin çapraz ateşinde
Gözlemciler, Türk ordusunun, düşman askerlerinin yerini tespit etmesini ve hava savunma teknolojisini bozmasını sağlayan İHA’ların üretiminde ilerleme kaydettiğini ve bu durumun Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Ege'de GKRY ve Yunanistan ile yaşadığı anlaşmazlıklarda önemli kartlara sahip olabileceği görüşündeler. Ancak KKTC’de Türkiye’nin İHA’ları için bir üssün olması, bölgeyi Türk istihbaratı açısından da önemli bir konuma getiriyor. Türkiye’nin Etiyopya ve Somali'ye İHA satışının da denklemlere etkisine dikkat çekiliyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, ağustos ayı başlarında bir Türk televizyon kanalına verdiği röportajda, Bayraktar TB2 SİHA’larının KKTC’de anavatan Türkiye'deki üslerden çok daha hızlı hareket edebilecekleri konusunda övgüde bulundu. Tatar, SİHA’ların bölgeyi denetlemek amacıyla kullanılabileceğini belirtti.
ABD merkezli güvenlik araştırma kuruluşu Amerikan Girişimcilik Enstitüsü (American Enterprise Institute – AEI) yazarı Michael Rubin, KKTC’de gelişmiş Türk askeri silahlarının olmasının, Ankara’nın Doğu Akdeniz ülkelerini askeri kabiliyetleri kapsamına alacağını söyledi.
Daha önce Türkiye’nin KKTC’deki İHA üssüyle ilgili olarak ABD merkezli AP’ye açıklamalarda bulunan Mısırlı bir diplomat, söz konusu hamleyi Ankara'nın uluslararası toplumdan ‘sert tepkiler’ verilen bir dizi adımın parçası olarak nitelendirdi. Mısırlı diplomat ayrıc üssün KKTC, Libya ve Akdeniz'deki atılan diğer adımlara birlikte daha fazla endişeye neden olacağını öne sürdü.
GKRY Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides, kısa bir süre önce düzenlediği bir basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın KKTC’deki İHA üssü ile ilgili açıklamasının ‘Türkiye'nin Osmanlı politikasına ve Ankara'nın dış politikasının askerileşmesine’ bir örnek olduğu iddiasında bulundu. Christodoulides, açıklamasında, “İHA üssünü kurmanın temel nedeni Ortadoğu'yu, İsrail'i ve Mısır'ı kontrol etmektir. Asıl amaç KKTC değil. Çünkü adadaki durumu izlemek için KKTC’de bir İHA üssüne ihtiyacınız duymazsınız” dedi.
Gözlemciler, bölgedeki çatışma alanlarında ve önümüzdeki yıllarda bölgesel çatışmalarda Türkiye’nin hava kontrolünün sonuçlarını takibe aldılar. ABD Başkanı Joe Biden yönetimine GKRY’e Patriot füze savunma sistemi ve uçaksavar teknolojisi temin edilmesini tavsiye ediyorlar. AEI yazarı Rubin, bölgede başarılı olacak tek stratejinin Washington'ın Türkiye'nin bu tutum nedeniyle çok şey kaybedeceğini kanıtlaması olduğunu öne sürdü.

Sivil havacılığın güvenliğine yönelik riskler
Türkiye’nin KKTC’deki yeni İHA üssünün etkileri bu kadarla da  sınırlı değil. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre, Washington merkezli Uluslararası Uçuş Güvenliği Vakfı'na bağlı bir sivil toplum kuruluşu (STK) olan FSF-Med Türkiye’nin KKTC’deki İHA üssünün, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Adası çevresindeki sivil hava sahasını da etkileyebileceğini savundu.
FSF-Med, Eylül ayı ortalarında yaptığı bir uyarıda şu iddialarda bulundu:
“Geçitkale’deki Türk hava üssünün planlanan modernizasyonu, Türkiye ve GKRY’nin havacılık otoriteleri arasındaki yıllardır havacılık alanında süren gerilimi, iletişimi ve koordinasyon sorununu başka bir safhaya taşıyabilir. Türk askeri uçaklarının, GKRY yetkilileriyle uçuş planlarını paylaşmaması ve sivil uçaklara yakın uçabilmesi nedeniyle gerilim riski artıyor.”
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), uluslararası ve Avrupa’daki havacılık güvenliği yetkililerine İHA üssünün oluşturduğu artan risklerle ilgili endişelerini dile getirmeleri için baskı yapacağını bildirdi. ICAO, herhangi bir olay yaşanması durumunda sorumluluğun ihlallerini durdurmaya yönelik adım atmayanlarda olacağını vurguladı.
Uluslararası Pilotlar Birliği Federasyonu (IFALPA), geçtiğimiz günlerde, Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) tarafından kısa bir süre önce yayınlanan bir araştırma çalışmasına atıfta bulunarak, sivil uçaklar üzerindeki bu tür çelişkili talimatların, ‘bölgedeki uçuşların güvenliğine zarar verebilecek’ sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Aynı çalışma, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Athalassa'da bulunan Hava Trafik Kontrol Merkezi tarafından kontrol edilen hava sahasında 2019 yılında meydana gelen 166 olay kaydettiğini belirtti. Çalışmada, olayların tam niteliğine dair bilgi verilmezken, 2016 ve 2018 yılları arasında yılda 250'den fazla ‘havacılık kazası’ meydana geldiğine işaret edildi.
CNN Türk bu yılın başlarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, üssün kalıcı olacağını ve İHA’ların sürekli olarak konuşlandırılacağını söylediğini aktardı.
 



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.