Barzani yeni Irak Hükümeti görüşmelerinde Kürtleri birleştirebilecek mi?

Paylaşım mekanizmasına dair bir tutarsızlığın ortasında pozisyonlar için yakın bir mücadele

Barzani’nin partisi 2 koltuk elde ederek kazanç elde ederken, Kerkük vilayetindeki pozisyonlar çatışmanın bir parçası oldu (Reuters)
Barzani’nin partisi 2 koltuk elde ederek kazanç elde ederken, Kerkük vilayetindeki pozisyonlar çatışmanın bir parçası oldu (Reuters)
TT

Barzani yeni Irak Hükümeti görüşmelerinde Kürtleri birleştirebilecek mi?

Barzani’nin partisi 2 koltuk elde ederek kazanç elde ederken, Kerkük vilayetindeki pozisyonlar çatışmanın bir parçası oldu (Reuters)
Barzani’nin partisi 2 koltuk elde ederek kazanç elde ederken, Kerkük vilayetindeki pozisyonlar çatışmanın bir parçası oldu (Reuters)

Basim Fransis
Kürt siyasiler, yeni Irak hükümetini kurmak için Sünni ve Şii güçlerle ‘maraton’ müzakerelerine girmeden önce kendi aralarında ittifak istişareleri yapıyor. Kürdistan özerk bölgesindeki iki iktidar partisi arasında koltuk farkının açılmasıyla pekişen pozisyon paylaşımında ‘çoğunluk’ ve ‘uzlaşı’ formüllerinde beklenen anlaşmazlıklar devam ediyor.
Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), 33 koltukla en yakın rakibine büyük fark atarak bölgede birinci olurken onu, 16 koltukla geleneksel rakibi eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin geçmişte lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) takip etti. İş insanı Şasvar Abdulvahid liderliğindeki Yeni Nesil Hareketi 9 koltukla üçüncü, Kürdistan İslami Birlik (Yekgırtu) Partisi 4 koltukla dördüncü oldu. Ayrıca İslamcı çizgideki Adalet Toplumu tek koltuk ele ederken, Kürt güçlerin toplam koltuk sayısı 63 sandalyeye ulaştı. 

İlk istişareler
KDP yetkilileri, KYB ve Yekgırtu partilerindeki yetkililerle görüşmelerinin ardından yaptıkları açıklamada, “Anlık diyaloglar rutin toplantılardan öteye geçmeyecek. Daha sonra gerçekleşmesini umduğumuz siyasi görüşmelere de girmeyeceğiz” dedi.
KDP müzakerecileri “tüm güçlerle temas halinde olduklarını ve seçeneklerini belirli bir kategoriye göre sınırlamadıklarını” ifade etti. Müzakereciler, “İki partinin liderlerinin yaptığı açıklamalar, Kürtlerin çıkarına olan stratejik konularda tutumlarının birliğini gösteriyor. Ama buna rağmen özellikle de KYB’nin KDP ile eski dönemden bir hak olarak talep ettiği Cumhurbaşkanlığı makamına dair, eski oturumdaki seçimlerin tekrarında federal pozisyonları paylaşma hususunda bir bölünme ile karşılaşılabilir. Zira Barzani’nin partisi önceki mekanizmayı reddederken, denklemi ‘temsili ağırlık’ kriterine göre yeniden formüle etmeye bağlı” şeklinde konuştu.
KDP, KYB’nin 3 koltuğuna ve muhalif Yeni Nesil Hareketi’nin 1 koltuğuna kıyasla 2 koltuk alarak ilk kez kazanımlar elde ederken, Kerkük vilayetindeki pozisyonlar da çatışmanın bir parçası. KYB ve Yeni Nesil Hareketi, vilayete tahsis edilen 12 koltuktan 6’sını elde eden Arap ve Türkmen güçlerin muhalefeti karşısında ek engellerle karşılaşacaklar.
KDP Sözcüsü Mahmud Muhammed ise KYB liderleriyle Süleymaniye’de gerçekleştirdiği görüşme sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Belki seçim kampanyası sırasında iki partimiz arasında bazı görüş alışverişleri oldu ama aramızda hiçbir anlaşmazlık yok” dedi. Muhammed, “Cumhurbaşkanlığı makamının Federasyona veya diğerlerine ait olduğu söylenemez ve biz sadece gerçek ortaklığı görüştük. Pozisyonlara dokunmadık” şeklinde konuştu.
KDP Heyeti, seçim sonuçlarında eli boş dönen ‘Değişim’ hareketinin liderleriyle de bir araya geldi. Parti lideri Ömer Seyyid Ali, sonuçların açıklanmasının ardından liderliğin tüm üyeleriyle birlikte istifasını açıkladıktan toplantıya katılmadı.

Önce Kürt çıkarı
KDP’nin, müzakerelerinde çoğunluk kriterini esas alıp almayacağını belirlemek için, Barzani’nin danışmanı Mesud Haydar, Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı açıklamasında “Önceliğimiz, Irak devletinin yönetimi, politikaların oluşturulması ve 140. maddenin (Erbil ile Bağdat arasındaki anlaşmazlık alanları) uygulanması açısından Kürdistan halkının anayasal haklarının güvence altına alınmasıdır. Ülkenin, öncekilerden tamamen farklı, anayasa ihlallerine ve kararlarda tekliklere tanık olduğumuz bir sahne çizmesi gerekiyor. Bu önemli bir noktadır” açıklamasında bulundu. Haydar, “Pozisyonların ve diğer ayrıntıların ele alınması; federal devletin yönetimine ilişkin net bir yol haritası üzerinde anlaşmaya varıldıktan ve ortaklık, denge ve uzlaşmanın ilke ve temellerinin vurgulanmasından sonra gelecektir” şeklinde konuştu.
Yeni Irak hükümetinin kurulmasına yönelik istişarelerin fiilen başlamasından önce Kürt güçler arasındaki görüşmelerin sonuçları, ‘anayasada öngörülen ve cumhuriyet kararnamesi ile görevlendirilen en büyük parlamenter bloğun özelliklerini belirlemeyi’ amaçlayan Şii mevkidaşları arasındaki anlayışların sonuçları netleşene kadar askıya alındı. 2005 yılındaki ilk seçimlerin yapılmasından bu yana Irak’ta hüküm süren siyasi gelenek, Şiilerin başbakanlığı, Sünnilerin meclis başkanlığını ve Kürtlerin cumhurbaşkanlığını üstlenmesini gerektiriyor.
Bu bağlamda Mesud Haydar, parlamenter ağırlığın Kürt Meclisi içindeki müzakerelerde belirleyici bir rol oynayacağını belirtti. Haydar, “Mesud Barzani ve parti liderlerinden, Kürt müzakere kağıdını desteklemek için mecliste koltuk alamamış olanlar da dahil olmak üzere Kürt güçlerinden oluşan bir grup veya ittifak oluşturulması yönünde bir talep var” dedi. Mesud Haydar, “Partimiz Kürdistan kuvvetlerinin koltuklarının yüzde 52’sinden fazlasını temsil ediyor. Buna rağmen bölgenin anayasal hakları için birleşeceğiz. Bölgedeki Kürtlerin ve bileşenlerinin haklarını da savunuyoruz. Aynı durum Şii ve Sünni vatandaşlar için de geçerlidir” ifadelerini kullandı.
KYB liderleri de daha önce partinin konumunun ve rolünün meclisteki koltuklara göre değil, tarihi ve askeri rolüne göre belirlendiğini ifade etmişti. KYB’ye bağlı medya organları, KDP’nin Kerkük’ü siyasi anlaşmaları kapsamına sokmaya yönelik herhangi bir girişimi karşısında durduklarını söylerken, “Bu, kırmızı çizgi olarak kabul ediliyor. Siyasi kazanımlar elde etmek için pazarlıklara konu edilmesini bir daha kabul etmeyeceğiz” şeklinde konuştu.
Bu tavır karşısında Haydar, “Tüm siyasi süreç uzlaşmalara dayalıdır. Kürt siyaseti içinde de uzlaşma gereklidir. Sonuçta herkes bölge halkını koltuğuna göre temsil edecektir. Cumhurbaşkanlığı makamı başta olmak üzere makamların paylaşımı ise, hâkim siyasi geleneklere göre, Kürtlerin hakkıdır ve aynı zamanda uzlaşmaya tabidir. Ancak birlikteki kardeşlerin payından olması şart değildir, kimsenin tekelinde de değildir. Kürt bloklarıyla anlaştıktan sonra pozisyon için kimin Kürtlerin adayı olacağına Başkan Barzani karar verecektir. Kürtler vilayet düzeyinde parlamenter temsilde çoğunluğa sahip ve buradaki en önemli şey istikrarı sağlamak. Arapların, Türkmenlerin ve Hristiyanların olduğu kadar Kürtlerin de haklarını savunacağız. Bu bir Kürt şehridir, ancak çok çeşitli bir renk tonuna sahiptir” dedi.

Zayıf ve güçlü yönler
KYB’nin iki lideri olan Molla Bahtiyar ve Latif Raşid de dahil olmak üzere iki ana partinin cumhurbaşkanlığını devralması için önerilmesi beklenen isimler medyaya yansıdı. KDP’den sunulan isimler ise mevcut Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, eski Maliye Bakanı Hoşyar Zebari ve Azad Barvari.
KDP’nin kendi koşullarını ne ölçüde empoze edebildiğine ilişkin olarak Kürt siyasi analist Mesud Abdulhalık, “Mevki paylaşımında çoğunluk ilkesinin dayatılmasında Barzani’nin partisinin çıkarına olan noktalar var ve etkili görünen diğer noktalar, bu çabanın karşısında KYB’nin lehine duruyor” şeklinde konuştu. Abdulhalık, “Güçlü yönleri, parlamenter üstünlüğe ek olarak, Lahor, Yekgırtu Eş Başkanı Şeyh Cengi’nin, mevkidaşı ve amcasının oğlu Bafel Talabani lehine sahneden uzaklaştırılmasında yatmaktadır. Aksi takdirde bugün farklı sonuçlara ve partinin toplam seçmen oylarında düşüşe tanık olurduk” ifadelerini kullandı.
Ancak Abdulhalık, zayıf noktaların Barzani’nin partisinin ‘çoğunluk ilkesini kendi istediği şekilde takip etme’ çabalarını engellemede en etkili olduğunu belirtti. Siyasi analist, “Irak düzeyinde, bölgesel ve uluslararası düzeylerde KDP’nin konumu geçmişe göre daha zayıf görünüyor. Koltuk sayısının arttığı doğru. Ama önceki seçimlere göre 300 binden fazla oy kaybetti. Değişim Hareketi, Adalet Toplumu ve Yekgırtu gibi seçimlerde kaybeden partiler de var. Onlar da bu başarısızlığın sebeplerini      KDP’ye bağlıyorlar. Bu durum, Barzani’nin çabalarıyla uyumlu değil. Bunlar, KYB’nin güçlü yönleridir” değerlendirmesinde bulundu.

Stratejik anlaşma
Mesud Abdulhalık, “Anlaşmazlıklar, gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi, koltuk sayısına göre çözülür. Çünkü iki taraf, bölgedeki idari bölümün kurulduğu uzlaşıya dayalı bir stratejik anlaşmaya bağlıdır. Öyle ki Yekgırtu lideri Molla Bahtiyar, daha önce partinin nüfuz kriterinin parlamenter ağırlıkta değil, siyasi, askeri ve tarihi ağırlığında olduğunu vurgulamıştı” dedi. Yekgırtu düzeyinde ise Abdulhalık, “Genel olarak koltuk sayısını korumasına rağmen seçmen sayısı da önemli ölçüde azaldı. KDP rakibine göre bu sayı artarken, Kerkük düzeyinde azaldı. Belki KDP, Kerkük vilayeti ve cumhurbaşkanlığı pozisyonları arasında pazarlık yapmaya çalışacak. Ancak daha önceki anlayışların kökeninde, Cumhurbaşkanının konumu, bölge başkanının konumuna tekabül ediyor. İki partinin vilayet pozisyonuna bir Kürt adayı dayatmak için yeniden çakışması beklenirken, tartışmaların, itme ve çekme girişimlerinin kısa bir zaman almayacağına şüphe yok” şeklinde konuştu.

Muhalif güçler
Bölge parlamentosunda 9 koltuklu muhalif Yeni Nesil Hareketi, hareketin yeni hükümete katılabileceğini reddetti. “Bağdat’ta herhangi bir pozisyon istemiyoruz” diyen Hareket, halkın taleplerinin istişarelerin temeli olduğunu söyledi. Hareket, tepkisini birkaç ön koşulla Kürt pozisyonunun birliğine bağlarken, bu koşulları da ‘bölgede parlamento ve il seçimlerinin yapılması için tarihin belirlenmesi, bağımsız bir seçim komisyonunun oluşturulması, mevcut Yargı Konseyi’nin partizan kotalarından uzaklaştırılarak seçilmiş bir komisyonla değiştirilmesi ve tutuklu politikacıların, aktivistlerin ve gazetecilerin serbest bırakılması’ olarak sıraladı. Hareket ayrıca, “Bağdat’ta pozisyon kavgası yapmak yerine, Bağdat’la anlaşmazlığa düşen bölgeler restore edilmeli, Peşmerge sorunu çözülmeli ve bölgenin federal bütçedeki payı sabitlenmelidir” ifadelerini kullandı.
Aynı şekilde 4 koltuklu Yekgırtu, Kürt siyasetinin birleştirilmesine ilişkin içeriğini açıklamadığı şartlar ortaya koyarken, diğer yandan da Irak hükümetine katılma arzusunu dile getirdi. Ancak İslamcı çizgideki Adalet Toplumu, hükümete katılmayı reddederek, sözcü Muhammed Hakim ise “Herhangi bir diyaloğa veya ittifaka katılmayacağız” dedi.
Ağırlıklar, Kürtler arasındaki ön anlaşmaların varlığına ve Sünnileri (43 koltuk) temsil eden eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi ve Şii Sadr Hareketi (73 koltuk) liderliğindeki bir ittifaktan yana. Kanun Devleti lideri eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin geri dönme olasılığı ve Sadr hareketiyle çatışan Şii güçlerin desteğiyle Sadrcıları aşabilecek kazanımlar elde etmesi durumunda ön plana çıkabileceği hakkında ise bir beklenti hali mevcut. Öyle ki bağımsızların yanı sıra Kürtler ve Sünni partilerin önünde 73 sandalyeye ulaşabilmesi mümkün.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.